<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>başarısızlık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/basarisizlik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/basarisizlik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Oct 2019 11:35:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kendi kendini sabote edenlerden misiniz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kendi-kendini-sabote-edenlerden-misiniz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Oct 2019 11:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[başarısızlık]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[risk almak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir düşünün; yaşamınızda bir şeyi çok gerçekleştirmek istiyorsunuz ama bir türlü olmuyor veya bir türlü istediğiniz o son hedefe ulaşamıyorsunuz. Kim bilir belki de hep aynı planı yapıp yürüyor ve sonuçların farklı olmasını bekliyorsunuz. Farkında olmadan her hafta, hep aynı döngünün içine hapsoluyor, kendinizi potansiyelinizin altında yaşamaya mahkum ediyorsunuz. Gerçekleştiremediğiniz hayallerinizden dolayı pişmanlık duyuyor, ancak sizi sınırlayan alışkanlıklarınız yüzünden kıpırdayamıyorsunuz. Hatta kendinizi özgürlüğe ulaştırabilmek için yapmanız gerekenleri biliyor ancak yapamıyor veya yapmıyorsunuz. Sonra kendinize kızgınlığınız öylesine artıyor ki; kendi kendinizi sabote ediyorsunuz.  Kendi kendini sabote etmek ne demektir? Bunu başaracak kadar iyi değilim, sevilmeyi hak etmiyorum, beni de, yaptığım işi de isteyen yok zaten, kendimi iyi hissediyorsam kesin kötü bir şey olur, keşke daha güzel olsaydım… İşte “kendi kendini sabote etme” (self-sabotage) cümlelerinden bazıları. Kendi kendini sabote etme aslında psikoloji biliminin iyi bildiği bir kavram. Bir çeşit “kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz iç konuşmalar nedeniyle özgüveninin düşmesi ve kendini gerçekleştirmesinin engellenmesi hali.” Bu kavram Berglas ve Jones tarafından ilk kez 1978 yılında şöyle tanımlanmış: “Bireyin bir işi ya da görevi yerine getirebilecek kapasitesi olmasına rağmen, söz konusu işi kotarabileceğine yönelik belirsizlik yaşaması ve yeterli kapasitede olmadığına ilişkin bahaneler bularak kendini haklı gösterme çabası.” Aslında ortalama insana hiç yabancı olmayan bir ruh hali. Kendini sabote etme hali bazen kişilerin başarabileceklerinden kuşku duyduklarında benliklerini korumak amacıyla da başvurduğu bir savunma yolu olabiliyor. Kendini sabote etme mekanizmasını kullanan kişiler, performansları sonucu ortaya çıkan başarısızlık durumlarını yeteneklerinden ziyade performanslarındaki sorunlara bağlama eğilimi gösteriyorlar. Bilimsel veriler iki çeşit kendini sabote etme yolu tanımlıyor. Bunlardan ilki “davranışsal kendini sabotaj” (behavioral self-handicapping), ikincisi ise “sözlü/öz bildirimli kendini sabotaj”  (claimed/self-reported self-handicapping)’dır. Sözlü kendini sabotaj, yapılacak eylem öncesi anksiyete, bitkinlik, stres gibi daha çok psikolojik belirtilerin sözel olarak ifade edilmesi anlamına geliyor. Davranışsal sabotaj ise eylem öncesi başarılı olmak için gereken düzeyde çalışmamak, farklı gündemlerle ilgilenme, sonucu kadere bağlamak, fiziksel belirtiler göstermek, yapabileceğinden fazla işi bir arada yürütmeye çalışmak, alkol-madde kullanımı gibi davranışları içeriyor. (Higgins ve ark.1990, Hendrix ve Hirt 2009). Neden kendimizi sabote ederiz? “Self sabotaj” eyleminin kökeni çocukluk yıllarına dayanabiliyor. Bazı çocuklar, ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, dikkatlerini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki  gösterme çabası içine girebiliyor. Bu eğilim yıllar içinde kendi kendini sabote etme eylemine