<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bitkiler arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bitkiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bitkiler</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Apr 2023 17:01:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 05:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[drone]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[karınca]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kronik ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[raylı sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[trafik uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29326</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak. Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait. Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi? Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor. Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor. Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”. Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor. Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı. Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde. ‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı. Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden. Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır? Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi. Modern dronlar yeni bir çağ başlattı! Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı. Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi. Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230; Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde. *** Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29322 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb.jpg 900w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak.</p>
<p>Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait.</p>
<p><strong>Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi?</strong></p>
<p>Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor.</p>
<p>Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor.</p>
<p>Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”.</p>
<p>Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor.</p>
<p>Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı.</p>
<p><strong>Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor</strong></p>
<p>Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde.</p>
<p>‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı.</p>
<p>Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden.</p>
<p><strong>Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı</strong></p>
<p>Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır?</p>
<p>Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi.</p>
<p><strong>Modern dronlar yeni bir çağ başlattı!</strong></p>
<p>Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı.</p>
<p>Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi.</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230;</p>
<p>Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde.</p>
<p>***</p>
<p>Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 13:17:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[böcek ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[sulama]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yöntemle fotosenteze genetik ayar verilerek bitkinin %40 daha fazla büyümesi sağlanıyor. Fotosentezi daha verimli hale getirmek için yapılan genetik bir oynama, bazı bitkilerin tarımsal üretim randımanını artırdı. Söz konusu genetik mühendisliği, fotoresent olarak bilinen ve fotosentez sırasında birçok bitkinin gerçekleştirmesi gereken karmaşık ve enerji gerektiren bir işlemi kolaylaştırıyor. ABD Tarım Departmanı ile ortak bir araştırma yapan moleküler biyolog Paul South ve meslektaşları, tek bir hücre bölmesiyle sınırlandırılmış foto respirasyon için daha doğrudan bir kimyasal yol tasarladı. Saha testlerinde, bu şekilde genetiği değiştirilen tütün bitkilerinin büyümesinin %40’ın üzerinde arttığı saptandı. Araştırmacılar, 4 Ocak’ta yayımladıkları raporda, bu işlemin diğer mahsullerde de benzer sonuçlar üretmesi halinde artan küresel gıda talebinin karşılanmasında önemli bir avantaj elde edileceğini belirtiyorlar. Çalışmaya dahil olmayan ve Science News’e konuşan Canberra’daki Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden biyokimyacı Spencer Whitney, araştırmadaki yöntemi “fotosentezi geliştirme çabalarında atılmış büyük bir adım” olarak değerlendirdi. Farklı bitki türleriyle yapılan deneyler, bu fotorespirasyon fikrinin diğer ürünlerde, tütünde olduğu gibi aynı yararları yaratıp yaratmadığını ortaya çıkaracak. Şu anda yeni genetik modifikasyonlarla patateslerde sera denemeleri yapılıyor ve soya fasulyesi, börülce ve pirinçle benzer testler yapılması planlanıyor. Bu tür genetik modifikasyonların, ticari çiftliklerde kullanımı için onaylanmasının, daha fazla saha testiyle birlikte en az 5 ila 10 yıl daha süreceği belirtiliyor. Tarım endüstrisi; böcek ilacı, gübreler ve sulama gibi verim artırıcı araçların kullanımıyla üretimi optimize ederken araştırmacılar, fotosentezi daha verimli hale getirmenin yollarını tasarlayarak bitki büyümesini yönetmeye ve iyileştirmeye çalışıyorlar. Peki ama bunun ekolojik karşılığı ne? Söz konusu çalışmaların tütünün sürdürülebilirliği açısından ne gibi sonuçları olduğu ayrı bir tartışma konusu. Konuyla ilgili veriler kısıtlı olmakla birlikte GDO’lu tütünün olası zararlarıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar var. Sözgelimi GDO’lu tütünün; bulunduğu bölgedeki akraba bitkilerin fotosentez dengesini değiştirebileceği, hızlı büyüyüp fazla mahsul vermesi sebebiyle daha fazla su kaynağına ihtiyaç duyacak olması (bölgesel kuraklık) ve geleneksel yollarla tütün üreten çiftçileri savunmasız bırakarak sürdürülebilirliği (yerel ekonomileri) tehlikeye atma gibi riskleri mevcut. Batuhan Sarıcan Kaynaklar: https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340 https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek">Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yöntemle fotosenteze genetik ayar verilerek bitkinin %40 daha fazla büyümesi sağlanıyor.</p>
<p>Fotosentezi daha verimli hale getirmek için yapılan genetik bir oynama, bazı bitkilerin tarımsal üretim randımanını artırdı. Söz konusu genetik mühendisliği, fotoresent olarak bilinen ve fotosentez sırasında birçok bitkinin gerçekleştirmesi gereken karmaşık ve enerji gerektiren bir işlemi kolaylaştırıyor. ABD Tarım Departmanı ile ortak bir araştırma yapan moleküler biyolog Paul South ve meslektaşları, tek bir hücre bölmesiyle sınırlandırılmış foto respirasyon için daha doğrudan bir kimyasal yol tasarladı. Saha testlerinde, bu şekilde genetiği değiştirilen tütün bitkilerinin büyümesinin %40’ın üzerinde arttığı saptandı. Araştırmacılar, 4 Ocak’ta yayımladıkları raporda, bu işlemin diğer mahsullerde de benzer sonuçlar üretmesi halinde artan küresel gıda talebinin karşılanmasında önemli bir avantaj elde edileceğini belirtiyorlar.</p>
<p>Çalışmaya dahil olmayan ve Science News’e konuşan Canberra’daki Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden biyokimyacı Spencer Whitney, araştırmadaki yöntemi “fotosentezi geliştirme çabalarında atılmış büyük bir adım” olarak değerlendirdi. Farklı bitki türleriyle yapılan deneyler, bu fotorespirasyon fikrinin diğer ürünlerde, tütünde olduğu gibi aynı yararları yaratıp yaratmadığını ortaya çıkaracak. Şu anda yeni genetik modifikasyonlarla patateslerde sera denemeleri yapılıyor ve soya fasulyesi, börülce ve pirinçle benzer testler yapılması planlanıyor. Bu tür genetik modifikasyonların, ticari çiftliklerde kullanımı için onaylanmasının, daha fazla saha testiyle birlikte en az 5 ila 10 yıl daha süreceği belirtiliyor. Tarım endüstrisi; böcek ilacı, gübreler ve sulama gibi verim artırıcı araçların kullanımıyla üretimi optimize ederken araştırmacılar, fotosentezi daha verimli hale getirmenin yollarını tasarlayarak bitki büyümesini yönetmeye ve iyileştirmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Peki ama bunun ekolojik karşılığı ne? Söz konusu çalışmaların tütünün sürdürülebilirliği açısından ne gibi sonuçları olduğu ayrı bir tartışma konusu. Konuyla ilgili veriler kısıtlı olmakla birlikte GDO’lu tütünün olası zararlarıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar var. Sözgelimi GDO’lu tütünün; bulunduğu bölgedeki akraba bitkilerin fotosentez dengesini değiştirebileceği, hızlı büyüyüp fazla mahsul vermesi sebebiyle daha fazla su kaynağına ihtiyaç duyacak olması (bölgesel kuraklık) ve geleneksel yollarla tütün üreten çiftçileri savunmasız bırakarak sürdürülebilirliği (yerel ekonomileri) tehlikeye atma gibi riskleri mevcut.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth">https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks">https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340">https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm">https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek">Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bitkilerin Bildikleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/bitkilerin-bildikleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 14:01:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[bitki zekası]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[bitkilerin bildikleri]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fototropizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bitkilerin Bildikleri Daniel Chamovitz Metis Yayınları, Eylül 2018 168 sayfa Masanızda duran bir çiçek veya ormanda yürürken yanından geçtiğiniz ağaçlar zeki olabilir mi? Tartışmalar sürüyor. Daniel Chamovitz ise “Bitkilerin Bildikleri” isimli kitabıyla bitkilerle ilgili tartışmalara farklı bir açıdan bakıyor ve bitkilerin algıları üzerine zihin açıcı bir okuma sunuyor. Böcek yiyen bitki olarak da tanınan Venüs sinek kapanı (Dionaea muscipula) ve bitkilerin arılarla kurduğu polen ilişkisi bizi her zaman şaşırtmıştır. Bitkilerin nasıl olup da bu davranışları sergiledikleri ve nesilden nesile aktardıkları, her daim içgüdü ile açıklanıyor. Ancak durum sanıldığı kadar basit olmayabilir. Bitki biyoloğu Jean-Baptiste Lamarck (1744-1829), evrimin edinilmiş özelliklerinin “kalıtım yoluyla” sonraki nesillere aktarıldığını düşünüyordu. Bu fenomen, bitkinin hiç de öyle sanıldığı gibi “bilinçsiz” olmadığını, daha da ileriye gidersek öğrenme yetilerinin olduğunu ve “anılarını” nesilden nesile aktarabileceklerini düşündürmeye başladı. Günümüzde ise bitkilerin, ekolojik stres koşulları altında genetik varyasyonlar geliştirdikleri (epigenetik) ve bunu nesilden nesile aktardıklarını artık biliyoruz. Yani bitkilerin, içgüdüden daha komplike bir yapı sayesinde bilgiyi topladığı-ona göre hareket ettiği ve ilkel bir yolla da olsa hatırlayabildiği gibi bilimsel bir gerçekle karşı karşıyayız. Dünyaya Bitkilerin Gözüyle Bakmak Bitkilerin zekâsı olup olmadığı muamması on yıllardır tartışılıyor. Floransa Üniversitesi’nden Stefano Mancuso ile Milan Üniversitesi&#8217;nden Alessandra Viola’nın 2012 yılında yayımladıkları (Bitki Zekâsı olarak Türkçe çevirisi de bulunan) kitapla, “bitkilerde zekâ var mı?” tartışmalarının yeniden alevlendiği aşikâr. Kimisi bu tartışmayı küçümserken kimisi de bilimsel araştırmalarıyla bitkilerin zekâsı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Tartışma süredursun, bu savlar, bitkilere insan gözüyle atılan “üstten bir bakış” aslında. Biyolog Daniel Chamovitz ise (Gürol Koca’nın yetkin çevirisi ve Metis Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan) “Bitkilerin Bildikleri” isimli eserinde, dünyaya bitkilerin gözüyle bakıyor. Tel Aviv Üniversitesi’nin