<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cumhuriyet kadını arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/cumhuriyet-kadini/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/cumhuriyet-kadini</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Apr 2017 09:45:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 13:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet kadını]]></category>
		<category><![CDATA[göç hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Nermin Abadan Unat]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmacı]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ulusötesi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü’nde bu yıl, Jüri Özel Ödülü’ne 96 yaşındaki gerçek bir Cumhuriyet kadını olan Nermin Abadan-Unat layık görüldü. Eşit ağırlıklı verilen üç Makale Ödülü&#8217;ne bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat, City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan ve Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldüler. Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı merhum Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine verilen ve bu yıl ki konunun &#8220;Gündelik Yaşamda Türkiye Kökenli Avrupalılar&#8221; olarak belirlendiği &#8220;Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü&#8221;nün Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Unat konuşmasına göç hareketlerinin insanlık tarihi kadar uzun olduğuna vurgu yaparak başladı. Abadan-Unat, özellikle emek göçü denilen toplumsal hareketin, Türkiye’de ancak İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen 50’li yıllarda önce bireysel sonra daha geniş çaplı gruplar halinde ortaya çıktığını ifade etti. Nermin Abadan-Unat Türk dış göçünü iki aşamada değerlendirdi. Birinci aşamada, 1950’lerde bireysel göçün, sadece kişisel temas ve özel aracılar ile gerçekleştirilebildiğini söyledi. Türklerin, 1961 Anayasası’nın kabulü ile ülkeden serbestçe çıkıp girmek gibi bir temel hak kazanmaları ile durumun çok değiştiğine dikkat çekti. İkinci aşamada önemli iki değişiklik olduğunu belirten Nermin Abadan-Unat, &#8220;Demokratik Alman Cumhuriyeti batıya kaçmak isteyenleri engellerken, Türkiye ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı (1962-67) hazırlayanlar hakim işsizlik nedeni ile &#8216;artan iş gücü ihracını&#8217; gerçekleştirmeyi kararlaştırdılar&#8221; dedi. &#8220;1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan anlaşmaya göre ilk önce sadece erkeklerden oluşan işçi kontenjanları bir yıllığına yurt dışına gidecek ve &#8216;dönüşümlük&#8217; ilkesine dayanarak yeni bilgilerle donatılmış olarak dönüp ulusal endüstrileşmeye katkıda bulunacaklardı. Gerçekte şunlar oldu: İşçilerimize nereye gideceklerini bilmeden 3 dakikalık süre içinde mukaveleler imzalattılar, yaptıkları işi 1-3 saatte öğrendiler, %40 hiçbir alet kullanmadan işlerini yaptılar, medenî durumlarına bakılmaksızın &#8216;Heim-kolektif yatakhane&#8217;lerde barındırıldılar&#8221; diye devam etti. Unat, Türkiye’nin yeni kuşaklara sunulan eğitim fırsatlarından faydalanacağı ve var olan nüfus açığı aranan nitelliklere sahip bir işgücü oluşturacağı konusunda beslenen ümitlerin gerçekleşmemesinde her şeyden önce kabul eden ülkelerin güttükleri göç politikasında aranması gerektiğini söyledi. &#8220;Türkleri en yüksek oranda kabul eden Almanya’da yeni işçi alımına son verdikten sonra Türk göçmenlerin ülkelerine döneceklerini sanıldı. Beklentileri gerçekleşmeyince özellikle CDU dönemin başbakanlığı boyunca göçmenlerin ülkelerine dönmeleri için özendirici yasalar kabul edilmiştir. Aile başkanına 10.500 DM, her çocuk için 1.500 DM ödenmiştir. Bu