<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>asimov arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/asimov/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/asimov</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Apr 2019 14:21:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İyi robot, kötü robot</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/iyi-robot-kotu-robot</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Mar 2019 14:16:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[alan turing]]></category>
		<category><![CDATA[asimov]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[turing testi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13182</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzleme fırsatını bulduğum bir bilim kurgu filmi (Ex Machina) Turing Testi ile ilgiliydi. Zekâ sahibi makine, bir robottu ve sorgulayıcısı ile bir camın arkasından ancak görsel ve işitsel engel olmadan iletişim kuruyordu. Üstüne üstlük sorgulayıcı genç bir erkek, robot ise kadın idi. Robotun verdiği cevaplardan onun bir “makine” olduğunu ayırt etmek olası değildi. Ancak sorun bununla bitmiyordu. Ünlü Turing Testi yapay zekâ ile ilgilidir. Teste göre sorgulayıcı rolündeki bir kişi, klavye marifetiyle sorular sorar. Soruları iki kişi cevaplar. Cevaplar, sorgulayıcının ekranında belirir. Cevaplayanlar, sorgulayıcı ile aynı fiziksel mekanda değildir. Görsel ve işitsel iletişimleri yoktur. Soruları cevaplayan iki kişiden birisi insan diğeri makinedir. Sorgulayıcıdan beklenen aldığı cevaplara göre hangisinin makine olduğunu tespit etmesidir. Eğer bunu ayırt edemezse, cevaplayan makine, insan düzeyinde bir zekaya sahiptir diye kabul edilir; makine testi geçmiştir. Bir başka deyişle o cihazdaki “yapay zekâ” insan zekâsı seviyesindedir. Bu test bütünüyle zekâ olgusuna odaklanmıştır. Ancak testin amacı makinenin insandan ayırt edilip edilemeyeceği olduğu için makineyi insanla her açıdan karşılaştırmak da mümkün. Örneğin insan zekâsı “kıvamında” zekaya sahip bir “makine” (bilgisayar, robot vb.) kendisinin neden sorgulanmakta olduğunu merak etmez mi? Çünkü açıktır ki cevaplayıcı denek pozisyonundaki insana teste dahil olmadan önce gerekli açıklamalar yapılmıştır. Yoksa sokaktan yaka paça birisi çevrilip, bir odaya tıkılsa, önüne konulacak bilgisayar ekranında belirecek soruları cevaplaması talep edilse, kuzu kuzu bu talebi karşılamayacaktır. Bu açıdan Turing Testi’ndeki yapay zekâ “Homo sapiens sapiens”in değil de ancak “Homo sapiens”in zekâsı ile kıyaslanmakta olabilir. Yani düşündüğünün ayırdında olan bir insanın değil, düşünme becerisi olan (ama bunun idrakinde olmayan) bir insanın. Bir diğer husus ise insan zekâsının, insanda bulunan öteki her şeyden soyutlanmış bir olgu olarak değerlendirilmesi. Örneğin insan zekasının duygu ile ilgisi yok mu? Eğer varsa bu boyut yapay zekaya aktarılabilir mi? Nasıl? Testin en başında makineye, tıpkı cevaplayıcı konumundaki ikinci denek olan insana yapıldığı gibi test ile ilgili bir açıklama yapma “gereği” duyulmuyorsa zaten geçmiş olsun. Ona insan zekasına denk bir zekâ denilemez. Turing Testi 1950 yılına dayanıyor. Ortaya atıldığı dönem itibariyle değerlendirildiğinde çağının ilerisinde bir bakış açısına sahip olduğu aşikâr. Ancak önce elektronikleşme sonra da dijitalleşme ve internet ile gelen global bir meta-bilgisayar