<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>doğru arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dogru/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dogru</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Jun 2023 10:12:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Resim ve heykelsiz yaşam</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/resim-ve-heykelsiz-yasam</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2023 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[leonardo da vinci]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[mimarlık]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa&#8217;nın, Rönesans&#8217;ı yaşamaya başladığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları ve bilim insanları nerede? Toplum yasamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde uyduruk bir hadiseye dayanarak resim yasaklandı. Arkasından da heykel&#8230; Ben ve akranlarım sanat üzerine fazla bir şey öğrenmeden üniversiteye geldik. Mimarlık Fakültesi’nde haftada bir saat resim dersi kondu. Hocamız Ercümen Kalmuk kibar ve yetenekli bir ressamdı. Benden bir ağaç gövdesi çizmemi istedi. Bahçedeki çınarın gövdesini çizmek için bütün gün çalıştım. Hoca bizim yeteneklerimizi ölçmek istiyordu. Sonra düşündüm. Herhangi bir üslupta istemiyordu. Gerçeği yansıtan bir resim istiyordu. İnsanlar mağarada yaşarken, Fransa&#8217;daki Lascaux Mağarası&#8217;nın duvarlarına gerçek yaşamı yansıtmaya çalışmıştı&#8230; Rönesans ressamları bile doğayı yansıtan natüralist resimler çizdiler. Gotik yüzyıllarından ve insanın varlıkların ve yaşamın merkezi olduğu kabul edilmesinden sonra, ressamlar insanlarla birlikte bütün çevrelerini çizmeye başladılar. İnsan, hayalini yansıtıyor Bundan sonra ressamlar, Leonardo da Vinci’nin kitabında olduğu gibi, sadece çevreyi ve doğayı yansıtmak için değil, kendi algılarını yansıtmak için çeşitli üsluplar yarattılar. Bu, tahta arabadan başlayan ve uçağa kadar uzanan, insan hayalinin bir beyin yaratısıdır. Toplum yaşamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde resim yasağının arkasından heykel yasağı geldi. İnsan resmi yapmak günahtı. Doğru olmayan hadis Bu hadis bir ikonoklast Bizanslı tarafından Emevi döneminde hadisler arasına sokulmuştur. Bunu daha önce tekrarlamıştım. Kaldı ki bu hadisin doğru olmadığı kabul edilmiştir. Bizim mollalar insan figürleri için özel bir çizim yöntemi, minyatür uygulayarak, resmin gerçekçi karakterini yok etmiştir, dini yapılardaki tümel yaşamı kurutmuştur. Resim toplum yaşamının büyük bölümünde kullanılır; yapılan binaların vaziyet planı, yapı planı, çatı planınından temele kadar ayrıntı modelleri, kentlerin değişik konumlarının planlarları, reklamlar, haritalar ve ticaret yaşamının kullandığı değişik resim türleri&#8230; Leonardo da Vinci ve izleyenleri, değişik işlevleri uygulayan matematiksel çözüm örnekleriyle ve hepsinden önce de, perspektifi bularak insanın pratik yaşamında çok etkili oldular. Leonardo daha 29 yaşında Milano dükü Sforza’ya bir mektup yazarak, dışarıdaki her alanda kendisinin bütün sanatçılardan daha iyi resim yapacağını yazmıştı. Rönesans&#8217;ın ilklerinden Leonardo, Rönesans&#8217;ın önde gelen ressamlarındandır. Köprü inşaatı, su kanalları ve taşıması ve gemi tasarımı yapabilen Leonardo için “Eğer Leonardo olmasaydı, Rönesans da olmazdı” demişlerdir. Sultan&#8217;ın isteği üzerine Haliç’in iki yakası arasında bir köprü projesi Leonardo’dan istenmişti. Leonardo bunu bitirmiş fakat köprü yapılmamıştı. Olasılıkla hastaydı. Leonardo, II. François için köprüler ve su yapıları inşa etmişti. Leonardo’nun heykel yaptığı söylenir, fakat bilinen heykeli yoktur. Rönesans&#8217;ın en bilinen temsilcilerinden biridir, sanatçı, mühendis, bilim insanı&#8230; Leonardo’nun yaptığı kadın portreleri büyük beğeni toplamıştır. Leonardo’nun Arno nehri kıyısında Floransa kentinin tablosu, Mona Lisa (Jokondo) gibi efsanevi eserleri vardır. Perspektifi keşfeden Leonardo gerçekten bir öncüdür. Kargaşanın açtığı mucize sanat ortamı Rönesans belirli bir ressam grubu da değildir. Kanlı bir iç savaş içinde, siyasi çalkantılar, sanatçılara görece özgürlük kazandırmış ve onları kilise baskısından biraz kurtarmıştır. Bu bağlamda, egemen sınıflarla kilise arasındaki çekişmelerin, Machiavelli&#8217;nin anlattığı alt üst oluşların arasında özgürlük alanları açılmıştır. Böyle bir kargaşada sanat alanında Leonardo, Tiziano, Bellini ve daha pek çok sanatçının yaratmış olduğu sanat ortamı bir mucizedir. Peki, Osmanlı nerede? Aynı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. I. Dünya Savaşı öncesi ise Batı’nın en zengin gelişme dönemidir, sömürgecilik altın çağını yaşamaktadır. İngiliz ve Amerikalılar&#8217;ın Türkler&#8217;i Anadolu&#8217;dan çıkarma düşüncesi bu dönemde ortaya çıkmış, aynı süreçte Osmanlılar yüzlerini Avrupa&#8217;ya çevirmişlerdir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları, bilim insanları nerede? Doğan Kuban Doğan Kuban&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT Dergi 226. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/resim-ve-heykelsiz-yasam">Resim ve heykelsiz yaşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa&#8217;nın, Rönesans&#8217;ı yaşamaya başladığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları ve bilim insanları nerede?</p>
<p>Toplum yasamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde uyduruk bir hadiseye dayanarak resim yasaklandı. Arkasından da heykel&#8230;</p>
<p>Ben ve akranlarım sanat üzerine fazla bir şey öğrenmeden üniversiteye geldik. Mimarlık Fakültesi’nde haftada bir saat resim dersi kondu. Hocamız Ercümen Kalmuk kibar ve yetenekli bir ressamdı. Benden bir ağaç gövdesi çizmemi istedi. Bahçedeki çınarın gövdesini çizmek için bütün gün çalıştım. Hoca bizim yeteneklerimizi ölçmek istiyordu.</p>