Yaşam Bilimleri dekanı olan yazar, sorulması gereken asıl sorunun, bitkilerin zekâya sahip (zeki) olup olmadığı değil de bitkilerin “duyusal çevre farkındalığı” olması gerektiği üzerine kuruyor kitabı. Chamovitz, botanikçi Dr. William Lauder Lindsay’in 1876’da söylediği, “Zihnin insanda görülen belli veçhelerinin bitkilerde de bulunduğu inancındayım.” sözünü desteklese de farklı adaptasyona sahip bitki ve hayvanları, zekâ düzeyi açısından teraziye yerleştirmenin doğru olmadığını düşünüyor. Chamovitz, bitkilerde anlamsal ve eylemsel bellek arayışından ziyade daha faydacı bir bakış açısıyla, hayatta kalmak için duyularını kullandıklarını, yani çevre koşullarına uyum sağlamak için en temel bilgileri toplayarak ona göre “davrandıklarını” örnekleriyle açıklıyor. Başka bir deyişle, -Tulving’in de söylediği üzere- bitkilerin dış ve iç uyaranları algılama ve tepki verme yetilerine işaret ediyor. Duygu değil duyulara sahipler Bitkilerin zekâsı olup olmadığı tartışmasını bir yana bırakarak bitkilerin görme, koklama, hissetme, duyma, konum bilgisi ve hatırlama yetilerini irdelediği kitabında, bitkilerin çevresinde olup bitenleri duyumsamasına yönelik bilgileri yerinde örneklerle tamamlıyor. Görme örneğiyle başlayalım. Don başladığında büyümesi duran bir bitki olan tütünün (Nikotiana tabacum) verimliliğinin düşmesi, çiftçiler için büyük bir sorundur. ABD Tarım Bakanlığı’nda çalışan Wightman W. Garner ve Harry A. Allard, 1918 yılında yaptıkları çalışmanın sonucunda bitkilerin maruz kaldığı ışıkla oynanarak bu sorunu ortadan kaldırmayı başardı. Çünkü bitkiler; kırmızı, mavi, uzak-kırmızı ve UV ışıkları ayırt edip ona göre adaptasyon geliştirebiliyor. Yani bitki, ne kadar ışık aldığını “ölçerek” (fotoperiyodizm) kendi büyümesini kontrol ediyor. Bitkiler görmenin yanı sıra ısırıldıklarını veya tahrip edildiklerini anlayıp ona göre de tepki verebiliyor. Bilim insanları bu fenomeni, bitkilerin ilkel bir koklama yetisine sahip olmasıyla açıklıyor. Washington Üniversitesi’nden David Rhoades ve Gordon Orians’ın, tırtılların istilasına uğrayan ağaçlıkta yaptıkları gözlemde, bölgedeki sağlıklı ağaçların çeşitli kimyasallar salgılayarak kendilerini tırtıllardan koruduklarını görmüşler. Peki, saldırıya uğrayan ağaçlarla diğerleri arasında herhangi bir kök veya dal teması bulunmazken bu nasıl mümkün olabilir? Rhoades’e göre zarar gören ağaçlar feromon salgılayarak çevresindeki ağaçları uyarıyor. Böylelikle diğer ağaçlar, tanenli kimyasallar salgılıyor ve tırtılların ziyafetine izin vermiyor. Bitkiler ayrıca dokunulduğunu hissedebiliyorlar. Sözgelimi, küstüm otuna (Mimosa pudica) dokunduğumuzda yaprakçıklarının kapanarak büzüştüğü görülür. Bu durum, bitkinin hücresine su basıp boşaltarak hücre duvarına basınç yapmasıyla açıklanıyor. Bitki etki alıyor ve buna tepkiyle karşılık veriyor. Dokunmaya yönelik bir başka örnek ise, laboratuvarlarda iki ayrı saksıda yapılan deneylerde periyodik olarak dokunulan arabidopsis bitkisinin (Arabidopsis thaliana) dokunulmayan örneğe göre daha bodur kalması ve daha az çiçeklenmesi. Yazar, yıllardır tartışılan bir başka konu olan bitkilerin acı çekip çekmediği sorunsalına da değiniyor. Bitkilerin beyinleri olmadığını, dolayısıyla acı çekmeyi algılayacak bir korteks bağlantıları da olmadığını belirten Chamovitz; vejeteryan ve veganlarla dalga geçen, “bitkiler acı çekiyorsa onları da yemeyin” görüşüne sahip olanlara bir cevap niteliğinde şunları söylüyor: “Bir bitkinin çevresinin farkında olması, onun acı çekebileceğine de işaret etmez. Gören, koku alan, dokunmayı hisseden bir bitki, sabit diski bozulmuş bir bilgisayar ne kadar acı çeker hissederse ancak o kadar acı hissedebilir.” (s.132) Kitapta odaklanılan diğer bir başlık ise bitkilerin duyma yetisi üzerine. “Klasik müzik dinleyen bitkiler pop müzik dinleyenlere göre daha çok/az büyür” gibi klişe laflardan uzak duran Chamovitz, hoparlörlerle farklı ortamlarda farklı müzik dinletilen bitkilerin gelişimlerinde pekâlâ farklılık olabileceğini ancak bu farkın Mozart dinlemekle değil, hoparlörden yayılan ısı dalgasıyla mümkün olabileceğini söylüyor. Verdiği farklı örneklerle bitkilerin duyma yetilerinden ziyade ses dalgası ve titreşimleri “hissedebildiği” üzerinde duruyor. Yaklaşık 400 bin tür bitkinin, tek bir ses bile duymadan milyonlarca yılda her habitatı işgal ettiğine de dikkat çekiyor. Kitabın odağında bir de bitkilerin konum bilgisi farkındalığı var. Chamovitz, bu olguyu ise yer çekimiyle açıklıyor. Sözgelişi bitkiler, yer çekimini ayırt edip ona göre filizlerinin yukarıya, köklerinin aşağıya doğru büyümesini sağlayabiliyorlar. Kitap boyunca bitkilerin duyularını, insanın biyolojik özellikleriyle karşılaştırarak açıklayan yazar, insanların konum ve vücut ögelerini, iç kulaktaki “yerçekimi reseptörleriyle” algılarken, bitkilerin kök uçları ve saplarıyla algıladıklarını ifade ediyor. Hareketsiz olarak bildiğimiz bitkiler, çevre koşullarına göre adeta dans ediyor. Bitkiler saplarını sürekli hareket ettirerek havada daireler çizerek dengesini tutturmaya çalışıyor. Ancak bunu yaparken yerçekimine de ihtiyaç duyuyor. Sözgelimi, pencere eşiğindeki bitki ışıktan etkilenip tek yönde, pencere eşiğinin güneşli kısmına doğru büyürken, yerçekimi kuvveti de onu yukarıya doğru büyümeye teşvik ediyor. (S.109) Yani gravitopizm olarak tanımlanan kuvvet toplamı sayesinde nerede olduğunun farkında olarak hangi yönde büyümesi gerektiğini de biliyor. Bitkiler ayrıca, yaptığı hareketleri hatırlıyor ve defalarca tekrarlayabiliyor. Bitkilerin zekadan ziyade ilkel anlamda hafızaya sahip olduklarına yönelik örneklerden birisi olarak Venüs sinek kapanını veren Chamovitz, bu ilginç bitkinin kısa süreli bellek mekanizmasını şöyle tanımlıyor: “Bir tüye ilk dokunuş bir elektrik potansiyeli yaratır ve bu potansiyel hücre hücre aktarılır. Bu elektrik yükü kısa süreliğine, yirmi saniye içinde yok olana kadar, iyon konsantrasyonunda bir artış olarak depolanır. Bu süre içinde ikinci bir aksiyon potansiyeli kapanın orta bölümüne ulaşırsa, biriken yük ve iyon konsantrasyonu eşiği geçer ve kapan kapanır. Aksiyon potansiyelleri arasında çok fazla zaman geçerse, bitki ilk aksiyon potansiyelini unutur ve kapan açık kalır.” (s.115) İki milyar yıl önce yollarımızın evrimsel açıdan ayrıldığını ifade eden Chamovitz’in de söylediği üzere ortak genlere ve algılama yetisine sahip olsak da onlara “insan” muamelesi yapmak pek de doğru bir yaklaşım değil. Bitkilerin Bildikleri bize gösteriyor ki acı hissetmiyor ve duymuyorlarsa da görüyor, kokluyor, hissediyor, hareket ediyor, konumlarını biliyor ve hatırlıyorlar. Tabii bu, salonunuzdaki çiçeğin dün akşam neler yaptığınızı hatırladığı anlamına gelmez. Kitap incelemesi: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/bitkilerin-bildikleri">Bitkilerin Bildikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><img decoding="async" class="size-medium wp-image-12243 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/12312321-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/12312321-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/12312321.jpg 534w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></b>Bitkilerin Bildikleri<b><br />
</b><strong>Daniel Chamovitz</strong><br />
Metis Yayınları, Eylül 2018<br />
168 sayfa</p>
<p><em>Masanızda duran bir çiçek veya ormanda yürürken yanından geçtiğiniz ağaçlar zeki olabilir mi? Tartışmalar sürüyor. Daniel Chamovitz ise “Bitkilerin Bildikleri” isimli kitabıyla bitkilerle ilgili tartışmalara farklı bir açıdan bakıyor ve bitkilerin algıları üzerine zihin açıcı bir okuma sunuyor.</em></p>
<p>Böcek yiyen bitki olarak da tanınan Venüs sinek kapanı (<em>Dionaea muscipula</em>) ve bitkilerin arılarla kurduğu polen ilişkisi bizi her zaman şaşırtmıştır. Bitkilerin nasıl olup da bu davranışları sergiledikleri ve nesilden nesile aktardıkları, her daim içgüdü ile açıklanıyor. Ancak durum sanıldığı kadar basit olmayabilir.</p>
<p>Bitki biyoloğu <strong>Jean-Baptiste Lamarck</strong> (1744-1829), evrimin edinilmiş özelliklerinin “kalıtım yoluyla” sonraki nesillere aktarıldığını düşünüyordu. Bu fenomen, bitkinin hiç de öyle sanıldığı gibi “bilinçsiz” olmadığını, daha da ileriye gidersek öğrenme yetilerinin olduğunu ve “anılarını” nesilden nesile aktarabileceklerini düşündürmeye başladı.</p>
<p>Günümüzde ise bitkilerin, ekolojik stres koşulları altında genetik varyasyonlar geliştirdikleri (epigenetik) ve bunu nesilden nesile aktardıklarını artık biliyoruz. Yani bitkilerin, içgüdüden daha komplike bir yapı sayesinde bilgiyi topladığı-ona göre hareket ettiği ve ilkel bir yolla da olsa hatırlayabildiği gibi bilimsel bir gerçekle karşı karşıyayız.</p>
<p><strong>Dünyaya Bitkilerin Gözüyle Bakmak </strong></p>
<p>Bitkilerin zekâsı olup olmadığı muamması on yıllardır tartışılıyor. Floransa Üniversitesi’nden <strong>Stefano Mancuso</strong> ile Milan Üniversitesi&#8217;nden <strong>Alessandra Viola</strong>’nın 2012 yılında yayımladıkları (<strong>Bitki Zekâsı</strong> olarak Türkçe çevirisi de bulunan) kitapla, “bitkilerde zekâ var mı?” tartışmalarının yeniden alevlendiği aşikâr. Kimisi bu tartışmayı küçümserken kimisi de bilimsel araştırmalarıyla bitkilerin zekâsı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.</p>
<p>Tartışma süredursun, bu savlar, bitkilere insan gözüyle atılan “üstten bir bakış” aslında. Biyolog Daniel Chamovitz ise (Gürol Koca’nın yetkin çevirisi ve Metis Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan) “<strong>Bitkilerin Bildikleri</strong>” isimli eserinde, dünyaya bitkilerin gözüyle bakıyor.</p>
<p>Tel Aviv Üniversitesi’nin Yaşam Bilimleri dekanı olan yazar, sorulması gereken asıl sorunun, bitkilerin zekâya sahip (zeki) olup olmadığı değil de bitkilerin “duyusal çevre farkındalığı” olması gerektiği üzerine kuruyor kitabı. Chamovitz, botanikçi Dr. <strong>William Lauder Lindsay</strong>’in 1876’da söylediği, <em>“Zihnin insanda görülen belli veçhelerinin bitkilerde de bulunduğu inancındayım.”</em> sözünü desteklese de farklı adaptasyona sahip bitki ve hayvanları, zekâ düzeyi açısından teraziye yerleştirmenin doğru olmadığını düşünüyor.</p>
<p>Chamovitz, bitkilerde anlamsal ve eylemsel bellek arayışından ziyade daha faydacı bir bakış açısıyla, <strong>hayatta kalmak için duyularını kullandıklarını</strong>, yani çevre koşullarına uyum sağlamak için en temel bilgileri toplayarak ona göre “davrandıklarını” örnekleriyle açıklıyor. Başka bir deyişle, -Tulving’in de söylediği üzere- bitkilerin dış ve iç uyaranları algılama ve tepki verme yetilerine işaret ediyor.</p>
<div id="attachment_12242" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12242" class="wp-image-12242 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/phototropism-1-300x119.jpg" alt="" width="300" height="119" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/phototropism-1-300x119.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/phototropism-1-1024x405.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/phototropism-1.jpg 1268w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12242" class="wp-caption-text">Darwin, yaptığı fototropizm ismi verilen deneyde bitkilerin “gözünün”, tepe kısmında olduğunu bulmuş (üstte). Bitkiler, hangi yöne eğileceklerini görebilmek için mavi ışık, gecenin uzunluğunu ölçebilmek içinse kırmızı ışıktan faydalanıyor.</p></div>
<p><strong>Duygu değil duyulara sahipler</strong></p>
<p>Bitkilerin zekâsı olup olmadığı tartışmasını bir yana bırakarak bitkilerin görme, koklama, hissetme, duyma, konum bilgisi ve hatırlama yetilerini irdelediği kitabında, bitkilerin çevresinde olup bitenleri duyumsamasına yönelik bilgileri yerinde örneklerle tamamlıyor.</p>
