<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alexander von Humboldt arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/alexander-von-humboldt/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/alexander-von-humboldt</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Oct 2019 15:59:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2019 15:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[bilim tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[botanik]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[doğa illüstratörü]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[etnoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadi coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[okyanusbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[volkanoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliğini bilim tarihinde ilk defa dile getiren Alexander von Humboldt 250 yaşında! (1769-1859). Humboldt adını özel kılan, ileride “Gaia” ismi verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak, ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Coğrafyadan jeolojiye, ekolojiden jeofiziğe birçok disiplin, onun sırtında bir çantayla çıktığı doğa gezilerine çok şey borçlu.  Alexander von Humboldt ve ona refakat eden üç kişi, Ekvador’da bulunan kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya tırmanıyor. Dar bir geçitte, düşe kalka, elleri ve dizleri kanaya kanaya ilerliyor ve yanı başlarındaki uçuruma bakmamak için kendilerini zor tutuyorlar. Humboldt’un yanında, Avrupa’dan getirdiği ekipmanlar var; atmosfer basıncını ölçmek için barometre, sıcaklığı ölçmek için termometre, enlemi belirlemek için sekstant, gökyüzünün maviliğini ölçmek için siyanometre ve suni ufuk. Rakım yükseldikçe artan buz gibi rüzgâr, hareketlerini kısıtlasa da tırmanışlarına devam ediyorlar. Humboldt, rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı. O an fark ettiği tek şey, ince havada zar zor soluk alması değildi. Bir aydınlanma anı yaşıyordu. Humboldt o an, yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı, yaşayan devasa bir organizma olduğunun farkına varıyordu. Daha sonraları bu görüş James Lovelock tarafından geliştirilerek “Gaia Teorisi” olarak ortaya atılsa da fikrin çıkış noktası Humboldt’un bu keşfiydi. Yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu keşfetti Humboldt’un bilgiyi sentezleme yetisi çok iyiydi. Bu da ona doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu konusundaki temel teorisini geliştirmesine izin vermişti. Dahası, bu muhteşem örüntüdeki herhangi bir unsurunun zarar görmesinin sistemde kötü etki yaratacağını savunuyordu. Örneğin ormansızlaşmanın, iklime ve çevreye zarar verebileceği konusunda daha o günden uyarmıştı. Çünkü ormanlar atmosferi nemlendirir, soğutur ve toprak erozyonunu önlerdi. Humboldt’a göre mikroskobik bir canlıdan insana, havadan toprağa her şey bir bütündü. Doğa, soluk alıp veren bir bütündü, biz de bu bütünün sadece bir parçasıydık. İşte bilim tarihindeki belki de en bütüncül keşifti bu. Humboldt, doğayı keşfetmişti: “Bu muazzam sebep sonuç zinciri içerisinde hiçbir gerçeklik, diğer şeylerden soyutlanarak değerlendirilemez.” Buna bağlı olarak, 1800 yılında Venezuela’daki Valencia Gölü’ndeki sömürge çiftliklerinin çevreye yıkıcı etkisini gördükten sonra insan kaynaklı iklim değişikliğini ortaya atan ilk bilim insanı olacaktı. Humboldt olmasaydı Darwin olmazdı  Humboldt, ömrünü adadığı keşfini 1802 yılında gerçekleştirdiğinde doğal seleksiyona dayalı “Evrim Teorisi” fikrinin sahibi Darwin, daha portakalda vitamindi. Darwin, otobiyografisinde anlattığı üzere her ne kadar Humboldt’la ilk karşılaşmasında pek de iyi bir izlenime kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin&#8217;i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı. Darwin, Humboldt’un notlarını okuduktan sonra şunları söyleyecekti: “Humboldt’un Kişisel Anlatısı’nı okumak kadar hiçbir şey benim gayretimi kamçılamamıştı.” Darwin ayrıca, Humboldt olmasaydı ne Beagle’a bineceğini ne de Türlerin Kökeni’nin ortaya çıkacağını itiraf edecekti. Bilim uğruna ayrıcalıklı bir hayatı reddetti Hikâye aslında, “18.yüzyıl Berlin’inin ılık bir Eylül akşamında Prusya Kralı II.Wilhelm’in yaverinin oğlu olarak hayata gözlerini açan Friedrich Wilhelm Karl Heinrich Alexander von Humboldt…” tarzında sıkıcı bir başlangıca sahip. Ancak bu hikâyeyi sıkıcı olmaktan uzaklaştıran, Humboldt’un varlıklı ve saygın ailesinin sağladığı imkânları bir kenara itip doğayı keşfetmesini sağlayan “merak hastalığı”nın peşinden gitmesiydi. Şüphesiz ailesinden kendi kalan büyük mirasın da yardım ve katkısıyla.. Zira daha çocukluğunda akranları bez bebekleriyle oynarken küçük Alex, Berlin’deki büyük bahçeli evlerinin sağladığı imkânla doğayı kendisine “oyun alanı” bellemişti. Küçük yaşında çiçek, kelebek, arı ve çeşitli taşların koleksiyonunu yapıyor ve onları kendine göre sınıflandırıyordu. Bu sebeple ona “küçük eczacı” diye hitap ediliyordu. Kaptan James Cook gibi gezginlerle ilgili okuduğu kitaplar onu büyülerken, gezintiye çıktığı ormanın sınırlarını aşmak, onun en büyük hayali haline geliyordu. Alex büyüdü. O dönemin şartlarına bağlı olarak ailesi ve çevresi tarafından “Ekonomi” eğitimi alması dikte edildi. Bunun üzerine eğitimini bu yönde almaya başlasa da fizik, kimya ve botanik gibi derslere ilgi duyuyor ve kendini o yönde yetiştiriyordu. Ticaret Akademisi&#8217;ne kaydolmasının ardından ailesinin memur ol dayatmasıyla Maden Bakanlığı bünyesinde işe girmesiyle, Prusya’nın en başarılı maden mühendislerinden biri olarak anılmaya çoktan başlamıştı. Merakına yenik düşen adam Ancak onun gönlü başka yerdeydi; vaktini daha çok doğa üzerine çizimler ve okumalar yaparak geçiriyor, botanik üzerine kafa yoruyor ve hatta kitaplar yazıyordu. Ve bir seyyah ve bir doğabilimciye dönüşecekti. Bir yaşama birçok yaşam sığdıran Humboldt’u nasıl tanımlarsanız tanımlayın, onu “merakına yenik düşen adam” olarak tanımlamak mümkündü. Fransa, İspanya, Amerika’nın güneyi ve Rusya başta olmak üzere Avrupa, Asya ve özellikle de Latin Amerika’da yaptığı geziler sırasında topladığı numuneleri sınıflandıran, bunlarla ilgili yazılar yazan, çizimler yapan ve tüm bu çalışmalarını yayımlayarak bilim dünyasına kazandıran bir isme dönüştü. Humboldt, yerkürenin altını ve üstünü, işleyen bir sistemin parçası ve bir laboratuvar olarak görüyordu. Bu açıdan tüm hayatını gözlemlere ve bilimsel veri toplayıp bunları bilim dünyasına kazandırmaya adamış bir bilim insanıydı. Bugün hava durumu haritalarında gördüğümüz ısı ve basınç çizgileriyle manyetik Ekvatoru bile o keşfedecekti. Bilimlerin Shakespeare’i Yaptığı bazı çizim ve sınıflandırmalar, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. (Sırf Latin Amerika’dan getirdiklerinin arasında bilim dünyasında ilk kez tanımlanan numune sayısı 60.000’di) Botanik, zooloji, fizyoloji, mineraloji ve özellikle de “Kosmos” isimli eseriyle astronomiye yaptığı katkılarla ismi bugün çok sayıda bitki ile hayvan türüne, birçok sokağa, bilimsel burslara, üniversitelere verilen bir deha o; ekoloji, coğrafya, jeofizik ve jeomorfoloji