<p>Sonra düşündüm. Herhangi bir üslupta istemiyordu. Gerçeği yansıtan bir resim istiyordu.</p>
<p>İnsanlar mağarada yaşarken, Fransa&#8217;daki Lascaux Mağarası&#8217;nın duvarlarına gerçek yaşamı yansıtmaya çalışmıştı&#8230; Rönesans ressamları bile doğayı yansıtan natüralist resimler çizdiler. Gotik yüzyıllarından ve insanın varlıkların ve yaşamın merkezi olduğu kabul edilmesinden sonra, ressamlar insanlarla birlikte bütün çevrelerini çizmeye başladılar.</p>
<p><strong>İnsan, hayalini yansıtıyor</strong></p>
<p>Bundan sonra ressamlar, Leonardo da Vinci’nin kitabında olduğu gibi, sadece çevreyi ve doğayı yansıtmak için değil, kendi algılarını yansıtmak için çeşitli üsluplar yarattılar. Bu, tahta arabadan başlayan ve uçağa kadar uzanan, insan hayalinin bir beyin yaratısıdır.</p>
<p>Toplum yaşamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde resim yasağının arkasından heykel yasağı geldi. İnsan resmi yapmak günahtı.</p>
<p><strong>Doğru olmayan hadis</strong></p>
<p>Bu hadis bir ikonoklast Bizanslı tarafından Emevi döneminde hadisler arasına sokulmuştur. Bunu daha önce tekrarlamıştım. Kaldı ki bu hadisin doğru olmadığı kabul edilmiştir.</p>
<p>Bizim mollalar insan figürleri için özel bir çizim yöntemi, minyatür uygulayarak, resmin gerçekçi karakterini yok etmiştir, dini yapılardaki tümel yaşamı kurutmuştur.</p>
<p>Resim toplum yaşamının büyük bölümünde kullanılır; yapılan binaların vaziyet planı, yapı planı, çatı planınından temele kadar ayrıntı modelleri, kentlerin değişik konumlarının planlarları, reklamlar, haritalar ve ticaret yaşamının kullandığı değişik resim türleri&#8230;</p>
<p>Leonardo da Vinci ve izleyenleri, değişik işlevleri uygulayan matematiksel çözüm örnekleriyle ve hepsinden önce de, perspektifi bularak insanın pratik yaşamında çok etkili oldular. Leonardo daha 29 yaşında Milano dükü Sforza’ya bir mektup yazarak, dışarıdaki her alanda kendisinin bütün sanatçılardan daha iyi resim yapacağını yazmıştı.</p>
<p><strong>Rönesans&#8217;ın ilklerinden</strong></p>
<p>Leonardo, Rönesans&#8217;ın önde gelen ressamlarındandır. Köprü inşaatı, su kanalları ve taşıması ve gemi tasarımı yapabilen Leonardo için “Eğer Leonardo olmasaydı, Rönesans da olmazdı” demişlerdir.</p>
<p>Sultan&#8217;ın isteği üzerine Haliç’in iki yakası arasında bir köprü projesi Leonardo’dan istenmişti. Leonardo bunu bitirmiş fakat köprü yapılmamıştı. Olasılıkla hastaydı.</p>
<p>Leonardo, II. François için köprüler ve su yapıları inşa etmişti. Leonardo’nun heykel yaptığı söylenir, fakat bilinen heykeli yoktur. Rönesans&#8217;ın en bilinen temsilcilerinden biridir, sanatçı, mühendis, bilim insanı&#8230;</p>
<p>Leonardo’nun yaptığı kadın portreleri büyük beğeni toplamıştır. Leonardo’nun Arno nehri kıyısında Floransa kentinin tablosu, Mona Lisa (Jokondo) gibi efsanevi eserleri vardır. Perspektifi keşfeden Leonardo gerçekten bir öncüdür.</p>
<p><strong>Kargaşanın açtığı mucize sanat ortamı</strong></p>
<p>Rönesans belirli bir ressam grubu da değildir. Kanlı bir iç savaş içinde, siyasi çalkantılar, sanatçılara görece özgürlük kazandırmış ve onları kilise baskısından biraz kurtarmıştır.</p>
<p>Bu bağlamda, egemen sınıflarla kilise arasındaki çekişmelerin, Machiavelli&#8217;nin anlattığı alt üst oluşların arasında özgürlük alanları açılmıştır.</p>
<p>Böyle bir kargaşada sanat alanında Leonardo, Tiziano, Bellini ve daha pek çok sanatçının yaratmış olduğu sanat ortamı bir mucizedir.</p>
<p><strong>Peki, Osmanlı nerede?</strong></p>
<p>Aynı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir.</p>
<p>I. Dünya Savaşı öncesi ise Batı’nın en zengin gelişme dönemidir, sömürgecilik altın çağını yaşamaktadır. İngiliz ve Amerikalılar&#8217;ın Türkler&#8217;i Anadolu&#8217;dan çıkarma düşüncesi bu dönemde ortaya çıkmış, aynı süreçte Osmanlılar yüzlerini Avrupa&#8217;ya çevirmişlerdir.</p>
<p>Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları, bilim insanları nerede?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><strong><em><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bir-buyuk-cumhuriyet-aydinini-yitirdik">Doğan Kuban</a>&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-226-24-temmuz-2020-dijital-pdf/">HBT Dergi 226.</a> sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/resim-ve-heykelsiz-yasam">Resim ve heykelsiz yaşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29484</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 12:15:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[doğa kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[mOFC]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolog]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eseri]]></category>
		<category><![CDATA[semir zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir insanın, bir resmin, bir bestenin güzel olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bir varlığın güzelliğine karar verebilmemiz için illa estetikten, resimden, müzikten profesyonel olarak anlamamız şart mı? Güzellik bakanın gözlerinde midir, yoksa evrensel güzellik diye bir şey var mıdır? Bilmiyorum!.. Güzelliğin harmoniyle, simetriyle doğrudan ilişkili olduğu bir gerçek. Altın oran kuralına uyan sanat eserlerini, yüz hatlarında bu orana sahip kişileri, belirli bir harmonik bütünlüğe sahip eserleri genel olarak daha estetik buluyoruz. Ancak bu güzellik işinin tam anlamıyla bir matematiği var mıdır açıkçası onu da bilmiyorum&#8230; Yalnız şu bir gerçek ki hepimizde, güzelliği görünce tanıma yetisi var!.. Daha da ötesi, sanatın hangi dalı olduğundan bağımsız olarak, güzel bir eser gördüğümüzü düşündüğümüzde beynimizin hep aynı bölgesi uyarılıyor. İster muhteşem bir parça dinliyor, ister harikulade bir resme bakıyor olalım; güzel olduklarını düşünüyorsak beynimizin mOFC adı verilen bölümünde ışıklar yanıveriyor. Bu saydıklarının hepsi sonuçta sanatın bir dalı diyebilirsiniz. Estetik bulduğumuz, güzel olduğunu düşündüğümüz bir sanat eserinin, beynimizin hep aynı bölgesini uyarmasından daha doğal ne olabilir!.. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar işin aslının bunun çok ötesinde olduğunu gösteriyor. Güzelliğin matematiği mi matematiğin güzelliği mi? Aslında güzelliğin sanatla özdeşleştirilmesi hep yaptığımız bir şeydir. Messi’nin şiir gibi top oynadığını; Federer’in her puanının bir başyapıt olduğunu söylerken kastettiğimiz şey tam olarak oyunlarındaki sanatsallığın getirdiği güzelliktir. Ancak ünlü nörobiyolog Semir Zeki ve efsane matematikçi Michael Atiyah’ın öncülüğünde yapılan bir çalışma, güzellik kavramının sadece sanata ait olmadığını gösteriyor. Semir Zeki oldukça ünlü bir nörobiyolog; şimdiye dek duyguların beyindeki algısı üzerine bir çok çalışma yapmış ve bu alanın öncülerinden. Özellikle de aşkın bilimi konusunda yaptığı çalışmalarda; aşkın bir hastalık olduğu; kadınların psikolojik olarak erkeklerden çok daha güçlü olup bitmiş bir aşkı daha çabuk unuttukları; en kuvvetli aşkın bile 3 yıl sonra azalmaya başlayacağı gibi konuları bilimsel olarak ortaya çıkarması ile dünya çapında bir ün kazanmış biri. Öncülüğünü yaptığı son çalışmada da güzellik konusunu ele alıyor ve 15 matematikçiye, matematiksel olarak güzel, sıradan ve çirkin olarak sınıflamaları için 60 tane denklem gösteriliyor. Daha sonra bu matematikçilerin güzel olarak nitelendirdikleri denklemlerin imajları kendilerine tekrar gösterildiği esnada fMRI tekniği kullanılarak beyin aktiviteleri canlı olarak izleniyor. Anlaşılıyor ki, matematikçiler güzel denklemleri gördüklerinde beyinlerinin uyarılan kısmıyla güzel bir sanat eseri gördüklerinde uyarılan bölümü aynı! Bir yanda duygularla yaratılan sanat eserleri diğer yanda entelektüel birikimin sonucu olarak ortaya çıkan matematiksel denklemler. Bir yanda çoğu kez tek bakışta veya duyuşta güzelliğini anlayacağımız sanat eserleri bir yanda güzelliğini anlamak için ciddi derecede eğitim almamız gereken matematiksel denklemler. Tabii diyeceksiniz ki matematik bu, neresi güzel olabilir?! Bir iki matematik denklemini güzel veya çirkin bulmaları tamamen o matematikçilerin sorunudur da diyebilirsiniz. Ancak eskiden bu işlere kafa yormuş biri olarak hemen söyleyebilirim ki karmaşık doğa kanunlarının aslında basit ve tek bir denklemle ifade edilebilir olduğunu görmek heyecan vericidir. Daha da ötesi, karmaşık bir doğa kanunu açıklayabilecek milyon tane matematiksel ifadenin arasında en basitini bulup çıkarmak bir sanattır!.. Çıkan denklem de sanatçının eseridir aslında. Bilimde en basit ifade, aynı zamanda en doğru yaklaşımı da temsil eder çoğunlukla. Doğruluğun ölçüsü güzellik mi?! Sanat her dalıyla; hayata, doğaya bakışımızın dışa vurumu için bir araç, bil dil sonuçta. İşin aslı, matematik de doğanın kanunlarını açıklayabilmek için kullandığımız bir araç, bir dil. İşte bu kadar farklı görünen iki kavramın ortak noktası tam olarak bu aslında; doğanın kendisi. Sanat eseri, belirli bir matematiğe yani güzelliğin matematiğine sahip olduğu zaman estetik; bilimsel eser de estetik bir sanat eserinin sadeliği ve basitliğine sahip olduğunda evrensel bir değer taşıyor!.. Ve beynimiz her ikisindeki güzelliği de aynı şekilde algılıyor. O zaman çok daha temel bir soru karşımıza çıkıyor; “Acaba güzellik, doğayı algılayış biçimimizdeki doğruluğun bir ölçüsü olabilir mi?!” Kuantum Fiziği’nin babalarından Herman Weyl, “Yaptığım her işte doğru olanı güzel olanla birleştirmek isterim. Ancak ikisi arasında bir tercih yapmam gerekirse hep güzel olanı seçerim” demiş. Kendi yaşamınızdan da biliyorsunuz ki, çoğu kez güzel bulduğunuz, sizi mutlu edecek aksiyonu almak yerine; size o an için doğru gelen şeyi yapıyorsunuz. Oysa ki içten içe biliyorsunuz ki o an için pratikte doğru olanı yapıp, kurallara uygun hareket etmek genel anlamıyla yaşamını asla güzelleştirmeyecek. İşte neredeyse bilimsel olarak ispatlamışlar! Artık hayattaki tercihlerinizi güzel olandan yana kullanın ve anlık doğruları bir kenara koyun. Çünkü güzel olan şey daha evrensel bir doğru içerir!.. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor">Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir insanın, bir resmin, bir bestenin güzel olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bir varlığın güzelliğine karar verebilmemiz için illa estetikten, resimden, müzikten profesyonel olarak anlamamız şart mı?</p>
<p>Güzellik bakanın gözlerinde midir, yoksa evrensel güzellik diye bir şey var mıdır? Bilmiyorum!..</p>
<p>Güzelliğin harmoniyle, simetriyle doğrudan ilişkili olduğu bir gerçek. Altın oran kuralına uyan sanat eserlerini, yüz hatlarında bu orana sahip kişileri, belirli bir harmonik bütünlüğe sahip eserleri genel olarak daha estetik buluyoruz.</p>
<p>Ancak bu güzellik işinin tam anlamıyla bir matematiği var mıdır açıkçası onu da bilmiyorum&#8230;</p>
<p>Yalnız şu bir gerçek ki hepimizde, güzelliği görünce tanıma yetisi var!.. Daha da ötesi, sanatın hangi dalı olduğundan bağımsız olarak, güzel bir eser gördüğümüzü düşündüğümüzde beynimizin hep aynı bölgesi uyarılıyor. İster muhteşem bir parça dinliyor, ister harikulade bir resme bakıyor olalım; güzel olduklarını düşünüyorsak beynimizin mOFC adı verilen bölümünde ışıklar yanıveriyor.</p>
<p>Bu saydıklarının hepsi sonuçta sanatın bir dalı diyebilirsiniz. Estetik bulduğumuz, güzel olduğunu düşündüğümüz bir sanat eserinin, beynimizin hep aynı bölgesini uyarmasından daha doğal ne olabilir!.. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar işin aslının bunun çok ötesinde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Güzelliğin matematiği mi matematiğin güzelliği mi?<br />
</strong><br />
Aslında güzelliğin sanatla özdeşleştirilmesi hep yaptığımız bir şeydir.</p>
<p>Messi’nin şiir gibi top oynadığını; Federer’in her puanının bir başyapıt olduğunu söylerken kastettiğimiz şey tam olarak oyunlarındaki sanatsallığın getirdiği güzelliktir.</p>
