<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>aşı arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/asi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/asi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Feb 2025 06:36:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2025 06:31:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[cilde sürülen aşı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[krem]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Fischbach]]></category>
		<category><![CDATA[Nature]]></category>
		<category><![CDATA[stanford üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Staphylococcus epidermidis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşı olmanın cildinize bir krem ​​sürmek kadar kolay olduğu bir dünya hayal edin; iğne yok, acı yok ve ateş, şişlik veya ağrı gibi rahatsızlık verici yan etkiler de yok. Klinikte uzun kuyruklar beklemek mi? O da yok! Stanford Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar sayesinde, bu gelecek düşündüğümüzden daha yakın olabilir. Neredeyse herkeste bulunan, zararsız ve yaygın bir cilt bakterisini (Staphylococcus epidermidis) kullanarak, aşılamaya yönelik “devrim niteliğinde” bir yaklaşım geliştiren ekip, bu cilt bakterisinin güçlü bir bağışıklık tepkisini tetiklediğini keşfetti. Canlı bir aşı Bakterideki bir proteini değiştiren araştırmacılar, onu adeta “canlı” bir aşıya dönüştürdü ve bağışıklık sistemini tetanos ve difteri gibi hastalıklarla savaşması için eğitti. Çalışmanın bulgularını Nature’da yayımlayan araştırmacılar, bu kremin farelerde güçlü bir bağışıklık geliştirdiğini ve bu sayede ölümcül toksinlere dayanabildiklerini söyledi. Ufukta insan denemeleri var. Biyomühendislik profesörü Dr. Michael Fischbach, “Hepimiz iğnelerden nefret ederiz. Bir iğnenin kremle değiştirilebileceği fikrinden hoşlanmayan tek bir kişi bile bulamadım,” diye belirtti. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi">Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşı olmanın cildinize bir krem ​​sürmek kadar kolay olduğu bir dünya hayal edin; iğne yok, acı yok ve ateş, şişlik veya ağrı gibi rahatsızlık verici yan etkiler de yok. Klinikte uzun kuyruklar beklemek mi? O da yok!</p>
<p>Stanford Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar sayesinde, bu gelecek düşündüğümüzden daha yakın olabilir.</p>
<p>Neredeyse herkeste bulunan, zararsız ve yaygın bir cilt bakterisini (<em>Staphylococcus epidermidis</em>) kullanarak, aşılamaya yönelik “devrim niteliğinde” bir yaklaşım geliştiren ekip, bu cilt bakterisinin güçlü bir bağışıklık tepkisini tetiklediğini keşfetti.</p>
<h4>Canlı bir aşı</h4>
<p>Bakterideki bir proteini değiştiren araştırmacılar, onu adeta “canlı” bir aşıya dönüştürdü ve bağışıklık sistemini tetanos ve difteri gibi hastalıklarla savaşması için eğitti.</p>
<p>Çalışmanın bulgularını Nature’da yayımlayan araştırmacılar, bu kremin farelerde güçlü bir bağışıklık geliştirdiğini ve bu sayede ölümcül toksinlere dayanabildiklerini söyledi. Ufukta insan denemeleri var.</p>
<p>Biyomühendislik profesörü Dr. Michael Fischbach, “Hepimiz iğnelerden nefret ederiz. Bir iğnenin kremle değiştirilebileceği fikrinden hoşlanmayan tek bir kişi bile bulamadım,” diye belirtti.</p>
<p><a href="https://scitechdaily.com/no-more-needles-stanford-scientists-create-a-painless-living-vaccine-you-rub-on-your-skin/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi">Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32078</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 09:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk felci]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kuduz]]></category>
		<category><![CDATA[Louis Pasteur]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[tifüs]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastalık ve enfeksiyonlarda en etkili yöntemin bulunuşu: Aşılama Bilime yaptığı birçok katkıdan ziyade hastalıkların mikroplardan kaynaklandığını öne süren kuramıyla hatırlanan Pasteur, kelimenin tam anlamıyla bir halk kahramanıydı. Şarbon ve kuduz aşısı, mayalama ve diğer çalışmalarıyla insanlığa çok büyük hizmetleri oldu. Milyonlarca hayat kurtardı. Yıl 1831, Fransa’daki bir dağ köyündeyiz. 9 yaşında bir çocuk, köydeki bir demirci dükkânından korkarak kaçıyor. Çünkü kısa süre önce kuduz bir kurt tarafından ısırılan bir adamın, boğazını kavuran şiddetli acının verdiği çığlıkları duyuyor. Bu çocuk Louis Pasteur’dan başkası değildi ve bu çığlıklar ömrü boyunca kulaklarında yankılanacaktı. Küçük Louis babasına sordu: “Kurtları ne kuduz yapıyor baba? İnsanlar neden kurtlar tarafından ısırıldığında ölüyor?” Napoléon Bonaparte’ın eski çavuşlarından olan babası, savaş alanında yüzlerce insanın kurşunla nasıl ve neden öldüğü konusunda bilgi sahibiydi, peki ama bir enfeksiyon hastalığı? Bu konuda ne onun ne de o dönemin en bilgili doktorlarının bir bilgisi vardı ve bunun cevabını ortaya çıkaran da gelecekte Louis Pasteur’ün ta kendisi olacaktı. Louis Pasteur’ün doğduğu evi gösteren yağlı boya çalışması, sağda. Pasteur’ün 19 yaşına kadar resim sanatında yeteneği olduğu biliniyor. Daha sonra yaşamın kimyasına duyduğu ilgi sebebiyle resim yapmayı bırakıp bilime yöneliyor. Hayatın eşsiz kimyasına ilgi Fransa’nın doğusundaki Dole’da dünyaya gelen Louis Pasteur, ilk gençliğinde resimdeki yeteneğini gözler önüne seriyordu. İlk temel eğitimini Arbois ve Besançon’da alırken o kadar başarılıydı ki öğretmenleri tarafından &#8211; bugün bile Fransa’nın en prestijli okulu sayılan &#8211; Paris’teki École Normale Supérieure’e tavsiye edilmişti. İlk sene sınavı geçemeyen Pasteur, ikinci sene muvaffak olacak, Pasteur efsanesi, köklerini bu okuldan alacaktı. Burada resimden ziyade bilime yönelecekti. Ne ilginç ki bu okulda bir hocası onun için “vasat bir kimya öğrencisi” diye not düşecekti. Ancak o, École’deki fizik bilimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra o dönemde yeni yeni bilinen kristalografi alanına yoğunlaşarak fizik ve kimyada çift dal doktora yapmış ve hocasının görüşlerinin ne kadar yanlış olduğunu kısa sürede göstermişti. Hocası belki de onu fişeklemek istemişti, kim bilir… Bu dönemde, tartarik asidin optik izomerleri üzerine yaptığı çalışmaları, daha 26 yaşında onu adı bilinmeye başlayan bir kimyager yaparken onun bilimsel yöntemi ve karakterindeki şu 5 özelliği ortaya çıkaracaktı: Deney yapma yeteneği ve azmi Mikroskop kullanımı Hayatın kimyasının eşsizliğine ilgisi Şansını en iyi şekilde kullanması Ortaya çıkardığı sonuçların büyük etkisi Doktorasını tamamladıktan sonra 1849’da Strasbourg Üniversitesi’nde kimya profesörlüğü görevine başlayan Pasteur, burada üniversite rektörünün kızı, Marie Laurent’le evlendikten sonra hayatı maddi manevi olumlu anlamda değişikliğe uğrayacaktı. Altı yıl sonra dekan olarak Lille Üniversitesi’ne atandı. Burada sadece asimetrik bileşikler ve optik etkinlikler değil, aynı zamanda bira mayalama, rafine ve ağartma gibi konular üzerine de dersler veriyordu. Ancak Pasteur’ün ilgisi başka yerdeydi. Canlı organizmaların kimyası, özellikle de maya ve diğer fermentler, Pasteur’ün merakını cezbediyordu. Mikroskobunu kristal yapılardan mayalara çevirmişti. Alkol üretiminde mayanın rolü üzerine çalıştı. Zengin fabrikatörlerin olduğu bir davette şunları söyleyecekti: “Eline bir patates verip ondan şeker, şekerden de alkol elde edilebileceğini söylediğinizde meraklanmayacak bir genç bulabilir misiniz?” Yine de hiçbir şey toz pembe değildi. Bir bira üreticisi olan M. Bigo onu fabrikasına davet etti ve mayalamada sorun yaşadıklarını bildirdi. Pasteur, uzun süren laboratuvar çalışmalarından sonra mayalanmanın gizini çözdü: Mayalanmanın asıl sebebi, gözle görünmeyen canlı şeylerdi! Bu süreçte Pasteur ile Félix-Archimède Pouchet arasında yaşamın kendiliğinden türemesi (spontaneous generation) fikrine yönelik bir zıtlaşma yaşanmıştı. Pasteur, Pouchet’nin savunduğu kendiliğinden türemeye karşı çıkarak yaşamın mutlaka daha önceki yaşamdan kaynaklandığını savunuyordu. Bunun en büyük örneği de mayalanmaydı. Sözgelimi, mayalanma ve doğal ürünlerin sıvı karışımlarındaki bozulma, canlı fermentler ve kontaminasyona bağlıydı. Buna karşın Pouchet, kontaminasyona kesin olarak karşı çıkıyor ve kendiliğinden türemeyi savunuyordu. Zaman, Pasteur’ü haklı çıkaracaktı. Tıp tarihinde mihenk taşı: Hastalık yapan mikrop teorisi Pasteur’ün hastalık araştırmalarını işte bu tartışmalara borçluyuz. Doktorların da ateş ve septik enfeksiyonların gelişimi ile mayalanma ve bozulmayla benzerlik gösterdiğini, bir başka deyişle, bu süreçlerde canlı organizmalar ya da mikropların varlığının düşünmesi yeni bir çağın başlangıcı oldu. “Hastalık yapıcı mikrop” ifadesinde karşılığını bulan bu yeni uygulama alanı, mikropların çok çeşitli ve dağılmış olduğunu, bununla birlikte bölünmenin onlara güç kattığını ortaya çıkarmıştı. Bu teoriyi kanıtlamak için söz konusu mikropların hastalığa sebep olduğunu doğrulamak gerekiyordu. Aslında bunun için o dönemde yaşanan ölümlere bakmak yeterliydi. 19. yüzyılın başlarına kadar ameliyat sonrası ölüm oranı yüksekti, çoğu insan yara enfeksiyonları yüzünden hayatını kaybediyordu. Genel kanı, çürüyen etin salgıladığı gazların buna neden olduğu yönünde olsa da bir bilim insanı buna karşı çıkacaktı: Joseph Lister. Pasteur’ün çalışmalarını yakından takip eden ve mikroorganizmalar olduğu sürece çürümenin, hava olmadan da gerçekleşebileceği fikrini destekleyen Lister, Pasteur’den etkilenerek mikroorganizmaların yara enfeksiyonuna neden olabileceğini ortaya attı. Bununla birlikte mikropları öldürmek için karbolik asitli sargı bezi uygulamasını tıp tarihine kazandırmıştı. Lister’i derinden etkileyen Pasteur, hastalık yapıcı mikrop teorisini farklı tür ve zamanlarda defalarca kanıtlayarak bu teorinin uygulanmasında bir adım öne çıkmıştı. Bu noktada da alkol üzerine yaptığı çalışmaları önemli bir çıkış noktasıydı. Bira ve şarap fermantasyonuyla ilgili araştırması, havada mikroorganizmaların bulunduğunu düşündürdü. Dolayısıyla zararlı bakteriler, insan vücuduna yiyecek ve içereceklerden girebilirdi. Bu süreçte şarabı 50-60 dereceye kadar ısıtan Pasteur, maya hücrelerinin öldüğünü ve dolayısıyla bozulmayı önlediğini bulmuştu. (Aynı yöntemle sütün ekşimesinin önlemesi de bugün pastörizasyon olarak biliniyor.) Buna benzer pratik uygulamalar teorinin doğruluğunu günden güne daha fazla insanın kabul etmesini sağladı. Pasteur, akademik araştırmalarının yanı sıra 1879’a kadar, Lille kentinde yerel alkol üretiminin sorunlarına çözüm bulmaktan sorumlu bir ekibin de başındaydı. Ressam Albert Edelfelt, 1885’te Louis Pasteur’ü laboratuvarında resmetti (solda). Kendi hayatını tehlikeye atan bir halk kahramanı Ardından farklı organizma türleri ve sebep oldukları hastalıkları tespit ve tedavi etme süreci başladı. 1865’te ipek sanayisinde baş gösteren hastalığı incelemesi için Fransız hükümeti tarafından atanan Pasteur, 3 yıllık bir çalışmanın ardından suçluyu buldu: yine bir canlı, bir parazitti. Sanayiyi mikrop ve hastalıklardan uzak tutmak için uygulamalar önerdi ve başarılı oldu. Sadece sanayi değil tıpta da sorunları çözme yolunda olan Pasteur, kolera hastalığı için tavukları kolera bakterisi enjekte ederek tedavi etti. Enfeksiyon hastalıklarını önlemede yeni bir çağ başlamıştı; hastalıklara mikroplar neden oluyorsa, zararlı mikropların insan vücuduna girmesi önlenerek hastalıklardan kaçınılabilirdi. Pasteur, “Hastalık yapıcı mikrop” teorisini, sadece teori olmaktan çıkarıp uygulamada defalarca kanıtlayarak tüm enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine sirayet etti. Ve bu, Pasteur’ü bugün dünyada milyonlarca insanı kurtaran bir halk kahramanı kılacaktı. Üstelik hayatını tehlikeye atarak! Çünkü laboratuvarı, çürüyen şeylerden dolayı mikrobik bir yer haline gelmişti, çok pis kokuyordu ve kamu yararı uğruna kendi sağlığını açıkça tehlikeye atıyordu. Hatta deneyler yüzünden hastalanıp bir keresinde ölümle burun buruna gelmiş olsa da bunu atlatmıştı. Sağda, Louis Pasteur’ün 1860’larda kullandığı 400x Nachet mikroskobu. Bu mikroskopla fermantasyon ve kendiliğinden türemeyi reddedeceği araştırmalarını yapmıştı. “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.” Ama bu süreçte, ne yazık ki uzun süren çalışma temposu ve yoğunluğu sebebiyle kalıcı felç geçirdi. Sol tarafını hayatı boyunca bir daha kullanamadı. Ancak çalışmaları hız kesmedi. Hem sanayi hem de halkı kötü etkileyen şarbon üzerine çalıştı. Bu hastalığa karşı bir de aşı üretti. Bu aşıyı bulurken en büyük ilkesi ise şuydu: “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.” Bugün “bağışıklık kazandırma” olarak tanımlayabileceğimiz bu ilke sayesinde aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önleyebileceği bulundu. Bu önemliydi, çünkü yeni bir ölümcül hastalık kapıdaydı: Kuduz! Öyle bir illetti ki hastalar, ilk semptomların görülmesiyle birlikte bir anda ölüme kadar gidiyordu. Pasteur, yıldan yıla genişleyen ekibiyle birlikte, şarbonda olduğu gibi ilk olarak hayvanlar üzerinde deneyler yaptı. Ardından insanlar üzerinde denemeye başladı. İlk hastası, Joseph Meister isminde bir erkek çocuğuydu. Aşı etkili olmuş ve kuduz alt edilmişti. Aşı ücretsiz olarak veriliyordu ve tüm dünyaya yayıldı. Kuduz illeti, küresel ölüm sebebi olmaktan onun sayesinde çıkmıştı. Bu başarısından sonra amansız veba için de bir aşı geliştirdi. Belki de daha önemlisi, Pasteur’den bu yana ortaya çıkan bütün enfeksiyonlarda onun fikirlerinin ışığında yürünerek “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir” ilkesi kullanıldı. Yani hastayı bir hastalığa karşı korumak için o hastalığı hafif oranda bulaştırarak bağışık hale getirme yolu… Bu sayede bilim, tifüs ve çocuk felci gibi birçok ölümcül hastalık için koruyucu aşılar geliştirerek bu salgınların etki alanını daralttı. Kısacası onun sayesinde hastalıkların nedeninin şeytanlar olmadığı ve çözümün bilimde olduğu net bir şekilde anlaşıldı. İnsan ömrü iki katına çıktıysa Pasteur’ün payı çok büyük Dünyaya Yön Veren En Etkin 100 kitabının yazarı Michael H. Hart, bilim ve tıbbın insan ömrünü neredeyse iki katını çıkarmada büyük etkisi olduğunu düşündüğü Pasteur için şöyle diyor: “Pasteur ile çiçek aşısını geliştiren İngiliz hekim Edward Jenner arasında genellikle karşılaştırma yapılır. Jenner’in çalışması Pasteur’ünkinden 80 küsur yıl önce yapılmış olmasına karşın ben Jenner’i daha az önemli bulurum; çünkü buluşu sadece bir tek hastalığa karşı bağışıklık sağlamıştır. Pasteür’ün yöntemleri ise birçok hastalığın önlenmesi için uygulanabilir ve uygulanmıştır da.” Louis Pasteur, 1895’te hayata gözlerini yumduğunda bilim camiası için mayalanmanın biyolojik doğasını ortaya çıkaran ve hastalıkları mikropla ilişkilendiren öncü mikrobiyoloji çalışmalarıyla bir bilim dehasıydı. Bununla birlikte halk, en çok enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi üzerine çalışmalarıyla onu bir kahraman olarak görüyordu. Yaşamının son yıllarında dünyanın dört bir yanından eşi benzeri olmayan bir bağış gelmişti. Bağışların sebebi Pasteur’ün bir enstitü kurmasını istemeleriydi. Enstitü, Kasım 1888’de açılacaktı. Ancak sağlığı, o sıralarda çalışmalarda aktif olarak rol alamayacak kadar kötüleşmişti. Öldüğünde halk cenazeye akın etti, göz yaşı döktü. Fransız kahramanlarının yanına, Panthéon’a defnedilmesi önerilse de ailesi ve kendi vasiyeti doğrultusunda enstitüdeki bir kripte gömüldü. Şanslı ama hazır bir zihin Onun için hep şanslı derlerdi. Louis Pasteur, 1854’te Lille Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Gözlem alanında, şans sadece hazır zihinleri kollar.” demişti. Gerçekten de hayatı boyunca şans hep yanında oldu ama başarısını sadece şansa bağlamak doğru değil. Çünkü o, kendisinin de ifade ettiği gibi bir hazır zihindi; bilgili, kavrayış gücü yüksek ve çalışkandı. Sonuç alana değin hiçbir şeyin peşini bırakmıyordu. Şans da yanında olmuştu. Bilim tarihçisi Gerald L. Geison, The Private Science of Louis Pasteur isimli biyografisinde onun için şöyle diyor: “Çoğu zaman büyük bir cesaret ve kuvvetli bir hayal gücü sergilemekle birlikte, çalışmalarının genelinin karakteristik özellikleri zihin açıklığı, sıra dışı deneysel beceriler ve amaca ulaşma azmi ve hatta inadıdır.” Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 237. sayıda yayınlanmıştır. Kaynaklar: Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü. Çev: R. L. Aysever, TÜBİTAK, İstanbul, 200, s.266-271 John Simmons, The Giant Book of Scientists. The Book Company, London, 1997, p.27-32 Naomi Craft, Tıpta Çığır Açan Buluşların Küçük Kitabı, Çev: Ö. Akpınar, TÜBİTAK, Ankara, 2018, s.68-69; 73-74 Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100. Çev: N. Üstüntaş, Güney Kitap, İstanbul, 2019, s. 79-81 Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.252-257 https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur">Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hastalık ve enfeksiyonlarda en etkili yöntemin bulunuşu: Aşılama</strong></p>
