<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bluetooth arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bluetooth/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bluetooth</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Jul 2017 12:35:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Her eğitime deva: Minecraft, oyun ötesi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/her-egitime-deva-minecraft-oyun-otesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jul 2017 09:48:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[Alien Game]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeşehir koleji]]></category>
		<category><![CDATA[Block by Block]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[Cerego]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[HABİTAT]]></category>
		<category><![CDATA[kodlama]]></category>
		<category><![CDATA[lego]]></category>
		<category><![CDATA[Markus Persson]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Microsoft]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[minecarft]]></category>
		<category><![CDATA[Mojong]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[NYU]]></category>
		<category><![CDATA[oyunla öğretme]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[video oyun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Minecraft, bir video oyunu. Ama rengarenk görselleri yok. Müthiş hızlı kahramanları yok. Bir öyküsü bile yok. Öyküyü, oynayıcı kendisi pixel pixel (kare şeklindeki görüntünün en küçük birimi) planlamak ve yaratmak zorunda. Bir öykü kurmak için, sınırsız özgürlükle tasarlamak için mutlak kontrol, oyuncuda. Bunu lego benzeri üç boyutlu bloklarla yapacak. Bu “sıfırdan öykü yaratma” ve istediği her şeyi tasarlama özelliğiyle Minecraft, eğitim-öğretim amaçlı kullanılmaya en uygun oyun şimdilik. Hele bilgisayar kodlamayı öğretmek için: Oyuncu, blokları ve taşları dilediği kavram ve sayıda şekillendirerek, algoritmasını “inşa” edebilir. 2.5 milyar dolara oyun İsveçli Markus Persson, oyunu 2009’da kurdu, 2011’de dünyaya açtı. 100 milyonu aşan oyuncusu, Microsoft’un dikkatini çekti. 2014’te 2.5 milyar dolara Persson’dan satın aldı. Ama oyunun, onun tasarımına kadarki serüveni 50 yıl önceye dayanıyor. ABD’nin yenilikçi üniversitesi MIT tarafından 1967’de, Kaplumbağa (Turtle) adıyla, üç tekerlek üzerinde yürüyen, legodan yapılma bir mekanizma, Logo adlı yazılımı “oyunla” öğretmek amacıyla geliştirilmişti. Aradan geçen 50 yılda bu iş çok daha ince ayarlandı elbette. Şimdi, çocukların tablet/ceptel üzerinden Bluetooth’la “programladığı” benzerleri var. Ayrıca, fiziki ortamdan ekrana taşındı: Minecraft yazılımının büyük babası oldu. Persson, bu konsepti daha da geliştirdi. Selçuk Şirin ve Suriyeliler Minecraft, eğitimciler tarafından, sadece kodlamayı öğretmeye değil, başka alanlarda da yaratıcı düşünceyi geliştirmede kullanılmaya uygun esnekliğe kavuşturuldu: Tarih, coğrafya, matematik, mimari, hatta müzik. Ülkemizde de bazı özel okullarda Minecraft kullanılıyor. Bu “her eğitime deva” oyunla ilgili bize en yakın gelişme ise Bahçeşehir Uluslararası (BAU) ile New York (NYU) üniversiteleri işbirliğiyle Haziran 2017’de açıklanan Umut Projesi (Project Hope) oldu: NYU uygulamalı psikoloji hocası, yurt dışındaki yüzakı bilimcilerimizden Selçuk Şirin’in zihinsel öncülüğünde, BAU ve NYU desteğiyle. Proje, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı çocukların Türkçe öğrenmelerini, eğitime ve yeni ortama katılmalarını sağlamayı “oyunla öğretmeyi” öngörüyordu. Şanlıurfa’dan umut doğdu Pilot il olarak, yoğun sığınmacıya ev sahipliği yapan Şanlıurfa seçildi. Bahçeşehir’in Urfa Koleji’nde 9-14 yaşlarında 147 sığınmacı çocuğa 4 hafta boyunca, toplam 40 saatte: Yönetim ve motor becerileri geliştirmek için farklı etkenler arasında ayrım yapmayı öğretirken, kısa zamanlı hafızayı ve hızlı tepkiyi ödüllendirerek yönetim becerilerini geliştirmek için tasarlanan “Alien Game” oynatıldı. 200’den fazla Türkçe kelime tanıtmak amacıyla NYU ve City University NY tarafından geliştirilen “Cerego” oynatıldı. Kodlamayı en temel ilkeleriyle oyun gibi öğreten “Code.org” vasıtasıyla iki bin satıra yakın kod öğretildi. Çocukların, hayallerindeki evi, mahalleyi, okulu oluşturması (psikolojik rehabilitasyon) için “Minecraft” oynatıldı. Uygulamalı psikoloji deneyi formatındaki bu çalışmada hedef, çocuklardaki umutsuzluk ve kaybolmuşluk duygusunu azaltmaya çalışmaktı. Araştırmacılar, projeden önce ve sonra çocukların duygularını ölçerek uygulamanın, umutsuzluk hissini epey azalttığını ortaya koydu. Çalışma, hedefine vardı. Sığınmacıların rehabilitasyonu için “oyunla öğretmenin” pratikliğini ve yararını da gösterdi. BM Habitat’la Kosova Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (HABİTAT) ile Minecraft oyununun tasarımcısı Mojong şirketinin ortak bir vakfı da var: Block by Block. Bu, yeni ekonominin, nasıl yeni çalışma modellerine fırsat sağladığına mükemmel bir örnek. Gençler, bir şehre dair planlamada Minecraft’tan yararlanarak neyin nasıl yapılabileceğini ekranda üç boyutlu olarak çözebiliyor. Örneğin, Kosova/Priştine’de işlevsiz kalan pazar yerine yeni işlev kazandırılması projesi bu yöntemle yapıldı. Nairobi’de dünyanın “en büyük” gecekondu mahallesi Kibera’da 2012’de başlattıkları projeler Hanoi, Filistin, Haiti, Mumbai, Rwanda, Kenya, Etiyopya’da çözümler üretti. Yeni 650 proje daha sırada. Edip Emil Öymen *Bu yazı 07.07.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/her-egitime-deva-minecraft-oyun-otesi">Her eğitime deva: Minecraft, oyun ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Minecraft, bir video oyunu. Ama rengarenk görselleri yok. Müthiş hızlı kahramanları yok. Bir öyküsü bile yok. Öyküyü, oynayıcı kendisi pixel pixel (kare şeklindeki görüntünün en küçük birimi) planlamak ve yaratmak zorunda. Bir öykü kurmak için, sınırsız özgürlükle tasarlamak için mutlak kontrol, oyuncuda. Bunu lego benzeri üç boyutlu bloklarla yapacak. Bu “sıfırdan öykü yaratma” ve istediği her şeyi tasarlama özelliğiyle Minecraft, eğitim-öğretim amaçlı kullanılmaya en uygun oyun şimdilik. Hele bilgisayar kodlamayı öğretmek için: Oyuncu, blokları ve taşları dilediği kavram ve sayıda şekillendirerek, algoritmasını “inşa” edebilir.</p>
<p><strong>2.5 milyar dolara oyun</strong></p>
<p>İsveçli Markus Persson, oyunu 2009’da kurdu, 2011’de dünyaya açtı. 100 milyonu aşan oyuncusu, Microsoft’un dikkatini çekti. 2014’te 2.5 milyar dolara Persson’dan satın aldı.</p>
<p>Ama oyunun, onun tasarımına kadarki serüveni 50 yıl önceye dayanıyor. ABD’nin yenilikçi üniversitesi MIT tarafından 1967’de, Kaplumbağa (Turtle) adıyla, üç tekerlek üzerinde yürüyen, legodan yapılma bir mekanizma, Logo adlı yazılımı “oyunla” öğretmek amacıyla geliştirilmişti. Aradan geçen 50 yılda bu iş çok daha ince ayarlandı elbette. Şimdi, çocukların tablet/ceptel üzerinden Bluetooth’la “programladığı” benzerleri var. Ayrıca, fiziki ortamdan ekrana taşındı: Minecraft yazılımının büyük babası oldu. Persson, bu konsepti daha da geliştirdi.</p>
