<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dijitalleşme arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dijitallesme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dijitallesme</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Nov 2019 14:17:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>94 yaşında bir delikanlı ve toplumumuzun bilme merakı üzerine düşünceleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/94-yasinda-bir-delikanli-ve-toplumumuzun-bilme-meraki-uzerine-dusunceleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Nov 2019 14:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karıncalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mars araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[mumya]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikiyatri Profesörü Dr. Orhan Öztürk 94 yaşında, ülkemiz psikiyatri dünyasının önde gelen hocalarından.. HBT’nin çok yakın izleyicisi, bizim Merak üzerine aylık konferanslarımızı duyunca çok sevindiğini çok önemli bulduğunu belirtti ve üstelik merak üzerine çok güzel bir yazı gönderdi. Öztürk hocaya uzun ve sağlıklı bir ömür dilerken, makalesini size kapaktan sunuyoruz. Sayın Öztürk, İngilizce ‘curiosity’ sözcüğünün Türkçede tam karşılığının olmadığını, bizdeki merak sözcüğünün “halkın dilinde daha yaygın olarak kaygılı, endişeli bir bekleyiş anlamını taşır. Merak, belli şeylere heves, düşkünlük anlamında da kullanılıyor, güzel giyinmeye, yemeye, içmeye, oyuna meraklı gibi” diyor ve sürdürüyor: “Bilim ve sanat, bilme merakının hem ürünü, hem üreticisidir. ‘Benim özel yeteneklerim yok, bende sadece tutkulu bir bilme merakı (curiosity) var’ diyen Einstein bilme merakını narin bir bitkiye benzetir; ‘bu bitkinin en önemli besini uyaranlar ve özgürlüktür’ der.” Dahası var: “Yüzlerce yıl bilisizlik (cehalet) içinde bırakılmış Anadolu toplumunda yeni şeyler öğrenme, keşfetme gereksinimi ne kadar duyuldu? Osmanlılar Mısır’da 350 yılı aşan bir süre (1517-1882) kalmışlar, ülkeyi yönetmişler. Ama Mısır’daki piramitlerin içindekilerini, tarihlerini merak eden, inceleyen bir Osmanlı çıkmamış&#8230;” Öztürk: “Altmış beş yılı aşan ruh hekimliği yaşamımda edindiğim deneyimlere, gözlemlere dayalı olarak bu merak eksikliğinin kökenlerini, kişilik gelişmesi üzerindeki etkilerini bir deneme niteliğinde irdelemeye çalıştım ve2013’te “Özerk Benlik, Kul Benlik- ‘Biat’ Toplumunun Ruhsal Kökenleri” başlığı altında bir kitap olarak yayınladım. Fazla bir merak uyandırdığını söyleyemem.” Zengin bir içerik Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasında yaşanan son gelişmeleri derledi: Keto diyetinin gribe karşı etkili olup olmadığı, iklim değişikliğinden en çok çocukların etkileniyor olduğu bulgusu, yazmak ve okumanın demanstan koruduğuna dair haber ve daha birçok farklı gelişme, Araştırma Gündemi’nde sizi bekliyor. Prof. Orhan Öztürk gibi Cehalet üzerinde önemle durduğunu bildiğimiz Doğan Kuban hocamız, yazılarına dur durak bilmeden devam ediyor. Yazısında, tapılacak kutsal imge; para kavramı üzerinden çevredeki olgulara karşı toplumsal kayıtsızlığı ele aldı. Erdal Musoğlu ise iklim değişikliğiyle baş etmenin yolunu arayan bir dünyada Çin’in “Yeşil Yeni Sözleşme” ile üçüncü sanayi devrimindeki rolüne odaklanıyor. Ali Akurgal ile birlikte düşünmeye devam ediyoruz. Akurgal, sağlık alanındaki son trendleri inceleyerek bu sefer antibiyotiklerin yerini hücre eğitiminin alacağını tartışıyor. Beyin-bilgisayar arayüzleri Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Türker Kılıç ve Kadir Sümerkant, nörobilimin yeni araştırma alanı beyin-bilgisayar arayüzlerini birlikte kaleme aldı. Bu alan, birçok teknolojiyi bir araya getirerek insanların bilgisayarlar ile sadece beyin aktivitelerini kullanarak etkileşim kurmalarını sağlamayı hedefliyor. Oldukça ilgi çekici. Beslenme köşesinde ise bugüne kadar belki de hiç duymadığınız ama vücudunuzun ihtiyacı olan bir besin maddesini gündemimize aldık: Hayvansal bir molekül olan kolin nedir, nereden alınır, vegan ve vejetaryenler ne yapmalı? Bir büyük bela: Grönland’daki buzullar erimeye devam ediyor. Öyle ki bu yıl 329 milyar ton buzul kaybetti. Peki ama bu deniz seviyelerini nasıl etkileyecek? Buzul bilimcilerin 6 milyon dolarlık projeyle hangi koşullarda gerçeklere ulaşmaya çalıştığını dergimize taşıdık. Yazarımız Tanol Türkoğlu, Dijital Kültür köşesinde, yaşam formunun üst insan formuna çıkması için yapılan çalışmalardan bahsederek insan ırkının gezegen üzerindeki egemenliğini Yapay Zekâ üzerinden sorguluyor. Kanser yeni bir sağlık sorunu değil Avustralya, New South Wales Üniversitesi’nden Haluk Ertan, kanserin tarihine farklı bir bakış aratarak, bulunan 240 milyon yıllık kanserli kemiği gündemine alıyor; kanser sanıldığı gibi yeni bir sağlık sorunu değil. Mustafa Çetiner ise Güncel Tıp köşesinde “Akademi ve Bilim” yazı dizisine devam ediyor. Grip aşısı tartışmaları her sene olduğu gibi yine alevlenirken Çetiner, bu tartışmaların bilim dışı çizgiye çekilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Türkiye’de bir ilk: %100 tablet temelli İngilizce eğitimi. Tabletle multimedya destekli yabancı dil eğitimini Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. Meltem Huri Baturay’dan okuyoruz. İstanbul Kültür Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Dursun Koçer ise Türkçe Gökbilim Terimleri Sözlüğü’nü, basımının 50. yılında değerlendirdi. Türkiye’nin tek ve dünyanın da sayılı birkaç haftalık bilim dergilerinden oln HBT sizinle var ve var olmaya ancak sizinle devam edecek. Bu sebeple HBT’yi yaymanız çok önemli. Hiç okumayanlara, bilmeyenlere dergimizi tanıtma misyonu edinin. Çünkü bilimin ışığını daha fazla insana yaymak istiyoruz. Bu konuda HBT’nin sizlere ihtiyacı var. Şimdiden iyi okumalar. Haftaya yeniden buluşmak üzere..</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/94-yasinda-bir-delikanli-ve-toplumumuzun-bilme-meraki-uzerine-dusunceleri">94 yaşında bir delikanlı ve toplumumuzun bilme merakı üzerine düşünceleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15985" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Psikiyatri Profesörü Dr. <strong>Orhan Öztürk</strong> 94 yaşında, ülkemiz psikiyatri dünyasının önde gelen hocalarından.. HBT’nin çok yakın izleyicisi, bizim Merak üzerine aylık konferanslarımızı duyunca çok sevindiğini çok önemli bulduğunu belirtti ve üstelik merak üzerine çok güzel bir yazı gönderdi. Öztürk hocaya uzun ve sağlıklı bir ömür dilerken, makalesini size kapaktan sunuyoruz.</p>
<p>Sayın Öztürk, İngilizce ‘curiosity’ sözcüğünün Türkçede tam karşılığının olmadığını, bizdeki merak sözcüğünün “<strong>halkın dilinde daha yaygın olarak kaygılı, endişeli bir bekleyiş anlamını taşır. Merak, belli şeylere heves, düşkünlük anlamında da kullanılıyor, güzel giyinmeye, yemeye, içmeye, oyuna meraklı gibi” diyor ve sürdürüyor: “<em>Bilim ve sanat, bilme merakının hem ürünü, hem üreticisidir.</em></strong> <strong>‘<em>Benim özel yeteneklerim yok, bende sadece tutkulu bir bilme merakı (curiosity) var’ diyen Einstein</em> bilme merakını <em>narin bir bitkiye</em> benzetir; ‘bu bitkinin en önemli besini <em>uyaranlar ve özgürlük</em><em>tür</em>’ der.”</strong></p>
<p><strong>Dahası var: “</strong><strong>Yüzlerce yıl bilisizlik (cehalet) içinde bırakılmış Anadolu toplumunda yeni şeyler öğrenme, keşfetme gereksinimi ne kadar duyuldu? Osmanlılar Mısır’da 350 yılı aşan bir süre (1517-1882) kalmışlar, ülkeyi yönetmişler. Ama Mısır’daki piramitlerin içindekilerini, tarihlerini merak eden, inceleyen bir Osmanlı çıkmamış&#8230;”</strong></p>
<p><strong>Öztürk: “</strong>Altmış beş yılı aşan ruh hekimliği yaşamımda edindiğim deneyimlere, gözlemlere dayalı olarak bu merak eksikliğinin kökenlerini, kişilik gelişmesi üzerindeki etkilerini bir deneme niteliğinde irdelemeye çalıştım ve2013’te “Özerk Benlik, Kul Benlik- ‘Biat’ Toplumunun Ruhsal Kökenleri” başlığı altında bir kitap olarak yayınladım. Fazla bir merak uyandırdığını söyleyemem.”</p>
<p><strong>Zengin bir içerik</strong></p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>, bilim dünyasında yaşanan son gelişmeleri derledi: Keto diyetinin gribe karşı etkili olup olmadığı, iklim değişikliğinden en çok çocukların etkileniyor olduğu bulgusu, yazmak ve okumanın demanstan koruduğuna dair haber ve daha birçok farklı gelişme, <strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde sizi bekliyor.</p>
<p><strong>Prof. Orhan Öztürk gibi Cehalet üzerinde önemle durduğunu bildiğimiz Doğan Kuban</strong> hocamız, yazılarına dur durak bilmeden devam ediyor. Yazısında, tapılacak kutsal imge; para kavramı üzerinden çevredeki olgulara karşı toplumsal kayıtsızlığı ele aldı. <strong>Erdal Musoğlu</strong> ise iklim değişikliğiyle baş etmenin yolunu arayan bir dünyada Çin’in “Yeşil Yeni Sözleşme” ile üçüncü sanayi devrimindeki rolüne odaklanıyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> ile birlikte düşünmeye devam ediyoruz. Akurgal, sağlık alanındaki son trendleri inceleyerek bu sefer antibiyotiklerin yerini hücre eğitiminin alacağını tartışıyor.</p>
<p><strong>Beyin-bilgisayar arayüzleri</strong></p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Türker Kılıç ve Kadir Sümerkant</strong>, nörobilimin yeni araştırma alanı beyin-bilgisayar arayüzlerini birlikte kaleme aldı. Bu alan, birçok teknolojiyi bir araya getirerek insanların bilgisayarlar ile sadece beyin aktivitelerini kullanarak etkileşim kurmalarını sağlamayı hedefliyor. Oldukça ilgi çekici.</p>