imkanına sahip 21. Yüzyılın ilk yıllarında bu testin de belki güncellenmesi gerekir. Zaten akademik camiada da bu testi olumlayan kadar eleştiren de pek çok değerlendirme ve makale var. Evrimsel sürecin büyük bir kısmı doğadaki mücbir sebeplerden kaynaklanmış olabilir. Şimdi bu dramatik değişikliklerin çoğunu doğrudan doğa değil de onun bir üyesi olan insan yapıyor. Doğanın yaptıkları iyi/kötü diye eleştirilmiyordu. İnsandan hep daha iyisini yapması bekleniyor; ama bu her zaman gerçekleşmiyor. Belki de o nedenle robotlardan (yani insan düzeyindeki yapay zekadan) hep iyi olmalarını, hep iyi şeyler yapmalarını bekliyoruz (işte Turing Testi, işte Asimov’un Üç Robot Yasası). Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/iyi-robot-kotu-robot">İyi robot, kötü robot</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzleme fırsatını bulduğum bir bilim kurgu filmi <strong>(Ex Machina) </strong>Turing Testi ile ilgiliydi. Zekâ sahibi makine, bir robottu ve sorgulayıcısı ile bir camın arkasından ancak görsel ve işitsel engel olmadan iletişim kuruyordu. Üstüne üstlük sorgulayıcı genç bir erkek, robot ise kadın idi. Robotun verdiği cevaplardan onun bir “makine” olduğunu ayırt etmek olası değildi. Ancak sorun bununla bitmiyordu.</p>
<p>Ünlü <strong>Turing Testi</strong> yapay zekâ ile ilgilidir. Teste göre sorgulayıcı rolündeki bir kişi, klavye marifetiyle sorular sorar. Soruları iki kişi cevaplar. Cevaplar, sorgulayıcının ekranında belirir. Cevaplayanlar, sorgulayıcı ile aynı fiziksel mekanda değildir. Görsel ve işitsel iletişimleri yoktur.</p>
<p>Soruları cevaplayan iki kişiden birisi insan diğeri makinedir. Sorgulayıcıdan beklenen aldığı cevaplara göre hangisinin makine olduğunu tespit etmesidir. Eğer bunu ayırt edemezse, cevaplayan makine, insan düzeyinde bir zekaya sahiptir diye kabul edilir; makine testi geçmiştir. Bir başka deyişle o cihazdaki “yapay zekâ” insan zekâsı seviyesindedir.</p>
<p>Bu test bütünüyle zekâ olgusuna odaklanmıştır. Ancak testin amacı makinenin insandan ayırt edilip edilemeyeceği olduğu için makineyi insanla her açıdan karşılaştırmak da mümkün. Örneğin insan zekâsı “kıvamında” zekaya sahip bir “makine” (bilgisayar, robot vb.) kendisinin <strong>neden sorgulanmakta</strong> olduğunu merak etmez mi? Çünkü açıktır ki cevaplayıcı denek pozisyonundaki insana teste dahil olmadan önce gerekli açıklamalar yapılmıştır. Yoksa sokaktan yaka paça birisi çevrilip, bir odaya tıkılsa, önüne konulacak bilgisayar ekranında belirecek soruları cevaplaması talep edilse, kuzu kuzu bu talebi karşılamayacaktır.</p>
<p>Bu açıdan Turing Testi’ndeki yapay zekâ <strong>“Homo sapiens sapiens</strong>”in değil de ancak “Homo sapiens”in zekâsı ile kıyaslanmakta olabilir. Yani düşündüğünün ayırdında olan bir insanın değil, düşünme becerisi olan (ama bunun idrakinde olmayan) bir insanın.</p>
<p>Bir diğer husus ise insan zekâsının, insanda bulunan öteki her şeyden soyutlanmış bir olgu olarak değerlendirilmesi. Örneğin insan <strong>zekasının duygu ile ilgisi</strong> yok mu? Eğer varsa bu boyut yapay zekaya aktarılabilir mi? Nasıl? Testin en başında makineye, tıpkı cevaplayıcı konumundaki ikinci denek olan insana yapıldığı gibi test ile ilgili bir açıklama yapma “gereği” duyulmuyorsa zaten geçmiş olsun. Ona insan zekasına denk bir zekâ denilemez.</p>
