<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>edebiyat arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/edebiyat</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Jun 2023 11:59:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İnsanlığın bitmeyen sevdası: Beni Ay’a uçur!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanligin-bitmeyen-sevdasi-beni-aya-ucur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2023 11:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[apollo 11]]></category>
		<category><![CDATA[astronot]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Buzz Aldrin]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[frank sinatra]]></category>
		<category><![CDATA[gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[ilham]]></category>
		<category><![CDATA[jules verne]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Collins]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[Neil Armstrong]]></category>
		<category><![CDATA[roket]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uçmak]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29603</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın Ay’a yolculuğunun dönüm noktası şüphesiz Apollo 11 göreviydi. 20 Temmuz 1969’da bir insan ilk defa Ay’a ayak basıp şu sözleri söyleyecekti: “Bu adam için küçük, insanlık için büyük bir adım”. Ay’ın, mitoloji ve kültüre etkisiyle beraber bilime ilham veren yanlarını da hatırlayarak Apollo 11 görevini anıyoruz. ABD, Kuzey Carolina’daki Kitty Hawk kasabası 1903 yılında tarihi bir olaya tanıklık etti. Tasarımcı Orville Wright (1871-1948), 12 saniye sürecek 37 metrelik bir uçuş yaptı. Bu bir ilkti! Kendisinden önce insanlı uçuş için çalışan onlarca bilim insanı ve mucidin çabasını başarıyla nihayete erdiren Wright, insanlığın kuşları taklit edebileceğinin habercisiydi. Orville’ın bu “küçük” ama “büyük” uçuşunun 66 yıl sonrasında ise insanlık, kuşların bile yapamayacağı bir şeyi yapacak ve Ay’a insanlı ilk uçuşunu gerçekleştirecekti. Ancak Neil Armstrong’un Ay’a ayak basışına geçmeden önce biraz geriye gidelim. Geceyi aydınlatan Ay’ı, romantiklerin dostu ve kurt adam efsanesinin çıkış noktası olarak biliriz. Karanlığın içindeki aydınlıktır Ay. Ufukta çok yakın gibi görünse de ulaşılması güç bir noktada olan uydumuzun boyutu, evreleri, bir yüze benzeyen tuhaf lekeleriyle bugün bile etkileyiciliğini korumakla birlikte tüm eski medeniyetler için bir gizemdi. En küçük kum zerreciğinden engin gökyüzüne kadar kozmosu tanımaya çalışmak, bilimin motivasyonu ise Ay da insanlığın ilk büyük bilimsel motivasyonlarından biriydi. Tabii burada mitlere de değinmeden geçemeyiz. Tarihçi Liba Taub, Plutarhos’a referans vererek bilim ve mitlerin daima diyalog içinde olduğunu, bilimsel araştırma ve mitolojinin rakip değil; daha ziyade, doğayı tam olarak dikkate almanın, anlamaya çalışmanın “iki tamamlayıcı yönü” ifadesini kullanıyor. Bu sebeple de Ay, tarih boyunca neredeyse her kültürün mitolojisinde yerini alacaktı. Bu Yunanlılar için Ay tanrıçası Selene; Romalılar için Luna veya Çinliler için Chang’e’ydi (Aynı zamanda uzay görevlerinin de ismi). Kuzey Kutbu’ndaki Inuit yerlilerinin bile Ay tanrısı var. Çünkü Ay her gece oradan bizi izliyor ve hatta doğa olaylarına neden olarak gücünü gösteriyordu. Bunun bir açıklamaya kavuşması lazımdı. Ay tam anlamıyla bir gizemdi. Güneş, aydınlıkta parıldarken gece “doğan” Ay, tam anlamıyla merak uyandırıyordu. İlk dönem gökyüzü gözlemcileri, Ay ışığının kaynağı, hangi içerikten yapıldığı ve orada yaşam olup olmadığı hakkında spekülasyonlar yapacaktı. Biricik uydumuz merak uyandırıyor ve bilimsel çalışmalara ilham vermede büyük bir rol oynuyordu. “Beni Ay’a uçur” Modern bilimin yükselişinden sonra bile Ay, edebiyattan şiire, şarkılardan filmlere özellikle kültür ve sanattaki etkisini koruyor. Ay hem kurt adam efsanesine hem de “Beni Ay’a Uçur” diyen Frank Sinatra’ya ilham olabiliyor. Burada bilim ve sanat arasındaki kültürel etkileşim oldukça ilginç. Zira Kepler’in “Somnium” eserinden sonra Ay yolculukları, aralarında Cyrano de Bergerac ve Daniel Defoe gibi yazarların arasında popüler bir cazibe alanı haline geldi. 1827’de bir Joseph Atterley “Ay’a Bir Yolculuk”u yazdı. Daha sonra 1865’te Jules Verne, itişi güçlü bir top tarafından fırlatılan uzay kapsülü teknolojisini hayal ederek “Ay’a Yolculuk”u yazdı ve bilimkurgu edebiyatının kurucularından biri olarak üne kavuştu. (Eserleri bugün bilime ilham vermeye devam ediyor.) Tabii burada edebi (bilimkurgu) fantezilerin merakı körüklediği, bunun da bilimsel çalışmaların yolunu açtığı, yön gösterdiğini de söylemek lazım. Ay döngülerinin doğru bir takvim oluşturmadaki önemi, astronominin gelişiminde temel bir unsur olan tutulmalarda Ay’ın rolü gibi sorular, modern öncesi biliminin önemli Ay çalışmalarıydı diyebiliriz. Ancak dönüm noktası Isaac Newton’ın çalışmaları olacaktı. Ay’ın yerçekimi tarafından yönlendirilen “düşen bir elma gibi” olduğunu fark etmesinin ardından bilim, bir daha hiç eskisi gibi olmayacak ve bugünkü modern haline evrilecekti. Newton ve ardılları, Dünya’nın yerçekiminin üstesinden gelmenin ve Ay’a uçmanın ne kadar zor olabileceğinin farkındaydı ama Newton’un fiziği aynı zamanda bunu yapmak için mekanik gereksinimlerin tam olarak ne olduğu da belirleyecekti. 20. yüzyılda bu gereksinimlerin peşinden giden bilim insanı ve mucitler, roket teknolojisinin mimarları olacak ve Apollo 11 astronotları Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins’i Ay’a taşıyan çok aşamalı Satürn V’in yolunu açacaklardı. Bilim ile kültür etkileşiminin sonucunda Ay’a ayak basan Armstrong’un “küçük” ama insanlığın “büyük” adımı, tüm insanlığa evrendeki tek bir topluluk olarak temel birlik ve beraberliğini de hatırlatmış oldu. Görsel altı: NASA’nın Apollo 11 görevinin üç mürettebat üyesi; Komutan Neil Armstrong (solda), Komuta Modülü Pilotu Michael Collins (ortada) ve Ay Modülü Pilotu Edwin “Buzz” Aldrin Jr, fırlatma öncesi poz veriyorlar. NASA, astronotları Ay’a nasıl gönderdi? 1957’de ABD ve Sovyetler Birliği arasında uzayda üstünlük kurma yarışının bir parçası olarak gelişen Apollo programı, NASA’nın 1960’ların sonundan 1970’lerin başına, insanları Ay’a indirme projesinin adıydı. Bu süreçte hem Sovyetler Birliği hem de ABD bu amaçla çok çaba sarf etti ve uzay çalışmalarına büyük katkılarda bulundular. Ancak bunu nihai olarak başaran, Apollo 11 görevi ile NASA oldu ve tarihte ilk kez astronotları Ay’ın yüzeyine indirdi. Ancak bu başarı ile ABD, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ne karşı uzay yarışında zafer ilan edebildi. Önce Mercury ve ardından Gemini görevleriyle Apollo programına hazırlık yapan NASA, 1961’den itibaren Apollo programı için toplam 11 uzay uçuşu planladı; NASA’ya göre, test edilen ekipmanlardan dördü ve diğer yedi uçuştan altısı Ay’a indi. İlk mürettebatlı uçuş 1968’de, son görev ise 1972’de gerçekleşti. NASA, Apollo için birkaç yeni araç geliştirecekti. O güne kadar en büyük fırlatma araçlarından biri olan Satürn V, 36 katlı bir bina kadar uzundu ve üç kademeden oluşuyordu. Roketin üstünde, üç kişilik bir kapsül olan Apollo komut modülü vardı. Geminin içi, yaklaşık bir hafta süren Ay yolculukları sırasında oldukça sıkışık seyahat koşulları sağlayan (bir arabanın içi kadar genişlikteki) bir alana sahipti. Son olarak, astronotları Ay yüzeyine indiren Ay modülü vardı. Yüzey gezileri bittiğinde ve astronotlar içeriye tırmandıktan sonra, Ay modülünün üst kısmı motorunu ateşliyor ve Dünya’ya dönüş için modül yükseliyordu. 