<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>duvar arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/duvar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/duvar</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Jan 2017 08:52:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2017 12:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kas hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar. *** Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı! Doğan Kuban hoca bu haftaki yazısında “Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır” diyor.  Ve “insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.” Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor. Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık! Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor: &#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. Fakat kötülük de örgütlenir. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir&#8230;” Bize bir de teselli veriyor: “Fakat aklın bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri de kazandırdığını” unutmayalım! Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın! Bozkurt Güvenç ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: “zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” Merakla okuyacaksınız. 17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen Anton Leeuwenhoek bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor Mustafa Çetiner ve yanıtını Descartes’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.” Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.” Eğitime ve okula gelmişken Hasan Şimşek’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim. Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor Kutay Deniz Atabay ve Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu. Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda Müfit Akyos, yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.” Tanol Türkoğlu, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür mağara devrinde yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz? Yazarımız Erdal Musoğlu, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi? Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu… Fiziğin çok ünlü Curie ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, Filiz Korkmaz ve İrem Yılmaz. Coşkun Özdemir, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da. Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü. Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla… HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız&#8230; Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli! http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-4959 size-medium alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis.jpg 1720w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><em>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar</em>.</p>
<p>***</p>
<p>Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca bu haftaki yazısında “<em>Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır</em>” diyor.  Ve “<em>insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.</em>”</p>
<p>Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor.</p>
<p>Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık!</p>
<p>Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor:</p>
<p><em>&#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. <strong>Fakat kötülük de örgütlenir</strong>. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir</em>&#8230;”</p>
<p>Bize bir de teselli veriyor: “<em>Fakat aklın <strong>bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri</strong> de kazandırdığını</em>” unutmayalım!</p>
<p>Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın!</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong> ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: <em>“zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” </em>Merakla okuyacaksınız.</p>
<p>17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen <strong>Anton Leeuwenhoek</strong> bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor <strong>Mustafa Çetiner</strong> ve yanıtını <strong>Descartes</strong>’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “<strong><em>Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.</em></strong>”</p>
<p>Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.”</p>
<p>Eğitime ve okula gelmişken <strong>Hasan Şimşek</strong>’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim.</p>
<p>Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor <strong>Kutay Deniz Atabay </strong>ve<strong> Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”</strong>nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu.</p>
