<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>biyoçeşitlilik arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/biyocesitlilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/biyocesitlilik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 07 Jun 2020 14:55:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 14:52:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı sıcaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nem]]></category>
		<category><![CDATA[RCP]]></category>
		<category><![CDATA[SSP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölümcül sıcaklıklar daha sık yaşanıyor; 1 milyon tür yok olma tehdidi, 1 milyardan fazla insan ise göç tehdidi altında! İklim krizi, gezegene büyük sıkıntılar yaşatıyor. Aşırı sıcaklıklar da iklim krizini besleyen etkilerden biri. Araştırmaya göre aşırı sıcaklıklar, 50 yıl içinde daha önce tahmin edilenden daha sert olacak. Bu olumsuz etkiler için 50 yıl da beklemeyeceğiz: Küresel hava istasyonu verileri, tehlikeli derecede sıcak ve nemli günlerin, daha bugünden çok daha yaygın hale geldiğini gösteriyor. Öyle ki 2100&#8217;de yaşanması gereken sıcaklıkları bugünden yaşamaya başladık bile. Peki ama bu, canlı yaşamını; doğayı ve insanı nasıl etkileyecek? Ne gibi önlemler alınabilir? Aşırı sıcaklıkları 6 soruda mercek altına alıyoruz. 1) Aşırı sıcaklıklar bugünü nasıl etkiliyor? Kim demiş insanların süper gücü yok diye! Bilim insanlarına göre terlemek, insanın süper güçlerinden biri. Sıcaklık yükseldiğinde, terimiz boncuk şeklinde gözeneklerimizden sızarak buharlaşıyor; böylelikle cildi serinleten ve vücudumuzun aşırı ısınmasını önleyen bir etki sağlıyor. Bu kendi kendine soğutma mekanizmasının, insanların dünyanın en sıcak ve nemli köşelerine bile yayılmasına yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak terlemenin de teorik bir üst sınırı var. Çünkü hava çok sıcak ve nemli olduğu zaman fizik yasaları, terin soğumasını önlüyor. Peki ama bu sıcaklık değeri nedir? “Islak termometre sıcaklığı” olarak bilinen bu ısı ölçüsü 35° C; bir başka deyişle, ıslak havluya sarılmış bir termometre bu değeri okuduğu zaman, üst sınıra ulaşılmış oluyor ve en fit insan bile bu koşullarda birkaç saat içinde muhtemelen ölümle burun buruna geliyor. Bilim insanları, bu aşırı sıcaklık değerinin Dünya’da nadiren görüldüğünü düşünülüyor ve gezegenimiz ısındıkça yüzlerce milyon insanın yaşadığı bazı bölgelerde yüzyılın sonlarına doğru 35°C’lik ıslak termometre sıcaklığının daha yaygın hale geleceği öngörülüyordu. Aşırı sıcaklıklar yaygınlaşıyor Anlaşılan o ki söz konusu limite ulaşmak için yüzyılın sonunu beklemek zorunda kalmayacağız. Bu tabii ki kötü bir şey! Zira küresel hava istasyonu verilerinin analizi, insanın hayatta kalma sınırının, Basra Körfezi ile Hindistan ve Pakistan’daki İndus Nehri Vadisi boyunca uzanan bölgelerde son 40 yılda en az bir düzine kere aşıldığını gösteriyor. Çalışma, biraz daha düşük ama yine de tehlikeli ıslak termometre sıcaklıklarının yaz aylarında Orta Doğu, Güney Asya ve ABD Körfez Kıyısı’nda giderek daha çok yaşandığını gösteriyor. Purdue Üniversitesi’nden iklim bilimci Matthew Huber, “Nadir görülmesi gereken bu aşırı sıcaklık değerlerinin Dünya ısındıkça daha yaygın olmasını bekliyoruz,” diyor. Bunun bugün yaşandığını görmenin de rahatsız edici olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, bu aşırı nemli-ısı eşiğine -yakın zamanda- nerede ve ne zaman yaklaşılabileceğini veya geçilebileceğini tahmin etmek için istatistiksel simülasyonlar kullanıyor ve bu durumun toplumlar için korkunç sonuçlar doğurabileceğini öngörüyor. Bu modeller, bir bölgedeki meteoroloji istasyonu verilerini basitleştirip bir araya getirerek çalışıyor. Bu hassas detaylar, NASA’nın Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı’ndan (JPL) iklim bilimci Colin Raymond&#8217;a göre oldukça önemli. Bu çalışmanın öncüsü olan Raymond, sıcaklığın, Dünya üzerinde bir yerde söz konusu fizyolojik sınıra ulaşıp ulaşmadığının insan ırkı için kritik bir bilgi olduğunu söylüyor. O ve ekibi, dünyanın dört bir yanındaki 4.576 hava istasyonundan veri toplayarak 1979’dan 2017’ye kadar aşırı ıslak termometre sıcaklıkları trendlerini inceliyordu. Ortaya çıkan modele göre, çoğunlukla okyanustan gelen ılık ve nemli havanın karada sıcak hava ile çarpıştığı subtropikal kıyılarda aşırı nemli termometre sıcaklıkları meydana geliyordu. Üstelik Güney Asya’da, bu tür uç değerler muson rüzgarları tarafından da körükleniyor. 40 yıl önce 1-2 kez olurken şimdi 25-30 kere oluyor Bu fizyolojik sınır veya ötesindeki sıcaklıklar nadirdi. Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’ndaki bir hava istasyonunda tespit edildiği üzere Basra Körfezi boyunca sıcak noktalarda bir-iki saatle sınırlı kalıyordu. Ancak bu sıcaklıklar bugün yaşanıyor! Ve Abu Dabi’de yaklaşık 1,5 milyon insan yaşıyor. (Araştırmacılar tarafından oluşturulan aşağıdaki interaktif harita, dünyadaki istasyonlarda kaydedilen en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarını gösteriyor.) Ekip ayrıca, kabaca 60° C ısı endeksine denk gelen 33° C ıslak termometre sıcaklıklarını da belgeledi. Raymond, bu sıcaklığın, fizyolojik sınırı geçmemiş olmasına rağmen birçoğumuzun aşina olduğuna göre çok daha sıcak ve nemli olduğunu söylüyor. Analiz, bu sıcaklık aşırılıklarının 40 yıl önce Dünya’da yılda yalnızca bir veya iki kez gerçekleştiğini de ortaya çıkarıyordu. Ancak şimdi, bu tür aşırı nemli sıcaklık olayları yılda 25 ila 30 kez gerçekleşiyor. Araştırmacılar, karbon emisyonlarının önümüzdeki on yıllarda büyük ölçüde azalmaması durumunda bu nadir aşırılıkların giderek yaygınlaşacağını söylüyor. Bu tür koşulların ise klima gibi teknolojilerin yaygın olmadığı yerlerde “dayanılmaz” olacağı ve açık havada yapılması gereken işleri neredeyse imkânsız hale getireceği de ortada. &#160; 2) Aşırı sıcaklıkların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilgisi var mı? Bir başka çalışmada ise son yıllarda yaşanan kavurucu sıcaklık dalgalarının küresel ısınmayla bağlantılı olup olmadığı incelendi. Sonuç iç karartıcı: İklim değişikliği, Avrupa’daki mega-ısı dalgasını beş kat daha muhtemel hale getirmiş durumda. Yani insan kaynaklı küresel ısınma olmasaydı bu sıcaklık aşırılıklarının yaşanmış olma ihtimali 5 kat daha az olacaktı. Dünya İklim Değerlendirme (WWA) projesinden bilim insanları, geçen yıl Avrupa&#8217;da yaşanan sıcak hava dalgasının geldiğini gördüklerinde harekete geçerek Fransa&#8217;nın Toulouse kentinde düzenlenen bir iklim konferansında gerçek zamanlı bir analiz gerçekleştirdiler. Katıldıkları Uluslararası İstatistiksel Klimatoloji Konferansı’nın gerçekleştiği sırada (28 Haziran’da) Gallergues-le-Montueux&#8217;un güneydoğusunda 45,9° C’lik bir ulusal sıcaklık rekoru kırılıyordu. Küresel ısınmanın gerçek bir iklim olayının gerçekleşme olasılığını etkileyip etkilemediğini bulmak için mevcut hava kayıtlarına baktılar. Küresel ısınma olmayan bir dünyada havanın nasıl davranacağına dair simülasyonlar da dahil olmak üzere bunları çeşitli modellerle karşılaştırdılar. Bu modelleri kullanarak Fransa&#8217;da en sıcak üç gün boyunca ortalama 28°C&#8217;ye ulaşan ortalama sıcaklıkların, iklim değişikliği nedeniyle en az beş kat daha muhtemel olduğunu hesapladılar. Geçmiş yüzyıldaki tarihsel sıcaklık kayıtlarına baktığımızda ise daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Modellerden ziyade, geçmiş sıcaklık kayıtlarını inceleyen ikinci bir analizde, haziran ayında böylesi bir sıcak hava dalgası olasılığının, iklim değişimi ve hava kirliliği gibi diğer faktörlerin de birleşik etkisi nedeniyle 1900&#8217;den bu yana 100 kat arttığı da hesaplandı. Amsterdam’daki Free Üniversitesi&#8217;nden iklim bilimci Dim Coumou, “Sıcaklık dalgaları iklim değişikliği ile birlikte güçlü bir şekilde artacak ve bu toplum için büyük bir sorun” ifadelerini kullanıyor. Bugüne kadar 200 çalışma yapıldı Araştırmacılar bugüne kadar, iklim değişikliğinin sıcak hava olayları, kuraklık, sel ve fırtına gibi aşırı doğa olaylarını etkileyip etkilemediğine yönelik 200’ün üzerinde çalışma yaptı. Analiz ettikleri aşırı olayların yaklaşık üçte ikisinin atmosferdeki sera gazı birikimi sebebiyle daha muhtemel olduğunu buldular. Örneğin, geçen yılın mayıs ve temmuz ayları arasında Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaşanan uzun sıcak hava dalgasının analizine göre, iklim değişikliğinin, birçok ülkede meydana gelen iklim olaylarını iki katından fazla mümkün kıldığı ortaya çıkıyordu. Şimdilerde bazı meteoroloji ajansları iklim çalışmalarını kamu hizmetinin bir parçası haline getirmeyi planlıyor. Sözgelimi Alman Hava Durumu Servisi ve yazının başında değindiğimiz AB Kopernik İklim Değişikliği Servisi. Bu kurumlar iklim değişikliğinin Almanya ve Avrupa’daki havayı ne ölçüde etkilediğini rutin olarak analiz etmeye ve sonuçları gerçek zamanlı olarak yayınlamaya başladı bile. 3) Canlı yaşamı nasıl etkileniyor? Yaşamın evrimi, gezegen üzerinde 10 ila 100 milyon türle muhteşem bir biyoçeşitliliğe neden oldu ve evrimsel süreç devam ediyor. Ve bu biyolojik çeşitlilik en çok da insana fayda sağlıyor ve yaşamını sürdürmesini sağlıyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) halen yeni türler sınıflandırmaya devam ediyor. Ancak aşırı sıcaklıklar ve daha sıcak bir iklim, canlı yaşamını da olumsuz etkiliyor. İklim ve aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybını doğrudan etkiliyor. İklimin çöküşü ve aşırı hava olayları, tür kaybı, su kıtlığı ve gıda üretim krizi gibi sıkıntıların hepsi, kendi içinde ciddi olmakla birlikte bir araya geldiğinde her birinin riski daha da artırıyor ve hızlı bir önlem alınmadığı takdirde insanlığı çöküşle tehdit eden tam anlamıyla bir “kriz fırtınası” yaratıyor. Aşırı sıcaklık dalgaları, küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Çünkü etkilenen ekosistemlerden çok miktarda depolanmış karbonu bir geri besleme döngüsünde serbest bırakıyorlar. Bu durum, atmosferdeki karbon deposuna zaten önemli ölçüde etkide bulunan Avustralya orman yangınlarında da açıkça görülmüştü. Bağlantılar bununla da sınırlı değil. Aşırı sıcak dalgaları, yabani yaşamı ve florayı öldürdüğü (kısacası ekosisteme zarar verdiği) için daha fazla su kıtlığına da yol açıyor ve buna bağlı olarak tarıma da zarar veriyor. Sıcaklığın canlı yaşamını nasıl etkilediğini görmek içinse 1,5°C ile 2°C arasındaki olumsuz etki artışına bakmak yeterli. Öyle ki böcek ve bitki türleri %6 değil %18; omurgalı hayvanlar %4 değil %8 etkileniyor. Peki ama küresel ısınmadaki ortalamada kaç derecelik artış hangi yaşam formalarını etkiliyor? 