dönüşebiliyor. Kendini sabote etmek eyleminin temelinde öz-güven, öz-değer ve inanç eksikliği yatıyor. Yaşanan durumların hissettirdiği duygular ile baş edememe hali de “self sabotage” nedeni olabiliyor. Öyle ki, kişiler bazen içinde bulunulan duruma ve çevredeki diğer kişilere gereksiz tepkiler verilebiliyor ve yangına körükle gidip sabotajın dozunu arttırabiliyor. Dolayısıyla, kişi kendini hedefe ulaşmadan engellemiş oluyor. Bu durum bireyin kendini elde edebileceği yeni duruma hazır hissetmediğinden veya içten içe hak etmediğini ya da elde edemeyeceğini düşünmesinden kaynaklanabiliyor. Kendi kendimizi sabote etme yolları Bilimsel çalışmalar, kendini sabote etme halinin çoğu zaman bilinçsizce yapıldığını ortaya koyuyor. Bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biri Petra Block’un “MindFuck” isimli kitabıdır. Petra’ya göre insan ne kadar eğitimli, uygar ve çağdaş değerlere inanıyor olursa olsun, yine de düşünce sistematiği otoriter ve baskıcı olabiliyor. Petra’ya göre insanın kendini engellemesinin değişik yolları var. Bu yollara örnek olarak “kendini inkar etmek, başkalarının yaşamsal çıkarlarını kendininkilerden yukarıda tutmak, herkesi memnun etmeye çalışmak, kendini ve başkalarını baskı altına almak, kendine ve başkalarına mükemmeliyetçilik, bilmişlik gibi değerler biçerek yakınmayı alışkanlık haline getirmek, katı ve keyfi kurallara boyun eğmek, kendine ve başkalarına karşı kronik güvensizlik yaşamak” sayılabilir. Sürekli bir şeyleri ertelemek, kendine acımak gibi davranış ve düşünce kalıpları da kendi kendine sabote etmek yöntemleri arasında sayılıyor. Toronto Üniversite’sinden Dr. Jason Plasis ve sosyal psikolog Kristen Stecher’ın yaptığı araştırmalar, kimi insanların elde ettikleri başarılar karşısında ezildiklerini ve aslında kendi kapasitelerinin sınırlı olduğunu düşündüklerini ve kendi başarıları karşında afallayabildiklerini gösteriyor. Bu durum sonraki yaşamlarında üzerlerindeki baskıyı arttırıyor ve kimi zaman bu ağır yükü taşıyamayıp kendilerini sabote etmelerine yol açabiliyor. Bazı araştırmacılar, insanın güvenliğini sağlamak ve alıştığı ve güvenli olan yaşam döngüsünün dışına çıkamama hali olarak tanımlanan “direnme sendromu” (resistance syndrome)  ile “self sabotage” arasında bir ilişki olduğunu ileri sürüyor. Bu görüşe göre kişiler alıştıkları döngünün dışına çıkmaları gerektiğinde, bunu engellemek adına, kendi kendilerini sabote edebiliyor ve direnme sendromunun yerleşmesine katkı sağlıyor. Sonuçta karşılanmamış ihtiyaçlar ve beklentilerden dolayı hayal kırıklığı hissedilmiyor, pişmanlıklar duyulmuyor. Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “Kişiler, hata yapma korkusu nedeniyle, çeşitli durumlara hazırlık yapmayı ertelemekte, olumsuz çıktılar oluşturarak, olası başarısızlık sonucu yaşayacakları utanç duygusundan benliklerini korumaya çalışmaktadırlar.” Günlük hayatta kendimizi sabote etmenin önüne nasıl geçebiliriz? “Kendi kendini sabotaj” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanıyor. Bu kavram, Dr. Pajares’in vurguladığı gibi, zorluklar karşısında iyimser olmayı, azim ile çabalamayı ve çabalarken ortaya çıkan davranışları içeriyor (1996). Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor (Kazemi ve ark. 2014). Öz saygı ve benlik bütünlüğüne sahip olmak, “self sabotage” riskini azaltıyor ve öz yeterlik algısını güçlendiriyor. Sonuç olarak, işin esası benliğin güçlenmesidir. Hangi yaş grubunda olursa olsun, başarısızlık ve başarısızlığa karşı hissedilen tehditlerin de insanlara öğrenme ve gelişme fırsatları doğurduğunu hep hatırda tutmak gerekiyor. Başarısız olunan durumlarda, benliği korumak için, sabote etme stratejilerine başvurmak yerine başarısızlığa neden olan durumlarla yüzleşebilmek