12 astronot Ay’a gitti ve 283 milyar dolar harcandı Trajik bir teknik aksaklık yüzünden mürettebatın hayatını kaybettiği Apollo-1 ve büyük Apollo-11 başarısı dahil tüm misyonlar sona erdiğinde 12 astronot Ay’ın yüzeyinde yürümüş veya bir şekilde temas etmişti. Bilimsel araştırmalar yapıldı ve Dünya’daki araştırmacılar için de kaya örnekleri toplandı. (Bu numuneler, toplandıktan onlarca yıl sonra bile halen yeni keşifler yapmak için kullanılıyor.) SpaceFlight Insider’e göre, Apollo programı ABD’de yaklaşık yarım milyon insanın istihdam edilmesini gerektiren anıtsal bir çabaydı. Planetary Society’ye göre ise programın ömrü boyunca toplam 28 milyar dolar (enflasyona göre ayarlandığında yaklaşık 283 milyar dolar) harcanmıştı. Görsel altı: Apollo 11 görevi sırasında Ay’a yerleştirilen lazer dalga reflektörü (LRR) 50 yıldan uzun bir süreden sonra halen çalışıyor. Apollo görevleriyle ilgili az bilinen gerçekler 20 Temmuz 1969’da Apollo 11’in Ay’a astronot indirmesi, bilim tarihi için bir rüyanın gerçek olmasıydı. Peki ama bu görevle ilgili neler biliyoruz? Neil Armstrong’un Ay’a ilk adımını atması ve bunu gösteren fotoğraflarla birlikte “Bu adam için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözleri yediden yetmişe birçoğumuzun aklındadır. Ancak görevle ilgili başka spesifik ayrıntılar var. Ay modülünde sadece 1 dakikalık yedek yakıt kalmıştı NASA düzeyindeki bir Ay modülünün yakıtının bitmiş olması şaşırtıcı olsa da bu açıklama NASA tarafından yapıldı. Yakıtlarını 16 km boyunca kullanmayan Apollo 10’u hesaba kattıklarını, ancak Armstrong ve Buzz Aldrin’in yüzeye inmek istediklerinde, inişin hesaba katılmadığı bazı hesaplamalar nedeniyle 7 kilometrelik daha yakıt kaybolduğunu söyledi. Ayrıca başka bir engel daha vardı: İlk iniş yeri, düz olmayan bir kraterin ortasına denk gelmiş ve bu yüzden modülü bu kraterin kenarına birkaç kilometre daha hareket ettirmeleri gerekmişti. Neil Armstrong, Ay modülünü manevra etmeyi başardı, böylece güvenli bir pozisyonda indiler. Ancak tüm bu manevralar, modülde çok az yakıt bırakmıştı. Mürettebat sadece birkaç saat boyunca Ay’da kaldı Apollo 11, Ay’da bir günden az kalmak için çok uzun bir yolculuk yapmıştı. Daha sonraki Ay görevleri, Dünya’nın uydusunun yüzeyinde daha fazla zaman harcamasına rağmen, Armstrong ve Aldrin’in görevi düşünüldüğü gibi çok uzun sürmedi. Tüm Apollo 11 misyonu, 16 Temmuz’daki fırlatılışından 24 Temmuz 1969’da Pasifik Okyanusu’na dönüşüne kadar toplam 8 gün sürdü. İki astronot ayda harcanan her saniyeyi kullandı. Zemin seviyesinde bir kamera ve ABD bayrağı diktiler, bir uzay rüzgâr kolektörü kurdular ve tarihi anı işaretleyen bir hatıra plaketi yerleştirdiler. Ay’da isimleri olan madalyonlar, sismograf ve lazer dalga reflektörü bıraktılar. Ayrıca çok büyük miktar olmasa da kaya ve toz topladılar. Hatta zamanlarının bir kısmını o zamanki ABD başkanı Richard Nixon ile konuşmak için kullandılar. Lazer dalga reflektörü günümüzde halen çalışıyor Apollo 11 göreviyle Ay’a yerleştirilen lazer dalga reflektörü (LRR) 50 yıldan uzun bir süreden sonra halen çalışıyor. Bu reflektörler, tam olarak bir ışık ışınının veya bu durumda lazerin yayıldığı yönde yansıyan özel aynalara sahiptir. Bu yansımalar, fazla enerji tüketmemesinin yanında NASA’ya her gün Ay hakkında yeni şeyler öğretiyor. Bu reflektörler, dünyadaki büyük teleskoplar tarafından gönderilen lazer dalgalarıyla aydınlatılıyor. Lazer dalgası, teleskop tarafından gözlemlenebiliyor ve araştırmacılara, Ay’ın herhangi bir dönüş anında tam olarak Dünya’ya olan mesafesini; aynı zamanda, Ay’ın Dünya’nın; Dünya’nın Güneş’in ve Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesini ölçmeyi sağlıyor. Lazer dalga reflektörü, 50 yılı aşkın süredir kendi gezegenimizi daha iyi tanımak için bilgi sağlamaya devam ediyor. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynak: https://sciencenews.org/blog/context/moon-myth-voyages-preceded-apollo-landing https://www.space.com/apollo-program-overview.html https://medium.com/history-of-yesterday/lesser-known-facts-from-apollo-11-3604d2e435a5 *Bu yazı, HBT Dergi 227. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanligin-bitmeyen-sevdasi-beni-aya-ucur">İnsanlığın bitmeyen sevdası: Beni Ay’a uçur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_29609" style="width: 510px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29609" class="wp-image-29609" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay3.jpg" alt="" width="500" height="342" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay3.jpg 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay3-300x205.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-29609" class="wp-caption-text">Görsel: pexels.com / Frank Cone</p></div>
<p>İnsanlığın Ay’a yolculuğunun dönüm noktası şüphesiz Apollo 11 göreviydi. 20 Temmuz 1969’da bir insan ilk defa Ay’a ayak basıp şu sözleri söyleyecekti: “Bu adam için küçük, insanlık için büyük bir adım”. Ay’ın, mitoloji ve kültüre etkisiyle beraber bilime ilham veren yanlarını da hatırlayarak Apollo 11 görevini anıyoruz.</p>
<p>ABD, Kuzey Carolina’daki Kitty Hawk kasabası 1903 yılında tarihi bir olaya tanıklık etti. Tasarımcı Orville Wright (1871-1948), 12 saniye sürecek 37 metrelik bir uçuş yaptı. Bu bir ilkti! Kendisinden önce insanlı uçuş için çalışan onlarca bilim insanı ve mucidin çabasını başarıyla nihayete erdiren Wright, insanlığın kuşları taklit edebileceğinin habercisiydi. Orville’ın bu “küçük” ama “büyük” uçuşunun 66 yıl sonrasında ise insanlık, kuşların bile yapamayacağı bir şeyi yapacak ve Ay’a insanlı ilk uçuşunu gerçekleştirecekti. Ancak Neil Armstrong’un Ay’a ayak basışına geçmeden önce biraz geriye gidelim.</p>
<p>Geceyi aydınlatan Ay’ı, romantiklerin dostu ve kurt adam efsanesinin çıkış noktası olarak biliriz. Karanlığın içindeki aydınlıktır Ay. Ufukta çok yakın gibi görünse de ulaşılması güç bir noktada olan uydumuzun boyutu, evreleri, bir yüze benzeyen tuhaf lekeleriyle bugün bile etkileyiciliğini korumakla birlikte tüm eski medeniyetler için bir gizemdi.</p>
<p>En küçük kum zerreciğinden engin gökyüzüne kadar kozmosu tanımaya çalışmak, bilimin motivasyonu ise Ay da insanlığın ilk büyük bilimsel motivasyonlarından biriydi. Tabii burada mitlere de değinmeden geçemeyiz. Tarihçi Liba Taub, Plutarhos’a referans vererek bilim ve mitlerin daima diyalog içinde olduğunu, bilimsel araştırma ve mitolojinin rakip değil; daha ziyade, doğayı tam olarak dikkate almanın, anlamaya çalışmanın “iki tamamlayıcı yönü” ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Bu sebeple de Ay, tarih boyunca neredeyse her kültürün mitolojisinde yerini alacaktı. Bu Yunanlılar için Ay tanrıçası Selene; Romalılar için Luna veya Çinliler için Chang’e’ydi (Aynı zamanda uzay görevlerinin de ismi). Kuzey Kutbu’ndaki Inuit yerlilerinin bile Ay tanrısı var. Çünkü Ay her gece oradan bizi izliyor ve hatta doğa olaylarına neden olarak gücünü gösteriyordu. Bunun bir açıklamaya kavuşması lazımdı.</p>
<p>Ay tam anlamıyla bir gizemdi. Güneş, aydınlıkta parıldarken gece “doğan” Ay, tam anlamıyla merak uyandırıyordu. İlk dönem gökyüzü gözlemcileri, Ay ışığının kaynağı, hangi içerikten yapıldığı ve orada yaşam olup olmadığı hakkında spekülasyonlar yapacaktı. Biricik uydumuz merak uyandırıyor ve bilimsel çalışmalara ilham vermede büyük bir rol oynuyordu.</p>
<p><strong>“Beni Ay’a uçur”</strong></p>