1,5-2 Derece Orman kurbağası, kunduz ve ağaç kanguruları gibi nadir hayvan türleri, ısınma sonucu yaşam alanlarını kaybeder. Canlı türlerinin üçte biri ekolojik stres altına girmeye başlar. Soyu tükenme tehdidi altındaki türler yok olmaya başlar, yok olma tehdidi yaşamayan, bugün yaygın miktarda bulunan türler bile tükenme stresi yaşar. Kuzey Kutbu’nun yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik permafrost alanı erir. Bu da yaşamları buzun varlığına bağlı olan kutup ayıları ve deniz aygırları başta olmak üzere birçok deniz memelisinin yok olması demek. Grönland geri dönüşü olmayan erime sürecine girer; dünyanın dört bir yanındaki kıyı ekosistemleri yok olmaya başlar. Okyanus suyu asitlenir ve bize nefes veren mercan resiflerinin %70&#8217;i yok olur. Bu da deniz ekosisteminin çöküşünün başlangıcı demek. Dünyanın dört bir yanındaki mercan resifleriyle beraber Dünya&#8217;nın en büyük mercan ekolojisi sistemi (Great Barrier Reef), 2030&#8217;a kadar büyük oranda tahrip olur. Küresel insan nüfusunun en az %14&#8217;ü aşırı sıcaklık alanlarında yaşar. 3 Derece ve daha fazlası Dünyanın akciğerleri olan ve dünyadaki biyoçeşitliliğin hatırı sayılır bir oranda yuvası olan Amazon ekosistemi yıkımın eşiğine gelir. Buzulların neredeyse %40’ını daha fazla çözülmeye başlar ve neredeyse tüm mercan resifleri yok olarak gezegende nefes alınacak yer kalmaz. Dünya 55 milyon yılın en sıcak dönemini yaşar: Bu da canlı yaşamının çökmesi anlamına gelir. 6. kitlesel yok oluş çağı başlamıştır. İnsan ırkı yok olma uçurumunun dibindedir. Bu olası etkiler, gerçekleşmesi beklenen bütüncül bir çöküşün yalnızca satır başları. 4) Kaç milyar insan etkilenecek?  En az bir milyar insanın, küresel sıcaklıktaki her 1°C artış için göç edeceği veya dayanılmaz sıcaklıklarla cebelleşmek zorunda kalacağını gösteren bir araştırmaya göre, iklim krizinin insana maliyeti, daha önce düşünüldüğünden daha sert olacak ve geniş alana yayılacak. Ve bunun gerçekleşmesi için tarih yakın! İlgili çalışma, emisyonların yükseldiği en kötü senaryoda, şu anda dünya nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan bölgelerin, 50 yıl içinde Sahra’nın en sıcak bölgeleri kadar sıcak olacağını gösteriyor. En iyimser görünümde bile 1,2 milyar insan, insanların en az 6.000 yıldır gelişip serpildiği “rahat” iklim koşullarının dışında yaşayacak. Çalışmanın yazarları, türümüzün bu kadar savunmasız olmasını beklemedikleri için bulgulara şaşırdıklarını söylüyor. Exeter Üniversitesi’nden Tim Lenton, “Sayılar şaşırtıcı. Onları ilk gördüğümde iki kere bakma ihtiyacı hissettim,” diyor ve ekliyor, “Daha önce genellikle kıyamet olarak kabul edilen kritik iklim eşikleri üzerinde çalıştım. Ama bu bulgu bugüne kadarki en yıkıcısı oldu.” Küresel ısınma daha çok insanı “yaşanmaza yakın” sıcaklıklara maruz bırakıyor Ulusal Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayınlanan çalışma, iklim değişikliğine fizik veya iktisat sorunu olarak bakmak yerine insan yaşam alanlarını nasıl etkilediğini inceledi. İnsanlığın büyük çoğunluğu, bugüne kadar ortalama yıllık sıcaklıkların 6°C ila 28°C olduğu bölgelerde yaşıyordu. Bu, insan sağlığı ve gıda üretimi için ideal aralık olarak biliniyor. Ancak bu “rahat aralık&#8221; bozuluyor! İklim değişikliğine neden olan küresel ısınma, gün geçtikçe daha çok insanı, “yaşanmaza yakın” olarak tanımlanan eşiğe doğru itiyor. İnsanlık, okyanuslardan daha hızlı ısınan karalarda yoğunlaştığı ve gelecekteki nüfus artışımız, Afrika ve Asya’nın zaten sıcak bölgelerinde olacağı için bu sıcaklıklara karşı özellikle hassas. Bu demografik faktörlerin bir sonucu olarak küresel sıcaklıklar bu yüzyılın sonuna doğru 3°C’ye ulaştığında ortalama bir insan 7,5°C sıcaklık artışı hissedecek. Bu seviye, dünya nüfusunun yaklaşık % 30’unun, ortalama 29°C sıcaklık olarak tanımlanan aşırı sıcakta yaşayacağını gösteriyor. Bu koşullar bugün Sahra’nın en sıcak bölgelerinin dışında son derece nadir. Ancak 3°C’lik küresel ısınmayla bu daha olağan hale gelecek ve Hindistan’da 1,2 milyar, Nijerya’da 485 milyon ve Pakistan, Endonezya ve Sudan’ın her birinde 100 milyondan fazla insanı kapsayacak. Bu durumda ise göç etmek zorunda kalacaklar ve gıda üretim sistemlerinde de zorluklar yaşanacak. Çalışmanın baş yazarlarından Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Marten Scheffer, “29°C’nin üzerindeki ortalama sıcaklıkların ‘yaşanamaz’ olduğunu söylemek doğru olur. Hareket etmeli ya da adapte olmalısınız. Ancak adaptasyonun da sınırları var. Yeterli paranız ve enerjiniz varsa klima kullanabilir ve gıdaya ulaşabilirsiniz. Ancak çoğu insan için bu mümkün değil,” diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor. “İnsan ırkının bu kadar hassas olduğunu düşünmüyorduk,” diyor Scheffer ve ekliyor, “Kendimizi ‘hemen adapte olabilir’ zannediyoruz. Çünkü kıyafet, ısıtma ve iklimlendirme kullanıyoruz. Aslında, insanların büyük çoğunluğu şimdi daha önce hiç olmadığı kadar oynak bir iklim eşiğinin içinde yaşıyor. Önümüzdeki 50 yılda son 6000 yıldan daha fazla değişiklik olacak.” Çalışmanın yazarları, karar vericileri emisyon kesintilerini hızlandırmaları ve yığın göçleriyle başa çıkmak için birlikte çalışmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Çünkü kaçınılabilecek her bir derecelik ısınma derecesi, bir milyar insanın “yaşanabilir” iklim ortamından çıkmasını önleyecek. Nanjing Üniversitesi’nden Xu Chi ise “Çocuklarımızı, öngörülen değişikliğin getirebileceği potansiyel olarak muazzam sosyal gerilimlere karşı korumak için küresel bir yaklaşıma ihtiyacımız olacak” diyor. &#160; 5) Nasıl engel olabiliriz? 1,5 ˚C ısınmayı engellemek için zaten çok fazla enerji santrali ve araba ürettiğimizi söyleyen uzmanlar, kömür ve doğal gaz tesislerini kapatıp yeni binalar inşa etmeyi bırakmazsak Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefleri kaçırmaya mahkûm olacağımızı söylüyor. Kısacası: Fosil yakıtlardan vazgeçmez ve betonlaşmaya devam edersek sonumuz kötü olacak. Hatırlamak gerekirse bilim insanları 2010 yılında, iklim değişikliğinin yavaşlaması için politik, teknolojik ve jeofizik sistemlerde ataletten kurtulmak gerektiği konusunda uyarmıştı. 1,3°C’lik bir jeofiziksel ısınma taahhüdü belirlenirken fosil yakıt sisteminde alternatifler geliştirmek için “olağanüstü çaba sarf edilmediği sürece” olumsuz etkinin katlanarak devam edeceğini vurgulamışlardı. Nature&#8217;da yayınlanan bu makalenin ardından Paris Anlaşması’nın bir uzantısı olan IPCC Raporu gereği asgari sınır olarak 1,5°C belirlenmişti. Ancak karar vericiler uyuşukluk halinde; fosil yakıtları bugün olduğunun üçte ikisi oranında düşürsek bile 2 ˚C sıcaklık artışı kaçınılmaz olacak. Buradaki temel sonuç çarpıcı! Bilim insanlarının bizi on yıllardır uyarmasına rağmen gezegeni tehlikeye atacak bir sistem inşa ettik ve durmadan devam ediyoruz. Şimdi çok daha sert bir toplumsal soru sormamız gerekiyor: Mevcut enerji altyapısının büyük ve pahalı kısımlarını, ekonomik ömrünün bitiminden on yıl önce nasıl kapatabiliriz? Sonuçta santraller milyarlarca dolara mâl olabilir ve yarım yüzyıl boyunca çalışabilir. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için diğer seçenekler, mevcut enerji altyapısını iklim emisyon hedeflerini yakalayan sistemlere uyarlamayı veya emisyonları atmosferden karbondioksiti giderebilecek araçlarla dengelemeyi içerebilir. Ancak bunların ikisi de pahalı yöntemler. Peki ama canlı yaşamını kurtarmaya değmez mi? Kaliforniya Üniversitesi’nde doçent olan Steven Davis, “Endüstrinin olduğu gibi kapatılamayacak trilyonlarca dolarlık varlığı var, bu yüzden bunu hızlandırmanın bir yolunu bulmalıyız,” diyor. Enerji sistemini yenilemek gerekiyor Bilim insanları, enerji santrali, taşıt, endüstriyel kazan ve soba gibi büyük karbondioksit kaynaklarını izleyen küresel veri kümelerini bir araya getirerek bir çalışma yaptı. Tüm bu araçlar birlikte, yaklaşık 660 milyar metrik ton sera gazı üretiyorlar. Yani 1,5°C ile sınırlandırılması için tahmin edilen aralığın en üst noktası olan 580 milyar tonun üzerinde. Çalışma daha tarım ve hayvancılık gibi alanlardan gelen güçlü emisyonları içeren sera gazı kaynaklarını ele almıyor bile. Hal böyleyken dünya daha fazla enerji altyapısı inşa etmekle meşgul. Araştırmacılar, halihazırda mevcut “planlanan, izin verilen veya yapım aşamasında olan” elektrik santrallerinin, yaklaşık 200 milyar ton ilave karbondioksit yayacağını söylüyor. Bu tesislerin çoğu Çin, Hindistan ve gelişmekte olan dünyanın geri kalan kısmında bulunuyor. Araştırmalar, sanayinin durması gerektiğini söyledikçe sanayi, enerji altyapısını daha fazla sera gazı yayacak şekilde artırmaya devam ediyor. Planlanan yeni tesislerden kaynaklanan emisyonlar, mevcut sistemlerden kaynaklanan sera gazı salımına yaklaşık 850 milyar ton daha ekleyerek 1,170 ila 1,500 milyar ton arasında değişen bir salıma neden olacak ki bunun anlamı 2 ˚C sıcaklık artışı demek ve yukarıda belirtiğimiz gibi 2 ˚C ve sonrası da yaşamın sona ermesi demek. 