<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>balık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/balik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/balik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Feb 2024 12:00:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Palyaço balıkları da basit matematik becerisine sahip</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/palyaco-baliklari-da-basit-matematik-becerisine-sahip</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2024 12:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yaşamı]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[palyaço balığı]]></category>
		<category><![CDATA[sayı saymak]]></category>
		<category><![CDATA[turuncu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanlar aleminde sayma becerisinin daha fazla yemek kapma ya da topluluk içinde kendine güvenlik yer edinmeye yardımcı olduğu biliniyor. Palyaço balıkları ise kimlik belirlemek amacıyla sayı sayıyor olabilir. “Kayıp Balık Nemo” adlı Pixar filminin dışında, palyaço balıkları belki de en çok turuncu gövdeleri üzerindeki parlak beyaz çizgileriyle bilinirler. Üstelik, bu beyaz çizgilerle ilgilenenler görünürde yalnızca bizler değiliz. Yeni bir araştırmada, palyaço balıklarının kendileriyle aynı sayıda beyaz çizgileri olan başka palyaço balıklarını gördüklerinde basit bir sayma işlemiyle türdeşlerini tanıyabildiklerine tanık olundu. Londra University College bilişsel sinirbilim uzmanlarından Brian Butterworth, bugüne dek hayvanlar aleminde sayma becerilerinin daha büyük öğünler kapmaya ya da büyük topluluklar içinde güvenli bir yer edinmeye yardımcı olduğunun bilindiğine, ancak palyaço balıklarının sayıların kimlik belirleme gibi başka bir “değerinin” farkına varmış olabileceklerine dikkat çekiyor. Journal of Experimental Psychology dergisinde yayımlanan bu yeni araştırma palyaço balıklarının başka balıklardaki üçe dek çizgileri sayabildiklerine ve bunu yaparak yuvalarını ve toplumsal düzenlerini en çok tehlikeye düşürebilecek balıkları belirleyebildiklerine işaret ediyor. En saldırgan canlı türlerinden Sevimli görünümlerine karşın, palyaço balıkları saldırganlıklarıyla kötü bir üne sahip. Bu balıklar üzerlerinde barındıkları dokunaçlı denizşakayıklarının ya da anemonların kendi türlerinin bir üyesi tarafından ele geçirildiğini fark ettiklerinde bu davetsiz konuklara saldırırlar ve onları ısırıp, kovalarlar. Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi deniz canlıları sinirbilimcilerinden Justin Rhodes, bu saldırıların başka balıklarla sınırlı olmadığını dile getirerek, “Palyaço balıkları tam anlamıyla gezegenimiz üzerindeki en saldırgan canlılar arasında yer alırlar. Gelgelelim, topluluğun ast-üst sistemini tehlikeye düşüren yeni gelen kendi türlerinden bireylerdir. Bu balıklar dışarıdan kimsenin gelip yerlerini kapmasını istemezler” diyor. Palyaço balıklarının 28 farklı türü olduğuna göre, yaşadıkları yeri olağanüstü bir biçimde koruyan bu canlılar kimlerin dost, kimlerin düşman olduğunu nasıl ayırt ederler? Gövdelerindeki çizgiler… Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü deniz ekolojisi uzmanlarından Kina Hayashi, uzun süredir bunun palyaço balıklarının gövdelerindeki çizgilerle bir bağlantısı olup olmadığını merak ediyordu. Palyaço balıklarının üzerlerindeki çizgilerin sayısı türlerine göre sıfır ile üç arasında değişir ve çizgiler ya göbekten omurgaya, ya da burundan kuyruğa doğru uzanırlar. Daha önceki araştırmalar balıkların bu çizgilere yoğun bir ilgi duyduklarına işaret ediyordu. 2022 tarihli bir araştırmada, Hayashi palyaço balıklarının kendileriyle aynı sayıda çizgiye sahip olan ve aynı yönde yol alan yapay balıklarla çok daha uzun süre ilgilendiklerine ve onları ısırdıklarına tanık oldu. Bunun üzerine balıkların gerçekte bu çizgileri sayıp sayamadıklarını merak eden Hayashi ve arkadaşları bir havuza laboratuvarda yetiştirdikleri-gövdeleri turuncu olup üzerlerinde 3 çizgi bulunan- daha önce başka palyaço balıklarıyla hiç karşılaşmamış Amphirion ocellaris türü 50 genç sıradan palyaço balığını farklı akvaryumlara yerleştirdiler. Ardından havuza bir başka sıradan palyaço balığı türüyle laboratuvarda yetiştirilmiş üç farklı türü teker teker havuza eklediler. Balıkların tümü koku geçirmeyen saydam bir kutuda korumaya alınmışlardı. Türler arası davetsiz konukların gövdeleri turuncu ve siyahın farklı tonlarındaydı ve üzerlerinde sayıları bir ile üç arasında değişen çizgiler vardı. Ancak aralarından bir tanesinin üzerinde kokarca benzeri tek bir çizgi vardı. “Yerli” balıklar davetsiz konukların peşine takılıp onları ısıramıyorlardı, ama onları yine de sıkıştırıp alt edebiliyorlardı. Nitekim, yeni gelenler aynı sayıda çizgiye sahip olduklarında tam da böyle bir durum yaşandı. Hayashi ve arkadaşları daha sonra 150 başka sıradan palyaço balığını gruplara ayırarak 3 farklı akvaryuma yerleştirdiler. Bir haftalık tanışma süresinin ardından, palyaço balığı toplulukları-turuncu tek renkli ya da üzerleri siyah bordürlü tek, iki, ya da üç dikey beyaz çizgiyle boyanmış- dördüncü bir “yem” balıkla tanıştırıldılar. Araştırmacılar bir olta yardımıyla her bir yapay balığı sarkıttılar. Hayashi, çizgilerin varlığının açıkça bir fark yarattığına, palyaço balıklarının çizgisiz olanlara kıyasla 10 kat daha sıklıkla üç çizgili yemlerin peşine saldırgan bir biçimde takıldıklarına ve çizgi sayısının bu davranışlarında son derece etkili olduğuna dikkat çekiyor. Elde edilen bulgular palyaço balıklarının yalnızca sayı saymakla kalmayıp, aynı zamanda bu becerilerinden yuvalarını kendi türlerinden başka bireylerden korumak amacıyla da yararlandıklarını ortaya koyuyor. Rhodes, bu çalışmanın palyaço balıklarının kendi türlerini nasıl ayırt ettikleri konusuna ciddi bir açıklık getirdiğini belirtse de, balıkların bunu gerçekte sayarak mı yoksa davetsiz konukların üzerinde daha yoğun bir beyazlık olduğunu fark ederek mi yaptıkları konusunun yine de sorgulanması gerektiğini düşünüyor. Ancak Hayashi daha önceki çalışmalarda palyaço balıklarının yalnızca beyaza hiç tepki vermediklerini, bu yüzden salt beyazlıktaki yoğunluğu fark etmelerinin söz konusu olamayacağını belirtiyor. Butterworth de palyaço balıklarının hesaplama yeteneğinin, söz gelimi, çizgiler yerine karelerle yapılacak başka deneylerle çok daha ayrıntılı bir biçimde saptanabileceğine dikkat çekiyor. Hayashi, palyaço balıklarının gerçekten sayabildiklerini kanıtlayabilirse, bir sonraki aşamada bu yeteneğin doğuştan mı geldiğini yoksa sonradan mı edinildiğini araştırmayı tasarlıyor. Rita Urgan Kaynak: https://www.science.org/content/article/counting-nemo-clownfish-may-be-capable-simple-math</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/palyaco-baliklari-da-basit-matematik-becerisine-sahip">Palyaço balıkları da basit matematik becerisine sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">Hayvanlar aleminde sayma becerisinin daha fazla yemek kapma ya da topluluk içinde kendine güvenlik yer edinmeye yardımcı olduğu biliniyor. Palyaço balıkları ise kimlik belirlemek amacıyla sayı sayıyor olabilir.</span></p>
<p>“<span lang="tr-TR">Kayıp Balık Nemo” adlı Pixar filminin dışında, palyaço balıkları belki de en çok turuncu gövdeleri üzerindeki parlak beyaz çizgileriyle bilinirler. Üstelik, bu beyaz çizgilerle ilgilenenler görünürde yalnızca bizler değiliz. Yeni bir araştırmada, palyaço balıklarının kendileriyle aynı sayıda beyaz çizgileri olan başka palyaço balıklarını gördüklerinde basit bir sayma işlemiyle türdeşlerini tanıyabildiklerine tanık olundu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Londra University College bilişsel sinirbilim uzmanlarından <strong>Brian Butterworth</strong>, bugüne dek hayvanlar aleminde sayma becerilerinin daha büyük öğünler kapmaya ya da büyük topluluklar içinde güvenli bir yer edinmeye yardımcı olduğunun bilindiğine, ancak palyaço balıklarının sayıların kimlik belirleme gibi başka bir “değerinin” farkına varmış olabileceklerine dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR"><em>Journal of Experimental Psychology</em> dergisinde yayımlanan bu yeni araştırma palyaço balıklarının başka balıklardaki üçe dek çizgileri sayabildiklerine ve bunu yaparak yuvalarını ve toplumsal düzenlerini en çok tehlikeye düşürebilecek balıkları belirleyebildiklerine işaret ediyor. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">En saldırgan canlı türlerinden </span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Sevimli görünümlerine karşın, palyaço balıkları saldırganlıklarıyla kötü bir üne sahip. Bu balıklar üzerlerinde barındıkları dokunaçlı denizşakayıklarının ya da anemonların kendi türlerinin bir üyesi tarafından ele geçirildiğini fark ettiklerinde bu davetsiz konuklara saldırırlar ve onları ısırıp, kovalarlar. