<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>farkındalık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/farkindalik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/farkindalik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Apr 2023 15:19:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 14:53:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[anılar]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçdışı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[suistimal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29313</guid>

					<description><![CDATA[<p>1980’lerin sonlarından 1990’ların başlarına dek uzanan zaman diliminde ABD bir panik dalgasının pençesindeydi. Çocukken suistimal edildiklerine inanan binlerce yetişkin, çok acı verdiği için bu anıları yıllarca bastırmıştı, fakat anılar birden bire ortaya çıkmaya başladı. Philadelphia merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan The False Memory Syndrome Foundation&#8217;a göre, söz konusu dönemde toplam 736 kişi bu tür bastırılmış anılarının yeniden su yüzüne çıkmasıyla birlikte yasal haklarının savunulması istemiyle mahkemeye başvurdu. 1990’ların sonlarında, ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sorgulamalar sonucunda, bu suistimal suçlamalarının büyük bir bölümünün asılsız olduğu kanıtlandı. Sarsıcı çocukluk anıları canlandığı için insanların mahkemelere başvurduğu ve adeta bir salgına dönüşen bu sürecin hızı da giderek kesildi. Ancak ruh bilim dünyasında anıların canlanması kavramı hiçbir zaman tümden yok olmadı. Nitekim, kısa süre önce yapılan bir araştırma klinik psikoloji konusunda uzmanlaşmış hekimlerin %76’sının anıların bastırılmasına (represyon) inanmayı günümüzde de sürdürdüklerini ortaya koyuyor. Peki, yaşanan bir olayla ilgili olarak belleğin derinliklerine gömülen anıların, yıllar sonra canlanması mümkün mü? İnsanların, savunma yöntemi olarak, yoğun kaygı ve üzüntüye yol açan sarsıcı bir olayı görmezden gelerek farkında olmadan bilinçdışına ittikleri görüşünü, 20. yüzyılın başlarında ilk ortaya atan kişi Sigmund Freud oldu. Ne var ki, Kanada Ontario Üniversitesi ruh bilimcilerinden Albert Katz, insanlarda böyle bir düzeneğin olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığına dikkat çekerek, “Birtakım şeyleri unutabileceğimiz kuşkusuz. Ancak bu durum ille de insanların bilinçlerini kapamalarına yol açan etkin bir sürecin var olduğu anlamına gelmez&#8221; diyor. İnsanların unutmalarına neden olan çok çeşitli unsurlar vardır. Sıklıkla akla getirilmeyen şeyler zamanla unutulup gider. İnsanlar, genellikle sıradan olayları da unutma eğillimindedir. Ancak Cornell Üniversitesi ruh bilim uzmanlarından Charles Brainerd, insanların bilerek ya da isteyerek de bir şeyleri unutabileceklerini belirtiyor. Bir araştırmada katılımcılardan kendilerine verilen bir dizi sözcüğü unutmaları istendiğinde deneklerin o sözcükleri unutma olasılıklarının çok daha yüksek olduğu görüldü. Ruh bilimde “yönlendirilmiş unutma” olarak da bilinen kasıtlı unutma, söz gelimi, insanların işlerin pek de yolunda gitmediği bir ilk buluşmayı kafalarından silip atmalarına yardımcı olabilmekle birlikte, gerçek anlamda duyguları örseleyici bir olayın bellekten silinip yok olmasını sağlamaz. Bunun insanların genelde acı veren ya da sıkıntı yaratan olayları akıllarında tutmayı yeğlemelerinin bir sonucu olduğuna dikkat çeken