<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>diyabet arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/diyabet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/diyabet</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Sep 2019 12:50:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 12:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı kesici]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzenli olarak aldığınız bir veya daha fazla ilaç varsa bir iki kadeh içmenizin bir sakıncası var mıdır? Yoksa alkolden tamamen uzak mı durmalısınız? Bazı durumlarda ilaçları alkolle karıştırmak tehlikeli olabilir. Ayrıca bazı ilaçların alkolle etkileşime girmesi durumunda etkileri de azalabilir. Düzenli ilaç kullanırken alkol almanız hastalığın belirtilerini veya doğrudan hastalığın kendisini olumsuz etkileyebilir. Örneğin alkol, kan şekeri seviyelerini düşürdüğünden diyabet hastalığını kontrolden çıkartır. Ayrıca bir iki bardak da olsa alkol almak, ilaçların uyku getirici etkisini arttırarak sersemliğe sebep olabilir; bu da kişilerin araba veya tehlikeli makineler kullanması durumunda kazalara yol açabilir. Brown Üniversitesi’nden farmakolog Danya Qato’ya göre bazı ilaçların alkol ile karışması ölümcül sonuçlara bile sebep olabilir. Yaşlı insanların ilaçlarla alkolü karıştırması, genellikle gençlerden daha fazla ilaç kullandıkları için daha fazla risk teşkil ediyor. Aynı zamanda yaşlılarda alkol, motor becerilerini de etkiler; böylece düşme veya başka kaza risklerini artırır. Alkolün vücuttan atılma süreci yaşlanmayla birlikte yavaşlar; dolayısıyla alkol kişinin kanında daha uzun süre kalır. Yaygın kullanılan şu 8 ilaç alkol ile birlikte kullanılırsa ne olur? Aşağıdaki ilaçlar dışında başka bir ilaç kullanıyorsanız eczacınıza veya doktorunuza mutlaka danışın. Antidepresanlar Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre 12 yaş ve üstü her 10 Amerikalıdan biri antidepresan kullanıyor. Hem antidepresanlar, hem de alkol, merkezi sinir sistemini yavaşlattığından bu ikisinin birleşmesi beyindeki düşünme ve dikkat merkezlerini olumsuz etkiler. Antidepresanların alkolle birlikte alınması depresyon semptomlarını da arttırabilir. Qato, monoaminoksidaz inhibitörleri adı verilen antidepresan sınıfına giren ilaçları kullanan kişilerin ise tansiyonlarında tehlikeli artışların olabileceğine dikkat çekiyor. Zoloft, Prozac veya Paxil gibi seçici serotonin geri alım inhibitörleri sınıfına giren antidepresanların alkolle olumsuz etkileşim içine girdiklerine ilişkin daha az bulgu mevcut. Yine de bu ilaçları kullananlarda alkol sersemlik, baş dönmesi ve konsantrasyon bozukluğu yaratabilir. Kolesterol düşürücü ilaçlar Lipitor ve Crestor gibi statinler de en çok satılan ilaçlar arasında. Qato’ya göre, statin kullananlar alkolü abartmamalı, orta düzeyde tutmalı.  Ancak Qato, en büyük sorunun hem bu kolesterol düşürücü ilaçları alan hem de aşırı alkol sorunu olan kişilerde görüldüğünü söylüyor. Statin tedavisinin yan etkilerinden biri de karaciğer hasarı olduğundan düzenli statin kullanımı ile aşırı alkol alımı birleşince karaciğerde kalıcı hasara sebep olabiliyor. Tansiyon ve kalp ilaçları Daha önceden kalp krizi geçirmiş veya kalp yetmezliği, göğüs ağrısı veya anormal kalp ritmi tedavisi gören kişilerin kullandığı beta-blokerlerin etkisinin alkol tarafından azaltıldığını düşünülüyor. Bu nedenle doktorlar, beta-bloker kullanan hastaların alkol almasını yasaklıyor. Pennsylvania Üniversitesi Hastanesi’nden iç hastalıkları uzmanı Stacy Elder’a göre hipertansiyonu düzenlemek için veya kalp krizi ve felç tedavisinde kullanılan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE), alkolle reaksiyona girdiğinde tansiyonun çok düşmesine sebep olabilir. Bu durum ise kişide baş dönmesi hissine ve bayılmasına yol açabilir. Doğum kontrol hapları Planned Parenthood’a göre Amerika’daki 15 ile 44 yaş arası kadınların yaklaşık %17’si doğum kontrol hapı kullanıyor. Alkol, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda vücuttan daha yavaş atıldığı için bu tür hapları kullanan kadınlar daha hızlı sarhoş oluyor. Diyabet ilaçları Elder, alkolün yalnızca alınmasından hemen sonra değil sonraki 24 saat boyunca da kişinin şekerinin düşmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kişinin alkol almadan önce veya alma esnasında bir şeyler yiyerek kan şekeri seviyesini sabit tutması öneriliyor. Diyabet ilaçlarından bazılarının, kan şekerini düşürdüklerinden ve bu da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden alkolle alınmaması gerekiyor. Bu ilaçlardan biri, aşırı alkol alan kişilerde nadiren de olsa kötü sonuçlar verebilen metformin. Bu ilaç alkolle birlikte alındığında laktik asidoz yani kanda laktik asit birikmesi riskini arttırabiliyor ve kişide mide bulantısı veya güçsüzlük gibi belirtilere yol açıyor. Glimepiride gibi diyabet tedavisi için kullanılan diğer ilaçlar da alkolle karıştığında baş dönmesi, mide bulantısı, yüzde kızarma veya kan şekeri seviyesinin düşmesi gibi sorunlara yol açabiliyor. Reflü ve ülser ilaçları Elder, fazla alkolün mide ile yemek borusu arasındaki kasların gevşemesine yol açacağından reflüyü artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu da göğsünüzün üst kısmında bir yanma hissine ve ağzınızda ekşi bir tada sebep olur. Alkol, verdiği rahatsızlığın yanı sıra mide ve yemek borusunu çevreleyen tabakayı da aşındırabilir. Ayrıca üretilen mide asidi miktarını da arttıracağından hem reflü hem de ülser semptomlarını kötüleştirebilir. Elder mide ülseri olan kişilerin alkol almamasını, çünkü alkolün ülserin kendi kendini iyileştirme yeteneğini yavaşlattığını belirtiyor. Ağrı kesiciler Reçeteli veya reçetesiz ağrı kesiciler kullanılırken alkol almak, ağrı kesicinin etkisini yoğunlaştıracağından kişiye zarar verebilir. Parasetamol (Tylenol) içenlerin az miktarda alkol almasında bir sorun olmadığını belirten Qato, kronik içicilikle parasetamolün karışması durumunda karaciğerin zarar görebileceğini işaret ediyor. Aspirin ve ibuprofen gibi diğer reçetesiz ağrı kesiciler alınırken ise orta düzeyde alkol alınabilir. Ancak aspirin ve ibuprofen gibi alkol de mide iritasyonunu arttırabildiğinden düzenli olarak bu ağrı kesicileri kullananların çok alkol almamaya dikkat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu durum ülsere veya mide kanamasına sebep olabilir. Vicodin ve OxyContin gibi reçeteli ağrı kesiciler kullanılırken alkol alınmaması gerekiyor. Çünkü alkol bu ilaçların uyuşturucu etkisini arttırarak yorgunluğa ve şekerin düşmesine sebep oluyor. Uyuşturucu ilaçlarla alkolün karışması ayrıca kişinin düşünme ve motor becerilerine zarar verebiliyor ve nefes alma problemlerine yol açabiliyor. Uyku hapları Qato, uyku hapı alan kişilerin alkol kullanmaması gerektiğini söylüyor. Lunesta veya Ambien gibi hapları alkol ile karıştırmak tehlikeli olabilir. Alkol, uyku haplarının uyuşturucu etkisini ve beyindeki karamsar düşüncelerin oluştuğu bölümlerin faaliyetini arttırabilir ve baş dönmesi veya uyku sersemliğine sebep olabilir. Bu da düşme, yaralanma ve hatta trafik kazalarına yol açabilir. Uyku hapı ile birlikte çok fazla alkol tüketmek tansiyonun tehlikeli seviyelere inmesine, hatta nefes alma zorluğuna yol açabilir. Her ne kadar alkol insanların uykusunu getirse de aslında alkol almak uyku düzeninizi bozabilir ve gece daha sık uyanmanıza neden olabilir. Qato, alkol alanların uyku hapı almadan önce altı saat beklemesini öneriyor. Böylece ikisinin karışması engellendiği için rahat bir uyku çekebilirsiniz. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali">Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Düzenli olarak aldığınız bir veya daha fazla ilaç varsa bir iki kadeh içmenizin bir sakıncası var mıdır? Yoksa alkolden tamamen uzak mı durmalısınız?</p></blockquote>
<p>Bazı durumlarda ilaçları alkolle karıştırmak tehlikeli olabilir. Ayrıca bazı ilaçların alkolle etkileşime girmesi durumunda etkileri de azalabilir.</p>
<p>Düzenli ilaç kullanırken alkol almanız hastalığın belirtilerini veya doğrudan hastalığın kendisini olumsuz etkileyebilir. Örneğin alkol, kan şekeri seviyelerini düşürdüğünden diyabet hastalığını kontrolden çıkartır.</p>
<p>Ayrıca bir iki bardak da olsa alkol almak, ilaçların uyku getirici etkisini arttırarak sersemliğe sebep olabilir; bu da kişilerin araba veya tehlikeli makineler kullanması durumunda kazalara yol açabilir.</p>
<p>Brown Üniversitesi’nden farmakolog Danya Qato’ya göre bazı ilaçların alkol ile karışması ölümcül sonuçlara bile sebep olabilir.</p>
<p>Yaşlı insanların ilaçlarla alkolü karıştırması, genellikle gençlerden daha fazla ilaç kullandıkları için daha fazla risk teşkil ediyor. Aynı zamanda yaşlılarda alkol, motor becerilerini de etkiler; böylece düşme veya başka kaza risklerini artırır. Alkolün vücuttan atılma süreci yaşlanmayla birlikte yavaşlar; dolayısıyla alkol kişinin kanında daha uzun süre kalır.</p>
<p>Yaygın kullanılan şu 8 ilaç alkol ile birlikte kullanılırsa ne olur? Aşağıdaki ilaçlar dışında başka bir ilaç kullanıyorsanız eczacınıza veya doktorunuza mutlaka danışın.</p>
<p><strong>Antidepresanlar</strong></p>
<p>Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre 12 yaş ve üstü her 10 Amerikalıdan biri antidepresan kullanıyor. Hem antidepresanlar, hem de alkol, merkezi sinir sistemini yavaşlattığından bu ikisinin birleşmesi beyindeki düşünme ve dikkat merkezlerini olumsuz etkiler. Antidepresanların alkolle birlikte alınması depresyon semptomlarını da arttırabilir.</p>
<p>Qato, monoaminoksidaz inhibitörleri adı verilen antidepresan sınıfına giren ilaçları kullanan kişilerin ise tansiyonlarında tehlikeli artışların olabileceğine dikkat çekiyor. Zoloft, Prozac veya Paxil gibi seçici serotonin geri alım inhibitörleri sınıfına giren antidepresanların alkolle olumsuz etkileşim içine girdiklerine ilişkin daha az bulgu mevcut. Yine de bu ilaçları kullananlarda alkol sersemlik, baş dönmesi ve konsantrasyon bozukluğu yaratabilir.</p>
<p><strong>Kolesterol düşürücü ilaçlar</strong></p>
<p>Lipitor ve Crestor gibi statinler de en çok satılan ilaçlar arasında. Qato’ya göre, statin kullananlar alkolü abartmamalı, orta düzeyde tutmalı.  Ancak Qato, en büyük sorunun hem bu kolesterol düşürücü ilaçları alan hem de aşırı alkol sorunu olan kişilerde görüldüğünü söylüyor. Statin tedavisinin yan etkilerinden biri de karaciğer hasarı olduğundan düzenli statin kullanımı ile aşırı alkol alımı birleşince karaciğerde kalıcı hasara sebep olabiliyor.</p>
<p><strong>Tansiyon ve kalp ilaçları</strong></p>
<p>Daha önceden kalp krizi geçirmiş veya kalp yetmezliği, göğüs ağrısı veya anormal kalp ritmi tedavisi gören kişilerin kullandığı beta-blokerlerin etkisinin alkol tarafından azaltıldığını düşünülüyor. Bu nedenle doktorlar, beta-bloker kullanan hastaların alkol almasını yasaklıyor.</p>
<p>Pennsylvania Üniversitesi Hastanesi’nden iç hastalıkları uzmanı <strong>Stacy Elder</strong>’a göre hipertansiyonu düzenlemek için veya kalp krizi ve felç tedavisinde kullanılan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE), alkolle reaksiyona girdiğinde tansiyonun çok düşmesine sebep olabilir. Bu durum ise kişide baş dönmesi hissine ve bayılmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları</strong></p>
<p>Planned Parenthood’a göre Amerika’daki 15 ile 44 yaş arası kadınların yaklaşık %17’si doğum kontrol hapı kullanıyor. Alkol, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda vücuttan daha yavaş atıldığı için bu tür hapları kullanan kadınlar daha hızlı sarhoş oluyor.</p>
<p><strong>Diyabet ilaçları</strong></p>
<p>Elder, alkolün yalnızca alınmasından hemen sonra değil sonraki 24 saat boyunca da kişinin şekerinin düşmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kişinin alkol almadan önce veya alma esnasında bir şeyler yiyerek kan şekeri seviyesini sabit tutması öneriliyor.</p>
<p>Diyabet ilaçlarından bazılarının, kan şekerini düşürdüklerinden ve bu da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden alkolle alınmaması gerekiyor. Bu ilaçlardan biri, aşırı alkol alan kişilerde nadiren de olsa kötü sonuçlar verebilen metformin. Bu ilaç alkolle birlikte alındığında laktik asidoz yani kanda laktik asit birikmesi riskini arttırabiliyor ve kişide mide bulantısı veya güçsüzlük gibi belirtilere yol açıyor.</p>
<p>Glimepiride gibi diyabet tedavisi için kullanılan diğer ilaçlar da alkolle karıştığında baş dönmesi, mide bulantısı, yüzde kızarma veya kan şekeri seviyesinin düşmesi gibi sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Reflü ve ülser ilaçları</strong></p>