<p>Ancak ünlü nörobiyolog Semir Zeki ve efsane matematikçi Michael Atiyah’ın öncülüğünde yapılan bir çalışma, güzellik kavramının sadece sanata ait olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Semir Zeki oldukça ünlü bir nörobiyolog; şimdiye dek duyguların beyindeki algısı üzerine bir çok çalışma yapmış ve bu alanın öncülerinden. Özellikle de aşkın bilimi konusunda yaptığı çalışmalarda; aşkın bir hastalık olduğu; kadınların psikolojik olarak erkeklerden çok daha güçlü olup bitmiş bir aşkı daha çabuk unuttukları; en kuvvetli aşkın bile 3 yıl sonra azalmaya başlayacağı gibi konuları bilimsel olarak ortaya çıkarması ile dünya çapında bir ün kazanmış biri.</p>
<p>Öncülüğünü yaptığı son çalışmada da güzellik konusunu ele alıyor ve 15 matematikçiye, matematiksel olarak güzel, sıradan ve çirkin olarak sınıflamaları için 60 tane denklem gösteriliyor. Daha sonra bu matematikçilerin güzel olarak nitelendirdikleri denklemlerin imajları kendilerine tekrar gösterildiği esnada fMRI tekniği kullanılarak beyin aktiviteleri canlı olarak izleniyor.</p>
<p>Anlaşılıyor ki, matematikçiler güzel denklemleri gördüklerinde beyinlerinin uyarılan kısmıyla güzel bir sanat eseri gördüklerinde uyarılan bölümü aynı!</p>
<p>Bir yanda duygularla yaratılan sanat eserleri diğer yanda entelektüel birikimin sonucu olarak ortaya çıkan matematiksel denklemler.</p>
<p>Bir yanda çoğu kez tek bakışta veya duyuşta güzelliğini anlayacağımız sanat eserleri bir yanda güzelliğini anlamak için ciddi derecede eğitim almamız gereken matematiksel denklemler. Tabii diyeceksiniz ki matematik bu, neresi güzel olabilir?!</p>
<p>Bir iki matematik denklemini güzel veya çirkin bulmaları tamamen o matematikçilerin sorunudur da diyebilirsiniz. Ancak eskiden bu işlere kafa yormuş biri olarak hemen söyleyebilirim ki karmaşık doğa kanunlarının aslında basit ve tek bir denklemle ifade edilebilir olduğunu görmek heyecan vericidir.</p>
<p>Daha da ötesi, karmaşık bir doğa kanunu açıklayabilecek milyon tane matematiksel ifadenin arasında en basitini bulup çıkarmak bir sanattır!.. Çıkan denklem de sanatçının eseridir aslında. Bilimde en basit ifade, aynı zamanda en doğru yaklaşımı da temsil eder çoğunlukla.</p>
<p><strong>Doğruluğun ölçüsü güzellik mi?!</strong></p>
<p>Sanat her dalıyla; hayata, doğaya bakışımızın dışa vurumu için bir araç, bil dil sonuçta.<br />
İşin aslı, matematik de doğanın kanunlarını açıklayabilmek için kullandığımız bir araç, bir dil.<br />
İşte bu kadar farklı görünen iki kavramın ortak noktası tam olarak bu aslında; doğanın kendisi.</p>
<p>Sanat eseri, belirli bir matematiğe yani güzelliğin matematiğine sahip olduğu zaman estetik; bilimsel eser de estetik bir sanat eserinin sadeliği ve basitliğine sahip olduğunda evrensel bir değer taşıyor!.. Ve beynimiz her ikisindeki güzelliği de aynı şekilde algılıyor.</p>
<p>O zaman çok daha temel bir soru karşımıza çıkıyor;<br />
“Acaba güzellik, doğayı algılayış biçimimizdeki doğruluğun bir ölçüsü olabilir mi?!”</p>
<p>Kuantum Fiziği’nin babalarından Herman Weyl, “Yaptığım her işte doğru olanı güzel olanla birleştirmek isterim. Ancak ikisi arasında bir tercih yapmam gerekirse hep güzel olanı seçerim” demiş.</p>
<p>Kendi yaşamınızdan da biliyorsunuz ki, çoğu kez güzel bulduğunuz, sizi mutlu edecek aksiyonu almak yerine; size o an için doğru gelen şeyi yapıyorsunuz. Oysa ki içten içe biliyorsunuz ki o an için pratikte doğru olanı yapıp, kurallara uygun hareket etmek genel anlamıyla yaşamını asla güzelleştirmeyecek.</p>
<p>İşte neredeyse bilimsel olarak ispatlamışlar! Artık hayattaki tercihlerinizi güzel olandan yana kullanın ve anlık doğruları bir kenara koyun.</p>
<p>Çünkü güzel olan şey daha evrensel bir doğru içerir!..</p>
<p>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/bilim-guzelse-dogrudur-diyor">Bilim &#8216;Güzelse Doğrudur&#8217; diyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4990</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Matematik “ben bilirim” demektir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/matematik-ben-bilirim-demektir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 13:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[hukukçu]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[matesis]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Matematik üzerine, hukuktan resme, çok şey&#8230; Matematik, eski Yunanca&#8217;da ben bilirim anlamına gelen &#8220;matesis”  sözcüğünden türetildi. Gerçekte, matematik, doğanın içindeki ipuçlarını bulmak demektir. Doğru ve soyut düşünebilme yollarını araştırır matematik. Soyut düşünebilmenin en eski örneği ise felsefedir. Mantık, matematik ve felsefe deneysel bilimlerin ve uygulamanın (teknolojinin) gelişmesine katkı oluşturmuştur. Bu bağlamda, Rene Descartes&#8217;ın (1596-1650) &#8220;Felsefesiz yaşamak, açmaya çalışmadan, gözü kapalı yaşamaktır” sözünü unutmamak gerekir. Bu arada, Bertrand Russel&#8217;ın (1872-1970)&#8220;Mantık matematiğin gençliği ise, matematik de mantığın yaşlılığıdır&#8221; deyişini anımsamakta yarar var. İnsan beyninin buluşu Matematik, insan beyninin bir buluşudur ve insanın soyut düşünebilme yeteneğinden kaynaklanır. Doğaldır ki, her insan, matematikteki bu yoğun düşünsel güzelliğe ulaşamaz. Matematik, salt doğru düşünme, soyut düşünme için var olarak gelişmiş bir bilim de değildir. Matematik, insanlığın gelişimi için gerekli olduğu ölçüde de gelişmiştir. Matematik, önceleri ticaret ve tarım amaçlı gelişmiştir. Ticari hesaplamalar, mali işlemler, ağırlık ve uzunluk ölçüleri, matematiğe gereksinim duyulmasına yol açmıştır. Kalıtın (mirasın) belli oranlara göre dağıtılması sorunsalı buna bir örnek gösterilebilir. Yalnız şarap içip rübai yazan diye bilinen Ömer Hayyam (1047-1122), babasının işini sürdürebilmek için geometri öğrenmiş, matematikçi olmuştur. Hayatın her alanında Harita yapımında; telefon, radyo, televizyon da denizcilikte, sanatta matematiğin katkısı bir gerçektir. Matematik olmasa uçaklar uçmaz; radarlar, bilgisayarlar çalışamazdı. Matematik bilgisi gerektiren finansal sorunlar, borsa-fon-yatırım hesaplarını bir anımsayalım. Vergi öderken sigorta primi hesaplanırken, ev satın alırken matematik gereklidir. Taksitli ve kredili işlemler, kumar ve sigortalarda; insanlar sayılarla düşünmesini yeterince bilmediklerinden kandırılmaktadır. Yüzde oranları, olasılık (uzun bir sürede bir olayın gerçekleşme yüzdesi) kavramlarını bilmeden, olanlar kavranamaz. Kısa ve uzun sürede kazanmanın yolları böyle bulunur. Bu bakımdan &#8220;Sayılarla nasıl düşünmeli?