<p>Modern bilimin yükselişinden sonra bile Ay, edebiyattan şiire, şarkılardan filmlere özellikle kültür ve sanattaki etkisini koruyor. Ay hem kurt adam efsanesine hem de “Beni Ay’a Uçur” diyen Frank Sinatra’ya ilham olabiliyor. Burada bilim ve sanat arasındaki kültürel etkileşim oldukça ilginç. Zira Kepler’in “Somnium” eserinden sonra Ay yolculukları, aralarında Cyrano de Bergerac ve Daniel Defoe gibi yazarların arasında popüler bir cazibe alanı haline geldi. 1827’de bir Joseph Atterley “Ay’a Bir Yolculuk”u yazdı.</p>
<p>Daha sonra 1865’te Jules Verne, itişi güçlü bir top tarafından fırlatılan uzay kapsülü teknolojisini hayal ederek “Ay’a Yolculuk”u yazdı ve bilimkurgu edebiyatının kurucularından biri olarak üne kavuştu. (Eserleri bugün bilime ilham vermeye devam ediyor.) Tabii burada edebi (bilimkurgu) fantezilerin merakı körüklediği, bunun da bilimsel çalışmaların yolunu açtığı, yön gösterdiğini de söylemek lazım.</p>
<p>Ay döngülerinin doğru bir takvim oluşturmadaki önemi, astronominin gelişiminde temel bir unsur olan tutulmalarda Ay’ın rolü gibi sorular, modern öncesi biliminin önemli Ay çalışmalarıydı diyebiliriz. Ancak dönüm noktası Isaac Newton’ın çalışmaları olacaktı. Ay’ın yerçekimi tarafından yönlendirilen “düşen bir elma gibi” olduğunu fark etmesinin ardından bilim, bir daha hiç eskisi gibi olmayacak ve bugünkü modern haline evrilecekti.</p>
<p>Newton ve ardılları, Dünya’nın yerçekiminin üstesinden gelmenin ve Ay’a uçmanın ne kadar zor olabileceğinin farkındaydı ama Newton’un fiziği aynı zamanda bunu yapmak için mekanik gereksinimlerin tam olarak ne olduğu da belirleyecekti.</p>
<p>20. yüzyılda bu gereksinimlerin peşinden giden bilim insanı ve mucitler, roket teknolojisinin mimarları olacak ve Apollo 11 astronotları Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins’i Ay’a taşıyan çok aşamalı Satürn V’in yolunu açacaklardı. Bilim ile kültür etkileşiminin sonucunda Ay’a ayak basan Armstrong’un “küçük” ama insanlığın “büyük” adımı, tüm insanlığa evrendeki tek bir topluluk olarak temel birlik ve beraberliğini de hatırlatmış oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29607 size-large aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay1-1024x735.jpg" alt="" width="730" height="524" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay1-1024x735.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay1-300x215.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay1.jpg 1173w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p><strong>Görsel altı:</strong> NASA’nın Apollo 11 görevinin üç mürettebat üyesi; Komutan Neil Armstrong (solda), Komuta Modülü Pilotu Michael Collins (ortada) ve Ay Modülü Pilotu Edwin “Buzz” Aldrin Jr, fırlatma öncesi poz veriyorlar.</p>
<p><strong>NASA, astronotları Ay’a nasıl gönderdi?</strong></p>
<p>1957’de ABD ve Sovyetler Birliği arasında uzayda üstünlük kurma yarışının bir parçası olarak gelişen Apollo programı, NASA’nın 1960’ların sonundan 1970’lerin başına, insanları Ay’a indirme projesinin adıydı. Bu süreçte hem Sovyetler Birliği hem de ABD bu amaçla çok çaba sarf etti ve uzay çalışmalarına büyük katkılarda bulundular. Ancak bunu nihai olarak başaran, Apollo 11 görevi ile NASA oldu ve tarihte ilk kez astronotları Ay’ın yüzeyine indirdi. Ancak bu başarı ile ABD, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ne karşı uzay yarışında zafer ilan edebildi.</p>
<p>Önce Mercury ve ardından Gemini görevleriyle Apollo programına hazırlık yapan NASA, 1961’den itibaren Apollo programı için toplam 11 uzay uçuşu planladı; NASA’ya göre, test edilen ekipmanlardan dördü ve diğer yedi uçuştan altısı Ay’a indi. İlk mürettebatlı uçuş 1968’de, son görev ise 1972’de gerçekleşti.</p>
<p>NASA, Apollo için birkaç yeni araç geliştirecekti. O güne kadar en büyük fırlatma araçlarından biri olan Satürn V, 36 katlı bir bina kadar uzundu ve üç kademeden oluşuyordu. Roketin üstünde, üç kişilik bir kapsül olan Apollo komut modülü vardı. Geminin içi, yaklaşık bir hafta süren Ay yolculukları sırasında oldukça sıkışık seyahat koşulları sağlayan (bir arabanın içi kadar genişlikteki) bir alana sahipti. Son olarak, astronotları Ay yüzeyine indiren Ay modülü vardı. Yüzey gezileri bittiğinde ve astronotlar içeriye tırmandıktan sonra, Ay modülünün üst kısmı motorunu ateşliyor ve Dünya’ya dönüş için modül yükseliyordu.</p>
<p><strong>12 astronot Ay’a gitti ve 283 milyar dolar harcandı</strong></p>
<p>Trajik bir teknik aksaklık yüzünden mürettebatın hayatını kaybettiği Apollo-1 ve büyük Apollo-11 başarısı dahil tüm misyonlar sona erdiğinde 12 astronot Ay’ın yüzeyinde yürümüş veya bir şekilde temas etmişti. Bilimsel araştırmalar yapıldı ve Dünya’daki araştırmacılar için de kaya örnekleri toplandı. (Bu numuneler, toplandıktan onlarca yıl sonra bile halen yeni keşifler yapmak için kullanılıyor.)</p>
<p>SpaceFlight Insider’e göre, Apollo programı ABD’de yaklaşık yarım milyon insanın istihdam edilmesini gerektiren anıtsal bir çabaydı. Planetary Society’ye göre ise programın ömrü boyunca toplam 28 milyar dolar (enflasyona göre ayarlandığında yaklaşık 283 milyar dolar) harcanmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29608 size-large aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay2-1024x470.jpg" alt="" width="730" height="335" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay2-1024x470.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay2-300x138.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/ay2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p><strong>Görsel altı:</strong> Apollo 11 görevi sırasında Ay’a yerleştirilen lazer dalga reflektörü (LRR) 50 yıldan uzun bir süreden sonra halen çalışıyor.</p>
<p><strong>Apollo görevleriyle ilgili az bilinen gerçekler</strong></p>
<p>20 Temmuz 1969’da Apollo 11’in Ay’a astronot indirmesi, bilim tarihi için bir rüyanın gerçek olmasıydı. Peki ama bu görevle ilgili neler biliyoruz? Neil Armstrong’un Ay’a ilk adımını atması ve bunu gösteren fotoğraflarla birlikte “Bu adam için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözleri yediden yetmişe birçoğumuzun aklındadır. Ancak görevle ilgili başka spesifik ayrıntılar var.</p>
<p><strong>Ay modülünde sadece 1 dakikalık yedek yakıt kalmıştı</strong></p>
<p>NASA düzeyindeki bir Ay modülünün yakıtının bitmiş olması şaşırtıcı olsa da bu açıklama NASA tarafından yapıldı. Yakıtlarını 16 km boyunca kullanmayan Apollo 10’u hesaba kattıklarını, ancak Armstrong ve Buzz Aldrin’in yüzeye inmek istediklerinde, inişin hesaba katılmadığı bazı hesaplamalar nedeniyle 7 kilometrelik daha yakıt kaybolduğunu söyledi.</p>
<p>Ayrıca başka bir engel daha vardı: İlk iniş yeri, düz olmayan bir kraterin ortasına denk gelmiş ve bu yüzden modülü bu kraterin kenarına birkaç kilometre daha hareket ettirmeleri gerekmişti. Neil Armstrong, Ay modülünü manevra etmeyi başardı, böylece güvenli bir pozisyonda indiler. Ancak tüm bu manevralar, modülde çok az yakıt bırakmıştı.</p>
<p><strong>Mürettebat sadece birkaç saat boyunca Ay’da kaldı</strong></p>
<p>Apollo 11, Ay’da bir günden az kalmak için çok uzun bir yolculuk yapmıştı. Daha sonraki Ay görevleri, Dünya’nın uydusunun yüzeyinde daha fazla zaman harcamasına rağmen, Armstrong ve Aldrin’in görevi düşünüldüğü gibi çok uzun sürmedi. Tüm Apollo 11 misyonu, 16 Temmuz’daki fırlatılışından 24 Temmuz 1969’da Pasifik Okyanusu’na dönüşüne kadar toplam 8 gün sürdü.</p>
<p>İki astronot ayda harcanan her saniyeyi kullandı. Zemin seviyesinde bir kamera ve ABD bayrağı diktiler, bir uzay rüzgâr kolektörü kurdular ve tarihi anı işaretleyen bir hatıra plaketi yerleştirdiler. Ay’da isimleri olan madalyonlar, sismograf ve lazer dalga reflektörü bıraktılar. Ayrıca çok büyük miktar olmasa da kaya ve toz topladılar. Hatta zamanlarının bir kısmını o zamanki ABD başkanı Richard Nixon ile konuşmak için kullandılar.</p>
