<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>evrimsel antropoloji arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/evrimsel-antropoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/evrimsel-antropoloji</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Mar 2017 10:32:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Menopoz gerekli midir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Oct 2016 22:26:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[katil balinalar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3946</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan, pek çok bakımdan tuhaf bir varlık. Bazı açılardan memeliler arasındaki durumu son derece ilginç ve sıradışı. Bunlardan biri, babanın çocuk bakımında yüklendiği büyük rol; diğeri ise kadınlardaki menopoz. Jared Diamond bu özellikleriyle insanın diğer memelilerle karşılaştırıldığında oldukça &#8220;sapkın&#8221; bir tür olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Gene eğilimin epey dışında çünkü&#8230; Esasında bu durum insan yavrusunun özellikleri göz önüne alındığında son derece olağan. Zira insan, alet kullanmaya bağımlı bir tür. Herhangi başka bir memeli yavrusu daha doğduğunda pek çok şeyi becerebilir ve kısa sürede kendi yiyeceğini bulmaya başlayabilirken, insan yavrusu için bu süre oldukça uzundur. Hele ki yiyeceğini toplamak için ihtiyaç duyduğu alet edevatı kullanabilmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel gelişim yıllarını alır. Bu da iki ebeveyn tarafından büyütülmesini zorunlu kılar (Belki de bu nedenle Bertrand Russel, devlet bakımının artması ile tek ebeveynli ailelerin sayısının çoğalması arasındaki ilişkiye dikkat çeker). Belki de insan yavrusunun bu özel durumu &#8220;menopoz&#8221; olgusunu da ortaya çıkarmıştır, diye düşünüyor evrimsel biyologlar. Sebeplerini de bu yazı sonunda açıklamış olacağım. Lakin ilk etapta insanın aklına yine de şu soru takılıyor: Neden sadece kadın? Niçin erkekler neredeyse ömürlerinin sonuna dek üreme yetisine sahipken, kadınlar için durum böyle değil ve belli bir yaştan sonra doğurganlıklarını kaybediyorlar? Bu konudaki teorilerden birisi, esasında insanların da diğer hayvanlar gibi ancak ömürlerinin sonunda üreme yeteneklerini kaybettiklerini, lakin insan ömrü uzadıkça dişi üreme sisteminin buna uyum sağlayamadığı yönünde bir teori. Başka bir deyişle: Ezelden kimse menopoza girecek kadar hayatta kalmıyordu zaten&#8230; Bu durum değişti ve kadınlar ayak uyduramadı&#8230; Niçin erkeklerin uyum sağlayıp, kadınların uyum sağlayamadığı kısmını boş bırakan bu teori, büyük ölçüde kabul görmüyor. Ki zaten bu teori kemik yaşı tahminlerine dayandığı için biraz prim yapsa da, hâlâ ortalama ömür beklentisi oldukça düşük olan bazı kabilelerde menopozun var olduğunun görülmesi teoriyi çürütmüş sayılıyor. Bir başka teori ise kadınların doğduklarında zaten sınırlı sayıda yumurtayla dünyaya geldikleri fikrine dayanıyor. Her adet çevriminde bu yumurtaların sayısı azalıyor ve nihayetinde bitiyor&#8230; O halde menopozun özel bir nedenini araştırmaya ne gerek var? Lakin bu tezin anti-tezi var: Yumurta sayısının sınırlılığının diğer hayvanlar için de geçerli olmasına rağmen bunun bir ömür yetmesi mümkünken, insanda değil&#8230; O halde insan menopozu hala açıklamaya muhtaçtır. Esas teori Son derece geçerli olan -ve kabul edilen- teori ise şu (bunu biraz daha detaylı anlatacağım): Yumurta üretmek ve doğurmak, büyük bir yatırımdır. Hem kadınların bedenini yıpratması açısından, hem de sarf edilen biyolojik enerji bakımından. Esasında bu enerjinin büyük kısmını, zamana karşı yıpranmalarımızı onarmaya kullanıyoruz. Yıpranma her daim devam ediyor. Onarım yeteneğimiz ise yaşla birlikte azalıyor. İşte nasıl ki gün gelip de elektronik bir cihazımız çok eskiyip bozulduğunda, yenisini alıp eskisini çöpe atmak daha mantıklı geliyorsa, bedenimiz için de aynısı geçerlidir. Lakin mantık ters çalışır, zira &#8220;eskisini&#8221;, yani kendimizi çöpe atmak, hayatta kalmaya yönelik diğer tüm eğilimlerimizle terstir. O halde &#8220;yenisini yapmaktan vazgeçmek&#8221; daha olağan olacaktır. Başka bir deyişle, bir kadının onarıma ayırması gereken yatırım onun için daha önemli olduğundan, bebek yapmak