bilim dallarının modern anlamda kurucusu. Bu haliyle ona “Bilimlerin Shakespeare’i” lakabı bile takıldı. Uzak coğrafyalarda ve ıssız doğada olmayı tercih etse de hayatı boyunca alıp gönderdiği on binlerce mektupla, bilim dünyasıyla irtibat halindeki bir bilim insanıydı aynı zamanda. Bilgiyi alıyor ve paylaşmayı seviyordu. Doğayı kesin yasalarla belirlemenin yetersiz kalacağını düşünerek doğanın hissedilmesi gerektiğini düşünüyordu. ABD’li yazar ve şair Ralph Waldo Emerson, onun için “Gözleri doğal bir mikroskop ve teleskop” diyerek hayranlığını dile getiriyordu. Dünyada kaç bilim insanı, kendi vücudunu deney tahtası olarak kullanırdı ki? Ondaki bu doğa tutkusu olmasa, nefessiz kalıp bayılmasına rağmen 6.310 rakımlı Chimborazo’nun zirvesine tırmanmayı başarabilir miydi? Ondaki bu merak olmasa ailesinden miras kalan bütün zenginliği doğa keşfi için seyahatlere ve diğer bilim insanlarına destek olmak amacıyla harcayıp mezara girerken meteliksiz bir adam olur muydu hiç? O, doğduğu Prusya malikanesinin uçsuz bucaksız bahçeleri veya Paris ile Berlin’deki devasa saraylarda değil Orinoco Nehri’nin uzak kollarındaki tropikal cangıllarda, Moğolistan sınırındaki ıssız Kazak bozkırlarında veya zar zor nefes aldığı Chimborazo’nun zirvesinde kendisini daha iyi hissediyordu. Çünkü doğayı sevmek ve keşfetmek bunu gerektiriyordu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları   Dört yıl önce, tarihçi Andrea Wulf, Prusyalı doğabilimci Alexander von Humboldt&#8217;un biyografisi (Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan) Doğanın Keşfi’ni yazarak bu al andaki açığı kapattı. Bu kitaba kadar Humboldt’a yönelik eserler, sadece dolaylı anlatılardan, kısa yazı ve makalelerden ibaretti. Bu yıl ise Humboldt’un doğumunun 250. yıldönümünü kutlamak için Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı. Tarihi bilgilere dayanarak hazırlanan ve Humboldt’un kişiliğine de ayna tutan eserde, hayati tehlikenin bile veri toplama yolunda onu durduramadığını görüyorsunuz: Timsahlarla dolu nehirler, ölümcül sivrisineklerden geçilmeyen yağmur ormanları ve bir yanlışın bütün hayatınıza mal olacağı yanardağlar onu hiçbir zaman durdurmamıştı. Kitapta bu anlardan kesitler sunan canlandırmalar mevcut. Her türlü flora ve fauna türüne rastlayan Humboldt’un her ölçümü titizlikle kaydetmesi sayesinde bugün birçok disiplinin önü açıldı. Humboldt’un ekipmanları sayesinde yaptığı gözlem ve çıkarımlar, gittiği yerlerdeki çevreye yönelik aldığı not ve yaptığı çizimlerden ilham alınarak çizilen illüstrasyonlar da oldukça aydınlatıcı. Yazıda Humboldt’un bilim insanı yönünü ele alsak da Humboldt, köleliğe tamamıyla karşı çıkan bir liberaldi. Fransız Devrimi’nin ateşli bir savunucusuydu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları, onun sadece bilimsel katkılarını değil, onu her yönüyle tanımaya başlamak için de güzel bir başlangıç. Ancak henüz Türkçeye çevrilmedi. Yayınevlerine duyurulur. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Not: Bu yazı, dergimizin 183. sayısında yayımlanmıştır. Kaynakça Andrea Wulf, Doğanın Keşfi: Alexander von Humboldt’un Yeni Dünyası, Çev: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2017 Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Doğabilimci Alexander Von Humboldt&#8217;un (1769-1859) Yaşamı ve Bilimsel Çalışmaları, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl: 1993, Sayı: 9, Sayfa: 281-300 Alison Abbott, Alexander von Humboldt: the graphic novel, Nature, https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5 Charles Darwin, Yaşamım. Çev: Ozan Karakaş, ALFA Yayıncılık, İstanbul, 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt">Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>İklim değişikliğini bilim tarihinde ilk defa dile getiren Alexander von Humboldt 250 yaşında! </em><strong>(1769-1859). </strong><em>Humboldt adını özel kılan, ileride “Gaia” ismi verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak, ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Coğrafyadan jeolojiye, ekolojiden jeofiziğe birçok disiplin, onun sırtında bir çantayla çıktığı doğa gezilerine çok şey borçlu. </em></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-15537 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-259x300.jpg" alt="" width="259" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-259x300.jpg 259w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-886x1024.jpg 886w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt.jpg 934w" sizes="(max-width: 259px) 100vw, 259px" />Alexander von Humboldt ve ona refakat eden üç kişi, Ekvador’da bulunan kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya tırmanıyor. Dar bir geçitte, düşe kalka, elleri ve dizleri kanaya kanaya ilerliyor ve yanı başlarındaki uçuruma bakmamak için kendilerini zor tutuyorlar. Humboldt’un yanında, Avrupa’dan getirdiği ekipmanlar var; atmosfer basıncını ölçmek için barometre, sıcaklığı ölçmek için termometre, enlemi belirlemek için sekstant, gökyüzünün maviliğini ölçmek için siyanometre ve suni ufuk.</p>
<p>Rakım yükseldikçe artan buz gibi rüzgâr, hareketlerini kısıtlasa da tırmanışlarına devam ediyorlar. Humboldt, rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler.</p>
<p>Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı. O an fark ettiği tek şey, ince havada zar zor soluk alması değildi. Bir aydınlanma anı yaşıyordu. Humboldt o an, yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı, yaşayan devasa bir organizma olduğunun farkına varıyordu. Daha sonraları bu görüş James Lovelock tarafından geliştirilerek “Gaia Teorisi” olarak ortaya atılsa da fikrin çıkış noktası Humboldt’un bu keşfiydi.</p>
<p><strong>Yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu keşfetti</strong></p>
<p>Humboldt’un bilgiyi sentezleme yetisi çok iyiydi. Bu da ona doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu konusundaki temel teorisini geliştirmesine izin vermişti. Dahası, bu muhteşem örüntüdeki herhangi bir unsurunun zarar görmesinin sistemde kötü etki yaratacağını savunuyordu. Örneğin ormansızlaşmanın, iklime ve çevreye zarar verebileceği konusunda daha o günden uyarmıştı. Çünkü ormanlar atmosferi nemlendirir, soğutur ve toprak erozyonunu önlerdi.</p>
<p>Humboldt’a göre mikroskobik bir canlıdan insana, havadan toprağa her şey bir bütündü. Doğa, soluk alıp veren bir bütündü, biz de bu bütünün sadece bir parçasıydık. İşte bilim tarihindeki belki de en bütüncül keşifti bu. Humboldt, doğayı keşfetmişti: <em>“Bu muazzam sebep sonuç zinciri içerisinde hiçbir gerçeklik, diğer şeylerden soyutlanarak değerlendirilemez.”</em> Buna bağlı olarak, 1800 yılında Venezuela’daki Valencia Gölü’ndeki sömürge çiftliklerinin çevreye yıkıcı etkisini gördükten sonra <strong>insan kaynaklı iklim değişikliğini ortaya atan ilk bilim</strong> insanı olacaktı.</p>
<p><strong>Humboldt olmasaydı Darwin olmazdı </strong></p>