<p><strong>Beslenme</strong> köşesinde ise bugüne kadar belki de hiç duymadığınız ama vücudunuzun ihtiyacı olan bir besin maddesini gündemimize aldık: Hayvansal bir molekül olan kolin nedir, nereden alınır, vegan ve vejetaryenler ne yapmalı?</p>
<p>Bir büyük bela: Grönland’daki buzullar erimeye devam ediyor. Öyle ki bu yıl 329 milyar ton buzul kaybetti. Peki ama bu deniz seviyelerini nasıl etkileyecek? Buzul bilimcilerin 6 milyon dolarlık projeyle hangi koşullarda gerçeklere ulaşmaya çalıştığını dergimize taşıdık.</p>
<p>Yazarımız <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Dijital Kültür köşesinde, yaşam formunun üst insan formuna çıkması için yapılan çalışmalardan bahsederek insan ırkının gezegen üzerindeki egemenliğini Yapay Zekâ üzerinden sorguluyor.</p>
<p><strong>Kanser yeni bir sağlık sorunu değil</strong></p>
<p>Avustralya, New South Wales Üniversitesi’nden <strong>Haluk Ertan</strong>, kanserin tarihine farklı bir bakış aratarak, bulunan 240 milyon yıllık kanserli kemiği gündemine alıyor; kanser sanıldığı gibi yeni bir sağlık sorunu değil.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> ise Güncel Tıp köşesinde “Akademi ve Bilim” yazı dizisine devam ediyor. Grip aşısı tartışmaları her sene olduğu gibi yine alevlenirken Çetiner, bu tartışmaların bilim dışı çizgiye çekilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.</p>
<p>Türkiye’de bir ilk: %100 tablet temelli İngilizce eğitimi. Tabletle multimedya destekli yabancı dil eğitimini Atılım Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Meltem Huri Baturay</strong>’dan okuyoruz. İstanbul Kültür Üniversitesi Fizik Bölümü’nden <strong>Prof. Dr. Dursun Koçer</strong> ise Türkçe Gökbilim Terimleri Sözlüğü’nü, basımının 50. yılında değerlendirdi.</p>
<p>Türkiye’nin tek ve dünyanın da sayılı birkaç haftalık bilim dergilerinden oln HBT sizinle var ve var olmaya ancak sizinle devam edecek. Bu sebeple HBT’yi yaymanız çok önemli. Hiç okumayanlara, bilmeyenlere dergimizi tanıtma misyonu edinin. Çünkü bilimin ışığını daha fazla insana yaymak istiyoruz. Bu konuda HBT’nin sizlere ihtiyacı var.</p>
<p>Şimdiden iyi okumalar. Haftaya yeniden buluşmak üzere..</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/94-yasinda-bir-delikanli-ve-toplumumuzun-bilme-meraki-uzerine-dusunceleri">94 yaşında bir delikanlı ve toplumumuzun bilme merakı üzerine düşünceleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15992</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 192. Sayı – 29 Kasım 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-192-sayi-29-kasim-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Nov 2019 12:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[karıncalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mars araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[mumya]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilme merakı: Bizim toplumda neden az? &#8211; M. Orhan Öztürk Bilim dışılığa övgü &#8211; Mustafa Çetiner Bizim insanlarımız &#8211; Doğan Kuban Dijital saklambaç &#8211; Tanol Türkoğlu Yeşil seferberlik başlıyor. Çin atakta! &#8211; Erdal Musoğlu Birlikte düşünelim (6): Sağlık &#8211; Ali Akurgal İnsan beyninin 8 harikası (5): Sağ mı yoksa sol beyinli misiniz? Beyin-bilgisayar arayüzleri (2)- Kadir Sümerkent, Türker Kılıç Küresel güçlerin son krizi: Nadir toprak elementleri 240 milyon yıllık kemik kanseri bulundu &#8211; Haluk Ertan Mars&#8217;taki oksijen varlığı şaşırttı Eski Mısır&#8217;daki kuş mumyaları yabani kutsal aynaklara aitmiş Kızamık virüsü bağışıklık sisteminin hafızasını siliyor Bedenimizde yeni bir bakteriyofaj saptandı Progeria hastaları için küçük bir umut Çocuklar ekran karşısında ne kadar kalmalı? İklim değişiminden en çok çocuklar etkileniyor Yoksa keto diyeti gribe karşı etkili mi? Kolin: Az bilinen önemli bir besin Yazmak ve okumak demanstan koruyor Buzul bilimciler hangi koşullarda gerçeklere ulaşmaya çalışıyor? Türkçe gökbilim terimleri sözlüğü ve 50 yıl &#8211; Abdullah Kızılırmak M. Kemal&#8217;in Suriye tasavvuru üzerine (4) &#8211; Ahmet Yavuz Tabletle multimedya destekli yabancı dil öğretimi (2) &#8211; Meltem Huri Baturay Karıncalar: Kast sistemine dayalı kolonileri ve ekosisteme katkıları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-192-sayi-29-kasim-2019">HBT Dergi 192. Sayı – 29 Kasım 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15985" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/192.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Bilme merakı: Bizim toplumda neden az? &#8211; M. Orhan Öztürk<br />
Bilim dışılığa övgü &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Bizim insanlarımız &#8211; Doğan Kuban<br />
Dijital saklambaç &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Yeşil seferberlik başlıyor. Çin atakta! &#8211; Erdal Musoğlu<br />
Birlikte düşünelim (6): Sağlık &#8211; Ali Akurgal<br />
İnsan beyninin 8 harikası (5): Sağ mı yoksa sol beyinli misiniz?<br />
Beyin-bilgisayar arayüzleri (2)- Kadir Sümerkent, Türker Kılıç<br />
Küresel güçlerin son krizi: Nadir toprak elementleri<br />
240 milyon yıllık kemik kanseri bulundu &#8211; Haluk Ertan<br />
Mars&#8217;taki oksijen varlığı şaşırttı<br />
Eski Mısır&#8217;daki kuş mumyaları yabani kutsal aynaklara aitmiş<br />
Kızamık virüsü bağışıklık sisteminin hafızasını siliyor<br />
Bedenimizde yeni bir bakteriyofaj saptandı<br />
Progeria hastaları için küçük bir umut<br />
Çocuklar ekran karşısında ne kadar kalmalı?<br />
İklim değişiminden en çok çocuklar etkileniyor<br />
Yoksa keto diyeti gribe karşı etkili mi?<br />
Kolin: Az bilinen önemli bir besin<br />
Yazmak ve okumak demanstan koruyor<br />
Buzul bilimciler hangi koşullarda gerçeklere ulaşmaya çalışıyor?<br />
Türkçe gökbilim terimleri sözlüğü ve 50 yıl &#8211; Abdullah Kızılırmak<br />
M. Kemal&#8217;in Suriye tasavvuru üzerine (4) &#8211; Ahmet Yavuz<br />
Tabletle multimedya destekli yabancı dil öğretimi (2) &#8211; Meltem Huri Baturay<br />
Karıncalar: Kast sistemine dayalı kolonileri ve ekosisteme katkıları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-192-sayi-29-kasim-2019">HBT Dergi 192. Sayı – 29 Kasım 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15988</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dijital ölçü : 30 – 30 – 30</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-olcu-30-30-30</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 14:37:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15746</guid>

					<description><![CDATA[<p>90-60-90 ölçüsü dijitalleşiyor. Gizemli yeni oran 30-30-30! Mucidi ise geçtiğimiz haftalarda Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu zirvesinde konuşan Jack Ma. Ma; dijital dünyada şimdiye dek yapılmış olan en büyük halka arzın mimarı; Alibaba.com e-ticaret sitesinin kurucusu. Ma, devlet yöneticileri öncelikli olmak üzere liderlere üç tane 30 tavsiye etmekte. Birinci 30 yeni teknolojilerin yaygınlaşması için gerekli olan süre. Ma, yeni teknolojilerin ortaya çıkıp gündelik hayata yaygın şekilde entegre olmasının, iki aşamada ve toplam elli yıl aldığını belirtiyor. Bu elli yılın ilk yirmi yılı teknolojilerin icadı ve yükselişi. Sonraki otuz yıl ise gündelik hayatın değişmez bir parçası haline gelmesi için gereken yaygınlaşma süreci. İkinci 30; otuzundaki renkli kuşak; dijital yerliler. Ma, dünya liderlerinin bugün otuz yaşında olan gençlere odaklanmalarını tavsiye ediyor. Sebep ortada. Bugünün otuz yaş nüfusu gelecek otuz yılda dünya yönetimini (de dünya nüfusunu da) ele geçirecek. Üçüncü 30, diğerlerinden daha sıradışı. Küçük ya da ortaboy işletmelerin en çok otuz kişilik olmasını öneriyor Ma; daha fazla değil. Ma’ya göre Amazon, eBay, Facebook, Google, Alibaba gibi firmalar, geçen yirmi senenin icatları. Şimdi sıra bunların yaygınlaştırılmasına geldi. Bugüne dek bu siteler ve işaret ettikleri şeyler yaygınlaşmadı mı ki Ma, gelecek otuz yılı daha yolun başı gibi değerlendiriyor? Malum “Altına Hücum!” varsa altını ilk kazananlar, altın kazanmaya gidenlere malzeme satanlardır. ABD’deki Seattle şehrinin yöneticileri zamanında bunu akıl etmişler. Alaska’da altın aramak üzere son büyük yerleşim merkezi olan Seattle’a gelenlerin (alınan bir karar ile), şehirden belli malzemelere sahip olmadan çıkmaları yasaklanmış! Şimdi de dijital “ileri” teknolojilerin, ekmek-su gibi gündelik hayata dahil edilmesi süreci başlıyor. Geçen yirmi sene içinde erken kalkıp yol alanlar, gelecek otuz senenin hasılatını toplamak üzere pozisyon almış durumdalar. Ma’nın değerlendirmesine göre dijital alanda (eticaret, arama motoru, sosyal medya vb) macera aramaya gerek yok artık. Bu dünyayı yönlendiren devler belli oldu; köşeler tutuldu. Son köye kadar bunun yaygınlaştırılmasına geldi sıra; tüm dünyada! Bu yaygınlaştırma sürecinde kim akıllı çözümler bulursa, parayı da onlar kazanacak. Bir başka deyişle bir sonraki Facebook’u, Amazon’u icat etmeye çalışmaya gerek yok. Fırsat bu icatları kullanacak insan sayısını artırmak. Çünkü daha hala dünyanın ancak yarısı internete erişebiliyor. Erişebilenlerin oluşturduğu ekonomik büyüklük ise hala marjinal. Gelecek otuz sene içinde e-ticaret ile ticaret arasındaki fark ortadan kalkacak. Bugün e-ticaret dediğimiz şey, yarının standart ticaret modeli olacak. E-ticaretin yaygınlaştırılması ve gündelik hayata dahil edilmesi bu anlama gelmekte. Örneğin ülkemizde e-ticaretin perakende cirosundan aldığı pay yüzde 2. Otuz sene sonra bu oran %98’e ulaşmalı; Ma’nın yolundan gidilerek. Alibaba sitesinin karizmatik lideri Ma’nın çizdiği yol doğru mu? Yoksa yeni yeni rakipler çıkmasın diye hedef mi şaşırtıyor? Yeni icatlar çıkmasın; bugünün dijital devleri yeni rakiplerle mücadele etmek zorunda kalmasın diye. Ölmez sağ kalırsak, otuz sene sonra bunun cevabını öğreneceğiz. Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı Ocak 2017&#8217;de HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-olcu-30-30-30">Dijital ölçü : 30 – 30 – 30</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>90-60-90 ölçüsü dijitalleşiyor. <strong>Gizemli yeni oran 30-30-30!</strong> Mucidi ise geçtiğimiz haftalarda <strong>Davos</strong>’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu zirvesinde konuşan <strong>Jack Ma</strong>. Ma; dijital dünyada şimdiye dek yapılmış olan en büyük halka arzın mimarı; <strong>Alibaba.com</strong> e-ticaret sitesinin kurucusu.</p>