<p>Elder, fazla alkolün mide ile yemek borusu arasındaki kasların gevşemesine yol açacağından reflüyü artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu da göğsünüzün üst kısmında bir yanma hissine ve ağzınızda ekşi bir tada sebep olur.</p>
<p>Alkol, verdiği rahatsızlığın yanı sıra mide ve yemek borusunu çevreleyen tabakayı da aşındırabilir. Ayrıca üretilen mide asidi miktarını da arttıracağından hem reflü hem de ülser semptomlarını kötüleştirebilir. Elder mide ülseri olan kişilerin alkol almamasını, çünkü alkolün ülserin kendi kendini iyileştirme yeteneğini yavaşlattığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ağrı kesiciler</strong></p>
<p>Reçeteli veya reçetesiz ağrı kesiciler kullanılırken alkol almak, ağrı kesicinin etkisini yoğunlaştıracağından kişiye zarar verebilir.</p>
<p>Parasetamol (Tylenol) içenlerin az miktarda alkol almasında bir sorun olmadığını belirten Qato, kronik içicilikle parasetamolün karışması durumunda karaciğerin zarar görebileceğini işaret ediyor.</p>
<p>Aspirin ve ibuprofen gibi diğer reçetesiz ağrı kesiciler alınırken ise orta düzeyde alkol alınabilir. Ancak aspirin ve ibuprofen gibi alkol de mide iritasyonunu arttırabildiğinden düzenli olarak bu ağrı kesicileri kullananların çok alkol almamaya dikkat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu durum ülsere veya mide kanamasına sebep olabilir.</p>
<p>Vicodin ve OxyContin gibi reçeteli ağrı kesiciler kullanılırken alkol alınmaması gerekiyor. Çünkü alkol bu ilaçların uyuşturucu etkisini arttırarak yorgunluğa ve şekerin düşmesine sebep oluyor. Uyuşturucu ilaçlarla alkolün karışması ayrıca kişinin düşünme ve motor becerilerine zarar verebiliyor ve nefes alma problemlerine yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Uyku hapları</strong></p>
<p>Qato, uyku hapı alan kişilerin alkol kullanmaması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Lunesta veya Ambien gibi hapları alkol ile karıştırmak tehlikeli olabilir. Alkol, uyku haplarının uyuşturucu etkisini ve beyindeki karamsar düşüncelerin oluştuğu bölümlerin faaliyetini arttırabilir ve baş dönmesi veya uyku sersemliğine sebep olabilir. Bu da düşme, yaralanma ve hatta trafik kazalarına yol açabilir.</p>
<p>Uyku hapı ile birlikte çok fazla alkol tüketmek tansiyonun tehlikeli seviyelere inmesine, hatta nefes alma zorluğuna yol açabilir.</p>
<p>Her ne kadar alkol insanların uykusunu getirse de aslında alkol almak uyku düzeninizi bozabilir ve gece daha sık uyanmanıza neden olabilir.</p>
<p>Qato, alkol alanların uyku hapı almadan önce altı saat beklemesini öneriyor. Böylece ikisinin karışması engellendiği için rahat bir uyku çekebilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://www.livescience.com/41703-how-common-medications-interact-alcohol.html">Kaynak</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali">Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabetin önüne geçin!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-onune-gecin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 10:45:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[gökhan hotamışlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun etkinliğinin azalması sonucu kandaki şeker miktarının artması ile ortaya çıkan ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan, ciddi organ kayıplarına yol açan kronik bir hastalıktır. Uluslararası Diyabet Federasyonu&#8217;nun verilerine göre dünyada her 11 yetişkinden 1’i diyabet hastası olmakla birlikte, her 7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor. Bu rakamın 2040 yılında ise 642 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Gıda, beslenme ve sağlık alanında yapılan çalışmaları destekleyen Sabri Ülker Vakfı&#8217;nın aktardığı bilgilere göre en yaygın görülen türleri arasında Tip 1, Tip 2 Diyabet ve gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabet yer alıyor. Tip 1 diyabetli çocuklar ve yetişkinler, doktor ve diyetisyen kontrolünde uygulanan insülin tedavisi, beslenme tedavisi ve düzenli fiziksel aktivite ile sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Tüm diyabet vakalarının %90’ından sorumlu Tip 2 diyabette ise Tip 1&#8217;den farklı olarak pankreastan insülin salınımı gerçekleşiyor, ancak insülinin karaciğer, kas ve adipoz dokudaki etkinliği azalıyor. Tip 2 diyabet, genetik yatkınlığın yanı sıra şişmanlık, hareketsizlik gibi yaşam tarzına bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Gestasyonel diyabet ise ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkan, genellikle beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişikliği ile kontrol altına alınabilen, gerekli durumlarda insülin tedavisinin uygulandığı diyabet türü olarak öne çıkıyor. Tedavi, izlem ve yaşam tarzı değişikliğiyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak ihmal edilirse annenin ve bebeğin ileri yaşamda diyabete yakalanma riskinin %70-80 olduğu bildiriliyor. Korunmak için neler yapmalı? Vücut ağırlığı kontrol edilmeli. Risk, şişmanlık ile 7 kat, obezite ile 20-40 kat kadar artıyor. Fiziksel aktivite yapılmalı. Kasları çalıştırmak, hücrelerin insülin duyarlılığını artırarak kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor. Beslenme düzeni oluşturulmalı. Tam tahıllar, posa/lif içeriği ile mideyi daha yavaş terk ettiği ve besinlerin bağırsaktan geçiş zamanını uzattığı için kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlıyor. Akdeniz diyeti riski azaltmak için uygun bir beslenme modelidir. Hangi besinler nasıl tüketilmeli? İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, beslenme düzenine ilişkin şunları aktardı: Akşam yemeğinden sonra meyve, tatlı, un ve un mamulleri asla tüketilmemelidir. Aksi durum, sabah açlık kan şekerinizin yüksek çıkmasına sebep olur. Akşam yemekten sonra uyumadan 2 saat önce, 1 bardak ılık suya 2 yemek kaşığı kadar elma sirkesi konduktan sonra tüketilmesi hem göbek bölgesi yağlarınızın erimesine fayda sağlarken hem de sabah açlık kan şekerinizin düzenlenmesine yardımcı olacaktır. Muz, incir, üzüm, kavun, karpuz, dut, kayısı gibi şeker oranı daha yüksek meyveler yerine, daha ekşi meyveler tercih edilmelidir. Meyve ve sebzelerin uygun olanları kabuklu tüketilmelidir. Meyve seçenekleri ara öğünlerde tercih edilirken 15 dakika önce veya beraberinde peynir, ceviz, fındık, badem gibi protein değeri yüksek besinler ile tüketilmelidir. Kan şekerini hızla yükselten basit karbonhidratlar yerine, kan şekerini yavaş yükselten kompleks karbonhidratlar seçilmelidir. Beyaz ekmek yerine organik tam buğday ekmeği, ekşi mayalı ekmek, ruşeymli ekmek seçenekleri tercih edilmelidir. Yağda kızartmalar, kavurmalar (et-sebze-hamur işi) ve yağlı sos eklenmiş besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Sucuk, pastırma, salam ve sosis gibi işlenmiş besinler ile; karaciğer, beyin, böbrek gibi sakatatlardan uzak durulmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-onune-gecin">Diyabetin önüne geçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun etkinliğinin azalması sonucu kandaki şeker miktarının artması ile ortaya çıkan ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan, ciddi organ kayıplarına yol açan kronik bir hastalıktır. Uluslararası Diyabet Federasyonu&#8217;nun verilerine göre dünyada her 11 yetişkinden 1’i diyabet hastası olmakla birlikte, her 7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor. Bu rakamın 2040 yılında ise 642 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Gıda, beslenme ve sağlık alanında <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-obezite-tedavisinde-yeni-bir-kesif-nrf1-molekulu">yapılan çalışmaları</a> destekleyen Sabri Ülker Vakfı&#8217;nın aktardığı bilgilere göre en yaygın görülen türleri arasında Tip 1, Tip 2 Diyabet ve gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabet yer alıyor. <strong>Tip 1</strong> diyabetli çocuklar ve yetişkinler, doktor ve diyetisyen kontrolünde uygulanan insülin tedavisi, beslenme tedavisi ve düzenli fiziksel aktivite ile sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Tüm diyabet vakalarının %90’ından sorumlu <strong>Tip 2</strong> diyabette ise Tip 1&#8217;den farklı olarak pankreastan insülin salınımı gerçekleşiyor, ancak insülinin karaciğer, kas ve adipoz dokudaki etkinliği azalıyor. Tip 2 diyabet, genetik yatkınlığın yanı sıra şişmanlık, hareketsizlik gibi yaşam tarzına bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. <strong>Gestasyonel</strong> diyabet ise ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkan, genellikle beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişikliği ile kontrol altına alınabilen, gerekli durumlarda insülin tedavisinin uygulandığı diyabet türü olarak öne çıkıyor. Tedavi, izlem ve yaşam tarzı değişikliğiyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak ihmal edilirse annenin ve bebeğin ileri yaşamda diyabete yakalanma riskinin %70-80 olduğu bildiriliyor.</p>
<p><strong>Korunmak için neler yapmalı?</strong></p>
<ul>
<li>Vücut ağırlığı kontrol edilmeli. Risk, şişmanlık ile 7 kat, obezite ile 20-40 kat kadar artıyor.</li>
<li>Fiziksel aktivite yapılmalı. Kasları çalıştırmak, hücrelerin insülin duyarlılığını artırarak kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor.</li>
<li>Beslenme düzeni oluşturulmalı. Tam tahıllar, posa/lif içeriği ile mideyi daha yavaş terk ettiği ve besinlerin bağırsaktan geçiş zamanını uzattığı için kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlıyor. Akdeniz diyeti riski azaltmak için uygun bir beslenme modelidir.</li>
</ul>
<p><strong>Hangi besinler nasıl tüketilmeli?</strong></p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, beslenme düzenine ilişkin şunları aktardı:</p>
<ul>
<li>Akşam yemeğinden sonra meyve, tatlı, un ve un mamulleri asla tüketilmemelidir. Aksi durum, sabah açlık kan şekerinizin yüksek çıkmasına sebep olur.</li>
<li>Akşam yemekten sonra uyumadan 2 saat önce, 1 bardak ılık suya 2 yemek kaşığı kadar elma sirkesi konduktan sonra tüketilmesi hem göbek bölgesi yağlarınızın erimesine fayda sağlarken hem de sabah açlık kan şekerinizin düzenlenmesine yardımcı olacaktır.</li>
<li>Muz, incir, üzüm, kavun, karpuz, dut, kayısı gibi şeker oranı daha yüksek meyveler yerine, daha ekşi meyveler tercih edilmelidir. Meyve ve sebzelerin uygun olanları kabuklu tüketilmelidir.</li>
<li>Meyve seçenekleri ara öğünlerde tercih edilirken 15 dakika önce veya beraberinde peynir, ceviz, fındık, badem gibi protein değeri yüksek besinler ile tüketilmelidir.</li>
<li>Kan şekerini hızla yükselten basit karbonhidratlar yerine, kan şekerini yavaş yükselten kompleks karbonhidratlar seçilmelidir. Beyaz ekmek yerine organik tam buğday ekmeği, ekşi mayalı ekmek, ruşeymli ekmek seçenekleri tercih edilmelidir.</li>
<li>Yağda kızartmalar, kavurmalar (et-sebze-hamur işi) ve yağlı sos eklenmiş besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Sucuk, pastırma, salam ve sosis gibi işlenmiş besinler ile; karaciğer, beyin, böbrek gibi sakatatlardan uzak durulmalıdır.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-onune-gecin">Diyabetin önüne geçin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12021</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gökhan Hotamışlıgil’e mükemmel bir ödül</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/gokhan-hotamisligile-mukemmel-bir-odul</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Sep 2018 08:25:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[gökhan hotamışlıgil]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11039</guid>