<p>Humboldt, ömrünü adadığı keşfini 1802 yılında gerçekleştirdiğinde doğal seleksiyona dayalı “Evrim Teorisi” fikrinin sahibi Darwin, daha portakalda vitamindi. Darwin, otobiyografisinde anlattığı üzere her ne kadar Humboldt’la ilk karşılaşmasında pek de iyi bir izlenime kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin&#8217;i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı. Darwin, Humboldt’un notlarını okuduktan sonra şunları söyleyecekti: <em>“Humboldt’un Kişisel Anlatısı’nı okumak kadar hiçbir şey benim gayretimi kamçılamamıştı.” </em>Darwin ayrıca, Humboldt olmasaydı ne <em>Beagle</em>’a bineceğini ne de <em>Türlerin Kökeni</em>’nin ortaya çıkacağını itiraf edecekti.</p>
<div id="attachment_15533" style="width: 264px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15533" class="wp-image-15533 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt-254x300.jpg" alt="" width="254" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt-254x300.jpg 254w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt.jpg 850w" sizes="(max-width: 254px) 100vw, 254px" /><p id="caption-attachment-15533" class="wp-caption-text">Humboldt’un beş yıllık Latin Amerika gezisi sırasında bölgenin flora ve faunasından topladığı yaklaşık 60.000 numune, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. Görselde And dağlarının bitki örtüsü ve coğrafyasına dair çizimleri görüyorsunuz.</p></div>
<p><strong>Bilim uğruna ayrıcalıklı bir hayatı reddetti</strong></p>
<p>Hikâye aslında, <em>“18.yüzyıl Berlin’inin ılık bir Eylül akşamında Prusya Kralı II.Wilhelm’in yaverinin oğlu olarak hayata gözlerini açan Friedrich Wilhelm Karl Heinrich Alexander von Humboldt…”</em> tarzında sıkıcı bir başlangıca sahip. Ancak bu hikâyeyi sıkıcı olmaktan uzaklaştıran, Humboldt’un varlıklı ve saygın ailesinin sağladığı imkânları bir kenara itip doğayı keşfetmesini sağlayan “merak hastalığı”nın peşinden gitmesiydi. Şüphesiz ailesinden kendi kalan büyük mirasın da yardım ve katkısıyla..</p>
<p>Zira daha çocukluğunda akranları bez bebekleriyle oynarken küçük Alex, Berlin’deki büyük bahçeli evlerinin sağladığı imkânla <strong>doğayı kendisine “oyun alanı”</strong> bellemişti. Küçük yaşında çiçek, kelebek, arı ve çeşitli taşların koleksiyonunu yapıyor ve onları kendine göre sınıflandırıyordu. Bu sebeple ona “<strong>küçük eczacı</strong>” diye hitap ediliyordu. Kaptan James Cook gibi gezginlerle ilgili okuduğu kitaplar onu büyülerken, gezintiye çıktığı ormanın sınırlarını aşmak, onun en büyük hayali haline geliyordu.</p>
<p>Alex büyüdü. O dönemin şartlarına bağlı olarak ailesi ve çevresi tarafından “Ekonomi” eğitimi alması dikte edildi. Bunun üzerine eğitimini bu yönde almaya başlasa da fizik, kimya ve botanik gibi derslere ilgi duyuyor ve kendini o yönde yetiştiriyordu. Ticaret Akademisi&#8217;ne kaydolmasının ardından ailesinin memur ol dayatmasıyla Maden Bakanlığı bünyesinde işe girmesiyle, Prusya’nın en başarılı maden mühendislerinden biri olarak anılmaya çoktan başlamıştı.</p>
<p><strong>Merakına yenik düşen adam</strong></p>
<p>Ancak onun gönlü başka yerdeydi; vaktini daha çok doğa üzerine çizimler ve okumalar yaparak geçiriyor, <strong>botanik</strong> üzerine kafa yoruyor ve hatta kitaplar yazıyordu. Ve bir seyyah ve bir doğabilimciye dönüşecekti. Bir yaşama birçok yaşam sığdıran Humboldt’u nasıl tanımlarsanız tanımlayın, onu “merakına yenik düşen adam” olarak tanımlamak mümkündü.</p>
<p>Fransa, İspanya, Amerika’nın güneyi ve Rusya başta olmak üzere Avrupa, Asya ve özellikle de Latin Amerika’da yaptığı geziler sırasında topladığı numuneleri sınıflandıran, bunlarla ilgili yazılar yazan, çizimler yapan ve tüm bu çalışmalarını yayımlayarak bilim dünyasına kazandıran bir isme dönüştü.</p>
<p>Humboldt, yerkürenin altını ve üstünü, işleyen bir sistemin parçası ve bir laboratuvar olarak görüyordu. Bu açıdan tüm hayatını gözlemlere ve bilimsel veri toplayıp bunları bilim dünyasına kazandırmaya adamış bir bilim insanıydı. Bugün hava durumu haritalarında gördüğümüz ısı ve basınç çizgileriyle manyetik Ekvatoru bile o keşfedecekti.</p>
<div id="attachment_15536" style="width: 227px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15536" class="wp-image-15536 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-217x300.jpg 217w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-741x1024.jpg 741w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt.jpg 1200w" sizes="(max-width: 217px) 100vw, 217px" /><p id="caption-attachment-15536" class="wp-caption-text">Ekoloji, jeoloji, kimya, fizik, volkanoloji, botanik, okyanusbilimi, iktisadi coğrafya, etnoloji alanlarının kurucusu ve doğa illüstratörü; Alexander von Humboldt&#8217;un bilim tarihindeki yerini tarif etmeye kelimeler yetmez.</p></div>
<p><strong>Bilimlerin Shakespeare’i</strong></p>
<p>Yaptığı bazı çizim ve sınıflandırmalar, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. (Sırf Latin Amerika’dan getirdiklerinin arasında bilim dünyasında ilk kez tanımlanan numune sayısı 60.000’di) Botanik, zooloji, fizyoloji, mineraloji ve özellikle de “Kosmos” isimli eseriyle astronomiye yaptığı katkılarla ismi bugün çok sayıda bitki ile hayvan türüne, birçok sokağa, bilimsel burslara, üniversitelere verilen bir deha o; ekoloji, coğrafya, jeofizik ve jeomorfoloji bilim dallarının modern anlamda kurucusu. Bu haliyle ona “Bilimlerin Shakespeare’i” lakabı bile takıldı.</p>
<p>Uzak coğrafyalarda ve ıssız doğada olmayı tercih etse de hayatı boyunca alıp gönderdiği on binlerce mektupla, bilim dünyasıyla irtibat halindeki bir bilim insanıydı aynı zamanda. Bilgiyi alıyor ve paylaşmayı seviyordu. Doğayı kesin yasalarla belirlemenin yetersiz kalacağını düşünerek doğanın hissedilmesi gerektiğini düşünüyordu. ABD’li yazar ve şair <strong>Ralph Waldo Emerson</strong>, onun için “<em>Gözleri doğal bir mikroskop ve teleskop</em>” diyerek hayranlığını dile getiriyordu.</p>
<p>Dünyada kaç bilim insanı, kendi vücudunu deney tahtası olarak kullanırdı ki? Ondaki bu doğa tutkusu olmasa, nefessiz kalıp bayılmasına rağmen 6.310 rakımlı Chimborazo’nun zirvesine tırmanmayı başarabilir miydi? Ondaki bu merak olmasa ailesinden miras kalan bütün zenginliği doğa keşfi için seyahatlere ve diğer bilim insanlarına destek olmak amacıyla harcayıp mezara girerken meteliksiz bir adam olur muydu hiç?</p>
<p>O, doğduğu Prusya malikanesinin uçsuz bucaksız bahçeleri veya Paris ile Berlin’deki devasa saraylarda değil Orinoco Nehri’nin uzak kollarındaki tropikal cangıllarda, Moğolistan sınırındaki ıssız Kazak bozkırlarında veya zar zor nefes aldığı Chimborazo’nun zirvesinde kendisini daha iyi hissediyordu. Çünkü doğayı sevmek ve keşfetmek bunu gerektiriyordu.</p>
<div id="attachment_15535" style="width: 233px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15535" class="wp-image-15535 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-223x300.jpeg" alt="" width="223" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-223x300.jpeg 223w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-762x1024.jpeg 762w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt.jpeg 804w" sizes="auto, (max-width: 223px) 100vw, 223px" /><p id="caption-attachment-15535" class="wp-caption-text">Yazar Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı.</p></div>
<p><strong>Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları  </strong></p>