6) Dünya 2100&#8217;e kadar ne kadar ısınacak? Diyelim ki hiçbir önlem almamakta kararlıyız, o zaman ne olacak? Kimse mevcut pandeminin küresel ısınmaya nasıl etki edeceğini ya da potansiyel bir iklim felaketinden kaçınmak için karar vericileri bir araya getirip getiremeyeceğini bilmiyor. Ancak iklim araştırmacılarının, farklı ısınma seviyelerinde ne tür problemler ortaya çıkabileceğini keşfetmeleri gerekiyor. Yukarıda saydıklarımızdan daha büyük, zincirleme etkiler söz konusu olabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak için çalışan bilim insanları, insanlığın karşılaşabileceği gelecek senaryolarını temsil etmeyi amaçlayan bir dizi iklim modellemeleri yapıyor. Söz konusu senaryoları ortaya koyan modellemelerdeki amaç, farklı politikaların, karbon emisyonlarını nasıl değiştirebileceğini ve gezegenin buna nasıl tepki vereceğini araştırmak ve Dünya’nın farklı sosyo-ekonomik yollara nasıl tepki verebileceğine dair projeksiyonlar sağlamak. Yelpazenin bir ucunda iyimser senaryolar var: Hükümetlerin yoksulluğu ve eşitsizliği azaltan adımlarla birlikte düşük karbon teknolojilerini geliştirmek için güçlerini birleştirdiği bir senaryo. Diğer uçta ise ülkelerin ucuz fosil yakıt kullanımlarını artırdığını ve her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sürdürdükleri senaryo. Bu simülasyonlar, önümüzdeki yıllarda iklim araştırmalarına ve önümüzdeki yıl gerçekleşmesi planlanan yeni Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından belirlenecek politikalara ışık tutabilir. Gelecek senaryolarını anlamak: SSP ve RCP’ler Aşağıdaki verdiğimiz grafiği anlamanız için bu bölümü okumanız gerekiyor: Modelleme analizleri, temelde iki ana parametre üzerinden belirleniyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nda kullanılan SSP: Ortak Sosyoekonomik Patikalar (Shared Socioeconomic Pathways) ve 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonları öngören RCP: Temsili Konsantrasyon Rotaları (Representative Concentration Pathways). IPCC’ye göre SSP’ler, iklim politikası müdahalesi yokluğundaki sosyoekonomik kalkınmaya dair alternatif gelecekleri öngörüyor. SSP’ler, iklim değişikliğinin gelecekteki olası etkileri, kırılganlıklar, uyum (adaptasyon) ve emisyon azaltımı (mitigasyon) bileşenlerini bir araya getirerek hem uyum hem de emisyon azaltımına ilişkin zorlukları ele alarak kapsamlı bir çerçeve sunuyor. 5 ayrı SSP senaryosu: SSP1: Sürdürülebilirlik &#8211; Yeşil yoldan gitmek (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin kayda değer ilerleme) SSP2: Yolun Ortası (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin orta karar ilerleme kaydedilmesi) SSP3: Bölgesel rekabet &#8211; Engebeli bir yol (Emisyon azaltımı ve uyum hedeflerinin uzağında kalınması) SSP4: Eşitsizlik &#8211; Bölünmüş bir yol (Emisyon azaltımı konusunda yeterli, uyum konusunda yetersiz ilerleme.) SSP5: Fosil Yakıt Temelli Kalkınma – Otobandan gitmek (Emisyon azaltımına ilişkin yetersiz, uyum konusunda yeterli ilerleme) Bir diğer senaryo parametresi ise RCP’ler. RCP ile bütünleşen RCP&#8217;ler, insanlığın aldığı/almadığı önlenleri kısaca özetliyor. 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonlarını öngören RCP tipleri şunlar: RCP 8.5: Emisyon artışı 2100’e kadar devam ediyor RCP 6.0: Emisyon yüzyılın son çeyreğinde düşüşe geçiyor RCP 4.5: Emisyon yüzyılın ortalarından itibaren düşüşe geçiyor RCP3-PD / RCP2.6: Emisyonlar yüzyılın ilk çeyreğinde düşüşe geçiyor SSP temelli sosyoekonomik ve RCP temelli iklim projeksiyonlar bir araya geldiğinde iklim değişikliği etkileri ve politika analizlerini bütünleştirebilmek için kullanışlı bilgiler elde ediyoruz. Bu sebeplerden dolayı bütünleşik iklim araştırmaları ve politika ilişkili senaryolar sadece azaltım için değil, sosyo-ekonomik uyum arayışlarını da göstermeyi amaçlıyor. &#160; Anlattıklarımızdan hiçbir şey anlamadıysanız özetleyelim: Karar vericiler ve onlara baskı yapacak olan bizler, bilim insanlarını dikkate alırsak, yani en iyi senaryonun (RCP3-PD / RCP2.6) gerçekleşmesini başarırsak sıcaklıkları düşürerek (1,5˚ C&#8217;nin altında tutarak) küresel ısınmanın gücünü, karbondioksit konsantrasyonu ve emisyonlarını da düşürmüş olacağız. Bu yaşam demek! Ancak bugün hiçbir şey yapmadan oturursak birkaç on yıl içinde en kötü senaryonun (RCP 8.5) tohumlarını atmış olacağız: Sıcaklık ortalama 5˚ C artacak ve 2100&#8217;e kalmadan -yaşamın yalnızca bir parçası olarak- diğer tüm canlılarla birlikte yok olup gideceğiz! Türkçesi: Doğadan üstün olmadığımızı, yalnızca bir parçası olduğumuzu anlamak için geç kalmış olacağız. Bir tarafta yaşam diğer tarafta ölüm var: Seçim bizim! Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynakça: https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330 https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/ https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make Jeffrey D. Sachs, Sürdürülebilir Kalkınma Çağı. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi Mark Lynas, Karbon Ayak İziniz. Çev: N. Kutluğ, Açık Radyo Kitapları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi">Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Ölümcül sıcaklıklar daha sık yaşanıyor; 1 milyon tür yok olma tehdidi, </strong><strong>1 milyardan fazla insan ise göç tehdidi altında!</strong></h4>
<blockquote><p>İklim krizi, gezegene büyük sıkıntılar yaşatıyor. Aşırı sıcaklıklar da iklim krizini besleyen etkilerden biri. Araştırmaya göre aşırı sıcaklıklar, 50 yıl içinde daha önce tahmin edilenden daha sert olacak. Bu olumsuz etkiler için 50 yıl da beklemeyeceğiz: Küresel hava istasyonu verileri, tehlikeli derecede sıcak ve nemli günlerin, daha bugünden çok daha yaygın hale geldiğini gösteriyor. Öyle ki 2100&#8217;de yaşanması gereken sıcaklıkları bugünden yaşamaya başladık bile. Peki ama bu, canlı yaşamını; doğayı ve insanı nasıl etkileyecek? Ne gibi önlemler alınabilir? Aşırı sıcaklıkları 6 soruda mercek altına alıyoruz.</p></blockquote>
<h4><strong>1) Aşırı sıcaklıklar bugünü nasıl etkiliyor?</strong></h4>
<p>Kim demiş insanların süper gücü yok diye! Bilim insanlarına göre terlemek, insanın süper güçlerinden biri. Sıcaklık yükseldiğinde, terimiz boncuk şeklinde gözeneklerimizden sızarak buharlaşıyor; böylelikle cildi serinleten ve vücudumuzun aşırı ısınmasını önleyen bir etki sağlıyor.</p>
<p>Bu kendi kendine soğutma mekanizmasının, insanların dünyanın en sıcak ve nemli köşelerine bile yayılmasına yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak terlemenin de teorik bir üst sınırı var. Çünkü hava çok sıcak ve nemli olduğu zaman fizik yasaları, terin soğumasını önlüyor. Peki ama bu sıcaklık değeri nedir? “Islak termometre sıcaklığı” olarak bilinen bu ısı ölçüsü 35° C; bir başka deyişle, ıslak havluya sarılmış bir termometre bu değeri okuduğu zaman, üst sınıra ulaşılmış oluyor ve en fit insan bile bu koşullarda birkaç saat içinde muhtemelen ölümle burun buruna geliyor.</p>
<p>Bilim insanları, bu aşırı sıcaklık değerinin Dünya’da nadiren görüldüğünü düşünülüyor ve gezegenimiz ısındıkça yüzlerce milyon insanın yaşadığı bazı bölgelerde yüzyılın sonlarına doğru 35°C’lik ıslak termometre sıcaklığının daha yaygın hale geleceği öngörülüyordu.</p>
<p><strong>Aşırı sıcaklıklar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Anlaşılan o ki söz konusu limite ulaşmak için yüzyılın sonunu beklemek zorunda kalmayacağız. Bu tabii ki kötü bir şey! Zira küresel hava istasyonu verilerinin analizi, insanın hayatta kalma sınırının, Basra Körfezi ile Hindistan ve Pakistan’daki İndus Nehri Vadisi boyunca uzanan bölgelerde son 40 yılda en az bir düzine kere aşıldığını gösteriyor. Çalışma, biraz daha düşük ama yine de tehlikeli ıslak termometre sıcaklıklarının yaz aylarında Orta Doğu, Güney Asya ve ABD Körfez Kıyısı’nda giderek daha çok yaşandığını gösteriyor.</p>
<p>Purdue Üniversitesi’nden iklim bilimci Matthew Huber, “Nadir görülmesi gereken bu aşırı sıcaklık değerlerinin Dünya ısındıkça daha yaygın olmasını bekliyoruz,” diyor. Bunun bugün yaşandığını görmenin de rahatsız edici olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu aşırı nemli-ısı eşiğine -yakın zamanda- nerede ve ne zaman yaklaşılabileceğini veya geçilebileceğini tahmin etmek için istatistiksel simülasyonlar kullanıyor ve bu durumun toplumlar için korkunç sonuçlar doğurabileceğini öngörüyor. Bu modeller, bir bölgedeki meteoroloji istasyonu verilerini basitleştirip bir araya getirerek çalışıyor. Bu hassas detaylar, NASA’nın Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı’ndan (JPL) iklim bilimci Colin Raymond&#8217;a göre oldukça önemli. Bu çalışmanın öncüsü olan Raymond, sıcaklığın, Dünya üzerinde bir yerde söz konusu fizyolojik sınıra ulaşıp ulaşmadığının insan ırkı için kritik bir bilgi olduğunu söylüyor.</p>