<p>Turing Testi 1950 yılına dayanıyor. Ortaya atıldığı dönem itibariyle değerlendirildiğinde çağının ilerisinde bir bakış açısına sahip olduğu aşikâr. Ancak önce elektronikleşme sonra da dijitalleşme ve internet ile gelen global bir meta-bilgisayar imkanına sahip 21. Yüzyılın ilk yıllarında bu testin de belki güncellenmesi gerekir. Zaten akademik camiada da bu testi olumlayan kadar eleştiren de pek çok değerlendirme ve makale var.</p>
<p><strong>Evrim</strong>sel sürecin büyük bir kısmı <strong>doğadaki mücbir sebeplerden</strong> kaynaklanmış olabilir. Şimdi bu dramatik değişikliklerin çoğunu doğrudan doğa değil de onun bir üyesi olan insan yapıyor. Doğanın yaptıkları iyi/kötü diye eleştirilmiyordu. İnsandan hep daha iyisini yapması bekleniyor; ama bu her zaman gerçekleşmiyor. Belki de o nedenle <strong>robotlardan</strong> (yani insan düzeyindeki yapay zekadan) <strong>hep iyi olmalarını, hep iyi şeyler yapmalarını</strong> bekliyoruz (işte Turing Testi, işte Asimov’un Üç Robot Yasası).</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/iyi-robot-kotu-robot">İyi robot, kötü robot</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13182</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Siz aracınıza böyle mi terbiye verdiniz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/siz-araciniza-boyle-mi-terbiye-verdiniz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2016 20:18:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[asimov]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[otonom]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahlâk felsefecisi Philippa Foot&#8217;un yaratıcısı olduğu, Peter Unger’ın çeşitli varyasyonlarını geliştirdiği meşhur muzip sorulardan birini sorayım size: Bir tren raylarda gitmektedir. İleride ise bir makas var. Makasın bir yanında dört kişi raylara yatırılarak bağlanmış ve ölüme terk edilmiş. Diğer yanında ise bir kişi, aynı şekilde hasmı tarafından yatırılarak bağlanmış. O da üzerinden geçecek treni bekliyor. Eğer makası değiştirmezseniz o tren dört kişi üzerinden geçecek. Eğer değiştirirseniz bir kişi. Yani oradaki insanlardan hangilerinin öleceği, başka bir deyişle kaç insanın öleceği tamamen sizin elinizde. Treni durdurma şansınız yok. Kimseyi gidip çözecek vaktiniz yok. Ancak ve ancak makası kontrol edebiliyorsunuz… Bu makası değiştirerek ölü sayısını bire düşürür müydünüz? Yoksa sistemi olduğu gibi bırakır ve dört kişinin ölümüne seyirci mi kalırdınız? İyi ki hayat bizi bu tür tercihler yapmak zorunda bırakmıyor. Yoksa hayat hepimiz için epey zorlu olurdu. Lakin böyle ahlâki sorular üzerinde ara sıra düşünmek ilginç olabilir. Merak ediyorsanız söyleyeyim. İnsanların çok büyük bir çoğunluğu makası değiştirmeyi tercih ediyor. Hiç tanımadıkları dört kişiyi kurtarmayı, yine hiç tanımadıkları bir kişiyi kurtarmaya yeğliyorlar. Kader çoktan dört kişiyi hedeflemiş olsa bile… Bu ahlâk “sonuççu etiğin” bir ürünü. Sonuçları karşılaştırmak ve azami sayıda kişinin yararına (ya da asgari kişinin zararına) olan seçeneği tercih etmek… Eski etikçiler buna “utiliteryanizm” de der. Temel karar birimi azami faydadır. Sonuççu etik günümüz robotikçilerinin de problemi… Yani robotikle uğraşmak istiyorsanız, “ben sadece programlarım arkadaş…” demek o kadar mümkün değil. Bir şekilde öğrenebilen, tamamen kendi iradesiyle hareket edebilen bir “robot” yapacaksanız, onun kritik kararları