yerine hayatta kalmayı tercih edecektir. İnsan, ömrü oldukça uzun bir memelidir. Diğer memelilerden çoğunun ömürleri kısadır. Kısadır, çünkü neredeyse onarıma hiç yatırım yapmazlar. Ömrü pek kısa olan hayvanların üremek -ve genlerini yaymak- için pek az zamanları vardır: Bu yüzden de hem sık doğururlar, hem de tek seferde birden çok yavru&#8230; İşte doğanın getir-götür hesabı: Uzun yıllar yaşayan, tek seferde genelde sadece bir yavru doğuran, üstelik bunu 9 aylık bir gebelik sonrasında gerçekleştiren insan için &#8220;doğurmak&#8221; son derece maliyetlidir. Veeeee bir noktadan sonra yeni çocuk doğurarak iyice yıpranmak yerine, HAYATTA DAHA UZUN SÜRE KALARAK zaten az sayıda ve büyük zahmetlerle doğurulmuş bir çocuğa çok daha iyi bakım sağlamak mantıklı hale geliverir. Bu da bize &#8220;neden erkek değil de kadın&#8221; sorusunun yanıtını da veriyor. Çünkü bir erkeğin doğum için yaptığı yatırım sadece bir sperm üretmekten ibarettir. Kadınlarsa doğumun tüm yükünü ve zahmetini çekerek, bir de maddi olarak &#8220;canlarından bir parça&#8221; ortaya çıkarırlar. Nineler işe yarıyor mu? Şu halde bu teorinin dayandığı hipotez geçerliyse, kadınların uzun yaşamalarının gerçekten de çocukların hayatta kalmasına bir katkısı olması gerekir. Yani doğurganlığını yitirdiği için daha uzun yaşayan bir kadının çocuklarının hayatta kalma şanslarının daha çok artmasını bekleriz değil mi? Öncelikle mantık zaten bize şunu söylüyor: Daha bir ay önce doğmuş çocuğu bir yaşına basmamışken tekrar doğuran bir kadın, son çocuğunu bir miktar tehlikeye atmış olur (Günümüz şartlarında değil, avcı toplayıcı dönemimizdeki şartları dikkate alın: Vahşi hayvanlar, yiyecek kıtlığı, emzirme gerekliliği vb&#8230;). Ancak bu gerçeğe sadece mantıkla ulaşmak mümkün değil. Gözlem de gerek&#8230; Bazı toplumlar için, özellikle geniş ailelerde, evdeki büyük kadının önemi barizdir. Çevremizde gözlemlemediysek, daha eski toplumları anlatan filmlerde izlemediysek dahi, sadece Marquez&#8217;in &#8220;Yüzyıllık Yalnızlık&#8221; romanını okumak bile, bize nine varlığı ve denetiminin hayatta kalma olasılığını nasıl artırdığı hakkında bir fikir verir. Yeter mi? Yetmez&#8230; Daha sağlam gözlemler, nitelikli veriler gerek. Katil balinalar İnsanlara benzer bir şekilde menopoz geçiren ve dişi bireylerin hayatlarının kaydadeğer kısmını menopoz sonrasında yaşayan başka canlı türleri de var. Kara balinaları ve katil balinalar. Katil balinalar, 30-40 yaşlarında menopoze girerek doğurganlıklarını yitiriyorlar ama 90 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik yaşlandıktan sonra da sürüde varlıklarını sürdürerek, her bakımdan bizlere benzer bir menopoz ve yaşam profili gösteriyorlar. Yani katil balinalarda da &#8220;geniş aile&#8221; durumu görünüyor veya başka bir deyişle iki kuşak bir arada bulunuyor ve aile bağlarını koparmıyorlar. 2012 yılında Exeter Üniversitesi&#8217;nden Emma Foster ve ekibi,  katil balinalarda annenin -veya ninenin- sürüde kalmasının çocukları ve torunlarının hayatta kalma olasılığını artırdığını ortaya koydu. Yani menopoza girerek doğurganlığını yitirse de, hayatta kalarak genlerini yaymak konusunda daha başarılı bir girişimde bulunmuş olduğunu. Sayılar ise oldukça kayda değer: Annesi hayatta olan 30 yaşından büyük erkek balinaların olmayanlara göre yaşama şansı 14 kat daha fazla! 30 yaşından genç erkek yavruların annelerinin ölümünü takip eden yıl ölme olasılıkları 3 kat artarken, 30 yaşından büyük erkek balinalar için bu olasılık 8 kat artıyor. Lakin dişi yavrular annelerinin ölümünden erkekler kadar etkilenmiyor. Zira dişilerin yavruları sürüde kalıyor (baba çekip gidiyor ve bu yavrular kıt kaynakları anneyle, nineyle bölüşüyorlar), erkeklerin yavruları ise başka bir sürüde büyüyorlar (baba bakımı olmadığından, başka bir sürüde anne tarafından büyütülüyor). Bu durum, nine için erkek yavruların daha kıymetli olmasına, onları desteklemenin daha verimli olmasına neden oluyor. Sonuç Kadın menopozuyla ilgili Işıl Arıcan&#8217;ın kaynaklarda da yer alan nefis çevirisini okuduğum gün, &#8220;öksüz&#8221; sıfatının da anlamını çok iyi bir şekilde kavradığım gündür. Zira Ök, eski türkçede, akıl ve zekâ demektir&#8230; Sizce de yazı boyunca anlattığım teoriyi çok iyi ifade etmiyor mu? Kaynaklar: (1) Diamond, Jared. Seks Neden Keyiflidir? Çev. Sinem Gül. İstanbul: Varlık, 2011 (2) Yong, Ed. &#8220;Yardımcı Nineler ve Menopozdaki Katil Balinalar&#8220;, Açık Bilim. Çev. Işıl Arıcan. Ekim, 2012.