<p>Bilime yaptığı birçok katkıdan ziyade hastalıkların mikroplardan kaynaklandığını öne süren kuramıyla hatırlanan Pasteur, kelimenin tam anlamıyla bir halk kahramanıydı. Şarbon ve kuduz aşısı, mayalama ve diğer çalışmalarıyla insanlığa çok büyük hizmetleri oldu. Milyonlarca hayat kurtardı.</p>
<p>Yıl 1831, Fransa’daki bir dağ köyündeyiz. 9 yaşında bir çocuk, köydeki bir demirci dükkânından korkarak kaçıyor. Çünkü kısa süre önce kuduz bir kurt tarafından ısırılan bir adamın, boğazını kavuran şiddetli acının verdiği çığlıkları duyuyor. Bu çocuk Louis Pasteur’dan başkası değildi ve bu çığlıklar ömrü boyunca kulaklarında yankılanacaktı.</p>
<p>Küçük Louis babasına sordu: “Kurtları ne kuduz yapıyor baba? İnsanlar neden kurtlar tarafından ısırıldığında ölüyor?” Napoléon Bonaparte’ın eski çavuşlarından olan babası, savaş alanında yüzlerce insanın kurşunla nasıl ve neden öldüğü konusunda bilgi sahibiydi, peki ama bir enfeksiyon hastalığı? Bu konuda ne onun ne de o dönemin en bilgili doktorlarının bir bilgisi vardı ve bunun cevabını ortaya çıkaran da gelecekte Louis Pasteur’ün ta kendisi olacaktı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-30925 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-300x218.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1-1024x743.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g1.jpg 1285w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Louis Pasteur’ün doğduğu evi gösteren yağlı boya çalışması, sağda. Pasteur’ün 19 yaşına kadar resim sanatında yeteneği olduğu biliniyor. Daha sonra yaşamın kimyasına duyduğu ilgi sebebiyle resim yapmayı bırakıp bilime yöneliyor.</p>
<p><strong>Hayatın eşsiz kimyasına ilgi</strong></p>
<p>Fransa’nın doğusundaki Dole’da dünyaya gelen Louis Pasteur, ilk gençliğinde resimdeki yeteneğini gözler önüne seriyordu. İlk temel eğitimini Arbois ve Besançon’da alırken o kadar başarılıydı ki öğretmenleri tarafından &#8211; bugün bile Fransa’nın en prestijli okulu sayılan &#8211; Paris’teki École Normale Supérieure’e tavsiye edilmişti. İlk sene sınavı geçemeyen Pasteur, ikinci sene muvaffak olacak, Pasteur efsanesi, köklerini bu okuldan alacaktı. Burada resimden ziyade bilime yönelecekti.</p>
<p>Ne ilginç ki bu okulda bir hocası onun için “vasat bir kimya öğrencisi” diye not düşecekti. Ancak o, École’deki fizik bilimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra o dönemde yeni yeni bilinen kristalografi alanına yoğunlaşarak fizik ve kimyada çift dal doktora yapmış ve hocasının görüşlerinin ne kadar yanlış olduğunu kısa sürede göstermişti. Hocası belki de onu fişeklemek istemişti, kim bilir…</p>
<p>Bu dönemde, tartarik asidin optik izomerleri üzerine yaptığı çalışmaları, daha 26 yaşında onu adı bilinmeye başlayan bir kimyager yaparken onun bilimsel yöntemi ve karakterindeki şu 5 özelliği ortaya çıkaracaktı:</p>
<ul>
<li>Deney yapma yeteneği ve azmi</li>
<li>Mikroskop kullanımı</li>
<li>Hayatın kimyasının eşsizliğine ilgisi</li>
<li>Şansını en iyi şekilde kullanması</li>
<li>Ortaya çıkardığı sonuçların büyük etkisi</li>
</ul>
<p>Doktorasını tamamladıktan sonra 1849’da Strasbourg Üniversitesi’nde kimya profesörlüğü görevine başlayan Pasteur, burada üniversite rektörünün kızı, Marie Laurent’le evlendikten sonra hayatı maddi manevi olumlu anlamda değişikliğe uğrayacaktı. Altı yıl sonra dekan olarak Lille Üniversitesi’ne atandı. Burada sadece asimetrik bileşikler ve optik etkinlikler değil, aynı zamanda bira mayalama, rafine ve ağartma gibi konular üzerine de dersler veriyordu.</p>
<p>Ancak Pasteur’ün ilgisi başka yerdeydi. Canlı organizmaların kimyası, özellikle de maya ve diğer fermentler, Pasteur’ün merakını cezbediyordu. Mikroskobunu kristal yapılardan mayalara çevirmişti. Alkol üretiminde mayanın rolü üzerine çalıştı. Zengin fabrikatörlerin olduğu bir davette şunları söyleyecekti: “Eline bir patates verip ondan şeker, şekerden de alkol elde edilebileceğini söylediğinizde meraklanmayacak bir genç bulabilir misiniz?”</p>
<p>Yine de hiçbir şey toz pembe değildi. Bir bira üreticisi olan M. Bigo onu fabrikasına davet etti ve mayalamada sorun yaşadıklarını bildirdi. Pasteur, uzun süren laboratuvar çalışmalarından sonra mayalanmanın gizini çözdü: <strong>Mayalanmanın asıl sebebi, gözle görünmeyen canlı şeylerdi!</strong></p>
<p>Bu süreçte Pasteur ile Félix-Archimède Pouchet arasında yaşamın kendiliğinden türemesi (spontaneous generation) fikrine yönelik bir zıtlaşma yaşanmıştı. Pasteur, Pouchet’nin savunduğu kendiliğinden türemeye karşı çıkarak yaşamın mutlaka daha önceki yaşamdan kaynaklandığını savunuyordu. Bunun en büyük örneği de mayalanmaydı. Sözgelimi, mayalanma ve doğal ürünlerin sıvı karışımlarındaki bozulma, canlı fermentler ve kontaminasyona bağlıydı. Buna karşın Pouchet, kontaminasyona kesin olarak karşı çıkıyor ve kendiliğinden türemeyi savunuyordu. Zaman, Pasteur’ü haklı çıkaracaktı.</p>
<p><strong>Tıp tarihinde mihenk taşı: Hastalık yapan mikrop teorisi</strong></p>
<p>Pasteur’ün hastalık araştırmalarını işte bu tartışmalara borçluyuz. Doktorların da ateş ve septik enfeksiyonların gelişimi ile mayalanma ve bozulmayla benzerlik gösterdiğini, bir başka deyişle, bu süreçlerde canlı organizmalar ya da mikropların varlığının düşünmesi yeni bir çağın başlangıcı oldu.</p>
<p>“Hastalık yapıcı mikrop” ifadesinde karşılığını bulan bu yeni uygulama alanı, mikropların çok çeşitli ve dağılmış olduğunu, bununla birlikte bölünmenin onlara güç kattığını ortaya çıkarmıştı. Bu teoriyi kanıtlamak için söz konusu mikropların hastalığa sebep olduğunu doğrulamak gerekiyordu.</p>
<p>Aslında bunun için o dönemde yaşanan ölümlere bakmak yeterliydi. 19. yüzyılın başlarına kadar ameliyat sonrası ölüm oranı yüksekti, çoğu insan yara enfeksiyonları yüzünden hayatını kaybediyordu. Genel kanı, çürüyen etin salgıladığı gazların buna neden olduğu yönünde olsa da bir bilim insanı buna karşı çıkacaktı: Joseph Lister.</p>
<p>Pasteur’ün çalışmalarını yakından takip eden ve mikroorganizmalar olduğu sürece çürümenin, hava olmadan da gerçekleşebileceği fikrini destekleyen Lister, Pasteur’den etkilenerek mikroorganizmaların yara enfeksiyonuna neden olabileceğini ortaya attı. Bununla birlikte mikropları öldürmek için karbolik asitli sargı bezi uygulamasını tıp tarihine kazandırmıştı.</p>
<p>Lister’i derinden etkileyen Pasteur, hastalık yapıcı mikrop teorisini farklı tür ve zamanlarda defalarca kanıtlayarak bu teorinin uygulanmasında bir adım öne çıkmıştı. Bu noktada da alkol üzerine yaptığı çalışmaları önemli bir çıkış noktasıydı. Bira ve şarap fermantasyonuyla ilgili araştırması, havada mikroorganizmaların bulunduğunu düşündürdü. Dolayısıyla zararlı bakteriler, insan vücuduna yiyecek ve içereceklerden girebilirdi.</p>
<p>Bu süreçte şarabı 50-60 dereceye kadar ısıtan Pasteur, maya hücrelerinin öldüğünü ve dolayısıyla bozulmayı önlediğini bulmuştu. (Aynı yöntemle sütün ekşimesinin önlemesi de bugün pastörizasyon olarak biliniyor.) Buna benzer pratik uygulamalar teorinin doğruluğunu günden güne daha fazla insanın kabul etmesini sağladı. Pasteur, akademik araştırmalarının yanı sıra 1879’a kadar, Lille kentinde yerel alkol üretiminin sorunlarına çözüm bulmaktan sorumlu bir ekibin de başındaydı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30926 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2-247x300.jpg" alt="" width="247" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2-247x300.jpg 247w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g2.jpg 778w" sizes="(max-width: 247px) 100vw, 247px" /></p>
<p>Ressam Albert Edelfelt, 1885’te Louis Pasteur’ü laboratuvarında resmetti (solda).</p>
<p><strong>Kendi hayatını tehlikeye atan bir halk kahramanı</strong></p>
<p>Ardından farklı organizma türleri ve sebep oldukları hastalıkları tespit ve tedavi etme süreci başladı. 1865’te ipek sanayisinde baş gösteren hastalığı incelemesi için Fransız hükümeti tarafından atanan Pasteur, 3 yıllık bir çalışmanın ardından suçluyu buldu: yine bir canlı, bir parazitti. Sanayiyi mikrop ve hastalıklardan uzak tutmak için uygulamalar önerdi ve başarılı oldu.</p>
<p>Sadece sanayi değil tıpta da sorunları çözme yolunda olan Pasteur, kolera hastalığı için tavukları kolera bakterisi enjekte ederek tedavi etti. Enfeksiyon hastalıklarını önlemede yeni bir çağ başlamıştı; hastalıklara mikroplar neden oluyorsa, zararlı mikropların insan vücuduna girmesi önlenerek hastalıklardan kaçınılabilirdi.</p>
<p>Pasteur, “Hastalık yapıcı mikrop” teorisini, sadece teori olmaktan çıkarıp uygulamada defalarca kanıtlayarak tüm enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıkların tedavisine sirayet etti. Ve bu, Pasteur’ü bugün dünyada milyonlarca insanı kurtaran bir halk kahramanı kılacaktı. Üstelik hayatını tehlikeye atarak! Çünkü laboratuvarı, çürüyen şeylerden dolayı mikrobik bir yer haline gelmişti, çok pis kokuyordu ve kamu yararı uğruna kendi sağlığını açıkça tehlikeye atıyordu. Hatta deneyler yüzünden hastalanıp bir keresinde ölümle burun buruna gelmiş olsa da bunu atlatmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30927 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/g3.jpg 613w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p>Sağda, Louis Pasteur’ün 1860’larda kullandığı 400x Nachet mikroskobu. Bu mikroskopla fermantasyon ve kendiliğinden türemeyi reddedeceği araştırmalarını yapmıştı.</p>
<p><strong>“Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.”</strong></p>
<p>Ama bu süreçte, ne yazık ki uzun süren çalışma temposu ve yoğunluğu sebebiyle kalıcı felç geçirdi. Sol tarafını hayatı boyunca bir daha kullanamadı. Ancak çalışmaları hız kesmedi. Hem sanayi hem de halkı kötü etkileyen şarbon üzerine çalıştı. Bu hastalığa karşı bir de aşı üretti. <strong>Bu aşıyı bulurken en büyük ilkesi ise şuydu: “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir.”</strong></p>
<p><strong>Bugün “bağışıklık kazandırma” olarak tanımlayabileceğimiz bu ilke sayesinde aşılamanın enfeksiyon hastalıklarını önleyebileceği bulundu.</strong></p>
<p>Bu önemliydi, çünkü yeni bir ölümcül hastalık kapıdaydı: Kuduz! Öyle bir illetti ki hastalar, ilk semptomların görülmesiyle birlikte bir anda ölüme kadar gidiyordu. Pasteur, yıldan yıla genişleyen ekibiyle birlikte, şarbonda olduğu gibi ilk olarak hayvanlar üzerinde deneyler yaptı. Ardından insanlar üzerinde denemeye başladı. İlk hastası, Joseph Meister isminde bir erkek çocuğuydu. Aşı etkili olmuş ve kuduz alt edilmişti. Aşı ücretsiz olarak veriliyordu ve tüm dünyaya yayıldı. Kuduz illeti, küresel ölüm sebebi olmaktan onun sayesinde çıkmıştı.</p>
<p>Bu başarısından sonra amansız veba için de bir aşı geliştirdi. Belki de daha önemlisi, Pasteur’den bu yana ortaya çıkan bütün enfeksiyonlarda onun fikirlerinin ışığında yürünerek “Hafif hastalık, daha ciddi hastalığa karşı koruyabilir” ilkesi kullanıldı. <strong>Yani hastayı bir hastalığa karşı korumak için o hastalığı hafif oranda bulaştırarak bağışık hale getirme yolu…</strong> Bu sayede bilim, tifüs ve çocuk felci gibi birçok ölümcül hastalık için koruyucu aşılar geliştirerek bu salgınların etki alanını daralttı. Kısacası onun sayesinde hastalıkların nedeninin şeytanlar olmadığı ve çözümün bilimde olduğu net bir şekilde anlaşıldı.</p>
<p><strong>İnsan ömrü iki katına çıktıysa Pasteur’ün payı çok büyük</strong></p>
<p><em>Dünyaya Yön Veren En Etkin 100</em> kitabının yazarı Michael H. Hart, bilim ve tıbbın insan ömrünü neredeyse iki katını çıkarmada büyük etkisi olduğunu düşündüğü Pasteur için şöyle diyor: “Pasteur ile çiçek aşısını geliştiren İngiliz hekim Edward Jenner arasında genellikle karşılaştırma yapılır. Jenner’in çalışması Pasteur’ünkinden 80 küsur yıl önce yapılmış olmasına karşın ben Jenner’i daha az önemli bulurum; çünkü buluşu sadece bir tek hastalığa karşı bağışıklık sağlamıştır. Pasteür’ün yöntemleri ise birçok hastalığın önlenmesi için uygulanabilir ve uygulanmıştır da.”</p>
<p>Louis Pasteur, 1895’te hayata gözlerini yumduğunda bilim camiası için mayalanmanın biyolojik doğasını ortaya çıkaran ve hastalıkları mikropla ilişkilendiren öncü mikrobiyoloji çalışmalarıyla bir bilim dehasıydı. Bununla birlikte halk, en çok enfeksiyon hastalıklarının önlenmesi ve tedavisi üzerine çalışmalarıyla onu bir kahraman olarak görüyordu.</p>
<p>Yaşamının son yıllarında dünyanın dört bir yanından eşi benzeri olmayan bir bağış gelmişti. Bağışların sebebi Pasteur’ün bir enstitü kurmasını istemeleriydi. Enstitü, Kasım 1888’de açılacaktı. Ancak sağlığı, o sıralarda çalışmalarda aktif olarak rol alamayacak kadar kötüleşmişti. Öldüğünde halk cenazeye akın etti, göz yaşı döktü. Fransız kahramanlarının yanına, Panthéon’a defnedilmesi önerilse de ailesi ve kendi vasiyeti doğrultusunda enstitüdeki bir kripte gömüldü.</p>
<p><strong>Şanslı ama hazır bir zihin</strong></p>
<p>Onun için hep şanslı derlerdi. Louis Pasteur, 1854’te Lille Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Gözlem alanında, şans sadece hazır zihinleri kollar.” demişti. Gerçekten de hayatı boyunca şans hep yanında oldu ama başarısını sadece şansa bağlamak doğru değil. Çünkü o, kendisinin de ifade ettiği gibi bir hazır zihindi; bilgili, kavrayış gücü yüksek ve çalışkandı. Sonuç alana değin hiçbir şeyin peşini bırakmıyordu. Şans da yanında olmuştu.</p>