nasıl vereceği üzerine de kafa yormanız gerekiyor. Hele ki bu kritik kararlarda insan hayatı söz konusuysa… Bilimkurgu eserleriyle tanıdığımız Asimov, meşhur robot yasalarında bir robotun bir insana asla zarar veremeyeceği, bir insanın zarar görmesine asla seyirci kalamayacağı gibi yasalarla insan robot ilişkisinin bir temelini oluşturmuştu. Pek güzel… Bu tür bir programlama ile robotların insan yaşamını ilgilendiren kararlarını iyi kötü düzenleyebiliriz. Peki ya Google’ın geliştirdiği otonom araç bir kaza riski ile karşı karşıya kaldığında, bu yazının girişindeki gibi bir ikilemle karşı karşıya kalırsa? Yani elinde tek kişinin ya da dört kişinin öleceği sadece iki seçenek bulunursa ne yapacak? Ki bu aracın içinde yalnız siz varken, dört kişiye çarpmak yerine uçurumdan yuvarlanmayı tercih etmek şeklinde olabilir, ki belki de aracı siz kullansaydınız bu tercih etmeyeceğiniz bir sonuç olabilirdi değil mi? (Sadece felsefe yapıyoruz. Cani ve bencil olduğumu düşünmeyin lütfen.) O halde otonom araçlar ortalarda vızır vızır dolanırken, “yalnız gezmek riskli… Kalabalık olmak lazım” mı diyeceğiz? Veyahut da otonom aracın içini mümkün olduğunca doldurmayı? Peki size ait bir otonom araç bir arıza dolayısıyla kötü bir karar verirse sorumluluk kime ait olacak? Bakımlarını zamanında yaptırmadıysak, katil sayılacak mıyız? Birbirimize “siz aracınıza böyle mi terbiye verdiniz!” diye bağırıp çağıracak mıyız? Elbette bu sorular biraz zorlama sorular. Otonom araçlar insanlardan çok daha az kaza yaptıkları ortaya konmadıkça caddelerdeki yerlerini almayacaklardır. Lakin bizlerin bu kritik kararları nasıl aldığımızı anlamamız bakımından, kendi yaratımlarımız olan robotları nasıl dizayn edeceğimizi düşünmek yararlı bir uğraş. Ayrıca robotiğin felsefeden bağımsız bir alan olmadığını göstermesi bakımından bu tür problemleri özellikle seviyorum&#8230; Zira bilimkurgu da bu felsefeden ziyadesiyle besleniyor; bilimi ve teknolojiyi de daha eğlenceli, daha insanî uğraşlar haline getiriyor. Kim derdi kendimizi makineler üzerinden düşünerek daha iyi tanıyacağız? Eee&#8230; Ne demişler? Robotum sana söylüyorum, insanım sen anla… &#160; Tevfik Uyar / @tevfik_uyar Not: Şu videoyu da şuraya bırakayım: Tren problemine 2 yaş çözümü 🙂 &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/siz-araciniza-boyle-mi-terbiye-verdiniz">Siz aracınıza böyle mi terbiye verdiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahlâk felsefecisi Philippa Foot&#8217;un yaratıcısı olduğu, Peter Unger’ın çeşitli varyasyonlarını geliştirdiği meşhur muzip sorulardan birini sorayım size:</p>
<p><em>Bir tren raylarda gitmektedir. İleride ise bir makas var. Makasın bir yanında dört kişi raylara yatırılarak bağlanmış ve ölüme terk edilmiş. Diğer yanında ise bir kişi, aynı şekilde hasmı tarafından yatırılarak bağlanmış. O da üzerinden geçecek treni bekliyor.</em></p>
<p><em>Eğer makası değiştirmezseniz o tren dört kişi üzerinden geçecek. Eğer değiştirirseniz bir kişi. Yani oradaki insanlardan hangilerinin öleceği, başka bir deyişle kaç insanın öleceği tamamen sizin elinizde. Treni durdurma şansınız yok. Kimseyi gidip çözecek vaktiniz yok. Ancak ve ancak makası kontrol edebiliyorsunuz… Bu makası değiştirerek ölü sayısını bire düşürür müydünüz? Yoksa sistemi olduğu gibi bırakır ve dört kişinin ölümüne seyirci mi kalırdınız?</em></p>