<p><strong>Selçuk Şirin ve Suriyeliler </strong></p>
<p>Minecraft, eğitimciler tarafından, sadece kodlamayı öğretmeye değil, başka alanlarda da yaratıcı düşünceyi geliştirmede kullanılmaya uygun esnekliğe kavuşturuldu: Tarih, coğrafya, matematik, mimari, hatta müzik. Ülkemizde de bazı özel okullarda Minecraft kullanılıyor.</p>
<p>Bu “her eğitime deva” oyunla ilgili bize en yakın gelişme ise Bahçeşehir Uluslararası (BAU) ile New York (NYU) üniversiteleri işbirliğiyle Haziran 2017’de açıklanan Umut Projesi (Project Hope) oldu: NYU uygulamalı psikoloji hocası, yurt dışındaki yüzakı bilimcilerimizden Selçuk Şirin’in zihinsel öncülüğünde, BAU ve NYU desteğiyle. Proje, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı çocukların Türkçe öğrenmelerini, eğitime ve yeni ortama katılmalarını sağlamayı “oyunla öğretmeyi” öngörüyordu.</p>
<p><strong>Şanlıurfa’dan umut doğdu </strong></p>
<p>Pilot il olarak, yoğun sığınmacıya ev sahipliği yapan Şanlıurfa seçildi. Bahçeşehir’in Urfa Koleji’nde 9-14 yaşlarında 147 sığınmacı çocuğa 4 hafta boyunca, toplam 40 saatte: Yönetim ve motor becerileri geliştirmek için farklı etkenler arasında ayrım yapmayı öğretirken, kısa zamanlı hafızayı ve hızlı tepkiyi ödüllendirerek yönetim becerilerini geliştirmek için tasarlanan “Alien Game” oynatıldı. 200’den fazla Türkçe kelime tanıtmak amacıyla NYU ve City University NY tarafından geliştirilen “Cerego” oynatıldı. Kodlamayı en temel ilkeleriyle oyun gibi öğreten “Code.org” vasıtasıyla iki bin satıra yakın kod öğretildi. Çocukların, hayallerindeki evi, mahalleyi, okulu oluşturması (psikolojik rehabilitasyon) için “Minecraft” oynatıldı. Uygulamalı psikoloji deneyi formatındaki bu çalışmada hedef, çocuklardaki umutsuzluk ve kaybolmuşluk duygusunu azaltmaya çalışmaktı. Araştırmacılar, projeden önce ve sonra çocukların duygularını ölçerek uygulamanın, umutsuzluk hissini epey azalttığını ortaya koydu. Çalışma, hedefine vardı. Sığınmacıların rehabilitasyonu için “oyunla öğretmenin” pratikliğini ve yararını da gösterdi.</p>
<p><strong>BM Habitat’la Kosova</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı (HABİTAT) ile Minecraft oyununun tasarımcısı Mojong şirketinin ortak bir vakfı da var: Block by Block. Bu, yeni ekonominin, nasıl yeni çalışma modellerine fırsat sağladığına mükemmel bir örnek. Gençler, bir şehre dair planlamada Minecraft’tan yararlanarak neyin nasıl yapılabileceğini ekranda üç boyutlu olarak çözebiliyor. Örneğin, Kosova/Priştine’de işlevsiz kalan pazar yerine yeni işlev kazandırılması projesi bu yöntemle yapıldı. Nairobi’de dünyanın “en büyük” gecekondu mahallesi Kibera’da 2012’de başlattıkları projeler Hanoi, Filistin, Haiti, Mumbai, Rwanda, Kenya, Etiyopya’da çözümler üretti. Yeni 650 proje daha sırada.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong>*Bu yazı 07.07.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/her-egitime-deva-minecraft-oyun-otesi">Her eğitime deva: Minecraft, oyun ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jun 2017 12:05:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı telefon]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[düşük SAR değeri]]></category>
		<category><![CDATA[hertz]]></category>
		<category><![CDATA[ısıl etki]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklık]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyo frekansı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[watt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba beynimizi etkiliyor mu, zararı ne kadar, ne uzunlukta konuşmalıyız, yoksa hiç zararı yok mu? Bütün bu soruları, son araştırmaları da dikkate alarak, radyasyon fizikçimiz Yüksel Atakan kapsamlı olarak açıklıyor&#8230; Günlük yaşamımıza giren, çok kişinin yollarda bile iletişim kurduğu cep ve akıllı telefonların yaydığı yüksek frekanslı elektromanyetik (EM) radyasyonun sağlığımıza etkisi nedir? 30 ülkede yapılan yeni bir araştırmadan, Türkiye’deki kullanıcıların günde ortalama 72 kez cep telefonunu kontrol ettikleri ya da başka bir deyişle 7-8 saatlik uyku süresi dışında, her 15 dakikada bir, ekrana bakmakta, dünya birincisi olduğumuzu gösteriyor. Cep telefonları özellikle kulağa yapıştırılarak sık ve uzun süre kullanıldığında kulak bölgesindeki dokuları ısıtarak zamanla olumsuz etkileyebiliyor. Umarız bunlar, çok daha az ve kulağa yapıştırılmadan kullanılır. Elektromanyetik radyasyonun insan vücuduna etkileriyle ilgili olarak uzun yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar sürüyor. Kanser, 20-30 yıl gibi çok uzun sürede oluştuğundan, cep telefonları kullananlarla, kullanmayanların vücutlarındaki etkilerin karşılaştırılabileceği uzun süreli bilimsel araştırmalara gerek var. Her ne kadar cep telefonlarından yayılan yüksek frekanslı EM radyasyonun baş ağrısı, depresyon ve uykusuzluk yaptığı gibi bulgular olduğunu öne süren araştırmalar var ise de bunlar kesinlik kazanmamıştır. Kesinlik kazanan, özellikle kulak bölgesindeki dokularda sıcaklık artımıyla ilgili ısıl etkidir. Yüksek frekanslı (Radyo Frekanslı /RF/) EM radyasyonun, girdiği dokulara enerjisini aktararak bunların sıcaklığını artırdığı artık kanıtlanmış bilimsel bir gerçek. Aşırı sıcaklık artımı ise dokuların işlevlerini bozabiliyor. RF radyasyon, hücrelerdeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını koparacak ve hücre çekirdeğindeki DNA gibi molekülleri bozacak enerjide olmadığından, kansere neden olabilecek etkiyi göstermesi genellikle beklenmiyor. Ancak, özel durumlarda, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı oluşturmadan, büyük moleküllerde, hücre zarlarında ya da hücre organellerinde bunların normal işlevlerini bozan ısıl olmayan olumsuz etkiler beklenebiliyor. Isıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, EM radyasyonun, vücuda yerleştirilmiş “kalp pili” ve benzeri aletleri bozabilmesidir. Ayrıca hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebiliyorlar. Cep telefonları / akıllı telefonlar kulağa çok yapıştırılıp uzun süre kullanıldığında bunların kansere yol açabileceğiyle ilgili WHO’nun IARC kurulunun uyarıları vardır. Hatta IARC, koruyucu bir önlem olarak cep telefonlarını, ‚kanser yapma olasılığı olan‘ maddeler sınıfına koymuştur. Özellikle çocukların bunları, çok daha az kullanması öneriliyor. Cep ve akıllı telefonlar, baz istasyonlarının yanı sıra, bina içindeki Wi Fi (WLAN /Router) aletleriyle de iletişim kuruyorlar. Eski cep telefonları, GSM standartları kullanırlarken, akıllı telefonlar UMTS (1900-2200 MHz) ve LTE (700 – 2600 MHz) standartlarında çok daha hızlı iletişimi, çok daha düşük enerjide kuruyorlar. Böylelikle bunların yaydıkları EM radyasyonun da eski cep telefonlarına oranla daha düşük enerjide kalması sonucu vücuda olabilecek etkisi de daha az; ama yok değil. GSM standardında, telefonla iletişim en yüksek elektriksel güçte kurulmaya başlanıyor ve daha sonra telefon kendini daha düşük güce ayarlıyor. UMTS ve LTE standartarında ise bunun tersi oluyor. En düşük güçte iletişim kurulmaya başlanıyor, daha sonra normal güce geçiliyor. Değerler ve Özgül Soğurma Hızı (SAR) SAR, vücudun kg’ı başına Watt olarak soğurulan enerji miktarını gösteren bir ölçüdür. Cep ve Akıllı Telefonların yaydığı EM radyasyondan korunmak amacıyla vücuttaki Özgül Soğurma Hızı Değerleriyle ilgili, SAR: (Specific Absorption Rate) sınır değerler kullanılıyor. Almanya’da yetkili kurumun yaptığı taramada, piyasadaki cep telefonlarının baş bölgesi için 0,10 ile 1,94 Watt/kg ve tüm vücut ışınlanması için ise 0,003 ve 1,87 Watt/kg arasında değerler gösterdiği saptanmıştır. 