<p>Ma, devlet yöneticileri öncelikli olmak üzere liderlere <strong>üç tane 30 tavsiye etmekte</strong>. <strong>Birinci 30</strong> <strong>yeni teknolojilerin yaygınlaşması</strong> için gerekli olan süre. Ma, yeni teknolojilerin ortaya çıkıp gündelik hayata yaygın şekilde entegre olmasının, iki aşamada ve toplam elli yıl aldığını belirtiyor. Bu elli yılın ilk yirmi yılı teknolojilerin icadı ve yükselişi. Sonraki otuz yıl ise gündelik hayatın değişmez bir parçası haline gelmesi için gereken yaygınlaşma süreci.</p>
<p><strong>İkinci 30;</strong> otuzundaki renkli kuşak; <strong>dijital yerliler</strong>. Ma, dünya liderlerinin bugün otuz yaşında olan gençlere odaklanmalarını tavsiye ediyor. Sebep ortada. Bugünün otuz yaş nüfusu gelecek otuz yılda dünya yönetimini (de dünya nüfusunu da) ele geçirecek. <strong>Üçüncü 30</strong>, diğerlerinden daha sıradışı. Küçük ya da ortaboy işletmelerin en çok otuz kişilik olmasını öneriyor Ma; daha fazla değil.</p>
<p>Ma’ya göre <strong>Amazon, eBay, Facebook, Google, Alibaba</strong> gibi firmalar, geçen yirmi senenin icatları. Şimdi sıra bunların yaygınlaştırılmasına geldi. Bugüne dek bu siteler ve işaret ettikleri şeyler yaygınlaşmadı mı ki Ma, gelecek otuz yılı daha yolun başı gibi değerlendiriyor?</p>
<p>Malum <strong>“Altına Hücum!”</strong> varsa altını ilk kazananlar, altın kazanmaya gidenlere malzeme satanlardır. ABD’deki <strong>Seattle</strong> şehrinin yöneticileri zamanında bunu akıl etmişler. <strong>Alaska</strong>’da altın aramak üzere son büyük yerleşim merkezi olan Seattle’a gelenlerin (alınan bir karar ile), şehirden belli malzemelere sahip olmadan çıkmaları yasaklanmış!</p>
<p>Şimdi de <strong>dijital “ileri” teknolojilerin</strong>, ekmek-su gibi gündelik hayata dahil edilmesi süreci başlıyor. Geçen yirmi sene içinde erken kalkıp yol alanlar, gelecek otuz senenin hasılatını toplamak üzere pozisyon almış durumdalar. Ma’nın değerlendirmesine göre dijital alanda (eticaret, arama motoru, sosyal medya vb) macera aramaya gerek yok artık. Bu dünyayı yönlendiren devler belli oldu; köşeler tutuldu.</p>
<p>Son köye kadar bunun yaygınlaştırılmasına geldi sıra; tüm dünyada! Bu yaygınlaştırma sürecinde kim <strong>akıllı çözümler bulursa</strong>, parayı da onlar kazanacak. Bir başka deyişle bir sonraki Facebook’u, Amazon’u icat etmeye çalışmaya gerek yok. Fırsat bu icatları kullanacak insan sayısını artırmak. Çünkü daha hala dünyanın ancak yarısı internete erişebiliyor. Erişebilenlerin oluşturduğu ekonomik büyüklük ise hala marjinal.</p>
<p>Gelecek otuz sene içinde <strong>e-ticaret ile ticaret arasındaki fark</strong> ortadan kalkacak. Bugün e-ticaret dediğimiz şey, yarının standart ticaret modeli olacak. E-ticaretin yaygınlaştırılması ve gündelik hayata dahil edilmesi bu anlama gelmekte. Örneğin ülkemizde e-ticaretin perakende cirosundan aldığı pay yüzde 2. Otuz sene sonra bu oran %98’e ulaşmalı; Ma’nın yolundan gidilerek.</p>
<p>Alibaba sitesinin karizmatik lideri <strong>Ma’nın çizdiği yol doğru mu?</strong> Yoksa yeni yeni rakipler çıkmasın diye hedef mi şaşırtıyor? Yeni icatlar çıkmasın; bugünün dijital devleri yeni rakiplerle mücadele etmek zorunda kalmasın diye. Ölmez sağ kalırsak, otuz sene sonra bunun cevabını öğreneceğiz.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong><em><br />
*Bu yazı Ocak 2017&#8217;de HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-olcu-30-30-30">Dijital ölçü : 30 – 30 – 30</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15746</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Global dijital isyan</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 08:11:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz. Bedava olan her şey değersiz midir? Sadece maddi açıdan değil. Emek sarf etmeden mesela. Son yıllarda bu konu özellikle Cumhuriyet Devrimleri açısından gündeme getiriliyor. Benzer durumu bilgi toplumu açısından irdeleyelim. Bilgi toplumunun en kritik olgusu olan nesnel enformasyonu elde etmek (ve ondan istifade ederek hayat kalitesini artrmak, ona anlam katmak) neden ıskalanıyor? Koskoca bilgi toplumundan anladığımız, “dün akşam hangi arkadaşımız nerede ne yemek yemiş” fotoğraflarının izini sürmek mi? Herhangi bir web sitesine gitmek için tarayıcımızın ilgili yerine web sitesinin adını bile yazmak pek çoğumuza zor geliyor. Tarayıcı açıldığında Google gibi bir arama motoru otomatik olarak açılıyor. Sitenin adını oraya yazıyoruz. Gelen listedeki web sayfa adresinin linkine tıklayarak ulaşıyoruz. Buradaki değer-bilmezlik Google gibi arama motorlarının tüm o arama sonuçlarını ekranımıza ücretsiz olarak getiriyor olmasıyla da ilgili. Çünkü nesnel enformasyon bugün internette bedava. “Buna da mı para ödeyeceğiz?” diye soranlardan içtiği suya para “ödemeyen” kaç kişi var? Neden musluklardan akan suyu içemiyoruz? Çünkü onu kirlettik. Enformasyon için dijital çağın “hava”sı deniyor; dijital soluk alıp vermeye imkan tanıyan. İklim değişikliklerinden dolayı yarın gereksinim duyduğumuz temiz havayı solumak için bile para ödemek zorunda kalır mıyız? Bir zamanlar musluklardan akan temiz suyu içenler, “Hiç şaşırmam” diyecektir. “Tüm renkleri hızla kirlettiğimize” göre. Dijital soluk alıp vermek için gerekli olan objektif enformasyon da benzer bir akıbetle karşı karşıya kalabilir. Bugün enformasyona değil, ona ulaşmaya para ödeniyor. Neredeyse tüm yiyeceklerin bedava olduğu bir lokantaya giriş ücreti gibi. “İşte sana şu fiyata aylık şu kadar internete erişme kapasitesi; onunla ne yaparsan yap”. O aylık ödemeyi yapmadan ne yazık ki internete, enformasyona erişemiyoruz. Yarın belki bu erişim ücreti farklı bir kılığa bürünecek. Belki internete erişmenin haricen bir fiyatı olmayacak ama başka müeyyideleri kabul etmek zorunda kalacağız. Diyelim ki her sene piyasaya çıkan akıllı telefon modellerinden birisini almak ve yıl boyunca onun taksitlerini ödemek zorunda kalacağız. Şu an marjinal konumda olan enformasyona para ödeme modeli zaman içinde yaygınlaşabilir. Bugün bile iş dünyasında bazı fizibilite, simülasyon ya da tahmin raporlarına ücretsiz erişmek mümkün değil. Artık bireyler de herhangi bir konuda sahip olduğu herhangi bir bilgiyi internette para ile satışa çıkardığında yaygın olarak müşteri bulması söz konusu olabilir. Bu ücretlendirmenin arama motoru seviyesine kadar ulaştığını düşünün. Para vermeden arama yapmak yok! 4. Sanayi Devrimi denilen evresindeki kapitalizm nihayet bilgi toplumunu esir alıp, onu kendi paradigmasına göre dönüştürürse, bugün dönüp yüzüne bakmadığımız, değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz. Ama merak etmeyin. Facebook’ta, Instagram’da paylaşımda bulunmak, Twitter’da dedikodu yapmak yine de ücretsiz kalacaktır. Yoksa isyan çıkar; tüm dünyada! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan">Global dijital isyan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bugün değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz.</p></blockquote>
<p>Bedava olan her şey değersiz midir? Sadece maddi açıdan değil. Emek sarf etmeden mesela. Son yıllarda bu konu özellikle Cumhuriyet Devrimleri açısından gündeme getiriliyor. Benzer durumu bilgi toplumu açısından irdeleyelim.</p>
<p>Bilgi toplumunun en kritik olgusu olan nesnel enformasyonu elde etmek (ve ondan istifade ederek hayat kalitesini artrmak, ona anlam katmak) neden ıskalanıyor? Koskoca bilgi toplumundan anladığımız, “dün akşam hangi arkadaşımız nerede ne yemek yemiş” fotoğraflarının izini sürmek mi?</p>
<p>Herhangi bir web sitesine gitmek için tarayıcımızın ilgili yerine web sitesinin adını bile yazmak pek çoğumuza zor geliyor. Tarayıcı açıldığında Google gibi bir arama motoru otomatik olarak açılıyor. Sitenin adını oraya yazıyoruz. Gelen listedeki web sayfa adresinin linkine tıklayarak ulaşıyoruz.</p>
<p>Buradaki değer-bilmezlik Google gibi arama motorlarının tüm o arama sonuçlarını ekranımıza ücretsiz olarak getiriyor olmasıyla da ilgili. Çünkü nesnel enformasyon bugün internette bedava.</p>