<p><strong>Lazer dalga reflektörü günümüzde halen çalışıyor</strong></p>
<p>Apollo 11 göreviyle Ay’a yerleştirilen lazer dalga reflektörü (LRR) 50 yıldan uzun bir süreden sonra halen çalışıyor. Bu reflektörler, tam olarak bir ışık ışınının veya bu durumda lazerin yayıldığı yönde yansıyan özel aynalara sahiptir. Bu yansımalar, fazla enerji tüketmemesinin yanında NASA’ya her gün Ay hakkında yeni şeyler öğretiyor.</p>
<p>Bu reflektörler, dünyadaki büyük teleskoplar tarafından gönderilen lazer dalgalarıyla aydınlatılıyor. Lazer dalgası, teleskop tarafından gözlemlenebiliyor ve araştırmacılara, Ay’ın herhangi bir dönüş anında tam olarak Dünya’ya olan mesafesini; aynı zamanda, Ay’ın Dünya’nın; Dünya’nın Güneş’in ve Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesini ölçmeyi sağlıyor. Lazer dalga reflektörü, 50 yılı aşkın süredir kendi gezegenimizi daha iyi tanımak için bilgi sağlamaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong><a href="https://sciencenews.org/blog/context/moon-myth-voyages-preceded-apollo-landing">https://sciencenews.org/blog/context/moon-myth-voyages-preceded-apollo-landing</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.space.com/apollo-program-overview.html">https://www.space.com/apollo-program-overview.html</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://medium.com/history-of-yesterday/lesser-known-facts-from-apollo-11-3604d2e435a5">https://medium.com/history-of-yesterday/lesser-known-facts-from-apollo-11-3604d2e435a5</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-227-31-temmuz-2020-dijital-pdf/">227. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanligin-bitmeyen-sevdasi-beni-aya-ucur">İnsanlığın bitmeyen sevdası: Beni Ay’a uçur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29603</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Filler ve edebiyat</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/filler-ve-edebiyat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2019 12:31:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[filler]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12784</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fil, bilindiği gibi ormanların en güçlü hayvanlarından biridir. Aynı zamanda güzel sanatların pek çok alanına da ilham kaynağı olmuştur. Fillerin dinî önemi Afrika&#8217;da yalnızca totemiktir ancak Asya&#8217;da bu önem daha dikkat çekicidir. Sumatra&#8217;da filler yıldırım ile ilişkilendirilir. Benzer şekilde Hinduizm&#8217;de tüm fillerin atası olan Airavata şimşek ve gökkuşağı ile tasvir edilir. En önemli Hindu tanrılarından biri olan fil başlı Ganeşa’nın, insanlara başarı getirdiğine ve insanların arzularına ulaşmalarını sağladığına inanılır. Ganeşa Budizm&#8217;de Buda&#8217;nın insan olarak yeniden doğan bir beyaz fil olduğu söylenir. İslamiyette Hz. Muhammed&#8217;in doğduğu yıl, Fil Yılı olarak bilinir.”[1] Türkler filleri ilk defa Ankara Savaşı’nda görür. Bilindiği üzere Ankara Savaşı, Yıldırım Bayezid ile Timur arasında 1402 tarihinde Çubuk Ovası’nda gerçekleşmiştir: “Osmanlı sultanını ziyarete gelen uzak doğulu elçilerin yanlarında getirdikleri olmazsa olmaz hediyelerden biridir fil. Lakin deniz yoluyla getirilmesi meşakkatli olduğundan sevkiyatında kara yolu kullanılırdı. Anadolu yakasına kadar gelebilmeyi başaran fil konvoyu bu sefer deniz yoluyla fakat zorluklarla Rumeli yakasına geçirilir, Galata ve Kasımpaşa yamaçları üzerinden Haliç’in başındaki Silahdar Ağa mevkiine getirilir, burada daralan suyolu üzerine kurulmuş küçük köprü vasıtasıyla da Eyüp’e intikal ettirilirdi. Bu köprü sonradan Fil köprüsü diye de anılmıştır. Ondan da geriye aynı güzergah üzerinde ilerleyen bir Fil Köprüsü Caddesi ismi kalmıştır günümüzde. Eyüp’te yolculuğu bitmezdi filin. Bu sefer de İstanbul’un kara surlarına, oradan da Topkapı Sarayı’nda bitecek olan uzun yolculuğunun son etabı başlardı. Sarayda padişahın huzurunda sergilendikten sonra filler Atmeydanı’nda halka da seyrettirilirdi ki o vakitler bu merasimli seyre “fil temaşası” denirdi. Temaşa bitiminde filler dinlendirilmek ve beslenmek üzere ya bugünkü Bakırköy’deki Hebdemon Sarnıcına, halk arasındaki adıyla Fildamı’na ya da Zeyrek’te bulunan eski Bizans sarnıcındaki “fil ahırlarına” çekilirlerdi.”[2] İki fil hikayesi Edebiyatta filler üzerine yapılacak ayrı bir çalışma gösterecektir ki, filler güçlü duruşları, mükemmel hafızaları, temsil ettikleri dini ve sosyal motiflerle ayrı bir inceleme konusudur. Fillerden bahseden yazarlar kendi iklimlerinin tarihi havası içinde ele aldıkları  öykülerini bize bir eski zaman masalı ya da efsanesi gibi sunarlar. Bu romanlardan biri Pınar Savaş tarafından çevrilen Portekiz yazar José Saramago’nun “A Viagem do Elefante &#8211; Filin Yolculuğu” romanıdır. Yazar, romanının ilk basımını 2008 yılında yapar. Hastane odasında yazdığı romanında Lizbon’dan yola çıkan fil Süleyman ile onun bakıcısı Subhro’nun 16. yüzyılda geçen macera dolu yolculuğunu anlatır. Fil Süleyman, III. Joao’nun Portekiz kralı tarafından Roma Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak verilir. Portekiz, İtalya ve Alpler’i geçen fil Süleyman geçtikleri yerlerdeki insanların da ilgisini çeker. Yolculuğun ikinci bölümünde ise İmparator Maximilian ve karısı Maria yer alır.  Fil Süleyman ve bakıcısının Viyana’ya gidişleri imparator ve karısı Maria ile birlikte gerçekleştirilir. Romanda yer alan Fil ve Terbiyecisi Subhro erdemli, barışçı bir insandır. Fil Süleyman ise asi bir fildir. Elif Şafak’ın Aralık 2013 tarihinde çıkan kitabı “Ustam ve Ben” adlı romanı ise yine 16. yüzyılda bu kez İstanbul’da geçer. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Hindistan’dan getirilen beyaz bir fil ve onun bakıcısı Çota etrafında geçen olaylar oldukça renkli bir atmosferde ilerler. Mimar Sinan ve onun birbirinden değerli sanat eserleri ve çırakları gözümüzde canlanır. Diğer yandan her iki eserde de fil ve fil bakıcısının olması okurlara intihal var mı sorusunu da sordurmuştur. Elif Şafak bu konuda kendisini şöyle savunuyor: “- Evet Saramago&#8217;nun kitabında fil var, filbaz da var. Bu çok doğal. Filler ve filbazlardan bahseden daha onlarca kitap sayabilirim. Ben özellikle kitabımda zikrettim ve insanların böyle bir kitap olduğunu bilmesini istedim. Çünkü Avrupa&#8217;da o dönemde yaşamış Süleyman isimli bir fil var. Onlara da dikkat çekmek için kendim yazdım zaten. Ama daha kitap çıkmadan, kimse okumadan 480 sayfalık bir kitabı alıntı diye suçlamak bence vicdansızlıktır. Bilmeden, uzaktan, çamur atarak, şahısları hedef alarak yapılan şeyin edebiyat eleştirisiyle ilgisi yok. Bizde maalesef edebiyat çok ilkel bir düzeyde tartışılabiliyor ve maalesef edebiyat çevreleri içinde. Okurla bir derdimiz yok. Bu kitapta benim çok emeğim var. Gecelerim, gündüzlerim, 3 senem var. Bu kadar kolay mı insanları suçlamak, çamur atmak” diyerek kendisini savunmuştur.[3] Öte yandan &#8220;Filin Yolculuğu&#8221; kitabının çevirmeni Pınar Savaş da şu soruları sormuş: “Kitabı Türkçe&#8217;ye çevirdiğim için sorma hakkını kendimde görüyorum: &#8216;Elif Şafak&#8217;ın son romanıyla (Ustam ve Ben), Saramago&#8217;nun Filin Yolculuğu&#8217;nun konu ve kapağının bu kadar benzemesi tesadüf olabilir mi?&#8217; Tesadüf değilse, Şafak&#8217;ın en azından &#8220;esinlendim&#8221; demesi gerekmez mi?&#8217;Bir zamanlar Avrupa&#8217;nın bir ucundan ötekine fil götürme modası mı vardı? Her iki filin bakıcısı da Hintli mi? İntihal nedir ne değildir?&#8217; Saramago bu duruma sinirlenmez miydi? Pilar ne tepki gösterecek? Pilar&#8217;ın tepkisini Kırmızı Kedi ve benden başka önemseyen olacak mı?”