özendirici yasa sonucu olarak yaklaşık 250.000 Türk yurttaşı anayurda dönmüştür&#8221; diyerek devam etti. Nermin Abadan-Unat, 2007’den bu yana internet yoluyla ülkeleri ve çevreleriyle sürekli iletişim halinde bulunan yurttaşların “Ulus ötesi” bir kimlikle iki taraflı bağlılıklar içinde bulunduklarını söyledi. Ulus ötesi alanların genişlemesinin Türk kökenli yeni Avrupalıları kamusal hayatta daha görünür yaptığını belirten Abadan-Unat, bu gelişmenin 1990’dan sonra iki Almanya’nın birleşmesi ve Ortadoğu’daki savaşların yayılması, IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlerin terör eylemleriyle Avrupa’nın birçok ülkesinde yoğun bir İslamafobi yarattığına dikkat çekti. Son üç yıl çok yüksek sayılarla Avrupa’ya akın eden sığınmacıların çoğunluğunun Müslüman olmalarının da durumu daha da keskinleştirdiğini ve daha önce göçmen kabul eden ülkeler tarafından uygulanmak istenen &#8216;çok kültürlülük&#8217; politikası terk edildiğine dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerin karmaşıklığı sonucunda AB devletlerinde giderek artan bir &#8216;aşırı ulusçuluk&#8217; hareketi gözlendiğini ifade eden Abadan-Unat, Thomas Faist’in belirttiği &#8216;ulusötesi alanların genişlemesi ve aktörlerin etkinliğinin artması&#8217;nın, Türk kökenli Yeni Avrupalıların bütünleşme süreci boyunca iki taraflı bir sorumluluk yarattığını söyledi. Nermin Abadan-Unat &#8220;Kabul eden ve yollayan devletler açısından &#8216;asimetrik-bakışımsız&#8217; bir durum yansıtan bu soruna altmış yıldan bu yana gereken önemi gösterilmemiştir&#8221; dedi. Nermin Abadan-Unat &#8220;İletişim alanında dünyayı saran ağlar çoğaldıkça yeni vatandaşların gereksinmelerine öncelik tanımak şart. Günümüzde illegal hareketler, yatırımcı göç, emekli göçü, iklime bağlı göç, dairesel göç hareketleri ortaya çıktıkça yurttaşlık kimliklerinde ortaya çıkan önemli farklılıkları sürekli bilimsel yöntemlerle izlenmesi şarttır. Ulusal ötesi toplumsal kimlikleri görmemezlikten gelemeyiz&#8221; diyerek sözlerine son verdi. Eşit ağırlıklı verilen üç “Makale Ödülü” &#8220;Hiç olmazsa bir evimiz var: Soylulaştırılan Bir Berlin Mahallesinde Yaşayan Türkiyeli Göçmenlerin Gündelik Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat &#8220;Yurtdışında İbadet: Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki Türkiyeli Göçmenlerin Dinsel Sınırları ve Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan &#8220;Köprü Kurmak mı, Yakmak mı? Gurbetçilerin Geriye Dönüş Niyetleri&#8221; başlıklı makalesiyle Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldü. Nermin Abadan Unat ödülünü; Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldı. Makale ödülleri sahipleri ise ödüllerini Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Sevil Sabancı ve Rektör Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldılar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi">2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü’nde bu yıl, Jüri Özel Ödülü’ne 96 yaşındaki gerçek bir Cumhuriyet kadını olan Nermin Abadan-Unat layık görüldü. Eşit ağırlıklı verilen üç Makale Ödülü&#8217;ne bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat, City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan ve Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldüler.</strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı merhum Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine verilen ve bu yıl ki konunun &#8220;Gündelik Yaşamda Türkiye Kökenli Avrupalılar&#8221; olarak belirlendiği &#8220;Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü&#8221;nün Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Unat konuşmasına göç hareketlerinin insanlık tarihi kadar uzun olduğuna vurgu yaparak başladı. Abadan-Unat, özellikle emek göçü denilen toplumsal hareketin, Türkiye’de ancak İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen 50’li yıllarda önce bireysel sonra daha geniş çaplı gruplar halinde ortaya çıktığını ifade etti.