<p>O ve ekibi, dünyanın dört bir yanındaki 4.576 hava istasyonundan veri toplayarak 1979’dan 2017’ye kadar aşırı ıslak termometre sıcaklıkları trendlerini inceliyordu. Ortaya çıkan modele göre, çoğunlukla okyanustan gelen ılık ve nemli havanın karada sıcak hava ile çarpıştığı subtropikal kıyılarda aşırı nemli termometre sıcaklıkları meydana geliyordu. Üstelik Güney Asya’da, bu tür uç değerler muson rüzgarları tarafından da körükleniyor.</p>
<p><strong>40 yıl önce 1-2 kez olurken şimdi 25-30 kere oluyor</strong></p>
<p>Bu fizyolojik sınır veya ötesindeki sıcaklıklar nadirdi. Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’ndaki bir hava istasyonunda tespit edildiği üzere Basra Körfezi boyunca sıcak noktalarda bir-iki saatle sınırlı kalıyordu. Ancak bu sıcaklıklar bugün yaşanıyor! Ve Abu Dabi’de yaklaşık 1,5 milyon insan yaşıyor. (Araştırmacılar tarafından oluşturulan aşağıdaki interaktif harita, dünyadaki istasyonlarda kaydedilen en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarını gösteriyor.)</p>
<p>Ekip ayrıca, kabaca 60° C ısı endeksine denk gelen 33° C ıslak termometre sıcaklıklarını da belgeledi. Raymond, bu sıcaklığın, fizyolojik sınırı geçmemiş olmasına rağmen birçoğumuzun aşina olduğuna göre çok daha sıcak ve nemli olduğunu söylüyor. Analiz, bu sıcaklık aşırılıklarının <strong>40 yıl önce Dünya’da yılda yalnızca bir veya iki kez gerçekleştiğini</strong> de ortaya çıkarıyordu. Ancak şimdi, <strong>bu tür aşırı nemli sıcaklık olayları yılda 25 ila 30 kez gerçekleşiyor</strong>.</p>
<p>Araştırmacılar, karbon emisyonlarının önümüzdeki on yıllarda büyük ölçüde azalmaması durumunda bu nadir aşırılıkların giderek yaygınlaşacağını söylüyor. Bu tür koşulların ise klima gibi teknolojilerin yaygın olmadığı yerlerde “dayanılmaz” olacağı ve açık havada yapılması gereken işleri neredeyse imkânsız hale getireceği de ortada.</p>
<div id="attachment_18799" style="width: 690px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18799" class="wp-image-18799 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre.png" alt="" width="680" height="555" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre.png 680w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre-300x245.png 300w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /><p id="caption-attachment-18799" class="wp-caption-text">Aşırı sıcak noktalar: Araştırmacılar, hangi bölgelerin en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarına sahip olduğunu belirlemek için 4.000’den fazla hava istasyonundan gelen verileri analiz etti. Her karenin rengi, 1979’dan 2017’ye kadar her istasyonda kaydedilen en yüksek sıcaklığı temsil eder. Kırmızı, insan vücudunun uzun bir süre boyunca sıcaklığı kaldıramayacağı eşikte olan bir ısı ve nem karışımını temsil eder.</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>2) Aşırı sıcaklıkların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilgisi var mı?</strong></h4>
<p>Bir başka çalışmada ise son yıllarda yaşanan kavurucu sıcaklık dalgalarının küresel ısınmayla bağlantılı olup olmadığı incelendi. Sonuç iç karartıcı: İklim değişikliği, Avrupa’daki mega-ısı dalgasını beş kat daha muhtemel hale getirmiş durumda. Yani insan kaynaklı küresel ısınma olmasaydı bu sıcaklık aşırılıklarının yaşanmış olma ihtimali 5 kat daha az olacaktı.</p>
<p>Dünya İklim Değerlendirme (WWA) projesinden bilim insanları, geçen yıl Avrupa&#8217;da yaşanan sıcak hava dalgasının geldiğini gördüklerinde harekete geçerek Fransa&#8217;nın Toulouse kentinde düzenlenen bir iklim konferansında gerçek zamanlı bir analiz gerçekleştirdiler. Katıldıkları Uluslararası İstatistiksel Klimatoloji Konferansı’nın gerçekleştiği sırada (28 Haziran’da) Gallergues-le-Montueux&#8217;un güneydoğusunda 45,9° C’lik bir ulusal sıcaklık rekoru kırılıyordu.</p>
<p>Küresel ısınmanın gerçek bir iklim olayının gerçekleşme olasılığını etkileyip etkilemediğini bulmak için mevcut hava kayıtlarına baktılar. Küresel ısınma olmayan bir dünyada havanın nasıl davranacağına dair simülasyonlar da dahil olmak üzere bunları çeşitli modellerle karşılaştırdılar. Bu modelleri kullanarak Fransa&#8217;da en sıcak üç gün boyunca ortalama 28°C&#8217;ye ulaşan ortalama sıcaklıkların, iklim değişikliği nedeniyle en az beş kat daha muhtemel olduğunu hesapladılar.</p>
<p>Geçmiş yüzyıldaki tarihsel sıcaklık kayıtlarına baktığımızda ise daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Modellerden ziyade, geçmiş sıcaklık kayıtlarını inceleyen ikinci bir analizde, haziran ayında böylesi bir sıcak hava dalgası olasılığının, iklim değişimi ve hava kirliliği gibi diğer faktörlerin de birleşik etkisi nedeniyle <strong>1900&#8217;den bu yana 100 kat arttığı da hesaplandı.</strong></p>
<p>Amsterdam’daki Free Üniversitesi&#8217;nden iklim bilimci Dim Coumou, “Sıcaklık dalgaları iklim değişikliği ile birlikte güçlü bir şekilde artacak ve bu toplum için büyük bir sorun” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Bugüne kadar 200 çalışma yapıldı</strong></p>
<p>Araştırmacılar bugüne kadar, iklim değişikliğinin sıcak hava olayları, kuraklık, sel ve fırtına gibi aşırı doğa olaylarını etkileyip etkilemediğine yönelik 200’ün üzerinde çalışma yaptı. Analiz ettikleri aşırı olayların yaklaşık üçte ikisinin atmosferdeki sera gazı birikimi sebebiyle daha muhtemel olduğunu buldular. Örneğin, geçen yılın mayıs ve temmuz ayları arasında Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaşanan uzun sıcak hava dalgasının analizine göre, iklim değişikliğinin, birçok ülkede meydana gelen iklim olaylarını iki katından fazla mümkün kıldığı ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Şimdilerde bazı meteoroloji ajansları iklim çalışmalarını kamu hizmetinin bir parçası haline getirmeyi planlıyor. Sözgelimi Alman Hava Durumu Servisi ve yazının başında değindiğimiz AB Kopernik İklim Değişikliği Servisi. Bu kurumlar iklim değişikliğinin Almanya ve Avrupa’daki havayı ne ölçüde etkilediğini rutin olarak analiz etmeye ve sonuçları gerçek zamanlı olarak yayınlamaya başladı bile.</p>
<h4>3) Canlı yaşamı nasıl etkileniyor?</h4>
<p>Yaşamın evrimi, gezegen üzerinde 10 ila 100 milyon türle muhteşem bir biyoçeşitliliğe neden oldu ve evrimsel süreç devam ediyor. Ve bu biyolojik çeşitlilik en çok da insana fayda sağlıyor ve yaşamını sürdürmesini sağlıyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) halen yeni türler sınıflandırmaya devam ediyor. Ancak aşırı sıcaklıklar ve daha sıcak bir iklim, canlı yaşamını da olumsuz etkiliyor. İklim ve aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybını doğrudan etkiliyor. İklimin çöküşü ve aşırı hava olayları, tür kaybı, su kıtlığı ve gıda üretim krizi gibi sıkıntıların hepsi, kendi içinde ciddi olmakla birlikte bir araya geldiğinde her birinin riski daha da artırıyor ve hızlı bir önlem alınmadığı takdirde insanlığı çöküşle tehdit eden tam anlamıyla bir “kriz fırtınası” yaratıyor.</p>
<p>Aşırı sıcaklık dalgaları, küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Çünkü etkilenen ekosistemlerden çok miktarda depolanmış karbonu bir geri besleme döngüsünde serbest bırakıyorlar. Bu durum, atmosferdeki karbon deposuna zaten önemli ölçüde etkide bulunan Avustralya orman yangınlarında da açıkça görülmüştü. Bağlantılar bununla da sınırlı değil. Aşırı sıcak dalgaları, yabani yaşamı ve florayı öldürdüğü (kısacası ekosisteme zarar verdiği) için daha fazla su kıtlığına da yol açıyor ve buna bağlı olarak tarıma da zarar veriyor.</p>
<p>Sıcaklığın canlı yaşamını nasıl etkilediğini görmek içinse 1,5°C ile 2°C arasındaki olumsuz etki artışına bakmak yeterli. Öyle ki böcek ve bitki türleri %6 değil %18; omurgalı hayvanlar %4 değil %8 etkileniyor. Peki ama küresel ısınmadaki ortalamada kaç derecelik artış hangi yaşam formalarını etkiliyor?</p>
<p><strong>1,5-2 Derece</strong></p>
<ul>
<li>Orman kurbağası, kunduz ve ağaç kanguruları gibi nadir hayvan türleri, ısınma sonucu yaşam alanlarını kaybeder.</li>
<li>Canlı türlerinin üçte biri ekolojik stres altına girmeye başlar. Soyu tükenme tehdidi altındaki türler yok olmaya başlar, yok olma tehdidi yaşamayan, bugün yaygın miktarda bulunan türler bile tükenme stresi yaşar.</li>
<li>Kuzey Kutbu’nun yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik permafrost alanı erir. Bu da yaşamları buzun varlığına bağlı olan kutup ayıları ve deniz aygırları başta olmak üzere birçok deniz memelisinin yok olması demek.</li>
<li>Grönland geri dönüşü olmayan erime sürecine girer; dünyanın dört bir yanındaki kıyı ekosistemleri yok olmaya başlar.</li>
<li>Okyanus suyu asitlenir ve bize nefes veren mercan resiflerinin %70&#8217;i yok olur. Bu da deniz ekosisteminin çöküşünün başlangıcı demek.</li>
<li>Dünyanın dört bir yanındaki mercan resifleriyle beraber Dünya&#8217;nın en büyük mercan ekolojisi sistemi (Great Barrier Reef), 2030&#8217;a kadar büyük oranda tahrip olur.</li>
<li>Küresel insan nüfusunun en az %14&#8217;ü aşırı sıcaklık alanlarında yaşar.</li>
</ul>