Brainerd, “Belleğin temel yasalarından biri de budur&#8221; diyor. Anıların canlanmasında belli bir gerçeklik payı olduğunu belirten Katz da, “Anıların aradan yıllar geçmiş olsa bile, özellikle de bir görüntü, koku, ya da başka bir tetikleyici unsurla yeniden canlanmaları olasıdır. Ancak bu anılar yaşandıkları andaki gibi saf ve bozulmamış olarak geri gelmezler. Bellek, bir ses kayıt aygıtı gibi çalışmaz; son derece esnek ve akışkan bir yapıya sahip olduğundan, anımsadıklarımız çoğu zaman belli bir şeyin bölük pörçük parçaları olur ve ardından da bunlara kendi kafamıza göre birtakım ayrıntılar ekleriz” diyor. 80’li ve 90’lı yıllarda gözde olan ve “bastırılmış anılar” adıyla bilinen anıların su yüzüne çıkarılması amacıyla uygulanan çok sayıda yöntem vardı. Brainerd, bu dönemde terapi uzmanlarının danışanlarıyla birlikte çocukluk fotoğraflarını gözden geçirdiklerini ve karakterleri suistimale uğramış olan kitaplar okuduklarını, uzmanların danışanların belli olaylarla ilgili anı ve duygularını su yüzüne çıkartmalarına yardımcı olduğuna inanılan hipnoz seansları ve güdümlenmiş görsellik alıştırmalarına katıldıklarını belirtiyor. Katz&#8217;a göre sözü edilen bu terapi yöntemleriyle ilgili sorun, insanları gerçekte hiç yaşamamış oldukları olaylarla ilgili “anılar” üretmeye özendiriyor olmasıydı. Bunun da nedeni insanların, kendilerine birtakım ipuçları ya da öneriler verildiğinde, hiç yaşanmamış sahte anılar üretmeye yatkın olmalarıydı. Örneğin bir araştırmada, katılımcılara üzerinde birtakım oynamalar yapılarak kendilerini sıcak hava balonlarında gösteren fotoğraflar gösterildiğinde, %50’sinin daha önce hiç ayak basmamış oldukları garip bir uçan aygıta bindiklerini “anımsadıkları” görüldü. Benzer biçimde, kitap, fotoğraf ve kimi başka güdümlenmiş görsellik uygulamaları da insanların hiç yaşamamış oldukları sömürü olaylarını “anımsamalarına” yol açıyordu. Tıpkı kendilerinin sıcak hava balonlarına bindiklerini kafalarında canlandıran araştırmanın katılımcılarında olduğu gibi, anı canlandırma seanslarına katılanlar da kafalarında canlandırdıkları dehşet verici olayları gerçekten yaşadıklarına inanıyorlardı. Kaynak: https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi">Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">1980’lerin sonlarından 1990’ların başlarına dek uzanan zaman diliminde ABD bir panik dalgasının pençesindeydi. Çocukken suistimal edildiklerine inanan binlerce yetişkin, çok acı verdiği için bu anıları yıllarca bastırmıştı, fakat anılar birden bire ortaya çıkmaya başladı. </span><span lang="tr-TR">Philadelphia merkezli kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan The False Memory Syndrome Foundation&#8217;a göre,</span><span lang="tr-TR"> söz konusu dönemde toplam 736 kişi bu tür bastırılmış anılarının yeniden su yüzüne çıkmasıyla birlikte yasal haklarının savunulması istemiyle mahkemeye başvurdu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">1990’ların sonlarında, ABD Federal Araştırma Bürosu (FBI) ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sorgulamalar sonucunda, bu suistimal suçlamalarının büyük bir bölümünün asılsız olduğu kanıtlandı. Sarsıcı çocukluk anıları canlandığı için insanların mahkemelere başvurduğu ve adeta bir salgına dönüşen bu sürecin hızı da giderek kesildi. Ancak ruh bilim dünyasında anıların canlanması kavramı hiçbir zaman tümden yok olmadı. Nitekim, kısa süre önce yapılan bir araştırma klinik psikoloji konusunda uzmanlaşmış hekimlerin %76’sının anıların bastırılmasına (represyon) inanmayı günümüzde de sürdürdüklerini ortaya koyuyor. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Peki, yaşanan bir olayla ilgili olarak belleğin derinliklerine gömülen anıların, yıllar sonra canlanması mümkün mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">İnsanların, savunma yöntemi olarak, yoğun kaygı ve üzüntüye yol açan sarsıcı bir olayı görmezden gelerek farkında olmadan bilinçdışına ittikleri görüşünü, 20. yüzyılın başlarında ilk ortaya atan kişi Sigmund Freud oldu. Ne var ki, Kanada Ontario Üniversitesi ruh bilimcilerinden Albert Katz, insanlarda böyle bir düzeneğin olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığına dikkat çekerek, “Birtakım şeyleri unutabileceğimiz kuşkusuz. Ancak bu durum ille de insanların bilinçlerini kapamalarına yol açan etkin bir sürecin var olduğu anlamına gelmez&#8221; diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">İnsanların unutmalarına neden olan çok çeşitli unsurlar vardır. Sıklıkla akla getirilmeyen şeyler zamanla unutulup gider. İnsanlar, genellikle sıradan olayları da unutma eğillimindedir. Ancak Cornell Üniversitesi ruh bilim uzmanlarından Charles Brainerd, insanların bilerek ya da isteyerek de bir şeyleri unutabileceklerini belirtiyor. Bir araştırmada katılımcılardan kendilerine verilen bir dizi sözcüğü unutmaları istendiğinde deneklerin o sözcükleri unutma olasılıklarının çok daha yüksek olduğu görüldü. Ruh bilimde “yönlendirilmiş unutma” olarak da bilinen kasıtlı unutma, söz gelimi, insanların işlerin pek de yolunda gitmediği bir ilk buluşmayı kafalarından silip atmalarına yardımcı olabilmekle birlikte, gerçek anlamda duyguları örseleyici bir olayın bellekten silinip yok olmasını sağlamaz. Bunun insanların genelde acı veren ya da sıkıntı yaratan olayları akıllarında tutmayı yeğlemelerinin bir sonucu olduğuna dikkat çeken Brainerd, “Belleğin temel yasalarından biri de budur&#8221; diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Anıların canlanmasında belli bir gerçeklik payı olduğunu belirten Katz da, “Anıların aradan yıllar geçmiş olsa bile, özellikle de bir görüntü, koku, ya da başka bir tetikleyici unsurla yeniden canlanmaları olasıdır. Ancak bu anılar yaşandıkları andaki gibi saf ve bozulmamış olarak geri gelmezler. Bellek, bir ses kayıt aygıtı gibi çalışmaz; son derece esnek ve akışkan bir yapıya sahip olduğundan, anımsadıklarımız çoğu zaman belli bir şeyin bölük pörçük parçaları olur ve ardından da bunlara kendi kafamıza göre birtakım ayrıntılar ekleriz” diyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">80’li ve 90’lı yıllarda gözde olan ve “bastırılmış anılar” adıyla bilinen anıların su yüzüne çıkarılması amacıyla uygulanan çok sayıda yöntem vardı. Brainerd, bu dönemde terapi uzmanlarının danışanlarıyla birlikte çocukluk fotoğraflarını gözden geçirdiklerini ve karakterleri suistimale uğramış olan kitaplar okuduklarını, uzmanların danışanların belli olaylarla ilgili anı ve duygularını su yüzüne çıkartmalarına yardımcı olduğuna inanılan hipnoz seansları ve güdümlenmiş görsellik alıştırmalarına katıldıklarını belirtiyor. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Katz&#8217;a göre sözü edilen bu terapi yöntemleriyle ilgili sorun, insanları gerçekte hiç yaşamamış oldukları olaylarla ilgili “anılar” üretmeye özendiriyor olmasıydı. Bunun da nedeni insanların, kendilerine birtakım ipuçları ya da öneriler verildiğinde, hiç yaşanmamış sahte anılar üretmeye yatkın olmalarıydı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Örneğin bir araştırmada, katılımcılara üzerinde birtakım oynamalar yapılarak kendilerini sıcak hava balonlarında gösteren fotoğraflar gösterildiğinde, %50’sinin daha önce hiç ayak basmamış oldukları garip bir uçan aygıta bindiklerini “anımsadıkları” görüldü.</span></p>