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat Türk dış göçünü iki aşamada değerlendirdi. Birinci aşamada, 1950’lerde bireysel göçün, sadece kişisel temas ve özel aracılar ile gerçekleştirilebildiğini söyledi. Türklerin, 1961 Anayasası’nın kabulü ile ülkeden serbestçe çıkıp girmek gibi bir temel hak kazanmaları ile durumun çok değiştiğine dikkat çekti. İkinci aşamada önemli iki değişiklik olduğunu belirten Nermin Abadan-Unat, &#8220;Demokratik Alman Cumhuriyeti batıya kaçmak isteyenleri engellerken, Türkiye ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı (1962-67) hazırlayanlar hakim işsizlik nedeni ile &#8216;artan iş gücü ihracını&#8217; gerçekleştirmeyi kararlaştırdılar&#8221; dedi. &#8220;1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan anlaşmaya göre ilk önce sadece erkeklerden oluşan işçi kontenjanları bir yıllığına yurt dışına gidecek ve &#8216;dönüşümlük&#8217; ilkesine dayanarak yeni bilgilerle donatılmış olarak dönüp ulusal endüstrileşmeye katkıda bulunacaklardı. Gerçekte şunlar oldu: İşçilerimize nereye gideceklerini bilmeden 3 dakikalık süre içinde mukaveleler imzalattılar, yaptıkları işi 1-3 saatte öğrendiler, %40 hiçbir alet kullanmadan işlerini yaptılar, medenî durumlarına bakılmaksızın &#8216;Heim-kolektif yatakhane&#8217;lerde barındırıldılar&#8221; diye devam etti.</p>
<p>Unat, Türkiye’nin yeni kuşaklara sunulan eğitim fırsatlarından faydalanacağı ve var olan nüfus açığı aranan nitelliklere sahip bir işgücü oluşturacağı konusunda beslenen ümitlerin gerçekleşmemesinde her şeyden önce kabul eden ülkelerin güttükleri göç politikasında aranması gerektiğini söyledi. &#8220;Türkleri en yüksek oranda kabul eden Almanya’da yeni işçi alımına son verdikten sonra Türk göçmenlerin ülkelerine döneceklerini sanıldı. Beklentileri gerçekleşmeyince özellikle CDU dönemin başbakanlığı boyunca göçmenlerin ülkelerine dönmeleri için özendirici yasalar kabul edilmiştir. Aile başkanına 10.500 DM, her çocuk için 1.500 DM ödenmiştir. Bu özendirici yasa sonucu olarak yaklaşık 250.000 Türk yurttaşı anayurda dönmüştür&#8221; diyerek devam etti.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat, 2007’den bu yana internet yoluyla ülkeleri ve çevreleriyle sürekli iletişim halinde bulunan yurttaşların “Ulus ötesi” bir kimlikle iki taraflı bağlılıklar içinde bulunduklarını söyledi. Ulus ötesi alanların genişlemesinin Türk kökenli yeni Avrupalıları kamusal hayatta daha görünür yaptığını belirten Abadan-Unat, bu gelişmenin 1990’dan sonra iki Almanya’nın birleşmesi ve Ortadoğu’daki savaşların yayılması, IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlerin terör eylemleriyle Avrupa’nın birçok ülkesinde yoğun bir İslamafobi yarattığına dikkat çekti. Son üç yıl çok yüksek sayılarla Avrupa’ya akın eden sığınmacıların çoğunluğunun Müslüman olmalarının da durumu daha da keskinleştirdiğini ve daha önce göçmen kabul eden ülkeler tarafından uygulanmak istenen &#8216;çok kültürlülük&#8217; politikası terk edildiğine dikkat çekti.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerin karmaşıklığı sonucunda AB devletlerinde giderek artan bir &#8216;aşırı ulusçuluk&#8217; hareketi gözlendiğini ifade eden Abadan-Unat, Thomas Faist’in belirttiği &#8216;ulusötesi alanların genişlemesi ve aktörlerin etkinliğinin artması&#8217;nın, Türk kökenli Yeni Avrupalıların bütünleşme süreci boyunca iki taraflı bir sorumluluk yarattığını söyledi. Nermin Abadan-Unat &#8220;Kabul eden ve yollayan devletler açısından &#8216;asimetrik-bakışımsız&#8217; bir durum yansıtan bu soruna altmış yıldan bu yana gereken önemi gösterilmemiştir&#8221; dedi.