<p><strong>3 Derece ve daha fazlası</strong></p>
<ul>
<li>Dünyanın akciğerleri olan ve dünyadaki biyoçeşitliliğin hatırı sayılır bir oranda yuvası olan Amazon ekosistemi yıkımın eşiğine gelir.</li>
<li>Buzulların neredeyse %40’ını daha fazla çözülmeye başlar ve neredeyse tüm mercan resifleri yok olarak gezegende nefes alınacak yer kalmaz.</li>
<li>Dünya 55 milyon yılın en sıcak dönemini yaşar: Bu da canlı yaşamının çökmesi anlamına gelir.</li>
<li>6. kitlesel yok oluş çağı başlamıştır.</li>
<li>İnsan ırkı yok olma uçurumunun dibindedir.</li>
</ul>
<p>Bu olası etkiler, gerçekleşmesi beklenen bütüncül bir çöküşün yalnızca satır başları.</p>
<h4><strong>4) Kaç milyar insan etkilenecek? </strong></h4>
<p>En az bir milyar insanın, küresel sıcaklıktaki her 1°C artış için göç edeceği veya dayanılmaz sıcaklıklarla cebelleşmek zorunda kalacağını gösteren bir araştırmaya göre, iklim krizinin insana maliyeti, daha önce düşünüldüğünden daha sert olacak ve geniş alana yayılacak. Ve bunun gerçekleşmesi için tarih yakın!</p>
<p>İlgili çalışma, emisyonların yükseldiği en kötü senaryoda, şu anda dünya nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan bölgelerin, 50 yıl içinde Sahra’nın en sıcak bölgeleri kadar sıcak olacağını gösteriyor. En iyimser görünümde bile 1,2 milyar insan, insanların en az 6.000 yıldır gelişip serpildiği “rahat” iklim koşullarının dışında yaşayacak.</p>
<p>Çalışmanın yazarları, türümüzün bu kadar savunmasız olmasını beklemedikleri için bulgulara şaşırdıklarını söylüyor. Exeter Üniversitesi’nden Tim Lenton, “Sayılar şaşırtıcı. Onları ilk gördüğümde iki kere bakma ihtiyacı hissettim,” diyor ve ekliyor, “Daha önce genellikle kıyamet olarak kabul edilen kritik iklim eşikleri üzerinde çalıştım. Ama bu bulgu bugüne kadarki en yıkıcısı oldu.”</p>
<p><strong>Küresel ısınma daha çok insanı “yaşanmaza yakın” sıcaklıklara maruz bırakıyor</strong></p>
<p>Ulusal Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayınlanan çalışma, iklim değişikliğine fizik veya iktisat sorunu olarak bakmak yerine insan yaşam alanlarını nasıl etkilediğini inceledi.</p>
<p>İnsanlığın büyük çoğunluğu, bugüne kadar ortalama yıllık sıcaklıkların 6°C ila 28°C olduğu bölgelerde yaşıyordu. Bu, insan sağlığı ve gıda üretimi için ideal aralık olarak biliniyor. Ancak bu “rahat aralık&#8221; bozuluyor! İklim değişikliğine neden olan küresel ısınma, gün geçtikçe daha çok insanı, “yaşanmaza yakın” olarak tanımlanan eşiğe doğru itiyor.</p>
<p>İnsanlık, okyanuslardan daha hızlı ısınan karalarda yoğunlaştığı ve gelecekteki nüfus artışımız, Afrika ve Asya’nın zaten sıcak bölgelerinde olacağı için bu sıcaklıklara karşı özellikle hassas. Bu demografik faktörlerin bir sonucu olarak küresel sıcaklıklar bu yüzyılın sonuna doğru 3°C’ye ulaştığında ortalama bir insan 7,5°C sıcaklık artışı hissedecek.</p>
<p><strong>Bu seviye, dünya nüfusunun yaklaşık % 30’unun, ortalama 29°C sıcaklık olarak tanımlanan aşırı sıcakta yaşayacağını gösteriyor. Bu koşullar bugün Sahra’nın en sıcak bölgelerinin dışında son derece nadir.</strong> Ancak 3°C’lik küresel ısınmayla bu daha olağan hale gelecek ve Hindistan’da 1,2 milyar, Nijerya’da 485 milyon ve Pakistan, Endonezya ve Sudan’ın her birinde 100 milyondan fazla insanı kapsayacak. Bu durumda ise göç etmek zorunda kalacaklar ve gıda üretim sistemlerinde de zorluklar yaşanacak.</p>
<p>Çalışmanın baş yazarlarından Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Marten Scheffer, “29°C’nin üzerindeki ortalama sıcaklıkların ‘yaşanamaz’ olduğunu söylemek doğru olur. Hareket etmeli ya da adapte olmalısınız. Ancak adaptasyonun da sınırları var. Yeterli paranız ve enerjiniz varsa klima kullanabilir ve gıdaya ulaşabilirsiniz. Ancak çoğu insan için bu mümkün değil,” diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor.</p>
<p>“İnsan ırkının bu kadar hassas olduğunu düşünmüyorduk,” diyor Scheffer ve ekliyor, “Kendimizi ‘hemen adapte olabilir’ zannediyoruz. Çünkü kıyafet, ısıtma ve iklimlendirme kullanıyoruz. Aslında, insanların büyük çoğunluğu şimdi daha önce hiç olmadığı kadar oynak bir iklim eşiğinin içinde yaşıyor. Önümüzdeki 50 yılda son 6000 yıldan daha fazla değişiklik olacak.”</p>
<p>Çalışmanın yazarları, karar vericileri emisyon kesintilerini hızlandırmaları ve yığın göçleriyle başa çıkmak için birlikte çalışmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Çünkü kaçınılabilecek her bir derecelik ısınma derecesi, bir milyar insanın “yaşanabilir” iklim ortamından çıkmasını önleyecek. Nanjing Üniversitesi’nden Xu Chi ise “Çocuklarımızı, öngörülen değişikliğin getirebileceği potansiyel olarak muazzam sosyal gerilimlere karşı korumak için küresel bir yaklaşıma ihtiyacımız olacak” diyor.</p>
<div id="attachment_18800" style="width: 727px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18800" class="wp-image-18800 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g.png" alt="" width="717" height="370" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g.png 717w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g-300x155.png 300w" sizes="(max-width: 717px) 100vw, 717px" /><p id="caption-attachment-18800" class="wp-caption-text">50 yıl içinde sera gazı emisyonları artmaya devam ederse Hindistan’daki 1,2 milyar insan Sahara kadar “dayanılmaz” sıcak bölgelerde yaşayacak. Ardından 458 milyon insanla Nijerya ve 185 milyon insanla Pakistan geliyor. (Grafik: The Guardian)</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>5) Nasıl engel olabiliriz?</strong></h4>
<p>1,5 ˚C ısınmayı engellemek için zaten çok fazla enerji santrali ve araba ürettiğimizi söyleyen uzmanlar, kömür ve doğal gaz tesislerini kapatıp yeni binalar inşa etmeyi bırakmazsak Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefleri kaçırmaya mahkûm olacağımızı söylüyor. Kısacası: Fosil yakıtlardan vazgeçmez ve betonlaşmaya devam edersek sonumuz kötü olacak.</p>
<p>Hatırlamak gerekirse bilim insanları 2010 yılında, iklim değişikliğinin yavaşlaması için politik, teknolojik ve jeofizik sistemlerde ataletten kurtulmak gerektiği konusunda uyarmıştı. 1,3°C’lik bir jeofiziksel ısınma taahhüdü belirlenirken fosil yakıt sisteminde alternatifler geliştirmek için “olağanüstü çaba sarf edilmediği sürece” olumsuz etkinin katlanarak devam edeceğini vurgulamışlardı. <em>Nature&#8217;</em>da yayınlanan bu makalenin ardından Paris Anlaşması’nın bir uzantısı olan IPCC Raporu gereği asgari sınır olarak 1,5°C belirlenmişti. Ancak karar vericiler uyuşukluk halinde; fosil yakıtları bugün olduğunun üçte ikisi oranında düşürsek bile 2 ˚C sıcaklık artışı kaçınılmaz olacak.</p>
<p>Buradaki temel sonuç çarpıcı! Bilim insanlarının bizi on yıllardır uyarmasına rağmen gezegeni tehlikeye atacak bir sistem inşa ettik ve durmadan devam ediyoruz. Şimdi çok daha sert bir toplumsal soru sormamız gerekiyor: Mevcut enerji altyapısının büyük ve pahalı kısımlarını, ekonomik ömrünün bitiminden on yıl önce nasıl kapatabiliriz? Sonuçta santraller milyarlarca dolara mâl olabilir ve yarım yüzyıl boyunca çalışabilir.</p>
<p>İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için diğer seçenekler, mevcut enerji altyapısını iklim emisyon hedeflerini yakalayan sistemlere uyarlamayı veya emisyonları atmosferden karbondioksiti giderebilecek araçlarla dengelemeyi içerebilir. Ancak bunların ikisi de pahalı yöntemler. Peki ama canlı yaşamını kurtarmaya değmez mi? Kaliforniya Üniversitesi’nde doçent olan Steven Davis, “Endüstrinin olduğu gibi kapatılamayacak trilyonlarca dolarlık varlığı var, bu yüzden bunu hızlandırmanın bir yolunu bulmalıyız,” diyor.</p>
<p><strong>Enerji sistemini yenilemek gerekiyor</strong></p>
<p>Bilim insanları, enerji santrali, taşıt, endüstriyel kazan ve soba gibi büyük karbondioksit kaynaklarını izleyen küresel veri kümelerini bir araya getirerek bir çalışma yaptı. Tüm bu araçlar birlikte, yaklaşık 660 milyar metrik ton sera gazı üretiyorlar. Yani 1,5°C ile sınırlandırılması için tahmin edilen aralığın en üst noktası olan 580 milyar tonun üzerinde. Çalışma daha tarım ve hayvancılık gibi alanlardan gelen güçlü emisyonları içeren sera gazı kaynaklarını ele almıyor bile.</p>
<p>Hal böyleyken dünya daha fazla enerji altyapısı inşa etmekle meşgul. Araştırmacılar, halihazırda mevcut “planlanan, izin verilen veya yapım aşamasında olan” elektrik santrallerinin, yaklaşık 200 milyar ton ilave karbondioksit yayacağını söylüyor. Bu tesislerin çoğu Çin, Hindistan ve gelişmekte olan dünyanın geri kalan kısmında bulunuyor. <strong>Araştırmalar, sanayinin durması gerektiğini söyledikçe sanayi, enerji altyapısını daha fazla sera gazı yayacak şekilde artırmaya devam ediyor.</strong></p>
<p>Planlanan yeni tesislerden kaynaklanan emisyonlar, mevcut sistemlerden kaynaklanan sera gazı salımına yaklaşık 850 milyar ton daha ekleyerek 1,170 ila 1,500 milyar ton arasında değişen bir salıma neden olacak ki bunun anlamı 2 ˚C sıcaklık artışı demek ve yukarıda belirtiğimiz gibi 2 ˚C ve sonrası da yaşamın sona ermesi demek.</p>
<h4><strong>6) Dünya 2100&#8217;e kadar ne kadar ısınacak?</strong></h4>