<p><strong>Görme örneğiyle</strong> başlayalım. Don başladığında büyümesi duran bir bitki olan tütünün (<em>Nikotiana tabacum</em>) verimliliğinin düşmesi, çiftçiler için büyük bir sorundur. ABD Tarım Bakanlığı’nda çalışan <strong>Wightman W. Garner </strong>ve<strong> Harry A. Allard</strong>, 1918 yılında yaptıkları çalışmanın sonucunda bitkilerin maruz kaldığı ışıkla oynanarak bu sorunu ortadan kaldırmayı başardı. Çünkü bitkiler; kırmızı, mavi, uzak-kırmızı ve UV ışıkları ayırt edip ona göre adaptasyon geliştirebiliyor. Yani bitki, ne kadar ışık aldığını “ölçerek” (fotoperiyodizm) kendi büyümesini kontrol ediyor.</p>
<p>Bitkiler görmenin yanı sıra <strong>ısırıldıklarını veya tahrip edildiklerini anlayıp ona göre de tepki verebiliyor</strong>. Bilim insanları bu fenomeni, bitkilerin ilkel bir <strong>koklama yetisine</strong> sahip olmasıyla açıklıyor. Washington Üniversitesi’nden <strong>David Rhoades </strong>ve<strong> Gordon Orians</strong>’ın, tırtılların istilasına uğrayan ağaçlıkta yaptıkları gözlemde, bölgedeki sağlıklı ağaçların çeşitli kimyasallar salgılayarak kendilerini tırtıllardan koruduklarını görmüşler. Peki, saldırıya uğrayan ağaçlarla diğerleri arasında herhangi bir kök veya dal teması bulunmazken bu nasıl mümkün olabilir? Rhoades’e göre zarar gören ağaçlar feromon salgılayarak çevresindeki ağaçları uyarıyor. Böylelikle diğer ağaçlar, tanenli kimyasallar salgılıyor ve tırtılların ziyafetine izin vermiyor.</p>
<p>Bitkiler ayrıca dokunulduğunu <strong>hissedebiliyorlar.</strong> Sözgelimi, küstüm otuna (<em>Mimosa pudica</em>) dokunduğumuzda yaprakçıklarının kapanarak büzüştüğü görülür. Bu durum, bitkinin hücresine su basıp boşaltarak hücre duvarına basınç yapmasıyla açıklanıyor. Bitki etki alıyor ve buna tepkiyle karşılık veriyor.</p>
<p>Dokunmaya yönelik bir başka örnek ise, laboratuvarlarda iki ayrı saksıda yapılan deneylerde periyodik olarak dokunulan arabidopsis bitkisinin (<em>Arabidopsis thaliana</em>) dokunulmayan örneğe göre daha bodur kalması ve daha az çiçeklenmesi. Yazar, yıllardır tartışılan bir başka konu olan bitkilerin acı çekip çekmediği sorunsalına da değiniyor. Bitkilerin beyinleri olmadığını, dolayısıyla acı çekmeyi algılayacak bir korteks bağlantıları da olmadığını belirten Chamovitz; vejeteryan ve veganlarla dalga geçen, “bitkiler acı çekiyorsa onları da yemeyin” görüşüne sahip olanlara bir cevap niteliğinde şunları söylüyor: <em>“Bir bitkinin çevresinin farkında olması, onun acı çekebileceğine de işaret etmez. Gören, koku alan, dokunmayı hisseden bir bitki, sabit diski bozulmuş bir bilgisayar ne kadar acı çeker hissederse ancak o kadar acı hissedebilir.” </em>(s.132)</p>
<p>Kitapta odaklanılan diğer bir başlık ise bitkilerin <strong>duyma yetisi</strong> üzerine. “Klasik müzik dinleyen bitkiler pop müzik dinleyenlere göre daha çok/az büyür” gibi klişe laflardan uzak duran Chamovitz, hoparlörlerle farklı ortamlarda <strong>farklı müzik dinletilen bitkilerin</strong> gelişimlerinde pekâlâ farklılık olabileceğini ancak bu farkın Mozart dinlemekle değil, hoparlörden yayılan ısı dalgasıyla mümkün olabileceğini söylüyor. Verdiği farklı örneklerle bitkilerin duyma yetilerinden ziyade ses dalgası ve titreşimleri “hissedebildiği” üzerinde duruyor. Yaklaşık 400 bin tür bitkinin, tek bir ses bile duymadan milyonlarca yılda her habitatı işgal ettiğine de dikkat çekiyor.</p>
<p>Kitabın odağında bir de bitkilerin <strong>konum bilgisi farkındalığı</strong> var. Chamovitz, bu olguyu ise yer çekimiyle açıklıyor. Sözgelişi bitkiler, yer çekimini ayırt edip ona göre filizlerinin yukarıya, köklerinin aşağıya doğru büyümesini sağlayabiliyorlar. Kitap boyunca bitkilerin duyularını, insanın biyolojik özellikleriyle karşılaştırarak açıklayan yazar, insanların konum ve vücut ögelerini, iç kulaktaki “yerçekimi reseptörleriyle” algılarken, bitkilerin kök uçları ve saplarıyla algıladıklarını ifade ediyor.</p>
<div id="attachment_12240" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12240" class="wp-image-12240 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/hareket-300x237.jpg" alt="" width="300" height="237" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/hareket-300x237.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/hareket-1024x809.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/hareket.jpg 1280w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12240" class="wp-caption-text">Darwin’in, bitkilerin çevrelerinin farkında olduklarını ve ona göre hareket ettiklerini gösteren süs lahanası (Brassica oleracea) bitkisi gözlemi. Darwin, uyku sorunu yaşadığı saatlerde yaptığı bu gözlemde, filizin tepesine yerleştirdiği cam levhayla, tepenin dokunduğu yerleri 10 saat 45 dakika boyunca -belli aralıklarla- işaretleyerek hareketlerin tekrarlandığını tespit etti. (üstte)</p></div>
<p>Hareketsiz olarak bildiğimiz bitkiler, çevre koşullarına göre adeta dans ediyor. Bitkiler saplarını sürekli hareket ettirerek havada daireler çizerek dengesini tutturmaya çalışıyor. Ancak bunu yaparken yerçekimine de ihtiyaç duyuyor. Sözgelimi, pencere eşiğindeki bitki ışıktan etkilenip tek yönde, pencere eşiğinin güneşli kısmına doğru büyürken, yerçekimi kuvveti de onu yukarıya doğru büyümeye teşvik ediyor. (S.109) Yani gravitopizm olarak tanımlanan kuvvet toplamı sayesinde nerede olduğunun farkında olarak hangi yönde büyümesi gerektiğini de biliyor.</p>
<p>Bitkiler ayrıca, yaptığı<strong> hareketleri hatırlıyor ve defalarca tekrarlayabiliyor.</strong> Bitkilerin zekadan ziyade ilkel anlamda hafızaya sahip olduklarına yönelik örneklerden birisi olarak Venüs sinek kapanını veren Chamovitz, bu ilginç bitkinin kısa süreli bellek mekanizmasını şöyle tanımlıyor:<em> “Bir tüye ilk dokunuş bir elektrik potansiyeli yaratır ve bu potansiyel hücre hücre aktarılır. Bu elektrik yükü kısa süreliğine, yirmi saniye içinde yok olana kadar, iyon konsantrasyonunda bir artış olarak depolanır. Bu süre içinde ikinci bir aksiyon potansiyeli kapanın orta bölümüne ulaşırsa, biriken yük ve iyon konsantrasyonu eşiği geçer ve kapan kapanır. Aksiyon potansiyelleri arasında çok fazla zaman geçerse, bitki ilk aksiyon potansiyelini unutur ve kapan açık kalır.”</em> (s.115)</p>
<p>İki milyar yıl önce yollarımızın evrimsel açıdan ayrıldığını ifade eden Chamovitz’in de söylediği üzere ortak genlere ve algılama yetisine sahip olsak da onlara “insan” muamelesi yapmak pek de doğru bir yaklaşım değil. Bitkilerin Bildikleri bize gösteriyor ki acı hissetmiyor ve duymuyorlarsa da görüyor, kokluyor, hissediyor, hareket ediyor, konumlarını biliyor ve hatırlıyorlar. Tabii bu, salonunuzdaki çiçeğin dün akşam neler yaptığınızı hatırladığı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Kitap incelemesi: </strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/bitkilerin-bildikleri">Bitkilerin Bildikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12239</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Patatesten tuğla, mantardan ev</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patatesten-tugla-mantardan-ev</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 07:13:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[gastronomi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[malzeme bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[patates]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malzeme biliminin yeni elemanları, aslında çok eski: Pirinç. Muz. Hindistan cevizi. Patates. Mantar. Ananas. Yer fıstığı&#8230; Bu manav listesi, bundan böyle, döngüsel ekonomi projelerinde daha sık yer alacak yeni malzemelerimiz. Temel amaç, üretim için kullanılan malzemenin dönüp dolaşıp yeniden kullanılmasını (geri dönüşümünü) sağlayacak yöntem geliştirmek. Bunu sağlamanın en garantili yolu ise, doğaya geri dönebilecek malzeme kullanmak. Elbette her türlü üretim için ille bu tür malzeme bulmak mümkün değil. Ama olabildiği kadarla bile, sınırlı doğal kaynaklarımızı daha idareli kullanmayı (nihayet) akıl etmeye lütfen başladığımız şu dönemde bilinçli davranmamız hayrımıza olacak. Döngüsel ekonomiye bir de “biyo” eklenince, tarım, gıda üretimi, çevre koruma vurgulanmış oluyor. AB’den strateji ve eylem planı AB Komisyonu, bu konuda 2012’de çizdiği yol haritasını güncelledi, 2019 ve sonrasına yönelik bir strateji önerdi: Sürdürülebilir bir Avrupa İçin Yeni Biyoekonomi Stratejisi (A new bioeconomy strategy for a sustainable Europe). Burada anafikir, ekonominin, toplum ve çevre ile bir bütün olarak değerlendirilmesi. Bu pakete doğanın bütün ekosistemi (insan, hayvan, bitki, canlı ne varsa) giriyor. Böyle bir amaca AB uymaya çalışabilir, ama dünyanın geri kalanı da uymaya çalışır mı? Her halde küresel bir biyoekonomi uygulaması mümkün olamasa bile, çeşitli ülkelerde girişimciler, bu konudaki projeleriyle dikkat çekiyor. Bunlardan birkaç tanesine örnekler sırada: Patates: İzolasyon malzemesi Yüzyılların sağlam, istikarlı, ekonomik gıdası patates, gastronominin yanı sıra bir de endüstriyel ürün sıfatı kazanıyor artık. Patatesin kabuğu atılıp giderken, yenilikçi projeler sayesinde atık değil, “yeni” malzeme tanımı yolunda. Dünya çapında haber olan İsveçli Pontus Norquist patatesten, çevrede atık olarak kalmayıp yok olacak yenilikçi bir tür plastik üretmeyi başardı. İngiliz girişimciler Rob Nicol ve Rowan Minkley, patatesten çips üretirken geride kalan kabukları, kimyasal işlemsiz, doğal katkılarla izolasyon malzemesi heline getiriyor. Kabukları çürümeye bırakarak, sonra buna kahve telvesi, talaş, şeker, lif, kuru çim, çavdar vb ekleyerek bir bulamaç yapıyorlar. Suyunu sıkıp, fırına verdiklerinde, suntamsı sertlikte bir malzeme kalıyor geriye. Ateşte alev almıyor. Kararıyor, tütüyor ama yanmıyor. Suya dayanıklı. Mantar lifi: Doğal çimento Mantarın yer altında kalan miselyum (mycelium) denilen kökleri, bunca yüzyıllardan sonra anlaşıldı ki (şöyle bir 10 yıl kadar önce) meğerse sanki çimento gibi her kalıba giren, üstelik organik bir inşaat malzemesi olabilirmiş. Bütün yapılacak şey, bu miselyumu organik atıklarla “besleyerek” hacminin artmasını (şişmanlamasını) sağlamakmış. Yonca, ceviz kabukları, küspe, posa, talaş, hatta plastik bile miselyuma gıda olup, ortaya sağlam bir kompozit malzeme çıkıyor. Ateşe maruz kalsa bile alev almıyor, suya dayanıklı. Mucize gibi. Arzu edilen şekli aldıktan sonra gıdası kesilip, malzeme fırınlanınca gerisi kolay. Boyama, perdahlama, cila&#8230; Londra’da Biohm isimli bir startup kuran Mısır asıllı 27 yaşındaki Ehab Sayed şu sıralarda bu teknolojinin medyatik yıldızlarından. Ananas: Yapay deri gibi Filipinli girişimci Carmen Hijosa, ananas yapraklarını oluşturan lifleri işleyerek, deri dokusunu andıran, ama çok daha kolay dikilebilen organik bir malzeme üretmesiyle ünlendi. Adını Pinatex koydu. Liflerin ayrıştırılması sırasında yan ürün olarak ortaya çıkan biyokütle, çiftçiler için gübre oluyor. Bu yapay derimsi malzemenin metre başına fiyatı İngiltere’de 18 Sterlin (20 Euro). Kaliteli deriye göre yarı yarıya daha ucuz. İşin ilginç yanı, bu teknik evvelki yüzyılda da biliniyormuş. Londra’da Victoria ve Albert Müzesi’nde halen süren “Doğadan Esinlenen Moda” (Fashioned from Nature) sergisinde, 1828’de ananas lifleriyle bezenmiş ipek bir gelinlik de sergileniyor. Liflerin nereden nasıl getirildiği, kim tarafından dikildiği belli değil. (Diğer biyoekonomik malzemeler başka bir yazıya kalıyor&#8230;) Edip Emil Öymen *Bu yazı 23.11.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patatesten-tugla-mantardan-ev">Patatesten tuğla, mantardan ev</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Malzeme biliminin yeni elemanları, aslında çok eski: Pirinç. Muz. Hindistan cevizi. Patates. Mantar. Ananas. Yer fıstığı&#8230; Bu manav listesi, bundan böyle, döngüsel ekonomi projelerinde daha sık yer alacak yeni malzemelerimiz. Temel amaç, üretim için kullanılan malzemenin dönüp dolaşıp yeniden kullanılmasını (geri dönüşümünü) sağlayacak yöntem geliştirmek. Bunu sağlamanın en garantili yolu ise, doğaya geri dönebilecek malzeme kullanmak. Elbette her türlü üretim için ille bu tür malzeme bulmak mümkün değil. Ama olabildiği kadarla bile, sınırlı doğal kaynaklarımızı daha idareli kullanmayı (nihayet) akıl etmeye lütfen başladığımız şu dönemde bilinçli davranmamız hayrımıza olacak. Döngüsel ekonomiye bir de “biyo” eklenince, tarım, gıda üretimi, çevre koruma vurgulanmış oluyor.</p>
