<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>açlık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/aclik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/aclik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Mar 2020 13:44:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 13:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac Newton]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=17902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün! Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner Newton: Keşiflerini karantinada yaptı Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel Fareler de empati yapabiliyormuş Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu Bebeklerde bile gramer algısı var Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız? Darwin bir kez daha doğrulandı İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-17903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-856x1024.jpg 856w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün!<br />
Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer<br />
Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban<br />
Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem<br />
Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan<br />
COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız<br />
Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos<br />
Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı<br />
Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz<br />
Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası<br />
Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Newton: Keşiflerini karantinada yaptı<br />
Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı<br />
Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin<br />
Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım<br />
İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel<br />
Fareler de empati yapabiliyormuş<br />
Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış<br />
Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi<br />
Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu<br />
Bebeklerde bile gramer algısı var<br />
Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor<br />
Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden<br />
Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri<br />
Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız?<br />
Darwin bir kez daha doğrulandı<br />
İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Neden sürekli açım?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 12:58:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[tokluk]]></category>
		<category><![CDATA[yiyecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doymak bilmeyen açlığınızın nedeni alışkanlıklarınız, çevreniz, beslenme düzeniyle ilgili seçimleriniz olabilir. Yetersiz uyku ve aşırı gerginlik açlık duygusu yaratabilir. Televizyon izlemek de benzer bir etki yaratabilir. Hormonlarınız, duygu durumunuz ve yanlış boyutta bir çatal bile acıkmanıza neden olabilir. Cornell Üniversitesi Besin&#38;Marka Laboratuvarı araştırmacılarından Aner Tal&#8217;e göre açlık, yalnızca fiziksel gereksinimlerin karşılanması amacıyla yemek yeme gereği duyulmasıyla sınırlı bir kavram değil. Açlık duygusunu etkileyen çok sayıda başka ruhsal, dirimsel ve çevresel unsurlar var. Kişinin yemek yemekle ilgili alışkanlıklarının bu unsurların en başında geldiğine dikkat çeken Tal, “Her gün saat 2’de öğle yemeği yemek gibi bir alışkanlığınız varsa, günün bu saatinde yiyeceğe biyolojik bağlamda gereksinim duymasanız da yemek istersiniz. Sürekli yemek yerseniz, bedeniniz yavaş yavaş buna ayak uydurmaya başlayacak ve gün boyu açlık duyacaktır” diyor. Açlığı dengeleyen yiyecek seçimi İyi de öncelikle bir insanı sürekli yemeye iten nedir? Boston Çocuk Hastanesi endokrinoloji uzmanı ve Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarından Dr. Belinda Lennerz, yiyecek seçimlerinizin bunda büyük bir payı olduğunu belirtiyor. Açlık duygusunu yaratan unsurlarla ilgili araştırmalar yapan Lennerz, “Açlığın temel nedeni kandaki enerji miktarının dengede tutulması amacıyla kişiyi yiyecek aramaya ve onu tüketmeye itmektir. Daha yavaş sindirilebilen yağ, protein ve lif oranları daha yüksek olan yiyecekleri tükettiğimizde bu durum çok daha etkili bir biçimde gerçekleşir” diyor. Bu tür yiyecekler bedenin öğünler arasında saatler boyunca dengede tutulmasına yardımcı olurken, başka türde yiyecekler kişinin yemekten çok daha kısa bir süre sonra mutfağa ya da kantine koşturmasına yol açan metabolik değişimlere neden olurlar. Söz konusu yiyecekler bir hayli işlemden geçirilmiş karbonhidratlardır. Karbonhidratlar acıktırıyor mu? Kısa süre önce yayımlanan Always Hungry? başlıklı kitabın yazarı ve Lennerz’in meslektaşı Dr. David Ludwig günümüzün en gözde işlenmiş karbonhidratları arasında beyaz ekmek, beyaz pirinç, patates ürünleri, şekerle tatlandırılmış içecekler, hazır kahvaltılık tahıllar, kurabiyeler ve cipslerin yer aldığını belirterek, “Bu türde yiyecekler, yavaş sindirilen besinlerle beslenildiğinde genellikle iyi işleyen bedenin doğal açlık denetimi sistemlerinde karışıklığa neden oluyor” diye ekliyor. Sağlıklı yağların ve bol lifli yiyeceklerin-sindirim sisteminden yavaşça geçen yoğurtlar, yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerin- tersine, işlemden geçirilmiş karbonhidratlar bağırsaklarımızda tıpkı kaydıraktan kayıyorlarmış gibi bir etki yaratıyorlar. Lennerz bu tür