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat &#8220;İletişim alanında dünyayı saran ağlar çoğaldıkça yeni vatandaşların gereksinmelerine öncelik tanımak şart. Günümüzde illegal hareketler, yatırımcı göç, emekli göçü, iklime bağlı göç, dairesel göç hareketleri ortaya çıktıkça yurttaşlık kimliklerinde ortaya çıkan önemli farklılıkları sürekli bilimsel yöntemlerle izlenmesi şarttır. Ulusal ötesi toplumsal kimlikleri görmemezlikten gelemeyiz&#8221; diyerek sözlerine son verdi.</p>
<p><strong>Eşit ağırlıklı verilen üç “Makale Ödülü”</strong></p>
<ul>
<li>&#8220;Hiç olmazsa bir evimiz var: Soylulaştırılan Bir Berlin Mahallesinde Yaşayan Türkiyeli Göçmenlerin Gündelik Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat</li>
<li>&#8220;Yurtdışında İbadet: Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki Türkiyeli Göçmenlerin Dinsel Sınırları ve Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan</li>
<li>&#8220;Köprü Kurmak mı, Yakmak mı? Gurbetçilerin Geriye Dönüş Niyetleri&#8221; başlıklı makalesiyle Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldü.</li>
</ul>
<p>Nermin Abadan Unat ödülünü; Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldı. Makale ödülleri sahipleri ise ödüllerini Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Sevil Sabancı ve Rektör Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldılar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi">2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6097</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı: Başarı ve sevgi yüklü bir yaşamın ardından</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/prof-dr-cigdem-kagitcibasi-basari-sevgi-yuklu-bir-yasamin-ardindan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2017 11:53:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[AÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[çiğdem kağıtçıbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet kadını]]></category>
		<category><![CDATA[erken destek projesi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[koç universitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[lüla ve ben]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı 2 Mart tarihinde aramızdan ayrıldı. Türkiye, sosyal/kültürel psikoloji alanında dünya çapında bir bilim insanını yitirmekle kalmadı, aynı zamanda 45 yıllık akademik yaşamına onlarca sosyal sorumluluk projesini sığdırmış bir eğitim savaşçısını daha kaybetti. Bilimin insan esenliğine katkı yapmaya yönelik sorumluluğunu ön plana çıkartan az sayıda bilim insanından biriydi. Kendisinden ders alma şansını yakalamış bir öğrencisi olarak onu, Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir bilim insanı, gerçek bir Cumhuriyet kadını ve sevgisini cömertçe dağıtan örnek bir insan olarak anacağım. Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu olan Çiğdem Kağıtçıbaşı, dünyada da kültürlerarası psikolojinin gelişimine çok büyük katkılar sağlayan çok verimli bir bilim insanıydı. Onun Koç Üniversitesi psikoloji bölümü öğretim görevlisi olduğunu, 5 bin 200’ün üzerinde atıf ile çalışmalarına en fazla atıf yapılan bilim insanlarının arasında yer aldığını, geliştirdiği kültürlerarası benlik ve aile modeli ile psikolojide ABD egemenliğine karşı çıktığını vefatının ardından basında çıkan tüm haberlerde görebilirsiniz. Dolayısıyla burada onun akademik başarılarını, çok sayıda sosyal