<p><strong>AB’den strateji ve eylem planı</strong></p>
<p>AB Komisyonu, bu konuda 2012’de çizdiği yol haritasını güncelledi, 2019 ve sonrasına yönelik bir strateji önerdi: Sürdürülebilir bir Avrupa İçin Yeni Biyoekonomi Stratejisi (A new bioeconomy strategy for a sustainable Europe). Burada anafikir, ekonominin, toplum ve çevre ile bir bütün olarak değerlendirilmesi. Bu pakete doğanın bütün ekosistemi (insan, hayvan, bitki, canlı ne varsa) giriyor. Böyle bir amaca AB uymaya çalışabilir, ama dünyanın geri kalanı da uymaya çalışır mı? Her halde küresel bir biyoekonomi uygulaması mümkün olamasa bile, çeşitli ülkelerde girişimciler, bu konudaki projeleriyle dikkat çekiyor. Bunlardan birkaç tanesine örnekler sırada:</p>
<p><strong>Patates: İzolasyon malzemesi</strong></p>
<p>Yüzyılların sağlam, istikarlı, ekonomik gıdası patates, gastronominin yanı sıra bir de endüstriyel ürün sıfatı kazanıyor artık. Patatesin kabuğu atılıp giderken, yenilikçi projeler sayesinde atık değil, “yeni” malzeme tanımı yolunda. Dünya çapında haber olan İsveçli Pontus Norquist patatesten, çevrede atık olarak kalmayıp yok olacak yenilikçi bir tür plastik üretmeyi başardı. İngiliz girişimciler Rob Nicol ve Rowan Minkley, patatesten çips üretirken geride kalan kabukları, kimyasal işlemsiz, doğal katkılarla izolasyon malzemesi heline getiriyor. Kabukları çürümeye bırakarak, sonra buna kahve telvesi, talaş, şeker, lif, kuru çim, çavdar vb ekleyerek bir bulamaç yapıyorlar. Suyunu sıkıp, fırına verdiklerinde, suntamsı sertlikte bir malzeme kalıyor geriye. Ateşte alev almıyor. Kararıyor, tütüyor ama yanmıyor. Suya dayanıklı.</p>
<p><strong>Mantar lifi: Doğal çimento </strong></p>
<p>Mantarın yer altında kalan miselyum (mycelium) denilen kökleri, bunca yüzyıllardan sonra anlaşıldı ki (şöyle bir 10 yıl kadar önce) meğerse sanki çimento gibi her kalıba giren, üstelik organik bir inşaat malzemesi olabilirmiş. Bütün yapılacak şey, bu miselyumu organik atıklarla “besleyerek” hacminin artmasını (şişmanlamasını) sağlamakmış. Yonca, ceviz kabukları, küspe, posa, talaş, hatta plastik bile miselyuma gıda olup, ortaya sağlam bir kompozit malzeme çıkıyor. Ateşe maruz kalsa bile alev almıyor, suya dayanıklı. Mucize gibi. Arzu edilen şekli aldıktan sonra gıdası kesilip, malzeme fırınlanınca gerisi kolay. Boyama, perdahlama, cila&#8230; Londra’da Biohm isimli bir startup kuran Mısır asıllı 27 yaşındaki Ehab Sayed şu sıralarda bu teknolojinin medyatik yıldızlarından.</p>
<p><strong>Ananas: Yapay deri gibi</strong></p>
<p>Filipinli girişimci Carmen Hijosa, ananas yapraklarını oluşturan lifleri işleyerek, deri dokusunu andıran, ama çok daha kolay dikilebilen organik bir malzeme üretmesiyle ünlendi. Adını Pinatex koydu. Liflerin ayrıştırılması sırasında yan ürün olarak ortaya çıkan biyokütle, çiftçiler için gübre oluyor. Bu yapay derimsi malzemenin metre başına fiyatı İngiltere’de 18 Sterlin (20 Euro). Kaliteli deriye göre yarı yarıya daha ucuz. İşin ilginç yanı, bu teknik evvelki yüzyılda da biliniyormuş. Londra’da Victoria ve Albert Müzesi’nde halen süren “Doğadan Esinlenen Moda” (Fashioned from Nature) sergisinde, 1828’de ananas lifleriyle bezenmiş ipek bir gelinlik de sergileniyor. Liflerin nereden nasıl getirildiği, kim tarafından dikildiği belli değil. (Diğer biyoekonomik malzemeler başka bir yazıya kalıyor&#8230;)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 23.11.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patatesten-tugla-mantardan-ev">Patatesten tuğla, mantardan ev</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12128</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyaya bir de bitkilerin gözüyle bakalım</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyaya-bir-de-bitkilerin-gozuyle-bakalim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Nov 2018 14:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazıyı okuduktan sonra etrafınızdaki bitkilere bakışınız değişecek. Kim bilir, belki de önünüze çıkan bir ağaca sarılmak isteyeceksiniz. Ya da bir çiçeği koparmadan önce durup bir an düşüneceksiniz&#8230; Evet diğer canlılar gibi göz, kulak, burun gibi duyu organları olmayabilir ama bu onların koklamadıkları, duymadıkları, hissetmedikleri anlamına gelmiyor.  Nature Communications’da yayınlanan bir çalışmaya göre bitkilerin çevrelerini dinlediği, hissettiği, burun ya da beyinleri olmasa da koklayabildiğini ortaya koyuyor. Bitkiler, kendileri için tehlikeli hayvanların kokusunu da bir şekilde algılayabiliyor ve buna tepki verebiliyorlar. Konu son derece ilginç, zihin açıcı. Sözü çok uzatmadan şu ipuçlarını da verelim: Bitkiler uyutulabiliyor, başka canlılara tuzak kurabiliyor ve kopartıldıklarını, tahrip edildiklerini anlayabiliyorlar… İstanbul Nedir? Yanıt vermeden önce şöyle bir düşünmenizi öneriyoruz: “Şu üzerinde yaşadığımız topraklarda hangi medeniyetler vardı, neler inşa ettiler, biz neler bırakıyoruz?”.  Ve sizi Doğan Kuban’ın, 76 sit alanı için yapılan imar değişikliğine ve kimlere ayrıcalıklı haklar tanındığına dair yazısı ile baş başa bırakıyoruz. Erhan Karaesmen kentlerde mimarlık ve mühendislik arasındaki uyum ve uyumsuzluklardan örnekler verdiği bir yazı kaleme aldı. İki önemli bilimciyi anıyoruz. Biri Türkiye’nin ilk Bilim Tarihi Doktoru: Ordinaryus Prof. Aydın Sayılı, vefatının 25. yılında İTÜ’de düzenlenen bir panelle anıldı. Diğeri ise Kasım ayı içinde yitirdiğimiz “Kimyayı sevdiren adam” olarak tanımlanan Prof. Osman Gürel. Onu da yakın dostu Ömer Kuleli’nin kaleminden okuyacaksınız. Bayram Ali Eşiyok önemli bir kalkınma uzmanı. Bizi ta 1930’lardan bugüne getiriyor ve tarihsel veriler ışığında planlı kalkınmayı ve önemini anlatıyor. Müfit Akyos da toplum ve bilim politikalarına kalkınma perspektifinden bakıyor yazısında. Üniversitelerin önemini de vurgulayarak&#8230; Sosyal Medya ölüyor mu? Tanol Türkoğlu Dijital Kültür’de “Sosyal Medya ölüyor mu?” sorusunu ortaya atıyor; giderek dejenere olduğunu vurgulayarak… Cem Say’ın yeni çıkan kitabı 50 soruda Yapay Zekâ’yı kısa bir yazı ile tanıttık. Noah Hariri’nin 21. Yüzyıl için 21 Ders kitabını duymuşsunuzdur. Hariri’nin insanlığın geçmişini inceleyen üçlemesinin sonuncusu olan kitap aynı zamanda veri bilimi ve biyoteknoloji üzerinden geleceğe de bakıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Meltem Bilikmen’in çevirisi ile Dov Greenbaum ve Mark Gerstein’ın kitapla ilgili izlenimlerini keyifle okuyacağınızı tahmin ediyoruz. İstanbul Kültür Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ekin Akalan, biyomekanik temelli yürüme problemlerinin kaynaklarını sorgulamak amacıyla geliştirdikleri yeni bir araştırma metodolojisini anlatıyor bizlere. Bir yapay patoloji üreterek yapılan gözlemin sonuçları hayli etkileyici. Beyin araştırmaları her zaman ilgi çekici. Bu kez fareler üzerine yapılan bir araştırmadan yola çıkılarak yalnızlığın, topluluktan soyutlamanın beyine de zarar verdiği ortaya konmuş. Bilim ve Beslenme sayfasında bu hafta yaban mersini var. Ağırlıklı olarak Karadeniz Bölgesi’nde yetişen bu küçük meyvenin faydaları ise boyundan kat kat büyük. Ara ara size Yeşil İcat köşesinden sesleneceğiz. Bu sayıda mantardan elektrik elde edilmesini okuyacaksınız. Yine hepimizi yakından ilgilendiren bir konu: Plastik atıkların denizlerde parçalanması sonucu ortaya çıkan mikroplastiklerin türlü yollardan bedenimize girmesi. Prof. Dr. Bayram Öztürk ve Dr. Arda Çetin iki ayrı yazı ile aynı konuyu anlatıyor. Gribe karşı ne yapılmalı? Kış bastırdı, grip kapıda. Önlem alınmazsa zatürre, akut bronşit gibi daha ağır vakalara da yol açabilir. Peki ne yapmalı? Amerikan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Elif Altuğ’a kulak verin deriz&#8230; Ve yeni bir gelişme: Yıllar sonra ilk grip ilacı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylandı ve raflarda yerini aldı. Önümüzdeki hafta yeniden buluşmak üzere hoşçakalın. ***  Kurtalan’daki öğretmene 10 dergi aboneliği tamam. Sıra diğerlerinde&#8230; 2 hafta önce Siirt’in Kurtalan ilçesindeki bir öğretmenin çağrısı ile yaptığımız duyuruya okurlarımızdan yanıt geldi ve kısa sürede 10 dergi aboneliği tamamlandı. Necdet Ersoy, Hülya Tuğlu ve Burak Güç ile isminin açıklanmasını arzu etmeyen bir okurumuza katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz. Bu vesile ile doğu illerinde abonelik hediyesine devam ediyoruz. Öğretmenimiz “Çocuklar gerçekten dergiyi zevkle okuyor. Çok yararlandıklarını görüyoruz” diye yazmıştı. Siirt’teki öğretmen gibi başka eğitimciler olduğunu da biliyoruz. Onlardan çağrı bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyaya-bir-de-bitkilerin-gozuyle-bakalim">Dünyaya bir de bitkilerin gözüyle bakalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-12105 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/139-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/139-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/139-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/139.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Bu yazıyı okuduktan sonra etrafınızdaki bitkilere bakışınız değişecek. Kim bilir, belki de önünüze çıkan bir ağaca sarılmak isteyeceksiniz. Ya da bir çiçeği koparmadan önce durup bir an düşüneceksiniz&#8230; Evet diğer canlılar gibi göz, kulak, burun gibi duyu organları olmayabilir ama bu onların koklamadıkları, duymadıkları, hissetmedikleri anlamına gelmiyor.<em> </em></p>
<p><em>Nature Communications</em>’da yayınlanan bir çalışmaya göre bitkilerin çevrelerini dinlediği, hissettiği, burun ya da beyinleri olmasa da koklayabildiğini ortaya koyuyor. Bitkiler, kendileri için tehlikeli hayvanların kokusunu da bir şekilde algılayabiliyor ve buna tepki verebiliyorlar. Konu son derece ilginç, zihin açıcı. Sözü çok uzatmadan şu ipuçlarını da verelim: Bitkiler uyutulabiliyor, başka canlılara tuzak kurabiliyor ve kopartıldıklarını, tahrip edildiklerini anlayabiliyorlar…</p>
<p><strong>İstanbul Nedir?</strong> Yanıt vermeden önce şöyle bir düşünmenizi öneriyoruz<em>: “Şu üzerinde yaşadığımız topraklarda hangi medeniyetler vardı, neler inşa ettiler, biz neler bırakıyoruz?”.</em>  Ve sizi <strong>Doğan Kuban</strong>’ın, 76 sit alanı için yapılan imar değişikliğine ve kimlere ayrıcalıklı haklar tanındığına dair yazısı ile baş başa bırakıyoruz.</p>
<p><strong>Erhan Karaesmen</strong> kentlerde mimarlık ve mühendislik arasındaki uyum ve uyumsuzluklardan örnekler verdiği bir yazı kaleme aldı.</p>
<p>İki önemli bilimciyi anıyoruz. Biri Türkiye’nin ilk Bilim Tarihi Doktoru: Ordinaryus Prof. <strong>Aydın Sayılı,</strong> vefatının 25. yılında İTÜ’de düzenlenen bir panelle anıldı. Diğeri ise Kasım ayı içinde yitirdiğimiz “Kimyayı sevdiren adam” olarak tanımlanan Prof<strong>. Osman Gürel</strong>. Onu da yakın dostu <strong>Ömer Kuleli</strong>’nin kaleminden okuyacaksınız.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong> önemli bir kalkınma uzmanı. Bizi ta 1930’lardan bugüne getiriyor ve tarihsel veriler ışığında planlı kalkınmayı ve önemini anlatıyor. <strong>Müfit Akyos</strong> da toplum ve bilim politikalarına kalkınma perspektifinden bakıyor yazısında. Üniversitelerin önemini de vurgulayarak&#8230;</p>