					<description><![CDATA[<p>25 yıldır kendini metabolik – kompleks hastalıklar konusuna adamış ve bu bağlamda obezliği bu hastalıkların odağına oturtmuş ünlü bilim insanımız Gökhan Hotamışlıgil’e hakkettiği büyük ödül verildi: Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği (EASD) ve Novo Nordisk Vakfı Mükemmeliyet Ödülü. Hotamışlıgil&#8217;in 25 yıllık özverili çalışmaları, bu çalışmaların diyabet ve obezlik konusunda önemli yeniliklere, farkındalıklara, yol açmış olması ve yeni bilimsel araştırmaları tetiklemesi nedeniyle, alanında en büyük ödüllerden birini aldı&#8230; Bir baş belası hastalık Diyabet ve obezite tam bir baş belası. Diyabetle dünyada en az 425 milyon insan, obezite ile de 650 milyon insan, yani toplarsanız, dünyada en az 7 insandan 1’i cebelleşiyor. Obezite ve diyabeti, sadece obezite ve diyabet olarak görmeyin, bu ikili, kalp hastalıklarından tutun çok sayıda başka hastalıkları geliştiriyor. Özellikle obezitenin, “kalp”, ‘kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması gibi hastalıkları da geliştirdiği biliniyor. Hotamışlıgil, gönderdiğim tebrik mesajına verdiği yanıtta, bu hastalıklara, artık son zamanlarda astım, demans ve kanser gibi, obezite ile ilişkisi yeni fark edilen hastlalıkların da eklendiğini belirtiyor. Yani obezite, aşırı kiloluk durumu, tam bir baş belası ve ölümcül hastalık etkeni, kaynağı, yuvası! Yenilikçi ve çığır açıcı araştırmalar Bu tür ödüller, yenilikçi araştırmaları teşvik amacını da taşıyor ve kendi alanında çığır açıcı araştırmalara imza atanlara veriliyor. Ödül gerekçelerinde de bu vurgulanıyor: “Bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmalar, yaygın ve karmaşık hastalıkların genetik mekanizmaları ile yeni tedavi yöntemleri üzerine odaklanan ve çok yeni bir alan olan immunometabolism’de çığır açıcı yeni bilgilerin edinilmesine yol açtı. Keşifleri, metabolik hastalıkların anlaşılması ve tedavi edilmesinde kullanılan mevcut yaklaşımları oluşturdu. Ayrıca 100’den fazla öğrenci ve bilim insanını eğitti ve yol gösterici oldu&#8230; Olağanüstü çalışmaların sahibi ve çığır açıcı katkılar yaptı&#8230;” “Sana mantıklı geliyor mu?” Gökhan Hotamışlıgil uzun yıllardır tanıdığım ve çok yakından izlediğim bir bilim insanı. 25 yıldır büyük bir adanmışlıkla sürdürdüğü çalışmaları, en üst düzeyde bilim dergilerinde yayımlandı. Bana obezite-metabolik hastalıklarla enflamasyon arasındaki ilişkiyi ve döngüyü çizerek anlattığı ve büyük bir alçak gönüllülükle “Ne diyorsun, sana mantıklı geliyor mu” diye yönelttiği sorusunun da aramızda gülüşmelere yol açtığı zamanlardan, şimdi vardığı sonuçlar arasında bir uzun mesafe koşucusunu görüyorum. Bu ödül, bu koşuda önemli bir merhale. Daha büyük ödüllerin kapısı Eğer devam eden koşusunda daha büyük kesin sonuçlara ulaşması durumunda, çalışmalarının, şimdiki ödülünü aşacak daha büyük bilim ödülleriyle taçlanacağını biliyorum. Hotamışlıgil ödülü, öğrencileri, asistanları ve meslektaşları adına aldığını belirterek hepsinin sıradışı özveriliğini övüyor ve “İlkokuldan itibaren bana yol gösteren ve hayatımda büyük etkileri olan olağanüstü öğretmenlerim ve akıl hocalarımın yanı sıra 25 yıl boyunca çalışmalarımıza cömertçe destek sağlayan herkese minnettarım” diyor. Bilimsel başarımlarına bakın: 25 yıllık odaklanmanın bilimsel sonuçları da büyük tabii ki. 302 bilimsel yayın. Yüzlerce konferans. Akademilere üyelikler. Kitap bölümleri. Google Scholar indeksine göre, bilimsel araştırmalarına verilen 80.304 referans, yine bir başarım göstergesi olan h-indeksi 101. Bu göstergelerde dikkatimi çeken bir nokta da şu: Bu referansların yarısından çoğunu, 41.000’den fazlasını, son 5 yıl içinde almış. 101 h-indeksinden 75&#8217;ini de&#8230; Bu şu demek: Araştırmaları giderek daha dikkat çekici bir ivme kazanıyor ve bilim insanlarınca kullanılıyor. Yolu açık olsun&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 20 Eylül 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/gokhan-hotamisligile-mukemmel-bir-odul">Gökhan Hotamışlıgil’e mükemmel bir ödül</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>25 yıldır kendini metabolik – kompleks hastalıklar konusuna adamış ve bu bağlamda obezliği bu hastalıkların odağına oturtmuş ünlü bilim insanımız <strong>Gökhan Hotamışlıgil</strong>’e hakkettiği büyük ödül verildi:<strong> Avrupa Diyabet Araştırmaları Derneği (EASD) ve Novo Nordisk Vakfı</strong> <strong>Mükemmeliyet Ödülü</strong>.</p>
<p>Hotamışlıgil&#8217;in 25 yıllık özverili çalışmaları, bu çalışmaların diyabet ve obezlik konusunda önemli yeniliklere, farkındalıklara, yol açmış olması ve yeni bilimsel araştırmaları tetiklemesi nedeniyle, alanında en büyük ödüllerden birini aldı&#8230;</p>
<p><strong>Bir baş belası hastalık</strong></p>
<p>Diyabet ve obezite tam bir baş belası. Diyabetle dünyada en az 425 milyon insan, obezite ile de 650 milyon insan, yani toplarsanız, dünyada en az 7 insandan 1’i cebelleşiyor. Obezite ve diyabeti, sadece obezite ve diyabet olarak görmeyin, bu ikili, kalp hastalıklarından tutun çok sayıda başka hastalıkları geliştiriyor.</p>
<p>Özellikle obezitenin, “kalp”, ‘kalp-damar hastalıkları, diyabet, karaciğer yağlanması gibi hastalıkları da geliştirdiği biliniyor.</p>
<p>Hotamışlıgil, gönderdiğim tebrik mesajına verdiği yanıtta, bu hastalıklara, artık son zamanlarda astım, demans ve kanser gibi, obezite ile ilişkisi yeni fark edilen hastlalıkların da eklendiğini belirtiyor.</p>
<p>Yani <strong>obezite, aşırı kiloluk durumu, tam bir baş belası ve ölümcül hastalık etkeni, kaynağı, yuvası</strong>!</p>
<p><strong>Yenilikçi ve çığır açıcı araştırmalar</strong></p>
<p>Bu tür ödüller, yenilikçi araştırmaları teşvik amacını da taşıyor ve kendi alanında çığır açıcı araştırmalara imza atanlara veriliyor. Ödül gerekçelerinde de bu vurgulanıyor:</p>
<p>“Bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmalar, yaygın ve karmaşık hastalıkların genetik mekanizmaları ile yeni tedavi yöntemleri üzerine odaklanan ve çok yeni bir alan olan immunometabolism’de çığır açıcı yeni bilgilerin edinilmesine yol açtı. Keşifleri, metabolik hastalıkların anlaşılması ve tedavi edilmesinde kullanılan mevcut yaklaşımları oluşturdu. Ayrıca 100’den fazla öğrenci ve bilim insanını eğitti ve yol gösterici oldu&#8230; Olağanüstü çalışmaların sahibi ve çığır açıcı katkılar yaptı&#8230;”</p>
<p><strong>“Sana mantıklı geliyor mu?”</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-11045 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/09/hot-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/09/hot-300x168.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/09/hot.jpg 620w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Gökhan Hotamışlıgil uzun yıllardır tanıdığım ve çok yakından izlediğim bir bilim insanı. 25 yıldır büyük bir adanmışlıkla sürdürdüğü çalışmaları, en üst düzeyde bilim dergilerinde yayımlandı. Bana obezite-metabolik hastalıklarla enflamasyon arasındaki ilişkiyi ve döngüyü çizerek anlattığı ve büyük bir alçak gönüllülükle “<strong><em>N<strong>e di</strong>yorsun, sana mantıklı geliyor mu</em></strong>” diye yönelttiği sorusunun da aramızda gülüşmelere yol açtığı zamanlardan, şimdi vardığı sonuçlar arasında bir uzun mesafe koşucusunu görüyorum.</p>
<p>Bu ödül, bu koşuda önemli bir merhale.</p>
<p><strong>Daha büyük ödüllerin kapısı</strong></p>
<p>Eğer devam eden koşusunda daha büyük kesin sonuçlara ulaşması durumunda, çalışmalarının, şimdiki ödülünü aşacak daha büyük bilim ödülleriyle taçlanacağını biliyorum.</p>
<p>Hotamışlıgil ödülü, öğrencileri, asistanları ve meslektaşları adına aldığını belirterek hepsinin sıradışı özveriliğini övüyor ve <em>“İlkokuldan itibaren bana yol gösteren ve hayatımda büyük etkileri olan olağanüstü öğretmenlerim ve akıl hocalarımın yanı sıra 25 yıl boyunca çalışmalarımıza cömertçe destek sağlayan herkese minnettarım”</em> diyor.</p>
<p><strong>Bilimsel başarımlarına bakın:</strong></p>
<p>25 yıllık odaklanmanın bilimsel sonuçları da büyük tabii ki.</p>
<p>302 bilimsel yayın. Yüzlerce konferans. Akademilere üyelikler. Kitap bölümleri. Google Scholar indeksine göre, bilimsel araştırmalarına verilen 80.304 referans, yine bir başarım göstergesi olan h-indeksi 101.</p>
<p>Bu göstergelerde dikkatimi çeken bir nokta da şu: Bu referansların yarısından çoğunu, 41.000’den fazlasını, son 5 yıl içinde almış. 101 h-indeksinden 75&#8217;ini de&#8230;</p>
<p>Bu şu demek: Araştırmaları giderek daha dikkat çekici bir ivme kazanıyor ve bilim insanlarınca kullanılıyor.</p>
<p>Yolu açık olsun&#8230;</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 20 Eylül 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/gokhan-hotamisligile-mukemmel-bir-odul">Gökhan Hotamışlıgil’e mükemmel bir ödül</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11039</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Virüsler diyabet ve kanseri tetikliyor olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/virusler-diyabet-kanseri-tetikliyor-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Feb 2018 13:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[C. Ronald Kahn]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet tip 1]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Altındiş]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[peptitler]]></category>
		<category><![CDATA[PNAS]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mary K. Iacocca]]></category>
		<category><![CDATA[Richard DiMarchi]]></category>
		<category><![CDATA[VILP]]></category>
		<category><![CDATA[viral insulin-like peptides]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[virütik]]></category>
		<category><![CDATA[virütik insülin benzeri peptitler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Indiana Üniversitesi ve Joslin Diyabet Merkezi bilim insanları, insan hücrelerinde aktif olan ve insülin benzeri hormonlar üreten dört virüs tespit etti. Bu keşif, diyabet ya da kansere neden olabilecek biyolojik mekanizmaları ortaya çıkarmak için yeni imkanlar sağlayabilir. Joslin araştırmacılarından Emrah Altındiş, PNAS dergisine yaptığı açıklamada, &#8220;Araştırmamız, ‘mikrobiyal endokrinoloji’ olarak adlandırabileceğimiz yeni bir alan açılmasına yardımcı olabilir. Virüslerin ürettiği insülin benzeri hormon ve proteinlerin insan ve kemirgen hücreleri üzerinde etkili olabileceğini gördük. Bu süreçlerin incelenmesi, mikropların hastalıklardaki rolünü daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor&#8221; dedi. C. Ronald Kahn da, &#8220;Virüslerin ürettiği insülin benzeri hormonların keşfi, sadece diyabet için değil; diğer metabolik ve otoimmün rahatsızlıkların, hatta kanserin oluşumunda nasıl bir etkiye sahip olduğunu anlamamız açısından çok önemli&#8221; diyor. Harvard Tıp Fakültesi&#8217;nden Prof. Dr. Mary K. Iacocca &#8220;Dikkatimizi çeken şey, insülin benzeri dizileri olan dört virüs&#8221; diyor. Bu virüsler, balıkları enfekte ettiği bilinen bir virüs ailesinden geliyor. Joslin ekibi, bu virüslerin memelileri etkileyip etkilemeyeceğini anlamak için Indiana Üniversitesi kimya profesörü Richard DiMarchi ile işbirliği yaptı. DiMarchi de bu &#8220;virütik insülin benzeri peptitleri&#8221; (İng: viral insulin-like peptides, kısaca VILPs) kimyasal olarak sentezledi. Bilim insanları fare ve insan hücrelerinde deneyler yaparak bu peptitlerin, hormonlar gibi davranıp davranmadığını araştırdı. Deneyler sırasında VILP&#8217;lerin insan insülin reseptörlerine bağlanabileceği kanıtlandı. Bu, virüslerin enfekte ettiği canlı hücrelerinin, glikoz alıp büyümesine neden olabilir. Deney sırasında VILP enjekte edilen farelerde, daha düşük seviyelerde kan glikozu gözlemlendi, bu da diğer bir insülin eylemi işaretiydi. Ayrıca insan bağırsağında bulunan virüsler analiz edildiğinde, insanların bu virüslere maruz kaldığına dair kanıtlar bulundu. Kahn, &#8220;Bu virüslerin kesinlikle balıklara, kurbağa ve semenderler gibi amfibyumlara bulaştığı biliniyor, ancak insanlara bulaştığı bilinmiyor. Fakat insanlar balık yiyerek bu virüslere maruz kalabilir.” Bilim insanları şu an insan benzeri hormonlar üreten diğer virüsleri aramaya devam edecek. Kahn, &#8220;Bu henüz buz dağının görünen yüzü&#8221; diyor ve ekliyor &#8220;Memelilerde hastalık yapan ya da vücutta taşınan 300.000&#8217;den fazla virüs olduğu düşünülüyor ancak bunlardan yalnızca %2.5&#8217;i analiz edilmiş durumda. Bu nedenle daha fazla virütik hormon bulmak için çalışmaya devam edeceğiz.&#8221; Kahn, &#8220;Bu araştırma, tip 1 diyabet ve otoimmünite rahatsızlıklarının (özbağışıklık) yeni yönlerini de açığa çıkarabilir&#8221; diyor. &#8220;Bu ya da benzeri mikrobiyal insülin benzeri moleküllerin, vücutta tip 1 diyabet tepkisini başlatan çevresel bir tetikleyici olabileceğini düşünüyoruz.&#8221; Benzer bir durum, vücudun insüline düzgün tepki vermediği tip 2 diyabet ve obezite gibi metabolik hastalıklar için de geçerli. Bu virüsler, bazı kanser türlerinin de nedeni olabilir. Kahn &#8220;Virüsler bağırsağın içindeyse, ürettikleri VILP&#8217;ler bağırsak hücrelerini kontrolsüzce büyümeye teşvik edebilir, böylece bağırsaklarda tümörler ya da polipler oluşabilir&#8221; diyor. Bu tür virüslerin analiz edilmesi, hastalıkların nedenlerinin anlaşılması ve tedavilerin seyrini hızlandırmak açısından büyük önem taşıyor. Kaynak: https://www.technologynetworks.com/cancer-research/news/insulin-goes-viral-diabetes-and-cancer-causing-mechanisms-explored-297687</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/virusler-diyabet-kanseri-tetikliyor-olabilir">Virüsler diyabet ve kanseri tetikliyor olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Indiana Üniversitesi ve Joslin Diyabet Merkezi bilim insanları, insan hücrelerinde aktif olan ve insülin benzeri hormonlar üreten dört virüs tespit etti. Bu keşif, diyabet ya da kansere neden olabilecek biyolojik mekanizmaları ortaya çıkarmak için yeni imkanlar sağlayabilir.</p>