<p>Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda<strong> Müfit Akyos, </strong>yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “<strong>Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.</strong>”</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken <strong>tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor</strong>. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür <strong>mağara devrinde</strong> yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz?</p>
<p>Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong>, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi?</p>
<p>Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu…</p>
<p>Fiziğin çok ünlü <strong>Curie</strong> ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, <strong>Filiz Korkmaz</strong> ve <strong>İrem Yılmaz.</strong></p>
<p><strong>Coşkun Özdemir</strong>, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da.</p>
<p>Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü.</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla…</p>
<p><strong>HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız</strong>&#8230;</p>
<p>Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli!<br />
<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik">http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4957</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Duvar sanatına turizm</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/duvar-sanatina-turizm</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 08:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[banksy]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[graffiti]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4893</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fransa’da, 18 bin yıllık bir mağaradaki duvar resimleri (graffiti) bozulmasın diye, resimler “tıpkısının aynısı” başka bir mağarada duvarlara resmedildi. Dordogne bölgesinde Vézère Vadisi’nde 147 prehistorik kalıntı ve mağaradan 15’i UNESCO korumasında. İçlerinde en popüleri Lascaux Mağarası’ndaki hayvan resimlerini ve sembolleri 50 ressam birebir kopyaladı. Bir o kadar mimar ve heykeltraş, mağarayı birebir, ama başka yerde yer altında “yeniden” inşa etti. Burayı 10 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Hollande turizme açtı. Bütün bu zahmetin ve 57 milyon euro masrafın nedeni: Gerçek mağaradaki resimler biraz insan nefesiyle yok olacak kadar hassastı. Zaten bu yüzden mağara turizme 50 yıldır kapalıydı. Çok daha ufak bir “taklidi” Lascaux 2 adıyla 1983’te açılmıştı. Ama turizme yetmiyordu. Neticede, inşaat sihirbazı yenilikçi Norveç şirketi Snøhetta’nın teknolojik ustalığıyla, prehistorik mağaranın 21’inci yüzyıl kopyası dünya turizmine açıldı. Öyle ki, yeni mağaraya girenler, gerçek mağaranın serinliğini, nemini, hava basıncını hissediyorlar. Duvarlara resim yapmak, yazının icadından çok çok daha öncelere dayanan insancıl bir dürtü. Yazıyla birlikte ise duvarlara yazmak, bunları zamanla sembollere, resimlere dönüştürmek, ortaya bir duvar sanatı (graffiti) çıkarttı. Sadece vandalizm için yapılan karalamalar bu tanımın dışında&#8230; Geçmişi 72 yıl öncesine dayanan çok ilginç bir graffiti adresi var: Berlin’deki Parlamento Binası. 1945’te savaşın sonunda binayı ele geçiren Rus askerlerinin, bütün binanın cephesine ve içerdeki duvarlara yazdıkları yazıların bir kısmı, bugün turistik tur konusu. Doğu Almanya, binanın cephesindeki küfürleri sildirmiş. İçeridekilerin önüne alçıpan yapılmış. Gel zaman git zaman iki Berlin birleştiğinde, bina onarılmaya başlandığında ortaya bu alçıpanlar çıkıyor. Söküldüğünde, arka duvarlarda kömürle, tebeşirle yazılmış sloganlar, yazılar&#8230; Örneğin: “Buraya Leningrad’ın öcünü almaya geldik.. Bu, Stalingrad için” gibi&#8230; Bu yazılar, yenilenecek parlamentoda kalmalı mı? Evet diyenler, hayır diyenler, az farkla evet kalsın diyenler kazanmış. Bugün orada görev yapan Alman siyasetçiler, 75 &#8211; 80 yıl önceki Nazilerin, Almanya’yı sürüklediği felaketin faturası olan bu yazıların önünden geçiyor her gün. Aklında olmasa bile tarihi her gün hatırlıyor. Konuyu bilen turistler ise özel graffiti turuyla bunları görebiliyor. Berlin’de halen ayakta “tutulan” Duvar’ın bir kısmı da boydan boya graffiti galerisi zaten. Graffiti turizmi diye bir kavram da var artık. Le Figaro gazetesi, dünyada görülmeye değer duvar sanatına dair bir sayfa hazırladı geçen hafta. Paris, New York, Barcelona, Roma, Miami, Detroit örneklerini sıraladı. Ama Paris, bu turizmin kraliçesi. Şehrin “öte yanında” eskiden işçi şimdi Cezayirli Faslı Laos’lu göçmenlerin semtleri Oberkampf, Belleville ve Ménilmontant duvarları yeni turizmin esas adresleri. Her Cumartesi 2,5 saatlik bir yürüyüşle 20 euro’ya graffiti tavafı. New York’ta Brooklyn-Bushwick bölgesinde böyle bir tur 2 kilometre, 2 saat, 30 euro. Burada bir saatte duvar resmi yapmayı öğrenmek isterseniz 30 euro. Barcelona’da bisikletle 3 saatlik tur 34 euro. Londra’da duvara sanat “yapmayı” öğrenerek 4 saati 48 euro. Yaratıcı vatandaşının, duvarlara resim yapmasına izin veren şehirler için bütün bunlar, durduk yerde yepyeni bir turizm kazancı. 