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi">Menopoz gerekli midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, pek çok bakımdan tuhaf bir varlık. Bazı açılardan memeliler arasındaki durumu son derece ilginç ve sıradışı. Bunlardan biri, babanın çocuk bakımında yüklendiği büyük rol; diğeri ise kadınlardaki menopoz. Jared Diamond bu özellikleriyle insanın diğer memelilerle karşılaştırıldığında oldukça &#8220;sapkın&#8221; bir tür olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Gene eğilimin epey dışında çünkü&#8230;</p>
<p>Esasında bu durum insan yavrusunun özellikleri göz önüne alındığında son derece olağan. Zira insan, alet kullanmaya bağımlı bir tür. Herhangi başka bir memeli yavrusu daha doğduğunda pek çok şeyi becerebilir ve kısa sürede kendi yiyeceğini bulmaya başlayabilirken, insan yavrusu için bu süre oldukça uzundur. Hele ki yiyeceğini toplamak için ihtiyaç duyduğu alet edevatı kullanabilmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel gelişim yıllarını alır. Bu da iki ebeveyn tarafından büyütülmesini zorunlu kılar (Belki de bu nedenle Bertrand Russel, devlet bakımının artması ile tek ebeveynli ailelerin sayısının çoğalması arasındaki ilişkiye dikkat çeker).</p>
<p>Belki de insan yavrusunun bu özel durumu &#8220;menopoz&#8221; olgusunu da ortaya çıkarmıştır, diye düşünüyor evrimsel biyologlar. Sebeplerini de bu yazı sonunda açıklamış olacağım. Lakin ilk etapta insanın aklına yine de şu soru takılıyor: Neden sadece kadın? Niçin erkekler neredeyse ömürlerinin sonuna dek üreme yetisine sahipken, kadınlar için durum böyle değil ve belli bir yaştan sonra doğurganlıklarını kaybediyorlar?</p>
<p>Bu konudaki teorilerden birisi, esasında insanların da diğer hayvanlar gibi ancak ömürlerinin sonunda üreme yeteneklerini kaybettiklerini, lakin insan ömrü uzadıkça dişi üreme sisteminin buna uyum sağlayamadığı yönünde bir teori. Başka bir deyişle: Ezelden kimse menopoza girecek kadar hayatta kalmıyordu zaten&#8230; Bu durum değişti ve kadınlar ayak uyduramadı&#8230; Niçin erkeklerin uyum sağlayıp, kadınların uyum sağlayamadığı kısmını boş bırakan bu teori, büyük ölçüde kabul görmüyor. Ki zaten bu teori kemik yaşı tahminlerine dayandığı için biraz prim yapsa da, hâlâ ortalama ömür beklentisi oldukça düşük olan bazı kabilelerde menopozun var olduğunun görülmesi teoriyi çürütmüş sayılıyor.</p>
<p>Bir başka teori ise kadınların doğduklarında zaten sınırlı sayıda yumurtayla dünyaya geldikleri fikrine dayanıyor. Her adet çevriminde bu yumurtaların sayısı azalıyor ve nihayetinde bitiyor&#8230; O halde menopozun özel bir nedenini araştırmaya ne gerek var? Lakin bu tezin anti-tezi var: Yumurta sayısının sınırlılığının diğer hayvanlar için de geçerli olmasına rağmen bunun bir ömür yetmesi mümkünken, insanda değil&#8230; O halde insan menopozu hala açıklamaya muhtaçtır.</p>
<p><strong>Esas teori</strong></p>
<p>Son derece geçerli olan -ve kabul edilen- teori ise şu (bunu biraz daha detaylı anlatacağım):</p>
<p>Yumurta üretmek ve doğurmak, büyük bir yatırımdır. Hem kadınların bedenini yıpratması açısından, hem de sarf edilen biyolojik enerji bakımından. Esasında bu enerjinin büyük kısmını, zamana karşı yıpranmalarımızı onarmaya kullanıyoruz. Yıpranma her daim devam ediyor. Onarım yeteneğimiz ise yaşla birlikte azalıyor.</p>
<p>İşte nasıl ki gün gelip de elektronik bir cihazımız çok eskiyip bozulduğunda, yenisini alıp eskisini çöpe atmak daha mantıklı geliyorsa, bedenimiz için de aynısı geçerlidir. Lakin mantık ters çalışır, zira &#8220;eskisini&#8221;, yani kendimizi çöpe atmak, hayatta kalmaya yönelik diğer tüm eğilimlerimizle terstir. O halde &#8220;yenisini yapmaktan vazgeçmek&#8221; daha olağan olacaktır. Başka bir deyişle, bir kadının onarıma ayırması gereken yatırım onun için daha önemli olduğundan, bebek yapmak yerine hayatta kalmayı tercih edecektir.</p>