atıştırmalıkların, tatlıların, şekerli içeceklerin ve daha başka işlenmiş besinlerin ABD’de ortalama bir alışveriş sepetinin yaklaşık %61’ini oluşturduğuna, bedenin de hızla sindirilen bu yiyeceklere tepki olarak ve yükselen kan şekeri düzeylerini dengelemek amacıyla kana yüksek miktarlarda insülin salmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Şeker yağa dönüşüyor Ludwig de tıpkı sığırları otlatan bir çiftçi gibi, insülinin yediğiniz yiyeceklerdeki şekeri ve öteki kalorileri depoya sürüklediğini ve bunun da genelde yağ hücreleri anlamına geldiğini belirtiyor. Bu durum yalnızca kişinin kilo almasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda bedenin birtakım gereksinimlerin karşılanması için daha çok enerjiye gerek duyduğu gibi bir inanca kapılmasına da yol açıyor. Bu da sonuçta açlık duygusunun hızla geri dönmesine neden oluyor. Ludwig, işlenmiş ürünlerin bolca tüketildiği az yağlı bir beslenme düzenini uygulayan kişilerde tüm bunların çok daha yoğun bir biçimde yaşandığının da altını çiziyor. Lennerz, her türde yiyeceğe her zaman kolaylıkla ulaşılabilen günümüz koşullarında bu yiyeceklerden kaçınmanın hiç de kolay olmadığına, bunların yalnızca kokularının ya da görüntülerinin bile beyin ve bedendeki “besle beni” süreçlerini devinime geçirmeye yettiğine dikkat çekiyor. Bu da televizyonda yemek pişirmeyle ilgili programlar izlemenin, mutfak tezgahındaki atıştırmalıkları görmenin ya da yol üzerinde kurabiye ve patates kızartmalarının sunulduğu yerlere tanık olmanın, bu gibi yoldan çıkarıcı unsurlarla karşı karşıya kalınmadığında uykuda kalabilecekken, açlık duygusunun bir anda uyanması anlamına geliyor. İşlenmiş yiyecekler bağımlılık yaratıyor Tüm bunlara yoğun işlemlerden geçirilmiş bu yiyeceklerin birçoğunun, özellikle de şekerin, beynin ödül sistemlerini tıpkı sigara, uyuşturucu ve bağımlılık yaratan kimi başka maddeler gibi devinime geçirebileceğini ortaya koyan ve sayıları giderek artan araştırmalar da eklendiğinde, çoğumuzun gün boyunca açlık çekmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Peki, bu durumda ne yapabiliriz? Öncelikle, Lennerz ile Ludwig’in yukarıda sözünü ettikleri yiyecekler yerine yağ, lif ve protein açısından zengin sağlıklı besinlerle beslenmeye çalışın. Araştırmalar sürekli açlık çekenler için farkındalığı geliştirici meditasyonun, tempolu yürüyüşün, beden alıştırmalarının ve yiyecekleri gözden uzak tutmanın da yararlı olabileceğine işaret ediyor.      Kaynak: http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim">Neden sürekli açım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doymak bilmeyen açlığınızın nedeni alışkanlıklarınız, çevreniz, beslenme düzeniyle ilgili seçimleriniz olabilir.</strong></p>
<p>Yetersiz uyku ve aşırı gerginlik açlık duygusu yaratabilir. Televizyon izlemek de benzer bir etki yaratabilir. Hormonlarınız, duygu durumunuz ve yanlış boyutta bir çatal bile acıkmanıza neden olabilir.</p>
<p>Cornell Üniversitesi Besin&amp;Marka Laboratuvarı araştırmacılarından Aner Tal&#8217;e göre açlık, yalnızca fiziksel gereksinimlerin karşılanması amacıyla yemek yeme gereği duyulmasıyla sınırlı bir kavram değil. Açlık duygusunu etkileyen çok sayıda başka ruhsal, dirimsel ve çevresel unsurlar var.</p>
<p>Kişinin yemek yemekle ilgili alışkanlıklarının bu unsurların en başında geldiğine dikkat çeken Tal, “Her gün saat 2’de öğle yemeği yemek gibi bir alışkanlığınız varsa, günün bu saatinde yiyeceğe biyolojik bağlamda gereksinim duymasanız da yemek istersiniz. Sürekli yemek yerseniz, bedeniniz yavaş yavaş buna ayak uydurmaya başlayacak ve gün boyu açlık duyacaktır” diyor.</p>
<p><strong>Açlığı dengeleyen yiyecek seçimi</strong></p>
<p>İyi de öncelikle bir insanı sürekli yemeye iten nedir? Boston Çocuk Hastanesi endokrinoloji uzmanı ve Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarından Dr. Belinda Lennerz, yiyecek seçimlerinizin bunda büyük bir payı olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Açlık duygusunu yaratan unsurlarla ilgili araştırmalar yapan Lennerz, “Açlığın temel nedeni kandaki enerji miktarının dengede tutulması amacıyla kişiyi yiyecek aramaya ve onu tüketmeye itmektir. Daha yavaş sindirilebilen yağ, protein ve lif oranları daha yüksek olan yiyecekleri tükettiğimizde bu durum çok daha etkili bir biçimde gerçekleşir” diyor.</p>
<p>Bu tür yiyecekler bedenin öğünler arasında saatler boyunca dengede tutulmasına yardımcı olurken, başka türde yiyecekler kişinin yemekten çok daha kısa bir süre sonra mutfağa ya da kantine koşturmasına yol açan metabolik değişimlere neden olurlar. Söz konusu yiyecekler bir hayli işlemden geçirilmiş karbonhidratlardır.</p>
<p><strong>Karbonhidratlar acıktırıyor mu?</strong></p>
<p>Kısa süre önce yayımlanan <em>Always Hungry?</em> başlıklı kitabın yazarı ve Lennerz’in meslektaşı Dr. David Ludwig günümüzün en gözde işlenmiş karbonhidratları arasında beyaz ekmek, beyaz pirinç, patates ürünleri, şekerle tatlandırılmış içecekler, hazır kahvaltılık tahıllar, kurabiyeler ve cipslerin yer aldığını belirterek, “Bu türde yiyecekler, yavaş sindirilen besinlerle beslenildiğinde genellikle iyi işleyen bedenin doğal açlık denetimi sistemlerinde karışıklığa neden oluyor” diye ekliyor.</p>
<p>Sağlıklı yağların ve bol lifli yiyeceklerin-sindirim sisteminden yavaşça geçen yoğurtlar, yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerin- tersine, işlemden geçirilmiş karbonhidratlar bağırsaklarımızda tıpkı kaydıraktan kayıyorlarmış gibi bir etki yaratıyorlar.</p>