<p><strong>Sosyal Medya ölüyor mu? </strong>Tanol Türkoğlu Dijital Kültür’de “Sosyal Medya ölüyor mu?” sorusunu ortaya atıyor; giderek dejenere olduğunu vurgulayarak… Cem Say’ın yeni çıkan kitabı <em>50 soruda Yapay Zekâ’</em>yı kısa bir yazı ile tanıttık.</p>
<p><strong>Noah Hariri</strong>’nin <em>21. Yüzyıl için 21 Ders</em> kitabını duymuşsunuzdur. Hariri’nin insanlığın geçmişini inceleyen üçlemesinin sonuncusu olan kitap aynı zamanda veri bilimi ve biyoteknoloji üzerinden geleceğe de bakıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Meltem Bilikmen</strong>’in çevirisi ile <strong>Dov Greenbaum</strong> ve <strong>Mark Gerstein</strong>’ın kitapla ilgili izlenimlerini keyifle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. <strong>Ekin Akalan,</strong> biyomekanik temelli yürüme problemlerinin kaynaklarını sorgulamak amacıyla geliştirdikleri yeni bir araştırma metodolojisini anlatıyor bizlere. Bir yapay patoloji üreterek yapılan gözlemin sonuçları hayli etkileyici.</p>
<p>Beyin araştırmaları her zaman ilgi çekici. Bu kez fareler üzerine yapılan bir araştırmadan yola çıkılarak yalnızlığın, topluluktan soyutlamanın beyine de zarar verdiği ortaya konmuş.</p>
<p>Bilim ve Beslenme sayfasında bu hafta yaban mersini var. Ağırlıklı olarak Karadeniz Bölgesi’nde yetişen bu küçük meyvenin faydaları ise boyundan kat kat büyük.</p>
<p>Ara ara size <strong>Yeşil İcat</strong> köşesinden sesleneceğiz. Bu sayıda mantardan elektrik elde edilmesini okuyacaksınız.</p>
<p>Yine hepimizi yakından ilgilendiren bir konu: Plastik atıkların denizlerde parçalanması sonucu ortaya çıkan mikroplastiklerin türlü yollardan bedenimize girmesi. <strong>Prof.</strong> <strong>Dr.</strong> <strong>Bayram Öztürk</strong> ve <strong>Dr</strong>. <strong>Arda Çetin</strong> iki ayrı yazı ile aynı konuyu anlatıyor.</p>
<p><strong>Gribe karşı ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Kış bastırdı, grip kapıda. Önlem alınmazsa zatürre, akut bronşit gibi daha ağır vakalara da yol açabilir. Peki ne yapmalı? Amerikan Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden <strong>Dr. Elif Altuğ’a</strong> kulak verin deriz&#8230; Ve yeni bir gelişme: Yıllar sonra ilk grip ilacı Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylandı ve raflarda yerini aldı.</p>
<p>Önümüzdeki hafta yeniden buluşmak üzere hoşçakalın.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p><strong>Kurtalan’daki öğretmene 10 dergi aboneliği tamam. Sıra diğerlerinde&#8230;</strong></p>
<p>2 hafta önce Siirt’in Kurtalan ilçesindeki bir öğretmenin çağrısı ile yaptığımız duyuruya okurlarımızdan yanıt geldi ve kısa sürede 10 dergi aboneliği tamamlandı. Necdet Ersoy, Hülya Tuğlu ve Burak Güç ile isminin açıklanmasını arzu etmeyen bir okurumuza katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz.</p>
<p>Bu vesile ile doğu illerinde abonelik hediyesine devam ediyoruz. Öğretmenimiz “<em>Çocuklar gerçekten dergiyi zevkle okuyor. Çok yararlandıklarını görüyoruz” </em><em>diye yazmıştı</em><em>. </em>Siirt’teki öğretmen gibi başka eğitimciler olduğunu da biliyoruz. Onlardan çağrı bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyaya-bir-de-bitkilerin-gozuyle-bakalim">Dünyaya bir de bitkilerin gözüyle bakalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12104</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 09:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kökleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[mantar ağı]]></category>
		<category><![CDATA[wood wide web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağaçlar, konuşuyor, bilgi alışverişi yapıyor, hatta birbirlerine savaş açıyorlar. Nasıl mı? &#8216;Wood Wide Web&#8217; adı verilen bir mantar ağını kullanarak&#8230; Kaynak: BBC https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor">Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağaçlar, konuşuyor, bilgi alışverişi yapıyor, hatta birbirlerine savaş açıyorlar. Nasıl mı? &#8216;Wood Wide Web&#8217; adı verilen bir mantar ağını kullanarak&#8230;</p>
<p><strong>Kaynak: BBC <a href="https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo">https://www.youtube.com/watch?v=yWOqeyPIVRo</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/agaclar-birbirleriyle-nasil-konusuyor">Ağaçlar birbirleriyle nasıl konuşuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12099</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya “Büyük Uygarlık Çöküşü”nün ikinci sarmalı içine girdi…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-buyuk-uygarlik-cokusunun-ikinci-sarmali-icine-girdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 May 2018 14:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[batı uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çöküş]]></category>
		<category><![CDATA[darphane]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalem]]></category>
		<category><![CDATA[ipek yolu]]></category>
		<category><![CDATA[izzettin silier]]></category>
		<category><![CDATA[la casa de papel]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[sokotra adası]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10083</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayır, felâket tüccarlığı içinde değiliz. Tarihteki yok olan büyük uygarlıkları inceleyen bilim yazarları, çöküşlerin nedenlerini analiz ederek, uygarlıkların yükseliş ve iniş döngülerinin yaklaşık zaman çizelgelerini ortaya çıkardı. Roma, Hitit, Minos, Maya uygarlıklarını şimdi arkeolojik izleri kaldı. Peki, bu uygarlıkları çökerten nedenler nedir? Hangi zamansal döngüler içinde sona eriyorlar? Çöküşleri nasıl gerçekleşiyor? Batı uygarlığı hangi sarmal içinde? Buna göre 250 yıllık büyük periyodunu bitirdi ve 50 yıllık büyük çalkantılı kısa döngüsü içine girdi. Peki, bu tarihsel saptamalar Batı uygarlığı için de geçerli mi? En kötü senaryo nedir? Hangi nedenler bu çöküşü getiriyor? Çalkantılı dönemlerde neler olacak? İnsanlık kötü gidişleri neden engelleyemiyor? Ulus devletlerin bir geleceği var mı? Nasıl bir dünya yurttaşlık ağı kurulacak? Kapak konumuz tüm bunları içeriyor. Bir İngiliz bilim yazarının makalesi, büyük ilgi çekti ve bilim dergilerinde geniş yer buldu. Biz de eklemelerle konuyu genişlettik&#8230; Büyük bir proje Bu sayımızda, geçen hafta sığdıramadığımız Çin’in büyük İpek Yolu projesini okuyacaksınız Bülent Güner’in kaleminden. Gerçekten Çin’in dünyadaki atılımını tamamlayıcı nitelikte büyük bir proje. Bilim Grafik ve Bilim Foto’yu izliyor musunuz? Foto’da anasının sırtında seyahat eden yavru salyangozlar var. Ama anne salyangozun aşk öyküsü de hayli ilginç&#8230; Egzersiz köşemize bakıyor musunuz? Bu hafta, spor içecekleri onca paraya değer mi konusu gündemde! Doğan Kuban, Leonardo da Vinci bağlamında Türk toplumunu ve geçmişi irdeliyor. Neden Leonardo’ya denk düşecek bir deha bu topraklardan çıkmadı? &#8216;Yol öfkesi&#8217; ODTÜ Psikoloji Bölümü’nden Bilim Akademisi üyesi Prof. Nebi Sümer Hoca bize arada sırada yazacak. Biliyorsunuz, dergimizde Muzaffer Şerif üzerine yazısını yayımlamıştık. Bu sayımızda &#8220;Yol öfkesi: Saldırgan sürücü davranışları&#8221; üzerine yazdı. Tanol Türkoğlu’nun yazısı, “İnanmanın dayanılmaz cazibesi” üzerine. Türkoğlu’nun aylık Dijitalem’ini hiç kaçırmayın. Siber dünyanın ayak izleri üzerinde dolaşıyor! Erdal Musoğlu yüz tanıma teknolojilerini yazdı: Güvenlik ve tehdit iç içe. Yüz tanıma teknolojileri neleri başarıyor? İnternet’in babası, sevgili dostumuz Prof. Mustafa Akgül için PTT pul çıkardı, bunu da not düşelim. Genç HBT sayfamızı atlamayın lütfen! Daha bir dizi konu Son sayfamızda çok ilginç bir konu var: Yemen’in Sokotra Adası’ndaki pek görmeye alışık olmadığımız bitkiler! Eşsizliği ile ünlü! Beslenme sayfamızda veganları sevindirecek geniş bir haber yayınlıyoruz: Bali’den Didim’e, neden vegan? Özgür Ulusoy yazdı. Bir haber daha: Zayıflamanın yeni bir yolu: Beyne açlık mesajı ileten sinir geçici donduruluyor! Ağrı kesicilerin, özellikle hamilelerde bebeğe büyük zarar verdiğini biliyor musunuz. Son araştırmalar ne diyor? Özellikle İbuprofen! Ama parasetamol da hiç masum değil! Gamze Ertürk soruyor: Müzik sadece ruhun mu gıdası? Alper Raif İpek, bir Netflix dizisi olan La Casa de Papel’in kâğıt mühendisliğini yazdı. Aslıhan Yağcıoğlu “Emziren anneye beslenme önerileri”nde bulunuyor! Mustafa Çetiner önemli mesajlar içeren bir hasta mektubuna yer veriyor. Müfit Akyos ise ülkemizin geleceğini yaşam, barış ve refah ekseninde inşa edebilmek için gerekli Teknoloji Manifesto’sunu yazıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Meltem Bilikmen Columbia üniversitesi’nden Katherine W. Phillips’in “Çeşitlilik bizi nasıl daha zeki yapıyor?” sorusuna verdiği yanıtı dilimize çevirmiş. HBT geleceğe bakıyor. Geleceği kuruyor ve her hafta beyinleri besliyor. Destek veren herkese gönül dolusu sevgi ve her şey aydınlık bir toplum ve ülke için. Kalın sağlıcakla ve sevgiyle! *** Gençlere 200 HBT aboneliği ve son 30 genç! İzzettin Silier’in gençler için HBT aboneliği kampanyamız sona erdi! Son 30 öğrencimizin isimlerini paylaşıyoruz. Sevgili gençler, sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar! Basılı dergi Elif Çınar: Adnan Menderes Anadolu Lisesi. Görkem Polat: 9 Eylül Üni. Tıp Fak. Serdar Mısırlıoğlu: YTÜ Kimya. Fatma Nur Öztürk: Turan Erdoğan Yılmaz Fen Lisesi. Halit Erduran: Kastamonu Özel Sınav Temel Lisesi. Emre Doğrubakar: BAU Reklamcılık. Abdullah Doğmuş: Maltepe Üni. Mimarlık. Fatih Turak: 19 Mayıs Üni. Hukuk. Karya Topal: Güneşli Final Ortaokulu. Berfin Çapar: İstanbul Bilim Üni. Tıp Fak. Görkem Polat: 9 Eylül Üni. Tıp Fak. Nermin Bozkurt: Final Okulları. Doğan Kanığ: Final Okulları. Murat Can Altunbaş: Erciyes Üni. Elektronörofizyoloji. Hüsnü İlhan: Necmettin Erbakan Üni. Biyoteknoloji. Dijital dergi Yunus Emre Ak: İstanbul Medipol Üni. Anestezi. Şirin Nur Kaptanoğlu: 9 Eylül Üni. BÖTE. Melike Candan: 9 Eylül Üni. Denizcilik İşletmeleri Yönetimi. Buse Kılıçgün: Van 100. Yıl Üni. Fen Bilgisi Öğrt. Ali Deniz Çetintürk: Ortaca Yunus Emre Anadolu Lisesi. Halil Kolatan: Ankara Üni. Fizik. Eren Andıç: İstanbul Üni. Tıp Fak. Sinem Akar: ODTÜ Biyoloji. Sadettin Kalenderoğlu: Sağlık Bil. Üni. Gülhane Tıp Fak. Kardelen Kanığ: BÜ Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi. İsa Sertan Karabıyıklı: BÜ  Elektrik-Elektronik Müh. Ayşe İdil Tanatar: Sakıp Sabancı AL. Asrın Yaylacı: Özel Çağlayan Fen Lisesi. Burak Nayır: İTÜ Elektronik-Haberleşme Müh. Beyza Lüzumlar: Sami Yangın AL.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-buyuk-uygarlik-cokusunun-ikinci-sarmali-icine-girdi">Dünya “Büyük Uygarlık Çöküşü”nün ikinci sarmalı içine girdi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayır, felâket tüccarlığı içinde değiliz. Tarihteki yok olan büyük uygarlıkları inceleyen bilim yazarları, çöküşlerin nedenlerini analiz ederek, uygarlıkların yükseliş ve iniş döngülerinin yaklaşık zaman çizelgelerini ortaya çıkardı. Roma, Hitit, Minos, Maya uygarlıklarını şimdi arkeolojik izleri kaldı.</p>
<p>Peki, bu uygarlıkları çökerten nedenler nedir? Hangi zamansal döngüler içinde sona eriyorlar? Çöküşleri nasıl gerçekleşiyor?</p>
<p>Batı uygarlığı hangi sarmal içinde? Buna göre 250 yıllık büyük periyodunu bitirdi ve 50 yıllık büyük çalkantılı kısa döngüsü içine girdi. Peki, bu tarihsel saptamalar Batı uygarlığı için de geçerli mi? En kötü senaryo nedir? Hangi nedenler bu çöküşü getiriyor? Çalkantılı dönemlerde neler olacak? İnsanlık kötü gidişleri neden engelleyemiyor? Ulus devletlerin bir geleceği var mı? Nasıl bir dünya yurttaşlık ağı kurulacak?</p>
<p>Kapak konumuz tüm bunları içeriyor. Bir İngiliz bilim yazarının makalesi, büyük ilgi çekti ve bilim dergilerinde geniş yer buldu. Biz de eklemelerle konuyu genişlettik&#8230;</p>
<p><strong>Büyük bir proje</strong></p>