<p>Diyelim ki hiçbir önlem almamakta kararlıyız, o zaman ne olacak? Kimse mevcut pandeminin küresel ısınmaya nasıl etki edeceğini ya da potansiyel bir iklim felaketinden kaçınmak için karar vericileri bir araya getirip getiremeyeceğini bilmiyor. Ancak iklim araştırmacılarının, farklı ısınma seviyelerinde ne tür problemler ortaya çıkabileceğini keşfetmeleri gerekiyor. Yukarıda saydıklarımızdan daha büyük, zincirleme etkiler söz konusu olabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak için çalışan bilim insanları, insanlığın karşılaşabileceği gelecek senaryolarını temsil etmeyi amaçlayan bir dizi iklim modellemeleri yapıyor.</p>
<p>Söz konusu senaryoları ortaya koyan modellemelerdeki amaç, farklı politikaların, karbon emisyonlarını nasıl değiştirebileceğini ve gezegenin buna nasıl tepki vereceğini araştırmak ve Dünya’nın farklı sosyo-ekonomik yollara nasıl tepki verebileceğine dair projeksiyonlar sağlamak. Yelpazenin bir ucunda iyimser senaryolar var: Hükümetlerin yoksulluğu ve eşitsizliği azaltan adımlarla birlikte düşük karbon teknolojilerini geliştirmek için güçlerini birleştirdiği bir senaryo. Diğer uçta ise ülkelerin ucuz fosil yakıt kullanımlarını artırdığını ve her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sürdürdükleri senaryo. Bu simülasyonlar, önümüzdeki yıllarda iklim araştırmalarına ve önümüzdeki yıl gerçekleşmesi planlanan yeni Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından belirlenecek politikalara ışık tutabilir.</p>
<p><strong>Gelecek senaryolarını anlamak: SSP ve RCP’ler</strong></p>
<p>Aşağıdaki verdiğimiz grafiği anlamanız için bu bölümü okumanız gerekiyor: Modelleme analizleri, temelde iki ana parametre üzerinden belirleniyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nda kullanılan <strong>SSP: Ortak Sosyoekonomik Patikalar (Shared Socioeconomic Pathways) </strong>ve 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonları öngören <strong>RCP: Temsili Konsantrasyon Rotaları (Representative Concentration Pathways).</strong></p>
<p>IPCC’ye göre SSP’ler, iklim politikası müdahalesi yokluğundaki sosyoekonomik kalkınmaya dair alternatif gelecekleri öngörüyor. SSP’ler, iklim değişikliğinin gelecekteki olası etkileri, kırılganlıklar, uyum (adaptasyon) ve emisyon azaltımı (mitigasyon) bileşenlerini bir araya getirerek hem uyum hem de emisyon azaltımına ilişkin zorlukları ele alarak kapsamlı bir çerçeve sunuyor.</p>
<p><strong>5 ayrı SSP senaryosu: </strong></p>
<p><strong>SSP1:</strong> Sürdürülebilirlik &#8211; Yeşil yoldan gitmek (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin kayda değer ilerleme)</p>
<p><strong>SSP2:</strong> Yolun Ortası (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin orta karar ilerleme kaydedilmesi)</p>
<p><strong>SSP3:</strong> Bölgesel rekabet &#8211; Engebeli bir yol (Emisyon azaltımı ve uyum hedeflerinin uzağında kalınması)</p>
<p><strong>SSP4:</strong> Eşitsizlik &#8211; Bölünmüş bir yol (Emisyon azaltımı konusunda yeterli, uyum konusunda yetersiz ilerleme.)</p>
<p><strong>SSP5:</strong> Fosil Yakıt Temelli Kalkınma – Otobandan gitmek (Emisyon azaltımına ilişkin yetersiz, uyum konusunda yeterli ilerleme)</p>
<p>Bir diğer senaryo parametresi ise RCP’ler. RCP ile bütünleşen RCP&#8217;ler, insanlığın aldığı/almadığı önlenleri kısaca özetliyor. 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonlarını öngören RCP tipleri şunlar:</p>
<p><strong>RCP 8.5:</strong> Emisyon artışı 2100’e kadar devam ediyor</p>
<p><strong>RCP 6.0:</strong> Emisyon yüzyılın son çeyreğinde düşüşe geçiyor</p>
<p><strong>RCP 4.5:</strong> Emisyon yüzyılın ortalarından itibaren düşüşe geçiyor</p>
<p><strong>RCP3-PD / RCP2.6:</strong> Emisyonlar yüzyılın ilk çeyreğinde düşüşe geçiyor</p>
<p>SSP temelli sosyoekonomik ve RCP temelli iklim projeksiyonlar bir araya geldiğinde iklim değişikliği etkileri ve politika analizlerini bütünleştirebilmek için kullanışlı bilgiler elde ediyoruz. Bu sebeplerden dolayı bütünleşik iklim araştırmaları ve politika ilişkili senaryolar sadece azaltım için değil, sosyo-ekonomik uyum arayışlarını da göstermeyi amaçlıyor.</p>
<div id="attachment_18801" style="width: 1332px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18801" class="wp-image-18801 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar.png" alt="" width="1322" height="1036" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar.png 1322w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar-300x235.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar-1024x802.png 1024w" sizes="(max-width: 1322px) 100vw, 1322px" /><p id="caption-attachment-18801" class="wp-caption-text">GELECEK SENARYOLARI: Araştırmacılar, farklı gelişim aralıklarını ve iklimi nasıl değiştireceklerini araştırmak için Ortak Sosyoekonomik Patikalar (SSP’ler) adı verilen senaryolar geliştirdiler. Bunlar Temsili Konsantrasyon Rotaları (RCP’ler) olarak adlandırılan eski senaryoları tamamlıyor. (Grafik: Nature)</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anlattıklarımızdan hiçbir şey anlamadıysanız özetleyelim:</strong> Karar vericiler ve onlara baskı yapacak olan bizler, bilim insanlarını dikkate alırsak, yani en iyi senaryonun (<strong>RCP3-PD / RCP2.6</strong>) gerçekleşmesini başarırsak sıcaklıkları düşürerek (1,5˚ C&#8217;nin altında tutarak) küresel ısınmanın gücünü, karbondioksit konsantrasyonu ve emisyonlarını da düşürmüş olacağız. Bu yaşam demek!</p>
<p>Ancak bugün hiçbir şey yapmadan oturursak birkaç on yıl içinde en kötü senaryonun (<strong>RCP 8.5</strong>) tohumlarını atmış olacağız: Sıcaklık ortalama 5˚ C artacak ve 2100&#8217;e kalmadan -yaşamın yalnızca bir parçası olarak- diğer tüm canlılarla birlikte yok olup gideceğiz! Türkçesi: Doğadan üstün olmadığımızı, yalnızca bir parçası olduğumuzu anlamak için geç kalmış olacağız.</p>
<p>Bir tarafta yaşam diğer tarafta ölüm var: Seçim bizim!</p>
<h5><strong>Yazı:</strong> Batuhan Sarıcan (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</h5>
<p><strong>Kaynakça: </strong></p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study">https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here">https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x">https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x</a></p>
<p><a href="https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf">https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar">https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar</a></p>
<p><a href="https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330">https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330</a></p>
<p><a href="https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/">https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z">https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z</a></p>
<p><a href="https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make">https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make</a></p>
<p>Jeffrey D. Sachs, <strong>Sürdürülebilir Kalkınma Çağı</strong>. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi</p>
<p>Mark Lynas, <strong>Karbon Ayak İziniz</strong>. Çev: N. Kutluğ, Açık Radyo Kitapları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi">Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18798</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 214. Sayı – 1 Mayıs 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-214-sayi-1-mayis-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2020 19:26:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[gıda güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18332</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan evriminin temel sorusunda başa döndük! Atamız kim? Descartes’in bir cümlesi ve yeniden virüs salgınına dair &#8211; Doğan Kuban Dijital manifesto &#8211; Tanol Türkoğlu Salgın sonrası &#8211; Ali Akurgal COVID-19’dan önceki pandemiler (3) &#8211; Mustafa Çetiner Korona günlerinde varoluşçuluk &#8211; Dilara Çolak Homeopati: Aslında su içmekten farksız! &#8211; Osman Budak COVID-19 niçin bu kadar ölümcül? &#8211; Reyhan Oksay Koronavirüs havada sanıldığından daha fazla kalıyor! Korona günlerinde felsefe (3): Bilinmezlikte en önemli dayanağımız BİLİM &#8211; Atilla Erdemli Yüzümüze dokunmamak neden çok güç? Dünya korona ile uğraşırken uzayda ilginç olaylar oluyor! &#8211; Batuhan Sarıcan Gerçekliğin tuhaf dünyası (1): Gördüklerimizin büyük bölümü bir yanılsama olabilir &#8211; İrem Sağlamer Mikroskopik yaramazlar (3): Salgınların bize verdiği, insanoğlunun ise anlamak istemediği dersler.. &#8211; Kadircan Keskinbora Koronavirüsü keşfeden kadın: June Almeida Dijitalem: 70 milyar kWh COVID-19 döneminde gıda güvenilirliğinin önemi &#8211; Gürhan Çiftçioğlu Duygulara güvenilmez &#8211; Coşkun Tecimer Gen makasıyla hızlı koronavirüs testi Kör fareler hücre naklinden sonra yeniden görmeye başladılar Hava kirliliği ve koronavirüs ölümleri arasında bir bağlantı söz konusu Ve dünyamıza en benzeyen gezegen bulundu Ortaçağ mavisinin gizemi çözüldü Zerdeçal koronavirüsle mücadelede ne kadar etkili? COVID-19 krizi deniz kaplumbağaları için fırsat oldu Denizlerdeki biyolojik çeşitlilik 540 milyon yıldır neredeyse sabit Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-214-sayi-1-mayis-2020">HBT Dergi 214. Sayı – 1 Mayıs 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18333" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/214-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/214-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/214-856x1024.jpg 856w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />İnsan evriminin temel sorusunda başa döndük! Atamız kim?<br />