<p>Lennerz bu tür atıştırmalıkların, tatlıların, şekerli içeceklerin ve daha başka işlenmiş besinlerin ABD’de ortalama bir alışveriş sepetinin yaklaşık %61’ini oluşturduğuna, bedenin de hızla sindirilen bu yiyeceklere tepki olarak ve yükselen kan şekeri düzeylerini dengelemek amacıyla kana yüksek miktarlarda insülin salmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Şeker yağa dönüşüyor</strong></p>
<p>Ludwig de tıpkı sığırları otlatan bir çiftçi gibi, insülinin yediğiniz yiyeceklerdeki şekeri ve öteki kalorileri depoya sürüklediğini ve bunun da genelde yağ hücreleri anlamına geldiğini belirtiyor. Bu durum yalnızca kişinin kilo almasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda bedenin birtakım gereksinimlerin karşılanması için daha çok enerjiye gerek duyduğu gibi bir inanca kapılmasına da yol açıyor. Bu da sonuçta açlık duygusunun hızla geri dönmesine neden oluyor. Ludwig, işlenmiş ürünlerin bolca tüketildiği az yağlı bir beslenme düzenini uygulayan kişilerde tüm bunların çok daha yoğun bir biçimde yaşandığının da altını çiziyor.</p>
<p>Lennerz, her türde yiyeceğe her zaman kolaylıkla ulaşılabilen günümüz koşullarında bu yiyeceklerden kaçınmanın hiç de kolay olmadığına, bunların yalnızca kokularının ya da görüntülerinin bile beyin ve bedendeki “besle beni” süreçlerini devinime geçirmeye yettiğine dikkat çekiyor. Bu da televizyonda yemek pişirmeyle ilgili programlar izlemenin, mutfak tezgahındaki atıştırmalıkları görmenin ya da yol üzerinde kurabiye ve patates kızartmalarının sunulduğu yerlere tanık olmanın, bu gibi yoldan çıkarıcı unsurlarla karşı karşıya kalınmadığında uykuda kalabilecekken, açlık duygusunun bir anda uyanması anlamına geliyor.</p>
<p><strong>İşlenmiş yiyecekler bağımlılık yaratıyor</strong></p>
<p>Tüm bunlara yoğun işlemlerden geçirilmiş bu yiyeceklerin birçoğunun, özellikle de şekerin, beynin ödül sistemlerini tıpkı sigara, uyuşturucu ve bağımlılık yaratan kimi başka maddeler gibi devinime geçirebileceğini ortaya koyan ve sayıları giderek artan araştırmalar da eklendiğinde, çoğumuzun gün boyunca açlık çekmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.</p>
<p>Peki, bu durumda ne yapabiliriz? Öncelikle, Lennerz ile Ludwig’in yukarıda sözünü ettikleri yiyecekler yerine yağ, lif ve protein açısından zengin sağlıklı besinlerle beslenmeye çalışın. Araştırmalar sürekli açlık çekenler için farkındalığı geliştirici meditasyonun, tempolu yürüyüşün, beden alıştırmalarının ve yiyecekleri gözden uzak tutmanın da yararlı olabileceğine işaret ediyor.    <strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong><strong><a href="http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/">http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim">Neden sürekli açım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11644</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Vejetaryen beslenme düzeni gezegenimizi kurtarır mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/vejetaryen-beslenme-duzeni-gezegenimizi-kurtarir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 11:48:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[besin değeri]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[et tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vejetaryen beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vejetaryen beslenme, gezegenimizin korunmasına katkıda sağlayabileceği gibi, trilyonlarca dolarlık bir tasarruf da sağlayabilir… Vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerini savunanlar, et tüketimini azaltmanın insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığına da işaret eden ve sayıları her geçen gün artan kanıtlar sunmakta zorlanmazlar. Benzer biçimde, iklim değişikliği eylemcileri de insanları et yeme alışkanlıklarından vazgeçirmek amacıyla sıklıkla hayvansal ürünlerin çevreye verdiği sayısız zararlardan söz eder. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerinin dünyada yaygın bir biçimde benimsenmesinin milyonlarca kişinin yaşamını kurtarabileceğini hem de trilyonlarca dolarlık bir tasarruf sağlayabileceğini ortaya koymak amacını taşıyor. Araştırmaya önderlik eden Oxford Üniversitesi’nden Marco Springman, “Burada gerek sağlık, gerekse çevre ve ekonomi açısından gerçekte büyük bir gizilgüç söz konusu” diyor. 4 farklı senaryo Araştırmacılar beslenme düzeni ile sağlık ve çevre arasındaki bağlantıları değerlendirmek amacıyla insanların et ürünlerini farklı düzeylerde tükettikleri dört farklı senaryodan yola çıktı. Sonuçta, et tüketiminin en düşük düzeyde tutulmasının -vegan beslenme düzeninin yaygın bir biçimde benimsenmesinin- 2050 yılına gelinceye dek 8 milyonu aşkın kişiyi ölümden kurtarabileceğine, vejetaryen beslenme düzeninin de 7,3 milyon kişinin yaşamını kurtarabileceğine tanık olundu. Araştırmacılara göre, beslenme düzeninde bir değişikliğe gidilmesinin çevre üzerindeki etkileri de en az o denli çarpıcıydı. Yalnızca besi hayvanları dünya çapında sera gazı salımlarının %14’ünü aşkın bir bölümünden sorumlu. 