gerekiyor. Bu konularda gelişmeye çalışmak, benlik bütünlüğüne katkı sağlıyor. İş ve özel hayatımızda daha öz güvenli, mutlu, gelişime açık ve başarılı bireyler olabilmenin yolu buradan geçiyor. Psikolog Selin Uçal</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kendi-kendini-sabote-edenlerden-misiniz">Kendi kendini sabote edenlerden misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir düşünün; yaşamınızda bir şeyi çok gerçekleştirmek istiyorsunuz ama bir türlü olmuyor veya bir türlü istediğiniz o son hedefe ulaşamıyorsunuz. Kim bilir belki de hep aynı planı yapıp yürüyor ve sonuçların farklı olmasını bekliyorsunuz. Farkında olmadan her hafta, hep aynı döngünün içine hapsoluyor, kendinizi potansiyelinizin altında yaşamaya mahkum ediyorsunuz.</p>
<p>Gerçekleştiremediğiniz hayallerinizden dolayı pişmanlık duyuyor, ancak sizi sınırlayan alışkanlıklarınız yüzünden kıpırdayamıyorsunuz. Hatta kendinizi özgürlüğe ulaştırabilmek için yapmanız gerekenleri biliyor ancak yapamıyor veya yapmıyorsunuz. Sonra kendinize kızgınlığınız öylesine artıyor ki; kendi kendinizi sabote ediyorsunuz.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kendi kendini sabote etmek ne demektir? </strong>Bunu başaracak kadar iyi değilim, sevilmeyi hak etmiyorum, beni de, yaptığım işi de isteyen yok zaten, kendimi iyi hissediyorsam kesin kötü bir şey olur, keşke daha güzel olsaydım…</p>
<p>İşte “kendi kendini sabote etme” (self-sabotage) cümlelerinden bazıları.</p>
<p>Kendi kendini sabote etme aslında psikoloji biliminin iyi bildiği bir kavram. Bir çeşit “<em>ki</em><em>şinin kendi kendine yapt</em><em>ığı olumsuz i</em><em>ç konu</em><em>şmalar nedeniyle </em><em>özg</em><em>üveninin d</em><em>üşmesi ve kendini ger</em><em>çekle</em><em>ştirmesinin engellenmesi hali.</em>”</p>
<p>Bu kavram <strong>Berglas</strong> ve <strong>Jones</strong> tarafından ilk kez 1978 yılında şöyle tanımlanmış: “<em>Bireyin</em> <em>bir i</em><em>şi ya da g</em><em>örevi yerine getirebilecek kapasitesi olmas</em><em>ına ra</em><em>ğmen, s</em><em>öz konusu i</em><em>şi kotarabilece</em><em>ğine</em><em> y</em><em>önelik belirsizlik ya</em><em>şamas</em><em>ı ve yeterli kapasitede olmad</em><em>ığına ili</em><em>şkin bahaneler bularak kendini hakl</em><em>ı g</em><em>österme </em><em>çabas</em><em>ı.</em>”</p>
<p>Aslında ortalama insana hiç yabancı olmayan bir ruh hali.</p>
<p>Kendini sabote etme hali bazen kişilerin başarabileceklerinden kuşku duyduklarında benliklerini korumak amacıyla da başvurduğu bir savunma yolu olabiliyor.</p>
<p>Kendini sabote etme mekanizmasını kullanan kişiler, performansları sonucu ortaya çıkan başarısızlık durumlarını yeteneklerinden ziyade performanslarındaki sorunlara bağlama eğilimi gösteriyorlar.</p>
<p>Bilimsel veriler iki çeşit kendini sabote etme yolu tanımlıyor. Bunlardan ilki “<em>davran</em><em>ışsal kendini sabotaj</em>” (<strong>behavioral self-handicapping</strong>), ikincisi ise “<em>s</em><em>özl</em><em>ü/</em><em>öz bildirimli kendini sabotaj</em><em>”</em>  (<strong>claimed/self-reported self-handicapping</strong>)’dır.</p>
<p>Sözlü kendini sabotaj, yapılacak eylem öncesi anksiyete, bitkinlik, stres gibi daha çok psikolojik belirtilerin sözel olarak ifade edilmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Davranışsal sabotaj ise eylem öncesi başarılı olmak için gereken düzeyde çalışmamak, farklı gündemlerle ilgilenme, sonucu kadere bağlamak, fiziksel belirtiler göstermek, yapabileceğinden fazla işi bir arada yürütmeye çalışmak, alkol-madde kullanımı gibi davranışları içeriyor. (Higgins ve ark.1990, Hendrix ve Hirt 2009).</p>
<p><strong>Neden kendimizi sabote ederiz?</strong></p>