<p>Dört yıl önce, tarihçi Andrea Wulf, Prusyalı doğabilimci Alexander von Humboldt&#8217;un biyografisi (Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan) Doğanın Keşfi’ni yazarak bu al andaki açığı kapattı. Bu kitaba kadar Humboldt’a yönelik eserler, sadece dolaylı anlatılardan, kısa yazı ve makalelerden ibaretti. Bu yıl ise Humboldt’un doğumunun 250. yıldönümünü kutlamak için Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı.</p>
<p>Tarihi bilgilere dayanarak hazırlanan ve Humboldt’un kişiliğine de ayna tutan eserde, hayati tehlikenin bile veri toplama yolunda onu durduramadığını görüyorsunuz: Timsahlarla dolu nehirler, ölümcül sivrisineklerden geçilmeyen yağmur ormanları ve bir yanlışın bütün hayatınıza mal olacağı yanardağlar onu hiçbir zaman durdurmamıştı. Kitapta bu anlardan kesitler sunan canlandırmalar mevcut.</p>
<p>Her türlü flora ve fauna türüne rastlayan Humboldt’un her ölçümü titizlikle kaydetmesi sayesinde bugün birçok disiplinin önü açıldı. Humboldt’un ekipmanları sayesinde yaptığı gözlem ve çıkarımlar, gittiği yerlerdeki çevreye yönelik aldığı not ve yaptığı çizimlerden ilham alınarak çizilen illüstrasyonlar da oldukça aydınlatıcı.</p>
<p>Yazıda Humboldt’un bilim insanı yönünü ele alsak da Humboldt, köleliğe tamamıyla karşı çıkan bir liberaldi. Fransız Devrimi’nin ateşli bir savunucusuydu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları, onun sadece bilimsel katkılarını değil, onu her yönüyle tanımaya başlamak için de güzel bir başlangıç. Ancak henüz Türkçeye çevrilmedi. Yayınevlerine duyurulur.</p>
<p><strong>Yazı: </strong>Batuhan Sarıcan<strong> / </strong><a href="mailto:batusarican@gmail.com"><strong>batusarican@gmail.com</strong></a></p>
<p><strong>Not:</strong> Bu yazı, dergimizin 183. sayısında yayımlanmıştır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Andrea Wulf, <strong>Doğanın Keşfi: Alexander von Humboldt’un Yeni Dünyası</strong>, Çev: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2017</p>
<p>Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, <strong>Doğabilimci Alexander Von Humboldt&#8217;un (1769-1859) Yaşamı ve Bilimsel Çalışmaları</strong>, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl: 1993, Sayı: 9, Sayfa: 281-300</p>
<p>Alison Abbott, <strong>Alexander von Humboldt: the graphic novel</strong>, Nature, <a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5">https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5</a></p>
<p>Charles Darwin, <strong>Yaşamım</strong>. Çev: Ozan Karakaş, ALFA Yayıncılık, İstanbul, 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt">Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 15:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adria kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[rita levi-montalcini]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15326</guid>

					<description><![CDATA[<p>250 yıl önce doğdu. Ona selam göndermek boynumuzun borcu, ne de olsa kurduğu bilim düzeninin bir parçası olarak izinden gidiyoruz. Büyük doğa bilimci Alexander von Humboldt pek çok bilim konusuna derinlemesine el atmaktan kendini alamamış, bütün bu bilim alanlarının da kendilerini sahiplenecek üstün insanlara ihtiyacı olduğu zamanlarda! Bitki biliminden bitki illüstrasyonculuğuna, coğrafyadan jeolojiye ve jeofiziğe, okyanus biliminden volkanolojiye kadar, dahası iktisattan etnolojiye uzanan çok yönlü bir araştırmacı merakı.. Hepsinin toplamıdır Humboldt. Bu kadar değil. En önemli özelliğin unutmayalım: Araştırmacı üniversite fikrinin temelini atan adam.. Bugün üniversiteler ne kadar Humboldt’un özelliğini taşıyor, çok tartışmalı. Ekvador’da kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya yanında ölçüm aletleri, defteri kalemi ile kan ter içinde tırmanan bir bilim insanının günümüzde yeri yok. Humboldt hatta ilk çevrebilimci-ekolog olarak bile tanımlanıyor. Batuhan Sarıcan anlamlı bir yazı derledi. Bir parça: “Rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı ve işte o anda büyük bir&#8230;” Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi: K2-18b olarak bilinen bir öte gezegende bulunan su, dev karadeliğin hiç olmadığı kadar parlak olduğunun bulunması, cesetlerin ölüm sonrasında bile hareket ediyor olması gibi ilginç haber ve gelişmeler, Araştırma Gündemi’nde sizi bekliyor&#8230; Tekno Vitrin köşesinde de yine kullanıcıları bekleyen yeni teknoloji ürünleri var: Dünyanın ilk doldurulabilir lazer yazıcısı, 16K çözünürlüğünde sinema ekranı ve yaşlılar için akıllı saat bunlardan birkaçı. Üçüncü sayfamızda ise Reyhan Oksay’ın derlediği ilginç bir konu sizi bekliyor; milyonlarca yıl önce Avrupa kıtasının altına gömülen Büyük Adria. Bilim insanları, o zamanlar var olan süper kıta Gondwana’dan ayrılan bu kayıp kıtayı en ince ayrıntısına kadar yeniden tasarlamayı başardılar. Hemen yanında insan vücudunun bilinmeyenleri dizisini okuyacaksınız. İklim değişikliği çağımızın en büyük sorunu olarak medyada da geniş yer bulurken Erdal Musoğlu, Küresel Uyum Komisyonu’nun “Şimdi Uyum Sağla: İklim Direnci İçin Küresel bir Önderlik Çağrısı” raporuna mercek tuttu. İlkleri yaşatan kadın: Rita Levi-Montalcini! Bir Nobel başarı öyküsüne devam ediyoruz. 200’den fazla bilimsel makaleyle bilim dünyasında ilklerin kadını olan ve 102 yaşına kadar araştıran Rita Levi-Montalcini’yi Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora’nın kaleminden okumanızı tavsiye ediyoruz. Doğan Kuban hoca, ülkemizin teknoloji geliştirmede eksik ve başarısız kaldığını, oysa Türkiye’nin çok zengin olanaklara sahip olduğuna dikkat çekiyor. Müfit Akyos ise Bilim-Teknoloji-Yenilik (B-T-Y) sisteminin yeniden yapılandırılmasının gereği üzerine eğilerek, B-T-Y firmalar dünyasındaki sektörel tekelleşmeleri ve ülkeler düzeyinde yeni yapılanmaları gündeme getiriyor. Mustafa Çetiner geçtiğimiz hafta başlattığı “E-sigara” yazı dizisine devam ediyor. Çetiner, e-sigara tüketiminin sağlığa olan zararlarını, FDA’nın e-sigara hakkında görüş ve istatistikleriyle ilişkilendirilerek anlatılıyor. Beslenme sayfalarımız da yine sağlığına önem veren okurları bekliyor. Buzlukta, buzdolabında ve buzdolabının dışında etin nasıl saklanması gerektiğini işledik. İnsan, Teknoloji ve Yapay Zekâ yazısında ise Bilgehan Gürlek, “Acaba kapitalizm, insanın üretim sürecinde devre dışı bırakıldığı yeni bir ekonomik aşamaya mı geçmek istemektedir?” sorusunu soruyor. Dijital Kültür köşesinde Tanol Türkoğlu ise geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden Neslican Tay’ı andığı yazısında, talihsiz bir açıklamada bulunan Nevzat Tarhan’ı eleştirerek, “Bu aşağılık yer (dünya) seküler olduğu için aşağılık bir hale gelmemiştir. Ontolojik olarak aşağılıktır.” yorumunu yapıyor. Özlem Yüzak, Girişimcilik Vakfı Girvak Genel Müdürü Mehru Aygül ile konuştu: “Gençlerde değişimin anahtarı oluyoruz.” Gençlere, ana babalara şiddetle tavsiye ediyoruz. Bahçeşehir Koleji Metodbox yapay zeka programını eğitime adapte etti. Hikayesi sayfalarımızda. Yanında ilginç bir haber okuyacaksınız: Beyin, atık ve zehirleri nasıl temizliyor? Evrenin yaşı ve büyüklüğü sanıldığı