Aziz Sancar rüzgârı, Türkiye’de meyve verir mi?

Öne Çıkanlar Toplum
Aziz Sancar rüzgârı, Türkiye’de meyve verir mi?

Prof. Dr. Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü’nü aldıktan sonra ikinci kez Türkiye’ye geldi. İzmir’den Konya’ya, Ankara’dan İstanbul’a her gün bir veya daha fazla kurumda konferanslar verdi, bilim çevreleri ve öğrencilerle buluştu. Nobel Ödülü’nü 19 Mayıs günü düzenlenen törenle Anıtkabir’e, ona göre asli sahibine Atatürk’e teslim etti. Basında yüzlerce habere konu oldu, söyleşileri yayınlandı. Bilimsel çalışmalarıyla ilgili konferanslar verdi. İzmir’de Dokuz Eylül’de konferans salonuna adı verildi, onur günü düzenlendi. Konya’da Bilim Merkezi’nde konferans verdi. Hacettepe’de büstü açıldı, onur nişanı verildi. Bilkent, İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, İstanbul Üniversitesi ve çeşitli liselerde düzenlenen etkinliklere katıldı.

Bu Türkiye’nin alışık olmadığı bir rüzgârdı. Aziz Sancar’ın da başlangıçta düşünmediği kadar geniş bir boyut kazandı. Belki de yalnızca Nobel Ödülü’nü çok sevdiği Atatürk’e teslim edip sessizce laboratuvarına dönmeyi planlamıştı. Alçakgönüllülüğünü yansıtan konuşmalardan birinde bunun ipuçları vardı. Kim bilir belki de hiçbir Nobel ödül sahibi ülkesinde böylesi bir deneyim yaşamamıştı.

Çalışkanlık, vatanseverlik, alçakgönüllü ve vefalı olmak

Bütün konuşmalarında ortak başlıklar dikkat çekti. “Ben üstün zekalı değilim, çalışkanım” derken bilimsel çalışmanın sonuç alması için zekanın yetmediğini vurguluyordu. Aslında büyük Atatürk’ün “Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız var, çalışkan olmak” derken altını çizdiği konuyu tekrarlıyordu.

Vatanseverlik, öne çıkan ikinci bir özellik oldu. Başarılı olmak isteyen gençlere hedef gösterdi: “… başarılı olmak, Nobel almak değildir. Başarılı olmak ailenize, memleketinize, vatanınıza, insanlığa hizmet etmek demektir." diye konuştu. Cumhuriyet’in, Köy Enstitülerinin, Atatürk’ün eseri olarak yetiştiğini ve bulunduğu yere geldiğini hep hatırlattı.

Alçakgönüllü tavrı da örnekti. Bilgisinin sınırları olduğuna, Nobel Ödülü almasının dahi olduğunu göstermeyeceğine, hocalarından çok şey öğrendiğine dikkat çekti.

Vefa duygusuna sahip olduğunu gösterdi. Bu konuma gelişinde ülkesine, Cumhuriyet’e, onu yetiştiren öğretmenlere, İstanbul Üniversitesi’ne, orada eğitim aldığı Nazilerden kaçıp gelen göçmen Alman hocalara, ailesine borçlu olduğunu ısrarla dile getirdi. Nobel sertifikalarından birini mezun olduğu İstanbul Üniversitesi’ne teslim etti.

Kızların okuması gerektiğini konuşmalarında vurguladı. Nobel Ödülü olarak verilen parayı da bu amaçla kullanacağını açıkladı. İslamiyet dünyasından Nobel Ödülü alan sayılı kişilerden biri olarak bir anlayış değişikliğinin gerekli olduğunu hatırlattı. İlerlemiş ülkeler düzeyine çıkmak için daha fazla beklememek gerektiğini söyledi.

Nobel Ödülü’nü, değerini en iyi anlayacak devlet adamına teslim etti

Öncelikle Türk Üniversiteleri ve eğitim kurumlarının Aziz Sancar’ı sahiplenmelerinin çok doğru olduğunu vurgulamak gerekir. Aynı şekilde Aziz Sancar’ın da laboratuvarı ve deneysel çalışmalarında elde ettiği sonuçlar ve ABD’ye gelen yurttaşlarına verdiği önemli katkıların yanında ülkesinde bilimsel iklimi yaygınlaştırmaya zaman ayırması ve görev edinmesi de çok isabetli oldu. Bu arada Türkiye’nin ve bilim çevrelerinin Aziz Sancar’ı daha Nobel Ödülü almadan önce tanıması ve benimsemesinde sevgili Orhan Bursalı ile Bilim ve Teknoloji Dergisi’nin önemli bir işlevi olduğunu da “ Sezar’ın hakkı Sezar’a” diyerek teslim etmeliyiz. Geçtiğimiz hafta yayınlanan “Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü” başlıklı kitap, bu işlevin devamı olarak övgüye değer.