<p><span lang="tr-TR"> Benzer biçimde, kitap, fotoğraf ve kimi başka güdümlenmiş görsellik uygulamaları da insanların hiç yaşamamış oldukları sömürü olaylarını “anımsamalarına” yol açıyordu. Tıpkı kendilerinin sıcak hava balonlarına bindiklerini kafalarında canlandıran araştırmanın katılımcılarında olduğu gibi, anı canlandırma seanslarına katılanlar da kafalarında canlandırdıkları dehşet verici olayları gerçekten yaşadıklarına inanıyorlardı.</span></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html">https://www.livescience.com/repressed-memories-not-science.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bastirilmis-anilar-su-yuzune-cikartilabilir-mi">Bastırılmış anılar su yüzüne çıkartılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29313</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun duygusal sağlığı için bir rehber</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/cocugunuzun-duygusal-sagligi-icin-bir-rehber</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 10:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kriz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29306</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Hiçbir duygu kötü değildir, önemli olan o duygunun nasıl ifade edildiği ve yönetildiğidir.&#8221; Bizi duygusal olarak derinden sarsan, zaman zaman kaygı bozukluğuna kimi zamansa mutsuzluğa iten, psikolojik açıdan hırpalayıcı süreçler yaşayabiliriz. Yetişkinler olarak bunun üstesinden gelmeyi, sorunlarla başa çıkmayı bir şekilde başarıyor, en azından bunun için bir çaba gösteriyoruz. Ancak çocuklarımız, duygusal açıdan hırpalayıcı olan kriz dönemlerinde bizden daha savunmasız olabilir. Bu sebeple de rehberliğinize ihtiyaç duyabilirler. Tam da bu konuyla ilgili size ve dolayısıyla çocuğunuza faydası dokunacağını düşündüğümüz bir kitap öneriyoruz: Duygusal Olarak Sağlıklı Çocuk Yetiştirmek. Kitabın yazarı Maureen Healy, çocuklarda duygusal sağlık konusunda yaptığı etkili konuşmalarıyla tanınan bir eğitimci. Belki de en güzel yanı, sizinle sohbet ediyor gibi yazması; doktorasını Kaliforniya’daki Fielding Graduate Üniversitesi’nde çocuk psikolojisi üzerine veren Healy’in kitapta didaktik anlatımdan uzak durarak samimi ve akıcı bir üslup benimsediğini söyleyebiliriz. Bir hayli hareketli geçen çocukluğunu anlatarak oldukça sıcak ve samimi bir giriş yapan Healy, sıkıcı olmaktan uzak ve faydalı bir eserle karşımıza çıkıyor. Kendisi aynı zamanda Psychology Today’in düzenli yazarlarından olup dünya çapında ilgi gören ödüllü Growing Happy Kids kitabının da yazarı. Healy, dünyanın dört bir yanında çocuklarla çalışma fırsatı yakalayan bir psikolog olmanın avantajlarını fazlasıyla kullanıyor. Bu deneyimleri, konuya teorik hakimiyetini, pratiğe dökmesini sağlamış olması açısından epey kıymetli. Bu kitaba da yansıyor. Duygularıyla nasıl baş edebileceğini bilemeyen çocuğunuzun, duygusal