<p>Bilim tarihçisi Gerald L. Geison, The Private Science of Louis Pasteur isimli biyografisinde onun için şöyle diyor: “Çoğu zaman büyük bir cesaret ve kuvvetli bir hayal gücü sergilemekle birlikte, çalışmalarının genelinin karakteristik özellikleri zihin açıklığı, sıra dışı deneysel beceriler ve amaca ulaşma azmi ve hatta inadıdır.”</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-237-9-ekim-2020-dijital-pdf/">237. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>Adrian Berry, Bilimin Arka Yüzü. Çev: R. L. Aysever, TÜBİTAK, İstanbul, 200, s.266-271</strong></p>
<p><strong>John Simmons, The Giant Book of Scientists. The Book Company, London, 1997, p.27-32</strong></p>
<p><strong>Naomi Craft, Tıpta Çığır Açan Buluşların Küçük Kitabı, Çev: Ö. Akpınar, TÜBİTAK, Ankara, 2018, s.68-69; 73-74</strong></p>
<p><strong>Michael H. Hart, Dünyaya Yön Veren En Etkin 100. Çev: N. Üstüntaş, Güney Kitap, İstanbul, 2019, s. 79-81</strong></p>
<p><strong>Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.252-257</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts">https://www.pasteur.fr/en/institut-pasteur/museum/scientific-and-artistic-collections-letters-and-manuscripts</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/milyonlarca-insanin-hayatini-kurtaran-bilim-kahramani-louis-pasteur">Milyonlarca insanın hayatını kurtaran bilim kahramanı: Louis Pasteur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30923</post-id>	</item>
		<item>
		<title>JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 13:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[JN1 virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[omicron]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[varyant]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni COVID-19 varyantları Kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gerekiyor. Gerek solunum yolu virüslerinin en sık görüldüğü mevsimde olmamız, gerekse yeni bulaşıcı COVID-19 varyantlarının sıklığının artması nedeniyle, solunum yollarından bulaşan virüslere karşı korunma önlemlerinin mutlaka alınması gerekli. Virüsler çoğalır ve yayılırken genetik materyallerinde değişiklikler meydana gelir. Mutasyon denen bu değişiklikler, en sık genetik materyali RNA olan virüslerde oluşur. Özellikle AIDS etkeni olan HIV, her yıl salgınlar ve arada tüm dünyayı ilgilendiren pandemiler yapan influenza-grip virüsü ve yüzyılımızın pandemisi COVID-19 etkeni SARS-CoV-2’de sık mutasyonlar görülür. Mutasyon gelişen ve orijinal virüsten farklılık gösteren virüse varyant adı verilir. Bazı mutasyonlar virüsün herhangi bir özelliğine yansımayabilirken, bazı mutasyonlar ise virüsün insanlara bulaşabilmesini kolaylaştırabilir, ağır hastalık yapıcı etkisini arttırabilir, aşıyla sağlanan bağışıklığa ve ilaçlara karşı dirence yol açabilir. Özellikle bulaştırıcılık arttığı takdirde hızla enfeksiyona yol açan varyant, en sık karşılaşılan etken olarak karşımıza çıkabilir. Varyantlar özellikle virüsün yoğun bulaştığı ortamlarda ve bağışıklık yetersizliği olan bireylerde ortaya çıkmaktadır. Bulaşıcılığı yüksek COVID-19 pandemisinin başından beri virüs genetik yapısı açısından detaylı izlenmekte ve yeni çıkan varyantlar takibe alınmaktadır. Moleküler sürveyans ile toplumlarda sıklıkla görülen virüsler özel yöntemlerle incelenerek önemli olabilecek varyantlar isimlendirilmekte ve izlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından orijinal virüse göre yapısal ve davranış değişikliği gösteren, toplumda dolaştığı bilinen, vaka kümeleri oluşturan ya da çeşitli ülkelerde de saptanan varyantlar, dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) olarak isimlendirilmiştir. Mutasyonlar nedeni ile bulaşıcılığı artmış, COVID-19 yayılımını olumsuz yönde etkileyebilecek, hastalık oluşturma özelliği artmış, klinik tabloda değişikliğe yol açan, halk sağlığı önlemlerinin etkinliğini azaltan ya da mevcut tanı testlerinin, aşı veya ilaçların etkinliğini azaltan varyantlar da, endişe uyandıran varyantlar (Variant of Concern=VOC) olarak adlandırılmıştır. Gelişen varyantlarda tüm genetik materyalde değişiklikler olabilmekte ancak virüsün S (spike-çıkıntı) bölgesi adı verilen kısmında bulunan değişiklikler özellikle bulaşma hızını artıran, bağışıklık yanıtından kaçıp aşı ya da hastalığı geçirmiş olmaya rağmen enfeksiyona tekrar yakalanabilme durumuna yol açan ve hastalığı ağırlaştırabilen etkileri nedeni ile önemle ele alınmaktadır. İlk varyantlar dolaşımdan kalktı 2019 yılının sonunda ilk kez Wuhan’dan bildirilen SARS-CoV-2, Wuhan suşu olarak anılmaktadır. Daha sonra gelişen ve VOC olarak sınıflandırılan alfa, beta, gama ve delta gibi halk arasında bilinen ilk varyantlar şu anda dolaşımdan kalkmış durumdadır. Omicron varyantı 2021 yılı sonunda ilk çıktığında spike-çıkıntı proteininde çok sayıda mutasyona sahip olması ile dikkatleri üzerine toplamıştır. 2021 yılından beri de COVID-19 etkeni virüs, Omicron&#8217;dan türemiş çok sayıda alt-tip ile enfeksiyon oluşturmaya devam etmektedir. İlk farklı yapıdaki aşılar orijinal Wuhan suşuna karşı geliştirilmiş ve pandeminin en önemli dönemlerinde oldukça etkili olmuştur. Bunu takiben, önce Omicron&#8217;un iki en sık alt-tipine karşı ikili aşı ve sonra 2023 yılında en sık görülen etken olan XBB.1.5’e karşı tekli aşı geliştirilmiştir. Ancak bu aşılar dünyada yaygın kullanıma girememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile Aralık 2023 sonu itibari ile maalesef %18 erişkin ve %7 çocuk bu yeni onaylanan tekli Monovalan aşı ile aşılıdır. 18 Aralık 2023’te, JN.1 isimli yeni Omicron alt varyantını Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) grubuna almıştır. JN.1 daha önce dikkatleri üzerine toplayan Omicron alt-tipi BA.2.86 takma adı Pirola olan varyanttan türemiştir. JN.1 moleküler sürveyansın çok iyi yapıldığı ve güncel olarak paylaşıldığı ülkelerde çok bulaşıcı olması ve çok hızla artması nedeni ile bu sınıfa alınmıştır. Tüm dünyada EG.5 takma adı ERİS olan varyant da halen en sık bildirilen bir Omicron alt-tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm dünyada 20 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında 28 günde bir bildirilen yeni COVID-19 olguları, önceki 28 güne göre 850000 üzeri olgu ile %52 oranında artmış bulunmaktadır. Ancak ölüm oranı %8 oranında azalmıştır. 17 Aralık itibari ile 772 milyon kişi COVID-19’a yakalanmış ve yaklaşık 7 milyon kişi bu nedenle kaybedilmiştir. 13 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında yeni COVID-19 enfeksiyonu ile hastaneye yatışlarda 118000 vaka olmak üzere %23 ve yoğun bakıma yatışlarda 1600 vaka olmak üzere %51 oranında artış görülmüştür. Bu artış mevsimsel olarak çok sık görülen ve en sık hastalığa neden olan solunum yolu virüsleri İnfluenza ve RSV’den dolayı da olabilir. Ama bu artışın yeni çok bulaşıcı olan COVID-19 varyantına bağlı olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. EG.5 takma adı ile ERIS, XBB.1.9.2’nin uzantısıdır. Yeni bir alt-varyant olan HV.1 de EG.5’den türemiştir. Moleküler sürveyansın çok iyi yapılıp güncel paylaşıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde EG.5, Ağustos’ta ön planda iken sonra %5 oranına düşmüştür. Şu anda HV.1 %22 oranında görülmektedir. EG.5 ve HV.1’in önceki Omicron alt-tiplerinden daha bulaşıcı olmadığı ve daha ağır hastalığa yol açmadığı izlenmekle birlikte, XBB ilişkili yeni Monovalan aşının bu iki alt-tipe karşı etkisinin sürdüğünü bildiren çalışmalar da bulunmaktadır. Ancak sonbaharda HV.1’in önüne geçip ABD’nde %44 olgudan sorumlu olan ve 18 Aralık’ta çok bulaşıcı olması nedeniyle dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) sınıfına alınan JN.1 varyantından yola çıkarak herkesin çok yorulduğu pandemi döneminde bunca kayba rağmen, çoğunluğumuzun dirsek büklümüne aksırmayı öğrenemediği de göz önünde bulundurularak, koruyucu önlemlerin mutlaka hatırlatılması gerekmektedir. JN.1, Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantıdır ve ilk kez Ağustos 2023’te bildirilmiştir. DSÖ’ne göre 41 ülkeye yayılmış ve ABD’nde ilk kez Eylül’de görülmüştür. JN.1, ABD’nde Kasım sonu COVID-19 olgularının sadece %8’ini oluştururken, 23 Aralık’ta olguların %44’ünden sorumlu hale gelmiştir. Bunu %22’lik oranla HV.1 alt-varyantı izlemektedir. JN.1, babası sayılan BA.2.86 ilk türediğinde, BA.2.86’dan (Pirola) çok mutasyon içermesi ve aşının oluşturduğu bağışıklığın koruyucu olmama olasılığı nedeniyle ürkütmüştür. Ama hızla BA.2.86’nın azaldığı, daha az sıklıkla enfeksiyona yol açtığı, tahmin edilen kadar bulaşıcı olmadığı ve bağışık yanıttan kaçmadığı görülmüş ve korkulan olmamıştır. Ancak ondan ek bir mutasyonla (spike proteininde ek L455S) türeyen JN.1 varyantının diğer varyantlardan daha bulaşıcı olduğu saptanmıştır ve bağışık yanıttan kaçma riski olabileceği düşünülmektedir. Bu varyant şu anda diğer varyantların önüne geçmiş durumdadır. Diğer varyantlardan farklı bulgulara ve daha şiddetli hastalığa yol açtığı henüz bilinmemektedir ve yakından izlenmektedir. Diğer varyantlar gibi ana belirtiler yine boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, akıntısı, öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş ve terleme, koku ve tat duyu kaybıdır. Hastalığın ağır seyri varyant tipinden çok kişinin bağışıklık durumu ve altta yatan hastalık varlığına bağlıdır. Çoğu hastalık hafif seyirlidir. Kuzey yarım kürede solunum yolu virüslerinin neden olduğu hastalıkların zirve yapacağı döneme girdik ve çok hızla yayılan yeni bir varyantla karşı karşıyayız. Bu nedenle şu an elimizdeki en değerli önlemlerden olan kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gereklidir. Prof. Dr. Gülden Çelik / BAU Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Kaynaklar https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update&#8212;22-december-2023 https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti">JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni COVID-19 varyantları</strong></p>
<p>Kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gerekiyor.</p>
<p>Gerek solunum yolu virüslerinin en sık görüldüğü mevsimde olmamız, gerekse yeni bulaşıcı COVID-19 varyantlarının sıklığının artması nedeniyle, solunum yollarından bulaşan virüslere karşı korunma önlemlerinin mutlaka alınması gerekli.</p>
<p>Virüsler çoğalır ve yayılırken genetik materyallerinde değişiklikler meydana gelir. Mutasyon denen bu değişiklikler, en sık genetik materyali RNA olan virüslerde oluşur. Özellikle AIDS etkeni olan HIV, her yıl salgınlar ve arada tüm dünyayı ilgilendiren pandemiler yapan influenza-grip virüsü ve yüzyılımızın pandemisi COVID-19 etkeni SARS-CoV-2’de sık mutasyonlar görülür.</p>
<p>Mutasyon gelişen ve orijinal virüsten farklılık gösteren virüse varyant adı verilir. Bazı mutasyonlar virüsün herhangi bir özelliğine yansımayabilirken, bazı mutasyonlar ise virüsün insanlara bulaşabilmesini kolaylaştırabilir, ağır hastalık yapıcı etkisini arttırabilir, aşıyla sağlanan bağışıklığa ve ilaçlara karşı dirence yol açabilir. Özellikle bulaştırıcılık arttığı takdirde hızla enfeksiyona yol açan varyant, en sık karşılaşılan etken olarak karşımıza çıkabilir. Varyantlar özellikle virüsün yoğun bulaştığı ortamlarda ve bağışıklık yetersizliği olan bireylerde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Bulaşıcılığı yüksek</strong></p>
<p>COVID-19 pandemisinin başından beri virüs genetik yapısı açısından detaylı izlenmekte ve yeni çıkan varyantlar takibe alınmaktadır. Moleküler sürveyans ile toplumlarda sıklıkla görülen virüsler özel yöntemlerle incelenerek önemli olabilecek varyantlar isimlendirilmekte ve izlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü<strong> (DSÖ)</strong> tarafından orijinal virüse göre yapısal ve davranış değişikliği gösteren, toplumda dolaştığı bilinen, vaka kümeleri oluşturan ya da çeşitli ülkelerde de saptanan varyantlar, <strong>dikkate alınması gereken varyantlar</strong> (Variant of Interest=VOI) olarak isimlendirilmiştir. Mutasyonlar nedeni ile bulaşıcılığı artmış, COVID-19 yayılımını olumsuz yönde etkileyebilecek, hastalık oluşturma özelliği artmış, klinik tabloda değişikliğe yol açan, halk sağlığı önlemlerinin etkinliğini azaltan ya da mevcut tanı testlerinin, aşı veya ilaçların etkinliğini azaltan varyantlar da, <strong>endişe uyandıran varyantlar</strong> (Variant of Concern=VOC) olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Gelişen varyantlarda tüm genetik materyalde değişiklikler olabilmekte ancak virüsün S (spike-çıkıntı) bölgesi adı verilen kısmında bulunan değişiklikler özellikle bulaşma hızını artıran, bağışıklık yanıtından kaçıp aşı ya da hastalığı geçirmiş olmaya rağmen enfeksiyona tekrar yakalanabilme durumuna yol açan ve hastalığı ağırlaştırabilen etkileri nedeni ile önemle ele alınmaktadır.</p>
<p><strong>İlk varyantlar dolaşımdan kalktı</strong></p>
<p>2019 yılının sonunda ilk kez Wuhan’dan bildirilen SARS-CoV-2, Wuhan suşu olarak anılmaktadır. Daha sonra gelişen ve VOC olarak sınıflandırılan alfa, beta, gama ve delta gibi halk arasında bilinen ilk varyantlar şu anda dolaşımdan kalkmış durumdadır. Omicron varyantı 2021 yılı sonunda ilk çıktığında spike-çıkıntı proteininde çok sayıda mutasyona sahip olması ile dikkatleri üzerine toplamıştır. 2021 yılından beri de COVID-19 etkeni virüs, Omicron&#8217;dan türemiş çok sayıda alt-tip ile enfeksiyon oluşturmaya devam etmektedir. İlk farklı yapıdaki aşılar orijinal Wuhan suşuna karşı geliştirilmiş ve pandeminin en önemli dönemlerinde oldukça etkili olmuştur. Bunu takiben, önce Omicron&#8217;un iki en sık alt-tipine karşı ikili aşı ve sonra 2023 yılında en sık görülen etken olan XBB.1.5’e karşı tekli aşı geliştirilmiştir. Ancak bu aşılar dünyada yaygın kullanıma girememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile Aralık 2023 sonu itibari ile maalesef %18 erişkin ve %7 çocuk bu yeni onaylanan tekli Monovalan aşı ile aşılıdır.</p>
<p>18 Aralık 2023’te, JN.1 isimli yeni Omicron alt varyantını Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) grubuna almıştır. JN.1 daha önce dikkatleri üzerine toplayan Omicron alt-tipi BA.2.86 takma adı Pirola olan varyanttan türemiştir. JN.1 moleküler sürveyansın çok iyi yapıldığı ve güncel olarak paylaşıldığı ülkelerde çok bulaşıcı olması ve çok hızla artması nedeni ile bu sınıfa alınmıştır. Tüm dünyada EG.5 takma adı ERİS olan varyant da halen en sık bildirilen bir Omicron alt-tipi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Tüm dünyada 20 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında 28 günde bir bildirilen yeni COVID-19 olguları, önceki 28 güne göre 850000 üzeri olgu ile %52 oranında artmış bulunmaktadır. Ancak ölüm oranı %8 oranında azalmıştır. 17 Aralık itibari ile 772 milyon kişi COVID-19’a yakalanmış ve yaklaşık 7 milyon kişi bu nedenle kaybedilmiştir. 13 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında yeni COVID-19 enfeksiyonu ile hastaneye yatışlarda 118000 vaka olmak üzere %23 ve yoğun bakıma yatışlarda 1600 vaka olmak üzere %51 oranında artış görülmüştür. Bu artış mevsimsel olarak çok sık görülen ve en sık hastalığa neden olan solunum yolu virüsleri İnfluenza ve RSV’den dolayı da olabilir. Ama bu artışın yeni çok bulaşıcı olan COVID-19 varyantına bağlı olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.</p>