sorumluluk projesinin mimarı olarak Anadolu’nun yoksul çocuklarına sağladığı desteği, kadın-erkek eşitliliği konusundaki çok sayıdaki çalışmasını tekrarlamayacağım. Kendi kaleminden akademik yaşamı Onu Aralık 2015’te basılan annesinin ve kendi yaşamından kesitlerin yer aldığı Lüla ve Ben isimli kitabıyla anmak istiyorum. Kitapta akademik başarılarını son derece büyük bir alçak gönüllükle şöyle anlatıyor: “Yurt içinde ve dışında birçok ödül aldım. Bunların en belli başlı olanları TÜBİTAK Bilim Ödülü ile Uluslararası Uygulamalı Psikoloji Kuruluşu, Kültürlerarası Psikoloji Kuruluşu, Avrupa Gelişim Psikolojisi Kuruluşu ve Amerikan Psikoloji Kuruluşu’nun ödülleridir.”(sayfa 204) Ayrıca akademik yaşamında onu çok mutlu eden bir noktaya da şöyle değiniyor: “Özellikle kız öğrencilerimin beni örnek alması olmuştur. Hele gençlik yıllarımda mutlu bir evliliği olan, iki çocuk sahibi ve başarılı bir bilimci olmam, onlar için bir “rol modeli” olmam demekti. Birçok öğrencim bunu bana söyledi.” (sayfa 204) Farklı bir pencere Gerçekten de hem Boğaziçi hem de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrencisi olma şansını elde ettiğim Çiğdem Kağıtçıbaşı benim için bir “rol model” olmasının yanı sıra o dönemin (1971-73) başta ODTÜ olmak üzere üniversite öğrencilerinin siyasi eylemlere fazlasıyla bulaştığı bir ortamda siyasi sloganlara malzeme oluşturan kavramlara farklı bir pencereden bakmasını da sağlamıştı. Eşitlik, paylaşım, dayanışma gibi kavramları sosyal/psikoloji gibi o güne dek hiç duymadığımız bir disiplin çerçevesi içinde anlatması, birçoğumuza olayları farklı açılardan değerlendirme alışkanlığı kazandırdı. Kaldı ki Çiğdem Hoca çok başarılı bir öğreticiydi. Dersleri her zaman “hayata dairdi”. Her anlattığı kavramı yaşamdan alınmış somut örneklerle zenginleştirir; farklı bakış açılarıyla tartışmaya açardı. Bizler onun derslerinde “yapıcı bir tartışma nasıl yapılır”ı öğrendik. Sosyal projelerde öncü Çiğdem Hoca tükenmez bir enerjiye sahipti. Sosyo-kültürel bağlamda insan gelişimi, eğitim, kadın ve aile üzerinde çok sayıda araştırma yürüttü. Kuramsal bulgularını uygulamalı araştırmaları ile tamamlıyordu. Türkiye&#8217;de ilk kez çocuğun aile içindeki değerini araştırdı; insan gelişimi ve aile arasındaki etkileşimi kültürlerarası bir bakış açısıyla inceledi. Geliştirdiği &#8220;kültürlerarası benlik ve aile modeli&#8221; ile sosyal psikolojide çığır açtı. 1980’lerde “Erken Destek Projesi”ni yürüttü. Bu projede okul öncesi yaşta çocuğun çevresinin, özellikle de annesinin çocuğun gelişimini destekleyici etkilerini inceledi. Dört yıl süren bu çalışma sonucunda projede Kağıtçıbaşı ekibinin sağladığı anne eğitiminin, çocuğun gelişmesine önemli bir katkı sağladığı ortaya çıktı. Sonra da iki takip araştırmasıyla bu çocuklara ergenlikte ve genç yetişkinlikte tekrar ulaşıp 22 yıllık gelişmeler incelendi. Bu çalışmadan kaynaklanan en büyük gelişme ise AÇEV’di (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı). Bir başarı öyküsü: AÇEV AÇEV Kağıtçıbaşı’nın tahminlerinin üzerinde bir gelişme gösterdi. Yüz binlerce anneye, çocuğa, babaya ve aileye ulaşıldı. Özellikle düşük eğitimli ve düşük gelirli kesimde fark yarattı. Programlar giderek daha da gelişti ve çeşitlendi. Bunlar Arapça, İspanyolca ve Portekizceye çevrildi; şu anda birçok ülkede uygulama alanı buldu. AÇEV’in Yönetim Kurulu Başkan yardımcılığı görevini de üstlenmiş olan Kağıtçıbaşı AÇEV başarısını şöyle anlatıyor: “Yıllardır AÇEV’deyim. Benim için büyük bir kıvanç kaynağı. Gençliğimden beri benim için önemli olan insanın ve toplumun esenliğine katkı yapmak ideali, AÇEV’de vücut buldu. Bilimle uygulamayı birleştirebilmek özellikle