<p>İyi ki hayat bizi bu tür tercihler yapmak zorunda bırakmıyor. Yoksa hayat hepimiz için epey zorlu olurdu. Lakin böyle ahlâki sorular üzerinde ara sıra düşünmek ilginç olabilir.</p>
<p>Merak ediyorsanız söyleyeyim. İnsanların çok büyük bir çoğunluğu makası değiştirmeyi tercih ediyor. Hiç tanımadıkları dört kişiyi kurtarmayı, yine hiç tanımadıkları bir kişiyi kurtarmaya yeğliyorlar. Kader çoktan dört kişiyi hedeflemiş olsa bile…</p>
<p>Bu ahlâk “sonuççu etiğin” bir ürünü. Sonuçları karşılaştırmak ve azami sayıda kişinin yararına (ya da asgari kişinin zararına) olan seçeneği tercih etmek… Eski etikçiler buna “utiliteryanizm” de der. Temel karar birimi azami faydadır.</p>
<p>Sonuççu etik günümüz robotikçilerinin de problemi… Yani robotikle uğraşmak istiyorsanız, “ben sadece programlarım arkadaş…” demek o kadar mümkün değil. Bir şekilde öğrenebilen, tamamen kendi iradesiyle hareket edebilen bir “robot” yapacaksanız, onun kritik kararları nasıl vereceği üzerine de kafa yormanız gerekiyor. Hele ki bu kritik kararlarda insan hayatı söz konusuysa…</p>
<p>Bilimkurgu eserleriyle tanıdığımız Asimov, meşhur robot yasalarında bir robotun bir insana asla zarar veremeyeceği, bir insanın zarar görmesine asla seyirci kalamayacağı gibi yasalarla insan robot ilişkisinin bir temelini oluşturmuştu. Pek güzel… Bu tür bir programlama ile robotların insan yaşamını ilgilendiren kararlarını iyi kötü düzenleyebiliriz.</p>
<p>Peki ya Google’ın geliştirdiği otonom araç bir kaza riski ile karşı karşıya kaldığında, bu yazının girişindeki gibi bir ikilemle karşı karşıya kalırsa? Yani elinde tek kişinin ya da dört kişinin öleceği sadece iki seçenek bulunursa ne yapacak? Ki bu aracın içinde yalnız siz varken, dört kişiye çarpmak yerine uçurumdan yuvarlanmayı tercih etmek şeklinde olabilir, ki belki de aracı siz kullansaydınız bu tercih etmeyeceğiniz bir sonuç olabilirdi değil mi? (Sadece felsefe yapıyoruz. Cani ve bencil olduğumu düşünmeyin lütfen.)</p>
<p>O halde otonom araçlar ortalarda vızır vızır dolanırken, “yalnız gezmek riskli… Kalabalık olmak lazım” mı diyeceğiz? Veyahut da otonom aracın içini mümkün olduğunca doldurmayı?</p>
<p>Peki size ait bir otonom araç bir arıza dolayısıyla kötü bir karar verirse sorumluluk kime ait olacak? Bakımlarını zamanında yaptırmadıysak, katil sayılacak mıyız? Birbirimize “siz aracınıza böyle mi terbiye verdiniz!” diye bağırıp çağıracak mıyız?</p>
<p>Elbette bu sorular biraz zorlama sorular. Otonom araçlar insanlardan çok daha az kaza yaptıkları ortaya konmadıkça caddelerdeki yerlerini almayacaklardır. Lakin bizlerin bu kritik kararları nasıl aldığımızı anlamamız bakımından, kendi yaratımlarımız olan robotları nasıl dizayn edeceğimizi düşünmek yararlı bir uğraş.</p>
<p>Ayrıca robotiğin felsefeden bağımsız bir alan olmadığını göstermesi bakımından bu tür problemleri özellikle seviyorum&#8230; Zira bilimkurgu da bu felsefeden ziyadesiyle besleniyor; bilimi ve teknolojiyi de daha eğlenceli, daha insanî uğraşlar haline getiriyor.</p>
<p>Kim derdi kendimizi makineler üzerinden düşünerek daha iyi tanıyacağız? Eee&#8230; Ne demişler?</p>
<p><em>Robotum sana söylüyorum, insanım sen anla…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tevfik Uyar / <a href="http://twitter.com/tevfik_uyar">@tevfik_uyar</a></p>