<p>İnsan, ömrü oldukça uzun bir memelidir. Diğer memelilerden çoğunun ömürleri kısadır. Kısadır, çünkü neredeyse onarıma hiç yatırım yapmazlar. Ömrü pek kısa olan hayvanların üremek -ve genlerini yaymak- için pek az zamanları vardır: Bu yüzden de hem sık doğururlar, hem de tek seferde birden çok yavru&#8230; İşte doğanın getir-götür hesabı: Uzun yıllar yaşayan, tek seferde genelde sadece bir yavru doğuran, üstelik bunu 9 aylık bir gebelik sonrasında gerçekleştiren insan için &#8220;doğurmak&#8221; son derece maliyetlidir.</p>
<p>Veeeee bir noktadan sonra yeni çocuk doğurarak iyice yıpranmak yerine, HAYATTA DAHA UZUN SÜRE KALARAK zaten az sayıda ve büyük zahmetlerle doğurulmuş bir çocuğa çok daha iyi bakım sağlamak mantıklı hale geliverir.</p>
<p>Bu da bize &#8220;neden erkek değil de kadın&#8221; sorusunun yanıtını da veriyor. Çünkü bir erkeğin doğum için yaptığı yatırım sadece bir sperm üretmekten ibarettir. Kadınlarsa doğumun tüm yükünü ve zahmetini çekerek, bir de maddi olarak &#8220;canlarından bir parça&#8221; ortaya çıkarırlar.</p>
<p><strong>Nineler işe yarıyor mu?</strong></p>
<p>Şu halde bu teorinin dayandığı hipotez geçerliyse, kadınların uzun yaşamalarının gerçekten de çocukların hayatta kalmasına bir katkısı olması gerekir. Yani doğurganlığını yitirdiği için daha uzun yaşayan bir kadının çocuklarının hayatta kalma şanslarının daha çok artmasını bekleriz değil mi?</p>
<p>Öncelikle mantık zaten bize şunu söylüyor: Daha bir ay önce doğmuş çocuğu bir yaşına basmamışken tekrar doğuran bir kadın, son çocuğunu bir miktar tehlikeye atmış olur (Günümüz şartlarında değil, avcı toplayıcı dönemimizdeki şartları dikkate alın: Vahşi hayvanlar, yiyecek kıtlığı, emzirme gerekliliği vb&#8230;). Ancak bu gerçeğe sadece mantıkla ulaşmak mümkün değil. Gözlem de gerek&#8230;</p>
<p>Bazı toplumlar için, özellikle geniş ailelerde, evdeki büyük kadının önemi barizdir. Çevremizde gözlemlemediysek, daha eski toplumları anlatan filmlerde izlemediysek dahi, sadece Marquez&#8217;in &#8220;Yüzyıllık Yalnızlık&#8221; romanını okumak bile, bize nine varlığı ve denetiminin hayatta kalma olasılığını nasıl artırdığı hakkında bir fikir verir. Yeter mi? Yetmez&#8230; Daha sağlam gözlemler, nitelikli veriler gerek.</p>
<p><strong>Katil balinalar</strong></p>
<p>İnsanlara benzer bir şekilde menopoz geçiren ve dişi bireylerin hayatlarının kaydadeğer kısmını menopoz sonrasında yaşayan başka canlı türleri de var. Kara balinaları ve katil balinalar.</p>
<p>Katil balinalar, 30-40 yaşlarında menopoze girerek doğurganlıklarını yitiriyorlar ama 90 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik yaşlandıktan sonra da sürüde varlıklarını sürdürerek, her bakımdan bizlere benzer bir menopoz ve yaşam profili gösteriyorlar. Yani katil balinalarda da &#8220;geniş aile&#8221; durumu görünüyor veya başka bir deyişle iki kuşak bir arada bulunuyor ve aile bağlarını koparmıyorlar.</p>
<p>2012 yılında Exeter Üniversitesi&#8217;nden Emma Foster ve ekibi,  katil balinalarda annenin -veya ninenin- sürüde kalmasının çocukları ve torunlarının hayatta kalma olasılığını artırdığını ortaya koydu. Yani menopoza girerek doğurganlığını yitirse de, hayatta kalarak genlerini yaymak konusunda daha başarılı bir girişimde bulunmuş olduğunu. Sayılar ise oldukça kayda değer: Annesi hayatta olan 30 yaşından büyük erkek balinaların olmayanlara göre yaşama şansı 14 kat daha fazla! 30 yaşından genç erkek yavruların annelerinin ölümünü takip eden yıl ölme olasılıkları 3 kat artarken, 30 yaşından büyük erkek balinalar için bu olasılık 8 kat artıyor. Lakin dişi yavrular annelerinin ölümünden erkekler kadar etkilenmiyor. Zira dişilerin yavruları sürüde kalıyor (baba çekip gidiyor ve bu yavrular kıt kaynakları anneyle, nineyle bölüşüyorlar), erkeklerin yavruları ise başka bir sürüde büyüyorlar (baba bakımı olmadığından, başka bir sürüde anne tarafından büyütülüyor). Bu durum, nine için erkek yavruların daha kıymetli olmasına, onları desteklemenin daha verimli olmasına neden oluyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kadın menopozuyla ilgili Işıl Arıcan&#8217;ın kaynaklarda da yer alan nefis çevirisini okuduğum gün, &#8220;öksüz&#8221; sıfatının da anlamını çok iyi bir şekilde kavradığım gündür. Zira <em>Ök</em>, eski türkçede, akıl ve zekâ demektir&#8230;</p>