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi deniz canlıları sinirbilimcilerinden <strong>Justin Rhodes</strong>, bu saldırıların başka balıklarla sınırlı olmadığını dile getirerek, “Palyaço balıkları tam anlamıyla gezegenimiz üzerindeki en saldırgan canlılar arasında yer alırlar. Gelgelelim, topluluğun ast-üst sistemini tehlikeye düşüren yeni gelen kendi türlerinden bireylerdir. Bu balıklar dışarıdan kimsenin gelip yerlerini kapmasını istemezler” diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Palyaço balıklarının 28 farklı türü olduğuna göre, yaşadıkları yeri olağanüstü bir biçimde koruyan bu canlılar kimlerin dost, kimlerin düşman olduğunu nasıl ayırt ederler?</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Gövdelerindeki çizgiler…</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü deniz ekolojisi uzmanlarından <strong>Kina Hayashi</strong>, uzun süredir bunun palyaço balıklarının gövdelerindeki çizgilerle bir bağlantısı olup olmadığını merak ediyordu. Palyaço balıklarının üzerlerindeki çizgilerin sayısı türlerine göre sıfır ile üç arasında değişir ve çizgiler ya göbekten omurgaya, ya da burundan kuyruğa doğru uzanırlar. Daha önceki araştırmalar balıkların bu çizgilere yoğun bir ilgi duyduklarına işaret ediyordu. 2022 tarihli bir araştırmada, Hayashi palyaço balıklarının kendileriyle aynı sayıda çizgiye sahip olan ve aynı yönde yol alan yapay balıklarla çok daha uzun süre ilgilendiklerine ve onları ısırdıklarına tanık oldu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bunun üzerine balıkların gerçekte bu çizgileri sayıp sayamadıklarını merak eden Hayashi ve arkadaşları bir havuza laboratuvarda yetiştirdikleri-gövdeleri turuncu olup üzerlerinde 3 çizgi bulunan- daha önce başka palyaço balıklarıyla hiç karşılaşmamış <em>Amphirion ocellaris</em> türü 50 genç sıradan palyaço balığını farklı akvaryumlara yerleştirdiler. Ardından havuza bir başka sıradan palyaço balığı türüyle laboratuvarda yetiştirilmiş üç farklı türü teker teker havuza eklediler. Balıkların tümü koku geçirmeyen saydam bir kutuda korumaya alınmışlardı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Türler arası davetsiz konukların gövdeleri turuncu ve siyahın farklı tonlarındaydı ve üzerlerinde sayıları bir ile üç arasında değişen çizgiler vardı. Ancak aralarından bir tanesinin üzerinde kokarca benzeri tek bir çizgi vardı. “Yerli” balıklar davetsiz konukların peşine takılıp onları ısıramıyorlardı, ama onları yine de sıkıştırıp alt edebiliyorlardı. Nitekim, yeni gelenler aynı sayıda çizgiye sahip olduklarında tam da böyle bir durum yaşandı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Hayashi ve arkadaşları daha sonra 150 başka sıradan palyaço balığını gruplara ayırarak 3 farklı akvaryuma yerleştirdiler. Bir haftalık tanışma süresinin ardından, palyaço balığı toplulukları-turuncu tek renkli ya da üzerleri siyah bordürlü tek, iki, ya da üç dikey beyaz çizgiyle boyanmış- dördüncü bir “yem” balıkla tanıştırıldılar. Araştırmacılar bir olta yardımıyla her bir yapay balığı sarkıttılar. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Hayashi, çizgilerin varlığının açıkça bir fark yarattığına, palyaço balıklarının çizgisiz olanlara kıyasla 10 kat daha sıklıkla üç çizgili yemlerin peşine saldırgan bir biçimde takıldıklarına ve çizgi sayısının bu davranışlarında son derece etkili olduğuna dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Elde edilen bulgular palyaço balıklarının yalnızca sayı saymakla kalmayıp, aynı zamanda bu becerilerinden yuvalarını kendi türlerinden başka bireylerden korumak amacıyla da yararlandıklarını ortaya koyuyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Rhodes, bu çalışmanın palyaço balıklarının kendi türlerini nasıl ayırt ettikleri konusuna ciddi bir açıklık getirdiğini belirtse de, balıkların bunu gerçekte sayarak mı yoksa davetsiz konukların üzerinde daha yoğun bir beyazlık olduğunu fark ederek mi yaptıkları konusunun yine de sorgulanması gerektiğini düşünüyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak Hayashi daha önceki çalışmalarda palyaço balıklarının yalnızca beyaza hiç tepki vermediklerini, bu yüzden salt beyazlıktaki yoğunluğu fark etmelerinin söz konusu olamayacağını belirtiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Butterworth de palyaço balıklarının hesaplama yeteneğinin, söz gelimi, çizgiler yerine karelerle yapılacak başka deneylerle çok daha ayrıntılı bir biçimde saptanabileceğine dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Hayashi, palyaço balıklarının gerçekten sayabildiklerini kanıtlayabilirse, bir sonraki aşamada bu yeteneğin doğuştan mı geldiğini yoksa sonradan mı edinildiğini araştırmayı tasarlıyor. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Rita Urgan</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.science.org/content/article/counting-nemo-clownfish-may-be-capable-simple-math">https://www.science.org/content/article/counting-nemo-clownfish-may-be-capable-simple-math</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/palyaco-baliklari-da-basit-matematik-becerisine-sahip">Palyaço balıkları da basit matematik becerisine sahip</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30953</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Balık-atalarımızın bize mirası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 10:46:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklar]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[elpistostegal]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[iskelet]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[paleontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[parmaklar]]></category>
		<category><![CDATA[tetrapod]]></category>
		<category><![CDATA[yüzgeç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parmaklarımızın gelişmesinde aranan eksik halka: 375 milyon yıllık canlının fosili Bilim insanları, balık-atadan karaya çıkan tetrapodlara (en altta açıklaması var) geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Bir başka deyişle, parmakların ne zaman evrimleştiği bilinmiyordu. Yeni keşfedilen 375 milyon yıllık bir fosil, parmakların, omurgalıların karada kolonileşmek için sudan çıkmadan önce evrimleştiğini ortaya koyuyor. Avucunuzdan yayılan beş parmağınıza dikkatlice bir bakın! İki elinizde bulunan bu beşer parmak, esnekliğiyle tarihin ilk çağlarından bu yana bize güçlü bir organizasyon yetisi verdi. Düşününce, ateş yakmamızdan tutun, avlanıp yemek pişirmemize, duvar örmemize, giysilerimizi dokumamıza, kürek çekerek kıtalar aşmamıza ve daha nice yetisiyle medeniyeti kurmamıza ve yayılmamıza vesile oldular. (Tabii bugünlerde o medeniyeti yine bu uzvumuzla yıkıyoruz.) Ellerimiz bize sadece kaba ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için değil, aynı zamanda daha esnek ve hassas işlerde, iletişim kurmamızda da fayda sağladı. Piyano çalmaktan tutun da sevgimizi gösterebilmek için yaptığımız hassas dokunuşları bir düşünün… Peki ama ellerimizin gelişimi nasıl oldu? Evrimsel süreçte ellerimiz ne zaman ortaya çıktı? Dört ayaklı canlıların (tetropod) ellerinin, balık atalarının yüzgeçlerinden nasıl evrimleştiğine dair geçişi belgeleyen fosillerin olmaması, evrim bilimcilerin en büyük kanıt eksiklerinden biriydi. Ancak şimdi evrim tarihinin en büyük sorularından biri cevabını bulmuş olabilir! 375 milyon yıllık bir fosil balık-atanın tam iskeleti keşfedildi, ellerin kökeni ve tetrapodların “yükselişi” hakkında önemli kanıtlar elde edildi. Darwin haklıydı! Dört ayaklı canlıların, bilindiği gibi bizimkilerden çok farklı görünen ama benzer işlevler gören elleri var. Kuşlarda ve yarasalarda hassas kanatlar oluşturmaya yardımcı olurlar; fillerde ağaç gövdeleri kadar geniş yer tutarak koca bir gövdenin ayakta durmasını sağlarlar. Her ne kadar dört ayaklı olsalar da insanlarınkine benzer işlevler görürler. Bu benzerliği gören Charles Darwin, 1859’da yayımladığı devrim yaratan Türlerin Kökeni adlı eserinde bu benzerliklere şöyle dikkat çekmişti: “İnsan elindeki, yarasa kanadındaki, domuz balığı yüzgecindeki, at bacağındaki kemik çatılarının benzerliği, -zürafanın ve filin boyunlarındaki omurların eşit sayıda olması- ve bunlara benzer pek çok olgu yavaş, hafif ve ardışık değişiklikler geçirerek türeme teorisiyle açıklanıyor. Yarasanın pek farklı işlere yarayan kanatlarının ve bacaklarının -yengecin çene ve bacaklarının- çiçeğin taç yapraklarının, erkek ve dişi organlarının modellerindeki benzerlik, bu sınıfların ilk atalarından birinde kökende benzer olan parçaların ya da organların yavaş yavaş değişiklik geçirdiği görüşüyle büyük ölçüde aydınlanmaktadır.” Ortak bir yapı paylaşımı Darwin akılcı bir açıklama önermişti: Bu farklı hayvanlar, bir ortak modeli paylaşıyorlardı. Çünkü parmaklara sahip ortak bir atadan evrimleşmişti. Darwin’in bu devrimci fikrini geliştirmesinden bu yana 160 yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte evrimsel biyologlar paleontoloji, genetik ve embriyoloji bilimlerinden yararlanarak bazı kanıtlar sundular. Bilim insanlarının çabaları, balık-atadan evrimleşen tetrapodların ortak soylarını aydınlattı; insan elini oluşturan kemiklerin kurbağalarda, kuşlarda ve balinalarda da bulunduğunu gösterdi ve diğer varyasyonların yanı sıra ellerin, kanatların ve paletlerin gelişimini kontrol eden bazı genleri tanımladı. Ancak bu bulgular, hikâyenin ilk bölümüydü. El ve bileğin, balık-ataların yüzgecindeki kemiklerden nasıl evrimleştiği, hep karanlıkta kalıyordu. Çünkü bilim insanları, balık-ata ile karaya çıkan tetrapodlar arasındaki geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Ta ki bugüne kadar! Evrim tarihine ışık tutan keşif! Güney Avustralya’daki Flinder Üniversitesi’nden paleontolog Prof. John A. Long ve Quebec Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Prof. Richard Cloutier, Scientific American’ın Haziran 2020 sayısında kaleme aldıkları heyecan verici makalelerinde, geçtiğimiz mart ayında, 375 milyon yıllık bir balık olan Elpistostege watsoni’nin tam iskelet fosilini ortaya çıkardıklarını açıkladı. Evrimin karanlık noktasına ışık tutan bu olağanüstü fosilin yüzgeçleri, parmaklarımızı oluşturan kemiklerle karşılaştırılabilir şekilde korunmuştu. Bu fosil, omurgalıların karaya çıkmadan önce parmağı oluşturan kemikleri geliştirdiğini gösteriyordu. Bu nefes kesici keşif, elin ne zaman ve nasıl evrimleştiğine dair geleneksel bilgiyi yerle bir etti ve canlıların evrim tarihinde önemli bir olay olan tetrapodların yükselişine ışık tutarak derin bir karanlığı aydınlatmış oldu. Öncü keşifler Aslında bu büyük keşfin öncesinde, yakın zamana kadar bilim insanları, balıklar ve erken tetrapodlar arasındaki evrimsel geçişi kavramıştı. (Sadece kesin kanıt yoktu.) Esas olarak bu iki grup arasında köprü niteliğindeki birkaç muhteşem fosille bu kavrayışı edinmişlerdi. Orta ila Geç Devoniyen dönemine, yani yaklaşık 384 milyon ila 379 milyon yıl öncesine denk gelen Panderichthys rhombolepis adlı bir balık-ata fosili keşfi, bu kavrayışı edinmelerinde büyük rol oynamıştı. Uzun üst kol kemiği (humerus) ve geniş yarıçaplı ön kol kemiği (ulna) ile tetrapod benzeri kafatası kemik şekliyle Panderichthys, tetrapodlar ile balık-atalar arasındaki bağın ilk ipuçlarını sunuyordu. (Doğu Kanada’dan gelen bu gruba, elpistostegalians deniyor.) Tiktaalik 2006’da Chicago Üniversitesi’nden Neil Shubin ve meslektaşları ise, Kanada Arktik’inden 380 milyon yıllık bir başka elpistostegalian balık fosili olan Tiktaalik roseae fosili keşfettiğini açıklamıştı. Tiktaalik, hem iyi gelişmiş kol kemikleri hem de oynak bilek eklemleri ile bu balıklarda göğüs yüzgecinin bilinen herhangi bir fosilden çok daha ileri olduğunu gösteren çok sayıda yeni veri ortaya koyması açısından aydınlatıcı bir keşfe işaret ediyordu. Tetrapodlar tarafından paylaşılan başka özellikleri de vardı: Uzun, düz bir burun ve belirleyici kafatası da dahil olmak üzere birtakım ayırt edici özellikler. Bu ve bilinen diğer elpistostegal balık fosillerinin bulunuşu, kemikleri ve eklemleri de dahil olmak üzere, bir dizi ayırt edici tetrapod özellikleriyle özdeşleşen kanıtları öne sürüyordu. Ama bu balıkları, tetropotlar ile bağdaştıramayan tek şey parmaklardı. Mevcut kanıtlar, uzmanların, parmakların yüzgeçten uzva geçişin bir parçası olmadığı sonucuna varmasına neden olmuştu. Buna göre, tetrapodların parmakları daha sonra evrimleşmiş gibi görünüyordu. Ancak bilimde her şey bir keşifle değişebilirdi; yeni kanıtlar ışığında değişime tabiydi. Yeni keşif de bunu sağladı. Bulunan yeni fosil, ders kitaplarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Zira yeni keşifle birlikte bu sefer elimizde tam ve mükemmel bir kanıt var. Ve bizi parmakların nasıl evrimleştiğine dair, insanlar da dahil olmak üzere günümüzde yaşayan 33.800’den fazla tetrapod türünde devam eden omurgalı el yapısına yol açan tamamlayıcı bir kanıta sahibiz! Tetrapod da ne demek? “Tetrapod” nedir diye soracak olursak Latince ve Yunanca&#8217;daki kelime karşılıklarını aklımıza getirerek basit bir tanıma ulaşabiliriz: “Tetra” Latince&#8217;de dört, “pod” ise Yunancadaki “pous”tan ayak anlamına gelir. Yani “tetrapod” kelimesi, “dört ayaklı” veya “dört uzuvlu” açıklamasında karşılığını bulur. Aklımızda basitçe böyle kalabilir. Tetrapodlar iki ana taksonomik gruba ayrılır: Günümüzde yaşayan yaklaşık 5.000 türü bulunan amfibiler (lissamfibia) ve amniyotlar (aminota). Amfibiler, yaşam döngülerinde iki farklı form aldıklarından onlara “çift yaşamlılar” da denir. Çünkü suda yaşayan bir larva olarak yaşam döngülerine başlar ve yetişkinliğe gelene kadar karmaşık bir metamorfoz süreci (başkalaşım) geçirirler. Bir diğer grup olan amniyotların ise bugün yaklaşık 25.000 türü vardır. Bu grubun üyeleri kuşlar, sürüngenler ve memelilerdir. Kısacası toplamda 30.000 tür ile amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler, “tetrapoda” üst sınıfının ana grupları olarak sıralanabilir. Büyüklükleri türden türe değişiklik gösterse de tüm tetrapodların birtakım morfolojik özellikleri ortaktır. Tetrapodların en önemli ve ayırıcı özelliklerinden biri, dört uzva sahip olmaları veya yılanlar gibi bugün dört “bacakları” olmasa da atalarının dört bacağının olmasıdır. Yaşayan en küçük tetrapod sadece 7,7 milimetre uzunluğundaki Paedophyrine kurbağasıyken (Paedophryne amauensis), yaşayan en büyüğü ise 30 metre uzunluğu aşabilen mavi balinalardır (Balaenoptera musculus). Buradan anlaşılacağı üzere tetrapodların tek bir yaşam alanı yoktur; ormanlardan otlaklara, çöllerden kutup bölgelerine kadar dünyanın dört bir yanındaki habitatlarda yaşayabilirler. Tetrapodlar genel olarak karasal habitatta yaşam sürseler de kısmen ya da tamamen sucul bir yaşam da sürebilirler. Balinalar, deniz salyangozları, deniz kaplumbağaları ve kurbağalar bunlara örnek olarak verilebilir. Bazı tetrapodlar ise ağaçta ve havada yaşayabilir; mesela kuşlar ve yarasa türleri. Evrimsel açıdan bakarsak tüm tetrapodlar esasen “bacaklı balıklardır” da denebilir. Çünkü bugünkü omurgalıların atalarının bir balık olduğu kabul edilir. Tetrapodların kökeni, Devoniyen Dönemi’ne, yani yaklaşık 370 milyon yıl öncesine kadar gider. Yaklaşık 372.2 ila 359 milyon yıl önce, Geç Devoniyen’de yaşayan soyu tükenmiş bir kök tetrapod cinsi olan Ventastega curonicanın uzuv ve kafatası anatomisi, erken tetrapodların karakteristik özelliklerinin çoğunu paylaşır. Fosil kayıtlarında tanımlanan bazı erken tetrapodlar arasında Acanthostega, Ichthyostega ve Nectridea bulunur. Ancak bugünkü tetrapodların hangi özelliklerin atalarına ait olduğu ve hangi özelliklerin bir grubun diğerinden ayrıldıktan sonra ortaya çıktığı gibi konulardaki belirsizlikler sebebiyle tetrapod soyunun kararlaştırılmasında zorluklar yaşanabilir. Dahası, erken tetrapodlar arasındaki iskelet anatomisi çeşitliliği, bu belirsizliği iyiden iyiye derinleştirir. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 224. sayıda yayınlanmıştır. Kaynak: Charles Darwin, Türlerin Kökeni. Çev: Ö.Ünalan, Evrensel Basım Yayın The Unexpected Origin of Fingers, Scientific American 322, 6, 46-53 (Haziran 2020) https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452 https://www.nature.com/articles/nature06991</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi">Balık-atalarımızın bize mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parmaklarımızın gelişmesinde aranan eksik halka: 375 milyon yıllık canlının fosili</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29272 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp.png" alt="" width="400" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp.png 961w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Bilim insanları, balık-atadan karaya çıkan tetrapodlara (en altta açıklaması var) geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Bir başka deyişle, parmakların ne zaman evrimleştiği bilinmiyordu. Yeni keşfedilen 375 milyon yıllık bir fosil, parmakların, omurgalıların karada kolonileşmek için sudan çıkmadan önce evrimleştiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Avucunuzdan yayılan beş parmağınıza dikkatlice bir bakın! İki elinizde bulunan bu beşer parmak, esnekliğiyle tarihin ilk çağlarından bu yana bize güçlü bir organizasyon yetisi verdi. Düşününce, ateş yakmamızdan tutun, avlanıp yemek pişirmemize, duvar örmemize, giysilerimizi dokumamıza, kürek çekerek kıtalar aşmamıza ve daha nice yetisiyle medeniyeti kurmamıza ve yayılmamıza vesile oldular. (Tabii bugünlerde o medeniyeti yine bu uzvumuzla yıkıyoruz.)</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29259 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1.png" alt="" width="350" height="503" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1.png 451w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1-209x300.png 209w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></p>