değerliydi.” (sayfa 203) Namus cinayetleri ve kadın-erkek eşitliği Kağıtçıbaşı, son olarak geçtiğimiz şubat ayında dergimize verdiği namus cinayetleri konusundaki söyleşisinde kadın erkek eşitliğine değinmiş ve eğitimin bu konuda ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştı: “Namus cinayetlerini azaltmanın tek yolu geniş kapsamlı bir eğitim. Bu eğitim yalnızca okulla sınırlı kalmamalı. Çocuğun evde tanık olduğu ilişki örnekleri namus konusundaki görüşlerini şekillendirir. Çocuğun küçük yaştan itibaren kadın erkek eşitliğini normal bir olgu olarak benimsemesi önemli. Babayı model alan çocuklar, babanın anne üzerinde kurduğu baskıyı örnek aldıklarından doğal olarak kadını eşit olarak görmüyor. Bu nedenle yalnızca çocuğun değil, anne babanın da eğitilmesi gerekiyor. AÇEV’de yaptığımız da bu. Eşitlikçi bir aile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini öğretiyoruz” Bu arada Koç Üniversitesi’nde kurulan Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin de direktörü olan Kağıtçıbaşı, kadın sorunlarına yönelik eğitim programları ile ilgili şöyle yazıyor: “Bu çerçevede de doğrudan kadın sorunlarına yönelik bilimsel araştırmaları ve kadın-erkek eşitliğine katkı yapan eğitim programlarını oluşturuyoruz ve destekliyoruz. Bu çalışmalarda UNESCO ile de işbirliği yapıyoruz. Burada da bilimin insan esenliğine katkı yapmaya yönelik sorumluluğu ön plana çıkıyor.”(sayfa 204) Sevgiye odaklı bir yaşam Çiğdem Hocam’ın hoşgörülü, koruyucu-kollayıcı, sevecen yapısı sosyal sorumluluk projelerine niçin bu kadar çok yer verdiğini açıklamaya yeter. Lüla ve Ben’de çocukluğundan beri benliğini oluşturan süreçte çalışmanın ve sevginin rolünü bakın nasıl anlatıyor: “….çalışma odaklı bir yaşamın ifadesi… Ancak bu odaklanma aynı zamanda sevgi yüklü bir diğer odaklanma ile ile birlikte var oldu hep. En başta Lüla (annesi) ile başlayan, sonrasında çok yoğun olarak ‘canlarım’ dediklerime, giderek arkadaşlarıma ve öğrencilerime uzanan. Hatta bu sevgi odaklanması, çalışma odaklanmasından hep daha önemliydi.” (sayfa 205) Sevgiyle yaşadı; hep sevgiyle anılacak. Reyhan Oksay Kaynaklar: Lüla ve Ben: Çifte Anı. Çiğdem Kağıtçıbaşı. Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık A.Ş. Herkese Bilim Teknoloji: sayı 11, 10 Haziran 2016, “Erken Eğitim”-Sayı 45, 3 Şubat 2017, “Namus Kültürü”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/prof-dr-cigdem-kagitcibasi-basari-sevgi-yuklu-bir-yasamin-ardindan">Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı: Başarı ve sevgi yüklü bir yaşamın ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı 2 Mart tarihinde aramızdan ayrıldı. Türkiye, sosyal/kültürel psikoloji alanında dünya çapında bir bilim insanını yitirmekle kalmadı, aynı zamanda 45 yıllık akademik yaşamına onlarca sosyal sorumluluk projesini sığdırmış bir eğitim savaşçısını daha kaybetti. Bilimin insan esenliğine katkı yapmaya yönelik sorumluluğunu ön plana çıkartan az sayıda bilim insanından biriydi.</p>
<p>Kendisinden ders alma şansını yakalamış bir öğrencisi olarak onu, Türkiye’nin yetiştirdiği değerli bir bilim insanı, gerçek bir Cumhuriyet kadını ve sevgisini cömertçe dağıtan örnek bir insan olarak anacağım.</p>
<p>Türkiye’de sosyal psikolojinin kurucusu olan Çiğdem Kağıtçıbaşı, dünyada da kültürlerarası psikolojinin gelişimine çok büyük katkılar sağlayan çok verimli bir bilim insanıydı. Onun Koç Üniversitesi psikoloji bölümü öğretim görevlisi olduğunu, 5 bin 200’ün üzerinde atıf ile çalışmalarına en fazla atıf yapılan bilim insanlarının arasında yer aldığını, geliştirdiği kültürlerarası benlik ve aile modeli ile psikolojide ABD egemenliğine karşı çıktığını vefatının ardından basında çıkan tüm haberlerde görebilirsiniz. Dolayısıyla burada onun akademik başarılarını, çok sayıda sosyal sorumluluk projesinin mimarı olarak Anadolu’nun yoksul çocuklarına sağladığı desteği, kadın-erkek eşitliliği konusundaki çok sayıdaki çalışmasını tekrarlamayacağım.</p>