<p>Sizce de yazı boyunca anlattığım teoriyi çok iyi ifade etmiyor mu?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) Diamond, Jared. <em>Seks Neden Keyiflidir?</em> Çev. Sinem Gül. İstanbul: Varlık, 2011<br />
(2) Yong, Ed. &#8220;<a href="http://www.acikbilim.com/2012/10/ceviri/yardimci-nineler-ve-menopozdaki-katil-balinalar.html">Yardımcı Nineler ve Menopozdaki Katil Balinalar</a>&#8220;, <em>Açık Bilim. </em>Çev. Işıl Arıcan. Ekim, 2012.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi">Menopoz gerekli midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kadinlar-insandir-erkekler-insanoglu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2016 20:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[neşet ertaş]]></category>
		<category><![CDATA[xxx]]></category>
		<category><![CDATA[xxy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eylül&#8217;de Bozkırın Tezenesi Neşet Usta aramızdan ayrılalı dört yıl olacak. Neşet Ertaş&#8217;ı sevmeyen, saymayan yoktur herhalde. Pek az insan herkesin saygı ve sevgisine mazhar olmuştur. Şüphesiz bu vasfı iyiliğinden, gönül kırmaktan korkmasından, daha da önemlisi tüm canlılara, insanlara olan saygısından ileri gelmektedir. Saygı duyan, saygı görür. Sevgi veren de sevgi&#8230; Şimdi nereden icap etti diye merak edenler vardır. Açıklayayım: Jared Diamond&#8217;ın &#8220;Seks Neden Keyiflidir&#8221; adlı kitabını okuyorum şu sıralar. Yeni tercüme edilen &#8220;Düne Kadar Dünya&#8221; adlı kitabına başlamadan evvel, ne zamandır kitaplığımda bekleyen kitabını bir bitireyim dedim. Başlığı biraz popülist olsun diye herhalde, böyle seçilmiş olsa da, içerik evrimsel biyolojiyle ilgili. Okuduğum kısmına kadar hem çok keyif aldım, hem de çok şey öğrendim. Diamond kitabın bir yerinde şöyle bir cümle sarf ediyor: &#8220;Kadınlık normal insan durumu ve erkeklik daha çok kadın üretmek uğruna -ne yazık ki hoşgörülmesi gereken- patolojik bir sapma olarak görülebilir.&#8221; Bu cümle Neşet Ertaş&#8217;ın daha evvel duyduğum ve ne kast etmiş olabileceğini uzun uzun düşündüğüm &#8220;Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu&#8230;&#8221; deyişine çok benziyordu. Hatta neredeyse birebir aynısı olduğunu iddia edebilirim. Diamond&#8217;un bunu söylemesinin arkasında yatan neden, cinsiyet kromozomları olan X ve Y&#8217;nin cinsiyet gelişimine katkısıdır. Bildiğiniz üzere kadınlarda 2 adet X kromozomu (XX), erkeklerde ise birer adet X ve Y kromozomu (XY) bulunur. Genetik anomaliler olan XXY&#8217;ler fizyolojik olarak erkeğe (klinefelter sendromu), XXX&#8217;ler ise kadına benzer (süperdişi sendromu). X kromozomu büyük ölçüde cinsiyetle ilgisiz özelliklerimizi belirlerken, Y kromozomu erkeklere has bir takım özellikler taşır. Gonatın yedinci haftadan itibaren erkek cinsel organına dönüşmesi Y kromozomu kaynaklıdır. Başka bir deyişle, işin içinde Y kromozomu yoksa, bir canlının &#8220;varsayılan&#8221; cinsiyeti kadındır. Rahmetli Neşet Ertaş elbette bu düşüncesine biyolojik verilerden yola çıkarak ulaşmamıştır, ancak özellike memeli türlerin devamı için esas yükün dişilerde olduğunu, erkeklerin sadece üreme vasfına sahip olduğunu ve ataerkil bir toplumun sadece kültür kaynaklı olduğu gerçeğini anlamış olmalı. Unutmamalı ki Neşet Ertaş, bizler gibi şehirlerde sıkışmış değildi. Hatta hayatını incelerseniz göçler yüzünden köyden köye göçtüğünü, yine mesleği nedeniyle devamlı olarak yürüyerek gezdiğini okursunuz. Onlarca, yüzlerce türün nasıl ürediği, nasıl beslendiği, sosyal örgütlenmelerinin ne şekilde geliştiğini gözlemlemiştir herhalde. Bunca gözlem, ona farkında olmasa da bu konuda bir içgörü katmış olmalı. Ne de olsa bilim de gözlemle başlıyor ve evrimle kültür arasında ise çok sıkı bir bağ var. Ve belki de bu yazının hemen girişinde bahsettiğim o insancıl vasıflarını da aynı gözlemler sağlamış olmalı. Birkaç günlük doğa gözlemi bile, çevresini iyi izlemeyi bilen birine insanın Dünya&#8217;nın patronu değil, bir başka işçisi olduğunu anlatacaktır. Zira iyi kötü hepimiz yaşayıp gidiyoruz. Hayat çok kısa. Evrense çok büyük. Muhtemelen evren tarihinde kısacık bir an, evren mekânında küçücük bir noktayız. Birbirimizi üzmek, birilerine acı çektirmek, bombalı eylemlerle insanları öldürmek ve kendi yarattığımız ideolojik,sosyal, dini kavramlarla bu acıyı, şiddeti meşrulaştırmak için fazlasıyla &#8220;saçma&#8221; bir pozisyondayız aslında. Yani demem o ki, en nihayetinde X&#8217;ler ve Y&#8217;ler aracılığıyla nesilden nesile üreyip giden, bir başka üyesiyiz canlılar topluluğunun. Ne bizlerin başka bir türe, ne bir kültürün başka bir kültüre nazaran bir üstünlüğü yok. Hepsi zihnimizde inşa ettiğimiz kavramlardan ibaret.