<p>Ellerimiz bize sadece kaba ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için değil, aynı zamanda daha esnek ve hassas işlerde, iletişim kurmamızda da fayda sağladı. Piyano çalmaktan tutun da sevgimizi gösterebilmek için yaptığımız hassas dokunuşları bir düşünün…</p>
<p>Peki ama ellerimizin gelişimi nasıl oldu? Evrimsel süreçte ellerimiz ne zaman ortaya çıktı? Dört ayaklı canlıların (tetropod) ellerinin, balık atalarının yüzgeçlerinden nasıl evrimleştiğine dair geçişi belgeleyen fosillerin olmaması, evrim bilimcilerin en büyük kanıt eksiklerinden biriydi. Ancak şimdi evrim tarihinin en büyük sorularından biri cevabını bulmuş olabilir! 375 milyon yıllık bir fosil balık-atanın tam iskeleti keşfedildi, ellerin kökeni ve tetrapodların “yükselişi” hakkında önemli kanıtlar elde edildi.</p>
<p><strong>Darwin haklıydı!</strong></p>
<p>Dört ayaklı canlıların, bilindiği gibi bizimkilerden çok farklı görünen ama benzer işlevler gören elleri var. Kuşlarda ve yarasalarda hassas kanatlar oluşturmaya yardımcı olurlar; fillerde ağaç gövdeleri kadar geniş yer tutarak koca bir gövdenin ayakta durmasını sağlarlar. Her ne kadar dört ayaklı olsalar da insanlarınkine benzer işlevler görürler.</p>
<p>Bu benzerliği gören Charles Darwin, 1859’da yayımladığı devrim yaratan Türlerin Kökeni adlı eserinde bu benzerliklere şöyle dikkat çekmişti:</p>
<p>“İnsan elindeki, yarasa kanadındaki, domuz balığı yüzgecindeki, at bacağındaki kemik çatılarının benzerliği, -zürafanın ve filin boyunlarındaki omurların eşit sayıda olması- ve bunlara benzer pek çok olgu yavaş, hafif ve ardışık değişiklikler geçirerek türeme teorisiyle açıklanıyor. Yarasanın pek farklı işlere yarayan kanatlarının ve bacaklarının -yengecin çene ve bacaklarının- çiçeğin taç yapraklarının, erkek ve dişi organlarının modellerindeki benzerlik, bu sınıfların ilk atalarından birinde kökende benzer olan parçaların ya da organların yavaş yavaş değişiklik geçirdiği görüşüyle büyük ölçüde aydınlanmaktadır.”</p>
<p><strong>Ortak bir yapı paylaşımı</strong></p>
<p>Darwin akılcı bir açıklama önermişti: Bu farklı hayvanlar, bir ortak modeli paylaşıyorlardı. Çünkü parmaklara sahip ortak bir atadan evrimleşmişti.</p>
<p>Darwin’in bu devrimci fikrini geliştirmesinden bu yana 160 yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte evrimsel biyologlar paleontoloji, genetik ve embriyoloji bilimlerinden yararlanarak bazı kanıtlar sundular. Bilim insanlarının çabaları, balık-atadan evrimleşen tetrapodların ortak soylarını aydınlattı; insan elini oluşturan kemiklerin kurbağalarda, kuşlarda ve balinalarda da bulunduğunu gösterdi ve diğer varyasyonların yanı sıra ellerin, kanatların ve paletlerin gelişimini kontrol eden bazı genleri tanımladı.</p>
<div id="attachment_29263" style="width: 510px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29263" class="wp-image-29263" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4.jpg" alt="" width="500" height="374" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4.jpg 1500w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4-300x224.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4-1024x765.jpg 1024w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-29263" class="wp-caption-text">Quebec’teki Miguasha Milli Parkı’nda keşfedilen 375 milyon yıllık balık Elpistostege watsoni’nin tam iskeleti (1), göğüs yüzgecini koruyan balık-atadan tetrapoda geçişe dair ilk fosil kanıtı (2). Bu balık-atanın yüzgeçli parmakları, insan parmaklarını oluşturan kemiklere eşdeğerdir. (Richard Cloutier)</p></div>
<p>Ancak bu bulgular, hikâyenin ilk bölümüydü. El ve bileğin, balık-ataların yüzgecindeki kemiklerden nasıl evrimleştiği, hep karanlıkta kalıyordu. Çünkü bilim insanları, balık-ata ile karaya çıkan tetrapodlar arasındaki geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Ta ki bugüne kadar!</p>
<p><strong>Evrim tarihine ışık tutan keşif!</strong></p>
<p>Güney Avustralya’daki Flinder Üniversitesi’nden paleontolog Prof. John A. Long ve Quebec Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Prof. Richard Cloutier, Scientific American’ın Haziran 2020 sayısında kaleme aldıkları heyecan verici makalelerinde, geçtiğimiz mart ayında, 375 milyon yıllık bir balık olan Elpistostege watsoni’nin tam iskelet fosilini ortaya çıkardıklarını açıkladı.</p>
<p>Evrimin karanlık noktasına ışık tutan bu olağanüstü fosilin yüzgeçleri, parmaklarımızı oluşturan kemiklerle karşılaştırılabilir şekilde korunmuştu. Bu fosil, omurgalıların karaya çıkmadan önce parmağı oluşturan kemikleri geliştirdiğini gösteriyordu.</p>
<p>Bu nefes kesici keşif, elin ne zaman ve nasıl evrimleştiğine dair geleneksel bilgiyi yerle bir etti ve canlıların evrim tarihinde önemli bir olay olan tetrapodların yükselişine ışık tutarak derin bir karanlığı aydınlatmış oldu.</p>
<p><strong>Öncü keşifler</strong></p>
<p>Aslında bu büyük keşfin öncesinde, yakın zamana kadar bilim insanları, balıklar ve erken tetrapodlar arasındaki evrimsel geçişi kavramıştı. (Sadece kesin kanıt yoktu.) Esas olarak bu iki grup arasında köprü niteliğindeki birkaç muhteşem fosille bu kavrayışı edinmişlerdi.</p>
<p>Orta ila Geç Devoniyen dönemine, yani yaklaşık 384 milyon ila 379 milyon yıl öncesine denk gelen Panderichthys rhombolepis adlı bir balık-ata fosili keşfi, bu kavrayışı edinmelerinde büyük rol oynamıştı. Uzun üst kol kemiği (humerus) ve geniş yarıçaplı ön kol kemiği (ulna) ile tetrapod benzeri kafatası kemik şekliyle Panderichthys, tetrapodlar ile balık-atalar arasındaki bağın ilk ipuçlarını sunuyordu. (Doğu Kanada’dan gelen bu gruba, elpistostegalians deniyor.)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29260 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2.png" alt="" width="430" height="424" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2.png 542w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2-300x296.png 300w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /></p>
<p><strong>Tiktaalik</strong></p>
<p>2006’da Chicago Üniversitesi’nden Neil Shubin ve meslektaşları ise, Kanada Arktik’inden 380 milyon yıllık bir başka elpistostegalian balık fosili olan Tiktaalik roseae fosili keşfettiğini açıklamıştı. Tiktaalik, hem iyi gelişmiş kol kemikleri hem de oynak bilek eklemleri ile bu balıklarda göğüs yüzgecinin bilinen herhangi bir fosilden çok daha ileri olduğunu gösteren çok sayıda yeni veri ortaya koyması açısından aydınlatıcı bir keşfe işaret ediyordu. Tetrapodlar tarafından paylaşılan başka özellikleri de vardı: Uzun, düz bir burun ve belirleyici kafatası da dahil olmak üzere birtakım ayırt edici özellikler.</p>
<p>Bu ve bilinen diğer elpistostegal balık fosillerinin bulunuşu, kemikleri ve eklemleri de dahil olmak üzere, bir dizi ayırt edici tetrapod özellikleriyle özdeşleşen kanıtları öne sürüyordu. Ama bu balıkları, tetropotlar ile bağdaştıramayan tek şey parmaklardı. Mevcut kanıtlar, uzmanların, parmakların yüzgeçten uzva geçişin bir parçası olmadığı sonucuna varmasına neden olmuştu. Buna göre, tetrapodların parmakları daha sonra evrimleşmiş gibi görünüyordu.</p>
<p>Ancak bilimde her şey bir keşifle değişebilirdi; yeni kanıtlar ışığında değişime tabiydi. Yeni keşif de bunu sağladı. Bulunan yeni fosil, ders kitaplarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Zira yeni keşifle birlikte bu sefer elimizde tam ve mükemmel bir kanıt var. Ve bizi parmakların nasıl evrimleştiğine dair, insanlar da dahil olmak üzere günümüzde yaşayan 33.800’den fazla tetrapod türünde devam eden omurgalı el yapısına yol açan tamamlayıcı bir kanıta sahibiz!</p>
<p><strong>Tetrapod da ne demek?</strong></p>
<p>“Tetrapod” nedir diye soracak olursak Latince ve Yunanca&#8217;daki kelime karşılıklarını aklımıza getirerek basit bir tanıma ulaşabiliriz: “Tetra” Latince&#8217;de dört, “pod” ise Yunancadaki “pous”tan ayak anlamına gelir. Yani “tetrapod” kelimesi, “dört ayaklı” veya “dört uzuvlu” açıklamasında karşılığını bulur. Aklımızda basitçe böyle kalabilir.</p>
<p>Tetrapodlar iki ana taksonomik gruba ayrılır: Günümüzde yaşayan yaklaşık 5.000 türü bulunan amfibiler (lissamfibia) ve amniyotlar (aminota). Amfibiler, yaşam döngülerinde iki farklı form aldıklarından onlara “çift yaşamlılar” da denir. Çünkü suda yaşayan bir larva olarak yaşam döngülerine başlar ve yetişkinliğe gelene kadar karmaşık bir metamorfoz süreci (başkalaşım) geçirirler. Bir diğer grup olan amniyotların ise bugün yaklaşık 25.000 türü vardır. Bu grubun üyeleri kuşlar, sürüngenler ve memelilerdir. Kısacası toplamda 30.000 tür ile amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler, “tetrapoda” üst sınıfının ana grupları olarak sıralanabilir.</p>