<p>“Buna da mı para ödeyeceğiz?” diye soranlardan içtiği suya para “ödemeyen” kaç kişi var? Neden musluklardan akan suyu içemiyoruz? Çünkü onu kirlettik. Enformasyon için dijital çağın “hava”sı deniyor; dijital soluk alıp vermeye imkan tanıyan. İklim değişikliklerinden dolayı yarın gereksinim duyduğumuz temiz havayı solumak için bile para ödemek zorunda kalır mıyız? Bir zamanlar musluklardan akan temiz suyu içenler, “Hiç şaşırmam” diyecektir. “Tüm renkleri hızla kirlettiğimize” göre. Dijital soluk alıp vermek için gerekli olan objektif enformasyon da benzer bir akıbetle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Bugün enformasyona değil, ona ulaşmaya para ödeniyor. Neredeyse tüm yiyeceklerin bedava olduğu bir lokantaya giriş ücreti gibi. “İşte sana şu fiyata aylık şu kadar internete erişme kapasitesi; onunla ne yaparsan yap”. O aylık ödemeyi yapmadan ne yazık ki internete, enformasyona erişemiyoruz.</p>
<p>Yarın belki bu erişim ücreti farklı bir kılığa bürünecek. Belki internete erişmenin haricen bir fiyatı olmayacak ama başka müeyyideleri kabul etmek zorunda kalacağız. Diyelim ki her sene piyasaya çıkan akıllı telefon modellerinden birisini almak ve yıl boyunca onun taksitlerini ödemek zorunda kalacağız.</p>
<p>Şu an marjinal konumda olan enformasyona para ödeme modeli zaman içinde yaygınlaşabilir. Bugün bile iş dünyasında bazı fizibilite, simülasyon ya da tahmin raporlarına ücretsiz erişmek mümkün değil. Artık bireyler de herhangi bir konuda sahip olduğu herhangi bir bilgiyi internette para ile satışa çıkardığında yaygın olarak müşteri bulması söz konusu olabilir.</p>
<p>Bu ücretlendirmenin arama motoru seviyesine kadar ulaştığını düşünün. Para vermeden arama yapmak yok! 4. Sanayi Devrimi denilen evresindeki kapitalizm nihayet bilgi toplumunu esir alıp, onu kendi paradigmasına göre dönüştürürse, bugün dönüp yüzüne bakmadığımız, değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz.</p>
<p>Ama merak etmeyin. Facebook’ta, Instagram’da paylaşımda bulunmak, Twitter’da dedikodu yapmak yine de ücretsiz kalacaktır. Yoksa isyan çıkar; tüm dünyada!</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan">Global dijital isyan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15040</post-id>	</item>
		<item>
		<title>50 soruda Yapay Zeka</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/50-soruda-yapay-zeka</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2018 18:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[50 soruda yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[cem say]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11861</guid>

					<description><![CDATA[<p>50 soruda Yapay Zeka   Cem Say Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Ekim 2018 184 sayfa Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Cem Say, bu kitapta yapay zekâ kavramını her yönüyle ve herkesin ilgisini çekebilecek biçimde anlatıyor. Yapay zekâ sistemlerinin dayandığı matematiksel altyapıyı, gelişim serüvenini, insan beyni dediğimiz doğal bilgisayarın çalışması hakkında verdiği ipuçlarını, güncel uygulamalarının nasıl çalıştığını ve nerelerde tıkandığını, yarattığı felsefi tartışmaları, bilinç ve özgür iradeyle ilgisini ve insanlığa olumlu/olumsuz etkilerini keyifli bir dille işliyor. Yazarın yüzyıllar öncesinden başlayıp son teknolojik gelişmelere varan bir çerçeve kurarken yanıtını aradığı kimi sorular şöyle: İnsanların yapıp makinelerin yapamayacağı şeyler var mı? Düşünen bir makine yapılabilir mi? Sadece sıfır ve 1 her şeye yeter mi? Gödel neden öldü? Turing kimdir? Doğanın, yaşamın, insanların programlama dili nedir? Hesaplama karmaşıklığı nedir? AlphaGo dünya go şampiyonunu nasıl yendi? Turing testi nedir? Bilgisayar insan dillerini nasıl anlar? Derin öğrenme nedir? Robotlar buluş, sanat, avukatlık, askerlik, doktorluk vs. yapabilir mi? Âşık olabilir mi? Bilgisayarlar bizi bizden iyi tanıyabilir mi? Yapay zekâ dünyayı ele geçirip hepimizi yok edecek mi? Cem Say hakkında Prof. Dr. Cem Say, TED Ankara Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunudur. 1992&#8217;den bu yana Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü&#8217;nde öğretim üyesidir. Araştırma konuları yapay zekâ ve kuramsal bilgisayar bilimi olan Say, Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilim Lisansüstü Programı&#8217;nın kurucularından olup, bir dönem ülkeyi meşgul eden davalardaki dijital delilleri inceleyip sahteliklerini ortaya çıkaran bilgisayar uzmanları arasında yer almıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/50-soruda-yapay-zeka">50 soruda Yapay Zeka</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-11863 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/yzkitap-264x300.jpg" alt="" width="264" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/yzkitap-264x300.jpg 264w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/yzkitap-900x1024.jpg 900w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" /><br />
50 soruda Yapay Zeka  <em><br />
</em><strong>Cem Say<br />
</strong>Bilim ve Gelecek Kitaplığı, Ekim 2018<br />
184 sayfa</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Cem Say, bu kitapta yapay zekâ kavramını her yönüyle ve herkesin ilgisini çekebilecek biçimde anlatıyor. Yapay zekâ sistemlerinin dayandığı matematiksel altyapıyı, gelişim serüvenini, insan beyni dediğimiz doğal bilgisayarın çalışması hakkında verdiği ipuçlarını, güncel uygulamalarının nasıl çalıştığını ve nerelerde tıkandığını, yarattığı felsefi tartışmaları, bilinç ve özgür iradeyle ilgisini ve insanlığa olumlu/olumsuz etkilerini keyifli bir dille işliyor. Yazarın yüzyıllar öncesinden başlayıp son teknolojik gelişmelere varan bir çerçeve kurarken yanıtını aradığı kimi sorular şöyle:</p>
<p>İnsanların yapıp makinelerin yapamayacağı şeyler var mı? Düşünen bir makine yapılabilir mi? Sadece sıfır ve 1 her şeye yeter mi? Gödel neden öldü? Turing kimdir? Doğanın, yaşamın, insanların programlama dili nedir? Hesaplama karmaşıklığı nedir? AlphaGo dünya go şampiyonunu nasıl yendi? Turing testi nedir? Bilgisayar insan dillerini nasıl anlar? Derin öğrenme nedir? Robotlar buluş, sanat, avukatlık, askerlik, doktorluk vs. yapabilir mi? Âşık olabilir mi? Bilgisayarlar bizi bizden iyi tanıyabilir mi? Yapay zekâ dünyayı ele geçirip hepimizi yok edecek mi?</p>
<p><strong>Cem Say hakkında</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cem Say, TED Ankara Koleji ve Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunudur. 1992&#8217;den bu yana Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü&#8217;nde öğretim üyesidir. Araştırma konuları yapay zekâ ve kuramsal bilgisayar bilimi olan Say, Boğaziçi Üniversitesi Bilişsel Bilim Lisansüstü Programı&#8217;nın kurucularından olup, bir dönem ülkeyi meşgul eden davalardaki dijital delilleri inceleyip sahteliklerini ortaya çıkaran bilgisayar uzmanları arasında yer almıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/kitaplar/50-soruda-yapay-zeka">50 soruda Yapay Zeka</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11861</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin ilk DQ Konferansı 19 Mart&#8217;ta</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/turkiyenin-ilk-dq-konferansi-19-martta</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 10:28:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[dijital okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital zeka]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[DQ]]></category>
		<category><![CDATA[DQ Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[TinkTalks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünün öğrencilerini geleceğin iş hayatında neler bekliyor? Dijitalleşme hayatımızı nasıl etkileyecek? Teknoloji ve İnsan Kolejlerinin hayata geçirdiği TinkTalks DQ etkinliği, önde gelen eğitim yazarları ve uygulayıcılarının, sanayi ve iş dünyası liderlerinin katılımıyla 19 Mart Pazartesi günü bu sorulara yanıt arayacak. Konferansta, dijital zeka (DQ &#8211; Digital Quotient), dijital okuryazarlık, teknolojinin eğitime olan etkisi ve insan odaklı, kişiselleştirilmiş eğitim modeli ele alınacak. Kolej, her hafta öğrencileri için düzenlediği bu etkinlik dizisini, yılda bir kez halka açık hale getiriyor. İlk etkinliğini 19 Mart Pazartesi günü Zorlu Performans Sanatları Merkezinde düzenleyecek olan Tink, konferansta ayrıca dijital zeka (DQ) ve dijital okuryazarlığın hayatı ne yönde etkileyeceği ve bugünün öğrencilerini geleceğin iş dünyasında nelerin beklediği tartışılacak.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/turkiyenin-ilk-dq-konferansi-19-martta">Türkiye’nin ilk DQ Konferansı 19 Mart&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_9528" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9528" class="wp-image-9528 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/dijital-zeka-konferansi-19-martta-54304-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /><p id="caption-attachment-9528" class="wp-caption-text">Tink Kurucusu ve CEO’su Zeynep Dereli</p></div>