70 kilogramlık bir kişinin vücudu, “hareketsiz durumda” yaklaşık olarak saniyede 80  Watt’a eşdeğer bir enerji tüketiyor (80  Watt’lık bir elektrik ampulünün yanarken tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70=1,2  Watt bulunur. Yürüdüğümüzde, spor yaptığımızda ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji alışverişi artıyor ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5  Watt’a ulaşıyor. Bu düzeydeki bir güç yoğunluğu, dışarıdan Radyo Frekanslı (RF) radyasyon yoluyla vücutta oluşursa, bunun,vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değer böyle belirlenmiştir. Son 40 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çeşitli bilimsel çalışmalar, herhangi bir nedenle tüm vücut ve dokulardaki 1 °C&#8217;ı aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların ortaya çıktığını gösteriyor. Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve RF radyasyondan kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadardır. Bu değer “temel SAR sınır değeri” olarak kabul ediliyor. Korunma (ya da güvenlik) payı da göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için sınır değer olarak öngörülüyor. Bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan herhangi bir kişinin tüm vücut ışınlanması için sınır değer olarak ICNIRP bilimsel kurulunca öneriliyor. Bu ise vücutta 1 derecenin 50’de biri (0,020 °C) kadar bir sıcaklık  artışı demek. Vücudun baş bölgesi için sınır değer 1,6 Watt/kg (Bazı ülkelerde 2  Watt/ kg ki bu da 0,50 °C sıcaklık artışıdır). 0,08  Watt/kg’lık sınır değere eşdeğer olarak  Volt/m ve Watt/ m2 birimlerinde  sınır değerler türetilmiştir. Bunlar sırasıyla 900 MHz için 41V/m, 4,5 Watt/m2 ve 1800 MHz için 58 V/m ve 9,2 Watt/ m2’dir. 2 GHz ile 300 GHz arasındaki yüksek frekanslar için türev sınır değerler ise elektriksel alan şiddeti için 61,4 V/m ve güç akısı için 10 Watt/m2 ’dir (ICNIRP İyonlayıcı olmayan ışınlardan korunma ölçütlerini belirleyen uluslararası üst kurulun önerisi). Türkiye’de  sınır değerler 2001 yılında yayımlanan ilgili yönetmeliğe göre, ICNIRP “yönlendirici sınır değerlerinin” dörtte biri kadardır ve 900 MHz frekansı için elektriksel alan şiddeti 10  Volt/m’dir. 1800 MHz frekansı için ise sınır değer 14 Volt/m’dir (Sınır değerlere göre, Türkiye’deki uygulama daha koruyucudur). RF radyasyonun vücuda aktardığı enerji yoğunluğunun üst sınırlarını belirleyen tüm bu değerler, hayvanlar üzerinde 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan deneylere (özellikle fare ve maymunlarda doku ısınması sonucu davranış bozukluklarının gözlenmesine) dayanıyor. Ayrıca viskoz bir sıvı karışımıyla doldurulan yapay bir kafanın yakınına konup çalıştırılan bir cep telefonunun bu sıvıya aktardığı enerjinin, kafa içindeki çeşitli noktalarda elektronik algılayıcılarla ölçüldüğü deneylerden de yararlanılıyor (Fantomla ya da modellemeyle). Cep ya da akıllı telefon satın alırken düşük SAR-Değeri olanı seçilmeli Düşük SAR-değerli bir telefon alan kişi kendi alacağı radyasyon dozunu önceden bir miktar düşürmüş demektir. Almanya’da ilgili Radyasyondan Korunma Kurumu (BfS), piyasadaki telefonların SAR değerlerini listeler halinde yayınlıyor (bkz: www.bfs.de/sar-werte-handy) 0,6 Watt/kg değerinin altındaki SAR değerleri olanlar, düşük radyasyonlu telefonlar olarak kabul ediliyor. Almanya piyasasındaki akıllı telefonların % 46’sının düşük radyasyonlu olduğu saptanmıştır. BfS kurumu, SAR değeri 0,6 Watt/kg’ın altında olan ve eskiyip atıldığında ya da geri dönüşümünde yapısı, çevreye az zarar verebilecek, cep telefonlarını ‘Mavi Melek’ etiketiyle ödüllendiriyor. BfS, vücuda 2,5 cm yakınlıkta, 2 Watt/kg’lık SAR sınır değerini belirliyor ve bunun altında kalınmasını öneriyor. Kulaklıklarla ilgili bilimsel çalışmalar Cep telefonlarının doğrudan kulağa yapıştırılmasıyla, kablosuz Bluetooth ya da kablolu kulaklıklarla kullanılması durumları ayrı ayrı‚ ’insan başı modelleri (fantom)’ üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve ayrıntılı ölçümlerle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar kulaklık kullanıldığında, cep telefonunun doğrudan kulağa yapıştırılmasına oranla: Kulaklığın cinsine, telefonunun vücutta taşındığı yere ya da vücuttan uzakta bulunma durumuna ve telefonun elektriksel gücüne göre vücuda toplam etki değişiklik gösteriyor. Cep telefonu vücuttan uzaktaysa, vücuda etki önemli oranda (5-10 kat) azalıyor. Kablolu kulaklıkların kulak bölgesinde oluşturabileceği doz (SAR), baş bölgesiyle ilgili sınır değer olan 2 Watt/kg’ın beşte birinden daha da az. Ancak en kötü durumda iç kulakta doz artabiliyor. Kulaklık kablosu (bir anten gibi) çevresindeki EM alanların oluşturduğu elektriksel akımları, kulağa iletebildiğinden kablonun, kulağa oldukça yakın ucuna ‚ferit zırh bileziği’ geçirildiğinde vücuda etki azalıyor ve parazitler önleniyor (demiroksitli seramikli bir alaşım olan ferit maddesi EM radyasyonu soğurarak kulağa iletilmesini engellediğinden). Kablosuz Bluetooth kulaklıklardan 1 miliwatt düşük güçte olan modeli 10 metre uzaklığa kadar yayın yapabildiğinden konuşanın cep telefonuyla iletişimı için yeterlidir  ve vücuda etkisi de diğerlerinden çok daha azdır. Bluetooth kulaklıklarıyla yapılan ölçümlerde SAR değerleri, sınır değerlerin çok altında kalmıştır. Kablolu kulaklıklarda, kablonun cep telefonuna bağlanan bölümü cep telefonuna sarılmamalı (cep telefonunun içindeki antenin EM alanından oluşacak elektrik akımını, kablonun kulağa iletmemesi için) ya da dış antenli telefonlarda, kablo antenden olduğunca uzakta tutulmalı. Kablonun ayrıca kulak ve yüze yapıştırılmaması vücuda etkiyi azaltacaktır. Kablolu ya da kablosuz kulaklıklar kullanılırken cep telefonunun elde ya da pantalonun ön cebinde taşınması yerine pantalonun arka cebinde, telefonun ön yüzü vücuda bakacak şekilde, kapalı yerlerde ise yakındaki bir masa, koltuk üzerinde vücuttan oldukça uzakta bulundurulması vücuda etkiyi azaltacaktır (telefonun arka yüzü vücuda bakacak olursa, anten, telefonun arka yüzüne yakın olduğundan telefonun gücü artarak kullananı daha fazla etkileyeceğinden). Kapalı yerlerde cep telefonuyla (kulaklıklı, kulaklıksız) uzun konuşmaların sık sık