gibi değil mi? Fizikçi ve gökbilimciler, bugün Hubble Sabiti konusunda anlaşmazlıkta. Astrofizik meraklıları için büyük önem taşıyan bir tartışmayı Batuhan Sarıcan derledi: Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü sandığımızdan daha mı farklı? İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Toran, yeni öğretim yılı başlarken oldukça önemli bir konu olan çocuğun katılım hakkını savunmak üzerine yazdı. Tartışma sayfamızda ise Texas Üniversitesi’nden Yıldıray Erdener, müzikte Ortaçağ anlayışlarını irdeleyerek Ortaçağ piskoposları ile modern Türkiye ilahiyatçılarının müzik hakkında örtüşen görüşlerine yer verdi. Önemle üzerinde duruyoruz! İbrahim Gedik’in ise görsellerle evrimi anlatan yazısını kaçırmayın: Kozmolojik, jeolojik, biyolojik toplumsal süreç, iletişim, TV ve havacılıkta evrim başlıkları altında geniş anlamda evrimsel gelişmeyi anlattı. *** HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. Yayacağız, okuyacağız ve geleceği elbirliğiyle kuracağız. Gelecek Cumaya kadar iyi okumalar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt">Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15320" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /></strong>250 yıl önce doğdu. Ona selam göndermek boynumuzun borcu, ne de olsa kurduğu bilim düzeninin bir parçası olarak izinden gidiyoruz. Büyük doğa bilimci Alexander von Humboldt pek çok bilim konusuna derinlemesine el atmaktan kendini alamamış, bütün bu bilim alanlarının da kendilerini sahiplenecek üstün insanlara ihtiyacı olduğu zamanlarda! Bitki biliminden bitki illüstrasyonculuğuna, coğrafyadan jeolojiye ve jeofiziğe, okyanus biliminden volkanolojiye kadar, dahası iktisattan etnolojiye uzanan çok yönlü bir araştırmacı merakı.. Hepsinin toplamıdır Humboldt.</p>
<p>Bu kadar değil. En önemli özelliğin unutmayalım: Araştırmacı üniversite fikrinin temelini atan adam.. Bugün üniversiteler ne kadar Humboldt’un özelliğini taşıyor, çok tartışmalı.</p>
<p>Ekvador’da kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya yanında ölçüm aletleri, defteri kalemi ile kan ter içinde tırmanan bir bilim insanının günümüzde yeri yok. Humboldt hatta ilk çevrebilimci-ekolog olarak bile tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan</strong> anlamlı bir yazı derledi. Bir parça: “<em>Rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı ve işte o anda büyük bir</em>&#8230;”</p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi: K2-18b olarak bilinen bir öte gezegende bulunan su, dev karadeliğin hiç olmadığı kadar parlak olduğunun bulunması, cesetlerin ölüm sonrasında bile hareket ediyor olması gibi ilginç haber ve gelişmeler, <strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde sizi bekliyor&#8230; <strong>Tekno Vitrin</strong> köşesinde de yine kullanıcıları bekleyen yeni teknoloji ürünleri var: Dünyanın ilk doldurulabilir lazer yazıcısı, 16K çözünürlüğünde sinema ekranı ve yaşlılar için akıllı saat bunlardan birkaçı.</p>
<p>Üçüncü sayfamızda ise <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın derlediği ilginç bir konu sizi bekliyor; milyonlarca yıl önce Avrupa kıtasının altına gömülen <strong>Büyük Adria</strong>. Bilim insanları, o zamanlar var olan süper kıta Gondwana’dan ayrılan bu kayıp kıtayı en ince ayrıntısına kadar yeniden tasarlamayı başardılar. Hemen yanında <strong>insan vücudunun bilinmeyenleri</strong> dizisini okuyacaksınız.</p>
<p>İklim değişikliği çağımızın en büyük sorunu olarak medyada da geniş yer bulurken <strong>Erdal Musoğlu</strong>, Küresel Uyum Komisyonu’nun “Şimdi Uyum Sağla: İklim Direnci İçin Küresel bir Önderlik Çağrısı” raporuna mercek tuttu.</p>
<p><strong>İlkleri yaşatan kadın: Rita Levi-Montalcini!</strong></p>
<p>Bir Nobel başarı öyküsüne devam ediyoruz. 200’den fazla bilimsel makaleyle bilim dünyasında ilklerin kadını olan ve 102 yaşına kadar araştıran <strong>Rita Levi-Montalcini</strong>’yi Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora</strong>’nın kaleminden okumanızı tavsiye ediyoruz.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca, ülkemizin teknoloji geliştirmede eksik ve başarısız kaldığını, oysa Türkiye’nin çok zengin olanaklara sahip olduğuna dikkat çekiyor. <strong>Müfit Akyos</strong> ise Bilim-Teknoloji-Yenilik (B-T-Y) sisteminin yeniden yapılandırılmasının gereği üzerine eğilerek, B-T-Y firmalar dünyasındaki sektörel tekelleşmeleri ve ülkeler düzeyinde yeni yapılanmaları gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> geçtiğimiz hafta başlattığı “E-sigara” yazı dizisine devam ediyor. Çetiner, e-sigara tüketiminin sağlığa olan zararlarını, FDA’nın e-sigara hakkında görüş ve istatistikleriyle ilişkilendirilerek anlatılıyor.<strong> Beslenme </strong>sayfalarımız da yine sağlığına önem veren okurları bekliyor. Buzlukta, buzdolabında ve buzdolabının dışında <strong>etin nasıl saklanması </strong>gerektiğini işledik.</p>
<p>İnsan, Teknoloji ve Yapay Zekâ yazısında ise <strong>Bilgehan Gürlek</strong>, “Acaba kapitalizm, insanın üretim sürecinde devre dışı bırakıldığı yeni bir ekonomik aşamaya mı geçmek istemektedir?” sorusunu soruyor.</p>
<p><strong>Dijital Kültür</strong> köşesinde <strong>Tanol Türkoğlu</strong> ise geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden <strong>Neslican Tay</strong>’ı andığı yazısında, talihsiz bir açıklamada bulunan <strong>Nevzat Tarhan</strong>’ı eleştirerek, “Bu aşağılık yer (dünya) seküler olduğu için aşağılık bir hale gelmemiştir. Ontolojik olarak aşağılıktır.” yorumunu yapıyor.</p>
<p><strong>Özlem Yüza</strong>k, Girişimcilik Vakfı Girvak Genel Müdürü <strong>Mehru Aygül</strong> ile konuştu: “Gençlerde değişimin anahtarı oluyoruz.” Gençlere, ana babalara şiddetle tavsiye ediyoruz.</p>
<p>Bahçeşehir Koleji Metodbox yapay zeka programını eğitime adapte etti. Hikayesi sayfalarımızda. Yanında ilginç bir haber okuyacaksınız: Beyin, atık ve zehirleri nasıl temizliyor?</p>
<p><strong>Evrenin yaşı ve büyüklüğü sanıldığı gibi değil mi?</strong></p>
<p>Fizikçi ve gökbilimciler, bugün Hubble Sabiti konusunda anlaşmazlıkta. Astrofizik meraklıları için büyük önem taşıyan bir tartışmayı <strong>Batuhan Sarıcan</strong> derledi: Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü sandığımızdan daha mı farklı?</p>
<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi’</strong>nden<strong> Doç. Dr. Mehmet Toran</strong>, yeni öğretim yılı başlarken oldukça önemli bir konu olan <strong>çocuğun katılım hakkını</strong> savunmak üzerine yazdı.</p>
<p>Tartışma sayfamızda ise <strong>Texas Üniversitesi’nden Yıldıray Erdener</strong>, müzikte Ortaçağ anlayışlarını irdeleyerek Ortaçağ piskoposları ile modern Türkiye ilahiyatçılarının müzik hakkında örtüşen görüşlerine yer verdi. Önemle üzerinde duruyoruz! <strong>İbrahim Gedik’in</strong> ise görsellerle evrimi anlatan yazısını kaçırmayın: Kozmolojik, jeolojik, biyolojik toplumsal süreç, iletişim, TV ve havacılıkta evrim başlıkları altında geniş anlamda evrimsel gelişmeyi anlattı.</p>
<p>***</p>
<p>HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. Yayacağız, okuyacağız ve geleceği elbirliğiyle kuracağız.</p>