<p>“Self sabotaj” eyleminin kökeni çocukluk yıllarına dayanabiliyor. Bazı çocuklar, ebeveynlerine başarılı görünmek, onları mutlu etmek, dikkatlerini çekmek ve kendilik değerini korumak için kendini olduğundan daha yetenekli ve zeki  gösterme çabası içine girebiliyor. Bu eğilim yıllar içinde kendi kendini sabote etme eylemine dönüşebiliyor.</p>
<p>Kendini sabote etmek eyleminin temelinde öz-güven, öz-değer ve inanç eksikliği yatıyor. Yaşanan durumların hissettirdiği duygular ile baş edememe hali de “self sabotage” nedeni olabiliyor. Öyle ki, kişiler bazen içinde bulunulan duruma ve çevredeki diğer kişilere gereksiz tepkiler verilebiliyor ve yangına körükle gidip sabotajın dozunu arttırabiliyor. Dolayısıyla, kişi kendini hedefe ulaşmadan engellemiş oluyor. Bu durum bireyin kendini elde edebileceği yeni duruma hazır hissetmediğinden veya içten içe hak etmediğini ya da elde edemeyeceğini düşünmesinden kaynaklanabiliyor.</p>
<p><strong>Kendi kendimizi sabote etme yollar</strong><strong>ı</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalar, kendini sabote etme halinin çoğu zaman bilinçsizce yapıldığını ortaya koyuyor. Bu konuda yazılmış en iyi kitaplardan biri Petra Block’un “<strong>MindFuck</strong>” isimli kitabıdır. Petra’ya göre insan ne kadar eğitimli, uygar ve çağdaş değerlere inanıyor olursa olsun, yine de düşünce sistematiği otoriter ve baskıcı olabiliyor. Petra’ya göre insanın kendini engellemesinin değişik yolları var. Bu yollara örnek olarak “<em>kendini inkar etmek, ba</em><em>şkalar</em><em>ın</em><em>ın ya</em><em>şamsal </em><em>çıkarlar</em><em>ın</em><em>ı kendininkilerden yukar</em><em>ıda tutmak, herkesi memnun etmeye </em><em>çal</em><em>ışmak, kendini ve ba</em><em>şkalar</em><em>ın</em><em>ı bask</em><em>ı alt</em><em>ına almak, kendine ve ba</em><em>şkalar</em><em>ına m</em><em>ükemmeliyet</em><em>ç</em><em>ilik, bilmi</em><em>şlik gibi de</em><em>ğerler bi</em><em>çerek yak</em><em>ınmay</em><em>ı al</em><em>ışkanl</em><em>ık haline getirmek, kat</em><em>ı ve keyfi</em><em> kurallara boyun e</em><em>ğmek, kendine ve ba</em><em>şkalar</em><em>ına kar</em><em>şı kronik g</em><em>üvensizlik ya</em><em>şamak</em>” sayılabilir. Sürekli bir şeyleri ertelemek, kendine acımak gibi davranış ve düşünce kalıpları da kendi kendine sabote etmek yöntemleri arasında sayılıyor.</p>
<p>Toronto Üniversite’sinden <strong>Dr. Jason Plasis</strong> ve sosyal psikolog <strong>Kristen Stecher</strong>’ın yaptığı araştırmalar, kimi insanların elde ettikleri başarılar karşısında ezildiklerini ve aslında kendi kapasitelerinin sınırlı olduğunu düşündüklerini ve kendi başarıları karşında afallayabildiklerini gösteriyor. Bu durum sonraki yaşamlarında üzerlerindeki baskıyı arttırıyor ve kimi zaman bu ağır yükü taşıyamayıp kendilerini sabote etmelerine yol açabiliyor.</p>
<p>Bazı araştırmacılar, insanın güvenliğini sağlamak ve alıştığı ve güvenli olan yaşam döngüsünün dışına çıkamama hali olarak tanımlanan “<strong>direnme sendromu</strong>” (resistance syndrome)  ile “<strong>self sabotage</strong>” arasında bir ilişki olduğunu ileri sürüyor. Bu görüşe göre kişiler alıştıkları döngünün dışına çıkmaları gerektiğinde, bunu engellemek adına, kendi kendilerini sabote edebiliyor ve direnme sendromunun yerleşmesine katkı sağlıyor. Sonuçta karşılanmamış ihtiyaçlar ve beklentilerden dolayı hayal kırıklığı hissedilmiyor, pişmanlıklar duyulmuyor.</p>
<p>Psikoloji literatüründe, ”’başarısızlık korkusu”, “mükemmeliyetçilik”, “risk almak” ve “hata yapmak” korkuları da, kendi kendini sabote etmek kavramı içinde değerlendiriliyor. Elliot ve Thrash isimli araştırmacıların şu saptamasına katılmamak olası değil. “<em>Kişiler, h</em><em>ata yapma korkusu nedeniyle, </em><em>çe</em><em>şitli durumlara haz</em><em>ırl</em><em>ık yapmay</em><em>ı ertelemekte, olumsuz </em><em>çıkt</em><em>ılar olu</em><em>şturarak, olas</em><em>ı ba</em><em>şar</em><em>ıs</em><em>ızl</em><em>ık sonucu ya</em><em>şayacaklar</em><em>ı </em><em>utan</em><em>ç duygusundan benliklerini korumaya </em><em>çal</em><em>ışmaktad</em><em>ırlar</em><em>.”</em></p>