yapılması gerekiyorsa, telefona, bina dışındaki bir antenin bağlanmasıyla vücuda etki azalacaktır. Böylelikle baz istasyonundan gelen sinyal kalın duvarları geçerken zayıflamadan telefona ulaşacak ve cep telefonunun düşük düzeydeki sinyali alabilmesi için gücünü artırıp vücudu daha çok etkilemesi önlenmiş olacaktır. Özellikle baz istasyonuyla iletişimin sorunlu olduğu yerlerde, cep telefonu gücünü otomatik olarak arttıracağından, vücuda etki de artacağından bu durumda uzun konuşmalar yapılmamalı. Cep telefonları için zırhlama maddeleri kullanılmaması daha iyidir (zırhlama sonucu azalacak sinyali alabilmek için cep telefonu elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacağından vücuda etki artacağından). Kulaklıklarla ilgili sonuçlar Kulaklık kullanıldığında etki, telefon ancak vücuttan oldukça uzaktaysa azalabilir (örneğin yarım metre kadar uzaktaysa ya da arka cebimizdeyse). Bu sağlanmadığında, vücuda olabilecek etki, iki kaynaktan gelen EM radyasyonla, çok az da olsa, bir miktar artabilir. Her ne kadar kulaklıklar vücuda olabilecek etkiyi önemli oranda azaltıyorsa da, bulunulan yere göre, gerek kulaklığın ve gerekse telefonunun çevredeki başka EM radyasyonları da algılaması sonucu vücutta ısıl ve ısıl olmayan etkilerin artabileceği düşünülmelidir. Örneğin telefonlar, otomobilin dış antenine bağlanmadan kullanılırsa vücuda etki artacaktır. Bu nedenle genel olarak otomobillerde, (trenlerde de) kulaklıklı, hoparlörlü telefonlar dış antensiz kullanıldığında, karoserinin ‘Faraday Kafesi’ zırhlaması sonucu içeriye çok az girebilecek EM radyasyonu alabilmek için telefon elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacak ve bunun sonucu olarak araçtaki telefonun artan güçteki yayını hem konuşanı ve hem de doğrudan ve metal yüzeylerden yansımalar sonucu araçtakileri daha çok etkileyecektir. Çok düşük düzeydeki EM radyasyonunun vücuda etkileri yapılan on binlerce bilimsel çalışmaya karşın henüz kesinlikle ortaya konamadığından, çok zorunlu olmadıkça koruyucu bir önlem olarak (kablolu ya da  kablosuz kulaklıklı) telefonlarla olduğunca kısa konuşulmalı, mesaj verilmeli, uzun konuşmalar ev ya da bürolardaki kablolu sabit telefonlardan yapılmalı. Cep ve akıllı telefonlarla ilgili önerilen koruyucu önlemler Her ne kadar kanser oluşumu ve DNA bozulması gibi etkiler, bugün bilimsel kesinlikle ortaya konamıyorsa da koruyucu önlemler olarak şunlar göz önüne alınmalıdır: Cep telefonları daha çok haberleşme için kullanılmalı (olduğunca az ve kısa konuşulmalı, uzun iş konuşmaları ve söyleşiler kablolu telefonlarla yapılmalı). Bina içinde, pencereye yakın durup, telefonu pencereyle aramıza alarak konuşmalı (telefonun yayın ya da çalışma gücü azalacağından bize etkisi de azalacaktır ve elektromanyetik radyasyon başımızdan önce, telefondan geçecektir). Telefonda görülen sinyalin en yüksek olduğu yerler seçilmeli (baz istasyonuna yakın yerlerde telefon daha az güçle çalışacağından kişiye etkisi az olacaktır). Not: Çoğumuz oturduğumuz yerlere yakın baz istasyonu olsun istemiyoruz. Ancak, baz istasyonu bize uzaktaysa, telefonumuz daha büyük güçle çalışmak zorunda kalacak ve bizi daha çok etkileyecek. Yakınımızdaki bir baz istasyonunun yaydığı radyasyonun bize etkisi, ölçümlerle saptandığı gibi, telefonunkinden çok daha az. Telefonda bağlantı kurulurken telefon baştan biraz uzakta tutulmalı, konuşurken kulağa yapıştırılmamalı araya parmağımızı koyarak etki azaltılmalı. Telefonu göz, göğüs, (hamilelerde karından) ve üreme bölgelerinden uzakta tutmalı, kemerde ve pantolon cebinde değil, arka cepte ya da el çantasında taşımalı. Özellikle küçük çocuklara cep telefonu almamalı, gerektiğinde sadece haberleşme için kısa konuşmaları sağlanmalı, olabilecek zararlı etkileri öğretilmeli. Zorunlu bir durum olmadıkça otomobil ve trenlerde cep telefonuyla konuşulmamalı (Telefon metal karoserin iç kısmında oluşan elektriksel alanları yakaladığından konuşurken kulak bölgesindeki radyasyon dozu artıyor. Ayrıca, dış anten yoksa, karasorinin dış yüzeyi Faraday kafesi olarak EM radyasyonu engelleyeceğinden, telefonun gücünü artırarak iletişim kurarken, bizi daha çok etkileyecektir). Yeni cep telefonu satın alırken özgül soğurma yoğunluğu (SAR değerleri) daha düşük olanlar seçilmeli (Aşağıdaki ‘Kaynaklar’daki ilgili internet sayfasına bkz.) Cep telefonları, insülin pompası, kalp ve kulak aletlerinden en az 25 cm uzaklıkta kullanılmalı, hastanelerde, uçaklarda (özellikle uçakların kalkış ve inişlerinde) kullanılmaları zaten yasak. Vücutları gelişmekte olduğundan EM radyasyondan daha çok etkilenebilecek bebeklerin ve küçük çocukların çok yakınında cep telefonuyla konuşmalar yapılmamalı. Gebeler ve çocuklar bunları çok az kullanmalı. Notlar: Watt ‘Fizikte ‘Güç birimi’ olup 1  Watt, 1 saniyede üretilen ya da tüketilen enerji miktarını (Joule/saniye) gösteriyor. Hertz EM radyasyonun frekansını gösteren birim olup 1 Hertz, saniyede 1 adet titreşimdir. Evlerde kullandığımız alternatif akımın frekansı 50 iken, cep telefonlarının baz istasyonlarıyla etkileşime girdiği EM radyasyonun frekansı ya da saniyede titreşim sayısı 900, 1800 Mega Hertz (..milyar Hertz) olabiliyor. Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi, Almanya / ybatakan@gmail.com Kaynaklar: Almanya Radyasyondan Korunma Kurumu yayınları www.bfs.de Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014 https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html Resmi Gazete Tarihi: 24.07.2010 Resmi Gazete Sayısı: 27651 İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun olumsuz etkilerinden çevre ve halkın sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirlere ilişkin yönetmelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu http://www.btk.gov.tr TÜBİTAK Bilim Teknik dergisi Mart 2010 sayısından, Atakan,Y. Atakan, Y., “Cep telefonu kullanımı beyinde tümör oluşturuyor mu?” ( interfon Araştırması) Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 22 Ocak 2010 Exposure to high frequency electromagnetic ﬁ elds, biological effects and health consequences (100kHz-300 GHz), ICNIRP 16/2009 Sevgi, L., Elektromanyetik Kirlilik, Cep Telefonları ve Baz İstasyonları, TÜBİTAK MAM, 2000 &#8211; Cep telefonları Cep telefonları marka ve tiplerine göre SAR değerleri için bkz.: www.bfs.de/sar-werte-handy ve http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor">Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acaba beynimizi etkiliyor mu, zararı ne kadar, ne uzunlukta konuşmalıyız, yoksa hiç zararı yok mu? Bütün bu soruları, son araştırmaları da dikkate alarak, radyasyon fizikçimiz Yüksel Atakan kapsamlı olarak açıklıyor&#8230;</strong></p>
<p>Günlük yaşamımıza giren, çok kişinin yollarda bile iletişim kurduğu cep ve akıllı telefonların yaydığı yüksek frekanslı elektromanyetik (EM) radyasyonun sağlığımıza etkisi nedir? 30 ülkede yapılan yeni bir araştırmadan, Türkiye’deki kullanıcıların günde ortalama 72 kez cep telefonunu kontrol ettikleri ya da başka bir deyişle 7-8 saatlik uyku süresi dışında, her 15 dakikada bir, ekrana bakmakta, dünya birincisi olduğumuzu gösteriyor.</p>