<p>Not: Şu videoyu da şuraya bırakayım: Tren problemine 2 yaş çözümü <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p><iframe width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/-N_RZJUAQY4?feature=oembed" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/siz-araciniza-boyle-mi-terbiye-verdiniz">Siz aracınıza böyle mi terbiye verdiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3814</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Peki gelecekte &#8220;biz&#8221; biz olacak mıyız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/peki-gelecekte-biz-biz-olacak-miyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2016 09:14:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[asimov]]></category>
		<category><![CDATA[cynthia breazeal]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[ray kurzweil]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta yazdığım “Hangi biz daha biziz?” başlıklı yazımla eski bir felsefe problemini günümüz teknolojisinin gebe olduğu gelişmelerle yeniden düşünebileceğimizi öne sürmüştüm. Benzer bir sorguya bu hafta da devam edecek ve “Peki gelecekte biz yine biz olacak mıyız?” diye soracağım. Şüphesiz gelecek projeksiyonlarında sıklıkla yer alan öğelerden birisi de “robotlar”. Robot dediğim zaman akla gelen bir ton şey var tabii… O yüzden “insansı robotlar” diye bir ayrıma gitmek gerekiyor: Yani bir şekilde bize benzeyen, kendi başına karar verme, hareket etme kabiliyeti olan, genelde bize gündelik işlerimizde ya da endüstriyel işlerde yardım edeceğini düşündüğümüz, mekanik dostlar. Elbette bu robotların insan güdümünde olduklarını ve çeşitli sınırlar altında davranacaklarını varsayıyoruz… Bugüne dek diğer canlılar üzerinde tahakküm kurmaya alışmış birer tür olarak. Bilimkurgu edebiyatı da bunu böyle varsayıyor. Bu sınırları edebiyata kazandıran, hemen hemen devam eden tüm yazın ürünlerinde de saygıyla gönderme yapılan ya da ele alınan Asimov kanunları. Aslında o kadar önemli ki bu yasalar, etrafından dolanabilen robotlar romanların, filmlerin konusunu oluşturuyor. Nitekim, çeşitli çevre koşullarına bizden daha dayanıklı, bizden çok daha hızlı düşünebilen, yorulmayan, sıkılmayan robotların bu yasayı aşmaları halinde başımıza dert olacağını düşünüyoruz. Hele bir de bu robotlar, kendi türlerini geliştirme kabiliyeti kazanırlarsa… (bu da literatürde zeka patlaması olarak adlandırılıyor. Bir zeka, başka bir zekayı yaratabilecek potansiyele sahip olursa, kısa sürede çok daha gelişmiş zekalar üretecek ve bu bakımdan insanı domine edebilecektir). Bu tehdidi bir kenara bırakıp, şunu düşünelim: Bir robotu birey olarak algılamamız olası mı? Bu sorunun yanıtını bulmak için günümüzde diğer türlerle olan ilişkilerimizden yola çıkarak spekülasyon yapabiliyoruz. Mesela hayvanlar… Niçin hayvanseverler özellikle belli başlı hayvanlar için mücadele veriyor? Niçin bir sivrisineği gözümüz kapalı öldürebiliyor ama kedilere merhamet ediyoruz? Yavru bir kedi yüreğimizi yumuşatırken, yavru karides neden yumuşatmıyor? Araştırmacılar bu farklı muameleyi, hayvanlarla onları kendimize ne kadar benzettiğimiz ölçüde empati yapabildiğimizle açıklıyor. En azından kuramlardan birisi bu. Hakikaten de kedilere, köpeklere, kuşlara duygular ve bilişsel davranışlar atfedebiliyoruz. Hamam böceklerine değil… Ya da bir tutam çamaşır suyuyla hiç görmeden ortadan kaldırdığımız mikro hayvanlar bizi pek ilgilendirmiyor. O zaman bizlerin birer kopyası ve aynası