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kadinlar-insandir-erkekler-insanoglu">Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eylül&#8217;de Bozkırın Tezenesi Neşet Usta aramızdan ayrılalı dört yıl olacak. Neşet Ertaş&#8217;ı sevmeyen, saymayan yoktur herhalde. Pek az insan herkesin saygı ve sevgisine mazhar olmuştur. Şüphesiz bu vasfı iyiliğinden, gönül kırmaktan korkmasından, daha da önemlisi tüm canlılara, insanlara olan saygısından ileri gelmektedir. Saygı duyan, saygı görür. Sevgi veren de sevgi&#8230;</p>
<p>Şimdi nereden icap etti diye merak edenler vardır. Açıklayayım:</p>
<p>Jared Diamond&#8217;ın &#8220;Seks Neden Keyiflidir&#8221; adlı kitabını okuyorum şu sıralar. Yeni tercüme edilen &#8220;Düne Kadar Dünya&#8221; adlı kitabına başlamadan evvel, ne zamandır kitaplığımda bekleyen kitabını bir bitireyim dedim. Başlığı biraz popülist olsun diye herhalde, böyle seçilmiş olsa da, içerik evrimsel biyolojiyle ilgili. Okuduğum kısmına kadar hem çok keyif aldım, hem de çok şey öğrendim.</p>
<p>Diamond kitabın bir yerinde şöyle bir cümle sarf ediyor:</p>
<p>&#8220;Kadınlık normal insan durumu ve erkeklik daha çok kadın üretmek uğruna -ne yazık ki hoşgörülmesi gereken- patolojik bir sapma olarak görülebilir.&#8221;</p>
<p>Bu cümle Neşet Ertaş&#8217;ın daha evvel duyduğum ve ne kast etmiş olabileceğini uzun uzun düşündüğüm &#8220;Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu&#8230;&#8221; deyişine çok benziyordu. Hatta neredeyse birebir aynısı olduğunu iddia edebilirim.</p>
<p>Diamond&#8217;un bunu söylemesinin arkasında yatan neden, cinsiyet kromozomları olan X ve Y&#8217;nin cinsiyet gelişimine katkısıdır. Bildiğiniz üzere kadınlarda 2 adet X kromozomu (XX), erkeklerde ise birer adet X ve Y kromozomu (XY) bulunur. Genetik anomaliler olan XXY&#8217;ler fizyolojik olarak erkeğe (klinefelter sendromu), XXX&#8217;ler ise kadına benzer (süperdişi sendromu).</p>
<p>X kromozomu büyük ölçüde cinsiyetle ilgisiz özelliklerimizi belirlerken, Y kromozomu erkeklere has bir takım özellikler taşır. Gonatın yedinci haftadan itibaren erkek cinsel organına dönüşmesi Y kromozomu kaynaklıdır. Başka bir deyişle, işin içinde Y kromozomu yoksa, bir canlının &#8220;varsayılan&#8221; cinsiyeti kadındır.</p>
<p>Rahmetli Neşet Ertaş elbette bu düşüncesine biyolojik verilerden yola çıkarak ulaşmamıştır, ancak özellike memeli türlerin devamı için esas yükün dişilerde olduğunu, erkeklerin sadece üreme vasfına sahip olduğunu ve ataerkil bir toplumun sadece kültür kaynaklı olduğu gerçeğini anlamış olmalı.</p>
<p>Unutmamalı ki Neşet Ertaş, bizler gibi şehirlerde sıkışmış değildi. Hatta hayatını incelerseniz göçler yüzünden köyden köye göçtüğünü, yine mesleği nedeniyle devamlı olarak yürüyerek gezdiğini okursunuz. Onlarca, yüzlerce türün nasıl ürediği, nasıl beslendiği, sosyal örgütlenmelerinin ne şekilde geliştiğini gözlemlemiştir herhalde. Bunca gözlem, ona farkında olmasa da bu konuda bir içgörü katmış olmalı. Ne de olsa bilim de gözlemle başlıyor ve evrimle kültür arasında ise çok sıkı bir bağ var.</p>
<p>Ve belki de bu yazının hemen girişinde bahsettiğim o insancıl vasıflarını da aynı gözlemler sağlamış olmalı.</p>
<p>Birkaç günlük doğa gözlemi bile, çevresini iyi izlemeyi bilen birine insanın Dünya&#8217;nın patronu değil, bir başka işçisi olduğunu anlatacaktır. Zira iyi kötü hepimiz yaşayıp gidiyoruz. Hayat çok kısa. Evrense çok büyük. Muhtemelen evren tarihinde kısacık bir an, evren mekânında küçücük bir noktayız. Birbirimizi üzmek, birilerine acı çektirmek, bombalı eylemlerle insanları öldürmek ve kendi yarattığımız ideolojik,sosyal, dini kavramlarla bu acıyı, şiddeti meşrulaştırmak için fazlasıyla &#8220;saçma&#8221; bir pozisyondayız aslında.</p>
<p>Yani demem o ki, en nihayetinde X&#8217;ler ve Y&#8217;ler aracılığıyla nesilden nesile üreyip giden, bir başka üyesiyiz canlılar topluluğunun. Ne bizlerin başka bir türe, ne bir kültürün başka bir kültüre nazaran bir üstünlüğü yok.</p>