kendilik arayışlarına odaklanarak duygularını ifade edebilmeyi ve yönetmeyi öğrenerek birey olması yolunda önemli bir rehber sunuyor. İspanya’dan üç çocuk annesi Carla’nın, oğlu Mateo’nun okulda yaşadığı sorunlar için kendisinden istediği yardımda (s.17) veya anne babası yakın zamanda ayrılmış olan Hannah’nın yaşadığı müzmin mutsuzluk (s.116) karşısında ebeveyninin yaşadığı çaresizlik örneklerinde kendi çekincelerinizi ve yardım çığlıklarınızı bulacak, bu örneklerde kendi çocuğunuzu görecek ve Healy’in önerilerini kendi hayatınızda uygulama fırsatı bulacaksınız. Yazar, kitabını üç bölüme ayırmayı uygun görmüş; Duyguları Öğrenme, Zihniyet ve Alışkanlıklar. İlk bölüm, birey olma yolundaki çocuğunuzun duygularını öğrenme yolculuğuna odaklanıyor. İkinci bölüm, duygu yönetimine yardımcı olarak duygusal sağlık farkındalığı yaratmayı amaçlıyor. Üçüncü bölümde ise çocuklarınızın sakinleşmesini, itidalli olmasını ve akıllıca seçimler yapmasını hedefliyor. Her bölümde danışanlarıyla yaşadığı örneklerden yola çıkarak pratik öneri ve görüşler sunuyor. Duygusal olarak sağlıklı çocuk kimdir? Healy, “duygusal açıdan sağlıklı çocuk kimdir?” sorusunu beş basamakta cevaplandırıyor. Ona göre duygusal açıdan sağlıklı çocuk: 1) Kendisinin ve başkalarının duygularını adlandırmayı, 2) Duygularını (baskılamayı değil) yapıcı biçimde ifade etmeyi, 3) Kendini kontrol etmeyi, 4) Tepki göstermek yerine cevap vermeyi, 5) Zorlandığı durumlarda bile akıllıca seçimler yapmayı öğrenen çocuktur. Kitabı ve önerilerini de bu tanım üzerine kurduğunu söyleyebiliriz. Yazar, duygusal sağlığın, öfke ya da başka bir kuvvetli duygu hissederken dahi iyi seçimler yapabilme becerisi üzerine kurulu olduğunu belirtirken çocuklar ve ebeveynler için şu üç basit adımı atmalarını öneriyor: Durmak, sakinleşmek ve akıllıca bir seçim yapmak. Bu noktada, duygusal frenleri kullanmayı ve akıllıca seçimler yapmayı, tıpkı bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi bir refleks haline getirmeyi ve kriz anlarında daha iyi kararlar verebilmek için faydalı öneriler veriyor. Yazar önerilerini sunarken “duygusal bilgi” ile daha akıllıca seçimler yapabileceğimizi keşfetmenin önemine vurgu yapıyor. Önce siz sonra çocuğunuz Şunu da belirtmek gerekiyor ki bu kitap, sadece çocukluğumuza yönelik bir çalışma değil. Önce sizde duygusal bir farkındalık oluşturma ve ardından çocuğunuzun duygusal olarak sağlıklı yetişmesini sağlamayı amaçlıyor. Yani değişim sizden başlıyor. Sizin aracılığınızla çocuğunuz da bu refleksi küçük yaşta kazanarak hayat boyu sağlıklı bir duygusallık geliştireceğini öneriyor. Kısacası yazar, öncelikle ebeveyn olarak sizi eğitiyor, ardından çocuğunuzun duygusal dengesini sağlamayı, hayatında karşılaşacağı engellerle nasıl başa çıkabileceğini öğrenebileceği bir yol göstermeyi hedefliyor. Bunu yaparken de ipuçları ve grafiklerle anlatımını destekliyor. Kitapta önerilen bazı faydalı yöntemler var: Sözgelimi, yaşama sağ beyinlerini, yani beynin duygusal yanını kullanarak başlayan çocuklarınızın sol beynini (mantıksal yanı) de kullanmalarını sağlayarak sağlıklı duygusal gelişimlerini sağlayacak dengeleme yöntemleri sunuyor. Sol beyin kullanımının 4 yaşında başlaması sebebiyle de duygusal eğitime bu yaşı almış çocuklarla başladığını belirtiyor. Tabii bu tip tavsiyelerde, çocuğun sürekli ebeveynden destek almasından ziyade duygularıyla kendi kendine başa çıkmayı öğretici