2050 yılına dek besin sektörü, ülkelerin başka sektörlerde gerçekleştirme sözünü verdikleri kesintilerin uygulanması durumunda, bu salımların yarısından sorumlu olabilir. Vegan ya da vejetaryen bir beslenme düzenine geçilmesi sera gazı salımlarında sırasıyla %70 ve %63’lük bir düşüş sağlayabilir. Beslenme düzenlerinde değişikliğe gidilmesi sağlık harcamalarının azalmasına ve verimliğin düşmesine engel olacağından yılda 1 trilyon dolarlık bir tasarruf sağlayabilir. Bu bağlamda, yitirilen yaşamların ekonomik değeri göz önüne alındığında, sağlanacak tasarruf yılda 30 trilyon dolara ulaşabilir. Üstelik, bu değer iklim değişikliğine bağlı şiddetli hava koşullarının yaratabileceği yıkıcı sonuçların önüne geçilmesinden sağlanacak ekonomik yararları içermiyor. Araştırma aynı zamanda beslenme düzenlerini değiştirme dizgelerinin bölgeden bölgeye farklılıklar gösterdiğini de ortaya koyuyor. Doğu Asya, Güney Amerika ve yüksek gelir düzeyli Batı ülkeleri gibi bölgelerin kırmızı et tüketiminin azaltılmasından yararlandıkları görülürken, Güney Asya ve Sahra altı Afrika ülkelerinin en çok sebze ve meyva tüketiminin arttırılmasından çıkar sağlayacak&#8230; Araştırmacılar bu tür ayrıntıların politikacıların daha dar hedefli politikalar üretmelerine katkıda bulunabileceğine dikkat çekiyor. Kaynak: Time, 21 Mart 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/vejetaryen-beslenme-duzeni-gezegenimizi-kurtarir-mi">Vejetaryen beslenme düzeni gezegenimizi kurtarır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vejetaryen beslenme, gezegenimizin korunmasına katkıda sağlayabileceği gibi, trilyonlarca dolarlık bir tasarruf da sağlayabilir…</strong></p>
<p>Vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerini savunanlar, et tüketimini azaltmanın insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığına da işaret eden ve sayıları her geçen gün artan kanıtlar sunmakta zorlanmazlar. Benzer biçimde, iklim değişikliği eylemcileri de insanları et yeme alışkanlıklarından vazgeçirmek amacıyla sıklıkla hayvansal ürünlerin çevreye verdiği sayısız zararlardan söz eder.</p>
<p><em>Proceedings of the National Academy of Sciences </em>dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma vejetaryen ve vegan beslenme düzenlerinin dünyada yaygın bir biçimde benimsenmesinin milyonlarca kişinin yaşamını kurtarabileceğini hem de trilyonlarca dolarlık bir tasarruf sağlayabileceğini ortaya koymak amacını taşıyor.</p>
<p>Araştırmaya önderlik eden Oxford Üniversitesi’nden <strong>Marco Springman</strong>, “Burada gerek sağlık, gerekse çevre ve ekonomi açısından gerçekte büyük bir gizilgüç söz konusu” diyor.</p>
<p><strong>4 farklı senaryo</strong></p>
<p>Araştırmacılar beslenme düzeni ile sağlık ve çevre arasındaki bağlantıları değerlendirmek amacıyla insanların et ürünlerini farklı düzeylerde tükettikleri dört farklı senaryodan yola çıktı. Sonuçta, et tüketiminin en düşük düzeyde tutulmasının -vegan beslenme düzeninin yaygın bir biçimde benimsenmesinin- 2050 yılına gelinceye dek 8 milyonu aşkın kişiyi ölümden kurtarabileceğine, vejetaryen beslenme düzeninin de 7,3 milyon kişinin yaşamını kurtarabileceğine tanık olundu.</p>
<p>Araştırmacılara göre, beslenme düzeninde bir değişikliğe gidilmesinin çevre üzerindeki etkileri de en az o denli çarpıcıydı. Yalnızca besi hayvanları dünya çapında sera gazı salımlarının %14’ünü aşkın bir bölümünden sorumlu. 2050 yılına dek besin sektörü, ülkelerin başka sektörlerde gerçekleştirme sözünü verdikleri kesintilerin uygulanması durumunda, bu salımların yarısından sorumlu olabilir. Vegan ya da vejetaryen bir beslenme düzenine geçilmesi sera gazı salımlarında sırasıyla %70 ve %63’lük bir düşüş sağlayabilir.</p>
<p>Beslenme düzenlerinde değişikliğe gidilmesi <strong>sağlık harcamalarının azalmasına</strong> ve verimliğin düşmesine engel olacağından yılda 1 trilyon dolarlık bir tasarruf sağlayabilir. Bu bağlamda, yitirilen yaşamların ekonomik değeri göz önüne alındığında, sağlanacak tasarruf yılda 30 trilyon dolara ulaşabilir. Üstelik, bu değer iklim değişikliğine bağlı şiddetli hava koşullarının yaratabileceği yıkıcı sonuçların önüne geçilmesinden sağlanacak ekonomik yararları içermiyor.</p>
<p>Araştırma aynı zamanda beslenme düzenlerini değiştirme dizgelerinin bölgeden bölgeye farklılıklar gösterdiğini de ortaya koyuyor. Doğu Asya, Güney Amerika ve yüksek gelir düzeyli Batı ülkeleri gibi bölgelerin kırmızı et tüketiminin azaltılmasından yararlandıkları görülürken, Güney Asya ve Sahra altı Afrika ülkelerinin en çok sebze ve meyva tüketiminin arttırılmasından çıkar sağlayacak&#8230;</p>
<p>Araştırmacılar bu tür ayrıntıların politikacıların daha dar hedefli politikalar üretmelerine katkıda bulunabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Kaynak: Time, 21 Mart 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/vejetaryen-beslenme-duzeni-gezegenimizi-kurtarir-mi">Vejetaryen beslenme düzeni gezegenimizi kurtarır mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5843</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 14:23:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet tip 1]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[lifli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tokluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda 5 yaş altı çocuklara çok sık Tip 1 diyabet tanısı konduğu belirtildi. Çocuk ve ergenlik dönemi diyabet hastalarının %90’ında Tip 1 diyabet görülüyor. Diyabet, sadece yetişkinlere has bir hastalık değil. Genetik temelde çevresel faktörlerin tetiklediği Tip 1 diyabet, otoimmün bir hastalık. Yani bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz, bazen kendi vücudumuzdaki sağlıklı hücreleri de yabancı sanarak saldırabiliyor. Pankreasın insülin üreten beta hücrelerine karşı bir atak olduğunda da, insülin eksikliğine bağlı olarak diyabet ortaya çıkıyor. Bu durumda kişiye vücudunun ihtiyacı olan insülinin dışarıdan verilmesi gerekiyor. Belirtileri neler? Konuyla ilgili olarak *Prof. Dr. Serap Semiz, “çok su içme, sık idrara çıkma, idrar kaçırma” gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Semiz, fark edilmeyen belirtilerin ileride ağırlaşabileceğini ve “sıvı kaybı, kilo