&#8221; (How to think with numbers?) sorunsalı önem kazanmaktadır. Manhattan kaça satılmıştı? Kızılderililer, 1626 yılında Manhattan adasını 24 dolara satarken, bu parayı %8&#8217;den faize yatırdıklarında 2001 yılında (375 yıl sonra) bu paranın 82 trilyon dolar olacağını bilmiyorlardı. Bu, bir bileşik faiz olayıdır. Bu arada, Manhattan’a 1990 yılında 47 milyon dolar değer biçildiğini de unutmamalı. Demek ki matematik, bir düşünce disiplini (düzencesi) gerektirir; sorun çözme yeteneklerini geliştirir. Büyük ve küçük sayılarla düşünmesini bilmek gerek. Büyüklük algılamasına şu örneklerle yaklaşılabilir: Güneş, bir portakal büyüklüğünde olsa, dünya toplu iğne başı olurdu. Dünya, Mars&#8217;tan yaklaşık 10 kat büyüktür. Matematik olarak, kumlar sayılabilir. Yazının bulunuşundan günümüze dek geçen sürede, neredeyse 200 milyar saniye geçmiştir. Çakıl taşı = Calculus Eskiden çakıl taşları kullanılarak hesap yapılırdı. Newton (1642-1727) ve Leibniz&#8217;in (1646-1716) geliştirdikleri sayılama ölçümleriyle (hesap teknikleriyle), insanlar çakıl taşlarını atarken, yüzyıllardır kullandıkları &#8220;çakıl taşlarına&#8221; bir sevgi bağı=vefa olsun diye bu hesap tekniğine Latince çakıl taşı anlamında calculus dediler. Matematik konuşulurken, matematiğin ne işe yaradığı sorusu, hemen ortaya atılır. Matematik bilmeyen birine, &#8220;Bir uçak kalkıştan inişe dek geçen sürede en yükseğe nerede çıkar?&#8221; sorusunu sorsanız bunu anlar mı? Bunu anlamış olması için, &#8220;uçağın hareket fonksiyonunun türevini alıp sıfıra eşitlediğimizde bu sorunun yanıtını buluruz&#8221; açıklamasını kavraması gerekir. Matematik neden sevimsiz gelir? Matematiğin çoğunluğa zor ve sevimsiz gelmesinin nedeni buradadır. Anladığınızı severseniz, anlamadığınızı sevmezsiniz. Bu yaklaşımı tersinden de alabiliriz. Sevdiğinizi anlarsınız. Matematiği sevmek için onu anlamak gerek. Her insan, matematikteki güzelliği anlayamaz. Matematikçi olmak, kişinin kendine kalmış bir durumdur. Doktor, doçent, profesör olmadan da bilimle uğraşılır. Bilim insanın öğrenme, anlama özlemini çok zorlayıcı biçimde doyurma duyusudur. Satrancı bulan rahip, matematikçi değildi. Ama matematik biliyordu. Matematiği seviyordu. Dile benden ne dilersin? Satrancı bulan rahip, gerçekte “şah”a ders vermek istemişti. Şah da oyunu beğendiğinden, ona, &#8220;Dile benden ne dilersin&#8221; demişti. Rahip, şahtan satranç tahtasındaki ilk kareden başlayarak 64. kareye gelinceye dek hesap edilecek bir buğday istemişti. İlk kareye 1, ikinci kareye 2, üçüncü kareye 4, …. 64. kareye de 2 üzeri 63 tane buğday yani her karede, bir önceki karede aldığım buğdayın iki katını alacağım dendiğinde şah, &#8220;Hesaplayın, bir tane de çok verin&#8221; demiş. Oysa 64. karede, bugünkü ölçülerle, dünyanın 1500 yıllık buğday üretimi ortaya çıkmış. Yaklaşık 18.4 kentilyon tane buğday. Matematik ve denizcilik İnsanları matematiğe yönelten etmenlerden biri de denizciliktir. Denizin herhangi bir yerinde iken dünyanın neresindesiniz? Bu sorunun yanıtı için ölçümler ve trigonometri gereklidir. Bugün bilgisayarlar, uydular bu işi yapar. Matematiğin, M.Ö. 600 yıllarında Yunanistan’da doğduğu söylenir. Bunun nedeni Milet&#8217;li Thales’in (M.Ö. 625-547) ilk büyük matematikçi oluşudur. Oysa Mısır ve Mezopotamya matematiği Yunan öncesi matematiktir. Sümerler, Akatlar, Hitiler, Asurlar, Babiller göz ardı edilemeyecek katkıları sağlamışlardır matematiğe. Neredeyse, matematik, Babiller ile özdeşleştirilmiştir. Bu bakımdan matematik, Mezopotamya ve Çin&#8217;de başladı denebilir. Yunan matematiği felsefeden kaynaklanmış denirse, Hint matematiği dilbilim kaynaklıdır denebilir. Orta Çağ’daki, Türk İslam matematiği, matematik tarihinde önemli bir evredir. Hintliler, yazının bulunuşundan 4800 yıl sonra sıfırı bulmuşlardır. Yeni Çağ Avrupa matematiği ile matematik en büyük gelişmesini sağlamıştır. Matematik de, bilgi de güçtür Yalnız matematikte değil, her alanda &#8220;bilgi, güçtür&#8221;. Bilginin çözümlenmesi felsefedir. Bilim tarihi felsefe tarihi ile koşuttur. İnsanlığın gelişimini yansıtır bilim tarihi. Bir yerde bilimin doğması ve gelişimi için, Aristo&#8217;nun (M.Ö.384-322) dediği gibi, boş zamanı olan insanların bulunması gereklidir. &#8220;İnsanlığın bilgi birikimi, hiç durmadan şişip büyüyen bir küreye benzer. Kürenin içi ne denli büyük olursa, bilinmeyene dokunan yüzeyi de o denli geniş olur&#8221; diyen Blaise Pascal’dır (1623-1662). Tümdengelimli düşünce geliştirilerek sayılar, biçimler arasındaki bağıntılar bulunur. İskenderiye’de Kral I. Batlamyus (Ptolemaios M.Ö.360-283), Öklid’e (Euclides M.Ö. 365-300): &#8211; Geometriyi öğrenmenin kısa bir yolu yok mu diye sormuş. O da, + Geometriye giden bir krallık yoktur demiştir. 1789’da milletvekili olan Lavoisier (1743-1794), Fransız Bilimler Akademisi’ne 25 yaşında girmişti. 1794’te başını giyotine vermeden önce, deneylerini bitirmek için yargıçtan izin isteyince &#8220;Cumhuriyetin bilginlere gereksinimi yok” yanıtını almıştı. Bugünün Türkiye&#8217;sine ne denli ışık tutuyor bu geri anlayış! Matematik para değil düşünme zenginliği Kimi toplumlarda, bir anlamda matematikçiler işe yaramaz sanılmaktadır. Matematikçiler yoksul sanılır. Oysa gerçek zenginlik para değil, düşünme zenginliğidir, bilgidir. Ama yine de, matematikçileri yoksul sananlara zengin bir kaç matematikçi sayalım: Descartes, Fuler, Leibniz, Kronocker. Müzikle ilgilenen matematikçiler de vardır: Pisagor (Pythagoras(M.