Descartes’in bir cümlesi ve yeniden virüs salgınına dair &#8211; Doğan Kuban<br />
Dijital manifesto &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Salgın sonrası &#8211; Ali Akurgal<br />
COVID-19’dan önceki pandemiler (3) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Korona günlerinde varoluşçuluk &#8211; Dilara Çolak<br />
Homeopati: Aslında su içmekten farksız! &#8211; Osman Budak<br />
COVID-19 niçin bu kadar ölümcül? &#8211; Reyhan Oksay<br />
Koronavirüs havada sanıldığından daha fazla kalıyor!<br />
Korona günlerinde felsefe (3): Bilinmezlikte en önemli dayanağımız BİLİM &#8211; Atilla Erdemli<br />
Yüzümüze dokunmamak neden çok güç?<br />
Dünya korona ile uğraşırken uzayda ilginç olaylar oluyor! &#8211; Batuhan Sarıcan<br />
Gerçekliğin tuhaf dünyası (1): Gördüklerimizin büyük bölümü bir yanılsama olabilir &#8211; İrem Sağlamer<br />
Mikroskopik yaramazlar (3): Salgınların bize verdiği, insanoğlunun ise anlamak istemediği dersler.. &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Koronavirüsü keşfeden kadın: June Almeida<br />
Dijitalem: 70 milyar kWh<br />
COVID-19 döneminde gıda güvenilirliğinin önemi &#8211; Gürhan Çiftçioğlu<br />
Duygulara güvenilmez &#8211; Coşkun Tecimer<br />
Gen makasıyla hızlı koronavirüs testi<br />
Kör fareler hücre naklinden sonra yeniden görmeye başladılar<br />
Hava kirliliği ve koronavirüs ölümleri arasında bir bağlantı söz konusu<br />
Ve dünyamıza en benzeyen gezegen bulundu<br />
Ortaçağ mavisinin gizemi çözüldü<br />
Zerdeçal koronavirüsle mücadelede ne kadar etkili?<br />
COVID-19 krizi deniz kaplumbağaları için fırsat oldu<br />
Denizlerdeki biyolojik çeşitlilik 540 milyon yıldır neredeyse sabit</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-214-sayi-1-mayis-2020">HBT Dergi 214. Sayı – 1 Mayıs 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yarattığımız yapıların çeşitliliği, biyolojik çeşitliliği aştı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yarattigimiz-yapilarin-cesitliligi-biyolojik-cesitliligi-asti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 08:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[insan çağı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14967</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyayı çok uzun bir süredir kalıcı ve ölçülebilir şekilde değiştirdi. Kimyasal ve biyolojik dolaşımları değiştiriyor, iklimi manipüle ediyor ve doğadaki dev arazileri yok ediyoruz. Akarsular, göller ve ve denizlerde organizmalardan çok mikroplastik partikülleri yüzüyor ve çöplerimiz için çöplükler yetersiz kalıyor. Ve bunların dışında gezegenimizde daha iyi yaşayabilmek adına kurduğumuz yapılar, ürettiğimiz objeler ve teknolojiler de var. Bu “Teknoküre”de evler, fabrikalar, yollar, köprüler, makineler, teknik aletler, limanlar, madenler hatta yapay adalar bile yer alıyor. Biz insanlar ve organizasyonlarımız da aslında bu teknokürenin bir parçasıdır, her ne kadar hala bunları tamamen kontrol edemiyorsak da diyor Leicester Üniversitesi’nden Jan Zalasiewics. “Çünkü teknoküre kendi dinamiğine ve kendi enerji akımlarına sahip bir sistemdir ve insan hayatta kalabilmek için çoktan beri bu sisteme bağımlı olmuştur.” Dünyamızdaki teknokürenin ne büyüklüğe ulaştığını Zalasiewics ilk kez hesapladı. Araştırmacının hesabına göre dünyamızın teknoküresi 30 milyar ton kütleye sahip. Bu kütle yeryüzünde düzenli bir şekilde dağıtılacak olursa bir metrekareye 50 kilo düşüyor. Sayılar, göreceli olarak kısa geçmişimizde amaçlarımız için ne kadar malzeme ve enerji kullandığımızı ve dönüştürdüğümüzü açıklıyor. Jeolojik açıdan bakıldığında teknoküre daha genç sayılır ama olağanüstü bir hızla gelişiyor. Ve şimdiden gezegenimiz üzerinde derin bir iz bıraktı. Teknoküre uzak gelecekte de dünyamızı önemli ölçüde etkilemeye devam edecektir. Sonuçta biyolojik kalıntıların aksine izlerimizin indirgenmesi neredeyse imkansız ve bu yüzden de varlıklarını milyonlarca yıl koruyacaklardır. Günümüzdeki yapıların ve objelerin birçoğu jeolojik tabakalara gömülerek uzak geleceğe kadar kalıcı olacak ve bu tekno fosiller sayesinde gelecekte “Androposen” (İnsan Çağı) tarihlendirilebilecek ve tanımlanabilecek diyor uzmanlar. Tahminlere göre günümüzde bile bir milyardan fazla bu tür tekno fosil türü bulunmakta ki bu gezegenimizdeki organizma türünden fazladır. Kaynak: SAGE</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yarattigimiz-yapilarin-cesitliligi-biyolojik-cesitliligi-asti">Yarattığımız yapıların çeşitliliği, biyolojik çeşitliliği aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu dünyayı çok uzun bir süredir kalıcı ve ölçülebilir şekilde değiştirdi. Kimyasal ve biyolojik dolaşımları değiştiriyor, iklimi manipüle ediyor ve doğadaki dev arazileri yok ediyoruz. Akarsular, göller ve ve denizlerde organizmalardan çok mikroplastik partikülleri yüzüyor ve çöplerimiz için çöplükler yetersiz kalıyor. Ve bunların dışında gezegenimizde daha iyi yaşayabilmek adına kurduğumuz yapılar, ürettiğimiz objeler ve teknolojiler de var.</p>
<p>Bu “Teknoküre”de evler, fabrikalar, yollar, köprüler, makineler, teknik aletler, limanlar, madenler hatta yapay adalar bile yer alıyor. Biz insanlar ve organizasyonlarımız da aslında bu teknokürenin bir parçasıdır, her ne kadar hala bunları tamamen kontrol edemiyorsak da diyor Leicester Üniversitesi’nden Jan Zalasiewics. “Çünkü teknoküre kendi dinamiğine ve kendi enerji akımlarına sahip bir sistemdir ve insan hayatta kalabilmek için çoktan beri bu sisteme bağımlı olmuştur.”</p>
<p>Dünyamızdaki teknokürenin ne büyüklüğe ulaştığını Zalasiewics ilk kez hesapladı. Araştırmacının hesabına göre dünyamızın teknoküresi 30 milyar ton kütleye sahip. Bu kütle yeryüzünde düzenli bir şekilde dağıtılacak olursa bir metrekareye 50 kilo düşüyor. Sayılar, göreceli olarak kısa geçmişimizde amaçlarımız için ne kadar malzeme ve enerji kullandığımızı ve dönüştürdüğümüzü açıklıyor. Jeolojik açıdan bakıldığında teknoküre daha genç sayılır ama olağanüstü bir hızla gelişiyor.</p>
<p>Ve şimdiden gezegenimiz üzerinde derin bir iz bıraktı. Teknoküre uzak gelecekte de dünyamızı önemli ölçüde etkilemeye devam edecektir. Sonuçta biyolojik kalıntıların aksine izlerimizin indirgenmesi neredeyse imkansız ve bu yüzden de varlıklarını milyonlarca yıl koruyacaklardır. Günümüzdeki yapıların ve objelerin birçoğu jeolojik tabakalara gömülerek uzak geleceğe kadar kalıcı olacak ve bu tekno fosiller sayesinde gelecekte “Androposen” (İnsan Çağı) tarihlendirilebilecek ve tanımlanabilecek diyor uzmanlar. Tahminlere göre günümüzde bile bir milyardan fazla bu tür tekno fosil türü bulunmakta ki bu gezegenimizdeki organizma türünden fazladır.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://anr.sagepub.com/content/early/2016/11/25/2053019616677743.abstract">SAGE</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yarattigimiz-yapilarin-cesitliligi-biyolojik-cesitliligi-asti">Yarattığımız yapıların çeşitliliği, biyolojik çeşitliliği aştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14967</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melih Baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2017 11:14:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Melih Baş]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[eko toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ekolojik]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathon Porritt]]></category>
		<category><![CDATA[sakin]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5058</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnceleyebildiğim kadarıyla ulusal basınımızda yer almamış bir sempozyumdan söz edeceğiz sizlere. Soneva Vakfı’nca düzenlenen ve Soneva Grup tarafından akçalandırılan ‘Sakin Yaşam Sempozyumu (Slow Life Symposium) ilk kez 2008’de düzenlenmiş, sonra sırasıyla 2010, 2011, 2013, 2014 ve Kasım 2016’da. Maldiv Cumhuriyeti’ni duymuşsunuzdur, hani eko toplumculuğu çağrıştıran ‘kırmızı çerçeve içinde yeşil zeminde konuşlu hilal’ tasarımlı bayrağı olan ülke. Son yıllarda ülkemizde turizm alanında özellikle balayına giden çiftler için önemli bir yere kavuşmuş gözüküyor. 