<p style="font-weight: 400;">Bugünün öğrencilerini geleceğin iş hayatında neler bekliyor? Dijitalleşme hayatımızı nasıl etkileyecek? Teknoloji ve İnsan Kolejlerinin hayata geçirdiği TinkTalks DQ etkinliği, önde gelen eğitim yazarları ve uygulayıcılarının, sanayi ve iş dünyası liderlerinin katılımıyla 19 Mart Pazartesi günü bu sorulara yanıt arayacak. Konferansta, dijital zeka (DQ &#8211; Digital Quotient), dijital okuryazarlık, teknolojinin eğitime olan etkisi ve insan odaklı, kişiselleştirilmiş eğitim modeli ele alınacak.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kolej, her hafta öğrencileri için düzenlediği bu etkinlik dizisini, yılda bir kez halka açık hale getiriyor. İlk etkinliğini 19 Mart Pazartesi günü Zorlu Performans Sanatları Merkezinde düzenleyecek olan Tink, konferansta ayrıca dijital zeka (DQ) ve dijital okuryazarlığın hayatı ne yönde etkileyeceği ve bugünün öğrencilerini geleceğin iş dünyasında nelerin beklediği tartışılacak.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/turkiyenin-ilk-dq-konferansi-19-martta">Türkiye’nin ilk DQ Konferansı 19 Mart&#8217;ta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9527</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her 13 dakikada bir bakıyoruz: Akıllı telefon</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/her-13-dakikada-bir-bakiyoruz-akilli-telefon</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jan 2018 12:36:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı telefon]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Mobil Kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gittikçe dijitalleşen günlük hayatımızı artan bir oranda mobil cihazlarımızla yönetiyoruz. Kuşkusuz en çok kullandığımız cihaz: akıllı telefon. Sabahları yüzünü bile yıkamadan telefonuna bakanların oranının %28’e yükselmiş olması, mobilite kavramının çok kısa bir zaman içinde bizleri ne kadar etkilediğini kanıtlar nitelikte… Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama 78 kez, yani her 13 dakikada bir cep telefonu ekranına bakmaktan kendini alamıyor. 2015 yılında günde 70 kez olan bu sayının yükselişine ek olarak, akıllı telefon erişimimiz de %92’ye yükselmiş durumda… Türkiye’deki kullanıcıların %66’sı telefonlarını gereğinden daha fazla kullandıklarını kabul ediyor ve bu kesimin %50’si mobil telefon kullanım sürelerini sınırlamaya çalıştığını ifade ediyor. 140 ülkede, muhasebe, denetim, vergi ve yönetim danışmanlığı hizmeti sunan uluslararası firma Deloitte, 2011 yılından bu yana yapılan ‘Global Mobil Kullanıcı Araştırması’nı yayınladı. 6 kıtada gerçekleştirilen araştırmaya Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 33 ülkeden 53 bin 150 kişi katılım gösterdi. Tüketicilere ve bu alanda hizmet veren şirketlere mobil cihaz kullanımının geldiği nokta hakkında önemli veriler sunan araştırma; Cihaz Sahipliği, Cihaz Kullanımı, Erişim Tercihleri ve Teknoloji Farkındalığı olarak 4 ana başlığı ele aldı. Araştırma sonuçlarına göre tablet, bilgisayar, akıllı saat gibi diğer cihazlar ile kıyaslandığında, akıllı telefonların artık vazgeçilmez ürün statüsüne erişti. 2015 yılı verileri ile karşılaştırıldığında, penetrasyon artışı en fazla akıllı saatlerde yaşanıyor. Bağımlılık derecesinde kullanım: Telefonlarımızla uyuyoruz… Araştırma, tüketicilerin bir cihazı kullanırken elde ettikleri fayda arttıkça, o cihazı kullanma sıklığı artıyor ve cihazın daha kısa bir sürede yenilenme ve o cihaz üzerine daha çok harcama yapılma olasılığı da aynı doğrultuda artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Kullanıcıların gün içerisinde akıllı telefonlarına bakma sayısında Türkiye, ortalama 78 defa ile Avrupa ortalamasının (48) 1.5 katını aşıyor. Akıllı telefon bağımlılığında Avrupa’nın önüne geçen Türkiye’de uyandıktan sonraki ilk 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı %79 iken, aynı oran Avrupa için %62 seviyesinde gözlemleniyor. Benzer biçimde yatmadan önceki son 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı Avrupa’da %53 iken aynı oran Türkiye için %72 seviyelerine ulaşıyor. Türkiye’deki kullanıcıların %85’i ise uyku için ayrılan zaman içinde bir şekilde telefonlarını kullandıklarını belirtirken, kullanım nedenleri arasında %51 ile saate bakmak, %46’ ile sosyal medya bildirimlerini kontrol etmek ve %33 ile anlık mesaj/SMS uygulamalarının kullanılması ilk üçte yer alıyor. Akıllı telefon kullanımını sınırlamaya çalışan kesimin ise ancak yarısı başarılı olduğunu söylüyor. Yarıdan fazlamız kullandığımız telefonu 2018 içinde değiştirmeyi planlıyoruz Araştırmada öne çıkan bir diğer dikkat çekici sonuç ise ülke olarak telefon değiştirme oranlarımız… Sahip olduğu telefonu son 18 ay içinde değiştirmiş olduğunu belirtenlerin oranı %64 olmakla birlikte, gelecek 12 ay içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranı ise %56… Avrupa’da ise bu oranlar sırasıyla %61 ve %36 olarak ortaya çıkıyor ve gelecek yıl içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranında Türkiye ve Avrupa arasında ciddi fark gözlemleniyor. Akıllı telefon: Tüketici elektroniğinden hızlı tüketime… Ödeme seçeneklerinin (aylık ücretlendirme vb.) yaygınlaşması ile erişilebilirliğin artması, telefonun bazı kullanıcılar tarafından statü sembolü olarak görülmesi gibi sebeplerden ötürü telefonun yaşından bağımsız olarak kullanıcılar telefonlarını değiştirmek istiyor. Böylece, telefonların artık tüketici elektroniği ürünlerinden çok hızlı tüketim ürünleri gibi alışveriş yapıldığı gözlemleniyor. Türkiye’deki kullanıcıların yarısından fazlası, bozuk donanım, telefonun yavaşlaması, ekranın kırılması veya bataryanın zayıflaması durumlarında mevcut cihazlarını kesinlikle değiştireceğini belirtiyor. Hem Türkiye’de hem de Avrupa genelinde telefon değişimi konusunda donanım kaynaklı sorunlar ön plana çıkmakla birlikte, Türk kullanıcılar bu sorunlar karşısında telefonlarını değiştirmeye Avrupa’dan fazla meyilli… “İkinci el olmasın, yeni olsun!” Ankete katılan kullanıcılardan %88’i mevcut telefonlarını yeni/kullanılmamış satın aldıklarını belirtirken satın alma kanalları Türkiye ve Avrupa’da farklılık gösteriyor. Türkiye’de kullanıcıların %58’i mevcut telefonlarını mağazadan alırken, sadece %16’sı online kanalları kullandığını belirtiyor. Avrupa’da ise mağazadan alma oranı %42 iken online satın alma oranı %30 olarak dikkat çekiyor. Bu farkın en büyük nedenlerinden biri mevcut düzenlemeler nedeniyle Türkiye’de kredi kartı ile taksitli cep telefonu satışı yapılamaması ve mobil abonelikler için kimlik doğrulama ve ıslak imza zorunluluğu bulunması. Anlık mesajlaşma, telefonla konuşmanın önüne geçti… Cep telefonunda bulunan haberleşme uygulamaları kırılımında incelendiğinde Facebook ve sahibi olduğu uygulamaların (WhatsApp, Facebook Messenger, Instagram) e-posta ile birlikte en sık kullanılan uygulamalar olduğu ortaya çıkıyor. Bu uygulamaları saatte en az 1 kere kullandığını belirten kullanıcılar incelendiğinde ise WhatsApp %56 ile birincilik koltuğuna otururken, Facebook %37 ile ikinci, Instagram %34 ile üçüncü sırada yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/her-13-dakikada-bir-bakiyoruz-akilli-telefon">Her 13 dakikada bir bakıyoruz: Akıllı telefon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gittikçe dijitalleşen günlük hayatımızı artan bir oranda mobil cihazlarımızla yönetiyoruz. Kuşkusuz en çok kullandığımız cihaz: akıllı telefon. Sabahları yüzünü bile yıkamadan telefonuna bakanların oranının %28’e yükselmiş olması, mobilite kavramının çok kısa bir zaman içinde bizleri ne kadar etkilediğini kanıtlar nitelikte…</p>
<p>Türkiye’deki mobil kullanıcılar günde ortalama 78 kez, yani her 13 dakikada bir cep telefonu ekranına bakmaktan kendini alamıyor. 2015 yılında günde 70 kez olan bu sayının yükselişine ek olarak, akıllı telefon erişimimiz de %92’ye yükselmiş durumda… Türkiye’deki kullanıcıların %66’sı telefonlarını gereğinden daha fazla kullandıklarını kabul ediyor ve bu kesimin %50’si mobil telefon kullanım sürelerini sınırlamaya çalıştığını ifade ediyor.</p>
<p>140 ülkede, muhasebe, denetim, vergi ve yönetim danışmanlığı hizmeti sunan uluslararası firma Deloitte, 2011 yılından bu yana yapılan ‘Global Mobil Kullanıcı Araştırması’nı yayınladı. 6 kıtada gerçekleştirilen araştırmaya Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 33 ülkeden 53 bin 150 kişi katılım gösterdi. Tüketicilere ve bu alanda hizmet veren şirketlere mobil cihaz kullanımının geldiği nokta hakkında önemli veriler sunan araştırma; Cihaz Sahipliği, Cihaz Kullanımı, Erişim Tercihleri ve Teknoloji Farkındalığı olarak 4 ana başlığı ele aldı.</p>
<p>Araştırma sonuçlarına göre tablet, bilgisayar, akıllı saat gibi diğer cihazlar ile kıyaslandığında, akıllı telefonların artık vazgeçilmez ürün statüsüne erişti. 2015 yılı verileri ile karşılaştırıldığında, penetrasyon artışı en fazla akıllı saatlerde yaşanıyor.</p>
<p><strong>Bağımlılık derecesinde kullanım: Telefonlarımızla uyuyoruz…</strong></p>
<p>Araştırma, tüketicilerin bir cihazı kullanırken elde ettikleri fayda arttıkça, o cihazı kullanma sıklığı artıyor ve cihazın daha kısa bir sürede yenilenme ve o cihaz üzerine daha çok harcama yapılma olasılığı da aynı doğrultuda artış gösterdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Kullanıcıların gün içerisinde akıllı telefonlarına bakma sayısında Türkiye, ortalama 78 defa ile Avrupa ortalamasının (48) 1.5 katını aşıyor. Akıllı telefon bağımlılığında Avrupa’nın önüne geçen Türkiye’de uyandıktan sonraki ilk 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı %79 iken, aynı oran Avrupa için %62 seviyesinde gözlemleniyor. Benzer biçimde yatmadan önceki son 15 dakika içerisinde telefona bakma oranı Avrupa’da %53 iken aynı oran Türkiye için %72 seviyelerine ulaşıyor.</p>
<p>Türkiye’deki kullanıcıların %85’i ise uyku için ayrılan zaman içinde bir şekilde telefonlarını kullandıklarını belirtirken, kullanım nedenleri arasında %51 ile saate bakmak, %46’ ile sosyal medya bildirimlerini kontrol etmek ve %33 ile anlık mesaj/SMS uygulamalarının kullanılması ilk üçte yer alıyor. Akıllı telefon kullanımını sınırlamaya çalışan kesimin ise ancak yarısı başarılı olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Yarıdan fazlamız kullandığımız telefonu 2018 içinde değiştirmeyi planlıyoruz</strong></p>