<div id="attachment_9285" style="width: 439px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9285" class="wp-image-9285 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/02/insulingoesv.jpg" alt="" width="429" height="258" /><p id="caption-attachment-9285" class="wp-caption-text">Emrah Altındiş (solda) ve Dr. C. Ronald Kahn (sağda)</p></div>
<p>Joslin araştırmacılarından <strong>Emrah Altındiş</strong>, PNAS dergisine yaptığı açıklamada, &#8220;Araştırmamız, ‘mikrobiyal endokrinoloji’ olarak adlandırabileceğimiz yeni bir alan açılmasına yardımcı olabilir. Virüslerin ürettiği insülin benzeri hormon ve proteinlerin insan ve kemirgen hücreleri üzerinde etkili olabileceğini gördük. Bu süreçlerin incelenmesi, mikropların hastalıklardaki rolünü daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>C. Ronald Kahn </strong>da, &#8220;Virüslerin ürettiği insülin benzeri hormonların keşfi, sadece diyabet için değil; diğer metabolik ve otoimmün rahatsızlıkların, hatta kanserin oluşumunda nasıl bir etkiye sahip olduğunu anlamamız açısından çok önemli&#8221; diyor.</p>
<p>Harvard Tıp Fakültesi&#8217;nden <strong>Prof. Dr. Mary K. Iacocca</strong> &#8220;Dikkatimizi çeken şey, insülin benzeri dizileri olan dört virüs&#8221; diyor. Bu virüsler, balıkları enfekte ettiği bilinen bir virüs ailesinden geliyor. Joslin ekibi, bu virüslerin memelileri etkileyip etkilemeyeceğini anlamak için Indiana Üniversitesi kimya profesörü <strong>Richard DiMarchi</strong> ile işbirliği yaptı. DiMarchi de bu &#8220;<strong>virütik insülin benzeri peptitleri&#8221;</strong> (İng: viral insulin-like peptides, kısaca <strong>VILP</strong>s) kimyasal olarak sentezledi.</p>
<p>Bilim insanları fare ve insan hücrelerinde deneyler yaparak bu peptitlerin, hormonlar gibi davranıp davranmadığını araştırdı. Deneyler sırasında VILP&#8217;lerin insan insülin reseptörlerine bağlanabileceği kanıtlandı. Bu, virüslerin enfekte ettiği canlı hücrelerinin, glikoz alıp büyümesine neden olabilir. Deney sırasında VILP enjekte edilen farelerde, daha düşük seviyelerde kan glikozu gözlemlendi, bu da diğer bir insülin eylemi işaretiydi. Ayrıca insan bağırsağında bulunan virüsler analiz edildiğinde, insanların bu virüslere maruz kaldığına dair kanıtlar bulundu. Kahn, &#8220;Bu virüslerin kesinlikle balıklara, kurbağa ve semenderler gibi amfibyumlara bulaştığı biliniyor, ancak insanlara bulaştığı bilinmiyor. Fakat insanlar balık yiyerek bu virüslere maruz kalabilir.”</p>
<p>Bilim insanları şu an insan benzeri hormonlar üreten diğer virüsleri aramaya devam edecek. Kahn, &#8220;Bu henüz buz dağının görünen yüzü&#8221; diyor ve ekliyor &#8220;Memelilerde hastalık yapan ya da vücutta taşınan 300.000&#8217;den fazla virüs olduğu düşünülüyor ancak bunlardan yalnızca %2.5&#8217;i analiz edilmiş durumda. Bu nedenle daha fazla virütik hormon bulmak için çalışmaya devam edeceğiz.&#8221;</p>
<p>Kahn, &#8220;Bu araştırma, tip 1 diyabet ve otoimmünite rahatsızlıklarının (özbağışıklık) yeni yönlerini de açığa çıkarabilir&#8221; diyor. &#8220;Bu ya da benzeri mikrobiyal insülin benzeri moleküllerin, vücutta tip 1 diyabet tepkisini başlatan çevresel bir tetikleyici olabileceğini düşünüyoruz.&#8221; Benzer bir durum, vücudun insüline düzgün tepki vermediği tip 2 diyabet ve obezite gibi metabolik hastalıklar için de geçerli.</p>
<p>Bu virüsler, bazı kanser türlerinin de nedeni olabilir. Kahn &#8220;Virüsler bağırsağın içindeyse, ürettikleri VILP&#8217;ler bağırsak hücrelerini kontrolsüzce büyümeye teşvik edebilir, böylece bağırsaklarda tümörler ya da polipler oluşabilir&#8221; diyor.</p>
<p>Bu tür virüslerin analiz edilmesi, hastalıkların nedenlerinin anlaşılması ve tedavilerin seyrini hızlandırmak açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.technologynetworks.com/cancer-research/news/insulin-goes-viral-diabetes-and-cancer-causing-mechanisms-explored-297687">https://www.technologynetworks.com/cancer-research/news/insulin-goes-viral-diabetes-and-cancer-causing-mechanisms-explored-297687</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/virusler-diyabet-kanseri-tetikliyor-olabilir">Virüsler diyabet ve kanseri tetikliyor olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9283</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bel çevresi ile sağlık arasındaki ilişki</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bel-cevresi-ile-saglik-arasindaki-iliski</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 12:33:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bel çevresi]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obezlik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7465</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel çevresi kaç santim olmalı? Kadınlar için 88 cm’i aşsın mı aşmasın mı?  88 santimetrelik bir bel çevresi sağlıklı olmanın gerçek bir göstergesi mi? Uzmanlar, tıpta temel alınan çoğu başka ilkelerde olduğu gibi, bu konuyla ilgili gerçeklerin de son derece kafa karıştırıcı olduğuna dikkat çekiyor. Küresel Obezliği Önleme Merkezi’nin yöneticisi ve Johns Hopkins Üniversitesi uluslararası sağlık uzmanlarından Dr. Bruce Y. Lee, “Bu da daha büyük ölçekli birtakım çalışmalar sonucunda elde edilen ancak yüzde yüz bir kesinlik içermeyen bir değeri yansıtıyor. Bu durumda, bel çevresi 88 santimetre olan bir kişinin 89 santimetre olan birinden çok daha sağlıklı olduğu da söylenemez” diyor. Lee’ye göre, bu türde genel kabul gören kurallar, binlerce kişinin imbikten geçirilmesi sonucunda elde edilen ve genellemelere dönüşen verileri temsil ediyor. Bel çevresiyle ilgili 88 santimetre ölçütü de A.B.D’de 16 yıl boyunca izlemeye alınan yaklaşık 45 bin kadından elde edilen verilere dayanıyor. 2008 yılında yayımlanan bu araştırma kapsamında bel çevresi 88 santimetreyi aşan kadınların kalp hastalıklarından ölme olasılıklarının, bel çevresi 71 santimetreden az olan kadınlara kıyasla iki kat daha yüksek olduğu görüldü. Araştırmacılar ayrıca bel çevresiyle ilgili değerleri en yüksek olan kadınların kanser ya da başka hastalıklara bağlı olarak yaşamlarını yitirme olasılıklarının da, en düşük değerlere sahip kadınlara kıyasla, daha yüksek olduğuna tanık oldular. Öyle ki, bel çevresi genişledikçe sağlıkla ilgili çekinceler de hızla artmaktaydı. Lee, “abdominal obezite” olarak da bilinen, bel çevresindeki aşırı miktarda yağ birikiminin tip 2 şeker hastalığı ve yüksek tansiyon ile de ilintili olduğunu belirtiyor. A.B.D Hastalıkları Denetleme ve Önleme Merkezi’ne göre, 20 yaşın üzerindeki kadınlarda ortalama bel kalınlığı 95 santimetre. Karın bölgesindeki yağlanmanın bedenin başka yerlerindeki yağlanmaya kıyasla sağlığı neden öylesine olumsuz etkilediği kesin olarak bilinmemekle birlikte, karındaki yağlanma gerçekten de farklı bir etki yaratıyor. Kimi bilim insanları bel çevresinde biriken yağ hücrelerinin hormonların olağan dengesini bozabileceğine, insülin duyarlılığı, kan şekeri ve kan basıncı gibi unsurları olumsuz yönde etkileyebileceğine inanıyorlar. Bu ve benzer başka araştırmalardan yola çıkan A.B.D. Kalp Birliği ve Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü gibi kurumlar sağlık açısından bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimetreyi geçmemesini öneriyorlar. Hayır erkekte 94 cm olsun! Uluslararası Diyabet Vakfı, daha da ileri giderek,  bel çevresiyle ilgili ölçütü Avrupalı kadınlar için 80, erkekler için de 94 santimetre olarak belirledi. Asyalı topluluklar için önerilen bel ölçülerinin daha da küçük olduğu, başka etnik topluluklarla ilgili olarak da henüz yeterince veri bulunmadığı belirtiliyor. Bu durumda, bel çevresi 93 santimetre olanlar telaşa kapılmalı mı? Minnesota Üniversitesi Obezliği Önleme Merkezi  eş başkanı  profesör Lisa Harnack’a göre, paniğe kapılmayı gerektirecek bir durum söz konusu olmayabilir. Harnack, gerçekte kalp hastalıkları ve tip 2 şeker hastalığıyla ilgili çok sayıda risk unsuru olduğuna, bel ölçüsünün bunlardan yalnızca birini oluşturduğuna dikkat çekiyor. Lee de bel çevresinin, tıpkı beden kitle indeksi gibi, sağlıkla ilgili çok sayıda ölçütten yalnızca birini oluşturduğunu, bu yüzden tek başına pek bir şey ifade etmeyeceğini belirtiyor. Tek başına ele alınan sağlıkla ilgili ölçütleri hastanın içinde bulunduğu kutudaki bir iğne deliğine benzeten Lee, bu ölçütlerden her birinin kişinin genel sağlığının yalnızca küçük bir parçasına ışık tutabildiğine dikkat çekiyor. Harnack ile Lee insanların fazla kilolu ve sağlıklı olabilecekleri gibi, zayıf ve sağlıksız da olabilecekleri görüşünde birleşiyor. Gel gelelim, genel kurala dönüş yaparak, bel çevresini önerilen ölçülere düşüren insanların genel sağlık durumlarında çok büyük bir olasılıkla olumlu değişiklikler meydana geleceğinin de altını çiziyorlar. Kaynak: Live Science, Mart 2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bel-cevresi-ile-saglik-arasindaki-iliski">Bel çevresi ile sağlık arasındaki ilişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bel çevresi kaç santim olmalı? Kadınlar için 88 cm’i aşsın mı aşmasın mı?  88 santimetrelik bir bel çevresi sağlıklı olmanın gerçek bir göstergesi mi? Uzmanlar, tıpta temel alınan çoğu başka ilkelerde olduğu gibi, bu konuyla ilgili gerçeklerin de son derece kafa karıştırıcı olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Küresel Obezliği Önleme Merkezi’nin yöneticisi ve Johns Hopkins Üniversitesi uluslararası sağlık uzmanlarından Dr. Bruce Y. Lee, “Bu da daha büyük ölçekli birtakım çalışmalar sonucunda elde edilen ancak yüzde yüz bir kesinlik içermeyen bir değeri yansıtıyor. Bu durumda, bel çevresi 88 santimetre olan bir kişinin 89 santimetre olan birinden çok daha sağlıklı olduğu da söylenemez” diyor.</p>
<p>Lee’ye göre, bu türde genel kabul gören kurallar, binlerce kişinin imbikten geçirilmesi sonucunda elde edilen ve genellemelere dönüşen verileri temsil ediyor. Bel çevresiyle ilgili 88 santimetre ölçütü de A.B.D’de 16 yıl boyunca izlemeye alınan yaklaşık 45 bin kadından elde edilen verilere dayanıyor.</p>
<p>2008 yılında yayımlanan bu araştırma kapsamında bel çevresi 88 santimetreyi aşan kadınların kalp hastalıklarından ölme olasılıklarının, bel çevresi 71 santimetreden az olan kadınlara kıyasla iki kat daha yüksek olduğu görüldü.</p>
<p>Araştırmacılar ayrıca bel çevresiyle ilgili değerleri en yüksek olan kadınların kanser ya da başka hastalıklara bağlı olarak yaşamlarını yitirme olasılıklarının da, en düşük değerlere sahip kadınlara kıyasla, daha yüksek olduğuna tanık oldular. Öyle ki, bel çevresi genişledikçe sağlıkla ilgili çekinceler de hızla artmaktaydı.</p>
<p>Lee, “<strong>abdominal obezite</strong>” olarak da bilinen, bel çevresindeki aşırı miktarda yağ birikiminin tip 2 şeker hastalığı ve yüksek tansiyon ile de ilintili olduğunu belirtiyor.</p>
<p>A.B.D Hastalıkları Denetleme ve Önleme Merkezi’ne göre, 20 yaşın üzerindeki kadınlarda ortalama bel kalınlığı 95 santimetre. Karın bölgesindeki yağlanmanın bedenin başka yerlerindeki yağlanmaya kıyasla sağlığı neden öylesine olumsuz etkilediği kesin olarak bilinmemekle birlikte, karındaki yağlanma gerçekten de farklı bir etki yaratıyor. Kimi bilim insanları bel çevresinde biriken yağ hücrelerinin hormonların olağan dengesini bozabileceğine, insülin duyarlılığı, kan şekeri ve kan basıncı gibi unsurları olumsuz yönde etkileyebileceğine inanıyorlar.</p>
<p>Bu ve benzer başka araştırmalardan yola çıkan <strong>A.B.D. Kalp Birliği ve Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü</strong> gibi kurumlar sağlık açısından bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimetreyi geçmemesini öneriyorlar.</p>
<p><strong>Hayır erkekte 94 cm olsun!</strong></p>
<p><strong>Uluslararası Diyabet Vakfı</strong>, daha da ileri giderek,  bel çevresiyle ilgili ölçütü Avrupalı kadınlar için 80, erkekler için de 94 santimetre olarak belirledi. Asyalı topluluklar için önerilen bel ölçülerinin daha da küçük olduğu, başka etnik topluluklarla ilgili olarak da henüz yeterince veri bulunmadığı belirtiliyor.</p>
<p>Bu durumda, bel çevresi 93 santimetre olanlar telaşa kapılmalı mı? Minnesota Üniversitesi Obezliği Önleme Merkezi  eş başkanı  profesör Lisa Harnack’a göre, paniğe kapılmayı gerektirecek bir durum söz konusu olmayabilir. Harnack, gerçekte kalp hastalıkları ve tip 2 şeker hastalığıyla ilgili çok sayıda risk unsuru olduğuna, bel ölçüsünün bunlardan yalnızca birini oluşturduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Lee de bel çevresinin, tıpkı beden kitle indeksi gibi, sağlıkla ilgili çok sayıda ölçütten yalnızca birini oluşturduğunu, bu yüzden tek başına pek bir şey ifade etmeyeceğini belirtiyor.</p>