Ö.596-500), Galilei (1564-1642), Sylvester (1814-1897), Poincare (1854-1912), Kronocker (1823-1891), Huygens (1629-1695). Matematik ve siyaset Matematikçilerin başarılı olmadıkları alan siyasettir. Ama yine de Laplace&#8217;nin (1749- 1817) Napolyon’a 6 hafta içişleri bakanlığı yaptığını, Newton’un Cambridge Üniversitesi&#8217;ni parlamentoda temsil ettiğini, Monge (1746-1818), Jacobi (1804-1851) ve Borel’in (1871-1956) siyasette boy gösterdiklerini anımsayalım. Uygulamalı matematik kişi para, zaman, ölçü, hacim, alan, uzaklık, ısı gibi kavramlarla ilgilenir. Trafik matematiğin kapsama alanına girer. Örneğin, trafikte yaralanan ya da ölen bir kişi için hesaplanacak ödence (tazminat) matematiğin konusudur. Böylece matematik, yaşamın kendisi olan hukukla kucaklaşır. Hukukçu matematikçiler Bu aşamada hukukçu matematikçilerin kimilerine değinmekte yarar vardır. İlk hukukçu matematikçi: EUDOXUS (M.Ö. 408-355) matematik dışında iyi bir hukukçu ve doktordu. Eflatun’un çağdaşıydı. Eflatun’un onun parlak zekasını kıskandığı söylenir. KOPERNİK (1473-1543) Gökbilimciliğiyle tanınan Kopernik, Ferrara Üniversitesi’nde kilise hukuku doktoru oldu. HARDY (1600-1678) Fransız matematikçi. Avukatlık yaptı. Descartes ile Fermat arasında maksimum-minumum üzerinde yazılı tartışma çıkınca Descartes onu hakem seçti. LEIBNIZ (1646-1716) 15 yaşındayken Leibzig Üniversitesi’ne bir hukuk öğrencisi olarak girdi. Zamanının tümünü hukuka veriyordu. Matematik öğrenmeden felsefeyi, hukuku anlamanın olanaksız olduğunu gördü. Sonra hukuka yeniden başladı. Gençliğinde tüm profesörlerden daha çok hukuk bildiğinden ona doktora sanını vermedi Leipzig Üniversitesi. Hukuk, din, siyaset, tarih, edebiyat, mantık, felsefe alanında sayısız yapıt bıraktığından ona, evrensel deha denir. Söylentiye göre, mezardan kafasını çıkarmışlar, normal kafadan küçük olduğu görülmüş. NICOLAS BERNOUILLI (1662-1716) 20 yaşında, hukukta en üst aşamaya çıktı. Matematiği okumadan önce, Berne’de hukuk profesörü oldu. III. Nicolas Bernouilli (1695-1726), II. Jean Bernouolli (1710-1790), II. Jacques Bernouilli (1759-1789), III. Jean Bernouolli (1746-1808) önce hukuk öğrenimi gördüler, sonra matematikçi oldular. FERMAT (1601-1665) Fransız hukukçusu. Uzun süren davalardan sıkıldığı için matematikle ilgilenmeye başladığı söylenir. SYLVESTER (1814-1897) 32 yaşında iken hukuk öğrendi. &#8220;Müzik, duyguların matematiği, matematikte doğru düşünmenin müziği&#8221;dir diyen İngiliz matematikçisi. WEIERSTRASS (1815-1897) Ailesi onu Bonn Üniversitesi’ne hukuk okuması için gönderdi. Ama o bunu yapmadı. CAYLEY (1821-1895) Roman okuyan bir matematikçi. İstemeyerek avukat oldu 28 yaşında. Çok konuşmazdı. Bir işin temelini öğrenmeden hiç konuşmazdı. Prof.luktan aldığı para, avukatlıktan aldığı paradan daha azdı. Ama buna üzülmezdi. Matematik bilmeyen giremez Eflatun Akademisi&#8216;nin kapısında &#8220;Matematik bilmeyen giremez&#8221; yazardı. &#8220;Ben sıradan kişilere ders anlatmam&#8221; diyen de odur. &#8220;Geometri bilgisi olmadan, insan gerçek bir ressam olamaz.&#8221; (Abrecht Dürer Alman ressam, 1471-1528) &#8220;Ne iyi bir dinleyici, ne de bir araştırmacı olabiliriz, sayılardan uzak kalırsak. Bildiğim tek şey; insan, insan olamaz sayılar olmadan.” Thomas Hylles &#8220;Evrenin dili, matematiğin diliyle yazılmıştır. Bu dilin harfleri üçgenler, çemberler ve öteki geometrik biçimlerdir.” Galileo Galilei Kaynak: 1. Matematik Tarihi, Ali Dönmez, V Yayınları 1986, Ankara 2. Matematiğin Aydınlık Dünyası, Sinan Sertöz, TÜBİTAK Yayınları 1996, Ankara 3. Matematiğin Tarihi, Richard Mankiewicz, Güncel Yayıncılık, 2002, İstanbul 4. &#8220;Zengin Olmak İçin Gereken Tüm Matematik&#8221;, Robert Lo Hershey, Güncel Yayıncılık, İstanbul 2003, Sayfa 73 Rahmi Kumaş, rahmikumas@yahoo.com.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/matematik-ben-bilirim-demektir">Matematik “ben bilirim” demektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Matematik üzerine, hukuktan resme, çok şey&#8230;</strong></p>
<p>Matematik, eski Yunanca&#8217;da ben bilirim anlamına gelen <em>&#8220;matesis”  </em>sözcüğünden türetildi. Gerçekte, matematik, doğanın içindeki ipuçlarını bulmak demektir. Doğru ve soyut düşünebilme yollarını araştırır matematik.</p>
<p>Soyut düşünebilmenin en eski örneği ise felsefedir. Mantık, matematik ve felsefe deneysel bilimlerin ve uygulamanın (teknolojinin) gelişmesine katkı oluşturmuştur.</p>
<p>Bu bağlamda, Rene Descartes&#8217;ın (1596-1650) <em>&#8220;Felsefesiz yaşamak, açmaya çalışmadan, gözü kapalı yaşamaktır</em>” sözünü unutmamak gerekir. Bu arada, Bertrand Russel&#8217;ın (1872-1970)<em>&#8220;Mantık matematiğin gençliği ise, matematik de mantığın yaşlılığıdır&#8221;</em> deyişini anımsamakta yarar var.</p>
<p><strong>İnsan beyninin buluşu</strong></p>
<p>Matematik, insan beyninin bir buluşudur ve insanın soyut düşünebilme yeteneğinden kaynaklanır. Doğaldır ki, her insan, matematikteki bu yoğun düşünsel güzelliğe ulaşamaz.</p>
<p>Matematik, salt doğru düşünme, soyut düşünme için var olarak gelişmiş bir bilim de değildir. Matematik, insanlığın gelişimi için gerekli olduğu ölçüde de gelişmiştir.</p>
<p>Matematik, önceleri ticaret ve tarım amaçlı gelişmiştir. Ticari hesaplamalar, mali işlemler, ağırlık ve uzunluk ölçüleri, matematiğe gereksinim duyulmasına yol açmıştır. Kalıtın (mirasın) belli oranlara göre dağıtılması sorunsalı buna bir örnek gösterilebilir.</p>
<p>Yalnız şarap içip rübai yazan diye bilinen <strong>Ömer Hayyam </strong>(1047-1122), babasının işini sürdürebilmek için geometri öğrenmiş, matematikçi olmuştur.</p>