<p>EG.5 takma adı ile ERIS, XBB.1.9.2’nin uzantısıdır. Yeni bir alt-varyant olan HV.1 de EG.5’den türemiştir. Moleküler sürveyansın çok iyi yapılıp güncel paylaşıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde EG.5, Ağustos’ta ön planda iken sonra %5 oranına düşmüştür. Şu anda HV.1 %22 oranında görülmektedir. EG.5 ve HV.1’in önceki Omicron alt-tiplerinden daha bulaşıcı olmadığı ve daha ağır hastalığa yol açmadığı izlenmekle birlikte, XBB ilişkili yeni Monovalan aşının bu iki alt-tipe karşı etkisinin sürdüğünü bildiren çalışmalar da bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak sonbaharda HV.1’in önüne geçip ABD’nde %44 olgudan sorumlu olan ve 18 Aralık’ta çok bulaşıcı olması nedeniyle dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) sınıfına alınan JN.1 varyantından yola çıkarak herkesin çok yorulduğu pandemi döneminde bunca kayba rağmen, çoğunluğumuzun dirsek büklümüne aksırmayı öğrenemediği de göz önünde bulundurularak, koruyucu önlemlerin mutlaka hatırlatılması gerekmektedir.</p>
<p>JN.1, Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantıdır ve ilk kez Ağustos 2023’te bildirilmiştir. DSÖ’ne göre 41 ülkeye yayılmış ve ABD’nde ilk kez Eylül’de görülmüştür. JN.1, ABD’nde Kasım sonu COVID-19 olgularının sadece %8’ini oluştururken, 23 Aralık’ta olguların %44’ünden sorumlu hale gelmiştir. Bunu %22’lik oranla HV.1 alt-varyantı izlemektedir. JN.1, babası sayılan BA.2.86 ilk türediğinde, BA.2.86’dan (Pirola) çok mutasyon içermesi ve aşının oluşturduğu bağışıklığın koruyucu olmama olasılığı nedeniyle ürkütmüştür. Ama hızla BA.2.86’nın azaldığı, daha az sıklıkla enfeksiyona yol açtığı, tahmin edilen kadar bulaşıcı olmadığı ve bağışık yanıttan kaçmadığı görülmüş ve korkulan olmamıştır. Ancak ondan ek bir mutasyonla (spike proteininde ek L455S) türeyen JN.1 varyantının diğer varyantlardan daha bulaşıcı olduğu saptanmıştır ve bağışık yanıttan kaçma riski olabileceği düşünülmektedir. Bu varyant şu anda diğer varyantların önüne geçmiş durumdadır. Diğer varyantlardan farklı bulgulara ve daha şiddetli hastalığa yol açtığı henüz bilinmemektedir ve yakından izlenmektedir. Diğer varyantlar gibi ana belirtiler yine boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, akıntısı, öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş ve terleme, koku ve tat duyu kaybıdır. Hastalığın ağır seyri varyant tipinden çok kişinin bağışıklık durumu ve altta yatan hastalık varlığına bağlıdır. Çoğu hastalık hafif seyirlidir.</p>
<p>Kuzey yarım kürede solunum yolu virüslerinin neden olduğu hastalıkların zirve yapacağı döneme girdik ve çok hızla yayılan yeni bir varyantla karşı karşıyayız. Bu nedenle şu an elimizdeki en değerli önlemlerden olan kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gereklidir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Çelik / BAU Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern"><strong>https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern</strong></a></p>
<p><a href="https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html"><strong>https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html</strong></a></p>
<p><a href="https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update---22-december-2023"><strong>https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update&#8212;22-december-2023</strong></a></p>
<p><a href="https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344"><strong>https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti">JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30904</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN BURSALI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 14:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[Katalin Karikó]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü 2023]]></category>
		<category><![CDATA[özlem türeci]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uğur şahin]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devrim niteliğindeki büyük buluşa en büyük ödül Yazılmayı hak eden bir ödül. Devrim niteliğindeki mRNA aşısının gerçekleştirilmesine yol açan temel bilimsel buluşu gerçekleştiren iki bilimciye, Katalin Karikó ve Drew Weissman’a Nobel Tıp/Fizyoloji ödülü verildi. Dikkat ederseniz Nobel, bu teknolojiyi/yöntemi kullanarak ilk aşıyı üreten Türk kökenli iki bilim insanı Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmedi. Çünkü önemli olan mRNA teknolojisini bulmaktı. Bu teknoloji olmasaydı, mRNA aşısı gerçekleştirilemezdi. Bu konuda iki yıl önce, 2021 Tıp Nobeli’nin mRNA aşısına neden verilmediği tartışma konusu olmuştu. Çok erken demiştim, çünkü aşı kendini kanıtlamalıydı ve henüz 1.5 yıl olmuştu&#8230; “Nobel Komitesi’nin ise acelesi yok. Komite, güncel davranmaya pek yanaşmıyor; çünkü verdikleri Nobeller bazen 30 yıl öncesinin çok önemli buluşları bile olabiliyor. Aziz Sancar ve Nobel’i paylaştığı diğer iki bilim insanının buluşları da Nobel aldıkları tarihten 20 yıl öncesine dayanıyor!” Türeci ve Şahin’i Nobel adayı gösterenler için de devamında şöyle yazmıştım: Hemen “verilseydi, Nobelleri yakından izleyen bilim gazetecisi yönüme sürpriz olurdu&#8230; Hele BioNTech’in kurucuları, mRNA aşısının üreticileri ve bu yöntemle mesela bir çeşit deri kanserini iyileştirme çalışmalarında hayli ilerleyen, bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmesi çok daha büyük sürpriz olurdu&#8230; Gelecek yıl ödül Katalin Karikó ve Drew Weissman’ın.” 2022’de verilir diyordum ama bir yıl hata payıyla bu yıl gerçekleşti. Önceki yazımın linki: www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509 Temel bilim çok önemli Ödülü her zaman veya genellikle temel bilim araştırmaları alıyor. mRNA (DNA’mızın protein üretilmesi talimatını ileten kısmı) teknolojisi üzerinde 30 yıl boyunca uğraşıldı. Böyle çok temel, çığır açıcı buluşlara neden olacak konular üzerinde çok uzun çalışmalar yapıldığı bilinir. mRNA ile hastalıklara karşı etkili aşı ve tedavi edici başka yöntemler geliştirilebileceği 30 yıl önceden görülmüş ancak laboratuvar deneyleri iyi sonuçlar vermemişti. Önceki yazımdan: “Hikâye, birçok bilimsel keşfin yaşamı değiştiren yeniliklere dönüşme şeklini aydınlatıyor: Onlarca yıllık çıkmaz sokaklar, reddedilmeler ve potansiyel kârlar için verilen mücadeleler, aynı zamanda cömertlik, merak, şüphecilik ve inatçı ısrar&#8230;” Evet müthiş bir alınteri, uykusuz geceler ve sonuçta gelen başarı&#8230; İnsanlığa ne büyük hizmet! Bilim olumsuz sonuçlardan hep öğrenir, nerede işlerin ters gittiğini arar bulur, bilim insanları ve taş üzerine taş koyarak gerçeği yakalar. Bu teknoloji ile üretilen aşının önemi, eski klasik aşıya karşı, çok daha etkili ve hızlı bağışıklık sistemini hastalık etkenlerine karşı (COVID virüsü gibi) hızla harekete geçirmesi. Kilit konu bağışıklık sistemimizdir. Onu uygun şekilde uyarabilirseniz belki de savaşamayacağı hastalık etkeni olmayacaktır. Büyük buluşlar bekliyoruz mRNA teknolojisi ile bilim olağanüstü yeni başarılara imza atmanın eşiğinde. İlk mRNA aşısını hızla geliştiren Türeci ve Uğur, deri kolon vb. gibi kanser türlerine karşı da mRNA aşıları üretiyor, bunların ilk denemelerini yapıyor. İngiltere’de ilk başarılı sonuçları almaya başladıklarını duyuyoruz. Türeci ve Uğur’un bu teknoloji ile aşıyı çok hızlı geliştirmelerinin sırrı ise uzun zamandır mRNA üzerinde çalışıyor olmalarındandır. Pandemi çıkınca, tamam arkadaşlar hemen aşıya girişiyoruz dediler ve bir yıl sürmedi başarıya imza atmaları. Bizim aşı? Ne kadar geri olduğumuzu anlamanız için anımsatayım. COVID’e karşı klasik yöntemlerle aşı geliştirilmesi için 20 kadar üniversite, merkez vb. kolları sıvadı. TURKOVAC adı verilen bir aşı geliştirildiği açıklandı zar zor. Kimsenin klasik aşı kullanmadığı bir safhada&#8230; Kaç aşılanma oldu, bunların sonuçları üzerine bir bilgi ulaşmadı. İktidar birkaç Afrika ülkesine bu aşıları hediye diye götürdü. Oralarda kullanıldı mı, yoksa hediyedir koyalım bir kenara mı denildi, bilgimiz yok. COVID, tıp bilimimizin yaratıcılığını teste tabi tuttu. Demek ki bu tür önemli olaylara bilimimiz hazır değil. Siyasal ve bilimsel kafalar hazır değil&#8230; Yarın olur mu bilemem&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 3 Ekim 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi">Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devrim niteliğindeki büyük buluşa en büyük ödül</strong></p>
<p>Yazılmayı hak eden bir ödül. Devrim niteliğindeki mRNA aşısının gerçekleştirilmesine yol açan temel bilimsel buluşu gerçekleştiren iki bilimciye, <strong>Katalin Karikó</strong> ve <strong>Drew Weissman</strong>’a Nobel Tıp/Fizyoloji ödülü verildi.</p>
<p>Dikkat ederseniz Nobel, bu teknolojiyi/yöntemi kullanarak ilk aşıyı üreten Türk kökenli iki bilim insanı <strong>Uğur Şahin</strong> ve <strong>Özlem Türeci</strong>’ye verilmedi. Çünkü önemli olan mRNA teknolojisini bulmaktı. Bu teknoloji olmasaydı, mRNA aşısı gerçekleştirilemezdi.</p>
<div id="gpt_unit_/11357266/haberdetay-haberici-kare1_0" data-google-query-id="CNfcypzQ3IEDFe2P_QcdFi0C0w">
<p>Bu konuda iki yıl önce, 2021 Tıp Nobeli’nin mRNA aşısına neden verilmediği tartışma konusu olmuştu. Çok erken demiştim, çünkü aşı kendini kanıtlamalıydı ve henüz 1.5 yıl olmuştu&#8230; “<em>Nobel Komitesi’nin ise acelesi yok. Komite, güncel davranmaya pek yanaşmıyor; çünkü verdikleri Nobeller bazen 30 yıl öncesinin çok önemli buluşları bile olabiliyor. Aziz Sancar ve Nobel’i paylaştığı diğer iki bilim insanının buluşları da Nobel aldıkları tarihten 20 yıl öncesine dayanıyor!</em>”</p>
<p>Türeci ve Şahin’i Nobel adayı gösterenler için de devamında şöyle yazmıştım:</p>
<p>Hemen “<em>verilseydi, Nobelleri yakından izleyen bilim gazetecisi yönüme sürpriz olurdu&#8230; Hele BioNTech’in kurucuları, mRNA aşısının üreticileri ve bu yöntemle mesela bir çeşit deri kanserini iyileştirme çalışmalarında hayli ilerleyen, bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmesi çok daha büyük sürpriz olurdu&#8230; Gelecek yıl ödül Katalin Karikó ve Drew Weissman’ın.</em>”</p>
<p>2022’de verilir diyordum ama bir yıl hata payıyla bu yıl gerçekleşti.</p>
<p>Önceki yazımın linki: <a title="TIKLAYINIZ..." href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509" target="_blank" rel="noopener">www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509</a></p>
<p><strong>Temel bilim çok önemli</strong></p>
<p>Ödülü her zaman veya genellikle temel bilim araştırmaları alıyor.</p>
<p>mRNA (DNA’mızın protein üretilmesi talimatını ileten kısmı) teknolojisi üzerinde 30 yıl boyunca uğraşıldı.</p>
<p>Böyle çok temel, çığır açıcı buluşlara neden olacak konular üzerinde çok uzun çalışmalar yapıldığı bilinir.</p>
<p>mRNA ile hastalıklara karşı etkili aşı ve tedavi edici başka yöntemler geliştirilebileceği 30 yıl önceden görülmüş ancak laboratuvar deneyleri iyi sonuçlar vermemişti.</p>
<p>Önceki yazımdan: “<em>Hikâye, birçok bilimsel keşfin yaşamı değiştiren yeniliklere dönüşme şeklini aydınlatıyor: Onlarca yıllık çıkmaz sokaklar, reddedilmeler ve potansiyel kârlar için verilen mücadeleler, aynı zamanda cömertlik, merak, şüphecilik ve inatçı ısrar&#8230;</em>”</p>
<p>Evet müthiş bir alınteri, uykusuz geceler ve sonuçta gelen başarı&#8230; İnsanlığa ne büyük hizmet!</p>
<p>Bilim olumsuz sonuçlardan hep öğrenir, nerede işlerin ters gittiğini arar bulur, bilim insanları ve taş üzerine taş koyarak gerçeği yakalar.</p>
<p>Bu teknoloji ile üretilen aşının önemi, eski klasik aşıya karşı, çok daha etkili ve hızlı bağışıklık sistemini hastalık etkenlerine karşı (COVID virüsü gibi) hızla harekete geçirmesi. Kilit konu <strong>bağışıklık</strong> sistemimizdir. Onu uygun şekilde uyarabilirseniz belki de savaşamayacağı hastalık etkeni olmayacaktır.</p>
<p><strong>Büyük buluşlar bekliyoruz</strong></p>
<p>mRNA teknolojisi ile bilim olağanüstü yeni başarılara imza atmanın eşiğinde. İlk mRNA aşısını hızla geliştiren Türeci ve Uğur, deri kolon vb. gibi kanser türlerine karşı da mRNA aşıları üretiyor, bunların ilk denemelerini yapıyor. İngiltere’de ilk başarılı sonuçları almaya başladıklarını duyuyoruz.</p>
<p>Türeci ve Uğur’un bu teknoloji ile aşıyı çok hızlı geliştirmelerinin sırrı ise uzun zamandır mRNA üzerinde çalışıyor olmalarındandır. Pandemi çıkınca, tamam arkadaşlar hemen aşıya girişiyoruz dediler ve bir yıl sürmedi başarıya imza atmaları.</p>
<p><strong>Bizim aşı?</strong></p>
<p>Ne kadar geri olduğumuzu anlamanız için anımsatayım. COVID’e karşı <strong>klasik yöntemlerle</strong> aşı geliştirilmesi için 20 kadar üniversite, merkez vb. kolları sıvadı. <strong>TURKOVAC</strong> adı verilen bir aşı geliştirildiği açıklandı zar zor. Kimsenin klasik aşı kullanmadığı bir safhada&#8230; Kaç aşılanma oldu, bunların sonuçları üzerine bir bilgi ulaşmadı. İktidar birkaç Afrika ülkesine bu aşıları hediye diye götürdü. Oralarda kullanıldı mı, yoksa hediyedir koyalım bir kenara mı denildi, bilgimiz yok.</p>
<p><strong>COVID, tıp bilimimizin yaratıcılığını teste tabi tuttu. Demek ki bu tür önemli olaylara bilimimiz hazır değil. Siyasal ve bilimsel kafalar hazır değil&#8230; Yarın olur mu bilemem&#8230;</strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 3 Ekim 2023 tarihli <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi-2125869">Cumhuriyet Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</strong></em></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi">Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[biontech]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[Katalin Karikó]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[moderna]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü 2023]]></category>