<p>Büyüklükleri türden türe değişiklik gösterse de tüm tetrapodların birtakım morfolojik özellikleri ortaktır. Tetrapodların en önemli ve ayırıcı özelliklerinden biri, dört uzva sahip olmaları veya yılanlar gibi bugün dört “bacakları” olmasa da atalarının dört bacağının olmasıdır.</p>
<p>Yaşayan en küçük tetrapod sadece 7,7 milimetre uzunluğundaki Paedophyrine kurbağasıyken (Paedophryne amauensis), yaşayan en büyüğü ise 30 metre uzunluğu aşabilen mavi balinalardır (Balaenoptera musculus). Buradan anlaşılacağı üzere tetrapodların tek bir yaşam alanı yoktur; ormanlardan otlaklara, çöllerden kutup bölgelerine kadar dünyanın dört bir yanındaki habitatlarda yaşayabilirler.</p>
<div id="attachment_29261" style="width: 1290px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29261" class="wp-image-29261 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3.jpg" alt="" width="1280" height="429" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3.jpg 1280w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3-300x101.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3-1024x343.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><p id="caption-attachment-29261" class="wp-caption-text">Yaşayan en küçük ve en büyük tetrapodu yan yana görüyoruz. Paedophyrine kurbağası bir insanın neredeyse tırnak ucu büyüklüğündeyken mavi balinanın yanında bir dalgıç da neredeyse onun tırnağı kadardır.</p></div>
<p>Tetrapodlar genel olarak karasal habitatta yaşam sürseler de kısmen ya da tamamen sucul bir yaşam da sürebilirler. Balinalar, deniz salyangozları, deniz kaplumbağaları ve kurbağalar bunlara örnek olarak verilebilir. Bazı tetrapodlar ise ağaçta ve havada yaşayabilir; mesela kuşlar ve yarasa türleri.</p>
<p>Evrimsel açıdan bakarsak tüm tetrapodlar esasen “bacaklı balıklardır” da denebilir. Çünkü bugünkü omurgalıların atalarının bir balık olduğu kabul edilir. Tetrapodların kökeni, Devoniyen Dönemi’ne, yani yaklaşık 370 milyon yıl öncesine kadar gider. Yaklaşık 372.2 ila 359 milyon yıl önce, Geç Devoniyen’de yaşayan soyu tükenmiş bir kök tetrapod cinsi olan Ventastega curonicanın uzuv ve kafatası anatomisi, erken tetrapodların karakteristik özelliklerinin çoğunu paylaşır. Fosil kayıtlarında tanımlanan bazı erken tetrapodlar arasında Acanthostega, Ichthyostega ve Nectridea bulunur.</p>
<p>Ancak bugünkü tetrapodların hangi özelliklerin atalarına ait olduğu ve hangi özelliklerin bir grubun diğerinden ayrıldıktan sonra ortaya çıktığı gibi konulardaki belirsizlikler sebebiyle tetrapod soyunun kararlaştırılmasında zorluklar yaşanabilir. Dahası, erken tetrapodlar arasındaki iskelet anatomisi çeşitliliği, bu belirsizliği iyiden iyiye derinleştirir.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan /</strong> <a href="mailto:batusarican@gmail.com"><strong>batusarican@gmail.com</strong></a></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-224-10-temmuz-2020-dijital-pdf/">224. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong>Charles Darwin, Türlerin Kökeni.</strong> Çev: Ö.Ünalan, Evrensel Basım Yayın</p>
<p><strong>The Unexpected Origin of Fingers,</strong> Scientific American 322, 6, 46-53 (Haziran 2020)</p>
<p><a href="https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal">https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal</a></p>
<p><a href="https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html">https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html</a></p>
<p><a href="https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452">https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/nature06991">https://www.nature.com/articles/nature06991</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi">Balık-atalarımızın bize mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yine yeni yeniden: Omega-3</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/yine-yeni-yeniden-omega-3</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Dec 2018 10:37:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[balık yağı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[Omega-3]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omega-3 dünyada ne büyüklükte bir pazara sahip? Hangi durumlarda alınmalı? Omega-3 desteğini nasıl almalıyız? Hangi besinler Omge-3 bakımından zengin? Prof. Dr. Mustafa Çetiner merak edilenleri yanıtlıyor&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/yine-yeni-yeniden-omega-3">Yine yeni yeniden: Omega-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omega-3 dünyada ne büyüklükte bir pazara sahip? Hangi durumlarda alınmalı? Omega-3 desteğini nasıl almalıyız? Hangi besinler Omge-3 bakımından zengin? Prof. Dr. Mustafa Çetiner merak edilenleri yanıtlıyor&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/yine-yeni-yeniden-omega-3">Yine yeni yeniden: Omega-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12454</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her öğünde protein almanın 9 kolay yolu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/her-ogunde-protein-almanin-9-kolay-yolu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Oct 2018 13:45:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[chia]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[kinoa]]></category>
		<category><![CDATA[öğün]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[soya sütü]]></category>
		<category><![CDATA[tofu]]></category>
		<category><![CDATA[yoğurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Protein, insanların yanlış tanıdığı bir besin. Her öğünde bir miktar protein almanın sizi uzun süre tok tutarak çok fazla yemenizi veya sürekli atıştırmanızı önlediği doğru. Protein ayrıca hücrelerin sağlığı, kas sentezi ve gelişmesi için de çok önemli. Ancak Texas Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden beslenme ve metabolizma profesörü Douglas Paddon-Jones, vücudunuzun bir kerede kullanabildiği proteinin bir sınırı, tok hissetmek için ihtiyacınız olan proteinin de belli bir miktarı olduğuna dikkat çekiyor. “Fiziksel aktiviteleriniz gerçekten çok fazla değilse, her öğünde 30 gram protein almanızın bir faydası olmaz” diye konuşan Paddon-Jones, vücudumuzun fazla proteini daha sonra kullanmak üzere depolama becerisinin olmadığına dikkat çekiyor. İnsanların kahvaltıda protein almadığını veya çok az miktarda aldığını belirten Paddon-Jones, akşam yemeğine gelince gün içinde gerekli olan bütün proteinleri bir kerede alma hatasını yaptıklarını söylüyor. Asıl yapılması gereken, protein alımınızı gün içine orantılı olarak yaymak. Paddon-Jones ayrıca kahvaltıda daha çok protein alınmasını, gece ise vücudumuza enerji yüklenmenin bir faydası olmayacağından, protein alımının azaltılmasını öneriyor. İşte Paddon-Jones ve diğer beslenme uzmanlarının her öğün için protein önerisi: Kahvaltı Yumurta (Yumurta başına 6 gram protein): Alışkın olduğumuz bu kahvaltılık besin, önemli bir amino asit kaynağı olduğu kadar sabahları ihtiyacımız olan proteini de sağlar. Kolesterol konusunda da endişelenmenize gerek yok. Edinilen son bulgulara göre yumurtadaki kolesterol, her gün bir yumurta (veya haftada birkaç gün sabahları iki tane) yeseniz bile endişelenmenizi gerektirecek düzeyde değil. Tam yağlı süzme yoğurt (Bir kutuda 17 gram protein): Yoğurttaki probiyotiklerin sağlığınıza faydalı olup olmadığı henüz kesinleşmemiş olsa da süzme yoğurdun önemli bir protein ve amino asit kaynağı olduğu biliniyor. Bütün yoğurt çeşitlerinde protein bulunsa da araştırmalar sonucunda tam yağlı yoğurdun beliniz için az yağlı veya yağsız sütten daha faydalı olduğu bulundu. (Tam yağlı yoğurt daha doyurucu olduğu gibi aynı zamanda içinde daha az şeker ve diğer katkı maddeleri bulunur.) Soya sütü (Bir bardakta 8 gram protein): Amerikan Beslenme ve Diyet Akademisi’nden diyetisyen Toby Smithson’a göre hayvansal gıda tüketiminizi azaltmak veya tamamen kesmek istiyorsanız soyayı tercih edebilirsiniz. Önemli bütün amino asitlerin bulunduğu bitkisel kaynaklardan biri olan soya bitkisinin  sütünü sabahları kahvenize veya çayınıza katarak kolay ve keyifli bir protein alımı sağlayabilirsiniz. Öğle yemeği Kinoa (Bir kasede 8 gram protein): Antik çağların tahılı olarak görülen kinoa, önemli amino asitlerin eksiksiz bulunduğu nadir bitkisel kaynaklardan biridir. Journal of the Science of Food and Agriculture dergisinde yer alan bir araştırmaya göre kinoa, günümüzde yediğimiz popüler tahıllar olan buğday, mısır ve pirinçle kıyaslandığında protein bakımından çok daha faydalı. Kinoayı salatanıza karıştırarak veya çorbanıza katarak kolaylıkla tüketebilirsiniz. Badem yağı (Bir yemek kaşığında 3.5 gram protein): Smithson kabuklu yemişlerin ve yağlarının önemli bir protein kaynağı olduğunu ve öğle yemeği için son derece uygun olduğunu belirtiyor. Aynı görüşü paylaşan diğer uzmanlar, ayrıca badem yağındaki sağlıklı yağların da vücudumuza faydalı olduğunu ekliyor. Yapılan araştırmalar, kabuklu yemiş tüketiminin kalp hastalıkları, kanser ve Tip 