<p><strong>Hayatın her alanında</strong></p>
<p>Harita yapımında; telefon, radyo, televizyon da denizcilikte, sanatta matematiğin katkısı bir gerçektir. Matematik olmasa uçaklar uçmaz; radarlar, bilgisayarlar çalışamazdı. Matematik bilgisi gerektiren finansal sorunlar, borsa-fon-yatırım hesaplarını bir anımsayalım.</p>
<p>Vergi öderken sigorta primi hesaplanırken, ev satın alırken matematik gereklidir. Taksitli ve kredili işlemler, kumar ve sigortalarda; insanlar sayılarla düşünmesini yeterince bilmediklerinden kandırılmaktadır.</p>
<p>Yüzde oranları, olasılık (uzun bir sürede bir olayın gerçekleşme yüzdesi) kavramlarını bilmeden, olanlar kavranamaz. Kısa ve uzun sürede kazanmanın yolları böyle bulunur. Bu bakımdan <strong>&#8220;Sayılarla nasıl düşünmeli?&#8221;</strong> (<strong>How to think with numbers?</strong>) sorunsalı önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>Manhattan kaça satılmıştı?</strong></p>
<p><strong>Kızılderililer</strong>, 1626 yılında Manhattan adasını 24 dolara satarken, bu parayı %8&#8217;den faize yatırdıklarında 2001 yılında (375 yıl sonra) bu paranın 82 trilyon dolar olacağını bilmiyorlardı. Bu, bir bileşik faiz olayıdır. Bu arada, Manhattan’a 1990 yılında 47 milyon dolar değer biçildiğini de unutmamalı. Demek ki matematik, bir düşünce disiplini (düzencesi) gerektirir; sorun çözme yeteneklerini geliştirir.</p>
<p>Büyük ve küçük sayılarla düşünmesini bilmek gerek.</p>
<p>Büyüklük algılamasına şu örneklerle yaklaşılabilir:</p>
<ul>
<li>Güneş, bir portakal büyüklüğünde olsa, dünya toplu iğne başı olurdu.</li>
<li>Dünya, Mars&#8217;tan yaklaşık 10 kat büyüktür. Matematik olarak, kumlar sayılabilir.</li>
<li>Yazının bulunuşundan günümüze dek geçen sürede, neredeyse 200 milyar saniye geçmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Çakıl taşı = Calculus</strong></p>
<p>Eskiden çakıl taşları kullanılarak hesap yapılırdı. Newton (1642-1727) ve Leibniz&#8217;in (1646-1716) geliştirdikleri sayılama ölçümleriyle (hesap teknikleriyle), insanlar çakıl taşlarını atarken, yüzyıllardır kullandıkları &#8220;çakıl taşlarına&#8221; bir sevgi bağı=vefa olsun diye bu hesap tekniğine Latince çakıl taşı anlamında <strong>calculus</strong> dediler.</p>
<p>Matematik konuşulurken, matematiğin ne işe yaradığı sorusu, hemen ortaya atılır. Matematik bilmeyen birine, &#8220;Bir uçak kalkıştan inişe dek geçen sürede en yükseğe nerede çıkar?&#8221; sorusunu sorsanız bunu anlar mı? Bunu anlamış olması için, &#8220;uçağın hareket fonksiyonunun türevini alıp sıfıra eşitlediğimizde bu sorunun yanıtını buluruz&#8221; açıklamasını kavraması gerekir.</p>
<p><strong>Matematik neden sevimsiz gelir?</strong></p>
<p>Matematiğin çoğunluğa zor ve sevimsiz gelmesinin nedeni buradadır. Anladığınızı severseniz, anlamadığınızı sevmezsiniz. Bu yaklaşımı tersinden de alabiliriz. Sevdiğinizi anlarsınız. Matematiği sevmek için onu anlamak gerek. Her insan, matematikteki güzelliği anlayamaz.</p>
<p>Matematikçi olmak, kişinin kendine kalmış bir durumdur. Doktor, doçent, profesör olmadan da bilimle uğraşılır. Bilim insanın öğrenme, anlama özlemini çok zorlayıcı biçimde doyurma duyusudur. Satrancı bulan rahip, matematikçi değildi. Ama matematik biliyordu. Matematiği seviyordu.</p>
<p><strong>Dile benden ne dilersin?</strong></p>
<p>Satrancı bulan rahip, gerçekte “şah”a ders vermek istemişti. Şah da oyunu beğendiğinden, ona, &#8220;Dile benden ne dilersin&#8221; demişti. Rahip, şahtan satranç tahtasındaki ilk kareden başlayarak 64. kareye gelinceye dek hesap edilecek bir buğday istemişti. İlk kareye 1, ikinci kareye 2, üçüncü kareye 4, …. 64. kareye de 2 üzeri 63 tane buğday yani her karede, bir önceki karede aldığım buğdayın iki katını alacağım dendiğinde şah, &#8220;Hesaplayın, bir tane de çok verin&#8221; demiş.</p>
<p>Oysa 64. karede, bugünkü ölçülerle,<strong> dünyanın 1500 yıllık buğday üretimi </strong>ortaya çıkmış. Yaklaşık <strong>18.4 kentilyon tane buğday.</strong></p>
<p><strong>Matematik ve denizcilik</strong></p>
<p>İnsanları matematiğe yönelten etmenlerden biri de denizciliktir. Denizin herhangi bir yerinde iken dünyanın neresindesiniz? Bu sorunun yanıtı için ölçümler ve trigonometri gereklidir. Bugün bilgisayarlar, uydular bu işi yapar.</p>
<p>Matematiğin, M.Ö. 600 yıllarında Yunanistan’da doğduğu söylenir. Bunun nedeni Milet&#8217;li Thales’in (M.Ö. 625-547) ilk büyük matematikçi oluşudur.</p>
<p>Oysa Mısır ve Mezopotamya matematiği Yunan öncesi matematiktir. Sümerler, Akatlar, Hitiler, Asurlar, Babiller göz ardı edilemeyecek katkıları sağlamışlardır matematiğe. Neredeyse, matematik, Babiller ile özdeşleştirilmiştir.</p>
<p>Bu bakımdan matematik, Mezopotamya ve Çin&#8217;de başladı denebilir. Yunan matematiği felsefeden kaynaklanmış denirse, Hint matematiği dilbilim kaynaklıdır denebilir. Orta Çağ’daki, Türk İslam matematiği, matematik tarihinde önemli bir evredir. Hintliler, yazının bulunuşundan 4800 yıl sonra sıfırı bulmuşlardır.</p>
<p>Yeni Çağ Avrupa matematiği ile matematik en büyük gelişmesini sağlamıştır.</p>
<p><strong>Matematik de, bilgi de güçtür</strong></p>
<p>Yalnız matematikte değil, her alanda &#8220;bilgi, güçtür&#8221;. Bilginin çözümlenmesi felsefedir. Bilim tarihi felsefe tarihi ile koşuttur. İnsanlığın gelişimini yansıtır bilim tarihi.</p>
<p>Bir yerde bilimin doğması ve gelişimi için, Aristo&#8217;nun (M.Ö.384-322) dediği gibi, <strong>boş zamanı olan insanların bulunması</strong> gereklidir.</p>
<p><em>&#8220;İnsanlığın bilgi birikimi, hiç durmadan şişip büyüyen bir küreye benzer. Kürenin içi ne denli büyük olursa, bilinmeyene dokunan yüzeyi de o denli geniş olur&#8221;</em> diyen <strong>Blaise Pascal</strong>’dır (1623-1662).</p>
<p>Tümdengelimli düşünce geliştirilerek sayılar, biçimler arasındaki bağıntılar bulunur.</p>
<p>İskenderiye’de <strong>Kral I. Batlamyus </strong>(Ptolemaios M.Ö.360-283), <strong>Öklid</strong>’e (Euclides M.Ö. 365-300):</p>