<p>Gelecek Cumaya kadar iyi okumalar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt">Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 15:29:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[adria kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük dahi Humboldt: Kâşif, bilimlerin kurucusu, ilk ekolog İklim değişikliğine uyum için küresel çağrı Yaşam &#8211; Doğan Kuban Bir Nobel başarı öyküsü: Dr. Rita Levi-Montalcini (2) Bir ötegezegende su bulundu Avrupa&#8217;nın altında kayıp bir kıta var! Grafiklerle beşeri evrim Burun sanılandan çok daha fazlasını bilir Brezilya&#8217;da genetiği değiştirilmiş sivrisinekler yayılıyor Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü düşündüğümüzden farklı mı? Sol bacaklarımız için &#8211; Tanol Türkoğlu B-T-Y sisteminin yeniden yapılandırılması gereği &#8211; Müfit Akyos İnsan, teknoloji ve yapay zekâ &#8211; Bilgehan Gürlek Bahçeşehir Koleji eğitime yapay zekâyı adapte ediyor E-sigara (2) &#8211; Mustafa Çetiner Etleri nasıl saklamalıyız? Çocuğun katılım hakkını savunmak! &#8211; Mehmet Toran Müzik: Ortaçağ anlayışları &#8211; Yıldıray Erdener Narvallar: Denizin gizemli &#8216;Tekboynuzları&#8217; Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019">HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15320" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Büyük dahi Humboldt: Kâşif, bilimlerin kurucusu, ilk ekolog<br />
İklim değişikliğine uyum için küresel çağrı<br />
Yaşam &#8211; Doğan Kuban<br />
Bir Nobel başarı öyküsü: Dr. Rita Levi-Montalcini (2)<br />
Bir ötegezegende su bulundu<br />
Avrupa&#8217;nın altında kayıp bir kıta var!<br />
Grafiklerle beşeri evrim<br />
Burun sanılandan çok daha fazlasını bilir<br />
Brezilya&#8217;da genetiği değiştirilmiş sivrisinekler yayılıyor<br />
Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü düşündüğümüzden farklı mı?<br />
Sol bacaklarımız için &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
B-T-Y sisteminin yeniden yapılandırılması gereği &#8211; Müfit Akyos<br />
İnsan, teknoloji ve yapay zekâ &#8211; Bilgehan Gürlek<br />
Bahçeşehir Koleji eğitime yapay zekâyı adapte ediyor<br />
E-sigara (2) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Etleri nasıl saklamalıyız?<br />
Çocuğun katılım hakkını savunmak! &#8211; Mehmet Toran<br />
Müzik: Ortaçağ anlayışları &#8211; Yıldıray Erdener<br />
Narvallar: Denizin gizemli &#8216;Tekboynuzları&#8217;</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019">HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15322</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Darwin&#8217;in yaşamı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/darwinin-yasami</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2019 13:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[Beagle]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğal seçilim]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[koleksiyonculuk]]></category>
		<category><![CDATA[otobiyografi]]></category>
		<category><![CDATA[türlerin kökeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp doktoru bir baba, haliyle çocuklarının da doktor olmasını istiyor. Charles şansını deniyor, ancak insan fizyolojisi ilgisini çekmiyor. Baba o zaman “din adamı ol, yoksa boş gezenin boş kalfası olacaksın” diyor. Ancak o, kendisini çocukluğundan beri heyecanlandıran tek şeye yönleniyor; DOĞAYA! Aslında her şey, çocukken yaptığı koleksiyonlarla başlıyor; deniz kabuğu, taş, madeni para… Zaman geçiyor ve bu çocuk, koleksiyonunu yaptığı şeylere başka bir gözle bakmaya başlıyor. Elinde tuttuğu mineral veya bitkilerle ilgili daha fazla şey bilmek istiyor. Bununla da kalmıyor, çıkarımlarını başka insanlara anlatarak dikkat çekmek hoşuna gidiyor. Darwin, çocukluğunu şöyle anlatıyor: “Bitkilerin isimlerini akıldan kestirmeye çalışıyor, her türden şeyin koleksiyonunu yapıyordum: deniz kabukları, mühürler, franklar, bozuk paralar, mineraller. Bir insanı sistematik bir doğacıya, bir virtüöze ya da cimrinin tekine dönüştüren koleksiyonculuk tutkusu benim içimde çok güçlüydü ve açık ki doğuştan geliyordu.” (s.17) Bu koleksiyon merakı, zamanla fikirlerini de olgunlaştırarak taş, mineral, böcek, kabuk vb objelerle yaptığı araştırmaların ve dolayısıyla doğa biliminin bilgi birikimine katkıda bulunmasının yolunu açacaktı. Dönüm noktası: Beagle Yolculuğu Darwin’i Türlerin Kökeni’ni yazmaya iten asıl dönüm noktası ise 1831 yılında İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri Gemisi HMS Beagle ile çıktığı yolculuktu. 1836 yılına kadar süren bu yolculuk, toplama merakını daha ileri bir seviyeye taşıyarak güçlü gözlem yeteneğiyle ciddi bulgular elde etmesini ve bunları kayıt altına almasını sağlayacaktı. Darwin’i Beagle yolculuğunda, tropikal bölgelerde engin bir biyoçeşitliliğe işaret eden rengarenk ve gürül gürül bitki örtüsü, Patagonya çöllerinin sessiz bir çığlık gibi büyüyen uçsuz bucaksız ıssızlığı, Tierra del Fuego’nun kendinizi küçük ve savunmasız hissettiren dağları, yeşilin, mavinin ve doğanın binbir rengi karşılayacaktı. Beagle yolculuğu sırasında doğa bilimlerinin evreni andıran uçsuz bucaksızlığına bir bilimsel gerçek daha ekleme motivasyonu ise Darwin’in en büyük ateşleyicisiydi. Doğa bilimleri açısından kritik önem taşıyan bugünkü olguların birçoğunu, Darwin’in Beagle yolcuğu sırasında tuttuğu notlarına borçluyuz. Öyle bir not defteri ki bu, her anı gözlem ve araştırmayla geçen beş yıllık yolculuk boyunca elde edilen, neden-sonuç ilişkisine dayanan çok önemli bulgulardan bahsediyoruz. Bunlar daha sonra makalelere ve kitaplara dönüşecek, o güne kadar eşi benzerine az rastlanır karalamalardı. Bu karalamalar “Türlerin Kökeni”nin temelini oluşturacaktı. Darwin nasıl Darwin oldu? Darwin’i kendi kaleminden okuduğumuz “Yaşamım” eserini ve aslında Darwin’in bilimsel &#8220;kariyerini&#8221; de Beagle yolculuğu öncesi ve sonrası olarak iki bölüme ayırmak mümkün. Beagle öncesi döneme baktığımızda Darwin’in, zoolojiden botaniğe jeolojiden coğrafyaya kadar kendisini çok iyi yetiştirdiğini anlıyoruz. Edindiği “nitelikli” dostlukların, bilgi birikimindeki katkısı da yadsınacak gibi değil. Doğa bilimleri ve diğer alanlarla alakalı entelektüel bir çevre, bununla birlikte Cambridge’de daha öğrenciyken bile profesörlerle çıktığı uzun yürüyüşler ve onlarla kurduğu yakın dostluklar Darwin’i motive ediyor ve ileriye taşıyordu. Sözgelimi jeolog Adam Sedgwick (1785-1873) ve botanist John Stevens Henslow (1796-1861) gibi bilim insanlarıyla geçirdiği zamanlar, aşina olmadığı alanlara ilgisini artıyor, bu da onu ciddi anlamda besliyordu. Hepsinin ötesinde bir de gözardı edilen Alexander von Humboldt (1769-1859) gibi bir &#8220;karakter&#8221; var aslında; Humboldt adını özel kılan, ileride Gaia adı verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Darwin her ne kadar kitapta Humboldt’la ilgili pek de iyi izlenimlere kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin’i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı. Gelelim Darwin’in eğitimine… 1825 yılında Edinburgh Üniversitesi’nde tıp eğitimi almaya başlayan ve burada Lamarck’ın