<p>Tek başına ele alınan sağlıkla ilgili ölçütleri hastanın içinde bulunduğu kutudaki bir iğne deliğine benzeten Lee, bu ölçütlerden her birinin kişinin genel sağlığının yalnızca küçük bir parçasına ışık tutabildiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Harnack ile Lee insanların fazla kilolu ve sağlıklı olabilecekleri gibi, zayıf ve sağlıksız da olabilecekleri görüşünde birleşiyor. Gel gelelim, genel kurala dönüş yaparak, bel çevresini önerilen ölçülere düşüren insanların genel sağlık durumlarında çok büyük bir olasılıkla olumlu değişiklikler meydana geleceğinin de altını çiziyorlar.</p>
<p><strong>Kaynak: Live Science, Mart 2016</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bel-cevresi-ile-saglik-arasindaki-iliski">Bel çevresi ile sağlık arasındaki ilişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tuz tanesinden 500 kat daha küçük motor üretildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/tuz-tanesinden-500-kat-daha-kucuk-motor-uretildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 13:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç salımı]]></category>
		<category><![CDATA[jet motoru]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[nanomotor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teksas Üniversitesi’ndeki bilim insanları bugüne kadar yapılmış en küçük, en hızlı ve en uzun süre çalışabilen sentetik motoru yapmayı başardılar. Bu motor bir tuz tanesinden 500 kat daha küçük. Ancak bir jet motorunun dönüş hızında, 15 saat aralıksız çalışabiliyor. Ekibin geliştirdiği nanomotorun, yakın gelecekte kanser ve diyabet gibi, hücrelere doğrudan ilaç aktarımı gerektiren hastalıklarda ilaç salımı için kullanılması hedefleniyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/tuz-tanesinden-500-kat-daha-kucuk-motor-uretildi">Tuz tanesinden 500 kat daha küçük motor üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teksas Üniversitesi’ndeki bilim insanları bugüne kadar yapılmış en küçük, en hızlı ve en uzun süre çalışabilen sentetik motoru yapmayı başardılar.</p>
<p>Bu motor bir tuz tanesinden 500 kat daha küçük. Ancak bir jet motorunun dönüş hızında, 15 saat aralıksız çalışabiliyor.</p>
<p>Ekibin geliştirdiği nanomotorun, yakın gelecekte kanser ve diyabet gibi, hücrelere doğrudan ilaç aktarımı gerektiren hastalıklarda ilaç salımı için kullanılması hedefleniyor.</p>
<p><iframe width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/gwhO-AwliAQ?feature=oembed" frameborder="0" allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/tuz-tanesinden-500-kat-daha-kucuk-motor-uretildi">Tuz tanesinden 500 kat daha küçük motor üretildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5369</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 14:23:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet tip 1]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[lifli gıda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tokluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda 5 yaş altı çocuklara çok sık Tip 1 diyabet tanısı konduğu belirtildi. Çocuk ve ergenlik dönemi diyabet hastalarının %90’ında Tip 1 diyabet görülüyor. Diyabet, sadece yetişkinlere has bir hastalık değil. Genetik temelde çevresel faktörlerin tetiklediği Tip 1 diyabet, otoimmün bir hastalık. Yani bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz, bazen kendi vücudumuzdaki sağlıklı hücreleri de yabancı sanarak saldırabiliyor. Pankreasın insülin üreten beta hücrelerine karşı bir atak olduğunda da, insülin eksikliğine bağlı olarak diyabet ortaya çıkıyor. Bu durumda kişiye vücudunun ihtiyacı olan insülinin dışarıdan verilmesi gerekiyor. Belirtileri neler? Konuyla ilgili olarak *Prof. Dr. Serap Semiz, “çok su içme, sık idrara çıkma, idrar kaçırma” gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Semiz, fark edilmeyen belirtilerin ileride ağırlaşabileceğini ve “sıvı kaybı, kilo kaybı, kusma, karın ağrısı, nefeste aseton kokusu, sık soluk alma, bilinç bozukluğu, taşikardi, hipotansiyon ve şok” olarak ortaya çıkabileceğini belirtti. İlk tanıda hastaların %12-60’ında “diyabetik ketoasidoz” denen, vücutta metabolik dengesizliğe yol açan ve komaya kadar ilerleyebilen ağır bir klinik tablo gelişebileceğini kaydetti. Kan şekeri düzeyi Diyabet tanısı, açlık ve tokluktaki kan şekeri düzeyine bakılarak ölçülüyor. Buna göre, açlık kan şekerinin 126 mg/dl, rastgele bakılan kan şekerinin veya yemekten 2 saat sonra bakılan (tokluk) kan şekerinin ise 200 mg/dl ve üzerinde olması diyabeti düşündürüyor. Bir de üç ayda bir yapılan ve kandaki glikoz yoğunluğunu tespit etmeye yarayan HbA1c testinin, %5,8 ve üzerinde çıkması diyabet şüphesini güçlendiriyor. Nasıl tedavi edilir? Tip 1 diyabet, insülin tedavisi gerektiriyor. Ailenin yaşam biçimi, çocuğun okul saatleri dikkate alınarak düzenleme yapılması önem taşıyor. İnsülin dozunun, hipoglisemiye yol açmayacak biçimde, yaş ve kiloya göre ayarlanması gerekiyor. Beslenme düzeni ve egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası. Semiz’e göre, hastanın farklı gün ve öğünlerde farklı miktarda besin almasını sağlayan “karbonhidrat sayımı” modeli uygulanabilir. Düşük kolesterol ve yeterli miktarda lifli gıda tüketilebilir. Sporun faydası Spor, insülin duyarlılığını ve glukoz kullanımını artırıyor, kan basıncı ve lipid düzeyinde iyileşme sağlıyor. Spor yapan hasta zindelik kazanıyor, özgüveni artıyor. Fakat ağır egzersizden kaçınmak gerekiyor. Fazlası, hipogliseminin yanı sıra stres hormonlarını çoğaltıyor ve kan şekerini yükseltiyor. Bu yüzden, spor öncesi ve sonrasında kan şekerinin takip edilmesi gerekiyor. Bilinçlenmek önemli Diyabetin tedavisinde, tanısı konan hasta ve ailenin diyabet temel eğitimi ve beceri eğitimi alması, hastalığın yönetilebilmesi için önemli bir adım. Eğer eğitim tanıdan kısa bir süre sonra verilirse, hasta ve ailesi henüz hastaneden taburcu olmadan önce diyabeti yönetebiliyor ve acil sorunlar ile başa çıkabilecek hale geliyor. Diyabetin takibinde hastanın günde 4-6 kez kan şekerinin ölçülmesi ve kayıtlarının tutulması ise çok önemli. Semiz, kan şekeri 250 mg/dl değerinin üstünde olduğunda, kusma ve enfeksiyon, karın ağrısı durumlarında kan veya idrarda mutlaka “keton ölçümü” önerilmesi gerektiğini söylüyor. Çocuğun 3 ay ara ile yapılacak fiziki muayene ile büyüme gelişmesinin değerlendirilmesi, yılda en az 3-4 defa HbA1c ölçümü ve komplikasyonlara yönelik yıllık değerlendirmeler de diyabetin takip ve tedavisinde önem taşıyor. *Prof. Dr. Serap Semiz Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı / Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor">Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda 5 yaş altı çocuklara çok sık Tip 1 diyabet tanısı konduğu belirtildi. Çocuk ve ergenlik dönemi diyabet hastalarının %90’ında Tip 1 diyabet görülüyor. Diyabet, sadece yetişkinlere has bir hastalık değil.</p>
<p>Genetik temelde çevresel faktörlerin tetiklediği Tip 1 diyabet, otoimmün bir hastalık. Yani bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz, bazen kendi vücudumuzdaki sağlıklı hücreleri de yabancı sanarak saldırabiliyor. Pankreasın insülin üreten beta hücrelerine karşı bir atak olduğunda da, insülin eksikliğine bağlı olarak diyabet ortaya çıkıyor. Bu durumda kişiye vücudunun ihtiyacı olan insülinin dışarıdan verilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Belirtileri neler?</strong></p>
<p>Konuyla ilgili olarak <strong>*Prof. Dr. Serap Semiz</strong>, “çok su içme, sık idrara çıkma, idrar kaçırma” gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Semiz, fark edilmeyen belirtilerin ileride ağırlaşabileceğini ve “sıvı kaybı, kilo kaybı, kusma, karın ağrısı, nefeste aseton kokusu, sık soluk alma, bilinç bozukluğu, taşikardi, hipotansiyon ve şok” olarak ortaya çıkabileceğini belirtti. İlk tanıda hastaların %12-60’ında “diyabetik ketoasidoz” denen, vücutta metabolik dengesizliğe yol açan ve komaya kadar ilerleyebilen ağır bir klinik tablo gelişebileceğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kan şekeri düzeyi</strong></p>
<p>Diyabet tanısı, açlık ve tokluktaki kan şekeri düzeyine bakılarak ölçülüyor. Buna göre, açlık kan şekerinin 126 mg/dl, rastgele bakılan kan şekerinin veya yemekten 2 saat sonra bakılan (tokluk) kan şekerinin ise 200 mg/dl ve üzerinde olması diyabeti düşündürüyor. Bir de üç ayda bir yapılan ve kandaki glikoz yoğunluğunu tespit etmeye yarayan HbA1c testinin, %5,8 ve üzerinde çıkması diyabet şüphesini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>Nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Tip 1 diyabet, insülin tedavisi gerektiriyor. Ailenin yaşam biçimi, çocuğun okul saatleri dikkate alınarak düzenleme yapılması önem taşıyor. İnsülin dozunun, hipoglisemiye yol açmayacak biçimde, yaş ve kiloya göre ayarlanması gerekiyor. Beslenme düzeni ve egzersiz tedavinin ayrılmaz bir parçası. Semiz’e göre, hastanın farklı gün ve öğünlerde farklı miktarda besin almasını sağlayan “karbonhidrat sayımı” modeli uygulanabilir. Düşük kolesterol ve yeterli miktarda lifli gıda tüketilebilir.</p>
<p><strong>Sporun faydası</strong></p>
<p>Spor, insülin duyarlılığını ve glukoz kullanımını artırıyor, kan basıncı ve lipid düzeyinde iyileşme sağlıyor. Spor yapan hasta zindelik kazanıyor, özgüveni artıyor. Fakat ağır egzersizden kaçınmak gerekiyor. Fazlası, hipogliseminin yanı sıra stres hormonlarını çoğaltıyor ve kan şekerini yükseltiyor. Bu yüzden, spor öncesi ve sonrasında kan şekerinin takip edilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bilinçlenmek önemli</strong></p>
<p>Diyabetin tedavisinde, tanısı konan hasta ve ailenin diyabet temel eğitimi ve beceri eğitimi alması, hastalığın yönetilebilmesi için önemli bir adım. Eğer eğitim tanıdan kısa bir süre sonra verilirse, hasta ve ailesi henüz hastaneden taburcu olmadan önce diyabeti yönetebiliyor ve acil sorunlar ile başa çıkabilecek hale geliyor. Diyabetin takibinde hastanın günde 4-6 kez kan şekerinin ölçülmesi ve kayıtlarının tutulması ise çok önemli. Semiz, kan şekeri 250 mg/dl değerinin üstünde olduğunda, kusma ve enfeksiyon, karın ağrısı durumlarında kan veya idrarda mutlaka “keton ölçümü” önerilmesi gerektiğini söylüyor. Çocuğun 3 ay ara ile yapılacak fiziki muayene ile büyüme gelişmesinin değerlendirilmesi, yılda en az 3-4 defa HbA1c ölçümü ve komplikasyonlara yönelik yıllık değerlendirmeler de diyabetin takip ve tedavisinde önem taşıyor.</p>
<p><strong>*Prof. Dr. Serap Semiz</strong> Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı / Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediyatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabetin-gorulme-yasi-giderek-dusuyor">Diyabetin görülme yaşı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabet artış oranı açısından Avrupa birincisiyiz</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-artis-orani-acisindan-avrupa-birincisiyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2016 14:43:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[fast food]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4237</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin Avrupa’da diyabetin en fazla artış yaşandığı ülke olduğunu belirten Türkiye Diyabet Vakfı Kurucu Başkanı Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, ülkemizde diyabetin 10 yıl içinde %100 artarak, Avrupa’nın 4 katı artış gösterdiğini ve bu artışın beklenen oranı ikiye katladığını açıkladı. 2016 Diyabet Atlası verilerine göre Türkiye’de diyabetin görülme sıklığı %14.5’e yükselmiş. Diyabet bulaşıcı bir hastalık gibi artış gösteriyor Dünyada 450 milyon diyabetli var. 20 yıl sonra bu sayının %60 artarak yaklaşık 800 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre, dünya tarihinde ilk kez bir sonraki kuşağın ömrü, önceki kuşaktan daha kısa olabilir. Bunun sebebi olarak yeni kuşağın hareketsiz bir yaşam sürmesi ve kötü beslenmesi gösteriliyor. Diyabet, obezite ve bununla doğru orantılı olarak kalp damar hastalıkları ve kronik hastalıklarda büyük bir artış söz konusu. Bu riski gören Birleşmiş Milletler tarihinde bir hastalıkla mücadele için dördüncü kez toplandı. Bunlardan ilki sıtma, ikincisi tüberküloz, üçüncüsü ise AIDS’ti. Dördüncü toplantının diyabet için düzenlenmesi artış hızının ne kadar ürkütücü bir boyuta geldiğini ortaya koyuyor. Diyabet, ülkemizde en yüksek ölüm nedeni olan altı hastalığın bir numaralı nedeni Diyabetin artış hızının durdurulmasının son derece önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Temel Yılmaz, iyi tedavi alan ve yaşam tarzına dikkat eden hastaların sağlıklı bireyler gibi hayatlarına devam edebilecekleri belirtti. İyi tedavi edilmeyen diyabet hastalarının karşılaşabileceği riskler ise şöyle: 1.Her 2 diyabet hastasından biri kalp hastalığı sebebiyle hayatını kaybediyor. 