[4] Kuşkusuz bu soruların cevabını en iyi verecek olan yine okurdur. Ancak kitap okuma yüzdesinin oldukça düşük olduğunu göz önüne alacak olursak, okuyun da ne olursa okuyun diyen eski hocalarımızı yâd etmeden geçmek mümkün olmuyor. Ama gelin siz yine fillerle dolu renkli bir 16. yüzyıl yolculuğuna çıkarak, her iki yazarı da okuyun. Sonuçta kitap okumak farklı bir dünyaya adım atmak demektir. Yrd. Doç. Dr. Hacer Gülşen, iKU [1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fil [2] Bilgi 2009 yılının Aralık ayında yayımlanan Gezgin Dergisi’nin 34. sayısından alınmıştır. http://gezgindergi.com/fil-yokusu/ [3] http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/25446950.asp [4] http://www.gazeteciler.com/kitaplik/elif-safak-bu-intihal-iddiasina-ne-diyecek-72577h.html Not: Bu yazı 30 Eylül 2016 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 27. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/filler-ve-edebiyat">Filler ve edebiyat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fil, bilindiği gibi ormanların en güçlü hayvanlarından biridir. Aynı zamanda güzel sanatların pek çok alanına da ilham kaynağı olmuştur. Fillerin dinî önemi Afrika&#8217;da yalnızca totemiktir ancak Asya&#8217;da bu önem daha dikkat çekicidir. Sumatra&#8217;da filler yıldırım ile ilişkilendirilir. Benzer şekilde Hinduizm&#8217;de tüm fillerin atası olan Airavata şimşek ve gökkuşağı ile tasvir edilir. En önemli Hindu tanrılarından biri olan fil başlı Ganeşa’nın, insanlara başarı getirdiğine ve insanların arzularına ulaşmalarını sağladığına inanılır.</p>
<p><strong>Ganeşa</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-12785 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/ganesa-225x300.jpg" alt="" width="188" height="251" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/ganesa-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/ganesa-768x1024.jpg 768w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/ganesa.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 188px) 100vw, 188px" /></p>
<p>Budizm&#8217;de Buda&#8217;nın insan olarak yeniden doğan bir beyaz fil olduğu söylenir. İslamiyette Hz. Muhammed&#8217;in doğduğu yıl, Fil Yılı olarak bilinir.”<sup>[1</sup><sup>]</sup> Türkler filleri ilk defa Ankara Savaşı’nda görür. Bilindiği üzere Ankara Savaşı, Yıldırım Bayezid ile Timur arasında 1402 tarihinde Çubuk Ovası’nda gerçekleşmiştir: “Osmanlı sultanını ziyarete gelen uzak doğulu elçilerin yanlarında getirdikleri olmazsa olmaz hediyelerden biridir fil. Lakin deniz yoluyla getirilmesi meşakkatli olduğundan sevkiyatında kara yolu kullanılırdı. Anadolu yakasına kadar gelebilmeyi başaran fil konvoyu bu sefer deniz yoluyla fakat zorluklarla Rumeli yakasına geçirilir, Galata ve Kasımpaşa yamaçları üzerinden Haliç’in başındaki Silahdar Ağa mevkiine getirilir, burada daralan suyolu üzerine kurulmuş küçük köprü vasıtasıyla da Eyüp’e intikal ettirilirdi. Bu köprü sonradan Fil köprüsü diye de anılmıştır. Ondan da geriye aynı güzergah üzerinde ilerleyen bir Fil Köprüsü Caddesi ismi kalmıştır günümüzde. Eyüp’te yolculuğu bitmezdi filin. Bu sefer de İstanbul’un kara surlarına, oradan da Topkapı Sarayı’nda bitecek olan uzun yolculuğunun son etabı başlardı. Sarayda padişahın huzurunda sergilendikten sonra filler Atmeydanı’nda halka da seyrettirilirdi ki o vakitler bu merasimli seyre “fil temaşası” denirdi. Temaşa bitiminde filler dinlendirilmek ve beslenmek üzere ya bugünkü Bakırköy’deki Hebdemon Sarnıcına, halk arasındaki adıyla Fildamı’na ya da Zeyrek’te bulunan eski Bizans sarnıcındaki “fil ahırlarına” çekilirlerdi.”<sup>[</sup><sup>2]</sup></p>
<p><strong>İki fil hikayesi</strong></p>
<p>Edebiyatta filler üzerine yapılacak ayrı bir çalışma gösterecektir ki, filler güçlü duruşları, mükemmel hafızaları, temsil ettikleri dini ve sosyal motiflerle ayrı bir inceleme konusudur. Fillerden bahseden yazarlar kendi iklimlerinin tarihi havası içinde ele aldıkları  öykülerini bize bir eski zaman masalı ya da efsanesi gibi sunarlar. Bu romanlardan biri Pınar Savaş tarafından çevrilen Portekiz yazar José Saramago’nun “A Viagem do Elefante &#8211; Filin Yolculuğu” romanıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-12786 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/filinyol-208x300.jpeg" alt="" width="208" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/filinyol-208x300.jpeg 208w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/filinyol.jpeg 320w" sizes="auto, (max-width: 208px) 100vw, 208px" /></p>
<p>Yazar, romanının ilk basımını 2008 yılında yapar. Hastane odasında yazdığı romanında Lizbon’dan yola çıkan fil Süleyman ile onun bakıcısı Subhro’nun 16. yüzyılda geçen macera dolu yolculuğunu anlatır. Fil Süleyman, III. Joao’nun Portekiz kralı tarafından Roma Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak verilir. Portekiz, İtalya ve Alpler’i geçen fil Süleyman geçtikleri yerlerdeki insanların da ilgisini çeker. Yolculuğun ikinci bölümünde ise İmparator Maximilian ve karısı Maria yer alır.  Fil Süleyman ve bakıcısının Viyana’ya gidişleri imparator ve karısı Maria ile birlikte gerçekleştirilir. Romanda yer alan Fil ve Terbiyecisi Subhro erdemli, barışçı bir insandır. Fil Süleyman ise asi bir fildir.</p>
<p>Elif Şafak’ın Aralık 2013 tarihinde çıkan kitabı “Ustam ve Ben” adlı romanı ise yine 16. yüzyılda bu kez İstanbul’da geçer. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Hindistan’dan getirilen beyaz bir fil ve onun bakıcısı Çota etrafında geçen olaylar oldukça renkli bir atmosferde ilerler. Mimar Sinan ve onun birbirinden değerli sanat eserleri ve çırakları gözümüzde canlanır. Diğer yandan her iki eserde de fil ve fil bakıcısının olması okurlara intihal var mı sorusunu da sordurmuştur. Elif Şafak bu konuda kendisini şöyle savunuyor: “- Evet Saramago&#8217;nun kitabında fil var, filbaz da var. Bu çok doğal. Filler ve filbazlardan bahseden daha onlarca kitap sayabilirim. Ben özellikle kitabımda zikrettim ve insanların böyle bir kitap olduğunu bilmesini istedim. Çünkü Avrupa&#8217;da o dönemde yaşamış Süleyman isimli bir fil var. Onlara da dikkat çekmek için kendim yazdım zaten. Ama daha kitap çıkmadan, kimse okumadan 480 sayfalık bir kitabı alıntı diye suçlamak bence vicdansızlıktır. Bilmeden, uzaktan, çamur atarak, şahısları hedef alarak yapılan şeyin edebiyat eleştirisiyle ilgisi yok. Bizde maalesef edebiyat çok ilkel bir düzeyde tartışılabiliyor ve maalesef edebiyat çevreleri içinde. Okurla bir derdimiz yok. Bu kitapta benim çok emeğim var. Gecelerim, gündüzlerim, 3 senem var. Bu kadar kolay mı insanları suçlamak, çamur atmak” diyerek kendisini savunmuştur.<sup>[</sup><sup>3</sup><sup>]</sup> Öte yandan &#8220;Filin Yolculuğu&#8221; kitabının çevirmeni Pınar Savaş da şu soruları sormuş: “Kitabı Türkçe&#8217;ye çevirdiğim için sorma hakkını kendimde görüyorum: &#8216;Elif Şafak&#8217;ın son romanıyla (Ustam ve Ben), Saramago&#8217;nun Filin Yolculuğu&#8217;nun konu ve kapağının bu kadar benzemesi tesadüf olabilir mi?&#8217; Tesadüf değilse, Şafak&#8217;ın en azından &#8220;esinlendim&#8221; demesi gerekmez mi?&#8217;Bir zamanlar Avrupa&#8217;nın bir ucundan ötekine fil götürme modası mı vardı? Her iki filin bakıcısı da Hintli mi? İntihal nedir ne değildir?&#8217; Saramago bu duruma sinirlenmez miydi? Pilar ne tepki gösterecek? Pilar&#8217;ın tepkisini Kırmızı Kedi ve benden başka önemseyen olacak mı?”<sup>[</sup><sup>4]</sup> Kuşkusuz bu soruların cevabını en iyi verecek olan yine okurdur. Ancak kitap okuma yüzdesinin oldukça düşük olduğunu göz önüne alacak olursak, okuyun da ne olursa okuyun diyen eski hocalarımızı yâd etmeden geçmek mümkün olmuyor. Ama gelin siz yine fillerle dolu renkli bir 16. yüzyıl yolculuğuna çıkarak, her iki yazarı da okuyun. Sonuçta kitap okumak farklı bir dünyaya adım atmak demektir.</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Hacer Gülşen, iKU</strong></p>