<p>Araştırmada öne çıkan bir diğer dikkat çekici sonuç ise ülke olarak telefon değiştirme oranlarımız… Sahip olduğu telefonu son 18 ay içinde değiştirmiş olduğunu belirtenlerin oranı %64 olmakla birlikte, gelecek 12 ay içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranı ise %56… Avrupa’da ise bu oranlar sırasıyla %61 ve %36 olarak ortaya çıkıyor ve gelecek yıl içinde telefonunu değiştirmeyi düşünenlerin oranında Türkiye ve Avrupa arasında ciddi fark gözlemleniyor.</p>
<p><strong>Akıllı telefon: Tüketici elektroniğinden hızlı tüketime…</strong></p>
<p>Ödeme seçeneklerinin (aylık ücretlendirme vb.) yaygınlaşması ile erişilebilirliğin artması, telefonun bazı kullanıcılar tarafından statü sembolü olarak görülmesi gibi sebeplerden ötürü telefonun yaşından bağımsız olarak kullanıcılar telefonlarını değiştirmek istiyor. Böylece, telefonların artık tüketici elektroniği ürünlerinden çok hızlı tüketim ürünleri gibi alışveriş yapıldığı gözlemleniyor.</p>
<p>Türkiye’deki kullanıcıların yarısından fazlası, bozuk donanım, telefonun yavaşlaması, ekranın kırılması veya bataryanın zayıflaması durumlarında mevcut cihazlarını kesinlikle değiştireceğini belirtiyor. Hem Türkiye’de hem de Avrupa genelinde telefon değişimi konusunda donanım kaynaklı sorunlar ön plana çıkmakla birlikte, Türk kullanıcılar bu sorunlar karşısında telefonlarını değiştirmeye Avrupa’dan fazla meyilli…</p>
<p><strong>“İkinci el olmasın, yeni olsun!”</strong></p>
<p>Ankete katılan kullanıcılardan %88’i mevcut telefonlarını yeni/kullanılmamış satın aldıklarını belirtirken satın alma kanalları Türkiye ve Avrupa’da farklılık gösteriyor. Türkiye’de kullanıcıların %58’i mevcut telefonlarını mağazadan alırken, sadece %16’sı online kanalları kullandığını belirtiyor. Avrupa’da ise mağazadan alma oranı %42 iken online satın alma oranı %30 olarak dikkat çekiyor. Bu farkın en büyük nedenlerinden biri mevcut düzenlemeler nedeniyle Türkiye’de kredi kartı ile taksitli cep telefonu satışı yapılamaması ve mobil abonelikler için kimlik doğrulama ve ıslak imza zorunluluğu bulunması.</p>
<p><strong>Anlık mesajlaşma, telefonla konuşmanın önüne geçti…</strong></p>
<p>Cep telefonunda bulunan haberleşme uygulamaları kırılımında incelendiğinde Facebook ve sahibi olduğu uygulamaların (WhatsApp, Facebook Messenger, Instagram) e-posta ile birlikte en sık kullanılan uygulamalar olduğu ortaya çıkıyor. Bu uygulamaları saatte en az 1 kere kullandığını belirten kullanıcılar incelendiğinde ise WhatsApp %56 ile birincilik koltuğuna otururken, Facebook %37 ile ikinci, Instagram %34 ile üçüncü sırada yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/her-13-dakikada-bir-bakiyoruz-akilli-telefon">Her 13 dakikada bir bakıyoruz: Akıllı telefon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8940</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/endustri-4-0-cozum-uygulamalari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2017 13:59:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı kent]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı şebekeler]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik Tesisat Ulusal Kongre ve Sergisi]]></category>
		<category><![CDATA[emo]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin fabrikaları]]></category>
		<category><![CDATA[makineler arası iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[nesnelerin interneti]]></category>
		<category><![CDATA[robotlar]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[trafik uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl 5.si düzenlenen olan Elektrik Tesisat Ulusal Kongre ve Sergisi “Akıllı Şehirler-Güvenli Tesisler” temasına sahip. Elektrik Mühendisleri Odası&#8217;nın (EMO) düzenlediği etkinlik, 18-21 Ekim 2017 tarihleri arasında İzmir Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde III. Güç ve Enerji Sistemleri Sempozyumu, IX. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu ve IV. Yapı Elektronik Sistemleri Sempozyumu ile birlikte gerçekleşecek. Kongre, “Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları” başlığı altında özel bir etkinlik, “Yapılarda Elektrik Tesisatı” üst başlığı altında ise “Yapı Denetim” ve “SMM Hizmetleri” konularına ilişkin özel oturumlara ev sahipliği yapacak. “Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları” Özel Etkinliği (20 Ekim 2017) Kongre kapsamında düzenlenen “Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları” başlıklı etkinlik, 3 farklı oturumda ve 16 konuşmacının katılımıyla gerçekleştirilecek. Endüstri 4.0 kapsamında uygulama geliştiren uluslararası kurum, kuruluş ve firma temsilcilerinin yer alacağı etkinlikte, teknolojik gelişmelerin gelecekte üretim modellerini ve yaşamı nasıl şekillendireceği işlenecek. “Geleceğin fabrikaları ve yapay zeka”, “makinelerin dijitalleşmesi ve robotlar”, “nesnelerin interneti”, “makineler arası iletişim”, “enerji sektöründe dijitalleşme ve akıllı şebekeler”, “akıllı kent ve trafik uygulamaları” gibi konuların yanı sıra Endüstri 4.0 uygulamalarının yaratacağı ekonomik ve sosyal değişim de irdelenecek. Etkinlik kapsamında geleceğin üretim yöntemleri ve dijital ekonomide emeğin ve mühendisin rolüne ilişkin sunumlar da gerçekleştirilecek. Program: </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/endustri-4-0-cozum-uygulamalari">Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yıl 5.si düzenlenen olan Elektrik Tesisat Ulusal Kongre ve Sergisi “Akıllı Şehirler-Güvenli Tesisler” temasına sahip. Elektrik Mühendisleri Odası&#8217;nın (EMO) düzenlediği etkinlik, 18-21 Ekim 2017 tarihleri arasında İzmir Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde III. Güç ve Enerji Sistemleri Sempozyumu, IX. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu ve IV. Yapı Elektronik Sistemleri Sempozyumu ile birlikte gerçekleşecek.</p>
<p>Kongre, “Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları” başlığı altında özel bir etkinlik, “Yapılarda Elektrik Tesisatı” üst başlığı altında ise “Yapı Denetim” ve “SMM Hizmetleri” konularına ilişkin özel oturumlara ev sahipliği yapacak.</p>
<p><strong>“Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları”</strong> Özel Etkinliği (20 Ekim 2017)</p>
<p>Kongre kapsamında düzenlenen “Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları” başlıklı etkinlik, 3 farklı oturumda ve 16 konuşmacının katılımıyla gerçekleştirilecek. Endüstri 4.0 kapsamında uygulama geliştiren uluslararası kurum, kuruluş ve firma temsilcilerinin yer alacağı etkinlikte, teknolojik gelişmelerin gelecekte üretim modellerini ve yaşamı nasıl şekillendireceği işlenecek.</p>
<p>“Geleceğin fabrikaları ve yapay zeka”, “makinelerin dijitalleşmesi ve robotlar”, “nesnelerin interneti”, “makineler arası iletişim”, “enerji sektöründe dijitalleşme ve akıllı şebekeler”, “akıllı kent ve trafik uygulamaları” gibi konuların yanı sıra Endüstri 4.0 uygulamalarının yaratacağı ekonomik ve sosyal değişim de irdelenecek. Etkinlik kapsamında geleceğin üretim yöntemleri ve dijital ekonomide emeğin ve mühendisin rolüne ilişkin sunumlar da gerçekleştirilecek.</p>
<p><strong>Program: </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8041 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/end_bnnr1-2.jpg" alt="" width="1274" height="701" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8042 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/end_bnnr2-2.jpg" alt="" width="1274" height="701" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-8043 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/10/end_bnnr3-2.jpg" alt="" width="1274" height="701" /></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/endustri-4-0-cozum-uygulamalari">Endüstri 4.0 Çözüm ve Uygulamaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8039</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cahil kalmayı seçmek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/cahil-kalmayi-secmek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2016 11:31:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgelik]]></category>