<p>Hepsi zihnimizde inşa ettiğimiz kavramlardan ibaret.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kadinlar-insandir-erkekler-insanoglu">Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2964</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Senin dişlerin neden daha büyük?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/senin-dislerin-daha-buyuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2016 08:12:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[çiğneme]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel antropoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz insanlar neden daha küçük dişlere sahibiz? Nature dergisinde yayınlanan bir çalışma, biz insanların neden şempanzelerden daha küçük dişlere sahip olduğu sorusuna bir yanıt öneriyor: Etin dilimlenmesi. Bir şempanze, günün ortalama altı saatini bir şeyler çiğneyerek geçirir. Şempanzeler, büyük ölçüde meyve ve sebzeye dayanan beslenme alışkanlıkları nedeniyle, insanlardan daha büyük dişlere sahiptirler ve günün büyük kısmında sürekli yediklerini çiğnemek zorundadırlar. Peki biz insanlar neden daha küçük dişlere sahibiz? Nature (1) dergisinde yayınlanan bir çalışma, biz insanların neden şempanzelerden daha küçük dişlere sahip olduğu sorusuna bir yanıt öneriyor: Etin dilimlenmesi. İnsanların yaklaşık iki buçuk milyon yıldır et yedikleri biliniyor. Şu anda mevcut olan hipotezlere göre, insanlar 500.000 yıl kadar önce yemeği ateşte pişirmeyi akıl ettiler ve pişmiş et/sebze ham hallerine göre daha kolay çiğnenebildiği için zaman içerisinde büyük dişlerimizin yerini şimdiki görece küçük dişler aldı. Arada kalan iki milyon yıl süresince insanların eti nasıl yedikleri ise şu ana kadar çözülebilmiş değil. Harvard Üniversitesi’nde çalışan evrimsel antropologların yeni çalışmasına göre, atalarımız alet kullanmayı öğrendikten sonra bu aletleri eti kesip dilimlemek, sebzeleri ise ezip püre haline getirmek için kullandılar. Bu sayede çok daha az sayıda çiğneme ile yediklerimizi yutabilir ve sindirebilir hale gelmiş olduk. Önerdikleri hipotezi test etmek için araştırmacılar gönüllüler üzerinde bir seri deney yaptılar. Ham inek ve keçi eti verilen deneklerden bunları yutabilecekleri hale getirene kadar çiğnemeleri istendi. Bu süreçte de kaç kere çiğnedikleri ve ortalama çiğneme süresi ölçüldü. Araştırmacılardan Daniel Lieberman’a göre ham keçi eti pek öyle çiğnenecek gibi değil; dakikalar süren çiğneme sonucunda dahi ette herhangi bir değişiklik olmuyor ve neredeyse sakız gibi sürekli çiğneyebiliyorsunuz [2]. Deneyin ikinci kısmında ise, aynı etler bu sefer dilimlenip daha küçük parçalara ayrılmış halde gönüllülere sunuldu. Sonuçlar, araştırmanın önerisini destekler nitelikte çıktı ve deneklerin ortalama %17 gibi daha az sayıda çiğneme hareketi ile besinleri yutulabilir hale getirdiği gözlemlendi. Bu, yılda yaklaşık iki buçuk milyon daha az çiğnemeye karşılık geliyor. Fiziksel olarak işlenmiş yiyecekler, daha az çiğneme sayesinde yutulabilir ve sindirilebilir hale geliyor. Bu durum, atalarımızın zaman içerisinde daha küçük dişler geliştirmesini açıklayabilir. Çalışma, daha küçük dişlere sahip olmamızı açıklayabiliyor, ancak neden daha küçük mideye sahip olduğumuz konusunda tek başına bir açıklama getiremiyor. Modern insanlar olarak atalarımızdan ve diğer primatlardan daha küçük midelere sahibiz. Daha küçük mide demek, genel olarak daha rahat sindirim demek. Ham sebze ve et ile geçen yemekler, şu an sahip olduğumuzdan daha büyük mideye ihtiyaç duymamızı gerektiriyor. Araştırmacılar, küçük midenin sebebinin pürelenmiş sebze veya dilimlenmiş et değil, yemeğin pişirilmesi olduğunu söylüyor ve ekliyor; kesilmiş et önerisi tam olarak aradığımız cevap değil, ancak yemekleri pişirmeye başlamadan önce dilimlemeyi öğrenmemiz, daha küçük dişlere sahip olmamıza yol açan evrimsel süreci başlatmış olabilir. Batuhan KAV batuhankav@gmail.com Kaynaklar: Zink, K.D., Lieberman, E.D. Nature 531, 500–503 (2016) http://www.sciencemag.org/news/2016/03/how-sliced-meat-drove-human-evolution Kapak görseli: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e0/Le_Moustier.jpg</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/senin-dislerin-daha-buyuk">Senin dişlerin neden daha büyük?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Biz insanlar neden daha küçük dişlere sahibiz? Nature dergisinde yayınlanan bir çalışma, biz insanların neden şempanzelerden daha küçük dişlere sahip olduğu sorusuna bir yanıt öneriyor: Etin dilimlenmesi.</em></strong></p>