		<category><![CDATA[nobel tıp ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan Katalin Karikó ve Drew Weissman, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü. Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi. Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu. İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı. Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı. Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi. Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó, çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı. Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu. O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu. Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi. Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi. Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı. Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin &#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221; belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi. İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin Nature ve Science dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda Immunity adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi. Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki Moderna ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki BioNTech. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı. Pandemi başlayınca Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor. 2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı. ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı. Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221; Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor. Gribe, sıtmaya, kansere karşı mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar. Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. İmmünolog Brian Ferguson, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221; Kaynaklar: nobelprize, NY Times ve ajanslar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_30259" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-30259" class="wp-image-30259 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png" alt="" width="800" height="448" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023-300x168.png 300w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-30259" class="wp-caption-text">Dr. Katalin Karikó ve Dr. Drew Weissman Görsel: The Nobel Prize sitesinden alınmıştır.</p></div>
<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan<strong> Katalin Karikó</strong> ve <strong>Drew Weissman</strong>, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü.</p>
<p>Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi.</p>
<p>Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu.</p>
<p>İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı.</p>
<p>Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı.</p>
<p>Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó,</strong> çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı.</p>
<p>Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu.</p>
<p>O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-30260 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg" alt="" width="500" height="333" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs-300x200.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi.</p>
<p>Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi.</p>
<p>Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı.</p>
<p>Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin <strong>&#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221;</strong> belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi.</p>
<p>İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin <em>Nature</em> ve <em>Science</em> dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda <em>Immunity</em> adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi.</p>
<p>Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki <strong>Moderna</strong> ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki <strong>BioNTech</strong>. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı.</p>
<p><strong>Pandemi başlayınca</strong></p>
<p>Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor.</p>
<p>2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı.</p>
<p>ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı.</p>
<p>Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221;</p>
<p>Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor.</p>
<p><strong>Gribe, sıtmaya, kansere karşı</strong></p>
<p>mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar.</p>
<p>Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>İmmünolog <strong>Brian Ferguson</strong>, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Kaynaklar: <a href="https://www.nobelprize.org/">nobelprize</a>, <a href="https://www.nytimes.com/2023/10/02/health/nobel-prize-medicine.html">NY Times</a> ve ajanslar</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 05:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahtapot]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım! Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı. Ve deprem&#8230; Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi Nature’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu Yapay Lüditler başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor. Kanserin küresel maliyeti korkunç 204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu. Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. Karanlık madde tartışması Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. 2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor.  Prostatımı nasıl küçülttüm? Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. Müzik neden anıları çağrıştırır? Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde. Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230; *** Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. Herkese keyifli okumalar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-29197 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x.jpg 1000w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /><span style="color: #000000;">Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ve deprem&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi <em>Nature</em>’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in <em>Taşra Üniversiteleri</em> kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu <em>Yapay Lüditler</em> başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Kanserin küresel maliyeti korkunç</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Karanlık madde tartışması</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Prostatımı nasıl küçülttüm?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Müzik neden anıları çağrıştırır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">***</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Herkese keyifli okumalar&#8230;</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çiçek aşısı ve öyküsü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 07:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[lady montagu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün için tarihsel bir olgu olan çiçek hastalığından bahsedelim. Birçok hastalık gibi, çiçek hastalığı da tarihi değiştirmiş hastalıklardan biridir. Kraliçe II. Elizabeth, İngiliz tahtına çiçek hastalığı sayesinde oturdu. Çünkü Kraliçe II. Mary, 1694’te çiçek hastalığından öldü. Kraliçenin tek yasal varisi olan oğlu da 1700 yılında aynı hastalıktan ölünce taht boş kaldı. Elizabeth’in dedesi George, Hannover’den getirilip tahta oturtuldu. Sonraki nesle geçişle, en sonunda torun Elizabeth tahta oturdu. Antik dönemde Tanrı’nın gazabı ve günahkâr kullarına gönderdiği bir ceza olarak kabul edilen veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar, kıtlık ve kuraklık gibi felaketler, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, sosyal ilişkileri, davranışları biçimlendirmiştir. Salgın hastalıklardan çiçek hastalığı “variola”, Çin’de M.Ö. 1122 yılında tanımlanmıştır. Hindistan’da eski Sanskrit metinlerinde de bu hastalıktan söz edilir. Mısır firavunu V. Ramses’in (Ölüm &#8211; M.Ö. 1156) mumyalanmış kafatasında hastalığın izlerine rastlandı. Büyük İslam tabiplerinden biri olan el-Razi’nin en ünlü eserlerinden biri, çiçek hastalığı ve kızamığa dair olan “Kitab-ül-cüderi ve’l-hasbah” adlı kitapçığıdır. Bu ünlü eserinde çiçek hastalığı ile kızamık arasında ayırıcı tanıyı anlatır. Çiçek hastalığı, Avrupa’da ilk kez 10. yüzyıldan önce muhtemelen nezle gibi küçük bir rahatsızlık gibi kendini göstermiş, 16. ve 17. yüzyıllarda ölümlere yol açmış, 17. yüzyılın sonunda yeniden ortaya çıkmış ve Avrupa’da hem çocuk ve hem de erişkin insan ölümlerine neden olmuştur. Çiçek hastalığı, insanda ve evcil hayvanlarda “Poxviridae” familyasından virüslerin yol açtığı bir dizi bulaşıcı hastalığın ortak adıdır. İnsanda hastalığın ilk belirtisi olan ateşten iki gün sonra deride belirmeye başlayan kabarcıklar, irin toplama ve patlama evrelerinin ardından kuruyarak döküntülere yol açar. Bu döküntüler deride “çiçek bozuğu” adı verilen belirgin nedbe/iz bırakır ve özellikle yüzde çoğalarak yayılabilir. Son dönemlere kadar, Çiçek hastalığı, hemen hemen her yerde görülen bir hastalıktı ve koşullara göre %5 ile %20 arasında değişen önemli bir ölüm oranı arz etmekteydi. Çiçek aşısının kıtalararası seyahati Hastalığa karşı yapılan çiçek aşısı çok eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulanmaktaydı. İnokülasyon çok eski bir Doğu uygulamasıydı, bu yöntemde canlı organizmanın neden olduğu infeksiyon materyali, hayvanlara, bilerek ya da kaza ile bulaştırılıyordu. Çinliler bu uygulamayı çiçek hastalığı materyalini toz haline getirip enfiye gibi buruna çekerek hayata geçiriyordu. Osmanlı hekimi Emanuel Timonius diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı şekliye Kafkaslar üzerinden 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürer. Ancak, Osmanlı’da çiçek aşısının daha eski tarihlerde uygulandığı Menafiü’l-etfal (İstanbul, 1846) adlı risaleden bilinmektedir. Bu risalede çiçek aşısını bilen bir adamın İstanbul’a gelerek 5-6 çocuğa aşı yaptığından söz edilmektedir. 18. yüzyıl başlarında Edirne’de de yapılan bu aşıya telkîh-i cederî (çiçek aşısı), çiçeklendirme, variolation ve inoculation adları verilmiştir: Hafif şiddette çiçek hastalığı çıkaranlardan alınan cerahat, çiçek çıkarmayanların derilerine çizilir. Bu çok daha eski tarihlerden itibaren yapılagelen bir uygulamadır. Türkiye’de materyal, derideki bir çizik vasıtasıyla vücuda sokulmaktaydı, aşı yapılacak kişinin derisinde oluşturulan çizikler üzerine sürülürdü. Lady Montagu ve Osmanlı çiçek aşısı Lady Mary Wortley Montagu’nun (1689-1762) İngiltere büyükelçisinin karısı olarak İstanbul’da bulunduğu sırada öğrenmiş olduğu teknik yukarıda anlatılan şekildi. O da aşının etkinliğine kanaat getirerek, çiçek hastalığı geçirmemiş olan çocuklarını bu şekilde aşılatmıştı ve çocuklar hastalığı hafif şekilde geçirmişti. Lady Montagu, bütün Britanya İmparatorluğu’nu değil ama o an için Kraliyet Ailesi’nin nefes almasını sağlayacak bir formülle İngiltere’ye dönmüştü. Lady, eşinin sefaret görevi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tabiplerin çiçek hastalığına çare bulduğunu keşfetmişti. Önce arkadaşı Sara’ya bir mektupla dönemin ölümcül hastalığı ‘çiçek’ten ölenleri sormuş, uzun süren yazışmalardan sonra, çaresinin Osmanlı’da bulunduğunu yazmıştı. Osmanlı’nın 18. yüzyılda çiçek hastalığına karşı uyguladığı aşılama yöntemi, eşinin görevi sırasında Edirne seyahatine çıkan İngiltere elçisinin eşi Mary Montagu’nun ilgisini çekmesi üzerine önce İngiltere’ye oradan Avrupa’ya yayıldı. Aşının içinde “kurutulmuş irin” vardı. Bu inaktive edilmiş bir hücre kültürüydü. Montagu, bu püstüllerden (içi irin dolu sulu deri döküntüleri) elde edilen maddenin, aşılanacak çocuklara bulaştırıldığını gözlemledi. Çocuklarda 8-9 gün sonra ateşlenme olduğunu ve sonradan iyileştiklerini gözledi. Dünya tıp tarihine aşı ile ilgili ilk kayıtlardan birini de bu mektupla Lady Montagu düşmüş oldu. Aşıcı ebeler Lady Montagu, Edirne’den Sarah Chiswell adlı bir dostuna yazdığı 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda gerçek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir bilgiyi İngiltere’ye yollayacaktı: “Eylül ayında, büyük sıcaklar geçince aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyor ve birkaç aile bir araya toplanıyor. Sayıları 15-16’yı bulan topluluk aşıcı kocakarılardan birini çağırıyor. Kadın, ceviz kabuğuna doldurulmuş çiçek hastalığı yapan maddeyi getiriyor ve aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse o damarı bir iğneyle açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya akıttıktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerini de bir ceviz kabuğuyla pansuman ediyor. Bütün bu işlemler sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor.” Lady Mary, 1717 yılında Osmanlı topraklarındayken buradaki halkın çiçek hastalığından ölen kişilerin vücudundan alınan sıvıları sağlıklı kişilerin deri altına enjekte ettiğini de görmüştü. Edirne’deki sarayda çiçek hastalığına karşı aşı yapıldığına şahit olan Montagu, İngiltere’yi bu hastalıktan kurtaran formülü de götüren isimdir.  Hastalığı geçiren insanların kollarından sıvı alınıp güneşte kurutulduğunu, kuruyan sıvının da sulandırılarak iğneyle cildin çizilip üzerine damlatıldığını anlattığı mektupla. Osmanlı&#8217;dan Batı&#8217;ya Anne-babaların, hastalığı bir an önce atlatmaları isteğiyle çocuklarını hastalığa yakalanmış başka bir çocukla bir araya getirdikleri çiçek partileriyle arasındaki karşılaştırma sadece kısmen uygundur. Bilim dünyası, çiçek hastalığına karşı aşı uygulamasını Emanuel Timonius (İstanbul) (1713) ve Pylarini (İzmir) isimli iki hekim ile o sıralarda Osmanlı başkentinde görevli bulunan İngiliz elçisinin eşi Lady Mary Worthley Montagu’nun yazdıklarından öğrendi. Lady de eşinin görevi bittiğinde, “inokülasyon” adı verilen yöntemle yapılan aşıların bilgisini ülkesi İngiltere’ye götürdü. Aşının ilk defa Osmanlı’dan Batı’ya geçişi de bu şekilde oldu. Aşı ile tedaviyi geliştirenlerin Türkler olduğunu kanıtlayan ilk belge işte bu hikaye ile kayıtlara geçer. Ne var ki, Lady Montagu Londra’ya döndüğünde bir çiçek hastalığı salgını şehri kırıp geçirdi. Zar zor bir doktor buldu ve onu 3 yaşındaki kızına Türklerin yöntemiyle aşı yapmaya razı etti. Çocuğun hayatı kurtulurken diğer çocuklar onun kadar şanslı değildi. Aşının işe yaramakta olduğu anlaşıldı, ancak, İngilizler ve doktorları bu yöntemi yaptırmaya bir türlü cesaret edemedi. Buna karşın, bazı İngiliz doktorlar çocuklara aşıyı yanlış zamanda uyguladı ve birkaç çocuk öldü. Bunun üzerine, çiçek aşısı aleyhine kampanya başladı. Papaz Edmund Massey, 8 Temmuz 1722 tarihinde gerçekleşen bir törende, çiçek aşısından “tehlikeli ve günahkâr uygulama”, “şeytani bir tatbik” diye bahsetti; aşı yapanları Tanrı’nın inayetini kesmekle ve günah ve ahlaksızlığı teşvik etmekle suçladı. Hatta Legard Sparham adlı bir cerrah “çiçek aşısının uygulanmasına karşı sebepler” adlı bir kitapçık yazdı ve çiçek yaralarına “zehir” akıtmanın saçma olduğunu savundu. Bunun üzerine, Lady Montagu Türkiye’de gördüklerini ayrı bir kitap halinde bastırmak ihtiyacını hissetti. Ayrıca, torunu Louisa’nın anlattığına göre, İstanbul’dan o kadar büyük bilimsel cesaretle dönmüştü ki, Londra’da ev ev dolaşıp İngilizler&#8217;e Türkiye’de gördüklerini anlattı, hatta kızını da yanında götürüp defalarca İngiliz kadınların gözleri önünde aşılatarak aşının bir zararı olmadığını ispatlamak için çırpındı. Leydi Montagu ile İngiltere Büyükelçiliği hekimi bu yeniliği sonunda Londra’da tanıttılar. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Ü. Tıp Fakültesi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu">Çiçek aşısı ve öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Bugün için tarihsel bir olgu olan çiçek hastalığından bahsedelim. Birçok hastalık gibi, çiçek hastalığı da tarihi değiştirmiş hastalıklardan biridir. Kraliçe II. Elizabeth, İngiliz tahtına çiçek hastalığı sayesinde oturdu. Çünkü Kraliçe II. Mary, 1694’te çiçek hastalığından öldü. Kraliçenin tek yasal varisi olan oğlu da 1700 yılında aynı hastalıktan ölünce taht boş kaldı. Elizabeth’in dedesi George, Hannover’den getirilip tahta oturtuldu. Sonraki nesle geçişle, en sonunda torun Elizabeth tahta oturdu. Antik dönemde Tanrı’nın gazabı ve günahkâr kullarına gönderdiği bir ceza olarak kabul edilen veba, kızıl, kızamık, çiçek gibi salgın hastalıklar, kıtlık ve kuraklık gibi felaketler, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuş, yenilmez sanılan orduları durdurmuş, sosyal ilişkileri, davranışları biçimlendirmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Salgın hastalıklardan çiçek hastalığı “variola”, Çin’de M.Ö. 1122 yılında tanımlanmıştır. Hindistan’da eski Sanskrit metinlerinde de bu hastalıktan söz edilir. Mısır firavunu V. Ramses’in (Ölüm &#8211; M.Ö. 1156) mumyalanmış kafatasında hastalığın izlerine rastlandı. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Büyük İslam tabiplerinden biri olan el-Razi’nin en ünlü eserlerinden biri, çiçek hastalığı ve kızamığa dair olan “Kitab-ül-cüderi ve’l-hasbah” adlı kitapçığıdır. Bu ünlü eserinde çiçek hastalığı ile kızamık arasında ayırıcı tanıyı anlatır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Çiçek hastalığı, Avrupa’da ilk kez 10. yüzyıldan önce muhtemelen nezle gibi küçük bir rahatsızlık gibi kendini göstermiş, 16. ve 17. yüzyıllarda ölümlere yol açmış, 17. yüzyılın sonunda yeniden ortaya çıkmış ve Avrupa’da hem çocuk ve hem de erişkin insan ölümlerine neden olmuştur.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Çiçek hastalığı, insanda ve evcil hayvanlarda “Poxviridae” familyasından virüslerin yol açtığı bir dizi bulaşıcı hastalığın ortak adıdır. İnsanda hastalığın ilk belirtisi olan ateşten iki gün sonra deride belirmeye başlayan kabarcıklar, irin toplama ve patlama evrelerinin ardından kuruyarak döküntülere yol açar. Bu döküntüler deride “çiçek bozuğu” adı verilen belirgin nedbe/iz bırakır ve özellikle yüzde çoğalarak yayılabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Son dönemlere kadar, Çiçek hastalığı, hemen hemen her yerde görülen bir hastalıktı ve koşullara göre %5 ile %20 arasında değişen önemli bir ölüm oranı arz etmekteydi.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><strong>Çiçek aşısının kıtalararası seyahati</strong> </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Hastalığa karşı yapılan çiçek aşısı çok eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulanmaktaydı. İnokülasyon çok eski bir Doğu uygulamasıydı, bu yöntemde canlı organizmanın neden olduğu infeksiyon materyali, hayvanlara, bilerek ya da kaza ile bulaştırılıyordu. Çinliler bu uygulamayı çiçek hastalığı materyalini toz haline getirip enfiye gibi buruna çekerek hayata geçiriyordu. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı hekimi Emanuel Timonius diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı şekliye Kafkaslar üzerinden 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürer. Ancak, Osmanlı’da çiçek aşısının daha eski tarihlerde uygulandığı Menafiü’l-etfal (İstanbul, 1846) adlı risaleden bilinmektedir. Bu risalede çiçek aşısını bilen bir adamın İstanbul’a gelerek 5-6 çocuğa aşı yaptığından söz edilmektedir. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">18. yüzyıl başlarında Edirne’de de yapılan bu aşıya telkîh-i cederî (çiçek aşısı), çiçeklendirme, variolation ve inoculation adları verilmiştir: Hafif şiddette çiçek hastalığı çıkaranlardan alınan cerahat, çiçek çıkarmayanların derilerine çizilir. Bu çok daha eski tarihlerden itibaren yapılagelen bir uygulamadır. Türkiye’de materyal, derideki bir çizik vasıtasıyla vücuda sokulmaktaydı, aşı yapılacak kişinin derisinde oluşturulan çizikler üzerine sürülürdü. </span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu ve Osmanlı çiçek aşısı</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Mary Wortley Montagu’nun (1689-1762) İngiltere büyükelçisinin karısı olarak İstanbul’da bulunduğu sırada öğrenmiş olduğu teknik yukarıda anlatılan şekildi. O da aşının etkinliğine kanaat getirerek, çiçek hastalığı geçirmemiş olan çocuklarını bu şekilde aşılatmıştı ve çocuklar hastalığı hafif şekilde geçirmişti. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu, bütün Britanya İmparatorluğu’nu değil ama o an için Kraliyet Ailesi’nin nefes almasını sağlayacak bir formülle İngiltere’ye dönmüştü. Lady, eşinin sefaret görevi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki tabiplerin çiçek hastalığına çare bulduğunu keşfetmişti. Önce arkadaşı Sara’ya bir mektupla dönemin ölümcül hastalığı ‘çiçek’ten ölenleri sormuş, uzun süren yazışmalardan sonra, çaresinin Osmanlı’da bulunduğunu yazmıştı. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı’nın 18. yüzyılda çiçek hastalığına karşı uyguladığı aşılama yöntemi, eşinin görevi sırasında Edirne seyahatine çıkan İngiltere elçisinin eşi Mary Montagu’nun ilgisini çekmesi üzerine önce İngiltere’ye oradan Avrupa’ya yayıldı. Aşının içinde “kurutulmuş irin” vardı. Bu inaktive edilmiş bir hücre kültürüydü. Montagu, bu püstüllerden (içi irin dolu sulu deri döküntüleri) elde edilen maddenin, aşılanacak çocuklara bulaştırıldığını gözlemledi. Çocuklarda 8-9 gün sonra ateşlenme olduğunu ve sonradan iyileştiklerini gözledi. Dünya tıp tarihine aşı ile ilgili ilk kayıtlardan birini de bu mektupla Lady Montagu düşmüş oldu. </span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Aşıcı ebeler</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Lady Montagu, Edirne’den Sarah Chiswell adlı bir dostuna yazdığı 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda gerçek sonuçlarını asla tahmin edemeyeceği bir bilgiyi İngiltere’ye yollayacaktı: “Eylül ayında, büyük sıcaklar geçince aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyor ve birkaç aile bir araya toplanıyor. Sayıları 15-16’yı bulan topluluk aşıcı kocakarılardan birini çağırıyor. Kadın, ceviz kabuğuna doldurulmuş çiçek hastalığı yapan maddeyi getiriyor ve aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse o damarı bir iğneyle açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya akıttıktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerini de bir ceviz kabuğuyla pansuman ediyor. Bütün bu işlemler sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor.” Lady Mary, 1717 yılında Osmanlı topraklarındayken buradaki halkın çiçek hastalığından ölen kişilerin vücudundan alınan sıvıları sağlıklı kişilerin deri altına enjekte ettiğini de görmüştü. Edirne’deki sarayda çiçek hastalığına karşı aşı yapıldığına şahit olan Montagu, İngiltere’yi bu hastalıktan kurtaran formülü de götüren isimdir.  Hastalığı geçiren insanların kollarından sıvı alınıp güneşte kurutulduğunu, kuruyan sıvının da sulandırılarak iğneyle cildin çizilip üzerine damlatıldığını anlattığı mektupla.</span></span></p>
<div id="attachment_29193" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29193" class="wp-image-29193 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek-300x212.jpg" alt="" width="300" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek-300x212.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/cicek.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29193" class="wp-caption-text">İngiliz Dr. Edward Jenner (1749-1823) 8 yaşındaki bir çocuğa ilk çiçek aşısını yaparken. Tarih: 14 Mayıs 1796. Ressam: Ernest Board</p></div>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Osmanlı&#8217;dan Batı&#8217;ya</span></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Anne-babaların, hastalığı bir an önce atlatmaları isteğiyle çocuklarını hastalığa yakalanmış başka bir çocukla bir araya getirdikleri çiçek partileriyle arasındaki karşılaştırma sadece kısmen uygundur. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bilim dünyası, çiçek hastalığına karşı aşı uygulamasını Emanuel Timonius (İstanbul) (1713) ve Pylarini (İzmir) isimli iki hekim ile o sıralarda Osmanlı başkentinde görevli bulunan İngiliz elçisinin eşi Lady Mary Worthley Montagu’nun yazdıklarından öğrendi. Lady de eşinin görevi bittiğinde, “inokülasyon” adı verilen yöntemle yapılan aşıların bilgisini ülkesi İngiltere’ye götürdü. Aşının ilk defa Osmanlı’dan Batı’ya geçişi de bu şekilde oldu. Aşı ile tedaviyi geliştirenlerin Türkler olduğunu kanıtlayan ilk belge işte bu hikaye ile kayıtlara geçer.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Ne var ki, Lady Montagu Londra’ya döndüğünde bir çiçek hastalığı salgını şehri kırıp geçirdi. Zar zor bir doktor buldu ve onu 3 yaşındaki kızına Türklerin yöntemiyle aşı yapmaya razı etti. Çocuğun hayatı kurtulurken diğer çocuklar onun kadar şanslı değildi. Aşının işe yaramakta olduğu anlaşıldı, ancak, İngilizler ve doktorları bu yöntemi yaptırmaya bir türlü cesaret edemedi. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Buna karşın, bazı İngiliz doktorlar çocuklara aşıyı yanlış zamanda uyguladı ve birkaç çocuk öldü. Bunun üzerine, çiçek aşısı aleyhine kampanya başladı. Papaz Edmund Massey, 8 Temmuz 1722 tarihinde gerçekleşen bir törende, çiçek aşısından “tehlikeli ve günahkâr uygulama”, “şeytani bir tatbik” diye bahsetti; aşı yapanları Tanrı’nın inayetini kesmekle ve günah ve ahlaksızlığı teşvik etmekle suçladı. Hatta Legard Sparham adlı bir cerrah “çiçek aşısının uygulanmasına karşı sebepler” adlı bir kitapçık yazdı ve çiçek yaralarına “zehir” akıtmanın saçma olduğunu savundu.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bunun üzerine, Lady Montagu Türkiye’de gördüklerini ayrı bir kitap halinde bastırmak ihtiyacını hissetti. Ayrıca, torunu Louisa’nın anlattığına göre, İstanbul’dan o kadar büyük bilimsel cesaretle dönmüştü ki, Londra’da ev ev dolaşıp İngilizler&#8217;e Türkiye’de gördüklerini anlattı, hatta kızını da yanında götürüp defalarca İngiliz kadınların gözleri önünde aşılatarak aşının bir zararı olmadığını ispatlamak için çırpındı. Leydi Montagu ile İngiltere Büyükelçiliği hekimi bu yeniliği sonunda Londra’da tanıttılar.</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bahçeşehir Ü. Tıp Fakültesi</span></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/cicek-asisi-ve-oykusu">Çiçek aşısı ve öyküsü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29192</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Afetlerde sağlık yönetimi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 09:46:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çadır]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seferberlik]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üzülsek mi korksak mı? Evimizde mi kalsak, afet bölgesine mi gitsek? Hangi kuruma bağış yapsak? Bir kez daha neye, kime üzülmemiz ya da koşmamız gerektiğini bilmediğimiz günler yaşıyoruz. Resmi olmasa da ulusal seferberlik halindeyiz aslında. Ancak diğer tüm vatandaşlarımız gibi o bölgede çalışanlarının da etkilenmesine rağmen ayağa kalkıp çok hızlı çalışmaya başlaması gereken bir grup var ki, onlar da yine sağlıkçılar. Üstelik sürecin sadece başında değil, sonrasında bölgenin yeniden yapılanmasına kadar her aşamada olayın içerisinde organize bir şekilde yer alması gereken bir grup. Bu yazıyı da daha önce bu konuda alınan kaynaklardan yararlanarak hazırlamaya çalıştım. Sonrasındaki süreçte herkesin aklında bulunmasını, şu an can pazarı yaşandığı için detay olarak algılanabilecek bazı ayrıntıların atlanmamasını umuyorum. Sağlık personeli kendi ve ailesinin güvenliğini sağladıktan sonra hemen çalıştığı birime giderek, hızlıca bir değerlendirme yapmalı ve olduğu birimin çalışıp çalışılamayacak durumda olduğunu üst mercilere bildirmelidir. Sağlam olan birimlerde ise ek yatak yaratılmaya çalışılmalıdır. Eğer kendi merkezlerinde personel sayısı yeterli ise olay yerlerine triaj ve ilk yardım ekibi gönderilebilir. Ancak sağlam birimlere çok sayıda yararlının da başvuracağı unutulmamalıdır. Afete bağlı ikincil hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi Acil işler ilk birkaç günde bitiyor ve sonrasında asıl zor olan kısım başlıyor demek yanlış olmaz; su ve besinlerin hijyen durumları, bozulmuş beslenme ve barınma problemleri ile koruyucu sağlık hekimlik hizmetleri devreye giriyor. Hem afetten etkilenmiş hem de yeni yerleşim yerlerinde ortaya çıkacak yeni hastalıkların, salgın boyutuna gelmeden engellenmesi önemlidir. Aşılama Afete özgü bir aşı olmadığı gibi, rutin aşılarda acele etmeye gerek yoktur. Gelen ilaçların koordinasyonu Çok farklı odaktan gelen ilaçların envanterinin çıkarılması, bölgede ihtiyaç duyulmayanların ihtiyacı olan yerlere gönderilmesi gerekmektedir. Kronik hastalıkların takibi İlaçlarını almaları sağlanmalıdır. Alt yapının tekrar inşaatı beklenmeden rutin sağlık hizmetlerine geri dönmek gerekiyor. Risk grupları oluşturulmalı, bu gruplarda da gebeler, bebekler, kimsesiz kalmış çocuk ve yaşlılar önceliği oluşturmalıdır. Çevre sağlığı hizmetleri Bozulan fiziksel, sosyal ve ekolojik denge ve nüfus değişikliği sonucu farklı bir çevre ortaya çıkar. Oluşan bu yeni çevreye uygun bir davranış şekli geliştirilmez ise epidemilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Düzgün konut, temiz su sağlanması ve kanalizasyon gibi sağlık durumunu direkt olarak etkileyen alt yapının büyük hasar görmesi, sağlık durumunu etkileyecek en önemli sorundur. Depremden sonra yeniden oluşturulacak yerleşim planlarına, planlama aşamasında Sağlık Bakanlığı’nın katılımı sağlanmalıdır. Özel kirliliklerin kontrolü Toksik kimyasallar: Kimyasal maddenin türü ve yayıldığı yere göre özel önlemler alınması gerekir. Radyoaktif maddeler: Nükleer enerji kullanan tesislerinin veya atık depolarının olduğu yerlerde afet durumunda büyük veya küçük ölçekli radyasyon kaçağı olabilir, kontrol edilmesi gerekir. Petrol ve petrol ürünleri: Borular, tanklar ve rafinerilerden çevreye sızması mümkün olabilir. Yayıldığı yere göre gerekli önlemlerin alınması gerekir. Vektör ve diğer hayvanların kontrolü: Vektör üreme yerlerinin kontrolü ve başıboş kalabilen hayvanların bakımı dikkat edilmesi gereken bir husustur. Enkazların kaldırılması: Ülkemizde maalesef, özen gösterilmeden, hızlıca yapılmaktadır. Ancak yapılması gereken, bunları bir merkezde toplamak ve ekonomiye geri kazandırmaktır. Çimento ve demir gibi inşaat malzemelerinin çevreye önemli bir zararı bulunmamaktadır, ancak badana ve boyada kullanılan maddeleri olabildiğince ayırmak gerekir. Bireylerin ruh sağlığı: Afetlerde ruh sağlığı önemlidir, çünkü afet anında, korku, kaygı, izolasyon gibi ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mağdurlara, erken dönemde psikiyatrist, psikolog ve sosyal gönüllülerden oluşan bir ekiple destek vermek gerekmektedir. Sağlık yönetimi, diğer sektörlerle iyi bir iletişim kurmayı gerektiriyor. Bu iletişim, afet öncesinde ne kadar iyi kurulmuşsa afet o kadar iyi yönetiliyor. Sahada çalışan sağlık personelinin bilgi ve tecrübesi ise tüm çabaya ışık tutuyor. Gözümüz, kulağımız, kalbimiz bölgede. Umarız tekrarlanmaz. Hepimize geçmiş olsun. Prof. Dr. Berrin Pehlivan, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi/Radyasyon Onkolojisi Kaynak: T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü: Afetlerde Sağlık Yönetimi Kurs Notları, Şubat 2001</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi">Afetlerde sağlık yönetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üzülsek mi korksak mı? Evimizde mi kalsak, afet bölgesine mi gitsek? Hangi kuruma bağış yapsak? Bir kez daha neye, kime üzülmemiz ya da koşmamız gerektiğini bilmediğimiz günler yaşıyoruz.</p>