kaybı, kusma, karın ağrısı, nefeste aseton kokusu, sık soluk alma, bilinç bozukluğu, taşikardi, hipotansiyon ve şok” olarak ortaya çıkabileceğini belirtti. İlk tanıda hastaların %12-60’ında “diyabetik ketoasidoz” denen, vücutta metabolik dengesizliğe yol açan ve komaya kadar ilerleyebilen ağır bir klinik tablo gelişebileceğini kaydetti. Kan şekeri düzeyi Diyabet tanısı, açlık ve tokluktaki kan şekeri düzeyine bakılarak ölçülüyor. Buna göre, açlık kan şekerinin 126 mg/dl, rastgele bakılan kan şekerinin veya yemekten 2 saat sonra bakılan (tokluk) kan şekerinin ise 200 mg/dl ve üzerinde olması diyabeti düşündürüyor. Bir de üç ayda bir yapılan ve kandaki glikoz yoğunluğunu tespit etmeye yarayan HbA1c testinin, %5,8 ve üzerinde çıkması diyabet şüphesini güçlendiriyor. Nasıl tedavi edilir? Tip 1 diyabet, insülin tedavisi gerektiriyor. Ailenin yaşam biçimi, çocuğun okul saatleri dikkate alınarak düzenleme yapılması önem taşıyor. İnsülin dozunun, hipoglisemiye yol açmayacak biçimde, yaş ve kiloya göre ayarlanması gerekiyor. Beslenme düzeni ve egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası. Semiz’e göre, hastanın farklı gün ve öğünlerde farklı miktarda besin almasını sağlayan “karbonhidrat sayımı” modeli uygulanabilir. Düşük kolesterol ve yeterli miktarda lifli gıda tüketilebilir. Sporun faydası Spor, insülin duyarlılığını ve glukoz kullanımını artırıyor, kan basıncı ve lipid düzeyinde iyileşme sağlıyor. Spor yapan hasta zindelik kazanıyor, özgüveni artıyor. Fakat ağır egzersizden kaçınmak gerekiyor. Fazlası, hipogliseminin yanı sıra stres hormonlarını çoğaltıyor ve kan şekerini yükseltiyor. Bu yüzden, spor öncesi ve sonrasında kan şekerinin takip edilmesi gerekiyor. Bilinçlenmek önemli Diyabetin tedavisinde, tanısı konan hasta ve ailenin diyabet temel eğitimi ve beceri eğitimi alması, hastalığın yönetilebilmesi için önemli bir adım. Eğer eğitim tanıdan kısa bir süre sonra verilirse, hasta ve ailesi henüz hastaneden taburcu olmadan önce diyabeti yönetebiliyor ve acil sorunlar ile başa çıkabilecek hale geliyor. Diyabetin takibinde hastanın günde 4-6 kez kan şekerinin ölçülmesi ve kayıtlarının tutulması ise çok önemli. Semiz, kan şekeri 250 mg/dl değerinin üstünde olduğunda, kusma ve enfeksiyon, karın ağrısı durumlarında kan veya idrarda mutlaka “keton ölçümü” önerilmesi gerektiğini söylüyor. Çocuğun 3 ay ara ile yapılacak fiziki muayene ile büyüme gelişmesinin değerlendirilmesi, yılda en az 3-4 defa HbA1c ölçümü ve komplikasyonlara yönelik yıllık değerlendirmeler de diyabetin takip ve tedavisinde önem taşıyor. *Prof. Dr. Serap Semiz Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı / Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor">Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda 5 yaş altı çocuklara çok sık Tip 1 diyabet tanısı konduğu belirtildi. Çocuk ve ergenlik dönemi diyabet hastalarının %90’ında Tip 1 diyabet görülüyor. Diyabet, sadece yetişkinlere has bir hastalık değil.</p>
<p>Genetik temelde çevresel faktörlerin tetiklediği Tip 1 diyabet, otoimmün bir hastalık. Yani bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz, bazen kendi vücudumuzdaki sağlıklı hücreleri de yabancı sanarak saldırabiliyor. Pankreasın insülin üreten beta hücrelerine karşı bir atak olduğunda da, insülin eksikliğine bağlı olarak diyabet ortaya çıkıyor. Bu durumda kişiye vücudunun ihtiyacı olan insülinin dışarıdan verilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Belirtileri neler?</strong></p>
<p>Konuyla ilgili olarak <strong>*Prof. Dr. Serap Semiz</strong>, “çok su içme, sık idrara çıkma, idrar kaçırma” gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Semiz, fark edilmeyen belirtilerin ileride ağırlaşabileceğini ve “sıvı kaybı, kilo kaybı, kusma, karın ağrısı, nefeste aseton kokusu, sık soluk alma, bilinç bozukluğu, taşikardi, hipotansiyon ve şok” olarak ortaya çıkabileceğini belirtti. İlk tanıda hastaların %12-60’ında “diyabetik ketoasidoz” denen, vücutta metabolik dengesizliğe yol açan ve komaya kadar ilerleyebilen ağır bir klinik tablo gelişebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kan şekeri düzeyi</strong></p>
<p>Diyabet tanısı, açlık ve tokluktaki kan şekeri düzeyine bakılarak ölçülüyor. Buna göre, açlık kan şekerinin 126 mg/dl, rastgele bakılan kan şekerinin veya yemekten 2 saat sonra bakılan (tokluk) kan şekerinin ise 200 mg/dl ve üzerinde olması diyabeti düşündürüyor. Bir de üç ayda bir yapılan ve kandaki glikoz yoğunluğunu tespit etmeye yarayan HbA1c testinin, %5,8 ve üzerinde çıkması diyabet şüphesini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tip 1 diyabet, insülin tedavisi gerektiriyor. Ailenin yaşam biçimi, çocuğun okul saatleri dikkate alınarak düzenleme yapılması önem taşıyor. İnsülin dozunun, hipoglisemiye yol açmayacak biçimde, yaş ve kiloya göre ayarlanması gerekiyor. Beslenme düzeni ve egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası. Semiz’e göre, hastanın farklı gün ve öğünlerde farklı miktarda besin almasını sağlayan “karbonhidrat sayımı” modeli uygulanabilir. Düşük kolesterol ve yeterli miktarda lifli gıda tüketilebilir.</p>
<p><strong>Sporun faydası</strong></p>
<p>Spor, insülin duyarlılığını ve glukoz kullanımını artırıyor, kan basıncı ve lipid düzeyinde iyileşme sağlıyor. Spor yapan hasta zindelik kazanıyor, özgüveni artıyor. Fakat ağır egzersizden kaçınmak gerekiyor. Fazlası, hipogliseminin yanı sıra stres hormonlarını çoğaltıyor ve kan şekerini yükseltiyor. Bu yüzden, spor öncesi ve sonrasında kan şekerinin takip edilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bilinçlenmek önemli</strong></p>