<p>Cep telefonları özellikle kulağa yapıştırılarak sık ve uzun süre kullanıldığında kulak bölgesindeki dokuları ısıtarak zamanla olumsuz etkileyebiliyor. Umarız bunlar, çok daha az ve kulağa yapıştırılmadan kullanılır.</p>
<p>Elektromanyetik radyasyonun insan vücuduna etkileriyle ilgili olarak uzun yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar sürüyor. Kanser, 20-30 yıl gibi çok uzun sürede oluştuğundan, cep telefonları kullananlarla, kullanmayanların vücutlarındaki etkilerin karşılaştırılabileceği uzun süreli bilimsel araştırmalara gerek var. Her ne kadar cep telefonlarından yayılan yüksek frekanslı EM radyasyonun baş ağrısı, depresyon ve uykusuzluk yaptığı gibi bulgular olduğunu öne süren araştırmalar var ise de bunlar kesinlik kazanmamıştır. Kesinlik kazanan, özellikle kulak bölgesindeki dokularda sıcaklık artımıyla ilgili <strong>ısıl etki</strong>dir.</p>
<div id="attachment_6921" style="width: 235px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6921" class="wp-image-6921 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cp.jpg" alt="" width="225" height="169" /><p id="caption-attachment-6921" class="wp-caption-text">Cep telefonuyla 15 dakika kadar konuşulması sonucu kulak bölgesindeki sıcaklık artımı, kırmızıyla gösteriliyor.</p></div>
<p>Yüksek frekanslı (Radyo Frekanslı /RF/) EM radyasyonun, girdiği dokulara enerjisini aktararak bunların sıcaklığını artırdığı artık kanıtlanmış bilimsel bir gerçek. Aşırı sıcaklık artımı ise dokuların işlevlerini bozabiliyor.</p>
<p>RF radyasyon, hücrelerdeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını koparacak ve hücre çekirdeğindeki DNA gibi molekülleri bozacak enerjide olmadığından, kansere neden olabilecek etkiyi göstermesi genellikle beklenmiyor. Ancak, özel durumlarda, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı oluşturmadan, büyük moleküllerde, hücre zarlarında ya da hücre organellerinde bunların normal işlevlerini bozan ısıl olmayan olumsuz etkiler beklenebiliyor. Isıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, EM radyasyonun, vücuda yerleştirilmiş “kalp pili” ve benzeri aletleri bozabilmesidir. Ayrıca hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebiliyorlar. Cep telefonları / akıllı telefonlar kulağa çok yapıştırılıp uzun süre kullanıldığında bunların kansere yol açabileceğiyle ilgili WHO’nun IARC kurulunun uyarıları vardır. Hatta IARC, koruyucu bir önlem olarak cep telefonlarını, ‚kanser yapma olasılığı olan‘ maddeler sınıfına koymuştur. Özellikle çocukların bunları, çok daha az kullanması öneriliyor.</p>
<p>Cep ve akıllı telefonlar, baz istasyonlarının yanı sıra, bina içindeki Wi Fi (WLAN /Router) aletleriyle de iletişim kuruyorlar. Eski cep telefonları, GSM standartları kullanırlarken, akıllı telefonlar UMTS (1900-2200 MHz) ve LTE (700 – 2600 MHz) standartlarında çok daha hızlı iletişimi, çok daha düşük enerjide kuruyorlar. Böylelikle bunların yaydıkları EM radyasyonun da eski cep telefonlarına oranla daha düşük enerjide kalması sonucu vücuda olabilecek etkisi de daha az; ama yok değil. GSM standardında, telefonla iletişim en yüksek elektriksel güçte kurulmaya başlanıyor ve daha sonra telefon kendini daha düşük güce ayarlıyor. UMTS ve LTE standartarında ise bunun tersi oluyor. En düşük güçte iletişim kurulmaya başlanıyor, daha sonra normal güce geçiliyor.</p>
<p><strong>Değerler ve Özgül Soğurma Hızı (SAR)</strong></p>
<p>SAR, vücudun kg’ı başına Watt olarak soğurulan enerji miktarını gösteren bir ölçüdür. Cep ve Akıllı Telefonların yaydığı EM radyasyondan korunmak amacıyla vücuttaki Özgül Soğurma Hızı Değerleriyle ilgili, SAR: (Specific Absorption Rate) sınır değerler kullanılıyor. Almanya’da yetkili kurumun yaptığı taramada, piyasadaki cep telefonlarının baş bölgesi için 0,10 ile 1,94 Watt/kg ve tüm vücut ışınlanması için ise 0,003 ve 1,87 Watt/kg arasında değerler gösterdiği saptanmıştır.</p>
<p>70 kilogramlık bir kişinin vücudu, “hareketsiz durumda” yaklaşık olarak saniyede 80  Watt’a eşdeğer bir enerji tüketiyor (80  Watt’lık bir elektrik ampulünün yanarken tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70=1,2  Watt bulunur. Yürüdüğümüzde, spor yaptığımızda ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji alışverişi artıyor ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5  Watt’a ulaşıyor. Bu düzeydeki bir güç yoğunluğu, dışarıdan Radyo Frekanslı (RF) radyasyon yoluyla vücutta oluşursa, bunun,vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değer böyle belirlenmiştir. Son 40 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çeşitli bilimsel çalışmalar, herhangi bir nedenle tüm vücut ve dokulardaki 1 °C&#8217;ı aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların ortaya çıktığını gösteriyor. Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve RF radyasyondan kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadardır. Bu değer “temel SAR sınır değeri” olarak kabul ediliyor. Korunma (ya da güvenlik) payı da göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için sınır değer olarak öngörülüyor. Bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan herhangi bir kişinin tüm vücut ışınlanması için sınır değer olarak ICNIRP bilimsel kurulunca öneriliyor. Bu ise vücutta 1 derecenin 50’de biri (0,020 °C) kadar bir sıcaklık  artışı demek. Vücudun baş bölgesi için sınır değer 1,6 Watt/kg (Bazı ülkelerde 2  Watt/ kg ki bu da 0,50 °C sıcaklık artışıdır). 0,08  Watt/kg’lık sınır değere eşdeğer olarak  Volt/m ve Watt/ m<strong><sup>2</sup></strong> birimlerinde  sınır değerler türetilmiştir. Bunlar sırasıyla 900 MHz için 41V/m, 4,5 Watt/m<strong><sup>2 </sup></strong>ve 1800 MHz için 58 V/m ve 9,2 Watt/ m<strong><sup>2</sup></strong>’dir.</p>
<p>2 GHz ile 300 GHz arasındaki yüksek frekanslar için türev sınır değerler ise elektriksel alan şiddeti için 61,4 V/m ve güç akısı için 10 Watt/m<strong><sup>2</sup></strong> ’dir (ICNIRP İyonlayıcı olmayan ışınlardan korunma ölçütlerini belirleyen uluslararası üst kurulun önerisi). Türkiye’de  sınır değerler 2001 yılında yayımlanan ilgili yönetmeliğe göre, ICNIRP “yönlendirici sınır değerlerinin” dörtte biri kadardır ve 900 MHz frekansı için elektriksel alan şiddeti 10  Volt/m’dir. 1800 MHz frekansı için ise sınır değer 14 Volt/m’dir (<strong>Sınır değerlere göre, Türkiye’deki uygulama daha koruyucudur</strong>). RF radyasyonun vücuda aktardığı enerji yoğunluğunun üst sınırlarını belirleyen tüm bu değerler, hayvanlar üzerinde 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan deneylere (özellikle fare ve maymunlarda doku ısınması sonucu davranış bozukluklarının gözlenmesine) dayanıyor. Ayrıca viskoz bir sıvı karışımıyla doldurulan yapay bir kafanın yakınına konup çalıştırılan bir cep telefonunun bu sıvıya aktardığı enerjinin, kafa içindeki çeşitli noktalarda elektronik algılayıcılarla ölçüldüğü deneylerden de yararlanılıyor (Fantomla ya da modellemeyle).</p>