1190 adadan oluştuğundan olsa gerek Maldivler olarak da anılan ülkede ekonominin iki temel ayağı turizm ve balıkçılıktır. Maldiv Cumhuriyeti ekolojik anlamda iki tehditle boğuşuyor; biri yükselen okyanus (sularının altında kalma) tehdidi, diğeri ise küresel ısınmaya dayalı olarak bitki ve deniz varlıklarındaki (mercan kayalıklarındaki örneğin) kayıplara ait tehdit! Anımsayanlar olacaktır, 2014 yılının Dünya Çevre Günü teması ‘Küçük Adalar ve İklim Değişikliği’ idi. Bu konuyu biz de, geçmişte kalan hoş bir miras nitelikli ‘Sürdürülebilir Yaşam’ dergisinde o günlerde işlemiş ve yazmıştık! Sempozyum pek de fazla duyulmuyor; benim de duymam izlediğim bir kişi olan Jonathon Porritt sayesinde oldu. Meraklısı için kısaca paylaşalım, Prof. Porritt ‘Gelecek için Forum’un kurucusu, birçok kurumda görevler almış ama yurttaşlarımız onu ‘Yeryüzünün Dostları (Friends of Earth)’ örgütünün başkanı ve İngiltere’de halen üyesi olduğu Yeşil Parti’nin eş başkanı olarak anımsayabilirler. Yeşil Politika adlı kitabı dilimize de çevrilmişti. Sakin Yavaş Sempozyumu başkanı Prof. Porritt. Bu sempozyum düşüncesini yaşama geçiren Soneva Vakfı’nı kuran Soneva Grup ise İngiltere’de doğmuş ve eğitimini almış Sonu ve karısı Eva Shivdasani’ye ait. Shivdasani’ler sürdürülebilirlik ve lüksün bir arada olabilirliğini kanıtlayıcı turizm işletmeciliği yapıyorlar. Plastikleri enazlamak, karbon ayak izini enazlamak, yerel kaynak kullanımıyla yerel ekonomiyi desteklemek gibi ilkeleri ile ‘akıllı lüks’ kavramını üretmişler. Vakfın odak çalışma alanları temiz enerji, biyoçeşitlilik ve sosyal etki olarak belirtilmiş. Sempozyuma gelince, katılımcılar sürdürülebilir gelişme konusunda kafa yoran ve işler yapan bilim insanları, iş insanları, demokratik kitle örgütlerinden temsilciler, düşünce insanlarından oluşuyor. Sempozyumların anahtar temaları denizlerin korunması, enerji güvenliği, düşük karbonlu altyapı, atık yönetimi, suların korunması, sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir finans ve tehdit altındaki biyoçeşitlilik. Sempozyumlarda yeni disiplinlerarası ağların ve ortaklıkların gelişmesinin (önündeki hem fiziksel hem de düşünsel sınırların kaldırılarak) sağlanması için çalışılıyor. Katılımcılar, küresel çaptaki sorunlara yerel, kurum düzeyinde veya siyaset bağlamında uygulanabilir ve ölçülebilir çözümler üretmeye çalışıyorlar. Kısaca 17-19 Kasım 2016 tarihleri arasında ‘Prosperity Within Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırlar İçinde Gönenç)’ başlığıyla düzenlenen sempozyumdan da söz edelim. Sonu ve Jonathon’un açılış konuşmalarının ardından Johan Rockström tarafından yapılan ilk sunum: How can we all Benefit from a Planetary Boundaries Framework? (Hepimiz gezegensel sınırlar çerçevesinden nasıl yararlanabiliriz?). ‘Ekonomiyi Özetlemek’ başlıklı ikinci oturumdaki sunumlar ise şöyle: Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nden iktisadiyatçı Kate Raworth: The Doughnut Economy and the Planetary Boundaries  (Donut Ekonomisi ve Gezegensel Sınırlar) ve Diana Liverman: Putting People at the heart of the Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırların Kalbine İnsan-lar-ı Koymak). Özellikle Kate’in sunumunda vurguladığı şey şu: Gezegeni korumak için konulan çevresel hedefler, gezegende yaşayanların –özellikle temel kaynaklara ulaşmada sıkıntı yaşayan yoksullara- fatura çıkarmadan konulmalı ve uygulanmalı! Kate’in örütbağına (https://www.kateraworth.com/) göz atmanızı salık veririm, 2017 Nisan’ında çıkacak Donut Ekonomisi kitabını da kuşkusuz! Bu konu başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor! Daha sonra şirketlerin, bağışçıların, yatırımcıların, Birleşmiş Milletler’in ve hükümet birimlerinin rolleri ele alınması; ardından da çalışma grupları mesaileri! Giderek toplantının başlığı daha bir iddialı hale geliyor: Gezegensel Sınırlar Köpüğünün Ötesine Geçmek. Sempozyumun ev sahipliği sponsorluğu Soneva Grup’a ait! Bizden duyurması, belki ekolojist-çevreci bir çift olarak (birinci ya da n’ninci) balayınızı Sakin Yaşam Sempozyumu sürecinde Maldiv’de geçirmek isteyebilirsiniz, oluşturacağınız karbon ayak izinizin maliyetini karşılamak kaydıyla! Şaka bir yana, sempozyumlardaki sunumlara ilişkin videolar için aşağıdaki bağlantı adresini kullanabilirsiniz: http://www.slowlifesymposium.com/ Prof. Dr. Melih Baş / Beykent Üniversitesi İİBF Not: Sempozyumdan bir anı fotoğrafı (S. Shivdasani ağaca tırmanmış en üstteki gözlüklü kişi, J. Porritt ise oturanların sırasında size göre en sol başta tekli sandalyede oturan kişi).</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva">Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnceleyebildiğim kadarıyla ulusal basınımızda yer almamış bir sempozyumdan söz edeceğiz sizlere. Soneva Vakfı’nca düzenlenen ve Soneva Grup tarafından akçalandırılan ‘<strong>Sakin Yaşam Sempozyumu (Slow Life Symposium</strong>) ilk kez 2008’de düzenlenmiş, sonra sırasıyla 2010, 2011, 2013, 2014 ve Kasım 2016’da.</p>
<p>Maldiv Cumhuriyeti’ni duymuşsunuzdur, hani eko toplumculuğu çağrıştıran ‘kırmızı çerçeve içinde yeşil zeminde konuşlu hilal’ tasarımlı bayrağı olan ülke. Son yıllarda ülkemizde turizm alanında özellikle balayına giden çiftler için önemli bir yere kavuşmuş gözüküyor. 1190 adadan oluştuğundan olsa gerek Maldivler olarak da anılan ülkede ekonominin iki temel ayağı turizm ve balıkçılıktır. Maldiv Cumhuriyeti ekolojik anlamda iki tehditle boğuşuyor; biri yükselen okyanus (sularının altında kalma) tehdidi, diğeri ise küresel ısınmaya dayalı olarak bitki ve deniz varlıklarındaki (mercan kayalıklarındaki örneğin) kayıplara ait tehdit! Anımsayanlar olacaktır, 2014 yılının Dünya Çevre Günü teması ‘Küçük Adalar ve İklim Değişikliği’ idi. Bu konuyu biz de, geçmişte kalan hoş bir miras nitelikli ‘Sürdürülebilir Yaşam’ dergisinde o günlerde işlemiş ve yazmıştık!</p>
<p>Sempozyum pek de fazla duyulmuyor; benim de duymam izlediğim bir kişi olan Jonathon Porritt sayesinde oldu. Meraklısı için kısaca paylaşalım, Prof. Porritt ‘Gelecek için Forum’un kurucusu, birçok kurumda görevler almış ama yurttaşlarımız onu ‘Yeryüzünün Dostları (Friends of Earth)’ örgütünün başkanı ve İngiltere’de halen üyesi olduğu Yeşil Parti’nin eş başkanı olarak anımsayabilirler. Yeşil Politika adlı kitabı dilimize de çevrilmişti. Sakin Yavaş Sempozyumu başkanı Prof. Porritt.</p>
<p>Bu sempozyum düşüncesini yaşama geçiren Soneva Vakfı’nı kuran Soneva Grup ise İngiltere’de doğmuş ve eğitimini almış <strong>Sonu</strong> ve karısı <strong>Eva Shivdasani</strong>’ye ait. Shivdasani’ler sürdürülebilirlik ve lüksün bir arada olabilirliğini kanıtlayıcı turizm işletmeciliği yapıyorlar. Plastikleri enazlamak, karbon ayak izini enazlamak, yerel kaynak kullanımıyla yerel ekonomiyi desteklemek gibi ilkeleri ile ‘akıllı lüks’ kavramını üretmişler. Vakfın odak çalışma alanları temiz enerji, biyoçeşitlilik ve sosyal etki olarak belirtilmiş.</p>
<p>Sempozyuma gelince, katılımcılar sürdürülebilir gelişme konusunda kafa yoran ve işler yapan bilim insanları, iş insanları, demokratik kitle örgütlerinden temsilciler, düşünce insanlarından oluşuyor. Sempozyumların anahtar temaları denizlerin korunması, enerji güvenliği, düşük karbonlu altyapı, atık yönetimi, suların korunması, sürdürülebilir turizm, sürdürülebilir finans ve tehdit altındaki biyoçeşitlilik. Sempozyumlarda yeni disiplinlerarası ağların ve ortaklıkların gelişmesinin (önündeki hem fiziksel hem de düşünsel sınırların kaldırılarak) sağlanması için çalışılıyor. Katılımcılar, küresel çaptaki sorunlara yerel, kurum düzeyinde veya siyaset bağlamında uygulanabilir ve ölçülebilir çözümler üretmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Kısaca 17-19 Kasım 2016 tarihleri arasında ‘Prosperity Within Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırlar İçinde Gönenç)’ başlığıyla düzenlenen sempozyumdan da söz edelim. Sonu ve Jonathon’un açılış konuşmalarının ardından Johan Rockström tarafından yapılan ilk sunum: How can we all Benefit from a Planetary Boundaries Framework? (Hepimiz gezegensel sınırlar çerçevesinden nasıl yararlanabiliriz?). ‘Ekonomiyi Özetlemek’ başlıklı ikinci oturumdaki sunumlar ise şöyle: Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nden iktisadiyatçı Kate Raworth: The Doughnut Economy and the Planetary Boundaries  (Donut Ekonomisi ve Gezegensel Sınırlar) ve Diana Liverman: Putting People at the heart of the Planetary Boundaries (Gezegensel Sınırların Kalbine İnsan-lar-ı Koymak). Özellikle Kate’in sunumunda vurguladığı şey şu: Gezegeni korumak için konulan çevresel hedefler, gezegende yaşayanların –özellikle temel kaynaklara ulaşmada sıkıntı yaşayan yoksullara- fatura çıkarmadan konulmalı ve uygulanmalı! Kate’in örütbağına (https://www.kateraworth.com/) göz atmanızı salık veririm, 2017 Nisan’ında çıkacak Donut Ekonomisi kitabını da kuşkusuz! Bu konu başka bir yazı konusu olmayı hak ediyor!</p>
<p>Daha sonra şirketlerin, bağışçıların, yatırımcıların, Birleşmiş Milletler’in ve hükümet birimlerinin rolleri ele alınması; ardından da çalışma grupları mesaileri! Giderek toplantının başlığı daha bir iddialı hale geliyor: Gezegensel Sınırlar Köpüğünün Ötesine Geçmek.</p>
<p>Sempozyumun ev sahipliği sponsorluğu Soneva Grup’a ait! Bizden duyurması, belki ekolojist-çevreci bir çift olarak (birinci ya da n’ninci) balayınızı Sakin Yaşam Sempozyumu sürecinde Maldiv’de geçirmek isteyebilirsiniz, oluşturacağınız karbon ayak izinizin maliyetini karşılamak kaydıyla! Şaka bir yana, sempozyumlardaki sunumlara ilişkin videolar için aşağıdaki bağlantı adresini kullanabilirsiniz: <a href="http://www.slowlifesymposium.com/">http://www.slowlifesymposium.com/</a></p>
<p><strong>Prof. Dr. Melih Baş / Beykent Üniversitesi İİBF</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-5060 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs.jpg" width="640" height="426" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs.jpg 640w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/mlhbs-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Not: Sempozyumdan bir anı fotoğrafı (S. Shivdasani ağaca tırmanmış en üstteki gözlüklü kişi, J. Porritt ise oturanların sırasında size göre en sol başta tekli sandalyede oturan kişi).</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/sakin-yasam-sempozyumu-soneva">Sakin Yaşam Sempozyumu (Soneva)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5058</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