<p>Diyabetin tedavisinde, tanısı konan hasta ve ailenin diyabet temel eğitimi ve beceri eğitimi alması, hastalığın yönetilebilmesi için önemli bir adım. Eğer eğitim tanıdan kısa bir süre sonra verilirse, hasta ve ailesi henüz hastaneden taburcu olmadan önce diyabeti yönetebiliyor ve acil sorunlar ile başa çıkabilecek hale geliyor. Diyabetin takibinde hastanın günde 4-6 kez kan şekerinin ölçülmesi ve kayıtlarının tutulması ise çok önemli. Semiz, kan şekeri 250 mg/dl değerinin üstünde olduğunda, kusma ve enfeksiyon, karın ağrısı durumlarında kan veya idrarda mutlaka “keton ölçümü” önerilmesi gerektiğini söylüyor. Çocuğun 3 ay ara ile yapılacak fiziki muayene ile büyüme gelişmesinin değerlendirilmesi, yılda en az 3-4 defa HbA1c ölçümü ve komplikasyonlara yönelik yıllık değerlendirmeler de diyabetin takip ve tedavisinde önem taşıyor.</p>
<p><strong>*Prof. Dr. Serap Semiz</strong> Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı / Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor">Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2016 12:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[doğal hak]]></category>
		<category><![CDATA[gıda savurganlığı]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgen sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğan Kuban’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 23 Eylül tarihli 26. sayısında yayınlanan ve çok ses getiren “Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!” başlıklı yazısının tümünü yayınlıyoruz. ***  Her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. Fakat biz bunu başaran ilk ülke olabiliriz!  İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır. Zengin, fakir bütün ülkelerde insanların bir bölümü zenginlik içinde yüzerken, kentlerde yapılar, otomobiller birbirleriyle yarışırken, ister kulübelerinde, ister çadırlarında, ister dağlarda, ister çöllerde yaşayan tek bir insanın gününü aç geçirmesi uygarlığın, bilginin, teknolojinin ve sözde tanrıya inancın ham ve aldatıcı söylemler olduğunu gösteriyor. Bunu kanıtlamak için teolojik ya da sosyo-ekonomik yorumlar gerekmiyor. Dünyanın zengin insanları gökdelen dikmek, silah üretmek, savaş oyunları ile hemcinslerini öldürmek gibi etkinliklerle uğraşır, ve bu bağlamda dünyayı palavra ile doldururken aç kalanlara kaygısız kalıyor ve, Mehmet Akif’in deyimiyle ‘Tek dişi kalmış’ ağızlarından salyalar akarak dünyaya kaygısızca bakıyorlarsa, biz uygar bir dünyada yaşamıyoruz. İnsan aç olmayan bir dünyanın nasıl gerçekleşeceğini bilmiyor mu? Ama açların sayısı durmadan artıyor Doyacak mide de belli. Doyuracak gıda da. Hesap yapmasını, uzaya uydu fırlatmaya, dünyanın öbür ucundaki bir noktaya füze atmaya ve drone göndermeye yetecek kadar biliyoruz. Ekonomistler büyük kuramlar üretiyorlar. Ama açların sayısı artıyor. Kapitalistler böyle konuşanlara ‘komünist’ diyerek insanları uzun müddet oyaladılar. Şimdi komünistler de kapitalist oldu. Açların sayısı da arttı. Aç insanları düşünerek kanı donan belki kimse yoktur. Biz insan ve ölümü doğal fenomen olarak görmeye alıştırılmış canavar bir soyun üyeleriz. Oysa hiçbir din de ‘hemcinslerinizi aç bırakabilirsiniz’ demiyor. Biz bu işi toplum örgütlerine bırakmışız. Fakat bu örgütler toplumun bazı kesimlerine, açları doyuracak paranın transferi ile meşgul. Açların yemeklerini çalanlar Demek her ülkede açların yemeklerini çalan örgütlü insanlar var. Bu da devlet. O zaman devletin görevini yanlış ya da eksik tanımlıyoruz. Devletin birinci ödevi toplumun tümünü doyurmaktır. Böyle bir anayasa hiçbir uygar ülkede yok. Her anayasada devletin ilk görevi toplumun güvenliğini sağlamakla başlıyor. Neden? Çünkü anayasalar insanın yaşamını sağlamak amaçlı değil, aşiret reislerinin, derebeylerinin, sultanların ve yakın çevrelerinin güvenliğini korumak için tasarlanmışlar. Gelişme aşamasında hak ve özgürlük gibi kavramlar eklenmiş, yaşama hakkı ve yaşatma görevi arasına ‘aç bırakmamak’ yeterince açık olarak konmamış. Amerika’da sokaktaki çöp kutusunda yiyecek arayan zenciler gördüğüm zaman şaşırırdım. Fakat yeterli tepki göstermediğimi ve gidip onlara bir parça ekmek verdiğimi anımsamıyorum. Bugün el açıp sadaka isteyenlere bir şeyler veriyorum, ama bir yemekte yüz açı doyuracak kadar para sarf edenleri de biliyorum. Onun için, biraz geç kalmış olsam da, açlarını doyurmayan bu tüketim dünyasını sevmiyor ve saymıyorum. Birincil insanlık görevi Fakat insanı sevmeğe devam ettiğime göre, açlığı ortadan kaldırma gerekliliğini duyurmak birincil insani görev olarak sırtımızda. Geçen yıl sokakları köpek istilasından kurtarmak gerekliliğini vurguladığım zaman, başıma gelenlere şaşırmıştım. Köpeklerin yaşamını savunanlar, insanların yaşamını savunanlardan daha örgütlü ve kararlı. Onlara saygı duydum. Çünkü belediyelerin köpeklere neler yapabileceklerini eskiden beri biliyorum. İnsanın açlığına hayır diyenlerin sesleri neden köpek sevenler kadar çıkmıyor? Kimi insan köpekleri insanlardan fazla sevebilir. Kendi cinsine saygısı olmayan insan, köpekten daha çok sevilecek bir yaratık olmayabilir. Hayvanda olmayan duygular Bu noktada akıllı olarak düşündüğümüz bir yaratık olarak, insanda hayvanda olmayan bir özellik arıyoruz: Bunlar yaşama saygı, acıma dediğimiz duygular. Biz yaralı her canlıya, hayvan hatta bitki ve çiçeğe, acıyarak ve üzülerek bakabilen duyarlı yaratıklarız. Bu her insanda biraz vardır. İnsan demeye layık olanlarda, diyelim. Fakat tıp biliminden öğrendiğimize göre, acıma hissi olmayan psikopatlar da var. Yaratılışta deformasyon