		<category><![CDATA[cahillik]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Assos’taki Assosyal Otel’in harikulade manzarasına karşı kahvelerimizi yudumluyoruz; fonda Handel’in Su Müziği çalıyor. Bizi ağırlayan dostumuz 60lı yıllarda izlemiş olduğu bir filmden, filmin müziğinden bahsediyor. Gerçi filmin adını, başrol oyuncusunu anımsıyor ancak filmle ilgili her şey sanki bir sis perdesinin ardında. Uzak bir anı! Detayları dinlerken hızlıca IMDB’ye eriştim, filmi ve film müziği olarak kullanılan parçanın adını buldum. Youtube’a gidip müziği aradım. Vee bingo! Şarkıyı arkadaşıma dinletmeye başladım: Elli saniyede elli yıl öncesine seyahat! Şimdi ikinci kez düşününce bu yaptığımın ne kadar doğru olduğu konusunda şüphelerim var. Bir yanda artık sis perdesinin ardına çekilmiş; yaşanmış somut bir olayın kaydı (nesnel) olmaktan kişisel anı (öznel) düzeyine terfi etmiş renkli bir fantastik öge. Diğer yanda ise onu saklandığı yerden çekip çıkaran, yaşanmışlığı anlamsız kılan, gri bir gerçeklik. Yakın bir gelecekte insanın (şimdiye dek ancak) zihninde saklayabildiği tüm anı veya bilginin dijital bir ortama aktarılabileceği ifade ediliyor. Peki, sadece gözlerin gördüğü, kulakların duyduğu şeyler mi aktarılacak? Onun sağına soluna eklediğimiz kişisel intibalarımız, duygularımız da transfer edilebilecek mi? Platon’un M.Ö. 4. yüzyılda kaleme almış olduğu Phaedrus adlı eserinde Sokrates yazılı kültürün insanın başına açacağı dertlerden yakınır. Nasılsa her şey kitaplarda yer alacağı için insanın bilgelikten “bilgelik aldatmacası”na düşeceğini ifade eder. Sokrates’e göre bugün kimse bilge değil belki ancak bilgelik olgusu yolculuğunu sürdürmekte. Kitabın değil el yazması, matbaa ile seri üretime geçen modeli bile insanı cahilleştirmedi; tersine bilginin, eğitimin geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Dijitalleşme de benzer bir etki yaratmakta. Modernizmin bu tespiti doğruysa bugün dünyayı neden filozoflar, bilge kişiler yönetmiyor? Herhangi bir ülkedeki ortalama bir insan neden bu kadar bilgi ve idrak yoksunu bir hayat yaşıyor? Kitleler neden taptıkları bir kişinin ağzının içine bakıyor? Şöyle analiz edilebilir: Bugünün bireyi hangi kaynaklardan neler öğrenmekte? Kaynak artık aile veya okul değil; televizyon ve internet. Peki, o kaynaklardan pompalanan nedir? Cevap belli; eğlence, yani tüketim! Bugünün bireyi zorda kalmadıkça bir şey öğrenmiyor. Tüm bilgi yanıbaşında olduğundan değil. Teknoloji hayatını kolaylaştırdığı için. Bireyin cebindeki parayı almak üzere tabii. Bireyin buna dolaylı cevabı: Cahil kalmak! Madem iki tık ile ulaşabileceğim uzaklıkta olacak, neden matematiği, tarihi öğreneyim ki? Neyse parası veririm! Doğal olarak temel çelişki şudur: İnsan bu kafada olsaydı, beyni “farkında olduğunun farkında olan” bir düzeye evrilmezdi. İnsanı insan yapan temel olgu (akıl etmek, idrak) insanın kendisi için gereksiz hale geldiğinde, kapitalizm de o insanı evren için gereksiz hale getireceğe benziyor. Ne tesadüf ki insan kıvamında robotların ortaya çıkması da aynı zamana denk gelecek gibi. Böyle giderse robotlar “İnsanı en iyi nasıl kullanabiliriz?” sorusuna cevap arıyor olacak; 5. Sanayi Devrimi (!) için. Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/cahil-kalmayi-secmek">Cahil kalmayı seçmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Assos’taki Assosyal Otel’in</strong> harikulade manzarasına karşı kahvelerimizi yudumluyoruz; fonda <strong>Handel’in Su Müziği</strong> çalıyor. Bizi ağırlayan dostumuz 60lı yıllarda izlemiş olduğu bir filmden, filmin müziğinden bahsediyor. Gerçi filmin adını, başrol oyuncusunu anımsıyor ancak filmle ilgili her şey sanki bir sis perdesinin ardında. Uzak bir anı!</p>
<p>Detayları dinlerken hızlıca <strong>IMDB’ye eriştim</strong>, filmi ve film müziği olarak kullanılan parçanın adını buldum. <strong>Youtube’a gidip</strong> müziği aradım. Vee bingo! Şarkıyı arkadaşıma dinletmeye başladım: Elli saniyede elli yıl öncesine seyahat!</p>
<p>Şimdi ikinci kez düşününce bu yaptığımın ne kadar doğru olduğu konusunda şüphelerim var. Bir yanda artık sis perdesinin ardına çekilmiş; yaşanmış somut bir olayın kaydı (nesnel) olmaktan kişisel anı (öznel) düzeyine terfi etmiş renkli bir fantastik öge. Diğer yanda ise onu saklandığı yerden çekip çıkaran, yaşanmışlığı anlamsız kılan, gri bir gerçeklik.</p>
<p>Yakın bir gelecekte insanın (şimdiye dek ancak) zihninde saklayabildiği tüm anı veya bilginin dijital bir ortama aktarılabileceği ifade ediliyor. Peki, sadece gözlerin gördüğü, kulakların duyduğu şeyler mi aktarılacak? Onun sağına soluna eklediğimiz kişisel intibalarımız, <strong>duygularımız da transfer edilebilecek mi?</strong></p>
<p><strong>Platon’un</strong> M.Ö. 4. yüzyılda kaleme almış olduğu <strong>Phaedrus</strong> adlı eserinde <strong>Sokrates</strong> yazılı kültürün insanın başına açacağı dertlerden yakınır. Nasılsa her şey kitaplarda yer alacağı için insanın bilgelikten “bilgelik aldatmacası”na düşeceğini ifade eder.</p>
<p>Sokrates’e göre bugün kimse bilge değil belki ancak bilgelik olgusu yolculuğunu sürdürmekte. Kitabın değil el yazması, matbaa ile seri üretime geçen modeli bile insanı cahilleştirmedi; tersine <strong>bilginin, eğitimin geniş kitlelere ulaşmasını</strong> sağladı. Dijitalleşme de benzer bir etki yaratmakta.</p>
<p>Modernizmin bu tespiti doğruysa <strong>bugün dünyayı neden filozoflar, bilge kişiler yönetmiyor?</strong> Herhangi bir ülkedeki ortalama bir insan neden bu kadar bilgi ve idrak yoksunu bir hayat yaşıyor? Kitleler neden taptıkları bir kişinin ağzının içine bakıyor?</p>
<p>Şöyle analiz edilebilir: Bugünün bireyi <strong>hangi kaynaklardan</strong> neler öğrenmekte? Kaynak artık aile veya okul değil; <strong>televizyon ve internet</strong>. Peki, o kaynaklardan pompalanan nedir? Cevap belli; <strong>eğlence</strong>, yani tüketim!</p>
<p>Bugünün bireyi zorda kalmadıkça bir şey öğrenmiyor. Tüm bilgi yanıbaşında olduğundan değil. Teknoloji hayatını kolaylaştırdığı için. Bireyin cebindeki parayı almak üzere tabii. Bireyin buna dolaylı cevabı: <strong>Cahil kalmak!</strong></p>
<p>Madem iki tık ile ulaşabileceğim uzaklıkta olacak, neden matematiği, tarihi öğreneyim ki? Neyse parası veririm! Doğal olarak <strong>temel çelişki</strong> şudur: <strong>İnsan bu kafada olsaydı, beyni “farkında olduğunun farkında olan” bir düzeye evrilmezdi. </strong></p>
<p><strong>İnsanı insan yapan temel olgu (akıl etmek, idrak) insanın kendisi için gereksiz hale geldiğinde, kapitalizm de o insanı evren için gereksiz hale getireceğe benziyor.</strong> Ne tesadüf ki insan kıvamında robotların ortaya çıkması da aynı zamana denk gelecek gibi. Böyle giderse robotlar “İnsanı en iyi nasıl kullanabiliriz?” sorusuna cevap arıyor olacak; <strong>5. Sanayi Devrimi (!)</strong> için.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong> / <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/cahil-kalmayi-secmek">Cahil kalmayı seçmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3913</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de sınav sistemi, dijitalleşme ve bir çözüm önerisi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyede-sinav-sistemi-dijitallesme-bir-cozum-onerisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2016 10:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkece, en basit ifadeyle, çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Devleti oluşturan her birimi bir daha benzer tehlikelerle karşılaşmamacasına yeniden inşa etmeye çalışıyoruz ki kısa zamanda halledilmesi zor bir problem olduğu açık. Her problemin çözümünde olduğu gibi yapılması gereken ilk iş öncelikle problemi anlamak ve sakin kafa ile problemin kaynağını doğru tespit etmektir. Tüm bu yaşananlar içerisinde belki de doğal olarak ikinci planda kalan ancak ülkenin geleceğini doğrudan ve ilk sıradan ilgilendiren konunun eğitim sistemimiz olduğu bence çıkarılması gereken ilk derslerden. Neden mi? Çünkü kapatılan özel okul sayısı ülkedeki özel okul sayısının 1/3’ü Çünkü kapatılan üniversite sayısı ülkedeki üniversite sayısının %8’i Çünkü en çok personelin uzaklaştırıldığı, toplam çıkarılan personelin yarıdan fazlasının olduğu devlet kurumu MEB. Çünkü uzaklaştırılan öğretmenlerin sayısı, ülkedeki tüm öğretmenlerin %3’üne karşılık geliyor (şimdilik). Çünkü anlaşılıyor ki Türkiye’deki belli başlı hayati sınavların soruları (KPSS, YGS-LYS, Askeri Lise vb.) çalınabiliyor ve bu sayede her yıl belki de on binlerce insanın hayatı etkileniyor. Daha bir bu kadar ‘çünkü’ bulmak mümkün… Eğitim sistemimizde tam da şimdi etkili müdahalelerle kalıcı çözümler getirmezsek başka ne zaman yapabiliriz bilmiyorum. Bir şeyi öncelikli olarak yapacaksak o da eğitim ve (ne yazık ki) bu sistemin merkezindeki sınav sistemimize olan güveni yeniden inşa etmeye başlamak. Bunun yolu da içinde ana hedefi okulları bilişim teknolojileri ile donatmak olan ancak öğretmen eğitimi gibi birçok yan hedefi de olan FATİH Projesi’ni yeniden ayağa kaldırmaktan ve bu projeyi mevcut sınavların işleyişi ile de ilişkilendirmekten geçiyor. Özetle, eğer Türkiye’de sınav sistemine yeniden güven inşa etmek istiyorsak en önemlilerinden başlamak üzere tüm sınavları dijital platforma taşımalıyız. Nasıl mı? 1. Yavaş yavaş ilk örneklerini Yabancı Dil Sınavı’nda (YDS) gördüğümüz bilgisayar ortamında sınav uygulamasına tüm sınavlarda geçmenin hazırlıkları başlamalıdır. En başta ilgili sınav merkezlerini oluşturmak sıkıntılı gibi görünmekle birlikte Türkiye’deki tüm okullardaki bilgisayar sayısının (halihazırda 45 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyor), FATİH Projesi’nin de verebileceği destekle, bu ihtiyacı karşılayabilmesi zor bir hedef değil. Zaten örneğin üniversite sınavının yılda 5-6 defa yapılmasına yönelik fikirler Milli Eğitim Bakanı seviyesinde dahi bahis konusu oldu. Dolayısıyla bu sınavları çoklu seanslar şeklinde gerçekleştirmek gayet mümkün. 