olacak akıllı robotlara da duygular atfedecek, onlarla empati yapabilecek, onları birer insanmış gibi algılayarak muamele edebilecek miyiz dersiniz? Yapay zeka araştırmacısı Cynthia Breazeal’e göre bir makinenin duygularından söz edildiğinde, onlara da kendimiz üzerinden duygular atfediyoruz. Bu fikri destekleyen ilginç bir araştırma da var (videosuna yazı sonunda yer verdim). Araştırma için bir oyun sırasında insanlara yardım eden bir robot tasarlanmış. Oyun bitince deneklerin prosedür gereği robotu kapatması gerekiyor; lakin ilginç bir şey oluyor ve robot kapatılmamak için yalvarıyor. Eğer robot, oyun sırasında deneğe yardım ederken iyi bir zeka örneği göstermişse, denekler yalvarmalar karşısında epey tereddüt ediyorlar. Eğer robot “salakça” davranmışsa, hızla kapatmakta bir beis görmüyorlar. Demek ki yeteri kadar bize benzeyen robotları -hele bir de bizlerle dertleşirler, tavsiyeler verirlerse- birey olarak algılama potansiyelimiz bulunacağını düşünebiliyoruz… Esas sorumuza dönelim: Gelecekte “biz”, biz olacak mıyız? Robotlar bizden gerçekten de ayrı bir tür olarak mı katılacaklar hayata? Yoksa… Yoksa vücudumuza yerleştirebileceğimiz implantlar icat edildikçe, bizler mi robotlaşacağız? Eğer yakında, kabiliyetlerimizi artırabilecek cinsten implantlar gelişir ve yaygınlaşırsa (örneğin çevremizi analiz eden ve bize bilgi veren göz lensleri, kuvvetli yapay kollar, su altında saatlerce yürümemizi sağlayan yapay alyuvarlar gibi) ortaya melez bir tür çıkması da olası. Yani gelecekte insansı robotlar değil, robotsu insanlarla karşılaşma olasılığımız da yüksek görünüyor. İyi haftalar. Tevfik Uyar / @tevfik_uyar Bahsini ettiğim araştırmadan bir video kesiti: &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/peki-gelecekte-biz-biz-olacak-miyiz">Peki gelecekte &#8220;biz&#8221; biz olacak mıyız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta yazdığım <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/hangi-biz-daha-biziz">“Hangi biz daha biziz?”</a> başlıklı yazımla eski bir felsefe problemini günümüz teknolojisinin gebe olduğu gelişmelerle yeniden düşünebileceğimizi öne sürmüştüm. Benzer bir sorguya bu hafta da devam edecek ve “Peki gelecekte biz yine biz olacak mıyız?” diye soracağım.</p>
<p>Şüphesiz gelecek projeksiyonlarında sıklıkla yer alan öğelerden birisi de “robotlar”. Robot dediğim zaman akla gelen bir ton şey var tabii… O yüzden “insansı robotlar” diye bir ayrıma gitmek gerekiyor: Yani bir şekilde bize benzeyen, kendi başına karar verme, hareket etme kabiliyeti olan, genelde bize gündelik işlerimizde ya da endüstriyel işlerde yardım edeceğini düşündüğümüz, mekanik dostlar.</p>
<p>Elbette bu robotların insan güdümünde olduklarını ve çeşitli sınırlar altında davranacaklarını varsayıyoruz… Bugüne dek diğer canlılar üzerinde tahakküm kurmaya alışmış birer tür olarak. Bilimkurgu edebiyatı da bunu böyle varsayıyor. Bu sınırları edebiyata kazandıran, hemen hemen devam eden tüm yazın ürünlerinde de saygıyla gönderme yapılan ya da ele alınan Asimov kanunları. Aslında o kadar önemli ki bu yasalar, etrafından dolanabilen robotlar romanların, filmlerin konusunu oluşturuyor. Nitekim, çeşitli çevre koşullarına bizden daha dayanıklı, bizden çok daha hızlı düşünebilen, yorulmayan, sıkılmayan robotların bu yasayı aşmaları halinde başımıza dert olacağını düşünüyoruz. Hele bir de bu robotlar, kendi türlerini geliştirme kabiliyeti kazanırlarsa… (bu da literatürde <em>zeka patlaması</em> olarak adlandırılıyor. Bir zeka, başka bir zekayı yaratabilecek potansiyele sahip olursa, kısa sürede çok daha gelişmiş zekalar üretecek ve bu bakımdan insanı domine edebilecektir).</p>