<p><strong>&#8211;</strong> <strong>Geometriyi öğrenmenin kısa bir yolu yok mu </strong>diye sormuş. O da,</p>
<p>+<strong> Geometriye giden bir krallık yoktur</strong> demiştir.</p>
<p>1789’da milletvekili olan Lavoisier (1743-1794), Fransız Bilimler Akademisi’ne 25 yaşında girmişti. 1794’te başını giyotine vermeden önce, deneylerini bitirmek için yargıçtan izin isteyince <em>&#8220;Cumhuriyetin bilginlere gereksinimi yok</em>” yanıtını almıştı. Bugünün Türkiye&#8217;sine ne denli ışık tutuyor bu geri anlayış!</p>
<p><strong>Matematik para değil düşünme zenginliği</strong></p>
<p>Kimi toplumlarda, bir anlamda matematikçiler işe yaramaz sanılmaktadır. Matematikçiler yoksul sanılır. Oysa gerçek zenginlik para değil, düşünme zenginliğidir, bilgidir. Ama yine de, matematikçileri yoksul sananlara zengin bir kaç matematikçi sayalım: <strong>Descartes, Fuler, Leibniz, Kronocker</strong>.</p>
<p><strong>Müzikle ilgilenen</strong> matematikçiler de vardır:<strong> Pisagor</strong> (Pythagoras(M.Ö.596-500), <strong>Galilei</strong> (1564-1642), <strong>Sylvester </strong>(1814-1897), <strong>Poincare</strong> (1854-1912), <strong>Kronocker</strong> (1823-1891), <strong>Huygens</strong> (1629-1695).</p>
<p><strong>Matematik ve siyaset</strong></p>
<p>Matematikçilerin başarılı olmadıkları alan siyasettir. Ama yine de Laplace&#8217;nin (1749- 1817) Napolyon’a 6 hafta içişleri bakanlığı yaptığını, <strong>Newton</strong>’un Cambridge Üniversitesi&#8217;ni parlamentoda temsil ettiğini, <strong>Monge</strong> (1746-1818), <strong>Jacobi</strong> (1804-1851) ve <strong>Borel</strong>’in (1871-1956) siyasette boy gösterdiklerini anımsayalım.</p>
<p><strong>Uygulamalı matematik kişi </strong>para, zaman, ölçü, hacim, alan, uzaklık, ısı<strong> </strong>gibi kavramlarla ilgilenir. <strong>Trafik</strong> matematiğin kapsama alanına girer. Örneğin, trafikte yaralanan ya da ölen bir kişi için hesaplanacak ödence (tazminat) matematiğin konusudur. Böylece matematik, yaşamın kendisi olan hukukla kucaklaşır.</p>
<p><strong>Hukukçu matematikçiler</strong></p>
<p>Bu aşamada hukukçu matematikçilerin kimilerine değinmekte yarar vardır. İlk hukukçu matematikçi:</p>
<p><strong>EUDOXUS </strong>(M.Ö. 408-355) matematik dışında iyi bir hukukçu ve doktordu. Eflatun’un çağdaşıydı. Eflatun’un onun parlak zekasını kıskandığı söylenir.</p>
<p><strong>KOPERNİK</strong> (1473-1543) Gökbilimciliğiyle tanınan Kopernik, Ferrara Üniversitesi’nde kilise hukuku doktoru oldu.</p>
<p><strong>HARDY</strong> (1600-1678) Fransız matematikçi. Avukatlık yaptı. Descartes ile Fermat arasında maksimum-minumum üzerinde yazılı tartışma çıkınca Descartes onu hakem seçti.</p>
<p><strong>LEIBNIZ </strong>(1646-1716) 15 yaşındayken Leibzig Üniversitesi’ne bir hukuk öğrencisi olarak girdi. Zamanının tümünü hukuka veriyordu. Matematik öğrenmeden felsefeyi, hukuku anlamanın olanaksız olduğunu gördü. Sonra hukuka yeniden başladı. Gençliğinde tüm profesörlerden daha çok hukuk bildiğinden ona doktora sanını vermedi Leipzig Üniversitesi. Hukuk, din, siyaset, tarih, edebiyat, mantık, felsefe alanında sayısız yapıt bıraktığından ona, <strong>evrensel deha</strong> denir. Söylentiye göre, mezardan kafasını çıkarmışlar, normal kafadan küçük olduğu görülmüş.</p>
<p><strong>NICOLAS BERNOUILLI </strong>(1662-1716) 20 yaşında, hukukta en üst aşamaya çıktı. Matematiği okumadan önce, Berne’de hukuk profesörü oldu. III. Nicolas Bernouilli (1695-1726), II. Jean Bernouolli (1710-1790), II. Jacques Bernouilli (1759-1789), III. Jean Bernouolli (1746-1808) önce hukuk öğrenimi gördüler, sonra matematikçi oldular.</p>
<p><strong>FERMAT </strong>(1601-1665) Fransız hukukçusu. Uzun süren davalardan sıkıldığı için matematikle ilgilenmeye başladığı söylenir.</p>
<p><strong>SYLVESTER</strong> (1814-1897) 32 yaşında iken hukuk öğrendi. &#8220;Müzik, duyguların matematiği, matematikte doğru düşünmenin müziği&#8221;dir diyen İngiliz matematikçisi.</p>
<p><strong>WEIERSTRASS </strong>(1815-1897) Ailesi onu Bonn Üniversitesi’ne hukuk okuması için gönderdi. Ama o bunu yapmadı.</p>
<p><strong>CAYLEY </strong>(1821-1895) Roman okuyan bir matematikçi. İstemeyerek avukat oldu 28 yaşında. Çok konuşmazdı. Bir işin temelini öğrenmeden hiç konuşmazdı. Prof.luktan aldığı para, avukatlıktan aldığı paradan daha azdı. Ama buna üzülmezdi.</p>
<p><strong>Matematik bilmeyen giremez</strong></p>
<p><strong>Eflatun Akademisi</strong>&#8216;nin kapısında &#8220;<strong>Matematik bilmeyen giremez</strong>&#8221; yazardı.<em> &#8220;</em><em>B</em><em>en sıradan kişilere ders anlatmam&#8221;</em> diyen de odur.</p>
<p><em>&#8220;Geometri bilgisi olmadan, insan gerçek bir ressam olamaz.&#8221;</em> (<strong>Abrecht Dürer </strong>Alman ressam, 1471-1528)</p>
<p><em>&#8220;Ne iyi bir dinleyici, ne de bir araştırmacı olabiliriz, sayılardan uzak kalırsak. Bildiğim tek şey; insan, insan olamaz sayılar olmadan.</em>” <strong>Thomas Hylles</strong></p>
<p><em>&#8220;Evrenin dili, matematiğin diliyle yazılmıştır. Bu dilin harfleri üçgenler, çemberler ve öteki geometrik biçimlerdir</em>.” <strong>Galileo Galilei</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>1. Matematik Tarihi, Ali Dönmez, V Yayınları 1986, Ankara</p>
<p>2. Matematiğin Aydınlık Dünyası, Sinan Sertöz, TÜBİTAK Yayınları 1996, Ankara</p>
<p>3. Matematiğin Tarihi, Richard Mankiewicz, Güncel Yayıncılık, 2002, İstanbul</p>
<p>4. &#8220;Zengin Olmak İçin Gereken Tüm Matematik&#8221;, Robert Lo Hershey, Güncel Yayıncılık, İstanbul 2003, Sayfa 73</p>
<p><strong>Rahmi Kumaş, <a href="mailto:rahmikumas@yahoo.com.tr">rahmikumas@yahoo.com.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/matematik-ben-bilirim-demektir">Matematik “ben bilirim” demektir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4792</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