2.Her 2 diyabet hastasından birinde nöropati yani sinir sistemlerinde hasar görülüyor. 3.Diyabet ABD’de son aşamaya gelmiş böbrek yetersizliği vakalarının %50’sinden sorumlu. 4.Diyabet hastalarında normal hastalara göre 15 kat daha fazla ampütasyon yani uzuv kaybı yaşanıyor. 5.Diyabet 20 yaş üstü körlük nedenlerinde birinci sırada. Ciddi diyabetik retinopati gelişen hastaların %50’si tanıyı takip eden 5 yıl içinde kör olabiliyor. 6.Depresyon, diyabet hastalarında 2 kat daha fazla. 7.Tip 2 diyabet demans (Hafıza kaybı) riskini 3 kat artırıyor. 8.Diyabet hastalarının ölüm riski diyabet hastası olmayanlara göre 2 kat daha fazla. Türkiye hala diyabetin farkında değil Yapılan çalışmalara göre Türkiye’de Diyabet Farkındalık oranı %36 civarında. Halkın %64’ü diyabeti bilmiyor. Bu nedenle ciddiye almıyor. Nüfusta %15 oranı olan bir hastalığı nüfusun üçte ikisinin bilmemesi ülke açısından çok üzücü. Çünkü diyabet yaşam boyu süren bir hastalık. Süreç içinde ciddi organ hasarları gelişebiliyor ve birçok hastalığı tetikliyor. Diyabet gençlerde yayılıyor Özellikle gençler diyabet konusunda en bilgisiz kesim. Bu nedenle diyabetten korunmak için önlem almıyor. Ağırlıklı fast-food’un olduğu gıdalarla kötü besleniyor, spor yapmıyor. Bu nedenle diyabet gençlerde hızla yayılıyor. Amerikan tipi burger, cips, sosis, kalorili içecekler, diyabetin tetikleyicisi ama daha da önemlisi milli “fast-food”umuz! Milli “fast-food”, güneydoğu Anadolu mutfağının hızlı yiyecek tipine dönüştürülmüş hali. Lahmacun, dürüm, kebap özellikle gençler arasında yaygın ve diyabeti tetikleyen beslenme modeli. Ayrıca spordan uzak, saatlerce bilgisayar, akıllı telefon, Ipad’lerin önünde geçirilen hareketsiz yaşam da gençlerde obeziteyi, arkasından şişmanlığı getiriyor. Sonuçta diyabet ülkemiz için alarm veriyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-artis-orani-acisindan-avrupa-birincisiyiz">Diyabet artış oranı açısından Avrupa birincisiyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Avrupa’da diyabetin en fazla artış yaşandığı ülke olduğunu belirten Türkiye Diyabet Vakfı Kurucu Başkanı Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, ülkemizde diyabetin 10 yıl içinde %100 artarak, Avrupa’nın 4 katı artış gösterdiğini ve bu artışın beklenen oranı ikiye katladığını açıkladı. 2016 Diyabet Atlası verilerine göre Türkiye’de diyabetin görülme sıklığı %14.5’e yükselmiş.</p>
<p><strong>Diyabet bulaşıcı bir hastalık gibi artış gösteriyor</strong></p>
<p>Dünyada 450 milyon diyabetli var. 20 yıl sonra bu sayının %60 artarak yaklaşık 800 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’ne göre, dünya tarihinde ilk kez bir sonraki kuşağın ömrü, önceki kuşaktan daha kısa olabilir. Bunun sebebi olarak yeni kuşağın hareketsiz bir yaşam sürmesi ve kötü beslenmesi gösteriliyor.</p>
<p>Diyabet, obezite ve bununla doğru orantılı olarak kalp damar hastalıkları ve kronik hastalıklarda büyük bir artış söz konusu.</p>
<p>Bu riski gören Birleşmiş Milletler tarihinde bir hastalıkla mücadele için dördüncü kez toplandı. Bunlardan ilki sıtma, ikincisi tüberküloz, üçüncüsü ise AIDS’ti. Dördüncü toplantının diyabet için düzenlenmesi artış hızının ne kadar ürkütücü bir boyuta geldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Diyabet, ülkemizde en yüksek ölüm nedeni olan altı hastalığın bir numaralı nedeni</strong></p>
<p>Diyabetin artış hızının durdurulmasının son derece önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Temel Yılmaz, iyi tedavi alan ve yaşam tarzına dikkat eden hastaların sağlıklı bireyler gibi hayatlarına devam edebilecekleri belirtti.</p>
<p>İyi tedavi edilmeyen diyabet hastalarının karşılaşabileceği riskler ise şöyle:</p>
<p>1.Her 2 diyabet hastasından biri kalp hastalığı sebebiyle hayatını kaybediyor.<br />
2.Her 2 diyabet hastasından birinde nöropati yani sinir sistemlerinde hasar görülüyor.<br />
3.Diyabet ABD’de son aşamaya gelmiş böbrek yetersizliği vakalarının %50’sinden sorumlu.<br />
4.Diyabet hastalarında normal hastalara göre 15 kat daha fazla ampütasyon yani uzuv kaybı yaşanıyor.<br />
5.Diyabet 20 yaş üstü körlük nedenlerinde birinci sırada. Ciddi diyabetik retinopati gelişen hastaların %50’si tanıyı takip eden 5 yıl içinde kör olabiliyor.<br />
6.Depresyon, diyabet hastalarında 2 kat daha fazla.<br />
7.Tip 2 diyabet demans (Hafıza kaybı) riskini 3 kat artırıyor.<br />
8.Diyabet hastalarının ölüm riski diyabet hastası olmayanlara göre 2 kat daha fazla.</p>
<p><strong>Türkiye hala diyabetin farkında değil</strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre Türkiye’de Diyabet Farkındalık oranı %36 civarında. Halkın %64’ü diyabeti bilmiyor. Bu nedenle ciddiye almıyor. Nüfusta %15 oranı olan bir hastalığı nüfusun üçte ikisinin bilmemesi ülke açısından çok üzücü. Çünkü diyabet yaşam boyu süren bir hastalık. Süreç içinde ciddi organ hasarları gelişebiliyor ve birçok hastalığı tetikliyor.</p>
<p><strong>Diyabet gençlerde yayılıyor</strong></p>
<p>Özellikle gençler diyabet konusunda en bilgisiz kesim. Bu nedenle diyabetten korunmak için önlem almıyor. Ağırlıklı fast-food’un olduğu gıdalarla kötü besleniyor, spor yapmıyor. Bu nedenle diyabet gençlerde hızla yayılıyor.</p>
<p>Amerikan tipi burger, cips, sosis, kalorili içecekler, diyabetin tetikleyicisi ama daha da önemlisi milli “fast-food”umuz!</p>
<p>Milli “fast-food”, güneydoğu Anadolu mutfağının hızlı yiyecek tipine dönüştürülmüş hali. Lahmacun, dürüm, kebap özellikle gençler arasında yaygın ve diyabeti tetikleyen beslenme modeli.</p>
<p>Ayrıca spordan uzak, saatlerce bilgisayar, akıllı telefon, Ipad’lerin önünde geçirilen hareketsiz yaşam da gençlerde obeziteyi, arkasından şişmanlığı getiriyor.</p>
<p>Sonuçta diyabet ülkemiz için alarm veriyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-artis-orani-acisindan-avrupa-birincisiyiz">Diyabet artış oranı açısından Avrupa birincisiyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4237</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabet hastalarının bileğine mini laboratuvar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/diyabet-hastalarinin-bilegine-mini-laboratuar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2016 09:27:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bileklik]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[sensör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet hastaları günde üç ila altı kez kan şekerlerini ölçmek zorundalar. Bunun için parmaklarına iğne batırarak kanı özel test makinesinde test ederler. Bu şekilde kan şekeri seviyesini öğrenerek kullanacakları ensülin miktarını belirler. Bu zahmetli iş yerine otomatik bir sistem olsaydı çok daha pratik olurdu. Ve ne iyi ki bu düşünce yakında gerçeğe dönüşebilecek. Nitekim Koreli bilim insanları diyabet hastasının bileğine yapıştırılarak kullanılabilen plaster büyüklüğünde bir mini laboratuvar geliştirdiler. Kan şekerini ter üzerinden ölçen alet, glikoz seviyesinin yükselmesi halinde mikro iğnelerle kana etki maddeleri (ensülin dışında örneğin Metformin de verilmesi gerekebiliyor) aşılıyor. Alet, saydam bir plaster biçiminde. Sensör implantı gerekmiyor, hastalar ölçüm aletini bileklerine yapıştıracaklar. Entegre sensörler, iki boyutlu karbon ve altından üretilmiş ve bunlar taşınabilir elektrokimyasal analiz aletiyle bağlantılı. Bu alet ise ölçüm verilerini akıllı telefona iletiyor. Sistemin işlerliği fareler ve iki hasta üzerinde kanıtlandı. Uzmanlar bundan sonra piyasaya uygun bir alet geliştirmek için çalışırken, sensörlerin ömür süresini ve spor veya aşırı sıcakta fazla terleme durumunda ne olacağını test edecekler. Kaynak: www.nature.com/nnano/journal/vaop/ncurrent/full/nnano.2016.38.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/diyabet-hastalarinin-bilegine-mini-laboratuar">Diyabet hastalarının bileğine mini laboratuvar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabet hastaları günde üç ila altı kez kan şekerlerini ölçmek zorundalar. Bunun için parmaklarına iğne batırarak kanı özel test makinesinde test ederler. Bu şekilde kan şekeri seviyesini öğrenerek kullanacakları ensülin miktarını belirler.</p>
<p>Bu zahmetli iş yerine otomatik bir sistem olsaydı çok daha pratik olurdu. Ve ne iyi ki bu düşünce yakında gerçeğe dönüşebilecek. Nitekim Koreli bilim insanları diyabet hastasının bileğine yapıştırılarak kullanılabilen plaster büyüklüğünde bir mini laboratuvar geliştirdiler. Kan şekerini ter üzerinden ölçen alet, glikoz seviyesinin yükselmesi halinde mikro iğnelerle kana etki maddeleri (ensülin dışında örneğin Metformin de verilmesi gerekebiliyor) aşılıyor.</p>
<p>Alet, saydam bir plaster biçiminde. Sensör implantı gerekmiyor, hastalar ölçüm aletini bileklerine yapıştıracaklar. Entegre sensörler, iki boyutlu karbon ve altından üretilmiş ve bunlar taşınabilir elektrokimyasal analiz aletiyle bağlantılı. Bu alet ise ölçüm verilerini akıllı telefona iletiyor. Sistemin işlerliği fareler ve iki hasta üzerinde kanıtlandı. Uzmanlar bundan sonra piyasaya uygun bir alet geliştirmek için çalışırken, sensörlerin ömür süresini ve spor veya aşırı sıcakta fazla terleme durumunda ne olacağını test edecekler.</p>
<p><em><strong>Kaynak: <a href="http://www.nature.com/nnano/journal/vaop/ncurrent/full/nnano.2016.38.html">www.nature.com/nnano/journal/vaop/ncurrent/full/nnano.2016.38.html</a></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/diyabet-hastalarinin-bilegine-mini-laboratuar">Diyabet hastalarının bileğine mini laboratuvar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3648</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Diyabet hastalığı önlenebilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-hastaligi-onlenebilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2016 15:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabete yakalanan hasta sayısı tüm dünyada giderek artan bir hızla çoğalıyor. Diyabet hastalarındaysa hastalığın gelişimine de neden olan sağlıksız beslenme koşulları, hareketsiz yaşam tarzı, eğitim eksikliği gibi faktörlerin devamlılığı da diyabete bağlı komplikasyonları, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, enfeksiyonlar ve ölüm oranını artırıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu tahminlerine göre tüm dünyada 2015’te, 11 yetişkinden 1’i diyabetli. (415 milyon) %9 2 diyabetli yetişkinden 1’ine (%46,5) teşhis konulmamış yani diyabetli olduğunu bilmiyor. 7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor. Diyabet hastalarının dörtte üçü (%75) düşük ve orta gelir ve eğitim düzeyindeki ülkelerde yaşıyor. 542,000 çocuk tip 1 diyabet hastası. Her 6 saniyede 1 kişi diyabet hastalığından hayatını kaybediyor. (hayatını kaybedenlerin sayısı 5 milyon) Küresel sağlık harcamalarının %12’si, diyabete harcanıyor. (673 milyar ABD Doları) 2015-2040 yılları arasındaki tahmini prevelansın % 8,8 (%7,2-11,4) &#8216;den %10,4 (%8,5- 12,5)&#8217;e çıkması bekleniyor. Türkiye’de kötüye gidiş Türkiye&#8217;deyse diyabetli hasta sayılarındaki kötüye gidişin ilk bulguları 2010 yılında açıklanan TURDEP-II çalışması (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması) ile ortaya çıkmış ve 12 yılda diyabet sıklığının %90 artarak, %7.7’den %13.7’e çıktığı saptanmıştı. İlki 2006’da yapılan ve toplam 5 yıllık dönemdeki değişim oranlarını gösteren CREDIT İnsidans çalışmasına göre, 2006’da %12,7 olan diyabet sıklığı, 2011 yılında CREDIT-2 çalışmasında %18,3’e yükseldiği gözlenmiş. Türkiye obezite ve diyabet gelişiminin hızlı olduğu ülkeler arasında yer aldığından diyabet prevelansının artışının da küresel tahminlerin üzerinde olması söz konusudur. Orta, ileri yaşta ortaya çıkan şeker hastalığı genetik mirasımızdan etkilendiği gibi beslenme şeklimize, yeterince hareket edip etmememize ve obeziteye bağlı gelişir. Ailede özellikle birinci derece akrabalarda 2.tip şeker hastalığı olması kişide şeker hastalığı gelişmesini olası kılmaktadır. Ancak genetik olarak şeker hastalığına yakalanma olasılığınız çok düşük olsa bile sağlıksız beslenme, aşırı karbonhidrat tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı ve akabinde gelişen obezite şeker hastalığı gelişimi için asıl risk faktörüdür. Bu bağlamda genetik mirasımızı değiştirmek şu an için uygulanbilir olmasa da şeker hastalığına yakalanma riskini azaltmak, şeker hastalığı gelişen hastalar için hastalığın yol açtığı yıkıcı sonuçları en aza indirmek hatta ortadan kaldırmak olasıdır. Temel bir hormon İnsülin, pankreastan salınıp alınan besinlerin dokular tarafından kullanılmasını sağlayan temel hormonlardan biridir. Yiyeceklerle aldığımız şekerin dokulara alınıp kandaki şeker oranının düşürülmesi insülinin temel işlevidir. Şeker hastalığı temel olarak iki gruba ayrılır. 