her zaman olduğu için buna diyecek bir sözümüz yok. Fakat insanlığın çoğunluğunun, uygarlıktan söz ettiği bir çağda açlık kabul edilemez bir ‘aberration’, toplum bilincinin yoldan çıkmasıdır. Haysiyet sorunu da açlık gibi yaygınlaştı Savaşlarda aç kalan askerleri romanlardan, tarihlerden, filmlerden biliyoruz. Fakat her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. En büyük savurgan Sevgili Okuyucular, Türkiye, gıda savurganları arasında dünyanın önde gelen ülkelerinin en önünde. (Scientific American, Ağustos, 2016 Sayısı). Onun için Açlık Savaşı belki de en kolay kazanılacak savaş. Maaşı ve emeğiyle geçinen biri olarak, bir insanı günlük açlığından kurtarabilirim. Büyük bir işveren, işçilere maaş vererek değil, sadece açları doyurarak yüzlerce, binlerce insanı açlıktan kurtarabilir. Bir ekstra pabuç yerine günde milyonlarca insanı doyuracak pabuç tüketicisi var. Eğer işler böyle yürütülmüyorsa toplumda yeterli insan sevgisi olmamasındandır. Ne var ki açlık bir mezhep değil. Aç olanın dışlanmasını gerektiren bir ideolojik temel yok. Ve açlık sorunu kapitalistlerin haksız kazançlarının ancak küçük bir yüzdesidir. İnsanlığın utanması gereken de budur. Tüketime bulanmış bu dünyada bunu çözmek zor. Güç ve parayı ayırmak Fakat daha rasyonel ve bütün insanlar için faydalı yollar var. Bunun için daha büyük bir irade, daha iyi bir örgütlenme ve sömürgen olarak yaşayan politik sınıfın kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Başka bir deyişle, politikanın sömürü aracı olmasından, biraz, uzaklaşması gerekiyor. Tümel bir uzaklaşma hayal olur. Güç ve parayı birbirlerinden ayıracak insanlık bir gün ortaya çıkmakta zorlanıyor. Hiçbir zaman insandan başlamayan ve içi boşalmış ideolojilerden kaynaklanan sosyal ve ekonomik nedenlerle gerçekleşemeyen doğal bir insan hakkı var. Ya da bu çağda olmalı: Aç kalmamak. Hangi koşulda olursa olsun aç kalmamak ve insanlar tarafından aç bırakılmamak. Bu dünyanın genel tüketiminin yüzde kaçını oluşturabilir? Buna neden olan olanaksızlık mı? yoksa dünyanın ekonomik yapısının dengesizliği mi? Türkiye’nin açlarının tümünü doyurmaya, üretimi yetişir. Zenginlik basamaklarında her yıl adları sıralananların, on binlerce işletmenin, hatta devlet çalışanlarının ücretlerinden yüzde biri geçmeyen bir bölümünün, ya da tümel olarak Türkiye’deki üretimin hesaplanan bir yüzdesinin, kimsenin aç kalmayacak şekilde, Anayasanın ilk maddesi olarak açlığın yok edilmesine harcanması, Türk ekonomisini etkileyecek bir para büyüklüğü olamaz. Ulaşmamız gereken bunu örgütleyecek irade, akıl ve insanlık bilincidir. Bunu her ülkeden önce neden başarmayalım? Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir">Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Doğan Kuban’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 23 Eylül tarihli 26. sayısında yayınlanan ve çok ses getiren “<strong>Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!</strong>” başlıklı yazısının tümünü yayınlıyoruz.</em></p>
<p><em>***</em><strong> </strong></p>
<p><strong>Her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı. </strong></p>
<p><strong>Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz. Fakat biz bunu başaran ilk ülke olabiliriz!</strong><strong> </strong></p>
<p>İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır. Zengin, fakir bütün ülkelerde insanların bir bölümü zenginlik içinde yüzerken, kentlerde yapılar, otomobiller birbirleriyle yarışırken, ister kulübelerinde, ister çadırlarında, ister dağlarda, ister çöllerde yaşayan tek bir insanın gününü aç geçirmesi uygarlığın, bilginin, teknolojinin ve sözde tanrıya inancın ham ve aldatıcı söylemler olduğunu gösteriyor. Bunu kanıtlamak için teolojik ya da sosyo-ekonomik yorumlar gerekmiyor.</p>
<p>Dünyanın zengin insanları gökdelen dikmek, silah üretmek, savaş oyunları ile hemcinslerini öldürmek gibi etkinliklerle uğraşır, ve bu bağlamda dünyayı palavra ile doldururken aç kalanlara kaygısız kalıyor ve, Mehmet Akif’in deyimiyle ‘Tek dişi kalmış’ ağızlarından salyalar akarak dünyaya kaygısızca bakıyorlarsa, biz uygar bir dünyada yaşamıyoruz.</p>
<p>İnsan aç olmayan bir dünyanın nasıl gerçekleşeceğini bilmiyor mu?</p>
<p><strong>Ama açların sayısı durmadan artıyor</strong></p>
<p>Doyacak mide de belli. Doyuracak gıda da. Hesap yapmasını, uzaya uydu fırlatmaya, dünyanın öbür ucundaki bir noktaya füze atmaya ve drone göndermeye yetecek kadar biliyoruz. Ekonomistler büyük kuramlar üretiyorlar. Ama açların sayısı artıyor. Kapitalistler böyle konuşanlara ‘komünist’ diyerek insanları uzun müddet oyaladılar. Şimdi komünistler de kapitalist oldu. Açların sayısı da arttı.</p>
<p>Aç insanları düşünerek kanı donan belki kimse yoktur. Biz insan ve ölümü doğal fenomen olarak görmeye alıştırılmış canavar bir soyun üyeleriz. Oysa hiçbir din de ‘hemcinslerinizi aç bırakabilirsiniz’ demiyor. Biz bu işi toplum örgütlerine bırakmışız. Fakat bu örgütler toplumun bazı kesimlerine, açları doyuracak paranın transferi ile meşgul.</p>
<p><strong>Açların yemeklerini çalanlar </strong></p>
<p>Demek her ülkede açların yemeklerini çalan örgütlü insanlar var. Bu da devlet. O zaman devletin görevini yanlış ya da eksik tanımlıyoruz. Devletin birinci ödevi toplumun tümünü doyurmaktır. Böyle bir anayasa hiçbir uygar ülkede yok. Her anayasada devletin ilk görevi toplumun güvenliğini sağlamakla başlıyor. Neden?</p>