<p>Bu sayımızda, geçen hafta sığdıramadığımız Çin’in büyük <strong>İpek Yolu</strong> projesini okuyacaksınız <strong>Bülent Güner</strong>’in kaleminden. Gerçekten Çin’in dünyadaki atılımını tamamlayıcı nitelikte büyük bir proje.</p>
<p><strong>Bilim Grafik</strong> ve <strong>Bilim Foto</strong>’yu izliyor musunuz? Foto’da anasının sırtında seyahat eden yavru salyangozlar var. Ama anne salyangozun aşk öyküsü de hayli ilginç&#8230; <strong>Egzersiz </strong>köşemize bakıyor musunuz? Bu hafta, spor içecekleri onca paraya değer mi konusu gündemde!</p>
<p><strong>Doğan Kuban, </strong>Leonardo da Vinci bağlamında Türk toplumunu ve geçmişi irdeliyor. Neden Leonardo’ya denk düşecek bir deha bu topraklardan çıkmadı?</p>
<p><strong>&#8216;Yol öfkesi&#8217;</strong></p>
<p>ODTÜ Psikoloji Bölümü’nden Bilim Akademisi üyesi Prof. <strong>Nebi Sümer</strong> Hoca bize arada sırada yazacak. Biliyorsunuz, dergimizde <strong>Muzaffer Şerif</strong> üzerine yazısını yayımlamıştık. Bu sayımızda &#8220;Yol öfkesi: Saldırgan sürücü davranışları&#8221; üzerine yazdı.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun yazısı, “İnanmanın dayanılmaz cazibesi” üzerine. Türkoğlu’nun aylık <strong>Dijitalem</strong>’ini hiç kaçırmayın. Siber dünyanın ayak izleri üzerinde dolaşıyor! <strong>Erdal Musoğlu</strong> yüz tanıma teknolojilerini yazdı: Güvenlik ve tehdit iç içe. Yüz tanıma teknolojileri neleri başarıyor? İnternet’in babası, sevgili dostumuz Prof. <strong>Mustafa Akgül</strong> için PTT pul çıkardı, bunu da not düşelim. <strong>Genç HBT</strong> sayfamızı atlamayın lütfen!</p>
<p><strong>Daha bir dizi konu</strong></p>
<p>Son sayfamızda çok ilginç bir konu var: Yemen’in <strong>Sokotra Adası</strong>’ndaki pek görmeye alışık olmadığımız bitkiler! Eşsizliği ile ünlü! Beslenme sayfamızda veganları sevindirecek geniş bir haber yayınlıyoruz: Bali’den Didim’e, neden vegan? <strong>Özgür Ulusoy</strong> yazdı. Bir haber daha: Zayıflamanın yeni bir yolu: Beyne açlık mesajı ileten sinir geçici donduruluyor!</p>
<p>Ağrı kesicilerin, özellikle hamilelerde bebeğe büyük zarar verdiğini biliyor musunuz. Son araştırmalar ne diyor? Özellikle İbuprofen! Ama parasetamol da hiç masum değil!</p>
<p><strong>Gamze Ertürk</strong> soruyor: Müzik sadece ruhun mu gıdası? <strong>Alper Raif İpek</strong>, bir Netflix dizisi olan <strong>La Casa de Papel</strong>’in kâğıt mühendisliğini yazdı. <strong>Aslıhan Yağcıoğlu</strong> “Emziren anneye beslenme önerileri”nde bulunuyor!</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner </strong>önemli mesajlar içeren bir hasta mektubuna yer veriyor. Müfit Akyos ise ülkemizin geleceğini yaşam, barış ve refah ekseninde inşa edebilmek için gerekli Teknoloji Manifesto’sunu yazıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Meltem Bilikmen</strong> Columbia üniversitesi’nden <strong>Katherine W. Phillips</strong>’in “Çeşitlilik bizi nasıl daha zeki yapıyor?” sorusuna verdiği yanıtı dilimize çevirmiş.</p>
<p>HBT geleceğe bakıyor. Geleceği kuruyor ve her hafta beyinleri besliyor.</p>
<p>Destek veren herkese gönül dolusu sevgi ve her şey aydınlık bir toplum ve ülke için.</p>
<p>Kalın sağlıcakla ve sevgiyle!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gençlere 200 HBT aboneliği ve son 30 genç!</strong></p>
<p>İzzettin Silier’in gençler için HBT aboneliği kampanyamız sona erdi! Son 30 öğrencimizin isimlerini paylaşıyoruz. Sevgili gençler, sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar!</p>
<p><strong>Basılı dergi</strong></p>
<p><strong>Elif Çınar:</strong> Adnan Menderes Anadolu Lisesi. <strong>Görkem Polat:</strong> 9 Eylül Üni. Tıp Fak. <strong>Serdar Mısırlıoğlu</strong>: YTÜ Kimya. <strong>Fatma Nur Öztürk</strong>: Turan Erdoğan Yılmaz Fen Lisesi. <strong>Halit Erduran:</strong> Kastamonu Özel Sınav Temel Lisesi. <strong>Emre Doğrubakar: </strong>BAU Reklamcılık. <strong>Abdullah Doğmuş:</strong> Maltepe Üni. Mimarlık. <strong>Fatih Turak:</strong> 19 Mayıs Üni. Hukuk. <strong>Karya Topal:</strong> Güneşli Final Ortaokulu. <strong>Berfin Çapar:</strong> İstanbul Bilim Üni. Tıp Fak. <strong>Görkem Polat:</strong> 9 Eylül Üni. Tıp Fak. <strong>Nermin Bozkurt:</strong> Final Okulları. <strong>Doğan Kanığ:</strong> Final Okulları. <strong>Murat Can Altunbaş:</strong> Erciyes Üni. Elektronörofizyoloji. <strong>Hüsnü İlhan: </strong>Necmettin Erbakan Üni. Biyoteknoloji.</p>
<p><strong>Dijital dergi</strong></p>
<p><strong>Yunus Emre Ak:</strong> İstanbul Medipol Üni. Anestezi. <strong>Şirin Nur Kaptanoğlu:</strong> 9 Eylül Üni. BÖTE. <strong>Melike Candan: </strong>9 Eylül Üni. Denizcilik İşletmeleri Yönetimi. <strong>Buse Kılıçgün:</strong> Van 100. Yıl Üni. Fen Bilgisi Öğrt. <strong>Ali Deniz Çetintürk:</strong> Ortaca Yunus Emre Anadolu Lisesi. <strong>Halil Kolatan:</strong> Ankara Üni. Fizik. <strong>Eren Andıç:</strong> İstanbul Üni. Tıp Fak. <strong>Sinem Akar:</strong> ODTÜ Biyoloji. <strong>Sadettin Kalenderoğlu:</strong> Sağlık Bil. Üni. Gülhane Tıp Fak. <strong>Kardelen Kanığ:</strong> BÜ Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi. <strong>İsa Sertan Karabıyıklı:</strong> BÜ  Elektrik-Elektronik Müh. <strong>Ayşe İdil Tanatar:</strong> Sakıp Sabancı AL. <strong>Asrın Yaylacı:</strong> Özel Çağlayan Fen Lisesi. <strong>Burak Nayır:</strong> İTÜ Elektronik-Haberleşme Müh. <strong>Beyza Lüzumlar:</strong> Sami Yangın AL.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-buyuk-uygarlik-cokusunun-ikinci-sarmali-icine-girdi">Dünya “Büyük Uygarlık Çöküşü”nün ikinci sarmalı içine girdi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10083</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Ne işe yarar karpuz?” efsanesini yıkıyoruz: Aman karpuz, canım karpuz, bu ne zenginlik!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ne-ise-yarar-karpuz-efsanesini-yikiyoruz-aman-karpuz-canim-karpuz-ne-zenginlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 05:56:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[dijital abone]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[karpuz]]></category>
		<category><![CDATA[kavun]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Murat Uzdilek]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz nihayet sökün etti mi diyelim? Neredeyse Nisan &#8211; Mayıs aylarında yerli karpuz kavun yiyecektik! Şüphesiz daha sıcak coğrafyalar marketlerde bu güzelim meyveleri eksik etmediler. Karpuz ile ilgili “Bilim ve Beslenme” sayfamızın yazısı önümüze geldiğinde hemen kapak konumuzu değiştirmeye karar verdik. Harika bilgiler vardı&#8230; Üstelik yaz aylarına girmiştik. Türkiye bir karpuz kavun cennetiydi&#8230; Avrupalı’nın dilim dilim satın alıp yediği bu meyveler ülkemizde ne çok tüketiliyordu! Fakat eminiz ki %99’umuz yediği meyveyi tanımıyordu. Toplumda söylenceler alabildiğine kol gezer, bunlardan biri de mesela “ne işe yarar karpuz, yalnızca bol su&#8230;” Evet, karpuzun %95’i su, ama su var, su var! Buradaki soru nasıl bir su olduğu! Aman karpuz, canım karpuz, bu ne zenginlik! Hemen kavunu da araştırdık ve bu ikizleri birbirinden ayırmadan ana konumuz olarak kapağa taşıdık. Bu vesileyle sizleri 63 sayıdır her hafta sunduğumuz “Bilim ve Beslenme” sayfamıza dikkatinizi de çekiyoruz. Sağlıklı beslenme dünyanın titizlikle üzerinde durduğu bir ana konu. Yediklerimiz üzerine bilim insanları o kadar çok araştırma yapıyor ki, bilinçli, bilerek beslenme, ye yediğimizi bilme, canımıza, bedenimize borçlu olduğumuz günlük bir ana faaliyetimiz. İşte bu nedenle Beslenme sayfamıza önem veriyoruz. Dikkatle ve sektirmeden izlemeniz dileğiyle… Sorun çözme kapasitesi Bu kez derginin sonlarından dikkatinize getirelim: Tınaz Titiz’in “Birleşik akıl ve sorun çözme kapasitesi” başlıklı yazısını. Titiz “inanılmayacak kadar çok sayıda dış etken ve beynin bunlar arasında yeni bağlantılar oluşturması, zihinsel özgürlük alanımızı kısaltıyor” diyor. Peki, toplum ve birey olarak zihni etkileyen duvarları nasıl aşarız? Doğan Kuban, Türkiye ve Dünya’ya baktığında, “geleceğe dair duyduğumuz güven epeydir korkuya dönüştü” diyor ve olumsuz bir kehanette bulunuyor: 21. yüzyıl belki de insanlığın son dönemi olacak ve tüm yoksul ülkelerin köleliği ile bitecek. Katılır mısınız? İnsanlığın geleceği açısından, iklimle ilgili endişelerin yanı sıra, en çok tartışılan konulardan biri, bilgisayarların kölesi olup olmayacağımız. Çünkü yapay zekâ çalışmaları o kadar hızlı gelişiyor ki, evrim üzerine evrim yaşıyor. İnsanlığın bu evrimin bir basamağına bile yetişmesi olanaksız. Şimdi tartışılan bir çözüm, bizim de beyin kapasitemizi geliştirmemiz. Bu nasıl olacak? Ekstra bellekle. Beyinlerimizle bilgisayar arasında bağlantı kurabilirsek, ekstra belleğimizi her zaman yanımızda dolaştırmış mı olacağız… Konu, Kuban ve yapay zekâ gibi geleceği kurcalayan yazılardan açılmışken, bir önemli fütüristin, Ray Kurzweil’in son söylediklerine kulak verin sayfalarımızda: Yapay Zekânın insanoğlunun zekâsını aşmasının (teknolojik tekillik!) eşik yılını anons ediyor: 2045! Daha 9 öngörüsü var dergide! Sağlık sayfamızda 35 yaşına kadar kadınlara bir çağrı var: “Yumurtalarınızı saklama yoluna gidin!” İnsanlığın beşiğinin aslında Avrupa olup olmadığını tartışan yazı da hayli ilginç&#8230; Peki, “Bitkiler de görebilir duyabilir, koklayabilir, hatta karşılık verebilir” dersek, abartıyorsunuz mu diyeceksiniz bize&#8230;  Sessizlik demek, görmez-duymaz-anlamaz demek değildir. Ağaçları düşünün, binlerce yıl bizimle yaşayan ve nesillerimizi mezara gömen ağaçlar&#8230; Dikkatinizi çekmek istediğimiz onlarca haber ve yazarımızın yazıları var. Ama İbrahim Ülker’in “Sorunlar ve doğru teşhisler: Hayatın matematiğini çözmeyi iyi öğrenmeliyiz” yazısını da es geçmeyin deriz. Dünyada güçlü olmak için. *** HBT binlerce okurumuz için bir tutku, çok güzel bir alışkanlığa dönüştü&#8230; Bir okurumuz dedi ki: HBT’nin okur sayısı 40 bin-50 bin’lere ulaştığında, Türkiye’nin gerçekten düzlüğe çıkacağını göreceğiz&#8230; Okurumuz haklı. HBT geleceği inşa etmenin adı&#8230; Bizi izleyin, tanıtın ve gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230; *** Uzdilek Bursu hakkında: Geçen hafta duyurduğumuz 5 liseli ve 5 üniversiteli gencimize 1 yıllık HBT dijital abonelik için Salih Murat Uzdilek Bursu’na başvuru süresi, bu sayımızın çıkışı ile sona erdi. Beklediğimizin üzerinde istek geldi. Kura çekeceğiz. Açıklamayı gelecek sayımızda yapacağız ve 10 gencimizin aboneliğini hemen başlatacağız.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ne-ise-yarar-karpuz-efsanesini-yikiyoruz-aman-karpuz-canim-karpuz-ne-zenginlik">“Ne işe yarar karpuz?” efsanesini yıkıyoruz: Aman karpuz, canım karpuz, bu ne zenginlik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz nihayet sökün etti mi diyelim? Neredeyse Nisan &#8211; Mayıs aylarında yerli karpuz kavun yiyecektik! Şüphesiz daha sıcak coğrafyalar marketlerde bu güzelim meyveleri eksik etmediler. Karpuz ile ilgili “<strong>Bilim ve Beslenme</strong>” sayfamızın yazısı önümüze geldiğinde hemen kapak konumuzu değiştirmeye karar verdik. Harika bilgiler vardı&#8230; Üstelik yaz aylarına girmiştik. Türkiye bir karpuz kavun cennetiydi&#8230; Avrupalı’nın dilim dilim satın alıp yediği bu meyveler ülkemizde ne çok tüketiliyordu!</p>
<p>Fakat eminiz ki %99’umuz yediği meyveyi tanımıyordu. Toplumda söylenceler alabildiğine kol gezer, bunlardan biri de mesela “ne işe yarar karpuz, yalnızca bol su&#8230;” Evet, karpuzun %95’i su, ama su var, su var! Buradaki soru nasıl bir su olduğu! Aman karpuz, canım karpuz, bu ne zenginlik! Hemen kavunu da araştırdık ve bu ikizleri birbirinden ayırmadan ana konumuz olarak kapağa taşıdık.</p>
<p>Bu vesileyle sizleri 63 sayıdır her hafta sunduğumuz “<strong>Bilim ve Beslenme</strong>” sayfamıza dikkatinizi de çekiyoruz.</p>