1.tip, genellikle çocuk ve gençlerde görülen pankreasın insülin üretemediği durumda ortaya çıkar. Kanda yeterince hatta fazlaca insülin bulunmasına rağmen insülinin işlev göremediği 2. Tip şeker hastalığı ne yazık ki artık genç hastalarda da görülmekteyse de daha ileri yaşlarda beklenen şeklidir. Gerek insülin yokluğunda gerekse insülinin işlevselliğini yitirmesinde ortaya çıkan sonuç besinlerle alınan şekerin dokular tarafından kullanılamadan kan düzeyinin yükselmesidir. Kan şekerindeki yükseklik ise şeker hastalığının böbrekler üzerinde, kalp damar sistemi üzerinde, sinirler üzerindeki hasar yaratıcı etkilerinden sorumludur. İnsülin salınımı iki fazlıdır. Süreli olarak düşük miktarda salınımı besin alımıyla gerçekleşen artışlar izler. Aldığımızın besinlerin yapı taşları olan karbonhidrat ve yağ asitlerinin hücrelere, dokulara girmesi ancak insülinle hücre arasındaki sağlıklı iletişimle mümkündür. Bu bağlamda insülini depo yapıcı hormon olarak tanımlamak mümkündür. Uzun süreli yokluğunun yaşamla bağdaşmadığı aşikar olan bu hormonun vücutta fazla salınması, kanda yüksek miktarda bulunması da insülinin hücre düzeyinde dirençle karşılaşması ve insülin direnci dediğimiz diyabet öncüsü duruma yol açmaktadır. Hipoglisemi olarak tanımlanan, kanda şeker miktarının olması gereken sınırların altına düşmesi de kanda insülin düzeyinin yüksek olmasıyla gelişir. Ani gelişen ileri hipoglisemi sürekli şeker yüksekliğinden daha da tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Farklı yiyeceklerde farklı salınım İnsülin yediğimiz her yiyecekle aynı miktarda salınmaz. İnsülinin aşırı miktarda salınmasına sebep olan yiyecekler olduğu gibi sağlıklı yiyecekler daha yavaş, daha düşük oranda ve daha kararlı insülin salınımı sağlar. İnsülinin yavaş ve yeterli düzeyde salgılanması alınan karbonhidrat ve yağların kararlı bir şekilde kullanılmasını sağlar, kan şeker düzeyinde ani düşüş ve yükselmeler gözlenmez, daha uzun süreli tokluk hissedilir. Sürekli insülin salınımında ani artışa sebep olacak yiyecekler tüketmek kanda insülin artışına ve akabinde dokuların insüline duyarsızlaşmasına sebep olur. Önlem alınmazsa prediyabet olarak adlandırılan, insülinin işlevselliğini yitirmeye başladığı bu aşama 2.tip diyabet hastalığına ilerler. Ani gelişen kan şekeri düşmesini, vücutta yaşanan panik hali olarak tanımlayabileceğimiz kan şekerini yükseltici hormonların salınması sonucu aşırı şeker yükselmesi takip eder. Kanda aniden yükselen insülin seviyesi hızla kan şekeri düşüklüğüne neden olup kısa sürede tekrar yeme isteği yaratması nedeniyle de istenmeyen, sağlıksız bir durumdur. Reaktif hipoglisemi denilen, özellikle ağır yemeklerden sonra gelişen şeker düşmeleri 2.tip diyabet hastalığının başlangıç aşamasında sık izlenir. Yemekten sonra gelişen baş ağrısı, halsizlik,aşırı tatlı yeme isteği gibi şeker düşmesi belirtilerinin varlığında kan şekeri ölçümü yapılmalı ve doktora başvurulmalıdır. Bu dönemde yapılacak beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ve laboratuvar sonuçlarına göre gerektiğinde ilaç desteği şeker hastalığı gelişiminin önlenmesinde katkı sağlar. Ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, anormal kilo verme gibi yakınmalarsa şeker hastalığı gelişmiş olabileceğini düşündüren bulgulardır. Glisemik indeks nedir? Yiyeceklerin kandaki insülin seviyesini yükseltme özelliklerine glisemik indeks denir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yiyecekler yüksek glisemik indeksli, daha kararlı,düşük seviyede insülin salınımına yol açan yiyecekler düşük glisemik indeksli yiyeceklerdir. Düşük glisemik indeksli yiyeceklerin tüketilmesi alınan besinlerin kararlı bir şekilde kullanılmasına, daha uzun süreli tokluk hissine sebep olur. Yüksek glisemik indeksli yiyeceklerse kan şeker seviyesinde ani değişikliklere neden olur. Alınan karbonhidrat ve yağların yeterince kullanılamayıp doğrudan depolanmasına yol açar. Yemek sonrası kısa sürede tekrar yeme isteği gelişir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yüksek glisemik indeksli yiyecekler tüketmek sürekli açlık hissi, tatlı, karbonhidratlı yiyecekler yeme isteği yaratarak obezite gelişimini kolaylaştırır. Biliyoruz ki obezite şeker hastalığının olduğu kadar hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp ve damar hastalıklarının da önemli bir sebebidir. Kanda insülinin aşırı salınmasına sebep olan, diyabet ve obezite için risk oluşturan yiyecekler nelerdir ? Obezite ve diyabetin son yıllarda gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada hızla artış gösterdiği göz önüne alınırsa bu sorunun yanıtını toplumun beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerde aramak gerekir. Bu artışın yanında orta ve ileri yaşlarda görülmesi gereken bir hastalık olmasına rağmen daha genç yaşlarda hatta çocuklarda dahi 2.tip diyabet görülmesi beslenme alışkanlıklarımızda kötü yönde değişiklikler olduğunu göstermektedir. Besinlerin içerdiği lif miktarı arttıkça kan şekerinde ani yükselmelere sebep olma özellikleri yani glisemik indeksleri azalır. Gerek glisemik indeks düşüklüğü gerekse protein ve lif içeriği bakımından tüketilmesi en çok tavsiye edilecek yiyecek türü kuru baklagillerdir. Özellikle çocuk ve gençlerin yoğun olarak tükettiği fast-food beslenme tarzını oluşturan patates kızartması, şeker içeriği yüksek, beyaz undan yapılan, kızartılarak pişirilen tatlılar, glisemik indeksi çok yüksek, şeker hastalığı ve obeziteye sebep olan yiyecekler listesinin ilk sıralarında yer almaktadır. Aynı zamanda bu yiyecekler aşırı tuz ve yağ içerdiğinden hipertansiyon ,kalp ve damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Her ne kadar reklamlar, yiyeceklerin yanında verilen oyuncaklar gibi promosyonlarla fast-food beslenme çocuk ve gençler için çekici hale getirilmeye çalışılsa da çocuklarımızı bu tür beslenmeden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışmak gerekiyor. Bugün biliyoruz ki gerek şişmanlık gerekse diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları çocukluk çağında atılan temellere dayanmaktadır. Ağır diyetler Glisemik indeks değerleri, yiyecekler doğal hallerinden uzaklaştıkça artmaktadır. Rafine gıdalardan, beyaz, işlenmiş un ve şekerden uzak durmak, öğünlerde liften zengin yiyeceklere ağırlık vermek, tam buğday unundan yapılmış ekmeği tercih etmek sağlıklı bir beslenme biçimi olacaktır. Üzerinde durulması gereken önemli bir konu da ağır diyetlerin, aşırı kalori kısıtlamanın ve öğün atlamanın, özellikel kahvaltısız başlanan bir günün son derece sağlıksız bir beslenme tarzı olduğudur. Vücudunuzun günlük olarak ihtiyaç duyduğu kalori miktarını aşırı derece kısıtlarsanız bazal metabolik hızınız yavaşlamakta, uyku halinde, istirahatte temel vücut ihtiyaçları için harcanan kalori azalmaktadır. Bu durumun başka bir açıklaması da aldığımız kaloriyi harcamamızın zorlaşmasıdır. Bunun aksi düşünüldüğünde insülin salgılatma özelliği düşük besinlerden oluşan doyurucu bir diyetin sık öğünlere bölünerek alınması metabolizmanızın sağlıklı bir şekilde çalışmasını, fazla kilolarınızdan daha kolay kurtulmanızı sağlayacaktır. Düşük glisemik indeksli besinlerin faydaları Kilo vermeyi ve zayıf kalmayı sağlar. Açlığı azaltır ve uzun süre tok hissetmeyi sağlar. Vücudun insülin duyarlılığını arttırır. Kan kolesterol seviyelerini düşürür. Diyabet tedavisini kolaylaştırır. Kalp damar hastalığı,kalp krizi riskini azaltır. Sağlıklı beslenme notları Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı: Tam yağlı ürünler yerine, az yağlı ürünleri tercih etmeniz daha az kalori almanızı sağlayacaktır. Yağı azaltılmış ürünleri tercih ederek kolesterolünüzün, kan yağlarınızın normal sınırlarda kalmasını sağlayabilirsiniz. Light ürünler kalorisiz değildir. Bu ürünleri normalden fazla tüketmek de kilo vermek yerine daha fazla kilo almanıza neden olabilir. Beyaz ekmek yerine tam tahıl ekmeği tüketilmeli: Tam tahıl ekmeğinin kalori miktarı, beyaz ekmekten çok farklı olmasa da lif içeriğinin fazla olması ve sağlamış olduğu tokluk süresinin uzun olması en önemli avantajdır. Sabah kahvaltıyı atlamayın: Kahvaltısız başlanılan günü kaybedilmiş bir gün olarak düşünebiliriz. Özellikle uyandıktan sonra bir saat içerisinde kahvaltı yapmak metabolizmanızın düzenli olarak çalışmasını sağlar. Lifli besinleri tercih edin: Lif içeriği yüksek olan besinleri tüketmek daha uzun süre tokluk sağlayacağı için daha az besin tüketimini sağlayacaktır. Sebze, kuru baklagil, salata, tam tahıllı ekmek, meyve gibi lifli gıdaların tüketimine özen göstermelisiniz.Öğünlerde protein içeren gıdaların bulunması da metabolizmanızı hızlandıracaktır. Ara öğünleri unutmayın: Gerek metabolizmanızın hızlanması gerekse çok acıkıp ardından fazla yenen öğünlerden kaçınmanız açısından ara öğün almalısınız. Önemli olan doğru zamanda doğru ara öğün seçimleridir. Şekerli besinler, kek, pasta, çikolata gibi besinler yerine ölçülü kuruyemiş, kuru meyve, yoğurt, ayran ve taze meyveleri ara öğünlerinizde tercih edebilirsiniz. Özellikle yemeklerden hemen sonra meyve ve tatlı tüketiminden kaçınılmalı. Etiket bilgisi edinin: Hazır besin tüketimimiz her geçen gün artmaktadır. Bu kadar çok çeşit arasından kendiniz için doğru olan ürünü seçebilmek için ürünlerin üzerinde yer alan light, yarım yağlı, yağsız, şekersiz, gerektiğinde glutensiz gibi ibarelere dikkat etmek, besinlerin içeriğindeki yağ, protein, karbonhidrat, şeker, tuz miktarlarını incelemek önemlidir. Egzersiz yaşam biçimi haline getirilmeli : Sağlıklı beslenme gibi egzersiz de bir yaşam biçimi olmalıdır. Hayatın her anında olması gereken egzersiz için ayırabilecek zamanınız yoksa en mantıklı seçim daha fazla yürümektir. Düzenli uyuyun: Belirli saatte uyumak ve uyanmak, vücut saatinizin düzenli çalışmasını sağlayacaktır. Bu durum metabolizma hızınızın yavaşlamasına engel olur. Gün içerisinde uyumak (özellikle dolu bir mide ile) ise metabolizma hızınızda yavaşlamaya neden olabilir. Fazla kilolu olmamanızın kalp damar hastalıkları, felç gibi ölümcül durumlarla karşı karşıya kalma riskinizi önemli oranda azalttığını, özellikle ileri yaşlarda eklenen eklem sorunlarını da düşündüğümüzde yürüyebilme, merdiven inip çıkabilme, başkalarına bağımlı olmadan hareket edebilme imkanı vereceğini hatırlayın. Sağlıklı günler dilerim… Dr. Emel Bayrak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-hastaligi-onlenebilir-mi">Diyabet hastalığı önlenebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabete yakalanan hasta sayısı tüm dünyada giderek artan bir hızla çoğalıyor. Diyabet hastalarındaysa hastalığın gelişimine de neden olan sağlıksız beslenme koşulları, hareketsiz yaşam tarzı, eğitim eksikliği gibi faktörlerin devamlılığı da diyabete bağlı komplikasyonları, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, görme kaybı, enfeksiyonlar ve ölüm oranını artırıyor.</p>
<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu tahminlerine göre tüm dünyada 2015’te,</p>
<ul>
<li>11 yetişkinden 1’i diyabetli. (415 milyon) %9</li>
<li>2 diyabetli yetişkinden 1’ine (%46,5) teşhis konulmamış yani diyabetli olduğunu bilmiyor.</li>
<li>7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkileniyor.</li>
<li>Diyabet hastalarının dörtte üçü (%75) düşük ve orta gelir ve eğitim düzeyindeki ülkelerde yaşıyor.</li>
<li>542,000 çocuk tip 1 diyabet hastası.</li>
<li>Her 6 saniyede 1 kişi diyabet hastalığından hayatını kaybediyor. (hayatını kaybedenlerin sayısı 5 milyon)</li>
<li>Küresel sağlık harcamalarının %12’si, diyabete harcanıyor. (673 milyar ABD Doları)</li>
</ul>
<p>2015-2040 yılları arasındaki tahmini prevelansın % 8,8 (%7,2-11,4) &#8216;den %10,4 (%8,5- 12,5)&#8217;e çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de kötüye gidiş</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;deyse diyabetli hasta sayılarındaki kötüye gidişin ilk bulguları 2010 yılında açıklanan <a href="https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-insidans-turdep-prevalans/">TURDEP-II çalışması (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması)</a> ile ortaya çıkmış ve 12 yılda diyabet sıklığının %90 artarak, %7.7’den %13.7’e çıktığı saptanmıştı. İlki 2006’da yapılan ve toplam 5 yıllık dönemdeki değişim oranlarını gösteren CREDIT İnsidans çalışmasına göre, 2006’da %12,7 olan diyabet sıklığı, 2011 yılında CREDIT-2 çalışmasında %18,3’e yükseldiği gözlenmiş. Türkiye obezite ve diyabet gelişiminin hızlı olduğu ülkeler arasında yer aldığından diyabet prevelansının artışının da küresel tahminlerin üzerinde olması söz konusudur.</p>