2 diyabet riskini azalttığını gösteriyor. Ancak uzmanlar, önceden paketlenmiş ürünlerde bol şeker, tuz ve diğer katkı maddeleri bulunduğundan, ambalajlı paketlerdeki değil taze öğütülmüş yağları tercih etmenizi öneriyor. Tohumlar (Yaklaşık 30 gram başına 4.5 gram protein): Kenevir tohumu, chia tohumu ve keten tohumu, sağlıklı protein kaynaklarıdır. Bu tohumları salatalarınıza veya meyve pürelerinize katarak yediğiniz öğünün protein değerlerini kolayca arttırabilirsiniz. (Keten tohumu gibi bazı tohumların sağlıklı besin değerlerini alabilmeniz için bu tohumların güzelce öğütülmüş olması gerekmektedir. Tohumları öğütmeden tüketmeniz, besinlerin yeteri kadar fayda sağlayamamasına sebep olabilir.) Akşam yemeği  Fasulye (Bir kâsede 15 gram protein): Michigan’daki Andrews Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Winston Craig’e göre yediğiniz fasulye çeşidi ister börülce, bakla, nohut, barbunya veya Meksika fasulyesi olsun, hepsi önemli protein kaynaklarıdır. Vegan diyet üzerine araştırma yapmış olan Craig, fasulye çeşitlerinin tam tahılla karıştırılarak yenmesi durumunda, vücuda gereken protein amino asitlerin hiçbir et veya süt ürününe ihtiyaç duyulmadan karşılanabildiğini belirtiyor. Tofu (Bir kâsede 20 gram protein): Soya sütünün kahvaltılarınızın sağlıklı bir protein kaynağı olması gibi tofu da – ki kendisi soya sütünün kesilerek peynir yapılmış halidir- akşam yemekleriniz için önemli bir protein kaynağı görevi görür. Soyanın tümör ve kanser ile bağlantısı konusunda hala yanıtlanmamış sorular bulunsa da birçok uzmana göre soya, endişe edilecek değil zevkle yenecek bir besin. Balık (Yaklaşık 170 gram balıkta 34 gram protein): Sağlık konusunda aşırı titiz Amerikalılar için et, kümes hayvanları ve balık kelimeleri proteinle eş anlamlıdır. Yine de birçoğumuz kalkan veya somon balığı yemek yerine sığır eti veya tavuk yemeyi tercih ederiz. Balık ağırlıklı Akdeniz usulü beslenmenin birçok kronik hastalık riskini azalttığını göz önünde bulundurursak akşam yemeklerinde protein yüklü balıkları tercih etmemiz de sağlığımız için son derece faydalı olacaktır. Sevda Deniz Karali Kaynak: http://time.com/4386215/best-protein-foods/?xid=newsletter-brief</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/her-ogunde-protein-almanin-9-kolay-yolu">Her öğünde protein almanın 9 kolay yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Protein, insanların yanlış tanıdığı bir besin. Her öğünde bir miktar protein almanın sizi uzun süre tok tutarak çok fazla yemenizi veya sürekli atıştırmanızı önlediği doğru. Protein ayrıca hücrelerin sağlığı, kas sentezi ve gelişmesi için de çok önemli.</p>
<p>Ancak Texas Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden beslenme ve metabolizma profesörü Douglas Paddon-Jones, vücudunuzun bir kerede kullanabildiği proteinin bir sınırı, tok hissetmek için ihtiyacınız olan proteinin de belli bir miktarı olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“Fiziksel aktiviteleriniz gerçekten çok fazla değilse, her öğünde 30 gram protein almanızın bir faydası olmaz” diye konuşan Paddon-Jones, vücudumuzun fazla proteini daha sonra kullanmak üzere depolama becerisinin olmadığına dikkat çekiyor. İnsanların kahvaltıda protein almadığını veya çok az miktarda aldığını belirten Paddon-Jones, akşam yemeğine gelince gün içinde gerekli olan bütün proteinleri bir kerede alma hatasını yaptıklarını söylüyor.</p>
<p>Asıl yapılması gereken, protein alımınızı gün içine orantılı olarak yaymak. Paddon-Jones ayrıca kahvaltıda daha çok protein alınmasını, gece ise vücudumuza enerji yüklenmenin bir faydası olmayacağından, protein alımının azaltılmasını öneriyor.</p>
<p>İşte Paddon-Jones ve diğer beslenme uzmanlarının her öğün için protein önerisi:</p>
<p><strong>Kahvaltı</strong></p>
<p><strong>Yumurta (Yumurta başına 6 gram protein):</strong> Alışkın olduğumuz bu kahvaltılık besin, önemli bir amino asit kaynağı olduğu kadar sabahları ihtiyacımız olan proteini de sağlar. Kolesterol konusunda da endişelenmenize gerek yok. Edinilen son bulgulara göre yumurtadaki kolesterol, her gün bir yumurta (veya haftada birkaç gün sabahları iki tane) yeseniz bile endişelenmenizi gerektirecek düzeyde değil.</p>
<p><strong>Tam yağlı süzme yoğurt (Bir kutuda 17 gram protein):</strong> Yoğurttaki probiyotiklerin sağlığınıza faydalı olup olmadığı henüz kesinleşmemiş olsa da süzme yoğurdun önemli bir protein ve amino asit kaynağı olduğu biliniyor. Bütün yoğurt çeşitlerinde protein bulunsa da araştırmalar sonucunda tam yağlı yoğurdun beliniz için az yağlı veya yağsız sütten daha faydalı olduğu bulundu. (Tam yağlı yoğurt daha doyurucu olduğu gibi aynı zamanda içinde daha az şeker ve diğer katkı maddeleri bulunur.)</p>
<p><strong>Soya sütü (Bir bardakta 8 gram protein):</strong> Amerikan Beslenme ve Diyet Akademisi’nden diyetisyen Toby Smithson’a göre hayvansal gıda tüketiminizi azaltmak veya tamamen kesmek istiyorsanız soyayı tercih edebilirsiniz. Önemli bütün amino asitlerin bulunduğu bitkisel kaynaklardan biri olan soya bitkisinin  sütünü sabahları kahvenize veya çayınıza katarak kolay ve keyifli bir protein alımı sağlayabilirsiniz.</p>
<p><strong>Öğle yemeği</strong></p>
<p><strong>Kinoa (Bir kasede 8 gram protein):</strong> Antik çağların tahılı olarak görülen kinoa, önemli amino asitlerin eksiksiz bulunduğu nadir bitkisel kaynaklardan biridir. Journal of the Science of Food and Agriculture dergisinde yer alan bir araştırmaya göre kinoa, günümüzde yediğimiz popüler tahıllar olan buğday, mısır ve pirinçle kıyaslandığında protein bakımından çok daha faydalı. Kinoayı salatanıza karıştırarak veya çorbanıza katarak kolaylıkla tüketebilirsiniz.</p>
<p><strong>Badem yağı (Bir yemek kaşığında 3.5 gram protein):</strong> Smithson kabuklu yemişlerin ve yağlarının önemli bir protein kaynağı olduğunu ve öğle yemeği için son derece uygun olduğunu belirtiyor. Aynı görüşü paylaşan diğer uzmanlar, ayrıca badem yağındaki sağlıklı yağların da vücudumuza faydalı olduğunu ekliyor. Yapılan araştırmalar, kabuklu yemiş tüketiminin kalp hastalıkları, kanser ve Tip 2 diyabet riskini azalttığını gösteriyor. Ancak uzmanlar, önceden paketlenmiş ürünlerde bol şeker, tuz ve diğer katkı maddeleri bulunduğundan, ambalajlı paketlerdeki değil taze öğütülmüş yağları tercih etmenizi öneriyor.</p>
<p><strong>Tohumlar (Yaklaşık 30 gram başına 4.5 gram protein):</strong> Kenevir tohumu, chia tohumu ve keten tohumu, sağlıklı protein kaynaklarıdır. Bu tohumları salatalarınıza veya meyve pürelerinize katarak yediğiniz öğünün protein değerlerini kolayca arttırabilirsiniz. (Keten tohumu gibi bazı tohumların sağlıklı besin değerlerini alabilmeniz için bu tohumların güzelce öğütülmüş olması gerekmektedir. Tohumları öğütmeden tüketmeniz, besinlerin yeteri kadar fayda sağlayamamasına sebep olabilir.)</p>
<p><strong>Akşam yemeği</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Fasulye (Bir kâsede 15 gram protein):</strong> Michigan’daki Andrews Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Winston Craig’e göre yediğiniz fasulye çeşidi ister börülce, bakla, nohut, barbunya veya Meksika fasulyesi olsun, hepsi önemli protein kaynaklarıdır. Vegan diyet üzerine araştırma yapmış olan Craig, fasulye çeşitlerinin tam tahılla karıştırılarak yenmesi durumunda, vücuda gereken protein amino asitlerin hiçbir et veya süt ürününe ihtiyaç duyulmadan karşılanabildiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Tofu (Bir kâsede 20 gram protein):</strong> Soya sütünün kahvaltılarınızın sağlıklı bir protein kaynağı olması gibi tofu da – ki kendisi soya sütünün kesilerek peynir yapılmış halidir- akşam yemekleriniz için önemli bir protein kaynağı görevi görür. Soyanın tümör ve kanser ile bağlantısı konusunda hala yanıtlanmamış sorular bulunsa da birçok uzmana göre soya, endişe edilecek değil zevkle yenecek bir besin.</p>
<p><strong>Balık (Yaklaşık 170 gram balıkta 34 gram protein</strong>): Sağlık konusunda aşırı titiz Amerikalılar için et, kümes hayvanları ve balık kelimeleri proteinle eş anlamlıdır. Yine de birçoğumuz kalkan veya somon balığı yemek yerine sığır eti veya tavuk yemeyi tercih ederiz. Balık ağırlıklı Akdeniz usulü beslenmenin birçok kronik hastalık riskini azalttığını göz önünde bulundurursak akşam yemeklerinde protein yüklü balıkları tercih etmemiz de sağlığımız için son derece faydalı olacaktır.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://time.com/4386215/best-protein-foods/?xid=newsletter-brief">http://time.com/4386215/best-protein-foods/?xid=newsletter-brief</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/her-ogunde-protein-almanin-9-kolay-yolu">Her öğünde protein almanın 9 kolay yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11157</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyada sadece Konya Havzası’nda yaşayan balıkların nesli tükenmek üzere</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/dunyada-sadece-konya-havzasinda-yasayan-baliklarin-nesli-tukenmek-uzere</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jan 2018 10:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[beyşehir gölü]]></category>