evrim teorisini öğrenen Darwin, babasının baskısıyla 1827 yılında Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Christ’s Collage’da teoloji eğitimi alarak mezun oldu. Darwin, aldığı eğitimden tatmin olmamış olacak ki anılarında tekdüze eğitimin yetersizliğine sık sık vurgu yapar. Çokdisiplinli bilgi birikimini Cambridge’deki eğitimine borçlu olmadığı da aşikardır. Ancak matematikte ve yabancı dil öğrenmedeki yetersizliği onun kendi kendine (otodidaktik) öğrenmesine engel değildi. Birçok alanda okuyor, edindiği teorik bilgiyi, sırtına çantasını takıp çıktığı arazide kilometrelerce yürüyerek (durmaksızın gözlem ve deney yaparak) pratiğe döküyor ve bunları sıradan bir bilim insanına göre akıcı bir dille kâğıda döküyordu. Yüzlerce eserini ve doğa bilimlerine etkisini de düşünecek olursak bu katkı hiç de öyle küçük olmadı. Sahip olduğu düzen, çalışma istikrarı, bilim sevgisi ve her şeyden önemlisi, zihnini besleyen merak hastalığı, Darwin’in ismini, Humboldt’un ardından doğa bilimlerinin en tepesine taşıyor. Şimdi gelelim Türlerin Kökeni’ne… &#8220;Türlerin Kökeni&#8221; niçin başarılı? Kuşkusuz evrim, Darwin’den önce de tartışılıyordu. Ancak bir eksik vardı. Darwin, bu gediği bilimsel bir kuramla kapatmaya çalıştı. Kitaplardan edindiği bilgileri, sahadaki gözlem ve deneyleriyle harmanlayarak, yeniden şekil vererek ve yorumlayarak bir sonuca varmıştı. Sonuç doğal seçilimdi. Evrimsel uyumdaki anahtar mekanizma olan seçilim kuramını, 1859 yılında yayımladığı “Türlerin Kökeni” isimli kitabında özetleyecekti. Bu fikir, yaklaşık 100 yıl boyunca kabul görmedi. Ancak bugün gelinen noktada o kadar güçlü kanıtlar toplandı ki Darwin’in doğal seçilim teorisi artık bir teorinin çok ötesinde, bir olgu olarak kabul görüyor. &#8220;Diğer tüm kitaplarımda olduğu gibi bunda da yaşadığım gecikme faydalı oldu; insan, uzun bir aradan sonra kendi çalışmasını neredeyse başka birine aitmiş gibi eleştiriye tabi tutabiliyor.” diyor Darwin, kendi kitabı için. 1859 yılında yayımlanan kitabın niçin bu kadar başarılı olduğunu ise okuduğumuz eserdeki “Yayınlarım” kısmında açıklıyor. Ona göre kitabın başarısında en büyük pay sahipleri, iyi gözlemlenmiş sayısız delilin okurlar için özetlenmiş olması ve eserin makul boyutuydu. Darwin aslında 4-5 misli büyüklüğünde bir eser yazmış olmasına rağmen bunları özetleyip damıtarak elimize daha “makul” boyutlarda bir “Türlerin Kökeni” sıkıştırmıştır. (Kitabın Bahar Kılıç’a ait ALFA çevirisi, eti ve kemiğiyle 472 sayfadır.) ALFA Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan kitapta Darwin’in keskin gözlem yeteneği ve bunu sade dille kâğıda dökmedeki ustalığı kendini hemen gösteriyor. Sanki sizinle 5 çayı içerken sohbet ediyormuşçasına samimi bir üslup benimsemiş. Tabii bunda çevirinin de etkisi büyük diyebiliriz. Zira Darwin’in sade anlatımını yetkin bir çeviriyle akıcı ve rahat okunur kılmış çevirmen. Charles Darwin’in oğlu Francis Darwin tarafından derlenen ve orijinal haliyle “Charles Darwin’s Autobiography” olarak yayımlanan eseri “Yaşamım” ismiyle Ozan Karakaş’ın çevirisiyle okuyoruz. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com  Kaynakça:  Charles Darwin, Yaşamım, Çev: Ozan Karakaş, ALFA, İstanbul, 2018 Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Çev: Bahar Kılıç, ALFA, İstanbul, 2017 https://www.darwinproject.ac.uk/alexander-von-humboldt</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/darwinin-yasami">Darwin&#8217;in yaşamı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Tıp doktoru bir baba, haliyle çocuklarının da doktor olmasını istiyor. Charles şansını deniyor, ancak insan fizyolojisi ilgisini çekmiyor. Baba o zaman “din adamı ol, yoksa boş gezenin boş kalfası olacaksın” diyor. Ancak o, kendisini çocukluğundan beri heyecanlandıran </strong><strong>tek şeye yönleniyor; DOĞAYA!</strong></em></p>
<p>Aslında her şey, çocukken yaptığı koleksiyonlarla başlıyor; deniz kabuğu, taş, madeni para… Zaman geçiyor ve bu çocuk, koleksiyonunu yaptığı şeylere başka bir gözle bakmaya başlıyor. Elinde tuttuğu mineral veya bitkilerle ilgili daha fazla şey bilmek istiyor. Bununla da kalmıyor, çıkarımlarını başka insanlara anlatarak dikkat çekmek hoşuna gidiyor. Darwin, çocukluğunu şöyle anlatıyor: <em>“Bitkilerin isimlerini akıldan kestirmeye çalışıyor, her türden şeyin koleksiyonunu yapıyordum: deniz kabukları, mühürler, franklar, bozuk paralar, mineraller. Bir insanı sistematik bir doğacıya, bir virtüöze ya da cimrinin tekine dönüştüren koleksiyonculuk tutkusu benim içimde çok güçlüydü ve açık ki doğuştan geliyordu.”</em> (s.17) Bu koleksiyon merakı, zamanla fikirlerini de olgunlaştırarak taş, mineral, böcek, kabuk vb objelerle yaptığı araştırmaların ve dolayısıyla doğa biliminin bilgi birikimine katkıda bulunmasının yolunu açacaktı.</p>
<div id="attachment_12936" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12936" class="wp-image-12936 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/thebeaglelaidashore-300x196.png" alt="" width="300" height="196" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/thebeaglelaidashore-300x196.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/thebeaglelaidashore.png 605w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12936" class="wp-caption-text">Charles Darwin, &#8220;Türlerin Kökeni&#8221;ni yazmasını sağlayacak gözlemlerini yaptığı 5 yıllık yolculuğa HMS Beagle gemisiyle çıktı. 1935&#8217;de Galápagos Adaları’ndayken ilgisini çeken Darwin ispinozlarının gaga boyları, evrim çalışmalarında önemli bir rol oynayacaktı.</p></div>
<p><strong>Dönüm noktası: Beagle Yolculuğu</strong></p>
<p>Darwin’i Türlerin Kökeni’ni yazmaya iten asıl dönüm noktası ise 1831 yılında İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri Gemisi HMS Beagle ile çıktığı yolculuktu. 1836 yılına kadar süren bu yolculuk, toplama merakını daha ileri bir seviyeye taşıyarak güçlü gözlem yeteneğiyle ciddi bulgular elde etmesini ve bunları kayıt altına almasını sağlayacaktı. Darwin’i Beagle yolculuğunda, tropikal bölgelerde engin bir biyoçeşitliliğe işaret eden rengarenk ve gürül gürül bitki örtüsü, Patagonya çöllerinin sessiz bir çığlık gibi büyüyen uçsuz bucaksız ıssızlığı, Tierra del Fuego’nun kendinizi küçük ve savunmasız hissettiren dağları, yeşilin, mavinin ve doğanın binbir rengi karşılayacaktı.</p>
<p>Beagle yolculuğu sırasında doğa bilimlerinin evreni andıran uçsuz bucaksızlığına bir bilimsel gerçek daha ekleme motivasyonu ise Darwin’in en büyük ateşleyicisiydi. Doğa bilimleri açısından kritik önem taşıyan bugünkü olguların birçoğunu, Darwin’in Beagle yolcuğu sırasında tuttuğu notlarına borçluyuz. Öyle bir not defteri ki bu, her anı gözlem ve araştırmayla geçen beş yıllık yolculuk boyunca elde edilen, neden-sonuç ilişkisine dayanan çok önemli bulgulardan bahsediyoruz. Bunlar daha sonra makalelere ve kitaplara dönüşecek, o güne kadar eşi benzerine az rastlanır karalamalardı. Bu karalamalar “Türlerin Kökeni”nin temelini oluşturacaktı.</p>
<p><strong>Darwin nasıl Darwin oldu?</strong></p>
