Robot anatomisi: Sentetik biyoloji

Edip Emil Öymen
Robot anatomisi: Sentetik biyoloji

Florida’nın Tampa şehrindeki SynDaver şirketinde sentetik biyolojik model yapıyorlar. Kadavra, ceset şeklinde: Polimerden, katmanlı/eklemeli 3 boyutlu baskıyla, sert veya jöle gibi her türlü materyali üreterek.

Otopsi masasında “yatan” sentetik anatomik bedende neler var: Göz var. Merceği, ışığa duyarlı. Daralıp genişliyor... Akciğer var: Masanın altındaki bir düzenek, akciğere hava üflüyor. Göğüs, nefes alır gibi inip kalkıyor... Kaslar, tendonlar, kıkırdak dokusu var: Bunların hepsi, elektrikle uyarılınca kasılıyor, gevşiyor. Gerçek yaşamdaki gibi... Eklemler var: İnsanlardaki 600 kas, 206 kemikten hangilerine bağlıysa aynen yapılmış... Kan damar dolaşım sistemi, iç organlar var: Her bedende 15.2 metre kan damarı, ayrıca kalp kapakçıkları, valfler. Ve tabii: Kalp var. Masadaki bir başka düzenek, kalbi “çalıştırıyor.” Bir başkası, kalpten ve dolaşım sisteminden geçecek sıvıları vücut sıcaklığına göre ayarlıyor. Bu sentetik bedene, kablosuz internetle (WiFi) kumanda etmek mümkün. Böylece, bedeni “şoka sokmak” hatta “öldürmek” de mümkün. Ya da sadece hastalık yaratmakla yetinebilirler: Pankreasta bir tümör mesela. Ama henüz beyin yok.

Düşünüyorum o halde varım?

SynDaver bilimcileri, sentetik “insanı” günün birinde yürütür de... Robotların yürüyüşü, atlayıp sıçraması gittikçe daha ince ayar hale geliyor. Ama beyin işi zor. Çünkü beyin, sadece “beyin” değil: Bilinç, anı, kimlik, duygu, dil gibi insana özgü nitelikler gerekli.

Bir robot, insana ne kadar benzeyebilir? En alışkın olduğumuz robot, insan davranışına tepki vereni: Satranç üstadı Gary Kasparov’u yenen IBM Deep Blue gibi. Ya da Go Şampiyonası’nda insanı yenen AlphaGo gibi. Bunlar, fabrikalarda vida sıkan, 7/24 durmadan çalışan, asla hasta olmayan, tatile çıkmayan, yakınmayan, sıkılmayan, robot ordusunun daha ince ayar gelişmiş arkadaşları.

Daha üst düzeydekiler, otonom araçları sürenler, Alexa vb sesli komuta yanıt verenler. Bunların daha üst düzeyinde insani duyguları “anlayan” ve ona göre davranmayı bilen –şimdilik sadece- Hollywood senaryosu ürünleri var. En eskileri, tam 50 yıl önce dünyanın seyrettiği Yıldız Savaşları’ndaki R2-D2 örneğin... Ve tabii ki “düşünüyorum, o halde varım” diyebilen, insanın aynısı robotlar ki, bunlar da henüz hayal düzeyinde. Ekranlarda çok sükse yapan “Ex Machina”daki Ava (Alicia Vikander), “Blade Runner”daki Rick Deckard (Harrison Ford) ve Ajan K (Ryan Gosling) bir gün gerçekleşebilir. Ama o gün henüz uzak.

“Blade Runner” 2019 ve 2049

Geçen hafta “ABD ile aynı gün” bizde de vizyona giren “Blade Runner 2049”, 35 yıl aradan sonra, ilk orijinal “Blade Runner 2019”un devamı gibi. Her ikisinde de ana karakterler: Robotlar. Ama “insandan daha insanlar.” Sadece farkları, yapay ve sentetik oldukları için daha verimli, daha dayanıklı, daha odaklılar. Filmin yapıldığı 1982’de, kişisel bilgisayar yokken, dijital oyuncaklar sadece Hollywood senaryosuyken, internet bilinmezken, robotlar da sadece rutin işleri henüz yapmaya başlamışken, 35 yıl sonrasını hayal eden ilk “Blade Runner” soğuk karşılanmıştı. İnsanlar, o filmde gösterilen karanlık, felaket, berbat dünyayı henüz hayal edemiyordu. Robotların insana “benzeyeceğini de...” Film, sinemada değil, film kulüplerinde hayat buldu. Yönetmeni Ridley Scott, sihirbaz gibi bir sanatçı olduğunu başka filmleriyle de gösterdi. Filmin şimdiki yeni şekli ise kimseyi şaşırtmadı: Çünkü küresel ısınma, çevre yıkımı, gelir ve fırsat eşitsizliğinin hep artması, insanlığı sentetik bir yaşam mahkumiyetinin beklemesi, kontrolsüz ve yasa dışı mega-şehirleşme gibi sorunların hepsini kurcalıyor. 1982’deki itirazlar, 2017’de yok. Çünkü bilginin, sınırları, saat dilimlerini aştığı şu dönemde, dünyanın “halini” bilmeyen kalmadı. Anlamak istemeyen var, ama bilmeyen yok.

Yeni filmin postmodern bir trajedi, metafizik düzeyde bir öte-dünya görselliğiyle bezeli  prodüksiyon tasarımı ve görüntü yönetmenliğiyle yenilikçi bir çağdaş sanat eseri olduğunu eklemek gerekiyor son cümle olarak.

Edip Emil Öymen

*Bu yazı 13.10.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.

Edip Emil Öymen