		<category><![CDATA[doğa derneği]]></category>
		<category><![CDATA[göğce balığı]]></category>
		<category><![CDATA[konya havzası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya üzerinde sadece Konya Havzası’nda yaşayan ve nesli tehlike altında olan balık türleri, Tuz Gölü, Melendiz Çayı, Cihanbeyli İnsuyu, Ereğli Sazlıkları ve Beyşehir Gölü’nde barınıyor. Beyşehir Gölü&#8217;nde yaşayan balık türlerini gösteren poster için tıklayın. Anadolu’nun en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü ve gölün su toplama havzası, Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Kırmızı Liste ölçütlerine göre korunma önceliğine sahip 12 türe ev sahipliği yapıyor. Kurumun web sitesine göre bu türler, 7’si tehlikede (EN), 2’si hassas (VU), 2’si tehlike altına girmeye yakın (NT) ve 1’i için yeterli veri yok (DD) olarak sınıflandırılmış. Göle yabancı türler aşılanıyor Özellikle Beyşehir Gölü, doğal yaşam koşullarını kaybetmiş olduğu için, balıklar, gölü besleyen dere yataklarına ve pınarlara sıkışmış durumda. Ayrıca, göle sonradan aşılanan yabancı türler nedeniyle, Konya’ya özgü olan bu balık türlerinin sayısı gitgide azalıyor. Diğer tehditler ise, setler, barajlar, deşarj ve sulama kanalları, elektroşokla avlanma, fabrika ve kanalizasyon atıkları. Doğa Derneği Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç yaptığı açıklamada: “Pek bilinmese de, Konya’nın gölleri ve akarsuları Anadolu’nun ve dünyanın en önemli tatlı su balığı yaşam alanlarından biri. Konya ili balık çeşitliliği bakımından benzersizliği ile dünya çapında çok önemli bir yere sahip. Bu balıkların bazılarının boyları çok küçük olsa da, en az kaplanlar ve pandalar kadar tehlike altındalar. Beyşehir sirazı, kızılkanat, yağ balığı ve kaya balığı bunlardan bazıları. Balık türleri üzerindeki en ciddi tehdidi göle sonradan aşılanan türler oluşturuyor. Örneğin, dünyada sadece Konya Beyşehir’de yaşamış olan göğce balığı bu yüzden yok olmuş durumda. Fakat diğer türler için hala umut var” diye konuştu. Yaşam pınarlarının korunması gerekli Gölü besleyen pınarların etkili biçimde korunması için Doğa Derneği, Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı desteğiyle yaklaşık bir yıldır çalışıyor. Koordinatör Kılıç, Beyşehir’deki en önemli yaşam pınarlarından birinin, yaşı günümüzden yaklaşık 3300 yıl öncesine uzanan Eflatunpınar Hitit Anıtı’nın (solda) su kaynağı olduğunu söyledi. Kılıç, pınarların acilen koruma altına alınması ve yöre insanının doğaya dost kadim üretim yöntemlerini devam ettirmesi için çalıştıklarını vurguladı. &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/dunyada-sadece-konya-havzasinda-yasayan-baliklarin-nesli-tukenmek-uzere">Dünyada sadece Konya Havzası’nda yaşayan balıkların nesli tükenmek üzere</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_8839" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-8839" class="wp-image-8839 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/gogce-1024x649.jpg" alt="" width="730" height="463" /><p id="caption-attachment-8839" class="wp-caption-text">Nesli tükenen göğce balığı</p></div>
<p>Dünya üzerinde sadece Konya Havzası’nda yaşayan ve nesli tehlike altında olan balık türleri, Tuz Gölü, Melendiz Çayı, Cihanbeyli İnsuyu, Ereğli Sazlıkları ve Beyşehir Gölü’nde barınıyor. <a href="https://i0.wp.com/www.dogadernegi.org/wp-content/uploads/2018/01/beysehir-golu-100x70-2.jpg"><strong>Beyşehir Gölü&#8217;nde yaşayan balık türlerini gösteren poster için tıklayın.</strong></a></p>
<p>Anadolu’nun en büyük tatlı su gölü olan <strong>Beyşehir Gölü</strong> ve gölün su toplama havzası,<strong> Dünya Doğayı Koruma Birliği </strong>(IUCN) Kırmızı Liste ölçütlerine göre korunma önceliğine sahip <strong>12 türe</strong> ev sahipliği yapıyor. Kurumun web sitesine göre bu türler, 7’si tehlikede (EN), 2’si hassas (VU), 2’si tehlike altına girmeye yakın (NT) ve 1’i için yeterli veri yok (DD) olarak sınıflandırılmış.</p>
<p><strong>Göle yabancı türler aşılanıyor</strong></p>
<p>Özellikle Beyşehir Gölü, doğal yaşam koşullarını kaybetmiş olduğu için, balıklar, gölü besleyen dere yataklarına ve pınarlara sıkışmış durumda. Ayrıca, göle sonradan aşılanan yabancı türler nedeniyle, Konya’ya özgü olan bu balık türlerinin sayısı gitgide azalıyor. Diğer tehditler ise, setler, barajlar, deşarj ve sulama kanalları, elektroşokla avlanma, fabrika ve kanalizasyon atıkları.</p>
<p><strong>Doğa Derneği</strong> Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç yaptığı açıklamada: “Pek bilinmese de, Konya’nın gölleri ve akarsuları Anadolu’nun ve dünyanın en önemli tatlı su balığı yaşam alanlarından biri. Konya ili balık çeşitliliği bakımından benzersizliği ile dünya çapında çok önemli bir yere sahip. Bu balıkların bazılarının boyları çok küçük olsa da, en az kaplanlar ve pandalar kadar tehlike altındalar. Beyşehir sirazı, kızılkanat, yağ balığı ve kaya balığı bunlardan bazıları. Balık türleri üzerindeki en ciddi tehdidi göle sonradan aşılanan türler oluşturuyor. Örneğin, dünyada sadece Konya Beyşehir’de yaşamış olan göğce balığı bu yüzden yok olmuş durumda. Fakat diğer türler için hala umut var” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşam pınarlarının korunması gerekli<br />
</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-8841 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/efltn-300x200.jpg" alt="" width="407" height="271" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/efltn-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/01/efltn.jpg 739w" sizes="auto, (max-width: 407px) 100vw, 407px" /></p>
<p>Gölü besleyen pınarların etkili biçimde korunması için Doğa Derneği, Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı desteğiyle yaklaşık bir yıldır çalışıyor. Koordinatör Kılıç, Beyşehir’deki en önemli yaşam pınarlarından birinin, yaşı günümüzden yaklaşık 3300 yıl öncesine uzanan<strong> Eflatunpınar Hitit Anıtı</strong>’nın (solda) su kaynağı olduğunu söyledi. Kılıç, pınarların acilen koruma altına alınması ve yöre insanının doğaya dost kadim üretim yöntemlerini devam ettirmesi için çalıştıklarını vurguladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/dunyada-sadece-konya-havzasinda-yasayan-baliklarin-nesli-tukenmek-uzere">Dünyada sadece Konya Havzası’nda yaşayan balıkların nesli tükenmek üzere</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8838</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2017 13:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[dünya devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sulak alanlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[ramsar sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sazan]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[yok olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu’daki sulak alanlarda 316 balık türü yaşıyor. Doğa Derneği’nin son çalışmaları, bu balıkların yüzde 54’ünün yalnız Anadolu’da bulunduğunu ve %49’unun küresel ölçekte tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. Her keşifle bu listeye yeni türler ekleniyor. Rakamlara bakıldığında Anadolu iç su balıkları için tam bir cennet ve bu zenginliği buzul çağları sırasındaki konumuna ve coğrafi yapısına borçlu. 2 Şubat 2017 Dünya Sulak Alanlar Günü, yani 1971 yılında bugün İran’ın Ramsar kentinde imzalanan “Ramsar” Sözleşmesi’nin yıl dönümü. 46 sene önce bugün dünyanın pek çok ülkesi, sulak alanlarını koruyacaklarına ve geliştireceklerine söz verdi. Geç de olsa Türkiye Cumhuriyeti de bu devletler arasına katıldı. Bu sözün verilmesinin belki en önemli sebebi yaşamın ve insan medeniyetinin başından beri sulak alanlara bağlı olması ve binlerce canlı için sulak alanlar olmadan yaşamın devam edemeyeceği gerçeğiydi. Ancak son 60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu. Bu alanların toplamı Marmara Denizi’nden daha büyük. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke. İç su balıklarını yanlış su politikaları yok ediyor Anadolu’da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor. Balıklarla ilgili Türkiye’de çok az sayıda uzman var ve bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamıyor. Hatta çoğu “küçük” proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü’nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz. Dünya Sulak Alanlar Günü hakkında açıklama yapan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol “Dünyada sadece Anadolu’da yaşayan 54 iç su balığı var ve Anadolu’da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzereyiz. Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor. Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz. Balıkların yaşayamadığı bir dünyada insan da barınamaz. Yaşam için suyun korunması gerçek önceliğimiz olmalı, bu yüzden küçük balıkların yanındayız” dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede">Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu’daki sulak alanlarda 316 balık türü yaşıyor. Doğa Derneği’nin son çalışmaları, bu balıkların yüzde 54’ünün yalnız Anadolu’da bulunduğunu ve %49’unun küresel ölçekte tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. Her keşifle bu listeye yeni türler ekleniyor. Rakamlara bakıldığında Anadolu iç su balıkları için tam bir cennet ve bu zenginliği buzul çağları sırasındaki konumuna ve coğrafi yapısına borçlu.</p>