<div id="attachment_6923" style="width: 310px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-6923" class="wp-image-6923 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep-300x180.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/cep.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-6923" class="wp-caption-text">İçi insan başı dokusu eşdeğeri sıvıyla doldurulmuş modelde, EM radyasyonun etkisiyle sıcaklık artımının incelendiği deney düzeneği gösteriliyor.</p></div>
<p><strong>Cep ya da akıllı telefon satın alırken düşük SAR-Değeri olanı seçilmeli</strong></p>
<p>Düşük SAR-değerli bir telefon alan kişi kendi alacağı radyasyon dozunu önceden bir miktar düşürmüş demektir. Almanya’da ilgili Radyasyondan Korunma Kurumu (BfS), piyasadaki telefonların SAR değerlerini listeler halinde yayınlıyor (bkz: <a href="http://www.bfs.de/DE/themen/emf/mobilfunk/schutz/vorsorge/sar-handy.html">www.bfs.de/sar-werte-handy</a>)</p>
<p>0,6 Watt/kg değerinin altındaki SAR değerleri olanlar, düşük radyasyonlu telefonlar olarak kabul ediliyor. Almanya piyasasındaki akıllı telefonların % 46’sının düşük radyasyonlu olduğu saptanmıştır. BfS kurumu, SAR değeri 0,6 Watt/kg’ın altında olan ve eskiyip atıldığında ya da geri dönüşümünde yapısı, çevreye <strong>az zarar</strong> verebilecek, cep telefonlarını <strong>‘Mavi Melek’</strong> etiketiyle ödüllendiriyor. BfS, vücuda 2,5 cm yakınlıkta, 2 Watt/kg’lık SAR sınır değerini belirliyor ve bunun altında kalınmasını öneriyor.</p>
<p><strong>Kulaklıklarla ilgili bilimsel çalışmalar</strong></p>
<p>Cep telefonlarının doğrudan kulağa yapıştırılmasıyla, kablosuz Bluetooth ya da kablolu kulaklıklarla kullanılması durumları ayrı ayrı‚ ’insan başı modelleri (fantom)’ üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve ayrıntılı ölçümlerle karşılaştırılmıştır.</p>
<p>Elde edilen sonuçlar kulaklık kullanıldığında, cep telefonunun doğrudan kulağa yapıştırılmasına oranla:</p>
<ol>
<li>Kulaklığın cinsine, telefonunun vücutta taşındığı yere ya da vücuttan uzakta bulunma durumuna ve telefonun elektriksel gücüne göre vücuda toplam etki değişiklik gösteriyor. Cep telefonu vücuttan uzaktaysa, vücuda etki önemli oranda (5-10 kat) azalıyor.</li>
<li>Kablolu kulaklıkların kulak bölgesinde oluşturabileceği doz (SAR), baş bölgesiyle ilgili sınır değer olan 2 Watt/kg’ın beşte birinden daha da az. Ancak en kötü durumda iç kulakta doz artabiliyor.</li>
<li>Kulaklık kablosu (bir anten gibi) çevresindeki EM alanların oluşturduğu elektriksel akımları, kulağa iletebildiğinden kablonun, kulağa oldukça yakın ucuna ‚ferit zırh bileziği’ geçirildiğinde vücuda etki azalıyor ve parazitler önleniyor (demiroksitli seramikli bir alaşım olan ferit maddesi EM radyasyonu soğurarak kulağa iletilmesini engellediğinden).</li>
<li>Kablosuz Bluetooth kulaklıklardan 1 miliwatt düşük güçte olan modeli 10 metre uzaklığa kadar yayın yapabildiğinden konuşanın cep telefonuyla iletişimı için yeterlidir  ve vücuda etkisi de diğerlerinden çok daha azdır. Bluetooth kulaklıklarıyla yapılan ölçümlerde SAR değerleri, sınır değerlerin çok altında kalmıştır.</li>
<li>Kablolu kulaklıklarda, kablonun cep telefonuna bağlanan bölümü cep telefonuna sarılmamalı (cep telefonunun içindeki antenin EM alanından oluşacak elektrik akımını, kablonun kulağa iletmemesi için) ya da dış antenli telefonlarda, kablo antenden olduğunca uzakta tutulmalı. Kablonun ayrıca kulak ve yüze yapıştırılmaması vücuda etkiyi azaltacaktır.</li>
<li>Kablolu ya da kablosuz kulaklıklar kullanılırken cep telefonunun elde ya da pantalonun ön cebinde taşınması yerine pantalonun arka cebinde, telefonun ön yüzü vücuda bakacak şekilde, kapalı yerlerde ise yakındaki bir masa, koltuk üzerinde vücuttan oldukça uzakta bulundurulması vücuda etkiyi azaltacaktır (telefonun arka yüzü vücuda bakacak olursa, anten, telefonun arka yüzüne yakın olduğundan telefonun gücü artarak kullananı daha fazla etkileyeceğinden).</li>
<li>Kapalı yerlerde cep telefonuyla (kulaklıklı, kulaklıksız) uzun konuşmaların sık sık yapılması gerekiyorsa, telefona, bina dışındaki bir antenin bağlanmasıyla vücuda etki azalacaktır. Böylelikle baz istasyonundan gelen sinyal kalın duvarları geçerken zayıflamadan telefona ulaşacak ve cep telefonunun düşük düzeydeki sinyali alabilmesi için gücünü artırıp vücudu daha çok etkilemesi önlenmiş olacaktır.</li>
<li>Özellikle baz istasyonuyla iletişimin sorunlu olduğu yerlerde, cep telefonu gücünü otomatik olarak arttıracağından, vücuda etki de artacağından bu durumda uzun konuşmalar yapılmamalı.</li>
<li>Cep telefonları için zırhlama maddeleri kullanılmaması daha iyidir (zırhlama sonucu azalacak sinyali alabilmek için cep telefonu elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacağından vücuda etki artacağından).</li>
</ol>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-6925 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/hph.jpg" alt="" width="225" height="169" /></p>
<p><strong>Kulaklıklarla ilgili sonuçlar</strong></p>
<p>Kulaklık kullanıldığında etki, telefon ancak vücuttan oldukça uzaktaysa azalabilir (örneğin yarım metre kadar uzaktaysa ya da arka cebimizdeyse). Bu sağlanmadığında, vücuda olabilecek etki, iki kaynaktan gelen EM radyasyonla, çok az da olsa, bir miktar artabilir.</p>
<p>Her ne kadar kulaklıklar vücuda olabilecek etkiyi önemli oranda azaltıyorsa da, bulunulan yere göre, gerek kulaklığın ve gerekse telefonunun çevredeki başka EM radyasyonları da algılaması sonucu vücutta ısıl ve ısıl olmayan etkilerin artabileceği düşünülmelidir. Örneğin telefonlar, otomobilin dış antenine bağlanmadan kullanılırsa vücuda etki artacaktır. Bu nedenle genel olarak otomobillerde, (trenlerde de) kulaklıklı, hoparlörlü telefonlar dış antensiz kullanıldığında, karoserinin ‘Faraday Kafesi’ zırhlaması sonucu içeriye çok az girebilecek EM radyasyonu alabilmek için telefon elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacak ve bunun sonucu olarak araçtaki telefonun artan güçteki yayını hem konuşanı ve hem de doğrudan ve metal yüzeylerden yansımalar sonucu araçtakileri daha çok etkileyecektir.</p>
<p>Çok düşük düzeydeki EM radyasyonunun vücuda etkileri yapılan on binlerce bilimsel çalışmaya karşın henüz kesinlikle ortaya konamadığından, çok zorunlu olmadıkça koruyucu bir önlem olarak (kablolu ya da  kablosuz kulaklıklı) telefonlarla olduğunca kısa konuşulmalı, mesaj verilmeli, uzun konuşmalar ev ya da bürolardaki kablolu sabit telefonlardan yapılmalı.</p>
<p><strong>Cep ve akıllı telefonlarla ilgili önerilen koruyucu önlemler </strong></p>
<p>Her ne kadar kanser oluşumu ve DNA bozulması gibi etkiler, bugün bilimsel kesinlikle ortaya konamıyorsa da koruyucu önlemler olarak şunlar göz önüne alınmalıdır:</p>
<ol>