20 bin yıllık geçmişi olan graffiti, bazı şehirlerde artık “sokak sanatı” çünkü. Banksy adıyla tanınan gizemli sanatçının İngiltere’de yaptığı en az 16 resmi, “duvarıyla” sökülüp götürüldü, müzayedede satıldı. Halen Kudüs’ten Boston’a çeşitli yerlerde Banksy’nin resimleri duruyor. Edip Emil Öymen *Bu yazı 02.01.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/duvar-sanatina-turizm">Duvar sanatına turizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa’da, 18 bin yıllık bir mağaradaki duvar resimleri (graffiti) bozulmasın diye, resimler “tıpkısının aynısı” başka bir mağarada duvarlara resmedildi.</p>
<p>Dordogne bölgesinde Vézère Vadisi’nde 147 prehistorik kalıntı ve mağaradan 15’i UNESCO korumasında. İçlerinde en popüleri Lascaux Mağarası’ndaki hayvan resimlerini ve sembolleri 50 ressam birebir kopyaladı. Bir o kadar mimar ve heykeltraş, mağarayı birebir, ama başka yerde yer altında “yeniden” inşa etti. Burayı 10 Aralık’ta Cumhurbaşkanı Hollande turizme açtı.</p>
<p>Bütün bu zahmetin ve 57 milyon euro masrafın nedeni: Gerçek mağaradaki resimler biraz insan nefesiyle yok olacak kadar hassastı. Zaten bu yüzden mağara turizme 50 yıldır kapalıydı. Çok daha ufak bir “taklidi” Lascaux 2 adıyla 1983’te açılmıştı. Ama turizme yetmiyordu. Neticede, inşaat sihirbazı yenilikçi Norveç şirketi Snøhetta’nın teknolojik ustalığıyla, prehistorik mağaranın 21’inci yüzyıl kopyası dünya turizmine açıldı. Öyle ki, yeni mağaraya girenler, gerçek mağaranın serinliğini, nemini, hava basıncını hissediyorlar.</p>
<p>Duvarlara resim yapmak, yazının icadından çok çok daha öncelere dayanan insancıl bir dürtü. Yazıyla birlikte ise duvarlara yazmak, bunları zamanla sembollere, resimlere dönüştürmek, ortaya bir duvar sanatı (graffiti) çıkarttı. Sadece vandalizm için yapılan karalamalar bu tanımın dışında&#8230;</p>
<p>Geçmişi 72 yıl öncesine dayanan çok ilginç bir graffiti adresi var: Berlin’deki Parlamento Binası. 1945’te savaşın sonunda binayı ele geçiren Rus askerlerinin, bütün binanın cephesine ve içerdeki duvarlara yazdıkları yazıların bir kısmı, bugün turistik tur konusu. Doğu Almanya, binanın cephesindeki küfürleri sildirmiş. İçeridekilerin önüne alçıpan yapılmış. Gel zaman git zaman iki Berlin birleştiğinde, bina onarılmaya başlandığında ortaya bu alçıpanlar çıkıyor. Söküldüğünde, arka duvarlarda kömürle, tebeşirle yazılmış sloganlar, yazılar&#8230; Örneğin: “Buraya Leningrad’ın öcünü almaya geldik.. Bu, Stalingrad için” gibi&#8230; Bu yazılar, yenilenecek parlamentoda kalmalı mı? Evet diyenler, hayır diyenler, az farkla evet kalsın diyenler kazanmış. Bugün orada görev yapan Alman siyasetçiler, 75 &#8211; 80 yıl önceki Nazilerin, Almanya’yı sürüklediği felaketin faturası olan bu yazıların önünden geçiyor her gün. Aklında olmasa bile tarihi her gün hatırlıyor. Konuyu bilen turistler ise özel graffiti turuyla bunları görebiliyor. Berlin’de halen ayakta “tutulan” Duvar’ın bir kısmı da boydan boya graffiti galerisi zaten.</p>
<p>Graffiti turizmi diye bir kavram da var artık. Le Figaro gazetesi, dünyada görülmeye değer duvar sanatına dair bir sayfa hazırladı geçen hafta. Paris, New York, Barcelona, Roma, Miami, Detroit örneklerini sıraladı. Ama Paris, bu turizmin kraliçesi. Şehrin “öte yanında” eskiden işçi şimdi Cezayirli Faslı Laos’lu göçmenlerin semtleri Oberkampf, Belleville ve Ménilmontant duvarları yeni turizmin esas adresleri. Her Cumartesi 2,5 saatlik bir yürüyüşle 20 euro’ya graffiti tavafı. New York’ta Brooklyn-Bushwick bölgesinde böyle bir tur 2 kilometre, 2 saat, 30 euro. Burada bir saatte duvar resmi yapmayı öğrenmek isterseniz 30 euro. Barcelona’da bisikletle 3 saatlik tur 34 euro. Londra’da duvara sanat “yapmayı” öğrenerek 4 saati 48 euro.</p>
<p>Yaratıcı vatandaşının, duvarlara resim yapmasına izin veren şehirler için bütün bunlar, durduk yerde yepyeni bir turizm kazancı. 20 bin yıllık geçmişi olan graffiti, bazı şehirlerde artık “sokak sanatı” çünkü. Banksy adıyla tanınan gizemli sanatçının İngiltere’de yaptığı en az 16 resmi, “duvarıyla” sökülüp götürüldü, müzayedede satıldı. Halen Kudüs’ten Boston’a çeşitli yerlerde Banksy’nin resimleri duruyor.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 02.01.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/duvar-sanatina-turizm">Duvar sanatına turizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4893</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