<p>Darwin’i kendi kaleminden okuduğumuz “Yaşamım” eserini ve aslında Darwin’in bilimsel &#8220;kariyerini&#8221; de Beagle yolculuğu öncesi ve sonrası olarak iki bölüme ayırmak mümkün. Beagle öncesi döneme baktığımızda Darwin’in, zoolojiden botaniğe jeolojiden coğrafyaya kadar kendisini çok iyi yetiştirdiğini anlıyoruz. Edindiği “nitelikli” dostlukların, bilgi birikimindeki katkısı da yadsınacak gibi değil. Doğa bilimleri ve diğer alanlarla alakalı entelektüel bir çevre, bununla birlikte Cambridge’de daha öğrenciyken bile profesörlerle çıktığı uzun yürüyüşler ve onlarla kurduğu yakın dostluklar Darwin’i motive ediyor ve ileriye taşıyordu. Sözgelimi jeolog Adam Sedgwick (1785-1873) ve botanist John Stevens Henslow (1796-1861) gibi bilim insanlarıyla geçirdiği zamanlar, aşina olmadığı alanlara ilgisini artıyor, bu da onu ciddi anlamda besliyordu.</p>
<div id="attachment_12938" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12938" class="wp-image-12938 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/humboldt-and-darwin-when-young-300x209.png" alt="" width="300" height="209" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/humboldt-and-darwin-when-young-300x209.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/humboldt-and-darwin-when-young.png 599w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12938" class="wp-caption-text">Charles Darwin (1809-1882), ekolojinin ve Gaia teorisinin babası olarak kabul edilen Alexander von Humboldt&#8217;un (1769-1859) eserlerinden çok etkilenecekti.</p></div>
<p>Hepsinin ötesinde bir de gözardı edilen Alexander von Humboldt (1769-1859) gibi bir &#8220;karakter&#8221; var aslında; Humboldt adını özel kılan, ileride Gaia adı verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Darwin her ne kadar kitapta Humboldt’la ilgili pek de iyi izlenimlere kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin’i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı.</p>
<p>Gelelim Darwin’in eğitimine… 1825 yılında Edinburgh Üniversitesi’nde tıp eğitimi almaya başlayan ve burada Lamarck’ın evrim teorisini öğrenen Darwin, babasının baskısıyla 1827 yılında Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Christ’s Collage’da teoloji eğitimi alarak mezun oldu. Darwin, aldığı eğitimden tatmin olmamış olacak ki anılarında tekdüze eğitimin yetersizliğine sık sık vurgu yapar. Çokdisiplinli bilgi birikimini Cambridge’deki eğitimine borçlu olmadığı da aşikardır. Ancak matematikte ve yabancı dil öğrenmedeki yetersizliği onun kendi kendine (otodidaktik) öğrenmesine engel değildi. Birçok alanda okuyor, edindiği teorik bilgiyi, sırtına çantasını takıp çıktığı arazide kilometrelerce yürüyerek (durmaksızın gözlem ve deney yaparak) pratiğe döküyor ve bunları sıradan bir bilim insanına göre akıcı bir dille kâğıda döküyordu. Yüzlerce eserini ve doğa bilimlerine etkisini de düşünecek olursak bu katkı hiç de öyle küçük olmadı. Sahip olduğu düzen, çalışma istikrarı, bilim sevgisi ve her şeyden önemlisi, zihnini besleyen merak hastalığı, Darwin’in ismini, Humboldt’un ardından doğa bilimlerinin en tepesine taşıyor. Şimdi gelelim Türlerin Kökeni’ne…</p>
<div id="attachment_12934" style="width: 190px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12934" class="wp-image-12934 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/darwin-bio-7-notebook-180x300.jpg" alt="" width="180" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/darwin-bio-7-notebook-180x300.jpg 180w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/darwin-bio-7-notebook-615x1024.jpg 615w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/darwin-bio-7-notebook.jpg 813w" sizes="auto, (max-width: 180px) 100vw, 180px" /><p id="caption-attachment-12934" class="wp-caption-text">Darwin’in notlarından bir sayfa: Yaşam Ağacı (1837-1838)</p></div>
<p><strong>&#8220;Türlerin Kökeni&#8221; niçin başarılı?</strong></p>
<p>Kuşkusuz evrim, Darwin’den önce de tartışılıyordu. Ancak bir eksik vardı. Darwin, bu gediği bilimsel bir kuramla kapatmaya çalıştı. Kitaplardan edindiği bilgileri, sahadaki gözlem ve deneyleriyle harmanlayarak, yeniden şekil vererek ve yorumlayarak bir sonuca varmıştı. Sonuç doğal seçilimdi. Evrimsel uyumdaki anahtar mekanizma olan seçilim kuramını, 1859 yılında yayımladığı “Türlerin Kökeni” isimli kitabında özetleyecekti. Bu fikir, yaklaşık 100 yıl boyunca kabul görmedi. Ancak bugün gelinen noktada o kadar güçlü kanıtlar toplandı ki Darwin’in doğal seçilim teorisi artık bir teorinin çok ötesinde, bir olgu olarak kabul görüyor.</p>
<p><em>&#8220;Diğer tüm kitaplarımda olduğu gibi bunda da yaşadığım gecikme faydalı oldu; insan, uzun bir aradan sonra kendi çalışmasını neredeyse başka birine aitmiş gibi eleştiriye tabi tutabiliyor.”</em> diyor Darwin, kendi kitabı için. 1859 yılında yayımlanan kitabın niçin bu kadar başarılı olduğunu ise okuduğumuz eserdeki “Yayınlarım” kısmında açıklıyor. Ona göre kitabın başarısında en büyük pay sahipleri, iyi gözlemlenmiş sayısız delilin okurlar için özetlenmiş olması ve eserin makul boyutuydu. Darwin aslında 4-5 misli büyüklüğünde bir eser yazmış olmasına rağmen bunları özetleyip damıtarak elimize daha “makul” boyutlarda bir “Türlerin Kökeni” sıkıştırmıştır. (Kitabın Bahar Kılıç’a ait ALFA çevirisi, eti ve kemiğiyle 472 sayfadır.)</p>
<div id="attachment_12932" style="width: 191px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12932" class="wp-image-12932 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/yasamim_y-181x300.jpg" alt="" width="181" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/yasamim_y-181x300.jpg 181w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/yasamim_y-617x1024.jpg 617w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/yasamim_y.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 181px) 100vw, 181px" /><p id="caption-attachment-12932" class="wp-caption-text">Charles Darwin&#8217;in anı ve mektuplarından derlenen yaşam öyküsü Yaşamım, yazarın bilimsel geçmişine ışık tutuyor.</p></div>
<p>ALFA Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan kitapta Darwin’in keskin gözlem yeteneği ve bunu sade dille kâğıda dökmedeki ustalığı kendini hemen gösteriyor. Sanki sizinle 5 çayı içerken sohbet ediyormuşçasına samimi bir üslup benimsemiş. Tabii bunda çevirinin de etkisi büyük diyebiliriz. Zira Darwin’in sade anlatımını yetkin bir çeviriyle akıcı ve rahat okunur kılmış çevirmen. Charles Darwin’in oğlu Francis Darwin tarafından derlenen ve orijinal haliyle “Charles Darwin’s Autobiography” olarak yayımlanan eseri “Yaşamım” ismiyle Ozan Karakaş’ın çevirisiyle okuyoruz.</p>
<p>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com </a></p>
<p><strong>Kaynakça: </strong></p>
<p>Charles Darwin, Yaşamım, Çev: Ozan Karakaş, ALFA, İstanbul, 2018</p>
<p>Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Çev: Bahar Kılıç, ALFA, İstanbul, 2017</p>
<p><a href="https://www.darwinproject.ac.uk/alexander-von-humboldt">https://www.darwinproject.ac.uk/alexander-von-humboldt</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/darwinin-yasami">Darwin&#8217;in yaşamı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12931</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