<p>Orta, ileri yaşta ortaya çıkan şeker hastalığı genetik mirasımızdan etkilendiği gibi beslenme şeklimize, yeterince hareket edip etmememize ve obeziteye bağlı gelişir. Ailede özellikle birinci derece akrabalarda 2.tip şeker hastalığı olması kişide şeker hastalığı gelişmesini olası kılmaktadır.</p>
<p>Ancak genetik olarak şeker hastalığına yakalanma olasılığınız çok düşük olsa bile sağlıksız beslenme, aşırı karbonhidrat tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı ve akabinde gelişen obezite şeker hastalığı gelişimi için asıl risk faktörüdür. Bu bağlamda genetik mirasımızı değiştirmek şu an için uygulanbilir olmasa da şeker hastalığına yakalanma riskini azaltmak, şeker hastalığı gelişen hastalar için hastalığın yol açtığı yıkıcı sonuçları en aza indirmek hatta ortadan kaldırmak olasıdır.</p>
<p><strong>Temel bir hormon</strong></p>
<p><strong>İnsülin,</strong> pankreastan salınıp alınan besinlerin dokular tarafından kullanılmasını sağlayan temel hormonlardan biridir. Yiyeceklerle aldığımız şekerin dokulara alınıp kandaki şeker oranının düşürülmesi insülinin temel işlevidir. Şeker hastalığı temel olarak iki gruba ayrılır. 1.tip, genellikle çocuk ve gençlerde görülen pankreasın insülin üretemediği durumda ortaya çıkar. Kanda yeterince hatta fazlaca insülin bulunmasına rağmen insülinin işlev göremediği 2. Tip şeker hastalığı ne yazık ki artık genç hastalarda da görülmekteyse de daha ileri yaşlarda beklenen şeklidir. Gerek insülin yokluğunda gerekse insülinin işlevselliğini yitirmesinde ortaya çıkan sonuç besinlerle alınan şekerin dokular tarafından kullanılamadan kan düzeyinin yükselmesidir. Kan şekerindeki yükseklik ise şeker hastalığının böbrekler üzerinde, kalp damar sistemi üzerinde, sinirler üzerindeki hasar yaratıcı etkilerinden sorumludur.</p>
<p>İnsülin salınımı iki fazlıdır. Süreli olarak düşük miktarda salınımı besin alımıyla gerçekleşen artışlar izler. Aldığımızın besinlerin yapı taşları olan karbonhidrat ve yağ asitlerinin hücrelere, dokulara girmesi ancak insülinle hücre arasındaki sağlıklı iletişimle mümkündür. Bu bağlamda insülini depo yapıcı hormon olarak tanımlamak mümkündür.</p>
<p>Uzun süreli yokluğunun yaşamla bağdaşmadığı aşikar olan bu hormonun vücutta fazla salınması, kanda yüksek miktarda bulunması da insülinin hücre düzeyinde dirençle karşılaşması ve insülin direnci dediğimiz diyabet öncüsü duruma yol açmaktadır. Hipoglisemi olarak tanımlanan, kanda şeker miktarının olması gereken sınırların altına düşmesi de kanda insülin düzeyinin yüksek olmasıyla gelişir. Ani gelişen ileri hipoglisemi sürekli şeker yüksekliğinden daha da tehlikeli sonuçlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Farklı yiyeceklerde farklı salınım</strong></p>
<p>İnsülin yediğimiz her yiyecekle aynı miktarda salınmaz. İnsülinin aşırı miktarda salınmasına sebep olan yiyecekler olduğu gibi sağlıklı yiyecekler daha yavaş, daha düşük oranda ve daha kararlı insülin salınımı sağlar. İnsülinin yavaş ve yeterli düzeyde salgılanması alınan karbonhidrat ve yağların kararlı bir şekilde kullanılmasını sağlar, kan şeker düzeyinde ani düşüş ve yükselmeler gözlenmez, daha uzun süreli tokluk hissedilir. Sürekli insülin salınımında ani artışa sebep olacak yiyecekler tüketmek kanda insülin artışına ve akabinde dokuların insüline duyarsızlaşmasına sebep olur. Önlem alınmazsa prediyabet olarak adlandırılan, insülinin işlevselliğini yitirmeye başladığı bu aşama 2.tip diyabet hastalığına ilerler.</p>
<p>Ani gelişen kan şekeri düşmesini, vücutta yaşanan panik hali olarak tanımlayabileceğimiz kan şekerini yükseltici hormonların salınması sonucu aşırı şeker yükselmesi takip eder. Kanda aniden yükselen insülin seviyesi hızla kan şekeri düşüklüğüne neden olup kısa sürede tekrar yeme isteği yaratması nedeniyle de istenmeyen, sağlıksız bir durumdur. Reaktif hipoglisemi denilen, özellikle ağır yemeklerden sonra gelişen şeker düşmeleri 2.tip diyabet hastalığının başlangıç aşamasında sık izlenir. Yemekten sonra gelişen baş ağrısı, halsizlik,aşırı tatlı yeme isteği gibi şeker düşmesi belirtilerinin varlığında kan şekeri ölçümü yapılmalı ve doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>Bu dönemde yapılacak beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ve laboratuvar sonuçlarına göre gerektiğinde ilaç desteği şeker hastalığı gelişiminin önlenmesinde katkı sağlar. Ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, anormal kilo verme gibi yakınmalarsa şeker hastalığı gelişmiş olabileceğini düşündüren bulgulardır.</p>
<p><strong>Glisemik indeks nedir?</strong></p>
<p>Yiyeceklerin kandaki insülin seviyesini yükseltme özelliklerine <strong>glisemik indeks</strong> denir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yiyecekler <u>yüksek glisemik indeksli</u>, daha kararlı,düşük seviyede insülin salınımına yol açan yiyecekler <u>düşük glisemik indeksli</u> yiyeceklerdir. Düşük glisemik indeksli yiyeceklerin tüketilmesi alınan besinlerin kararlı bir şekilde kullanılmasına, daha uzun süreli tokluk hissine sebep olur. Yüksek glisemik indeksli yiyeceklerse kan şeker seviyesinde ani değişikliklere neden olur. Alınan karbonhidrat ve yağların yeterince kullanılamayıp doğrudan depolanmasına yol açar.</p>
<p>Yemek sonrası kısa sürede tekrar yeme isteği gelişir. İnsülin seviyesinde ani yükselmeye sebep olan yüksek glisemik indeksli yiyecekler tüketmek sürekli açlık hissi, tatlı, karbonhidratlı yiyecekler yeme isteği yaratarak obezite gelişimini kolaylaştırır. Biliyoruz ki obezite şeker hastalığının olduğu kadar hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp ve damar hastalıklarının da önemli bir sebebidir.</p>
<p><strong>Kanda insülinin aşırı salınmasına sebep olan, diyabet ve obezite için risk oluşturan yiyecekler nelerdir ?</strong></p>
<p>Obezite ve diyabetin son yıllarda gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada hızla artış gösterdiği göz önüne alınırsa bu sorunun yanıtını toplumun beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerde aramak gerekir. Bu artışın yanında orta ve ileri yaşlarda görülmesi gereken bir hastalık olmasına rağmen daha genç yaşlarda hatta çocuklarda dahi 2.tip diyabet görülmesi beslenme alışkanlıklarımızda kötü yönde değişiklikler olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Besinlerin içerdiği lif miktarı arttıkça kan şekerinde ani yükselmelere sebep olma özellikleri yani glisemik indeksleri azalır. Gerek glisemik indeks düşüklüğü gerekse protein ve lif içeriği bakımından tüketilmesi en çok tavsiye edilecek yiyecek türü kuru baklagillerdir.</p>
<p>Özellikle çocuk ve gençlerin yoğun olarak tükettiği <u>fast-food</u> beslenme tarzını oluşturan patates kızartması, şeker içeriği yüksek, beyaz undan yapılan, kızartılarak pişirilen tatlılar, glisemik indeksi çok yüksek, şeker hastalığı ve obeziteye sebep olan yiyecekler listesinin ilk sıralarında yer almaktadır. Aynı zamanda bu yiyecekler <u>aşırı tuz ve yağ</u> içerdiğinden hipertansiyon ,kalp ve damar hastalıklarına yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Her ne kadar reklamlar, yiyeceklerin yanında verilen oyuncaklar gibi promosyonlarla fast-food beslenme çocuk ve gençler için çekici hale getirilmeye çalışılsa da çocuklarımızı bu tür beslenmeden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışmak gerekiyor. Bugün biliyoruz ki gerek şişmanlık gerekse diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları çocukluk çağında atılan temellere dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Ağır diyetler</strong></p>
<p>Glisemik indeks değerleri, yiyecekler doğal hallerinden uzaklaştıkça artmaktadır. Rafine gıdalardan, beyaz, işlenmiş un ve şekerden uzak durmak, öğünlerde liften zengin yiyeceklere ağırlık vermek, tam buğday unundan yapılmış ekmeği tercih etmek sağlıklı bir beslenme biçimi olacaktır.</p>
<p>Üzerinde durulması gereken önemli bir konu da ağır diyetlerin, aşırı kalori kısıtlamanın ve öğün atlamanın, özellikel kahvaltısız başlanan bir günün son derece sağlıksız bir beslenme tarzı olduğudur. Vücudunuzun günlük olarak ihtiyaç duyduğu kalori miktarını aşırı derece kısıtlarsanız bazal metabolik hızınız yavaşlamakta, uyku halinde, istirahatte temel vücut ihtiyaçları için harcanan kalori azalmaktadır.</p>
<p>Bu durumun başka bir açıklaması da aldığımız kaloriyi harcamamızın zorlaşmasıdır. Bunun aksi düşünüldüğünde <strong>insülin salgılatma özelliği düşük besinlerden oluşan doyurucu bir diyetin sık öğünlere bölünerek</strong> <strong>alınması metabolizmanızın sağlıklı bir şekilde çalışmasını, fazla kilolarınızdan daha kolay kurtulmanızı sağlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Düşük glisemik indeksli besinlerin faydaları</strong></p>
<ul>
<li>Kilo vermeyi ve zayıf kalmayı sağlar.</li>
<li>Açlığı azaltır ve uzun süre tok hissetmeyi sağlar.</li>
<li>Vücudun insülin duyarlılığını arttırır.</li>
<li>Kan kolesterol seviyelerini düşürür.</li>
<li>Diyabet tedavisini kolaylaştırır.</li>
<li>Kalp damar hastalığı,kalp krizi riskini azaltır.</li>
</ul>
<p><strong>Sağlıklı beslenme notları</strong></p>
<p><strong>Yağlı yiyeceklerden uzak durulmalı: </strong>Tam yağlı ürünler yerine, az yağlı ürünleri tercih etmeniz daha az kalori almanızı sağlayacaktır. Yağı azaltılmış ürünleri tercih ederek kolesterolünüzün, kan yağlarınızın normal sınırlarda kalmasını sağlayabilirsiniz. Light ürünler kalorisiz değildir. Bu ürünleri normalden fazla tüketmek de kilo vermek yerine daha fazla kilo almanıza neden olabilir.</p>
<p><strong>Beyaz ekmek yerine tam tahıl ekmeği tüketilmeli: </strong>Tam tahıl ekmeğinin kalori miktarı, beyaz ekmekten çok farklı olmasa da lif içeriğinin fazla olması ve sağlamış olduğu tokluk süresinin uzun olması en önemli avantajdır.</p>
<p><strong>Sabah kahvaltıyı atlamayın: </strong>Kahvaltısız başlanılan günü kaybedilmiş bir gün olarak düşünebiliriz. Özellikle uyandıktan sonra bir saat içerisinde kahvaltı yapmak metabolizmanızın düzenli olarak çalışmasını sağlar.</p>
<p><strong>Lifli besinleri tercih edin: </strong>Lif içeriği yüksek olan besinleri tüketmek daha uzun süre tokluk sağlayacağı için daha az besin tüketimini sağlayacaktır. Sebze, kuru baklagil, salata, tam tahıllı ekmek, meyve gibi lifli gıdaların tüketimine özen göstermelisiniz.Öğünlerde protein içeren gıdaların bulunması da metabolizmanızı hızlandıracaktır.</p>
<p><strong>Ara öğünleri unutmayın: </strong>Gerek metabolizmanızın hızlanması gerekse çok acıkıp ardından fazla yenen öğünlerden kaçınmanız açısından ara öğün almalısınız. Önemli olan doğru zamanda doğru ara öğün seçimleridir. Şekerli besinler, kek, pasta, çikolata gibi besinler yerine ölçülü kuruyemiş, kuru meyve, yoğurt, ayran ve taze meyveleri ara öğünlerinizde tercih edebilirsiniz. Özellikle yemeklerden hemen sonra meyve ve tatlı tüketiminden kaçınılmalı.</p>
<p><strong>Etiket bilgisi edinin: </strong>Hazır besin tüketimimiz her geçen gün artmaktadır. Bu kadar çok çeşit arasından kendiniz için doğru olan ürünü seçebilmek için ürünlerin üzerinde yer alan light, yarım yağlı, yağsız, şekersiz, gerektiğinde glutensiz gibi ibarelere dikkat etmek, besinlerin içeriğindeki yağ, protein, karbonhidrat, şeker, tuz miktarlarını incelemek önemlidir.</p>
<p><strong>Egzersiz yaşam biçimi haline getirilmeli : </strong>Sağlıklı beslenme gibi egzersiz de bir yaşam biçimi olmalıdır. Hayatın her anında olması gereken egzersiz için ayırabilecek zamanınız yoksa en mantıklı seçim daha fazla yürümektir.</p>
<p><strong>Düzenli uyuyun: </strong>Belirli saatte uyumak ve uyanmak, vücut saatinizin düzenli çalışmasını sağlayacaktır. Bu durum metabolizma hızınızın yavaşlamasına engel olur. Gün içerisinde uyumak (özellikle dolu bir mide ile) ise metabolizma hızınızda yavaşlamaya neden olabilir.</p>
<p>Fazla kilolu olmamanızın kalp damar hastalıkları, felç gibi ölümcül durumlarla karşı karşıya kalma riskinizi önemli oranda azalttığını, özellikle ileri yaşlarda eklenen eklem sorunlarını da düşündüğümüzde yürüyebilme, merdiven inip çıkabilme, başkalarına bağımlı olmadan hareket edebilme imkanı vereceğini hatırlayın.</p>
<p>Sağlıklı günler dilerim…</p>
<p><strong>Dr. Emel Bayrak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/diyabet-hastaligi-onlenebilir-mi">Diyabet hastalığı önlenebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2355</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