<p><strong>G</strong><strong>ünl</strong><strong>ük hayatta kendimizi sabote etmenin </strong><strong>ön</strong><strong>üne nas</strong><strong>ıl ge</strong><strong>çebiliriz?</strong></p>
<p>“<strong>Kendi kendini sabotaj</strong>” eylemlerinden korunabilmek için öz yeterlilik kavramı, yani, insanın kendini pozitif algılaması; öz saygı gibi benlik ile ilişkili özellikler önem kazanıyor. Bu kavram, Dr. Pajares’in vurguladığı gibi, zorluklar karşısında iyimser olmayı, azim ile çabalamayı ve çabalarken ortaya çıkan davranışları içeriyor (1996).</p>
<p>Öz yeterlilik algısının, çocukluk dönemlerinden itibaren geliştirilmesinde ebeveynler ve onlarla olan ilişkiler önem taşıyor. Benlik gelişiminde ebeveyn-çocuk etkileşiminin kalitesi, bireylerin gelecek dönemlerdeki yaşam kalitesini ve davranış şekillerini etkiliyor (Kazemi ve ark. 2014). Öz saygı ve benlik bütünlüğüne sahip olmak, “self sabotage” riskini azaltıyor ve öz yeterlik algısını güçlendiriyor.</p>
<p>Sonuç olarak, işin esası benliğin güçlenmesidir. Hangi yaş grubunda olursa olsun, başarısızlık ve başarısızlığa karşı hissedilen tehditlerin de insanlara öğrenme ve gelişme fırsatları doğurduğunu hep hatırda tutmak gerekiyor. Başarısız olunan durumlarda, benliği korumak için, sabote etme stratejilerine başvurmak yerine başarısızlığa neden olan durumlarla yüzleşebilmek gerekiyor. Bu konularda gelişmeye çalışmak, benlik bütünlüğüne katkı sağlıyor. İş ve özel hayatımızda daha öz güvenli, mutlu, gelişime açık ve başarılı bireyler olabilmenin yolu buradan geçiyor.</p>
<p><strong>Psikolog Selin Uçal</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kendi-kendini-sabote-edenlerden-misiniz">Kendi kendini sabote edenlerden misiniz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 May 2017 11:47:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başarısızlık]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[denemek]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Johannes Haushofer]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[tabu]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[yılmamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük. Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır. “Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte. Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar. Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner. Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor. Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi. Kaynak:  https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi">&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük.</p>
<p>Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır.</p>
<p>“Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte.</p>
<p>Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar.</p>
<p>Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner.</p>
<p>Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor.</p>
<p>Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><br />
<strong><a href="https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf">https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf</a> <a href="http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews">http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi">&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6462</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