<p>Sağlıklı beslenme dünyanın titizlikle üzerinde durduğu bir ana konu. Yediklerimiz üzerine bilim insanları o kadar çok araştırma yapıyor ki, bilinçli, bilerek beslenme, ye yediğimizi bilme, canımıza, bedenimize borçlu olduğumuz günlük bir ana faaliyetimiz. İşte bu nedenle Beslenme sayfamıza önem veriyoruz. Dikkatle ve sektirmeden izlemeniz dileğiyle…</p>
<p><strong>Sorun çözme kapasitesi</strong></p>
<p>Bu kez derginin sonlarından dikkatinize getirelim: <strong>Tınaz Titiz</strong>’in “Birleşik akıl ve sorun çözme kapasitesi” başlıklı yazısını. Titiz “inanılmayacak kadar çok sayıda dış etken ve beynin bunlar arasında yeni bağlantılar oluşturması, zihinsel özgürlük alanımızı kısaltıyor” diyor. Peki, toplum ve birey olarak zihni etkileyen duvarları nasıl aşarız?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>, Türkiye ve Dünya’ya baktığında, “geleceğe dair duyduğumuz güven epeydir korkuya dönüştü” diyor ve olumsuz bir kehanette bulunuyor: 21. yüzyıl belki de insanlığın son dönemi olacak ve tüm yoksul ülkelerin köleliği ile bitecek. Katılır mısınız?</p>
<p>İnsanlığın geleceği açısından, iklimle ilgili endişelerin yanı sıra, en çok tartışılan konulardan biri, bilgisayarların kölesi olup olmayacağımız. Çünkü <strong>yapay zekâ</strong> çalışmaları o kadar hızlı gelişiyor ki, evrim üzerine evrim yaşıyor. İnsanlığın bu evrimin bir basamağına bile yetişmesi olanaksız. Şimdi tartışılan bir çözüm, bizim de beyin kapasitemizi geliştirmemiz. Bu nasıl olacak? Ekstra bellekle. Beyinlerimizle bilgisayar arasında bağlantı kurabilirsek, ekstra belleğimizi her zaman yanımızda dolaştırmış mı olacağız…</p>
<p>Konu, Kuban ve yapay zekâ gibi geleceği kurcalayan yazılardan açılmışken, bir önemli fütüristin, <strong>Ray Kurzweil</strong>’in son söylediklerine kulak verin sayfalarımızda: Yapay Zekânın insanoğlunun zekâsını aşmasının (teknolojik tekillik!) eşik yılını anons ediyor: 2045! Daha 9 öngörüsü var dergide!</p>
<p>Sağlık sayfamızda 35 yaşına kadar kadınlara bir çağrı var: “Yumurtalarınızı saklama yoluna gidin!”</p>
<p>İnsanlığın beşiğinin aslında Avrupa olup olmadığını tartışan yazı da hayli ilginç&#8230; Peki, “Bitkiler de görebilir duyabilir, koklayabilir, hatta karşılık verebilir” dersek, abartıyorsunuz mu diyeceksiniz bize&#8230;  Sessizlik demek, görmez-duymaz-anlamaz demek değildir. Ağaçları düşünün, binlerce yıl bizimle yaşayan ve nesillerimizi mezara gömen ağaçlar&#8230;</p>
<p>Dikkatinizi çekmek istediğimiz onlarca haber ve yazarımızın yazıları var. Ama <strong>İbrahim Ülker</strong>’in “Sorunlar ve doğru teşhisler: Hayatın matematiğini çözmeyi iyi öğrenmeliyiz” yazısını da es geçmeyin deriz. Dünyada güçlü olmak için.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>HBT binlerce okurumuz için bir tutku, çok güzel bir alışkanlığa dönüştü&#8230; Bir okurumuz dedi ki: HBT’nin okur sayısı 40 bin-50 bin’lere ulaştığında, Türkiye’nin gerçekten düzlüğe çıkacağını göreceğiz&#8230; Okurumuz haklı.</p>
<p>HBT geleceği inşa etmenin adı&#8230; Bizi izleyin, tanıtın ve gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Uzdilek Bursu hakkında:</strong></p>
<p>Geçen hafta duyurduğumuz 5 liseli ve 5 üniversiteli gencimize <strong>1 yıllık HBT dijital abonelik</strong> için Salih Murat Uzdilek Bursu<strong>’</strong>na başvuru süresi, bu sayımızın çıkışı ile sona erdi. Beklediğimizin üzerinde istek geldi. Kura çekeceğiz. Açıklamayı gelecek sayımızda yapacağız ve 10 gencimizin aboneliğini hemen başlatacağız.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ne-ise-yarar-karpuz-efsanesini-yikiyoruz-aman-karpuz-canim-karpuz-ne-zenginlik">“Ne işe yarar karpuz?” efsanesini yıkıyoruz: Aman karpuz, canım karpuz, bu ne zenginlik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeraltı ağı ile ağaçlar arasında büyük dayanışma, iletişim ve koruma var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeralti-agi-ile-agaclar-arasinda-buyuk-dayanisma-iletisim-ve-koruma-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 14:16:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç kökleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim ağı]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[yeraltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taşlar hareket eder, Ağaçlar konuşur. Shakespeare, Macbeth Ağaç diplerinde gördüğümüz mantarlar altında yüzlerce metrelik bir iletişim ağı aracılığıyla ağaçlar arasında sürekli besin ve karbon alışverişi yapılıyor. Anaç ağaçlar altındaki mantar ağını kullanarak yüzlerce ağaç ile iletişimde ve kendi karbon fazlasını mantar kökü ağı ile öncelikle yavru ağaçlara gönderiyor. Anaç bir ağacın ağına bağlı bir küçük fidanın hayatta kalma şansı bu sayede dört kat daha fazla. Anaç ağaç kendi tohumundan olan fidana çok daha fazla karbon gönderiyor ve hatta kendi kök gelişimini kendi yavrusunun olduğu tarafta engelleyerek onun daha iyi gelişecek alan bulmasını sağlıyor.  Birbirlerini besliyorlar, tehlikeleri haber veriyorlar. Bitkiler arasındaki iletişimi kanıtlayacak bilimsel analizlerin kısıtlılığı ve bitkilerin kendilerine özgü gözlem zorluğu bu alanı bilimin yavaş gelişen alanlarından birisi yapmıştır. Bu nedenle araştırmacılar bitkileri hayvan davranışları üzerinden dolaylı olarak anlamaya yönelmişlerdir. Bu alanda yapılan ilk bilimsel değeri olan çalışmanın 1983 yılında olduğunu bilmek bile konunun ne denli yeni olduğunu anlamaya yetecektir. Washington Üniversitesi’nden Zoolog David Rhoades’in söğüt ağaçlarında yaptığı çalışmada tırtıl ve benzeri zararlılar tarafından istila edilmiş ağaçların yapraklarında salgılanarak yaprağın tadını bozan kimyasallara rastladı. Bu veriden yola çıkarak yaptığı ikinci çalışmasında, zararlı ile temas etmiş söğüt yapraklarıyla beslenen tırtıllar ile aynı bölgede ama temiz ağaçlarla beslenenleri ve başka bölgeden temiz ağaçları karşılaştırdı. Sonuçta en sağlıklı gelişim gösterenlerin başka bölgedeki temiz ağaçtan gelen yaprakla beslenen tırtıllar olduğunu kanıtladı. Bu bulgular ağaçların tehlike algısı üzerine birbirleriyle iletişime geçebildiklerini dolaylı olarak da olsa gösteren ilk çalışmadır. Yine aynı dönemde Dartmouth Üniversitesi’nden Ian Baldwin ve Jack Schultz isimli araştırmacılar “Science” dergisinde “Hasarlanma sonucunda ağaç yaprakları kimyasında görülen hızlı değişim: Bitkiler arası iletişimde kanıt” isimli makalenin de yayınlanmasıyla bilim dünyasında bitkilere bakışı değişmeye başlar. Akasya tehlikeyi haber veriyor  Bunu, 1990 yılında Kruger Milli Parkı’nda 3000 Kudu’nun (Güney Afrika Antilopu) toplu ölümü ile başlayan araştırma izler. Pretoria Üniversitesi’nden Zoolog Wouter Van Hoven’in sonuçları çok çarpıcıdır. Park’ta bulunan akasya ağaçları hem zürafalar hem de antiloplar için en önemli besin kaynağıdır. Akasya, evrimsel gelişim boyunca kendini korumak için bir savunma mekanizması geliştirmiş ve yaprakları tahrip olan ağaçtan salgılanan bir feromen ile tehlike sinyalini komşuluğundaki ağaçlara aktarabilmektedir. 5-10 dakika içinde yaklaşık 50 metreye kadar olan ağaçlara rüzgâr ile bu uyarı ulaşır. Uyarıyı alan ağaçlar hemen tannen salgılamaya başlayıp yapraklarının tadını acılaştırırlar. Akasya’nın bu akıl almaz savunmasına karşılık, zürafalar ise akasya ağaçlarını rüzgâra karşı yemeye başlamışlardır. Ancak bu bulguların hiçbirisi aynı diyete sahip binlerce kudu ölürken zürafaların neden sağ kaldığını açıklayamıyordu. Dr. Van Hoven, önemli bir ayrıntı fark etti. Yeni düzenleme sonrası parkta farklı rekreasyon alanları yaratabilmek amacıyla alanı çeşitli bölümlere ayırmışlardı. Ayrılma sonrası zürafalar ve kudular farklı alanlarda kalmışlardı. Kuduların rüzgâr altındaki alanda kalmaları o bölgedeki tüm akasyaların yapraklarının acı olmasına neden olmaktaydı. Bir yerde zürafaların karnını doyurması kudular için ölüm borazanı demekti. Özellikle kış aylarında son derece kısıtlı olan besin kaynakları kuduları acı bile olsa akasya yapraklarını yemeye zorlamış ve belli bir tannen dozunun üzeri de ölümcül olmuştu. Bu çalışma da her ne kadar sonuçları itibariyle sansasyon yaratmış olsa da, o güne kadar yapılan tüm çalışmalar gibi, bitkilerin iletişimini hep hayvan davranışları üzerinden ortaya koymaktaydı. İletişim doğrudan gözleniyor Doğrudan bitkileri inceleyerek bitkiler arası iletişimi ortaya koymada adı mutlak anılması kişi Ekolojist Suzanne Simard’dır. O zamana dek laboratuvar ortamında çimlendirilen çam ağacı tohumlarının birbirine kökler yoluyla karbon transferi yaptığı gösterilmişti. Ancak bu bilginin gerçek yaşamda yani ormanda doğruluğu bilinmiyordu. Simard’ın çalışmasında karbon-14 radyoizotopu ve stabil izotop olarak karbon-13 CO2 gazı ağaçlara enjekte edilerek, ağaçlarda radyoaktivite ölçümü yapılarak, huş ve köknar ağaçlarının birbiri ile karbon alışverişi yaptıkları ilk kez doğal ortamında gösterildi. Araştırma detaylandıkça elde edilen veriler hayret vericidir. Yaz aylarında huş ve köknar arasındaki karbon alışverişine bakıldığında huş köknara, kendi karbonundan yollamakta, hatta köknar gölgede kalmışsa huşun gönderdiği karbon belirgin şekilde artmaktadır. Fakat kışın ise yapraksız olan huş ağacına köknar ağacı karbon desteği yapmaktaydı. Suzanne Simard, büyük bir buluşun kapısını açmak üzere olduğunu anlamıştı. Artık ağaçların yeraltı iletişim ağının varlığı (mycorrhizal networks) ispatlanmıştı. Hatta Simard, zaman içinde bu alışverişin karbonla sınırlı kalmadığını, aynı şekilde azot, fosfor, su, hormonlar ve savunma sinyali olan kimyasalların da bu yolla değişiminin yapıldığı gösterir. Asıl amacı ise bu alışverişi sağlayan yolakları ve ağı ortaya koyabilmekti ve onu da başarır. Mantar altlarındaki iletişim ağı Ağaç diplerinde gördüğümüz mantarlar aslında buz dağının görünen kısmıydı. Her mantarın altında yüzlerce metrelik bir iletişim ağı olduğunu ve bunların ağaç kökleri ile mantar kökleri üzerinde yapılan kısa segment, DNA çalışmaları ile sürekli besin ve karbon alışverişinin bu ağ üzerinden yapıldığı gösterildi. Anaç ağaç olarak nitelenen ağaçların altında daha aktif çalışan mantar ağına ait düğüm noktalarının var olduğu ve bunların ağaç ile diğer ağaçlar arası besin ve kimyasal alışverişinde rol oynadığını gösterdi. Acaba yetişkin ağaçlar çevrelerindeki küçük ağaçları koruyup kolluyorlar mıydı? Yaptığı çalışmada bir anaç ağacın, altındaki mantar ağını kullanarak yüzlerce ağaç ile iletişimde olduğu ve kendi karbon fazlasını mantar kökü ağı ile öncelikle yavru ağaçlara gönderdiği ortaya kondu. Anaç bir ağacın ağına bağlı olan bir küçük fidanın, tek başına kalmış küçük bir fidana göre hayatta kalma şansının bu sayede dört kat daha fazla olduğu gösterildi. Kendi yavrusuna daha çok karbon Çalışma giderek daha çılgın ve daha dudak uçuklatıcı veriler ile hayranlık bırakmaya devam ediyor, fakat yeni sorular ortaya çıkıyordu. Acaba bu anaç ağaçlar etrafında tohumdan gelişen yeni fidanlardan, kendinden olanlar ile diğer ağaçların tohumlarından olan fidanları ayırt edebiliyorlar mıydı? Anaç ağaca yakın ve aynı mesafede ekilen tohumlardan gelişen fidanlardaki karbon alışverişine bakıldığında, anaç ağacın kendi tohumundan olan fidana çok daha fazla karbon gönderdiği ve hatta kendi kök gelişimini kendi yavrusunun olduğu tarafta engelleyerek onun daha iyi gelişecek alan bulmasını sağladığı gösterildi. Bilimsel olarak bakıldığında, orman sadece bir ağaç topluluğu değil, üzerindeki ağaçlar ve altındaki milyonlarca kilometrelik bir veri ağından oluşan son derece kompleks bir bütündür. Her karmaşık doğal oluşumlarda olduğu gibi kendi içinde kusursuz işleyen bir mekanizması olmakla birlikte dış müdahalelere karşın ne yazık ki son derece kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bir yerden kesilen ağaç yerine başka yere ağaç dikmek sistemi restore etmek olanaksızdır. Her anaç ağaç çevresindeki birkaç yavru ağacı besler. Hatta dev anaç ağaçlar yüzlerce yavru ağaca ebeveynlik yapabilmektedir. Bu nedenle ticari ağaç kesimleri söz konusu olduğunda özellikle çok yaşlı ağaçlar ormanın geleceği için korunması toprak altı iletişim ağının sağlığı açısından son derece yaşamsaldır. Son söz olarak, doğanın korunmasında bireysel olarak yapabileceklerimizin başında, her ebeveynin çocuklarına doğanın patronu değil, sadece bir parçası olursak gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakmanın mümkün olduğunu anlatması belki de en önemli sorumluluğumuz olmalı. Unutmayın, üzerinde oturduğunuz sandalye, yemek yediğiniz masa bir zamanlar ağaçken kendi yavrularına bu eğitimi vermişti. Fazlası değil ağaçla mantar kadar birbirimize sahip çıksak sanırım sorunların büyük kısmı çözülecektir. Dr. Serhat Totan  Kaynaklar: Responses of Alder and Willow to Attack by Tent Caterpillars and Webworms: Evidence for Pheromonal Sensitivity of Willows. David F. Rhoades.University of Washington, Department of Zoology, Plant Resistance to Insects, Chapter 4, pp 55–68, 1983 Rapid Changes in Tree Leaf Chemistry Induced by Damage: Evidence for Communication Between Plants. Ian T. Baldwin, Jack C. Schultz. Science  15 Jul 1983:Vol. 221, Issue 4, pp. 277-279 Antelope activate the acacia’s alarm system. New Scientist issue 1736, 29 September 1990 https://www.ted.com/talks/suzanne_simard_how_trees_talk_to_each_other</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeralti-agi-ile-agaclar-arasinda-buyuk-dayanisma-iletisim-ve-koruma-var">Yeraltı ağı ile ağaçlar arasında büyük dayanışma, iletişim ve koruma var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Taşlar hareket eder, Ağaçlar konuşur. Shakespeare, Macbeth</em></strong></p>