Yine, Nobel Ödülü’nü Anıtkabir’e götürüp Atatürk’e teslim etmesinin çok güzel ve heyecan verici bir tavır olduğunu belirtmeliyiz. Gönül isterdi ki, çok anlamlı bir günde, 19 Mayıs’ta gerçekleşen bu tarihi ana binlerce öğretim elemanı ve öğrenciler de tanıklık etsin.

Büyük Atatürk hayatta olsaydı, ulusun bir ferdinin bilim alanında eriştiği bu önemli başarıdan kuşkusuz çok büyük bir sevinç ve kıvanç duyardı. Bu ödülün değerini en iyi anlayabilecek siyasi lider ve devlet adamlarından biriydi. Aziz Sancar, O’nun gösterdiği yolda ilerlemiş ve önemli bir zirveye ulaşmıştı.

Aziz Sancar “rol model olabilir mi?”

Aziz Sancar HBT’de geçen hafta yazıldığı gibi bir “rol model olabilir mi?” Yoksa bu üstün çabası, gelip geçen bir bahar rüzgârı mı olacak? Türkiye Nobel Ödüllü bir bilim insanı çıkarmış olmanın ivmesinden yararlanabilir mi?

İlk yapılması gereken, Aziz Sancar ile Türk bilim dünyası arasındaki köprünün sağlamlaştırılması ve kalıcı hale getirilmesidir. Aziz Sancar’ın üniversite üniversite gezerek vurguladığı bilimsel yöntemi, Türk gençlerine ve öğrencilerine sürekli hatırlatacak araçlar oluşturmakta yarar var. Bunlardan biri de Aziz Sancar adına oluşturulacak bir Nobel Müzesi olabilir. Müzeyi ziyaret edenler, hem Nobel’in öyküsünü, hem de ona giden yoldaki aşamaları ve bilimsel yaklaşımı kavrayabilir.

Her yıl Aziz Sancar adına düzenlenecek bir ulusal kongrede lise ve üniversite düzeyinde yapılan araştırmalar tartışılabilir, ödüllendirilebilir. Kongre, üniversitelerin işbirliğiyle veya dönüşümlü evsahipliğiyle gerçekleştirilebilir. Aziz Sancar’ın bu kongreye bizzat katılması Nobel ateşinin küllenmesini önleyebilir.

İklim değişikliği, halkın kararına bağlı

Yeter mi, tabii ki yetmez! Bilim dünyamızın ve üniversitelerin yapısal sorunlarına çözüm bulamadıkça Aziz Sancar rüzgârının yaydığı tohumlar kolay kolay meyveye dönüşmez. Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar bir zihniyet devrimine gerek duyduğumuz ortada. Eğitimin Birliği Yasası’nın delik deşik olduğu, sorgulayıcı, araştırmacı bir öğretim modeli yerine biat kültürünün ve davranışının eğitimde temel alındığı okullarda kalıplanan gençlerden yeni Aziz Sancarlar yetiştirmek kolay değil.

Yine de bilimsel anlayıştan uzak ve çorak iklimde kabuğunu kırmakta ısrarlı gençleri, “Aziz Sancar gibi olmak” hedefi, ihmal edilemeyecek ölçüde yüreklendirebilir.

Bilim ve eğitim politikalarında Cumhuriyet’in ve aydınlanma devrimimizin getirdiklerini yıkmayı hedefleyen bir yönetim işbaşında. “90 yıllık Cumhuriyet” ile hesaplaşmaya koşullanmış günümüz iktidarı, ülkeyi tam ters yolda hızla sürüklemeye çalışıyor. İklim değişikliği ise, aslında Aziz Sancar’ın konuşmalarında önemini vurguladığı Cumhuriyet üniversitelerine dönüşle mümkün. Ama bu gerçekleşene kadar Türk üniversitelerinin, bilim insanlarının, bilimle ilgilenen çevrelerin ellerinden geleni yapmaları beklenir. Aziz Sancar da iki haftada Türkiye’de, yılın geri kalanında da ABD’de bunu yapmaya çalışıyor. Yani, elinden geleni.

Gerisi biraz da bu ülkenin yurttaşlarına kalmış. Bilimin yol göstericiliğini istiyorlar mı, istemiyorlar mı? Nobel ödüllü bilim insanlarımız çoğalsın mı, çoğalmasın mı?

Prof. Dr. Kürşat Yıldız, TÜMÖD İstanbul Şubesi Başkanı / kursatyildiz2010@hotmail.com