<div id="attachment_5810" style="width: 218px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-5810" class="wp-image-5810 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/ck1-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/ck1-208x300.jpg 208w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/ck1.jpg 416w" sizes="(max-width: 208px) 100vw, 208px" /><p id="caption-attachment-5810" class="wp-caption-text">Cumhuriyet’in ilk kuşak ressamlarından Kemal Zeren’in (Sarı Kemal yaptığı yağlıboya tabloda Lüla (Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın annesi) ve Çiğdem, 1945</p></div>
<p><strong>Kendi kaleminden akademik yaşamı</strong></p>
<p>Onu Aralık 2015’te basılan annesinin ve kendi yaşamından kesitlerin yer aldığı <strong><em>Lüla ve Ben</em></strong> isimli kitabıyla anmak istiyorum. Kitapta akademik başarılarını son derece büyük bir alçak gönüllükle şöyle anlatıyor: “Yurt içinde ve dışında birçok ödül aldım. Bunların en belli başlı olanları TÜBİTAK Bilim Ödülü ile Uluslararası Uygulamalı Psikoloji Kuruluşu, Kültürlerarası Psikoloji Kuruluşu, Avrupa Gelişim Psikolojisi Kuruluşu ve Amerikan Psikoloji Kuruluşu’nun ödülleridir.”(sayfa 204)</p>
<p>Ayrıca akademik yaşamında onu çok mutlu eden bir noktaya da şöyle değiniyor: “Özellikle kız öğrencilerimin beni örnek alması olmuştur. Hele gençlik yıllarımda mutlu bir evliliği olan, iki çocuk sahibi ve başarılı bir bilimci olmam, onlar için bir “rol modeli” olmam demekti. Birçok öğrencim bunu bana söyledi.” (sayfa 204)</p>
<p><strong>Farklı bir pencere</strong></p>
<p>Gerçekten de hem Boğaziçi hem de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrencisi olma şansını elde ettiğim Çiğdem Kağıtçıbaşı benim için bir “rol model” olmasının yanı sıra o dönemin (1971-73) başta ODTÜ olmak üzere üniversite öğrencilerinin siyasi eylemlere fazlasıyla bulaştığı bir ortamda siyasi sloganlara malzeme oluşturan kavramlara farklı bir pencereden bakmasını da sağlamıştı. Eşitlik, paylaşım, dayanışma gibi kavramları sosyal/psikoloji gibi o güne dek hiç duymadığımız bir disiplin çerçevesi içinde anlatması, birçoğumuza olayları farklı açılardan değerlendirme alışkanlığı kazandırdı.</p>
<p>Kaldı ki Çiğdem Hoca çok başarılı bir öğreticiydi. Dersleri her zaman “hayata dairdi”. Her anlattığı kavramı yaşamdan alınmış somut örneklerle zenginleştirir; farklı bakış açılarıyla tartışmaya açardı. Bizler onun derslerinde “yapıcı bir tartışma nasıl yapılır”ı öğrendik.</p>
<p><strong>Sosyal projelerde öncü</strong></p>
<p>Çiğdem Hoca tükenmez bir enerjiye sahipti. Sosyo-kültürel bağlamda insan gelişimi, eğitim, kadın ve aile üzerinde çok sayıda araştırma yürüttü. Kuramsal bulgularını uygulamalı araştırmaları ile tamamlıyordu.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk kez çocuğun aile içindeki değerini araştırdı; insan gelişimi ve aile arasındaki etkileşimi kültürlerarası bir bakış açısıyla inceledi. Geliştirdiği &#8220;kültürlerarası benlik ve aile modeli&#8221; ile sosyal psikolojide çığır açtı.</p>
<p>1980’lerde “Erken Destek Projesi”ni yürüttü. Bu projede okul öncesi yaşta çocuğun çevresinin, özellikle de annesinin çocuğun gelişimini destekleyici etkilerini inceledi. Dört yıl süren bu çalışma sonucunda projede Kağıtçıbaşı ekibinin sağladığı anne eğitiminin, çocuğun gelişmesine önemli bir katkı sağladığı ortaya çıktı. Sonra da iki takip araştırmasıyla bu çocuklara ergenlikte ve genç yetişkinlikte tekrar ulaşıp 22 yıllık gelişmeler incelendi. Bu çalışmadan kaynaklanan en büyük gelişme ise AÇEV’di (Anne-Çocuk Eğitim Vakfı).</p>