<p>Bu tehdidi bir kenara bırakıp, şunu düşünelim: Bir robotu birey olarak algılamamız olası mı? Bu sorunun yanıtını bulmak için günümüzde diğer türlerle olan ilişkilerimizden yola çıkarak spekülasyon yapabiliyoruz. Mesela hayvanlar… Niçin hayvanseverler özellikle belli başlı hayvanlar için mücadele veriyor? Niçin bir sivrisineği gözümüz kapalı öldürebiliyor ama kedilere merhamet ediyoruz? Yavru bir kedi yüreğimizi yumuşatırken, yavru karides neden yumuşatmıyor?</p>
<p>Araştırmacılar bu farklı muameleyi, hayvanlarla onları kendimize ne kadar benzettiğimiz ölçüde empati yapabildiğimizle açıklıyor. En azından kuramlardan birisi bu. Hakikaten de kedilere, köpeklere, kuşlara duygular ve bilişsel davranışlar atfedebiliyoruz. Hamam böceklerine değil… Ya da bir tutam çamaşır suyuyla hiç görmeden ortadan kaldırdığımız mikro hayvanlar bizi pek ilgilendirmiyor.</p>
<p>O zaman bizlerin birer kopyası ve aynası olacak akıllı robotlara da duygular atfedecek, onlarla empati yapabilecek, onları birer insanmış gibi algılayarak muamele edebilecek miyiz dersiniz?</p>
<p>Yapay zeka araştırmacısı Cynthia Breazeal’e göre bir makinenin duygularından söz edildiğinde, onlara da kendimiz üzerinden duygular atfediyoruz. Bu fikri destekleyen ilginç bir araştırma da var (videosuna yazı sonunda yer verdim). Araştırma için bir oyun sırasında insanlara yardım eden bir robot tasarlanmış. Oyun bitince deneklerin prosedür gereği robotu kapatması gerekiyor; lakin ilginç bir şey oluyor ve robot kapatılmamak için yalvarıyor. Eğer robot, oyun sırasında deneğe yardım ederken iyi bir zeka örneği göstermişse, denekler yalvarmalar karşısında epey tereddüt ediyorlar. Eğer robot “salakça” davranmışsa, hızla kapatmakta bir beis görmüyorlar.</p>
<p>Demek ki yeteri kadar bize benzeyen robotları -hele bir de bizlerle dertleşirler, tavsiyeler verirlerse- birey olarak algılama potansiyelimiz bulunacağını düşünebiliyoruz…</p>
<p>Esas sorumuza dönelim: Gelecekte “biz”, biz olacak mıyız?</p>
<p>Robotlar bizden gerçekten de ayrı bir tür olarak mı katılacaklar hayata? Yoksa… Yoksa vücudumuza yerleştirebileceğimiz implantlar icat edildikçe, bizler mi robotlaşacağız?</p>
<p>Eğer yakında, kabiliyetlerimizi artırabilecek cinsten implantlar gelişir ve yaygınlaşırsa (örneğin çevremizi analiz eden ve bize bilgi veren göz lensleri, kuvvetli yapay kollar, su altında saatlerce yürümemizi sağlayan yapay alyuvarlar gibi) ortaya melez bir tür çıkması da olası.</p>
<p>Yani gelecekte insansı robotlar değil, robotsu insanlarla karşılaşma olasılığımız da yüksek görünüyor.</p>
<p>İyi haftalar.</p>
<p>Tevfik Uyar / <a href="http://twitter.com/tevfik_uyar">@tevfik_uyar</a></p>
<p><em>Bahsini ettiğim araştırmadan bir video kesiti:</em></p>
<p><iframe width="730" height="548" src="https://www.youtube.com/embed/7Kf9coMuVuI?feature=oembed" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/peki-gelecekte-biz-biz-olacak-miyiz">Peki gelecekte &#8220;biz&#8221; biz olacak mıyız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2761</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