<li>Cep telefonları daha çok haberleşme için kullanılmalı (olduğunca az ve kısa konuşulmalı, uzun iş konuşmaları ve söyleşiler kablolu telefonlarla yapılmalı).</li>
<li>Bina içinde, pencereye yakın durup, telefonu pencereyle aramıza alarak konuşmalı (telefonun yayın ya da çalışma gücü azalacağından bize etkisi de azalacaktır ve elektromanyetik radyasyon başımızdan önce, telefondan geçecektir).</li>
<li>Telefonda görülen sinyalin en yüksek olduğu yerler seçilmeli (baz istasyonuna yakın yerlerde telefon daha az güçle çalışacağından kişiye etkisi az olacaktır). Not: Çoğumuz oturduğumuz yerlere yakın baz istasyonu olsun istemiyoruz. Ancak, baz istasyonu bize uzaktaysa, telefonumuz daha büyük güçle çalışmak zorunda kalacak ve bizi daha çok etkileyecek. Yakınımızdaki bir baz istasyonunun yaydığı radyasyonun bize etkisi, ölçümlerle saptandığı gibi, telefonunkinden çok daha az.</li>
<li>Telefonda bağlantı kurulurken telefon baştan biraz uzakta tutulmalı, konuşurken kulağa yapıştırılmamalı araya parmağımızı koyarak etki azaltılmalı.</li>
<li>Telefonu göz, göğüs, (hamilelerde karından) ve üreme bölgelerinden uzakta tutmalı, kemerde ve pantolon cebinde değil, arka cepte ya da el çantasında taşımalı.</li>
<li>Özellikle küçük çocuklara cep telefonu almamalı, gerektiğinde sadece haberleşme için kısa konuşmaları sağlanmalı, olabilecek zararlı etkileri öğretilmeli.</li>
<li>Zorunlu bir durum olmadıkça otomobil ve trenlerde cep telefonuyla konuşulmamalı (Telefon metal karoserin iç kısmında oluşan elektriksel alanları yakaladığından konuşurken kulak bölgesindeki radyasyon dozu artıyor. Ayrıca, dış anten yoksa, karasorinin dış yüzeyi Faraday kafesi olarak EM radyasyonu engelleyeceğinden, telefonun gücünü artırarak iletişim kurarken, bizi daha çok etkileyecektir).</li>
<li>Yeni cep telefonu satın alırken özgül soğurma yoğunluğu (SAR değerleri) daha düşük olanlar seçilmeli (Aşağıdaki ‘Kaynaklar’daki ilgili internet sayfasına bkz.)</li>
<li>Cep telefonları, insülin pompası, kalp ve kulak aletlerinden en az 25 cm uzaklıkta kullanılmalı, hastanelerde, uçaklarda (özellikle uçakların kalkış ve inişlerinde) kullanılmaları zaten yasak.</li>
<li>Vücutları gelişmekte olduğundan EM radyasyondan daha çok etkilenebilecek bebeklerin ve küçük çocukların çok yakınında cep telefonuyla konuşmalar yapılmamalı. Gebeler ve çocuklar bunları çok az kullanmalı.</li>
</ol>
<p><strong>Notlar:<br />
</strong><strong><br />
</strong><strong>Watt</strong> ‘Fizikte ‘Güç birimi’ olup 1  Watt, 1 saniyede üretilen ya da tüketilen enerji miktarını (Joule/saniye) gösteriyor.<br />
<strong>Hertz</strong> EM radyasyonun frekansını gösteren birim olup 1 Hertz, saniyede 1 adet titreşimdir. Evlerde kullandığımız alternatif akımın frekansı 50 iken, cep telefonlarının baz istasyonlarıyla etkileşime girdiği EM radyasyonun frekansı ya da saniyede titreşim sayısı 900, 1800 Mega Hertz (..milyar Hertz) olabiliyor.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi, Almanya / <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Almanya Radyasyondan Korunma Kurumu yayınları <a href="http://www.bfs.de">www.bfs.de</a></li>
<li>Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014 <a href="https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html">https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html</a></li>
<li>Resmi Gazete Tarihi: 24.07.2010 Resmi Gazete Sayısı: 27651 İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun olumsuz etkilerinden çevre ve halkın sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirlere ilişkin yönetmelik</li>
<li>Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu <a href="http://www.btk.gov.tr">http://www.btk.gov.tr</a></li>
<li>TÜBİTAK Bilim Teknik dergisi Mart 2010 sayısından, Atakan,Y.</li>
<li>Atakan, Y., “Cep telefonu kullanımı beyinde tümör oluşturuyor mu?” ( interfon Araştırması) Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 22 Ocak 2010</li>
<li>Exposure to high frequency electromagnetic ﬁ elds, biological effects and health consequences (100kHz-300 GHz), ICNIRP 16/2009</li>
<li>Sevgi, L., Elektromanyetik Kirlilik, Cep Telefonları ve Baz İstasyonları, TÜBİTAK MAM, 2000 &#8211; Cep telefonları</li>
<li>Cep telefonları marka ve tiplerine göre SAR değerleri için bkz.: <a href="http://www.bfs.de/DE/themen/emf/mobilfunk/schutz/vorsorge/sar-handy.html">www.bfs.de/sar-werte-handy</a> ve <a href="http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102">http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/cep-telefonlari-sagligimizi-ne-kadar-tehdit-ediyor">Cep telefonları sağlığımızı ne kadar tehdit ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6920</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Analog plağa dijital destek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/analog-plaga-dijital-destek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 12:03:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[analog]]></category>
		<category><![CDATA[bluetooth]]></category>
		<category><![CDATA[deloitte global]]></category>
		<category><![CDATA[LP]]></category>
		<category><![CDATA[pikap]]></category>
		<category><![CDATA[plak]]></category>
		<category><![CDATA[vinyl]]></category>
		<category><![CDATA[Yves Béhar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dakikada 33 kez dönen bir uzunçalar plağı, tasarım bir tablaya koyun. Üzerine, enine boyuna tombul uzunca bir bilgisayar faresine benzer cihazı yerleştirin. Cihaz, saat yönünün tersine dönmeye başlayacak. Ve siz, 33’lük plağı çalıyor olacaksınız. 1880’lerde Edison’dan, Emile Berliner’den bu yana gelen plak sanayiinin vardığı nokta, “bütün bildiklerimizi tersine çeviren” LOVE adlı yaratıcı yenilikçi sistem: Hep bilindiği ve kullanıldığı şekliyle plak, bir dönertabla üzerinde dönerdi. Pikabın iğnesi plağın üzerine gömülü ses kaydı üzerinden geçerek, sesi hoparlöre iletirdi. Endüstriyel tasarımcı Yves Béhar ve girişimci CH Pinhas ekibi, “plak nasıl çalınır?” tanımını tepetaklak ettiler. Onların yeni tasarımında plak dönmeyecek, plağın üzerindeki bir ileri teknolojik cihaz dönecek. Tanım ve kavram tersyüz Bu cihaz da “klasik” gramofon/pikap iğnesi kullanıyor. Şu farkla: Cihaz bütünüyle bir dijital merkez. Bluetooth ve kablosuz internet (WiFi) bağlantılı. Ses, cihazdan değil, cihazın Bluetooth’la ilişkide olduğu komşu hoparlörden çıkıyor. Hatta isterseniz, hoparlörü kapatıp, sesi ceptelden kulaklıkla dinleyebilirsiniz. Cihazın üzerindeki dijital göstergeye tıklayarak plağın istediğiniz bandını seçebilirsiniz. Bunu ceptele yüklediğiniz bir uygulamayla da yapabilirsiniz. Sesi yükseltmek kısmak, müziği durdurmak geri almak, vb hepsi mümkün: Analog plaktan dijital fayda. Spotify gençliğine “dede dönemi” müziğini, CD’den daha organik sunan sanatsal bir katma değer. Yves Béhar adlı sihirbaz İşte bu, 20’inci yüzyıl boyunca değişmeden kalan gramofon/pikabın, yıl 2017 temelden değişmesi. Mükemmel bir inovasyon