<p>Bir şempanze, günün ortalama altı saatini bir şeyler çiğneyerek geçirir. Şempanzeler, büyük ölçüde meyve ve sebzeye dayanan beslenme alışkanlıkları nedeniyle, insanlardan daha büyük dişlere sahiptirler ve günün büyük kısmında sürekli yediklerini çiğnemek zorundadırlar. Peki biz insanlar neden daha küçük dişlere sahibiz? Nature (1) dergisinde yayınlanan bir çalışma, biz insanların neden şempanzelerden daha küçük dişlere sahip olduğu sorusuna bir yanıt öneriyor: Etin dilimlenmesi.</p>
<p>İnsanların yaklaşık iki buçuk milyon yıldır et yedikleri biliniyor. Şu anda mevcut olan hipotezlere göre, insanlar 500.000 yıl kadar önce yemeği ateşte pişirmeyi akıl ettiler ve pişmiş et/sebze ham hallerine göre daha kolay çiğnenebildiği için zaman içerisinde büyük dişlerimizin yerini şimdiki görece küçük dişler aldı. Arada kalan iki milyon yıl süresince insanların eti nasıl yedikleri ise şu ana kadar çözülebilmiş değil. Harvard Üniversitesi’nde çalışan evrimsel antropologların yeni çalışmasına göre, atalarımız alet kullanmayı öğrendikten sonra bu aletleri eti kesip dilimlemek, sebzeleri ise ezip püre haline getirmek için kullandılar. Bu sayede çok daha az sayıda çiğneme ile yediklerimizi yutabilir ve sindirebilir hale gelmiş olduk.</p>
<p>Önerdikleri hipotezi test etmek için araştırmacılar gönüllüler üzerinde bir seri deney yaptılar. Ham inek ve keçi eti verilen deneklerden bunları yutabilecekleri hale getirene kadar çiğnemeleri istendi. Bu süreçte de kaç kere çiğnedikleri ve ortalama çiğneme süresi ölçüldü. Araştırmacılardan Daniel Lieberman’a göre ham keçi eti pek öyle çiğnenecek gibi değil; dakikalar süren çiğneme sonucunda dahi ette herhangi bir değişiklik olmuyor ve neredeyse sakız gibi sürekli çiğneyebiliyorsunuz [2]. Deneyin ikinci kısmında ise, aynı etler bu sefer dilimlenip daha küçük parçalara ayrılmış halde gönüllülere sunuldu. Sonuçlar, araştırmanın önerisini destekler nitelikte çıktı ve deneklerin ortalama %17 gibi daha az sayıda çiğneme hareketi ile besinleri yutulabilir hale getirdiği gözlemlendi. Bu, yılda yaklaşık iki buçuk milyon daha az çiğnemeye karşılık geliyor.</p>
<p>Fiziksel olarak işlenmiş yiyecekler, daha az çiğneme sayesinde yutulabilir ve sindirilebilir hale geliyor. Bu durum, atalarımızın zaman içerisinde daha küçük dişler geliştirmesini açıklayabilir.</p>
<p>Çalışma, daha küçük dişlere sahip olmamızı açıklayabiliyor, ancak neden daha küçük mideye sahip olduğumuz konusunda tek başına bir açıklama getiremiyor. Modern insanlar olarak atalarımızdan ve diğer primatlardan daha küçük midelere sahibiz. Daha küçük mide demek, genel olarak daha rahat sindirim demek. Ham sebze ve et ile geçen yemekler, şu an sahip olduğumuzdan daha büyük mideye ihtiyaç duymamızı gerektiriyor. Araştırmacılar, küçük midenin sebebinin pürelenmiş sebze veya dilimlenmiş et değil, yemeğin pişirilmesi olduğunu söylüyor ve ekliyor; kesilmiş et önerisi tam olarak aradığımız cevap değil, ancak yemekleri pişirmeye başlamadan önce dilimlemeyi öğrenmemiz, daha küçük dişlere sahip olmamıza yol açan evrimsel süreci başlatmış olabilir.</p>
<p>Batuhan KAV <a href="mailto:batuhankav@gmail.com">batuhankav@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Zink, K.D., Lieberman, E.D. <em>Nature </em><strong>531</strong>, 500–503 (2016)</li>
<li><a href="http://www.sciencemag.org/news/2016/03/how-sliced-meat-drove-human-evolution">http://www.sciencemag.org/news/2016/03/how-sliced-meat-drove-human-evolution</a></li>
<li>Kapak görseli: <a href="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e0/Le_Moustier.jpg">https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e0/Le_Moustier.jpg</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/senin-dislerin-daha-buyuk">Senin dişlerin neden daha büyük?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1884</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