<p>2 Şubat 2017 Dünya Sulak Alanlar Günü, yani 1971 yılında bugün İran’ın Ramsar kentinde imzalanan “Ramsar” Sözleşmesi’nin yıl dönümü. 46 sene önce bugün dünyanın pek çok ülkesi, sulak alanlarını koruyacaklarına ve geliştireceklerine söz verdi. Geç de olsa Türkiye Cumhuriyeti de bu devletler arasına katıldı. Bu sözün verilmesinin belki en önemli sebebi yaşamın ve insan medeniyetinin başından beri sulak alanlara bağlı olması ve binlerce canlı için sulak alanlar olmadan yaşamın devam edemeyeceği gerçeğiydi. Ancak son 60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu. Bu alanların toplamı Marmara Denizi’nden daha büyük. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke.</p>
<p><strong>İç su balıklarını yanlış su politikaları yok ediyor</strong></p>
<p>Anadolu’da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor.</p>
<p>Balıklarla ilgili Türkiye’de çok az sayıda uzman var ve bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamıyor. Hatta çoğu “küçük” proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü’nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz.</p>
<p>Dünya Sulak Alanlar Günü hakkında açıklama yapan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol “Dünyada sadece Anadolu’da yaşayan 54 iç su balığı var ve Anadolu’da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzereyiz. Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor. Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz. Balıkların yaşayamadığı bir dünyada insan da barınamaz. Yaşam için suyun korunması gerçek önceliğimiz olmalı, bu yüzden küçük balıkların yanındayız” dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede">Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5207</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Balıklar plastik yeme eğilimde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/baliklar-plastik-yeme-egilimde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 09:03:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2844</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsveçli araştırmacılara göre balıklar plastiği fazlasıyla yemeleri gereken yüksek enerjili bir gıda kaynağı olduğunu sanıyor. Ergenlik çağındaki gençlerin sağlıksız yiyecekleri yediği gibi kendilerini plastikle dolduruyor. Science bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre yüksek oranda polistiren maddesine maruz kalan tatlı su levrek larvaları bu partikülleri doğal gıdalara tercih ediyor. Mikro-plastiklerin balıkların yaşamlarının başındaki etkilerini incelemek isteyen İsveçli araştırmacılar levrek larvalarını su tanklarında farklı yoğunlukta polistirene maruz bırakarak bir deney gerçekleştirdi. Deneyin sonucunda mikro-plastiklerin olmadığı tanklarda yumurtaların yüzde 96&#8217;sı başarıyla çatlarken yoğun plastik bulunan tanklarda bu oran yüzde 81&#8217;e düştü. Yırtıcı hayvanların saldırısı karşısında da temiz sulardaki genç levreklerin yarısı hayatta kalırken yoğun plastik ortamında yaşayan genç balıkların hepsi 24 saatlik sürede yem oldu. Bu araştırmaya göre Baltık Denizi&#8217;nde levrek ve turnabalığı sayısının son 20 yılda azalmasına neden olarak erken yaşta olan balık ölümleri olduğu düşünülüyor. Uppsala Üniversitesi&#8217;nden Dr. Oona Lonnstedt mikro-plastiklerin yoğun oranda bulunduğu suda yetişen balıkların temiz suda yetişenlere kıyasla &#8220;daha küçük, daha yavaş ve daha aptal&#8221; olduğunu söylüyor. Araştırma ekibi için en şaşırtıcı sonuç ise plastiğin balıkların yeme alışkanlıklarını nasıl değiştirdiği. Balıkların hepsine aynı yem verilmesine rağmen balıkların sadece plastik yemesi plastiğin kimyasal ya da fiziksel bir özelliğinin balıklarda bu davranışa sebep olduğu düşünülüyor. Balıklar plastiği fazlasıyla yemeleri gereken yüksek enerjili bir gıda kaynağı olduğunu sanıyor. Ergenlik çağındaki gençlerin sağlıksız yiyecekleri yediği gibi kendilerini plastikle dolduruyor. Geçen yıl çıkan bir araştırmaya göre okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık giriyor. Plastik atıklar, ultra-viyole ışınlarına ve kimyasal çürümeye maruz kalıyor, dalgalarında hareketiyle de çok ufak parçalara ayrılıyor. Bu ufak parçaların 5mm’den küçük olanlarına mikro- plastik adı veriliyor.   Bu terim ayrıca kişisel bakım ürünlerinde kullanılan plastik mikro-kabarcıklar için de geçerli. Bilim insanları bu ufak parçaların deniz hayvanlarının midesinde yığılarak toksik kimyasalları sızdırabileceği endişesini taşımakla birlikte bu plastiklerin genç balık türleri üzerindeki etkilerinin ekosistem üzerinde de derin sonuçları olabileceğini düşünüyor. Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160603_genc_baliklar_plastik_bagimlisi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/baliklar-plastik-yeme-egilimde">Balıklar plastik yeme eğilimde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsveçli araştırmacılara göre balıklar plastiği fazlasıyla yemeleri gereken yüksek enerjili bir gıda kaynağı olduğunu sanıyor. Ergenlik çağındaki gençlerin sağlıksız yiyecekleri yediği gibi kendilerini plastikle dolduruyor. Science bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre yüksek oranda polistiren maddesine maruz kalan tatlı su levrek larvaları bu partikülleri doğal gıdalara tercih ediyor.</p>
<p>Mikro-plastiklerin balıkların yaşamlarının başındaki etkilerini incelemek isteyen İsveçli araştırmacılar levrek larvalarını su tanklarında farklı yoğunlukta polistirene maruz bırakarak bir deney gerçekleştirdi. Deneyin sonucunda mikro-plastiklerin olmadığı tanklarda yumurtaların yüzde 96&#8217;sı başarıyla çatlarken yoğun plastik bulunan tanklarda bu oran yüzde 81&#8217;e düştü. Yırtıcı hayvanların saldırısı karşısında da temiz sulardaki genç levreklerin yarısı hayatta kalırken yoğun plastik ortamında yaşayan genç balıkların hepsi 24 saatlik sürede yem oldu. Bu araştırmaya göre Baltık Denizi&#8217;nde levrek ve turnabalığı sayısının son 20 yılda azalmasına neden olarak erken yaşta olan balık ölümleri olduğu düşünülüyor. Uppsala Üniversitesi&#8217;nden Dr. Oona Lonnstedt mikro-plastiklerin yoğun oranda bulunduğu suda yetişen balıkların temiz suda yetişenlere kıyasla &#8220;daha küçük, daha yavaş ve daha aptal&#8221; olduğunu söylüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-2847" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/06/balik1-300x169.jpg" alt="balik1" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/06/balik1-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/06/balik1.jpg 660w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Araştırma ekibi için en şaşırtıcı sonuç ise plastiğin balıkların yeme alışkanlıklarını nasıl değiştirdiği. Balıkların hepsine aynı yem verilmesine rağmen balıkların sadece plastik yemesi plastiğin kimyasal ya da fiziksel bir özelliğinin balıklarda bu davranışa sebep olduğu düşünülüyor. Balıklar plastiği fazlasıyla yemeleri gereken yüksek enerjili bir gıda kaynağı olduğunu sanıyor. Ergenlik çağındaki gençlerin sağlıksız yiyecekleri yediği gibi kendilerini plastikle dolduruyor.</p>
<p>Geçen yıl çıkan bir araştırmaya göre okyanuslara her yıl 8 milyon ton plastik atık giriyor. Plastik atıklar, ultra-viyole ışınlarına ve kimyasal çürümeye maruz kalıyor, dalgalarında hareketiyle de çok ufak parçalara ayrılıyor. Bu ufak parçaların 5mm’den küçük olanlarına mikro- plastik adı veriliyor.   Bu terim ayrıca kişisel bakım ürünlerinde kullanılan plastik mikro-kabarcıklar için de geçerli. Bilim insanları bu ufak parçaların deniz hayvanlarının midesinde yığılarak toksik kimyasalları sızdırabileceği endişesini taşımakla birlikte bu plastiklerin genç balık türleri üzerindeki etkilerinin ekosistem üzerinde de derin sonuçları olabileceğini düşünüyor.</p>
<p><em><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160603_genc_baliklar_plastik_bagimlisi">http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160603_genc_baliklar_plastik_bagimlisi</a></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/baliklar-plastik-yeme-egilimde">Balıklar plastik yeme eğilimde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2844</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