<p><strong>Çünkü anayasalar insanın yaşamını sağlamak amaçlı değil,</strong> aşiret reislerinin, derebeylerinin, sultanların ve yakın çevrelerinin güvenliğini korumak için tasarlanmışlar. Gelişme aşamasında hak ve özgürlük gibi kavramlar eklenmiş, yaşama hakkı ve yaşatma görevi arasına ‘<strong>aç bırakmamak</strong>’ yeterince açık olarak konmamış. Amerika’da sokaktaki çöp kutusunda yiyecek arayan zenciler gördüğüm zaman şaşırırdım.</p>
<p>Fakat yeterli tepki göstermediğimi ve gidip onlara bir parça ekmek verdiğimi anımsamıyorum. Bugün el açıp sadaka isteyenlere bir şeyler veriyorum, ama bir yemekte yüz açı doyuracak kadar para sarf edenleri de biliyorum. Onun için, biraz geç kalmış olsam da, <strong>açlarını doyurmayan bu tüketim dünyasını</strong> sevmiyor ve saymıyorum.</p>
<p><strong>Birincil insanlık görevi</strong></p>
<p>Fakat insanı sevmeğe devam ettiğime göre, açlığı ortadan kaldırma gerekliliğini duyurmak birincil insani görev olarak sırtımızda. Geçen yıl sokakları köpek istilasından kurtarmak gerekliliğini vurguladığım zaman, başıma gelenlere şaşırmıştım. Köpeklerin yaşamını savunanlar, insanların yaşamını savunanlardan daha örgütlü ve kararlı. Onlara saygı duydum. Çünkü belediyelerin köpeklere neler yapabileceklerini eskiden beri biliyorum. İnsanın açlığına hayır diyenlerin sesleri neden köpek sevenler kadar çıkmıyor?</p>
<p>Kimi insan köpekleri insanlardan fazla sevebilir. Kendi cinsine saygısı olmayan insan, köpekten daha çok sevilecek bir yaratık olmayabilir.</p>
<p><strong>Hayvanda olmayan duygular</strong></p>
<p>Bu noktada akıllı olarak düşündüğümüz bir yaratık olarak, insanda hayvanda olmayan bir özellik arıyoruz: Bunlar yaşama saygı, acıma dediğimiz duygular. Biz yaralı her canlıya, hayvan hatta bitki ve çiçeğe, acıyarak ve üzülerek bakabilen duyarlı yaratıklarız. Bu her insanda biraz vardır. İnsan demeye layık olanlarda, diyelim.</p>
<p>Fakat tıp biliminden öğrendiğimize göre, acıma hissi olmayan psikopatlar da var. Yaratılışta deformasyon her zaman olduğu için buna diyecek bir sözümüz yok. Fakat insanlığın çoğunluğunun, uygarlıktan söz ettiği bir çağda açlık kabul edilemez bir ‘aberration’, toplum bilincinin yoldan çıkmasıdır.</p>
<p><strong>Haysiyet sorunu da açlık gibi yaygınlaştı</strong></p>
<p>Savaşlarda aç kalan askerleri romanlardan, tarihlerden, filmlerden biliyoruz. Fakat her gün daha zengin olmak için yollar arayan sözde insanlığın, bir milyar insanın aç bırakılmasını günümüzde kabul etmemeliyiz. Bunu gösteriş, reklam, politik propaganda olarak yapmak da insan haysiyetine yakışmıyor. Gerçi <strong>insanlarda haysiyet sorunu da, açlık gibi, yaygın bir özellik</strong> haline geldi. Onun için toplumlara bakınca gelecekten endişe edenler çoğaldı.</p>
<p>Ama yine de önce açlıktan başlayalım. Belki o vesile ile haysiyet, namus, hoşgörü, acıma gibi tarihi, insani ve dini değerler yeniden değer kazanır. Bunun, kapitalist dünyada, kolay bir savaş olmayacağını biliyoruz.</p>
<p><strong>En büyük savurgan </strong></p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p><strong>Türkiye</strong>, gıda savurganları arasında dünyanın önde gelen ülkelerinin en önünde. (Scientific American, Ağustos, 2016 Sayısı). Onun için <strong>Açlık Savaşı</strong> belki de en kolay kazanılacak savaş.</p>
<p>Maaşı ve emeğiyle geçinen biri olarak, bir insanı günlük açlığından kurtarabilirim. <strong>Büyük bir işveren</strong>, işçilere maaş vererek değil, sadece açları doyurarak yüzlerce, binlerce insanı açlıktan kurtarabilir. Bir ekstra pabuç yerine günde milyonlarca insanı doyuracak pabuç tüketicisi var. Eğer işler böyle yürütülmüyorsa toplumda yeterli insan sevgisi olmamasındandır.</p>
<p>Ne var ki açlık bir mezhep değil. Aç olanın dışlanmasını gerektiren bir ideolojik temel yok. <strong>Ve açlık sorunu kapitalistlerin haksız kazançlarının ancak küçük bir yüzdesidir</strong>. İnsanlığın utanması gereken de budur. Tüketime bulanmış bu dünyada bunu çözmek zor.</p>
<p><strong>Güç ve parayı ayırmak</strong></p>
<p>Fakat daha rasyonel ve bütün insanlar için faydalı yollar var. Bunun için daha büyük bir irade, daha iyi bir örgütlenme ve <strong>sömürgen olarak yaşayan politik sınıfın kendisine çekidüzen vermesi</strong> gerekiyor. Başka bir deyişle, politikanın sömürü aracı olmasından, biraz, uzaklaşması gerekiyor. Tümel bir uzaklaşma hayal olur. Güç ve parayı birbirlerinden ayıracak insanlık bir gün ortaya çıkmakta zorlanıyor.</p>
<p>Hiçbir zaman insandan başlamayan ve içi boşalmış ideolojilerden kaynaklanan sosyal ve ekonomik nedenlerle gerçekleşemeyen <strong>doğal bir insan hakkı var. </strong>Ya da bu çağda olmalı:<strong> Aç kalmamak.</strong> Hangi koşulda olursa olsun aç kalmamak ve insanlar tarafından aç bırakılmamak.</p>
<p>Bu dünyanın genel tüketiminin yüzde kaçını oluşturabilir?</p>
<p>Buna neden olan olanaksızlık mı? yoksa dünyanın ekonomik yapısının dengesizliği mi?</p>
<p>Türkiye’nin açlarının tümünü doyurmaya, üretimi yetişir. Zenginlik basamaklarında her yıl adları sıralananların, on binlerce işletmenin, hatta devlet çalışanlarının ücretlerinden yüzde biri geçmeyen bir bölümünün, ya da tümel olarak Türkiye’deki üretimin hesaplanan bir yüzdesinin, kimsenin aç kalmayacak şekilde, <strong>Anayasanın ilk maddesi olarak açlığın yok edilmesine harcanması</strong>, Türk ekonomisini etkileyecek bir para büyüklüğü olamaz.</p>
<p><strong>Ulaşmamız gereken bunu örgütleyecek irade, akıl ve insanlık bilincidir. </strong></p>
<p><strong>Bunu her ülkeden önce neden başarmayalım?</strong></p>
<p>Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/kuban-insanligin-en-utanc-verici-goruntusu-acliktir">Kuban: İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3860</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