örneği. Ayrıca, müziğini ille 33’lük plaktan dinlemek isteyen “niş bir segment” tüketiciye ileri teknolojik bir seçenek. İsviçreli endüstriyel tasarımcı Yves Béhar, tasarım dünyasında gayet iyi tanınan bir isim. MIT Media Lab yöneticisi Nicholas Negroponte, her çocuğa ucuz laptop projesi için basit ama işlevsel laptop tasarım işini ona vermişti. Béhar’ın Fuseproject adlı şirketiyle zihninin değdiği markalar arasında Jawbone, Herman Miller, General Electric, Puma, Uber, PayPal de var. Tasarımcı ve girişimci, konuyu “kitleye” açtılar. Kitle fonlama yöntemiyle 2,466 kişiden 860 bin 227 dolar topladılar. Bu kadar insan, bu kadar parayı sadece “proje tanımına” verdi. LOVE adlı sistemin nasıl bir teknikle çalıştığına dair ayrıntılı bilgi (veya patent bilgisi) yayınlanmadığı halde. Sıradakiler: RokBlok ve Rebeat Benzer gibi görünen başka bir cihaz daha: Plağın üzerinde saatin ters yönünde yürüyen bir kutu. 5 x 5 x 10 cm boyutlarında. Evet, plağın üzerinde yürüyor. Kutunun altında minik lastik tekerlekler var. Kutunun dibindeki iğne, süper hassas bir ölçümle, kayıt çizgisini izliyor. Kutunun üzerindeki minik anten, sesi komşu hoparlöre Bluetooth’la yolluyor. Bu da San Fransisco’dan tasarımcı Logan Riley’nin bir ürünü. Projenin sahibi Pink Donut şirketi, bu iş için kitleye başvurdu. 3,615 kişi 351 bin 816 dolar verdi. Rebeat adlı bir Avusturya şirketiyse adını HD Vinyl koyduğu ileri teknolojik kayıt sistemiyle bir LP üzerine yüzde 30 daha fazla kayıt yapabilecek. Ses kalitesi aynı oranda daha iyi olacak. Üretim süresi yarı yarıya kısalacak. Bütün bunları üç boyutlu haritalama sistemiyle lazer marifetiyle yapacak. Ve bu yeni plak, mevcut gramofon/pikaplarda da çalınabilecek: Özel bir cihaza gerek duymadan. Deloitte: LP niş bir piyasa Her şeylerin dijitalleşmeye doğru gittiği bir dönemde, analog düzenden kalma bir sistemi, yenilikçi girişimciler dijital sisteme uyarlıyor işte böyle. Deloitte Global’in Teknoloji, Medya, Telekomünikasyon Öngörüleri 2017 Raporu’na göre LP satışları (ve bunları çalacak cihazlar) dünya çapında 1 milyar dolar değerine ulaşacak. Bu, “milyar dolarlık nostaljik bir niş.” Plak satışları 7 yıldır artışta. Bu yıl 40 milyon “yeni” plağın satılması bekleniyor. Dünya müzik pazarının yüzde 15-18 kadarı plaktan. Miktarlar az, ama sıfırdan yukarıya doğru yükselişte iş var. Edip Emil Öymen *Bu yazı 07.04.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/analog-plaga-dijital-destek">Analog plağa dijital destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dakikada 33 kez dönen bir uzunçalar plağı, tasarım bir tablaya koyun. Üzerine, enine boyuna tombul uzunca bir bilgisayar faresine benzer cihazı yerleştirin. Cihaz, saat yönünün tersine dönmeye başlayacak. Ve siz, 33’lük plağı çalıyor olacaksınız.</p>
<p>1880’lerde Edison’dan, Emile Berliner’den bu yana gelen plak sanayiinin vardığı nokta, “bütün bildiklerimizi tersine çeviren” LOVE adlı yaratıcı yenilikçi sistem: Hep bilindiği ve kullanıldığı şekliyle plak, bir dönertabla üzerinde dönerdi. Pikabın iğnesi plağın üzerine gömülü ses kaydı üzerinden geçerek, sesi hoparlöre iletirdi.</p>
<p>Endüstriyel tasarımcı Yves Béhar ve girişimci CH Pinhas ekibi, “plak nasıl çalınır?” tanımını tepetaklak ettiler. Onların yeni tasarımında plak dönmeyecek, plağın üzerindeki bir ileri teknolojik cihaz dönecek.</p>
<p><strong>Tanım ve kavram tersyüz</strong></p>
<p>Bu cihaz da “klasik” gramofon/pikap iğnesi kullanıyor. Şu farkla: Cihaz bütünüyle bir dijital merkez. Bluetooth ve kablosuz internet (WiFi) bağlantılı. Ses, cihazdan değil, cihazın Bluetooth’la ilişkide olduğu komşu hoparlörden çıkıyor. Hatta isterseniz, hoparlörü kapatıp, sesi ceptelden kulaklıkla dinleyebilirsiniz. Cihazın üzerindeki dijital göstergeye tıklayarak plağın istediğiniz bandını seçebilirsiniz. Bunu ceptele yüklediğiniz bir uygulamayla da yapabilirsiniz. Sesi yükseltmek kısmak, müziği durdurmak geri almak, vb hepsi mümkün: Analog plaktan dijital fayda. Spotify gençliğine “dede dönemi” müziğini, CD’den daha organik sunan sanatsal bir katma değer.</p>
<p><strong>Yves Béhar adlı sihirbaz</strong></p>
<p>İşte bu, 20’inci yüzyıl boyunca değişmeden kalan gramofon/pikabın, yıl 2017 temelden değişmesi. Mükemmel bir inovasyon örneği. Ayrıca, müziğini ille 33’lük plaktan dinlemek isteyen “niş bir segment” tüketiciye ileri teknolojik bir seçenek.</p>
<p>İsviçreli endüstriyel tasarımcı Yves Béhar, tasarım dünyasında gayet iyi tanınan bir isim. MIT Media Lab yöneticisi Nicholas Negroponte, her çocuğa ucuz laptop projesi için basit ama işlevsel laptop tasarım işini ona vermişti. Béhar’ın Fuseproject adlı şirketiyle zihninin değdiği markalar arasında Jawbone, Herman Miller, General Electric, Puma, Uber, PayPal de var.</p>
<p>Tasarımcı ve girişimci, konuyu “kitleye” açtılar. Kitle fonlama yöntemiyle 2,466 kişiden 860 bin 227 dolar topladılar. Bu kadar insan, bu kadar parayı sadece “proje tanımına” verdi. LOVE adlı sistemin nasıl bir teknikle çalıştığına dair ayrıntılı bilgi (veya patent bilgisi) yayınlanmadığı halde.</p>
<p><strong>Sıradakiler: RokBlok ve Rebeat</strong></p>
<p>Benzer gibi görünen başka bir cihaz daha: Plağın üzerinde saatin ters yönünde yürüyen bir kutu. 5 x 5 x 10 cm boyutlarında. Evet, plağın üzerinde yürüyor. Kutunun altında minik lastik tekerlekler var. Kutunun dibindeki iğne, süper hassas bir ölçümle, kayıt çizgisini izliyor. Kutunun üzerindeki minik anten, sesi komşu hoparlöre Bluetooth’la yolluyor. Bu da San Fransisco’dan tasarımcı Logan Riley’nin bir ürünü. Projenin sahibi Pink Donut şirketi, bu iş için kitleye başvurdu. 3,615 kişi 351 bin 816 dolar verdi.</p>
<p>Rebeat adlı bir Avusturya şirketiyse adını HD Vinyl koyduğu ileri teknolojik kayıt sistemiyle bir LP üzerine yüzde 30 daha fazla kayıt yapabilecek. Ses kalitesi aynı oranda daha iyi olacak. Üretim süresi yarı yarıya kısalacak. Bütün bunları üç boyutlu haritalama sistemiyle lazer marifetiyle yapacak. Ve bu yeni plak, mevcut gramofon/pikaplarda da çalınabilecek: Özel bir cihaza gerek duymadan.</p>
<p><strong>Deloitte: LP niş bir piyasa</strong></p>
<p>Her şeylerin dijitalleşmeye doğru gittiği bir dönemde, analog düzenden kalma bir sistemi, yenilikçi girişimciler dijital sisteme uyarlıyor işte böyle. Deloitte Global’in Teknoloji, Medya, Telekomünikasyon Öngörüleri 2017 Raporu’na göre LP satışları (ve bunları çalacak cihazlar) dünya çapında 1 milyar dolar değerine ulaşacak. Bu, “milyar dolarlık nostaljik bir niş.” Plak satışları 7 yıldır artışta. Bu yıl 40 milyon “yeni” plağın satılması bekleniyor. Dünya müzik pazarının yüzde 15-18 kadarı plaktan. Miktarlar az, ama sıfırdan yukarıya doğru yükselişte iş var.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 07.04.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/analog-plaga-dijital-destek">Analog plağa dijital destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6039</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