<p>Ağaç diplerinde gördüğümüz mantarlar altında yüzlerce metrelik bir iletişim ağı aracılığıyla ağaçlar arasında sürekli besin ve karbon alışverişi yapılıyor. Anaç ağaçlar altındaki mantar ağını kullanarak yüzlerce ağaç ile iletişimde ve kendi karbon fazlasını mantar kökü ağı ile öncelikle yavru ağaçlara gönderiyor. Anaç bir ağacın ağına bağlı bir küçük fidanın hayatta kalma şansı bu sayede dört kat daha fazla.</p>
<p>Anaç ağaç kendi tohumundan olan fidana çok daha fazla karbon gönderiyor ve hatta kendi kök gelişimini kendi yavrusunun olduğu tarafta engelleyerek onun daha iyi gelişecek alan bulmasını sağlıyor.  Birbirlerini besliyorlar, tehlikeleri haber veriyorlar.</p>
<p>Bitkiler arasındaki iletişimi kanıtlayacak bilimsel analizlerin kısıtlılığı ve bitkilerin kendilerine özgü gözlem zorluğu bu alanı bilimin yavaş gelişen alanlarından birisi yapmıştır. Bu nedenle araştırmacılar bitkileri hayvan davranışları üzerinden dolaylı olarak anlamaya yönelmişlerdir. Bu alanda yapılan ilk bilimsel değeri olan çalışmanın 1983 yılında olduğunu bilmek bile konunun ne denli yeni olduğunu anlamaya yetecektir.</p>
<p>Washington Üniversitesi’nden Zoolog<strong> David Rhoades</strong>’in söğüt ağaçlarında yaptığı çalışmada tırtıl ve benzeri zararlılar tarafından istila edilmiş ağaçların yapraklarında salgılanarak yaprağın tadını bozan kimyasallara rastladı. Bu veriden yola çıkarak yaptığı ikinci çalışmasında, zararlı ile temas etmiş söğüt yapraklarıyla beslenen tırtıllar ile aynı bölgede ama temiz ağaçlarla beslenenleri ve başka bölgeden temiz ağaçları karşılaştırdı. Sonuçta en sağlıklı gelişim gösterenlerin başka bölgedeki temiz ağaçtan gelen yaprakla beslenen tırtıllar olduğunu kanıtladı.</p>
<p>Bu bulgular <strong>ağaçların tehlike algısı üzerine</strong> birbirleriyle iletişime geçebildiklerini dolaylı olarak da olsa gösteren ilk çalışmadır. Yine aynı dönemde Dartmouth Üniversitesi’nden <strong>Ian Baldwin</strong> ve <strong>Jack Schultz</strong> isimli araştırmacılar “Science” dergisinde “Hasarlanma sonucunda ağaç yaprakları kimyasında görülen hızlı değişim: Bitkiler arası iletişimde kanıt” isimli makalenin de yayınlanmasıyla bilim dünyasında bitkilere bakışı değişmeye başlar.</p>
<p><strong>Akasya tehlikeyi haber veriyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Bunu, 1990 yılında Kruger Milli Parkı’nda 3000 Kudu’nun (Güney Afrika Antilopu) toplu ölümü ile başlayan araştırma izler. Pretoria Üniversitesi’nden Zoolog <strong>Wouter Van Hoven</strong>’in sonuçları çok çarpıcıdır. Park’ta bulunan akasya ağaçları hem zürafalar hem de antiloplar için en önemli besin kaynağıdır.</p>
<p>Akasya, evrimsel gelişim boyunca kendini korumak için bir savunma mekanizması geliştirmiş ve yaprakları tahrip olan ağaçtan salgılanan bir feromen ile <strong>tehlike sinyalini komşuluğundaki ağaçlara</strong> aktarabilmektedir. 5-10 dakika içinde yaklaşık 50 metreye kadar olan ağaçlara rüzgâr ile bu uyarı ulaşır. Uyarıyı alan ağaçlar hemen tannen salgılamaya başlayıp yapraklarının tadını acılaştırırlar.</p>
<p>Akasya’nın bu akıl almaz savunmasına karşılık, <strong>zürafalar</strong> ise akasya ağaçlarını rüzgâra karşı yemeye başlamışlardır. Ancak bu bulguların hiçbirisi aynı diyete sahip binlerce kudu ölürken zürafaların neden sağ kaldığını açıklayamıyordu. Dr. Van Hoven, önemli bir ayrıntı fark etti.</p>
<p>Yeni düzenleme sonrası parkta farklı rekreasyon alanları yaratabilmek amacıyla alanı çeşitli bölümlere ayırmışlardı. Ayrılma sonrası zürafalar ve kudular farklı alanlarda kalmışlardı. Kuduların rüzgâr altındaki alanda kalmaları o bölgedeki tüm akasyaların yapraklarının acı olmasına neden olmaktaydı. Bir yerde zürafaların karnını doyurması kudular için ölüm borazanı demekti. Özellikle kış aylarında son derece kısıtlı olan besin kaynakları kuduları acı bile olsa akasya yapraklarını yemeye zorlamış ve belli bir tannen dozunun üzeri de ölümcül olmuştu. Bu çalışma da her ne kadar sonuçları itibariyle sansasyon yaratmış olsa da, o güne kadar yapılan tüm çalışmalar gibi, bitkile<strong>rin iletişimini hep hayvan davranışları </strong>üzerinden ortaya koymaktaydı.</p>
<p><strong>İletişim doğrudan gözleniyor</strong></p>
<p>Doğrudan bitkileri inceleyerek bitkiler arası iletişimi ortaya koymada adı mutlak anılması kişi Ekolojist <strong>Suzanne Simard</strong>’dır. O zamana dek laboratuvar ortamında çimlendirilen çam ağacı tohumlarının <strong>birbirine kökler yoluyla karbon transferi</strong> yaptığı gösterilmişti. Ancak bu bilginin gerçek yaşamda yani ormanda doğruluğu bilinmiyordu.</p>
<p>Simard’ın çalışmasında karbon-14 radyoizotopu ve stabil izotop olarak karbon-13 CO2 gazı ağaçlara enjekte edilerek, ağaçlarda radyoaktivite ölçümü yapılarak, huş ve köknar ağaçlarının birbiri ile karbon alışverişi yaptıkları ilk kez doğal ortamında gösterildi.</p>
<p>Araştırma detaylandıkça elde edilen veriler hayret vericidir. Yaz aylarında huş ve köknar arasındaki karbon alışverişine bakıldığında huş köknara, kendi karbonundan yollamakta, hatta köknar gölgede kalmışsa huşun gönderdiği karbon belirgin şekilde artmaktadır. Fakat kışın ise yapraksız olan huş ağacına köknar ağacı karbon desteği yapmaktaydı.</p>
<p>Suzanne Simard, büyük bir buluşun kapısını açmak üzere olduğunu anlamıştı. Artık <strong>ağaçların yeraltı iletişim ağının varlığı</strong> (<a href="http://0wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTXljb3JyaGl6YWxfbmV0d29ya3M">mycorrhizal networks</a>) ispatlanmıştı. Hatta Simard, zaman içinde bu alışverişin karbonla sınırlı kalmadığını, aynı şekilde azot, fosfor, su, hormonlar ve savunma sinyali olan kimyasalların da bu yolla değişiminin yapıldığı gösterir. Asıl amacı ise bu alışverişi sağlayan yolakları ve ağı ortaya koyabilmekti ve onu da başarır.</p>
<p><strong>Mantar altlarındaki iletişim ağı</strong></p>
<p>Ağaç diplerinde gördüğümüz mantarlar aslında buz dağının görünen kısmıydı. Her mantarın altında yüzlerce metrelik bir iletişim ağı olduğunu ve bunların ağaç kökleri ile mantar kökleri üzerinde yapılan kısa segment, DNA çalışmaları ile sürekli besin ve karbon alışverişinin bu ağ üzerinden yapıldığı gösterildi. Anaç ağaç olarak nitelenen ağaçların altında daha aktif çalışan mantar ağına ait düğüm noktalarının var olduğu ve bunların ağaç ile diğer ağaçlar arası besin ve kimyasal alışverişinde rol oynadığını gösterdi.</p>
<p>Acaba yetişkin ağaçlar çevrelerindeki <strong>küçük ağaçları koruyup kolluyorlar</strong> mıydı? Yaptığı çalışmada bir anaç ağacın, altındaki mantar ağını kullanarak yüzlerce ağaç ile iletişimde olduğu ve kendi karbon fazlasını mantar kökü ağı ile öncelikle yavru ağaçlara gönderdiği ortaya kondu. Anaç bir ağacın ağına bağlı olan bir küçük fidanın, tek başına kalmış küçük bir fidana göre hayatta kalma şansının bu sayede dört kat daha fazla olduğu gösterildi.</p>
<p><strong>Kendi yavrusuna daha çok karbon</strong></p>
<p>Çalışma giderek daha çılgın ve daha dudak uçuklatıcı veriler ile hayranlık bırakmaya devam ediyor, fakat yeni sorular ortaya çıkıyordu. <strong>Acaba bu anaç ağaçlar etrafında tohumdan gelişen yeni fidanlardan, kendinden olanlar ile diğer ağaçların tohumlarından olan fidanları ayırt edebiliyorlar mıydı? </strong>Anaç ağaca yakın ve aynı mesafede ekilen tohumlardan gelişen fidanlardaki karbon alışverişine bakıldığında, anaç ağacın <strong>kendi tohumundan olan fidana çok daha fazla karbon gönderdiği</strong> ve hatta kendi kök gelişimini kendi yavrusunun olduğu tarafta engelleyerek onun daha iyi gelişecek alan bulmasını sağladığı gösterildi.</p>
<p>Bilimsel olarak bakıldığında, orman sadece bir ağaç topluluğu değil, üzerindeki ağaçlar ve <strong>altındaki milyonlarca kilometrelik bir veri ağından oluşan</strong> son derece kompleks bir bütündür. Her karmaşık doğal oluşumlarda olduğu gibi kendi içinde kusursuz işleyen bir mekanizması olmakla birlikte dış müdahalelere karşın ne yazık ki son derece kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle bir yerden kesilen ağaç yerine başka yere ağaç dikmek sistemi restore etmek olanaksızdır. Her anaç ağaç çevresindeki birkaç yavru ağacı besler. Hatta dev anaç ağaçlar yüzlerce yavru ağaca ebeveynlik yapabilmektedir. Bu nedenle ticari ağaç kesimleri söz konusu olduğunda <strong>özellikle çok yaşlı ağaçlar ormanın geleceği için korunması</strong> toprak altı iletişim ağının sağlığı açısından son derece yaşamsaldır.</p>
<p>Son söz olarak, doğanın korunmasında bireysel olarak yapabileceklerimizin başında, her ebeveynin çocuklarına doğanın patronu değil, sadece bir parçası olursak gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakmanın mümkün olduğunu anlatması belki de en önemli sorumluluğumuz olmalı.</p>
<p>Unutmayın, <strong>üzerinde oturduğunuz sandalye, yemek yediğiniz masa bir zamanlar ağaçken kendi yavrularına bu eğitimi vermişti.</strong> Fazlası değil ağaçla mantar kadar birbirimize sahip çıksak sanırım sorunların büyük kısmı çözülecektir.</p>
<p><strong>Dr. Serhat Totan </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Responses of Alder and Willow to Attack by Tent Caterpillars and Webworms: Evidence for Pheromonal Sensitivity of Willows. David F. Rhoades.University of Washington, Department of Zoology, <a href="http://pubs.acs.org/isbn/9780841207561">Plant Resistance to Insects</a>, Chapter 4, pp 55–68, 1983</li>
<li>Rapid Changes in Tree Leaf Chemistry Induced by Damage: Evidence for Communication Between Plants. Ian T. Baldwin, Jack C. Schultz. Science  15 Jul 1983:Vol. 221, Issue 4, pp. 277-279</li>
<li>Antelope activate the acacia’s alarm system. New Scientist issue <a href="https://www.newscientist.com/issue/1736/">1736</a>, 29 September 1990</li>
<li><a href="https://www.ted.com/talks/suzanne_simard_how_trees_talk_to_each_other">https://www.ted.com/talks/suzanne_simard_how_trees_talk_to_each_other</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeralti-agi-ile-agaclar-arasinda-buyuk-dayanisma-iletisim-ve-koruma-var">Yeraltı ağı ile ağaçlar arasında büyük dayanışma, iletişim ve koruma var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6754</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