<p>Resmi olmasa da ulusal seferberlik halindeyiz aslında. Ancak diğer tüm vatandaşlarımız gibi o bölgede çalışanlarının da etkilenmesine rağmen ayağa kalkıp çok hızlı çalışmaya başlaması gereken bir grup var ki, onlar da yine sağlıkçılar. Üstelik sürecin sadece başında değil, sonrasında bölgenin yeniden yapılanmasına kadar her aşamada olayın içerisinde organize bir şekilde yer alması gereken bir grup.</p>
<p>Bu yazıyı da daha önce bu konuda alınan kaynaklardan yararlanarak hazırlamaya çalıştım. Sonrasındaki süreçte herkesin aklında bulunmasını, şu an can pazarı yaşandığı için detay olarak algılanabilecek bazı ayrıntıların atlanmamasını umuyorum.</p>
<p>Sağlık personeli kendi ve ailesinin güvenliğini sağladıktan sonra hemen çalıştığı birime giderek, hızlıca bir değerlendirme yapmalı ve olduğu birimin çalışıp çalışılamayacak durumda olduğunu üst mercilere bildirmelidir. Sağlam olan birimlerde ise ek yatak yaratılmaya çalışılmalıdır. Eğer kendi merkezlerinde personel sayısı yeterli ise olay yerlerine triaj ve ilk yardım ekibi gönderilebilir. Ancak sağlam birimlere çok sayıda yararlının da başvuracağı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Afete bağlı ikincil hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi</strong></p>
<p>Acil işler ilk birkaç günde bitiyor ve sonrasında asıl zor olan kısım başlıyor demek yanlış olmaz; su ve besinlerin hijyen durumları, bozulmuş beslenme ve barınma problemleri ile koruyucu sağlık hekimlik hizmetleri devreye giriyor. Hem afetten etkilenmiş hem de yeni yerleşim yerlerinde ortaya çıkacak yeni hastalıkların, salgın boyutuna gelmeden engellenmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Aşılama</strong></p>
<p>Afete özgü bir aşı olmadığı gibi, rutin aşılarda acele etmeye gerek yoktur. Gelen ilaçların koordinasyonu Çok farklı odaktan gelen ilaçların envanterinin çıkarılması, bölgede ihtiyaç duyulmayanların ihtiyacı olan yerlere gönderilmesi gerekmektedir. Kronik hastalıkların takibi İlaçlarını almaları sağlanmalıdır. Alt yapının tekrar inşaatı beklenmeden rutin sağlık hizmetlerine geri dönmek gerekiyor. Risk grupları oluşturulmalı, bu gruplarda da gebeler, bebekler, kimsesiz kalmış çocuk ve yaşlılar önceliği oluşturmalıdır.</p>
<p><strong>Çevre sağlığı hizmetleri</strong></p>
<p>Bozulan fiziksel, sosyal ve ekolojik denge ve nüfus değişikliği sonucu farklı bir çevre ortaya çıkar. Oluşan bu yeni çevreye uygun bir davranış şekli geliştirilmez ise epidemilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Düzgün konut, temiz su sağlanması ve kanalizasyon gibi sağlık durumunu direkt olarak etkileyen alt yapının büyük hasar görmesi, sağlık durumunu etkileyecek en önemli sorundur. Depremden sonra yeniden oluşturulacak yerleşim planlarına, planlama aşamasında Sağlık Bakanlığı’nın katılımı sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Özel kirliliklerin kontrolü</strong></p>
<p><strong>Toksik kimyasallar:</strong> Kimyasal maddenin türü ve yayıldığı yere göre özel önlemler alınması gerekir.<br />
<strong>Radyoaktif maddeler:</strong> Nükleer enerji kullanan tesislerinin veya atık depolarının olduğu yerlerde afet durumunda büyük veya küçük ölçekli radyasyon kaçağı olabilir, kontrol edilmesi gerekir.<br />
<strong>Petrol ve petrol ürünleri:</strong> Borular, tanklar ve rafinerilerden çevreye sızması mümkün olabilir. Yayıldığı yere göre gerekli önlemlerin alınması gerekir.<br />
<strong>Vektör ve diğer hayvanların kontrolü: </strong>Vektör üreme yerlerinin kontrolü ve başıboş kalabilen hayvanların bakımı dikkat edilmesi gereken bir husustur.<br />
<strong>Enkazların kaldırılması: </strong>Ülkemizde maalesef, özen gösterilmeden, hızlıca yapılmaktadır. Ancak yapılması gereken, bunları bir merkezde toplamak ve ekonomiye geri kazandırmaktır. Çimento ve demir gibi inşaat malzemelerinin çevreye önemli bir zararı bulunmamaktadır, ancak badana ve boyada kullanılan maddeleri olabildiğince ayırmak gerekir.<br />
<strong>Bireylerin ruh sağlığı:</strong> Afetlerde ruh sağlığı önemlidir, çünkü afet anında, korku, kaygı, izolasyon gibi ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mağdurlara, erken dönemde psikiyatrist, psikolog ve sosyal gönüllülerden oluşan bir ekiple destek vermek gerekmektedir. Sağlık yönetimi, diğer sektörlerle iyi bir iletişim kurmayı gerektiriyor.</p>
<p>Bu iletişim, afet öncesinde ne kadar iyi kurulmuşsa afet o kadar iyi yönetiliyor. Sahada çalışan sağlık personelinin bilgi ve tecrübesi ise tüm çabaya ışık tutuyor. Gözümüz, kulağımız, kalbimiz bölgede. Umarız tekrarlanmaz. Hepimize geçmiş olsun.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Berrin Pehlivan, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi/Radyasyon Onkolojisi </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü: Afetlerde Sağlık Yönetimi Kurs Notları, Şubat 2001</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi">Afetlerde sağlık yönetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 13:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Gina McCarthy]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Biden]]></category>
		<category><![CDATA[Keystone XL]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[paris anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=22029</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın ilk görev günü hem koronavirüs pandemisi hem de iklim değişikliğiyle mücadele için ülkesi ve dünya adına bir kilometre taşına işaret ediyor. Bilim karşıtı söylemleriyle tepki çeken Donald Trump’ın göreve veda etmesinin ardından Beyaz Saray’a gelen Biden, daha ilk gününde bilime ilişkin kritik adımlar attı. İlki COVID-19 salgınıyla mücadeleye yönelik iddialı bir planın devreye sokulması, bir diğeri ise ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflarda yer almasının da ilk hamlesi olarak gözüken Paris Anlaşması’na geri dönüş emriydi. ABD’de koronavirüs kayıpları 400.000’i geçti ABD’de COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı yarım milyona doğru tırmanırken Biden, ilk 100 gününde 100 milyon aşı dağıtma sözü verdi. Halkı da kamuya açık yerlerde maske takmak ve sosyal mesafeyi korumaya teşvik etmek için “100 Günlük Maskelenme Meydan Okuması” (100 Days Masking Challenge) başlattı. Biden yönetimi, ülkede yaşanan sağlık krizine yanıt vermek için Kongre’den 400 milyar dolar istiyor. Plan şunları içeriyor: Aşı uygulamalarını hızlandırmak adına eyaletler, yerel yönetim ve unsurlarla iş birliği içinde ulusal bir aşı programı yürütmek için 20 milyar dolarlık bir paket devreye alınacak. Plan, mobil merkezler de dahil olmak üzere daha fazla aşılama sahası ve yetersiz hizmet alan topluluklara ulaşmak için daha fazla çaba anlamına geliyor. Ulusal Muhafızlar da bu çabalara yardımcı olmak için eyaletlerde görev alacak; Laboratuvarlar için destek ve hızlı antijen testleri satın alma dahil, test çalışmalarını genişletmek için 50 milyar dolar; Temaslı takibi, aşı dağıtımı veya yerel sağlık departmanlarının diğer ihtiyaçlarına yardımcı olmaları için 100.000 halk sağlığı çalışanına finansman sağlanması; Daha fazla işçinin hasta olması durumunda evde kalmalarını sağlamak için ücretli izin programlarının genişletilmesi. Bunlara ve diğer çabalara tam olarak ne kadar para ayrılacağını ise Kongre belirleyecek. ABD, Paris İklim Anlaşması&#8217;na geri dönüyor İklim değişikliğine inanmadığını her fırsatta dile getiren ve ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çeken Trump’ın aksine Biden’ın ABD’yi iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflara çıkarması bekleniyor. Daha ilk gününde attığı adım ise bunun en büyük göstergesi: Biden’in Ulusal İklim Danışmanı Gina McCarthy, başkan ile Oval Ofis’te bir araya gelerek Paris Anlaşması’na yeniden katılmak için gerekli direktifi içeren kapsamlı bir idari emri, ıslak imzalı olarak aldı. Biden ayrıca ülke içinde de büyük tartışmalara neden olan Keystone XL boru hattı iznini de iptal etti. Biden, Trump yönetiminin çevreyle ilgili aldığı kararların da gözden geçirilmesini istedi. Kaynak: Scientific American ve Science News</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti">Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın ilk görev günü hem koronavirüs pandemisi hem de iklim değişikliğiyle mücadele için ülkesi ve dünya adına bir kilometre taşına işaret ediyor.</p></blockquote>
<p>Bilim karşıtı söylemleriyle tepki çeken Donald Trump’ın göreve veda etmesinin ardından Beyaz Saray’a gelen Biden, daha ilk gününde bilime ilişkin kritik adımlar attı.</p>
<p>İlki COVID-19 salgınıyla mücadeleye yönelik iddialı bir planın devreye sokulması, bir diğeri ise ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflarda yer almasının da ilk hamlesi olarak gözüken Paris Anlaşması’na geri dönüş emriydi.</p>
<p><strong>ABD’de koronavirüs kayıpları 400.000’i geçti</strong></p>
<p>ABD’de COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı yarım milyona doğru tırmanırken Biden, ilk 100 gününde 100 milyon aşı dağıtma sözü verdi. Halkı da kamuya açık yerlerde maske takmak ve sosyal mesafeyi korumaya teşvik etmek için “100 Günlük Maskelenme Meydan Okuması” (100 Days Masking Challenge) başlattı.</p>
<p>Biden yönetimi, ülkede yaşanan sağlık krizine yanıt vermek için Kongre’den 400 milyar dolar istiyor. Plan şunları içeriyor:</p>
<ul>
<li>Aşı uygulamalarını hızlandırmak adına eyaletler, yerel yönetim ve unsurlarla iş birliği içinde ulusal bir aşı programı yürütmek için 20 milyar dolarlık bir paket devreye alınacak. Plan, mobil merkezler de dahil olmak üzere daha fazla aşılama sahası ve yetersiz hizmet alan topluluklara ulaşmak için daha fazla çaba anlamına geliyor. Ulusal Muhafızlar da bu çabalara yardımcı olmak için eyaletlerde görev alacak;</li>
<li>Laboratuvarlar için destek ve hızlı antijen testleri satın alma dahil, test çalışmalarını genişletmek için 50 milyar dolar;</li>
<li>Temaslı takibi, aşı dağıtımı veya yerel sağlık departmanlarının diğer ihtiyaçlarına yardımcı olmaları için 100.000 halk sağlığı çalışanına finansman sağlanması;</li>
<li>Daha fazla işçinin hasta olması durumunda evde kalmalarını sağlamak için ücretli izin programlarının genişletilmesi.</li>
</ul>
<p>Bunlara ve diğer çabalara tam olarak ne kadar para ayrılacağını ise Kongre belirleyecek.</p>
<p><strong>ABD, Paris İklim Anlaşması&#8217;na geri dönüyor</strong></p>
<p>İklim değişikliğine inanmadığını her fırsatta dile getiren ve ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çeken Trump’ın aksine Biden’ın ABD’yi iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflara çıkarması bekleniyor.</p>
<p>Daha ilk gününde attığı adım ise bunun en büyük göstergesi: Biden’in Ulusal İklim Danışmanı Gina McCarthy, başkan ile Oval Ofis’te bir araya gelerek Paris Anlaşması’na yeniden katılmak için gerekli direktifi içeren kapsamlı bir idari emri, ıslak imzalı olarak aldı.</p>
<p>Biden ayrıca ülke içinde de büyük tartışmalara neden olan Keystone XL boru hattı iznini de iptal etti. Biden, Trump yönetiminin çevreyle ilgili aldığı kararların da gözden geçirilmesini istedi.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.scientificamerican.com/article/bidens-first-climate-actions-include-rejoining-paris-agreement/">Scientific American</a> ve <a href="https://www.sciencenews.org/article/covid-19-pandemic-biden-administration-plan-response">Science News</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti">Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">22029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öncü alerjist William Frankland Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/oncu-alerjist-william-frankland-covid-19-sebebiyle-hayatini-kaybetti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2020 14:55:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Fleming]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[penisilin]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[William Frankland]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ne tüberküloz ne yıllar süren savaş esirliği ne de zehirli bir böcek ısırığı onu öldürmüştü 20. yüzyılın önde gelen alerji uzmanlarından William Frankland, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Onu, Alexander Fleming’in penisilini bulmasına olası etkisi ve çığır açıcı alerji çalışmalarıyla birlikte tıp literatüründeki önemiyle anıyoruz. Koronavirüs her gün binlerce can alıyor ve aldığı canlardan bazıları da tanıdığımız, bildiğimiz isimlerden oluşuyor. 20. yüzyılın öncü alerji uzmanlarından William Frankland de onlardan biri. Ölene dek bilimin yaşayan efsaneleri arasında sayılan Frankland, uzun yaşamında birkaç kez ölümle burun buruna gelmişti. Sözgelimi prematüre olarak doğmuş ve daha küçücük bir çocukken tüberküloza yakalanmıştı. Yıllar sonra İngiliz Ordusu’nda görev yaparken açlığın hüküm sürdüğü Japon kamplarında yıllarca savaş esiri olarak kalmıştı. Dahası, zehirli bir böcek üzerinde yaptığı deneyler sırasında kendisini denek olarak kullanmış ve böceğin ısırığı sebebiyle “anafilaksi reaksiyonu” geçirerek adeta ölümle dans etmişti. Bir süredir Londra’daki eski bir manastır olan tarihi Charterhouse kompleksindeki bir bakım evinde yaşayan Frankland’in ölüm nedeni ise Covid-19 oldu. Alerjide çığır açan bilim insanı Alanında çığır açan bir dizi klinik çalışmayla tanınan Frankland, 1954’te polen proteinlerinin, mevsim öncesi alerji aşılarında bitkinin en yararlı parçaları olduğunu kanıtladı. 1955’te ise astımın bakteriyel aşılarla tedavi edilmesinin etkin olmadığını söylemiş ve bunu kanıtlamaya çalışmıştı. Şiddetli alerjisi olan hastaların hassasiyetlerini azaltmak için alerjen enjeksiyonlarının kullanılmasının erken savunucusuydu. (Ki bu yazıyı kaleme alan benim dört yıl süren alerji tedavimde de bu yöntemin ileri teknikleri kullanılmış ve başarılı olmuştu; sağlığımı ona borcuyum.) 1960’lı yılların sonuna kadar Londra’nın dışındaki, dünyanın en büyük polen çiftliklerinden birinde yetiştirdiği polenlerle saman nezlesi hastaları için immünoterapi serumları geliştirmişti. Kendi bedenini de bilim için kullanan Frankland, böcek ısırıklarına karşı duyarsızlaşmayı araştırırken Rhodnius prolixus böceğinin haftalık aralıklarla kolunu ısırmasına izin vermişti. Sekizinci ısırık, anafilaksi reaksiyonuna neden olmuş ve onu ölümle burun buruna getirmişti. Bir hemşire, tekrarlayan adrenalin şoklarıyla Frankland’i hayata döndürmüştü. Hastalarından biri de Saddam Hüseyin Frankland’in tedavi ettiği on binlerce hasta arasında 1979’da onu Bağdat’a çağıran Irak lideri Saddam Hüseyin de vardı. Frankland, Saddam’da alerji bulgusuna rastlamamakla beraber aşırı (günde 40 adet) sigara tüketimi sebebiyle yaşadığı etkileri ortaya koyacaktı. BMJ tıp dergisinde yer alan söyleşisinde, “Sigarayı bırakmasını tavsiye ettim,” diyen Frankland, “Üç buçuk ay sonra çok daha iyiydi ve minnet duyduğu için ailemle birlikte yemek için tekrar Bağdat’a davet edildim.” diyecekti. Frankland’in araştırması nadir vakaları da içeriyordu. Öyle ki biri, eşinin spermine alerjisi olduğundan şüphelenilen bir kadındı. Enteresan bir şekilde hastası, diğer erkeklerin spermine alerjik reaksiyon göstermediğini bildirmişti. Çocukluk hastalığı araştırma alanına dönüştü Frankland’in bir araştırma alanı olarak yıllarını alacak olan saman nezlesiyle tanışması ise çocukluğuna rastlıyordu. 