<p>[1] <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fil">http://tr.wikipedia.org/wiki/Fil</a></p>
<p>[2] Bilgi 2009 yılının Aralık ayında yayımlanan Gezgin Dergisi’nin 34. sayısından alınmıştır<em>. </em><a href="http://gezgindergi.com/fil-yokusu/">http://gezgindergi.com/fil-yokusu/</a></p>
<p>[3] <a href="http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/25446950.asp">http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/25446950.asp</a></p>
<p>[4] <a href="http://www.gazeteciler.com/kitaplik/elif-safak-bu-intihal-iddiasina-ne-diyecek-72577h.html">http://www.gazeteciler.com/kitaplik/elif-safak-bu-intihal-iddiasina-ne-diyecek-72577h.html</a></p>
<p><strong>Not: Bu yazı 30 Eylül 2016 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 27. sayısında yayınlanmıştır.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/filler-ve-edebiyat">Filler ve edebiyat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12784</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nobel 2016 &#8211; Kimya: moleküler makina yapanlara verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/nobel-2016-kimya-molekuler-makina-yapanlara-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2016 16:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[bob dylan]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4517</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dün Nobel ödülleri törenle verildi. Geçen yıl Aziz Sancar’ın Nobel törenini izlemiştik. Şimdi ise uzaktan izledik. Kimya alanında ödül, moleküler-nano ölçekte makineler yapanlara verildi. Moleküler asansör, moleküler düğüm, moleküler arabalar… Edebiyat ödülünü Kazanan Bob Dylan, yerine gönderdiği Patti Williams, Nobel Yemeği’nde Dylan’ın 1962’de yazdığı A Hard Rain’s Gonna Fall şarkısını söyledi. Kısaca Nobel ödüllerine bir bakalım: NOBEL BARIŞ: Juan Manuel Santos. Kolombiya hükümeti ile devrimci silahlı güç olan FARC arasında süregelen 52 yıllık savaşı bitirdi. Barış anlaşmasının mimarı. *** NOBEL EDEBİYAT: Bob Dylan. Amerikan şarkı kültüründe yeni bir şiirsel anlatım yarattı. Dylan, Nobel ödül törenine gitmedi, ama ödülü kabul ettiğini açıkladı ve yerine arkadaşı Patti Williams’ı gönderdi. Patti, dün geceki Nobel Ödül Yemeği&#8217;nde Dylan’ın ilk gençlik şarkısını söyledi. Şarkıyı söylerken şaşırdı ve yeniden başladı. Bob Dylan’a ödülü, İsveç’te üç ay sonra vereceği bir konser sırasında, özel bir törenle verilecek. Biz de Dylan’dan bu şarkıyı dinleyelim: A Hard Rain’s Gonna Fall *** NOBEL KİMYA: Jean Pierre Sauvage (Fransız), Sir J. Fraser Stoddart (İskoç), Bernard L. Feringa (Hollandalı). Moleküler makineleri tasarlayıp geliştirdiler. Geliştirmiş oldukları bu dünyanın en küçük makinelerin hareketleri kontrol edilebiliyor ve enerji verildiğinde istenilen bir görevi yerine getirebiliyorlar. Makineler, yeni malzemelerin, sensörlerin ve depolama sistemlerinin geliştirilmesinde kullanılabilecek. &#160; Soldan sağa: Jean-Pierre Sauvage, Sir J. Fraser Stoddart ve Bernard L. Feringa. &#160; *** NOBEL TIP / FİZYOLOJİ: Yoshinori Ohsumi. Japon bilim insanı, parkinson ve bazı kanser hastalıklarının tedavisinde, hücrelerin kendilerini arındırmaları ve yenilemeleri (Otofaji) üzerine araştırmalar yaptı. Ohsumi, mayada otofaji genlerini keşfederek bu sürecin tamamının anlaşılmasının yolunu açtı. Örneğin enfeksiyon sonrasında otofaji, istilacı bakteri ve virüslerin nasıl yok edildiğini gösteriyor. Böylece kanser, Parkinson hastalığı, Tip 2 diyabet ve yaşlılarda görülen diğer hastalıkların otofaji mekanizmasının bozulması sonucu ortaya çıktığı netlike kazanmış oluyor. Şimdi otofaji bozukluklarını hedef alan ilaçlar üzerinde araştırmalar yapılmasının zamanı. Hücre içeriğini nasıl geri dönüştürüyor? Ohsumi’nin buluşu hücrenin içeriğini nasıl geri dönüştürdüğü ile ilgili yepyeni bir algı paradigması yarattı. Böylece açlık duygusuna uyum veya enfeksiyona karşı bedenin verdiği tepki gibi pek çok fizyolojik süreçte otofajın önemi anlaşılmış oldu. Otofaji genlerindeki mutasyonlar hastalıklara yol açtığı gibi, kanser ve nörolojik hastalıkların da aralarında bulunduğu çok sayıda sağlık sorunlarında etkilidir. *** NOBEL FİZİK: David J. Thouless, F. Duncan M. Haldane, J. Michael Kosterlitz. Topolojik evre geçişlerini ve maddenin topolojik evrelerini keşfettiler. Maddenin bilinmedik, alışık olmadığımız durumlara geçtiği, gizemli bir dünyanın kapılarını açtılar. İleri matematiksel yöntemlerden yararlanarak süper iletkenler, süper sıvılar veya ince manyetik tabakalar gibi maddenin alışılmadık evrelerini, durumlarını incelediler. Bu öncü çalışmaları sayesinde maddenin yeni ve egzotik evrelerinin keşfinin yolu açılmış oldu. Buluşların, malzeme bilimi ve elektronikte geniş bir kullanım alanı bulması umut ediliyor. &#160; Soldan sağa: David J. Thouless, F. Duncan M. Haldane ve J. Michael Kosterlitz. &#160; Topolojik kavramların kullanılması Üç bilim insanının, fizikte topolojik kavramlardan yararlanması, keşiferinde belirleyici bir rol oynadı. Topoloji, her aşamada değişiklik gösteren özellikleri tanımlayan bir matematik dalıdır. Bilim insanlarının topolojiyi bir araç olarak kullanmaları uzmanları şaşırttı. 1970’li yıllarda Michael Kosterlitz ve David Thouless, süper iletkenliğin ve süper akışkanlığın ince tabakalarda meydana gelemeyeceği yönündeki varolan kuramı ters-yüz ettiler. Süper iletkenliğin düşük sıcaklıklarda meydana gelebileceğini kanıtladılar ve ayrıca süper iletkenliği daha yüksek sıcaklıklarda yok eden evre geçişi mekanizmasını açıkladılar. Üç boyutlu malzemelerde topolojik evre 1980’lerde Thouless çok ince, elektriksel olarak iletken tabakalarla yapılmış bir deneyi açıklamayı başardı. Bu deneyde iletkenlik tam sayı basamakları olarak hassas bir şekilde ölçülüyordu. Thouless bu tam sayıların doğası gereği topolojik olduğunu gösterdi. Yaklaşık bu dönemde Duncan Haldane, topolojik kavramların küçük mıknatıs zincirlerinin özelliklerinin anlaşılmasında nasıl kullanılabileceğini keşfetti. Artık, yalnızca tabaka veya ipte değil, sıradan üç boyutlu malzemelerde de çok sayıda topolojik evreyi biliyoruz. Son 10 yıl içinde bu alan, yoğunlaştırılmış madde fiziği araştırmalarının da gelişmesini sağladı. Bu da topolojik maddelerin yeni nesil elektronik ve süper iletkenlerde veya kuantum bilgisayarlarında kullanılması umudunu yeşertti. Komite, ödülün yarısının Thouless’e verildiğini, diğer yarısının ise Haldane ve Kosterlitz arasında paylaştırıldığını kaydetti. *** NOBEL EKONOMİ: Oliver Hart (İngiliz) ve Bengt Holmström (Fin). Sözleşme kuramına katkıda bulundular. Modern ekonomileri sayısız sözleşme bir arada tutar. Hart ve Holmström’ün geliştirdiği yeni kuramsal araçlar, gerçek yaşamdaki sözleşmeleri ve kurumları anlamamızda çok önemli bir rol oynayacak. Ayrıca bu araçlar, sözleşme tasarımındaki olası tuzakları saptamakta da yol göstericidir. &#160; &#160; Soldan sağa: Oliver Hart ve Bengt Holmström. &#160; &#160; Toplumda çok sayıda ilişki, sözleşmeye bağlanmıştır. Bunlar hisse sahipleriyle üst yönetim kademesi arasında, sigorta şirketi ile otomobil sahipleri arasında veya bir kamu kurumu ile tedarikçileri arasında olabilir. Bu tür ilişkiler tipik olarak çıkar çatışmalarına sahne olabilir; bu nedenle sözleşmelerin iki tarafa da karşılıklı yarar sağlaması için düzgün bir şekilde tasarlanması gerekir. Hart ve Holmström, sözleşme tasarımı sırasında ortaya çıkabilecek çok sayıda sorunu çözümlemek için sözleşme kuramını bir çerçeveye oturttular. Bu sorunlara örnek olarak tepe yöneticiler için performansa dayalı ücret sistemi, sigortada masrafa kaydedilen katılım payları ve kamu-sektörü faaliyetlerinin özelleştirilmesi gösterilebilir&#8230; Optimal bir sözleşme nasıl yapılır? 