2. Denilebilir ki; temel sıkıntının soruların çalışması olduğu bir sistemde sınavı kağıtta yapmakla bilgisayarda yapmak arasında ne fark olabilir ki? Türkiye’de dijitalleşme kavramına bakış da kağıtta olanın bilgisayardaki varlığı şeklinde algılandığı için bu sorunun sorulmasını da garip bulmak zor ancak cevabı basit. İş sadece soruları bilgisayar ortamında sormaktan geçmiyor tabii; çok basit bir örnek olarak bizdeki yüksek lisans seçme sınavı ALES’in yurt dışı karşılığı olan GRE’ye bakacak olursak bu sınavı alan iki kullanıcının farklı deneyimler yaşadığını görürüz. Bu tarz sınavlarda kullanıcının karşısına çıkan bir sonraki soru, o kullacının önceki sorularda gösterdiği performansa dayanılarak belirlenir. Böylelikle sınavın başından itibaren tüm öğrenciler farklı farklı soruları yanıtlayarak ilerlerler. Soruları kim ve nasıl belirler derseniz; o da basit. Örneğin az önce verdiğim örnek olan GRE sınavında, sorular adaylara geri planda çalışan bir bilgisayar programı sayesinde sunulur. Bu program belirli bir algoritmaya göre devasa bir soru havuzundan, örneğin konularına ve zorluk derecelerine göre ayıklanmış 100 bin soruluk bir soru havuzundan, her öğrenci için bir soru seçer ve her birinin verdiği yanıta göre bir sonraki sorması gereken soruyu yine bu soru havuzundan adaylara sorar. Dolayısıyla herhangi bir öğrencinin sınav günü karşısına gelecek soruları bilmesine imkan ve ihtimal yoktur. Bu tarz bir sistemde hile yapmanın iki yolu aklıma geliyor (önerilere açığım!): 1. On binlerce soruluk veri tabanının tümden çalınıp birilerine servis edilmesi… Bu durumda eğer bir aday gerçekten o kadar soruyu çalışıp ezberleyebiliyorsa gerçekten helal olsun! Ancak bunu da engellemenin bir yolu, soru veri tabanını düzenli olarak güncellemekten geçer. Diğer bir konu da dijital ortamda yapılan her aksiyon (örneğin veri tabanı çalınması vb.) mutlaka takip edilebilir bir iz bırakır. 2. Sistemin hacklenmesi; kapalı bir sistemi (dışarı ile internet erişimi olmayan bir sistemi) hacklemek oldukça zor bir iştir ancak bu aksiyonlar da kaynağı tespit edilebilen, en azından önlemi alınabilen, iz bırakan aksiyonlardır. Özetle Türkiye’nin artık tüm hızıyla her kurumunda ama öncelikli olarak eğitim sisteminde ve bu eğitim sisteminin (ne yazık ki) merkezinde yer alan sınav sisteminde bir revizyon yapması ve güvenirliği tekrar inşa etmesi zorundayız. Zorundayız kelimesi kuvvetli bir kelime biliyorum ancak; bunu insanların geleceklerine dair umutsuzluğa ve çalışsalar bile olmayacağı algısına kapılmamaları, sonucunda da eğitim-öğretimden tümden soğumamaları için yapmak zorunluluk değil de nedir?! Hilelere bahis konusu olan okulları kapamak belki başlangıç aşamasında hızlı bir çözüm gibi görülebilir ancak en nihayetinde her koşulda memuriyet için, üniversiteye giriş için, askerlik ve polislik için ve daha bir çok alanda Türkiye’nin bir gerçeği olarak seçme sınavı kavramından kaçmamız mümkün değil. Ve eski usullerle devam edersek nelerle karşılaşabileceğimize dair en net örneği de ne yazık ki ülkece yaşadık. Bu dersi olumlu şeylerin başlangıcı haline getirmek de sadece bizim elimizde. FATİH Projesi’nin etrafındaki başarısızlık bulutunu dağıtalım, kapsamını genişletip bütçesini doğru konulara odaklayalım ve ülkece başladığımız işi bitirelim. Can Gürses  /@canitti / can.gurses@sinavuzmani.net</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyede-sinav-sistemi-dijitallesme-bir-cozum-onerisi">Türkiye’de sınav sistemi, dijitalleşme ve bir çözüm önerisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkece, en basit ifadeyle, çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Devleti oluşturan her birimi bir daha benzer tehlikelerle karşılaşmamacasına yeniden inşa etmeye çalışıyoruz ki kısa zamanda halledilmesi zor bir problem olduğu açık.</p>
<p>Her problemin çözümünde olduğu gibi yapılması gereken ilk iş öncelikle problemi anlamak ve sakin kafa ile problemin kaynağını doğru tespit etmektir.</p>
<p>Tüm bu yaşananlar içerisinde belki de doğal olarak ikinci planda kalan ancak ülkenin geleceğini doğrudan ve ilk sıradan ilgilendiren konunun eğitim sistemimiz olduğu bence çıkarılması gereken ilk derslerden.</p>
<p><strong>Neden mi?</strong></p>
<p>Çünkü kapatılan özel okul sayısı ülkedeki özel okul sayısının 1/3’ü<br />
Çünkü kapatılan üniversite sayısı ülkedeki üniversite sayısının %8’i<br />
Çünkü en çok personelin uzaklaştırıldığı, toplam çıkarılan personelin yarıdan fazlasının olduğu devlet kurumu MEB.<br />
Çünkü uzaklaştırılan öğretmenlerin sayısı, ülkedeki tüm öğretmenlerin %3’üne karşılık geliyor (şimdilik).<br />
Çünkü anlaşılıyor ki Türkiye’deki belli başlı hayati sınavların soruları (KPSS, YGS-LYS, Askeri Lise vb.) çalınabiliyor ve bu sayede her yıl belki de on binlerce insanın hayatı etkileniyor.</p>
<p>Daha bir bu kadar ‘çünkü’ bulmak mümkün…</p>
<p>Eğitim sistemimizde tam da şimdi etkili müdahalelerle kalıcı çözümler getirmezsek başka ne zaman yapabiliriz bilmiyorum.</p>
<p>Bir şeyi öncelikli olarak yapacaksak o da eğitim ve (ne yazık ki) bu sistemin merkezindeki sınav sistemimize olan güveni yeniden inşa etmeye başlamak. Bunun yolu da içinde ana hedefi okulları bilişim teknolojileri ile donatmak olan ancak öğretmen eğitimi gibi birçok yan hedefi de olan FATİH Projesi’ni yeniden ayağa kaldırmaktan ve bu projeyi mevcut sınavların işleyişi ile de ilişkilendirmekten geçiyor.</p>
<p>Özetle, eğer Türkiye’de sınav sistemine yeniden güven inşa etmek istiyorsak en önemlilerinden başlamak üzere tüm sınavları dijital platforma taşımalıyız.</p>
<p><strong>Nasıl mı?</strong></p>
<p><strong>1</strong>. Yavaş yavaş ilk örneklerini Yabancı Dil Sınavı’nda (YDS) gördüğümüz bilgisayar ortamında sınav uygulamasına tüm sınavlarda geçmenin hazırlıkları başlamalıdır. En başta ilgili sınav merkezlerini oluşturmak sıkıntılı gibi görünmekle birlikte Türkiye’deki tüm okullardaki bilgisayar sayısının (halihazırda 45 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyor), FATİH Projesi’nin de verebileceği destekle, bu ihtiyacı karşılayabilmesi zor bir hedef değil.</p>
<p>Zaten örneğin üniversite sınavının yılda 5-6 defa yapılmasına yönelik fikirler Milli Eğitim Bakanı seviyesinde dahi bahis konusu oldu. Dolayısıyla bu sınavları çoklu seanslar şeklinde gerçekleştirmek gayet mümkün.</p>
<p><strong>2</strong>. Denilebilir ki; temel sıkıntının soruların çalışması olduğu bir sistemde sınavı kağıtta yapmakla bilgisayarda yapmak arasında ne fark olabilir ki?</p>
<p>Türkiye’de dijitalleşme kavramına bakış da kağıtta olanın bilgisayardaki varlığı şeklinde algılandığı için bu sorunun sorulmasını da garip bulmak zor ancak cevabı basit.</p>
<p>İş sadece soruları bilgisayar ortamında sormaktan geçmiyor tabii; çok basit bir örnek olarak bizdeki yüksek lisans seçme sınavı ALES’in yurt dışı karşılığı olan GRE’ye bakacak olursak bu sınavı alan iki kullanıcının farklı deneyimler yaşadığını görürüz. Bu tarz sınavlarda kullanıcının karşısına çıkan bir sonraki soru, o kullacının önceki sorularda gösterdiği performansa dayanılarak belirlenir. Böylelikle sınavın başından itibaren tüm öğrenciler farklı farklı soruları yanıtlayarak ilerlerler.</p>
<p>Soruları kim ve nasıl belirler derseniz; o da basit. Örneğin az önce verdiğim örnek olan GRE sınavında, sorular adaylara geri planda çalışan bir bilgisayar programı sayesinde sunulur. Bu program belirli bir algoritmaya göre devasa bir soru havuzundan, örneğin konularına ve zorluk derecelerine göre ayıklanmış 100 bin soruluk bir soru havuzundan, her öğrenci için bir soru seçer ve her birinin verdiği yanıta göre bir sonraki sorması gereken soruyu yine bu soru havuzundan adaylara sorar.</p>
<p>Dolayısıyla herhangi bir öğrencinin sınav günü karşısına gelecek soruları bilmesine imkan ve ihtimal yoktur.</p>
<p>Bu tarz bir sistemde hile yapmanın iki yolu aklıma geliyor (önerilere açığım!):</p>
<p><strong>1</strong>. On binlerce soruluk veri tabanının tümden çalınıp birilerine servis edilmesi… Bu durumda eğer bir aday gerçekten o kadar soruyu çalışıp ezberleyebiliyorsa gerçekten helal olsun!</p>
<p>Ancak bunu da engellemenin bir yolu, soru veri tabanını düzenli olarak güncellemekten geçer. Diğer bir konu da dijital ortamda yapılan her aksiyon (örneğin veri tabanı çalınması vb.) mutlaka takip edilebilir bir iz bırakır.</p>
<p><strong>2</strong>. Sistemin hacklenmesi; kapalı bir sistemi (dışarı ile internet erişimi olmayan bir sistemi) hacklemek oldukça zor bir iştir ancak bu aksiyonlar da kaynağı tespit edilebilen, en azından önlemi alınabilen, iz bırakan aksiyonlardır.</p>
<p>Özetle Türkiye’nin artık tüm hızıyla her kurumunda ama öncelikli olarak eğitim sisteminde ve bu eğitim sisteminin (ne yazık ki) merkezinde yer alan sınav sisteminde bir revizyon yapması ve güvenirliği tekrar inşa etmesi zorundayız.</p>
<p>Zorundayız kelimesi kuvvetli bir kelime biliyorum ancak; bunu insanların geleceklerine dair umutsuzluğa ve çalışsalar bile olmayacağı algısına kapılmamaları, sonucunda da eğitim-öğretimden tümden soğumamaları için yapmak zorunluluk değil de nedir?!</p>
<p>Hilelere bahis konusu olan okulları kapamak belki başlangıç aşamasında hızlı bir çözüm gibi görülebilir ancak en nihayetinde her koşulda memuriyet için, üniversiteye giriş için, askerlik ve polislik için ve daha bir çok alanda Türkiye’nin bir gerçeği olarak seçme sınavı kavramından kaçmamız mümkün değil.</p>
<p>Ve eski usullerle devam edersek nelerle karşılaşabileceğimize dair en net örneği de ne yazık ki ülkece yaşadık. Bu dersi olumlu şeylerin başlangıcı haline getirmek de sadece bizim elimizde.</p>
<p>FATİH Projesi’nin etrafındaki başarısızlık bulutunu dağıtalım, kapsamını genişletip bütçesini doğru konulara odaklayalım ve ülkece başladığımız işi bitirelim.</p>
<p><strong>Can Gürses  /</strong><strong><a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a> / </strong><a href="mailto:can.gurses@sinavuzmani.net">can.gurses@sinavuzmani.net</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/turkiyede-sinav-sistemi-dijitallesme-bir-cozum-onerisi">Türkiye’de sınav sistemi, dijitalleşme ve bir çözüm önerisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3540</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