19 Mart 1912’de Henry ve Alice Rose Frankland’in ikiz erkek çocuklarından biri olarak Sussex, İngiltere’de doğmuştu. Annesi bir müzisyendi. İngiltere Kilisesi’nde bir papaz yardımcısı olan babası sebebiyle İngiltere’nin Göller Bölgesi’ne taşınmışlardı ve burada çocuklar çiftlik ortamında büyüyordu. Derken küçük William’ın saman nezlesinden mustarip olduğu anlaşılmıştı. Saman nezlesi üzerine araştırmalar yapması da yıllarını alacaktı. Şu anda Imperial College London’ın bir parçası olan St. Mary’s Hospital Tıp Okulu’nda tıp eğitimi alan Frankland, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından üç gün önce, doktora ihtiyaç duyulacağı düşünülerek Kraliyet Ordusu Tabip Sınıfı’na dahil edilmiş, Japonların Pearl Harbor’a saldırmasından sadece günler önce Singapur’a gönderilmişti. Dr. Frankland, “şans eseri” orada yeni açılan Alexandra Askeri Hastanesi yerine Singapur’daki Tanglin Askeri Hastanesi’nde görevlendirilmişti ve böylece bir kere daha ölümden dönmüş oldu. Zira Alexandra Askeri Hastanesi, Japonlar tarafından işgal edilmiş ve askerler doktorları, hemşireleri ve hastaları katletmişti. Şans onu yine hayatta tutmuştu. Şans faktörü, Frankland’in peşini bırakmayacaktı. 15 Şubat 1942’de esir düştü ve savaşın geri kalan kısmını Japon ceza kamplarında geçirdi. Burada yetersiz beslenen ve aşırı çalıştırılan mahkûmları tedavi ediyordu. Yıllar süren esaretin ardından İngiltere’ye döndükten sonra, penisilinin keşfiyle Nobel Fizyoloji/Tıp Ödülü’nü kazanan Alexander Fleming ile birlikte çalıştığı St. Mary’s’de görev aldı. Burada 85 yaşına kadar çalışacaktı. Doktor olmak dedektiflik gibi Hayatındaki ilk büyük tutkusunun ne olduğu sorulduğunda, “doktor olmak, insanların hastalıklarının nedenlerini çözmek” olduğunu söyleyecekti. Doktorluğun fedakârlıktan ziyade dedektif hikayesini çözmek gibi olabileceğini düşünüyordu. Fedakârlığı ikinci plana atıyor gibi gözükse de ömrünü astım ve alerji hastalarına adamış; “Sana 1 milyon sterlin verilse ne yapardın?” sorusuna da “astım hastalarının tedavisi için bağışlardım” cevabını vermişti. Frankland, 100 yaşını devirdikten sonra kaleme aldığı dört makale de dahil olmak üzere, alerjiyle ilgili yüzden fazla makale yayımladı. Aldığı birçok onur arasında 2015’de layık görüldüğü Britanya İmparatorluk Nişanı da var. Covid-19’dan vefat edene kadar yaşadığı Charterhouse’taki bakımevine girmeden önce, 2002’de hayatını kaybeden eşi Pauline (Jackson) Frankland ile paylaştığı Londra’daki dairesinde yalnız yaşıyordu. Yemeklerini kendisi pişiriyor ve bir baston kullansa da 100’lü yaşlarına kadar günlük egzersiz rutinini aksatmıyordu. Sık sık uzun ömrünün sırrının ne olduğu sorulduğunda ise basitçe, “Şans” diye cevap verirdi. Frankland’in penisilinin keşfinde etkisi var mı? Alexander Fleming’in penisilin keşfinde William Frankland’in de dolaylı etkisi olabileceği düşünülüyor. Zira Fleming, bakteri kültürü kaplarından birine -nedeni belirsiz bir şekilde- bulaşan küf sporlarının, üzerinde çalıştığı bakterinin (stafilokokların) üremesini durdurduğunu fark etmişti. Küf sporlarının pencereden içeri girerek kaba konduğunu tahmin ediyordu. Peki ama bu sporlar nereden gelmişti? Modern antibiyotiklerin gelişmesini sağlayan bu kabı “kirleten” şeyin ise Fleming’in laboratuvarının hemen alt katındaki alerji departmanından, Frankland’in laboratuvarından gelmiş olabileceği düşünülüyor. Bu arada Frankland, Fleming’in kendisini çok etkilediğini ve bir araya geldiklerinde hastaları dışında birçok şeyi konuştuklarını söylese de bazı hastaların, penisiline alerjik reaksiyon gösterebileceğini de tahmin etmiş ve yanılmamıştı. Frankland, hastanenin çatısına bir polen tuzağı takmış ve günlük polen sayısının kaydını tutarak bunu İngiliz medyasına düzenli olarak servis etmişti. Kendisi aynı zamanda bunu yapan ilk alerji uzmanlarından biriydi. (Polen sayıları artık tüm dünyadaki hava durumu raporlarının temel verileri arasında.) Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynakça: https://www.nytimes.com/2020/04/03/science/william-frankland-dead-coronavirus.html https://search.proquest.com/openview/6aaa55a46c44a9fb31622a4a71d61f10/1?pq-origsite=gscholar&#38;cbl=2043523 Graham Lawton, Neredeyse Her Şeyin Teorisi, Çev: Y. A. Dalar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/oncu-alerjist-william-frankland-covid-19-sebebiyle-hayatini-kaybetti">Öncü alerjist William Frankland Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><em><strong>Ne tüberküloz ne yıllar süren savaş esirliği ne de zehirli bir böcek ısırığı onu öldürmüştü</strong></em></h5>
<blockquote><p><em>20. yüzyılın önde gelen alerji uzmanlarından William Frankland, Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Onu, Alexander Fleming’in penisilini bulmasına olası etkisi ve çığır açıcı alerji çalışmalarıyla birlikte tıp literatüründeki önemiyle anıyoruz.</em></p></blockquote>
<p>Koronavirüs her gün binlerce can alıyor ve aldığı canlardan bazıları da tanıdığımız, bildiğimiz isimlerden oluşuyor. 20. yüzyılın öncü alerji uzmanlarından William Frankland de onlardan biri.</p>
<p>Ölene dek bilimin yaşayan efsaneleri arasında sayılan Frankland, uzun yaşamında birkaç kez ölümle burun buruna gelmişti. Sözgelimi prematüre olarak doğmuş ve daha küçücük bir çocukken tüberküloza yakalanmıştı. Yıllar sonra İngiliz Ordusu’nda görev yaparken açlığın hüküm sürdüğü Japon kamplarında yıllarca savaş esiri olarak kalmıştı. Dahası, zehirli bir böcek üzerinde yaptığı deneyler sırasında kendisini denek olarak kullanmış ve böceğin ısırığı sebebiyle “anafilaksi reaksiyonu” geçirerek adeta ölümle dans etmişti.</p>
<p>Bir süredir Londra’daki eski bir manastır olan tarihi Charterhouse kompleksindeki bir bakım evinde yaşayan Frankland’in ölüm nedeni ise Covid-19 oldu.</p>
<p><strong>Alerjide çığır açan bilim insanı</strong></p>
<p>Alanında çığır açan bir dizi klinik çalışmayla tanınan Frankland, 1954’te polen proteinlerinin, mevsim öncesi alerji aşılarında bitkinin en yararlı parçaları olduğunu kanıtladı. 1955’te ise astımın bakteriyel aşılarla tedavi edilmesinin etkin olmadığını söylemiş ve bunu kanıtlamaya çalışmıştı.</p>
<p>Şiddetli alerjisi olan hastaların hassasiyetlerini azaltmak için alerjen enjeksiyonlarının kullanılmasının erken savunucusuydu. (Ki bu yazıyı kaleme alan benim dört yıl süren alerji tedavimde de bu yöntemin ileri teknikleri kullanılmış ve başarılı olmuştu; sağlığımı ona borcuyum.) 1960’lı yılların sonuna kadar Londra’nın dışındaki, dünyanın en büyük polen çiftliklerinden birinde yetiştirdiği polenlerle saman nezlesi hastaları için immünoterapi serumları geliştirmişti.</p>
<p>Kendi bedenini de bilim için kullanan Frankland, böcek ısırıklarına karşı duyarsızlaşmayı araştırırken <em>Rhodnius prolixus</em> böceğinin haftalık aralıklarla kolunu ısırmasına izin vermişti. Sekizinci ısırık, anafilaksi reaksiyonuna neden olmuş ve onu ölümle burun buruna getirmişti. Bir hemşire, tekrarlayan adrenalin şoklarıyla Frankland’i hayata döndürmüştü.</p>
<div id="attachment_18525" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18525" class="wp-image-18525 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-alerji-300x216.jpg" alt="" width="300" height="216" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-alerji-300x216.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-alerji-1024x736.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-alerji.jpg 2048w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-18525" class="wp-caption-text">Alerjinin öncü ismi William Frankland, 1954’te polen proteinlerinin, mevsim öncesi alerji aşılarında bitkinin en yararlı parçaları olduğunu kanıtlamış ve dönemsel alerjisi olan hastaların hassasiyetlerini azaltmak için polen bazlı alerjen enjeksiyonlarının kullanılmasını önermişti.</p></div>
<p><strong>Hastalarından biri de Saddam Hüseyin</strong></p>
<p>Frankland’in tedavi ettiği on binlerce hasta arasında 1979’da onu Bağdat’a çağıran Irak lideri Saddam Hüseyin de vardı. Frankland, Saddam’da alerji bulgusuna rastlamamakla beraber aşırı (günde 40 adet) sigara tüketimi sebebiyle yaşadığı etkileri ortaya koyacaktı.</p>
<p>BMJ tıp dergisinde yer alan söyleşisinde, “Sigarayı bırakmasını tavsiye ettim,” diyen Frankland, “Üç buçuk ay sonra çok daha iyiydi ve minnet duyduğu için ailemle birlikte yemek için tekrar Bağdat’a davet edildim.” diyecekti.</p>
<p>Frankland’in araştırması nadir vakaları da içeriyordu. Öyle ki biri, eşinin spermine alerjisi olduğundan şüphelenilen bir kadındı. Enteresan bir şekilde hastası, diğer erkeklerin spermine alerjik reaksiyon göstermediğini bildirmişti.</p>
<p><strong>Çocukluk hastalığı araştırma alanına dönüştü</strong></p>
<p>Frankland’in bir araştırma alanı olarak yıllarını alacak olan saman nezlesiyle tanışması ise çocukluğuna rastlıyordu. 19 Mart 1912’de Henry ve Alice Rose Frankland’in ikiz erkek çocuklarından biri olarak Sussex, İngiltere’de doğmuştu. Annesi bir müzisyendi. İngiltere Kilisesi’nde bir papaz yardımcısı olan babası sebebiyle İngiltere’nin Göller Bölgesi’ne taşınmışlardı ve burada çocuklar çiftlik ortamında büyüyordu. Derken küçük William’ın saman nezlesinden mustarip olduğu anlaşılmıştı. Saman nezlesi üzerine araştırmalar yapması da yıllarını alacaktı.</p>
<p>Şu anda Imperial College London’ın bir parçası olan St. Mary’s Hospital Tıp Okulu’nda tıp eğitimi alan Frankland, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından üç gün önce, doktora ihtiyaç duyulacağı düşünülerek Kraliyet Ordusu Tabip Sınıfı’na dahil edilmiş, Japonların Pearl Harbor’a saldırmasından sadece günler önce Singapur’a gönderilmişti.</p>
<p>Dr. Frankland, “şans eseri” orada yeni açılan Alexandra Askeri Hastanesi yerine Singapur’daki Tanglin Askeri Hastanesi’nde görevlendirilmişti ve böylece bir kere daha ölümden dönmüş oldu. Zira Alexandra Askeri Hastanesi, Japonlar tarafından işgal edilmiş ve askerler doktorları, hemşireleri ve hastaları katletmişti. Şans onu yine hayatta tutmuştu.</p>
<p>Şans faktörü, Frankland’in peşini bırakmayacaktı. 15 Şubat 1942’de esir düştü ve savaşın geri kalan kısmını Japon ceza kamplarında geçirdi. Burada yetersiz beslenen ve aşırı çalıştırılan mahkûmları tedavi ediyordu. Yıllar süren esaretin ardından İngiltere’ye döndükten sonra, penisilinin keşfiyle Nobel Fizyoloji/Tıp Ödülü’nü kazanan Alexander Fleming ile birlikte çalıştığı St. Mary’s’de görev aldı. Burada 85 yaşına kadar çalışacaktı.</p>
<p><strong>Doktor olmak dedektiflik gibi</strong></p>
<p>Hayatındaki ilk büyük tutkusunun ne olduğu sorulduğunda, “doktor olmak, insanların hastalıklarının nedenlerini çözmek” olduğunu söyleyecekti. Doktorluğun fedakârlıktan ziyade dedektif hikayesini çözmek gibi olabileceğini düşünüyordu. Fedakârlığı ikinci plana atıyor gibi gözükse de ömrünü astım ve alerji hastalarına adamış; “Sana 1 milyon sterlin verilse ne yapardın?” sorusuna da “astım hastalarının tedavisi için bağışlardım” cevabını vermişti.</p>
<p>Frankland, 100 yaşını devirdikten sonra kaleme aldığı dört makale de dahil olmak üzere, alerjiyle ilgili yüzden fazla makale yayımladı. Aldığı birçok onur arasında 2015’de layık görüldüğü Britanya İmparatorluk Nişanı da var.</p>
<p>Covid-19’dan vefat edene kadar yaşadığı Charterhouse’taki bakımevine girmeden önce, 2002’de hayatını kaybeden eşi Pauline (Jackson) Frankland ile paylaştığı Londra’daki dairesinde yalnız yaşıyordu. Yemeklerini kendisi pişiriyor ve bir baston kullansa da 100’lü yaşlarına kadar günlük egzersiz rutinini aksatmıyordu.</p>
<p>Sık sık uzun ömrünün sırrının ne olduğu sorulduğunda ise basitçe, “Şans” diye cevap verirdi.</p>
<div id="attachment_18523" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18523" class="wp-image-18523 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-frankland-1024x615.jpg" alt="" width="730" height="438" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-frankland-1024x615.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-frankland-300x180.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/fleming-frankland.jpg 1908w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-18523" class="wp-caption-text">Penisilini keşfeden Alexander Fleming (solda) ve alerjide çığır açan çalışmalarıyla çeşitli ödül ve nişanlara layık görülen William Frankland (sağda) aynı hastanede çalışmıştı.</p></div>
<p><strong>Frankland’in penisilinin keşfinde etkisi var mı?</strong></p>
<p>Alexander Fleming’in penisilin keşfinde William Frankland’in de dolaylı etkisi olabileceği düşünülüyor. Zira Fleming, bakteri kültürü kaplarından birine -nedeni belirsiz bir şekilde- bulaşan küf sporlarının, üzerinde çalıştığı bakterinin (stafilokokların) üremesini durdurduğunu fark etmişti. Küf sporlarının pencereden içeri girerek kaba konduğunu tahmin ediyordu. Peki ama bu sporlar nereden gelmişti?</p>
<p>Modern antibiyotiklerin gelişmesini sağlayan bu kabı “kirleten” şeyin ise Fleming’in laboratuvarının hemen alt katındaki alerji departmanından, Frankland’in laboratuvarından gelmiş olabileceği düşünülüyor. Bu arada Frankland, Fleming’in kendisini çok etkilediğini ve bir araya geldiklerinde hastaları dışında birçok şeyi konuştuklarını söylese de bazı hastaların, penisiline alerjik reaksiyon gösterebileceğini de tahmin etmiş ve yanılmamıştı.</p>
<p>Frankland, hastanenin çatısına bir polen tuzağı takmış ve günlük polen sayısının kaydını tutarak bunu İngiliz medyasına düzenli olarak servis etmişti. Kendisi aynı zamanda bunu yapan ilk alerji uzmanlarından biriydi. (Polen sayıları artık tüm dünyadaki hava durumu raporlarının temel verileri arasında.)</p>
<p><strong>Yazı: Batuhan Sarıcan </strong>(<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.nytimes.com/2020/04/03/science/william-frankland-dead-coronavirus.html">https://www.nytimes.com/2020/04/03/science/william-frankland-dead-coronavirus.html</a></p>
<p><a href="https://search.proquest.com/openview/6aaa55a46c44a9fb31622a4a71d61f10/1?pq-origsite=gscholar&amp;cbl=2043523">https://search.proquest.com/openview/6aaa55a46c44a9fb31622a4a71d61f10/1?pq-origsite=gscholar&amp;cbl=2043523</a></p>
<p>Graham Lawton, <strong>Neredeyse Her Şeyin Teorisi</strong>, Çev: Y. A. Dalar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2019</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/oncu-alerjist-william-frankland-covid-19-sebebiyle-hayatini-kaybetti">Öncü alerjist William Frankland Covid-19 sebebiyle hayatını kaybetti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18522</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