1970’li yılların sonlarına doğru Bengt Holmström bir şirketin hisse sahipleri ile şirketin CEO’su arasında optimal bir sözleşmenin nasıl tasarlanacağını gösterdi. Bu modelde optimal bir sözleşmede risklerin teşviklere karşı nasıl değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyordu. Daha sonraki çalışmalarında Holmström bu sonuçları, daha gerçekçi ortamlarda genellemeye tabi tuttu. 1980’li yıllarda Oliver Hart sözleşme kuramının yeni bir dalına katkılarda bulundu. Bu dal tamamlanmamış sözleşmeler gibi çok önemli bir konuya değiniyordu. Bir sözleşmede her olasılığa karşı özel bir maddenin yer alması mümkün olmadığı için, kontrol haklarının optimal dağılımına ilişkin ayrıntılı bir açıklama gerekiyordu. Başka bir deyişle, sözleşmenin hangi tarafının, hangi koşullarda karar verme yetkisine sahip olacağı belirtilmeliydi. Hart’ın tamamlanmamış sözleşmeler konusundaki bulguları, mülkiyet ve şirketlerin kontrol sorunlarına açıklık getiriyordu. Bu çalışma, siyasi bilimler ve hukukun yanı sıra ekonominin çeşitli dalları üzerinde de derin izler bıraktı. Hart’ın araştırmaları hangi şirketlerin birleşebileceğine, nansmanın özkaynak ve kredi oranlarına, okul veya hapishane gibi kurumlardan hangisinin kamu veya özel sektör tarafından sahiplenilmesi gerektiğine ışık tutuyordu. Hart ve Holmström’ün katkıları sözleşme kuramının yepyeni bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmasına yol açtı. İkili, son birkaç on yılda bu kuramın çok sayıda uygulama alanını inceleme şansına kavuştular. Ve sonuçta optimal sözleşme düzeni sayesinde, politikaların ve kurumların sağlam bir temele oturtulmasını sağlamış oldular. *** Not: Nobel ödülleri üzerine haber Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 28. ve 29. sayılarında yayınlanan yazılardan oluşuyor. Dergideki yazıları hazırlayan Reyhan Oksay. Sunum slaytlarından bazıları, bu konudaki bir konuşmamdan alındı. Orhan Bursalı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/nobel-2016-kimya-molekuler-makina-yapanlara-verildi">Nobel 2016 &#8211; Kimya: moleküler makina yapanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün Nobel ödülleri törenle verildi. Geçen yıl Aziz Sancar’ın Nobel törenini izlemiştik. Şimdi ise uzaktan izledik. Kimya alanında ödül, moleküler-nano ölçekte makineler yapanlara verildi. Moleküler asansör, moleküler düğüm, moleküler arabalar… Edebiyat ödülünü Kazanan Bob Dylan, yerine gönderdiği Patti Williams, Nobel Yemeği’nde Dylan’ın 1962’de yazdığı <strong>A Hard Rain’s Gonna Fall </strong>şarkısını söyledi.</p>
<p>Kısaca Nobel ödüllerine bir bakalım:</p>
<p><strong>NOBEL BARIŞ: </strong>Juan Manuel Santos. Kolombiya hükümeti ile devrimci silahlı güç olan FARC arasında süregelen 52 yıllık savaşı bitirdi. Barış anlaşmasının mimarı.</p>
<div id="attachment_4607" style="width: 246px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4607" class="wp-image-4607 " src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/juan-280x300.jpg" alt="juan" width="236" height="253" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/juan-280x300.jpg 280w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/juan.jpg 427w" sizes="auto, (max-width: 236px) 100vw, 236px" /><p id="caption-attachment-4607" class="wp-caption-text">Juan Manuel Santos &#8211; Kolombiya Devlet Başkanı</p></div>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>NOBEL EDEBİYAT: </strong>Bob Dylan. Amerikan şarkı kültüründe yeni bir şiirsel anlatım yarattı. Dylan, Nobel ödül törenine gitmedi, ama ödülü kabul ettiğini açıkladı ve yerine arkadaşı Patti Williams’ı gönderdi. Patti, dün geceki Nobel Ödül Yemeği&#8217;nde Dylan’ın ilk gençlik şarkısını söyledi. Şarkıyı söylerken şaşırdı ve yeniden başladı. Bob Dylan’a ödülü, İsveç’te üç ay sonra vereceği bir konser sırasında, özel bir törenle verilecek.</p>
<div id="attachment_4608" style="width: 251px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4608" class="wp-image-4608" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/bob-300x198.jpg" alt="bob" width="241" height="159" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/bob-300x198.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/bob.jpg 510w" sizes="auto, (max-width: 241px) 100vw, 241px" /><p id="caption-attachment-4608" class="wp-caption-text">Bob Dylan</p></div>
<p>Biz de Dylan’dan bu şarkıyı dinleyelim: <strong>A Hard Rain’s Gonna Fall</strong></p>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-4517-1" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/Bob-Dylan-A-Hard-Rains-A-Gonna-Fall-lyric-Video.mp3?_=1" /><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/Bob-Dylan-A-Hard-Rains-A-Gonna-Fall-lyric-Video.mp3">http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/Bob-Dylan-A-Hard-Rains-A-Gonna-Fall-lyric-Video.mp3</a></audio>
<p><strong><br />
***</strong></p>
<p><strong>NOBEL KİMYA: </strong>Jean Pierre Sauvage (Fransız), Sir J. Fraser Stoddart (İskoç), Bernard L. Feringa (Hollandalı). Moleküler makineleri tasarlayıp geliştirdiler. Geliştirmiş oldukları bu dünyanın en küçük makinelerin hareketleri kontrol edilebiliyor ve enerji verildiğinde istenilen bir görevi yerine getirebiliyorlar. Makineler, yeni malzemelerin, sensörlerin ve depolama sistemlerinin geliştirilmesinde kullanılabilecek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-4613 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/kmy-300x128.jpg" alt="kmy" width="300" height="128" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/kmy-300x128.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/kmy-1024x435.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/kmy.jpg 1976w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soldan sağa: </strong>Jean-Pierre Sauvage, Sir J. Fraser Stoddart ve Bernard L. Feringa.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>NOBEL TIP / FİZYOLOJİ: </strong>Yoshinori Ohsumi. Japon bilim insanı, parkinson ve bazı kanser hastalıklarının tedavisinde, hücrelerin kendilerini arındırmaları ve yenilemeleri (Otofaji) üzerine araştırmalar yaptı.</p>
<div id="attachment_4614" style="width: 262px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-4614" class="wp-image-4614 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/yoshinori-252x300.jpg" alt="yoshinori" width="252" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/yoshinori-252x300.jpg 252w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/yoshinori.jpg 400w" sizes="auto, (max-width: 252px) 100vw, 252px" /><p id="caption-attachment-4614" class="wp-caption-text">Yoshinori Ohsumi</p></div>
<p>Ohsumi, mayada otofaji genlerini keşfederek bu sürecin tamamının anlaşılmasının yolunu açtı. Örneğin enfeksiyon sonrasında otofaji, istilacı bakteri ve virüslerin nasıl yok edildiğini gösteriyor. Böylece kanser, Parkinson hastalığı, Tip 2 diyabet ve yaşlılarda görülen diğer hastalıkların otofaji mekanizmasının bozulması sonucu ortaya çıktığı netlike kazanmış oluyor. Şimdi otofaji bozukluklarını hedef alan ilaçlar üzerinde araştırmalar yapılmasının zamanı.</p>