<p><strong>Bir başarı öyküsü: AÇEV</strong></p>
<p>AÇEV Kağıtçıbaşı’nın tahminlerinin üzerinde bir gelişme gösterdi. Yüz binlerce anneye, çocuğa, babaya ve aileye ulaşıldı. Özellikle düşük eğitimli ve düşük gelirli kesimde fark yarattı. Programlar giderek daha da gelişti ve çeşitlendi. Bunlar Arapça, İspanyolca ve Portekizceye çevrildi; şu anda birçok ülkede uygulama alanı buldu. AÇEV’in Yönetim Kurulu Başkan yardımcılığı görevini de üstlenmiş olan Kağıtçıbaşı AÇEV başarısını şöyle anlatıyor: “Yıllardır AÇEV’deyim. Benim için büyük bir kıvanç kaynağı. Gençliğimden beri benim için önemli olan insanın ve toplumun esenliğine katkı yapmak ideali, AÇEV’de vücut buldu. Bilimle uygulamayı birleştirebilmek özellikle değerliydi.” (sayfa 203)</p>
<p><strong>Namus cinayetleri ve kadın-erkek eşitliği</strong></p>
<p>Kağıtçıbaşı, son olarak geçtiğimiz şubat ayında dergimize verdiği namus cinayetleri konusundaki söyleşisinde kadın erkek eşitliğine değinmiş ve eğitimin bu konuda ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştı: “Namus cinayetlerini azaltmanın tek yolu geniş kapsamlı bir eğitim. Bu eğitim yalnızca okulla sınırlı kalmamalı. Çocuğun evde tanık olduğu ilişki örnekleri namus konusundaki görüşlerini şekillendirir. Çocuğun küçük yaştan itibaren kadın erkek eşitliğini normal bir olgu olarak benimsemesi önemli. Babayı model alan çocuklar, babanın anne üzerinde kurduğu baskıyı örnek aldıklarından doğal olarak kadını eşit olarak görmüyor. Bu nedenle yalnızca çocuğun değil, anne babanın da eğitilmesi gerekiyor. AÇEV’de yaptığımız da bu. Eşitlikçi bir aile ilişkisinin nasıl olması gerektiğini öğretiyoruz”</p>
<p>Bu arada Koç Üniversitesi’nde kurulan Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin de direktörü olan Kağıtçıbaşı, kadın sorunlarına yönelik eğitim programları ile ilgili şöyle yazıyor: “Bu çerçevede de doğrudan kadın sorunlarına yönelik bilimsel araştırmaları ve kadın-erkek eşitliğine katkı yapan eğitim programlarını oluşturuyoruz ve destekliyoruz. Bu çalışmalarda UNESCO ile de işbirliği yapıyoruz. Burada da bilimin insan esenliğine katkı yapmaya yönelik sorumluluğu ön plana çıkıyor.”(sayfa 204)</p>
<p><strong>Sevgiye odaklı bir yaşam</strong></p>
<p>Çiğdem Hocam’ın hoşgörülü, koruyucu-kollayıcı, sevecen yapısı sosyal sorumluluk projelerine niçin bu kadar çok yer verdiğini açıklamaya yeter. Lüla ve Ben’de çocukluğundan beri benliğini oluşturan süreçte çalışmanın ve sevginin rolünü bakın nasıl anlatıyor: “….çalışma odaklı bir yaşamın ifadesi… Ancak bu odaklanma aynı zamanda sevgi yüklü bir diğer odaklanma ile ile birlikte var oldu hep. En başta Lüla (annesi) ile başlayan, sonrasında çok yoğun olarak ‘canlarım’ dediklerime, giderek arkadaşlarıma ve öğrencilerime uzanan. Hatta bu sevgi odaklanması, çalışma odaklanmasından hep daha önemliydi.” (sayfa 205)</p>
<p>Sevgiyle yaşadı; hep sevgiyle anılacak.</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:<br />
</strong>Lüla ve Ben: Çifte Anı. Çiğdem Kağıtçıbaşı. Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık A.Ş.<br />
Herkese Bilim Teknoloji: sayı 11, 10 Haziran 2016, “Erken Eğitim”-Sayı 45, 3 Şubat 2017, “Namus Kültürü”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/prof-dr-cigdem-kagitcibasi-basari-sevgi-yuklu-bir-yasamin-ardindan">Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı: Başarı ve sevgi yüklü bir yaşamın ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5808</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