<p><strong>Hücre içeriğini nasıl geri dönüştürüyor?</strong> Ohsumi’nin buluşu hücrenin içeriğini nasıl geri dönüştürdüğü ile ilgili yepyeni bir algı paradigması yarattı. Böylece açlık duygusuna uyum veya enfeksiyona karşı bedenin verdiği tepki gibi pek çok fizyolojik süreçte otofajın önemi anlaşılmış oldu. <strong>Otofaji</strong> <strong>genlerindeki mutasyonlar</strong> <strong>hastalıklara yol</strong> <strong>açtığı gibi, kanser ve</strong> <strong>nörolojik hastalıkların</strong> <strong>da aralarında bulunduğu</strong> <strong>çok sayıda sağlık sorunlarında etkilidir.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>NOBEL FİZİK: </strong>David J. Thouless, F. Duncan M. Haldane, J. Michael Kosterlitz. Topolojik evre geçişlerini ve maddenin topolojik evrelerini keşfettiler. Maddenin bilinmedik, alışık olmadığımız durumlara geçtiği, gizemli bir dünyanın kapılarını açtılar. İleri matematiksel yöntemlerden yararlanarak süper iletkenler, süper sıvılar veya ince manyetik tabakalar gibi maddenin alışılmadık evrelerini, durumlarını incelediler. Bu öncü çalışmaları sayesinde maddenin yeni ve egzotik evrelerinin keşfinin yolu açılmış oldu. Buluşların, malzeme bilimi ve elektronikte geniş bir kullanım alanı bulması umut ediliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-4615 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/fzk-300x144.jpg" alt="fzk" width="300" height="144" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/fzk-300x144.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/fzk-1024x490.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soldan sağa:</strong> David J. Thouless, F. Duncan M. Haldane ve J. Michael Kosterlitz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Topolojik kavramların kullanılması</strong></p>
<p>Üç bilim insanının, fizikte topolojik kavramlardan yararlanması, keşiferinde belirleyici bir rol oynadı. Topoloji, her aşamada değişiklik gösteren özellikleri tanımlayan bir matematik dalıdır. Bilim insanlarının topolojiyi bir araç olarak kullanmaları uzmanları şaşırttı. 1970’li yıllarda Michael Kosterlitz ve David Thouless, süper iletkenliğin ve süper akışkanlığın ince tabakalarda meydana gelemeyeceği yönündeki varolan kuramı ters-yüz ettiler. Süper iletkenliğin düşük sıcaklıklarda meydana gelebileceğini kanıtladılar ve ayrıca süper iletkenliği daha yüksek sıcaklıklarda yok eden evre geçişi mekanizmasını açıkladılar.</p>
<p><strong>Üç boyutlu malzemelerde topolojik evre </strong></p>
<p>1980’lerde Thouless çok ince, elektriksel olarak iletken tabakalarla yapılmış bir deneyi açıklamayı başardı. Bu deneyde iletkenlik tam sayı basamakları olarak hassas bir şekilde ölçülüyordu. Thouless bu tam sayıların doğası gereği topolojik olduğunu gösterdi. Yaklaşık bu dönemde Duncan Haldane, topolojik kavramların küçük mıknatıs zincirlerinin özelliklerinin anlaşılmasında nasıl kullanılabileceğini keşfetti.</p>
<p>Artık, yalnızca tabaka veya ipte değil, sıradan üç boyutlu malzemelerde de çok sayıda topolojik evreyi biliyoruz. Son 10 yıl içinde bu alan, yoğunlaştırılmış madde fiziği araştırmalarının da gelişmesini sağladı. Bu da topolojik maddelerin yeni nesil elektronik ve süper iletkenlerde veya kuantum bilgisayarlarında kullanılması umudunu yeşertti.</p>
<p>Komite, ödülün yarısının Thouless’e verildiğini, diğer yarısının ise Haldane ve Kosterlitz arasında paylaştırıldığını kaydetti.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>NOBEL EKONOMİ: </strong>Oliver Hart (İngiliz) ve Bengt Holmström (Fin). Sözleşme kuramına katkıda bulundular. Modern ekonomileri sayısız sözleşme bir arada tutar. Hart ve Holmström’ün geliştirdiği yeni kuramsal araçlar, gerçek yaşamdaki sözleşmeleri ve kurumları anlamamızda çok önemli bir rol oynayacak. Ayrıca bu araçlar, sözleşme tasarımındaki olası tuzakları saptamakta da yol göstericidir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-4616 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/eko-300x188.jpg" alt="eko" width="300" height="188" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/eko-300x188.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/eko-1024x640.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/eko.jpg 1892w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soldan sağa:</strong> Oliver Hart ve Bengt Holmström.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumda çok sayıda ilişki, sözleşmeye bağlanmıştır. Bunlar hisse sahipleriyle üst yönetim kademesi arasında, sigorta şirketi ile otomobil sahipleri arasında veya bir kamu kurumu ile tedarikçileri arasında olabilir. Bu tür ilişkiler tipik olarak çıkar çatışmalarına sahne olabilir; bu nedenle sözleşmelerin iki tarafa da karşılıklı yarar sağlaması için düzgün bir şekilde tasarlanması gerekir.</p>
<p>Hart ve Holmström, sözleşme tasarımı sırasında ortaya çıkabilecek çok sayıda sorunu çözümlemek için sözleşme kuramını bir çerçeveye oturttular. Bu sorunlara örnek olarak tepe yöneticiler için performansa dayalı ücret sistemi, sigortada masrafa kaydedilen katılım payları ve kamu-sektörü faaliyetlerinin özelleştirilmesi gösterilebilir&#8230;</p>
<p><strong>Optimal bir sözleşme nasıl yapılır? </strong></p>
<p>1970’li yılların sonlarına doğru Bengt Holmström bir şirketin hisse sahipleri ile şirketin CEO’su arasında optimal bir sözleşmenin nasıl tasarlanacağını gösterdi. Bu modelde optimal bir sözleşmede risklerin teşviklere karşı nasıl değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyordu. Daha sonraki çalışmalarında Holmström bu sonuçları, daha gerçekçi ortamlarda genellemeye tabi tuttu.</p>
<p>1980’li yıllarda Oliver Hart sözleşme kuramının yeni bir dalına katkılarda bulundu. Bu dal tamamlanmamış sözleşmeler gibi çok önemli bir konuya değiniyordu. Bir sözleşmede her olasılığa karşı özel bir maddenin yer alması mümkün olmadığı için, kontrol haklarının optimal dağılımına ilişkin ayrıntılı bir açıklama gerekiyordu.</p>
<p>Başka bir deyişle, sözleşmenin hangi tarafının, hangi koşullarda karar verme yetkisine sahip olacağı belirtilmeliydi. Hart’ın tamamlanmamış sözleşmeler konusundaki bulguları, mülkiyet ve şirketlerin kontrol sorunlarına açıklık getiriyordu. Bu çalışma, siyasi bilimler ve hukukun yanı sıra ekonominin çeşitli dalları üzerinde de derin izler bıraktı. Hart’ın araştırmaları hangi şirketlerin birleşebileceğine, nansmanın özkaynak ve kredi oranlarına, okul veya hapishane gibi kurumlardan hangisinin kamu veya özel sektör tarafından sahiplenilmesi gerektiğine ışık tutuyordu.</p>
<p>Hart ve Holmström’ün katkıları sözleşme kuramının yepyeni bir araştırma alanı olarak ortaya çıkmasına yol açtı. İkili, son birkaç on yılda bu kuramın çok sayıda uygulama alanını inceleme şansına kavuştular. Ve sonuçta optimal sözleşme düzeni sayesinde, politikaların ve kurumların sağlam bir temele oturtulmasını sağlamış oldular.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Not: </strong>Nobel ödülleri üzerine haber <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergisinin 28. ve 29. sayılarında yayınlanan yazılardan oluşuyor. Dergideki yazıları hazırlayan <strong>Reyhan Oksay. </strong>Sunum slaytlarından bazıları, bu konudaki bir konuşmamdan alındı.</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/nobel-2016-kimya-molekuler-makina-yapanlara-verildi">Nobel 2016 &#8211; Kimya: moleküler makina yapanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/12/Bob-Dylan-A-Hard-Rains-A-Gonna-Fall-lyric-Video.mp3" length="3861138" type="audio/mpeg" />

		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4517</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