bir tavır söz konusu. İhtiyaç duyduğunda sizden yardım istemesini de göz ardı etmeyip bunu bir refleks haline getirmeyi öğreterek çocuğunuzu, zihinsel ve duygusal açıdan hayata hazırlama amacı güdüyor. Bunun için de uygulanması oldukça basit gözüken ve hangi durumda ne yapabileceğinizi gösteren yöntemler sunuyor: Duygu çarkı, öfke butonu, baloncuk nefesi gibi yöntemler bunlardan birkaçı. Geleceğimiz çocuklar “Bugünün çocukları yarının büyükleri” diye bir söz vardır, bugünün duygusal açıdan sağlıklı çocukları da yarının sağlıklı toplumlarını müjdeliyor. Bu sebeple duygusal açıdan sağlıklı çocuklar yetişmesine belki hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Çünkü toplumlar, duygusal dengesi yerinde olmayanlarca yönetiliyor. Daha sağlıklı bir gelecek için çocuklarımızın duygusal sağlığının gelişimine destek olmak, dolayısıyla doğru seçimler yapması yolunda onlara ışık tutmak zorundayız. Nitekim insanlığın geleceği onların kararlarıyla belirlenecek. Timaş Yayınları etiketini taşıyan, çevirisi Neval Akbıyık’a ait olan kitap, kendinize ve çocuğunuzun duygusal gelişimine vakit ayırırken yanınızda bulundurmak isteyeceğiniz türden. Zira size yol gösterecek rehber kitaplar mevcut ve bu kitap onlardan biri. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/cocugunuzun-duygusal-sagligi-icin-bir-rehber">Çocuğunuzun duygusal sağlığı için bir rehber</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Hiçbir duygu kötü değildir, önemli olan o duygunun nasıl ifade edildiği ve yönetildiğidir.&#8221;</em></p>
<p>Bizi duygusal olarak derinden sarsan, zaman zaman kaygı bozukluğuna kimi zamansa mutsuzluğa iten, psikolojik açıdan hırpalayıcı süreçler yaşayabiliriz.</p>
<p>Yetişkinler olarak bunun üstesinden gelmeyi, sorunlarla başa çıkmayı bir şekilde başarıyor, en azından bunun için bir çaba gösteriyoruz. Ancak çocuklarımız, duygusal açıdan hırpalayıcı olan kriz dönemlerinde bizden daha savunmasız olabilir. Bu sebeple de rehberliğinize ihtiyaç duyabilirler. Tam da bu konuyla ilgili size ve dolayısıyla çocuğunuza faydası dokunacağını düşündüğümüz bir kitap öneriyoruz: <strong>Duygusal Olarak Sağlıklı Çocuk Yetiştirmek.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29310 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/sagcok-193x300.jpeg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/sagcok-193x300.jpeg 193w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/sagcok.jpeg 520w" sizes="(max-width: 193px) 100vw, 193px" /></p>
<p>Kitabın yazarı <strong>Maureen Healy</strong>, çocuklarda duygusal sağlık konusunda yaptığı etkili konuşmalarıyla tanınan bir eğitimci. Belki de en güzel yanı, sizinle sohbet ediyor gibi yazması; doktorasını Kaliforniya’daki Fielding Graduate Üniversitesi’nde çocuk psikolojisi üzerine veren Healy’in kitapta didaktik anlatımdan uzak durarak samimi ve akıcı bir üslup benimsediğini söyleyebiliriz. Bir hayli hareketli geçen çocukluğunu anlatarak oldukça sıcak ve samimi bir giriş yapan Healy, sıkıcı olmaktan uzak ve faydalı bir eserle karşımıza çıkıyor. Kendisi aynı zamanda Psychology Today’in düzenli yazarlarından olup dünya çapında ilgi gören ödüllü Growing Happy Kids kitabının da yazarı.</p>
<p>Healy, dünyanın dört bir yanında çocuklarla çalışma fırsatı yakalayan bir psikolog olmanın avantajlarını fazlasıyla kullanıyor. Bu deneyimleri, konuya teorik hakimiyetini, pratiğe dökmesini sağlamış olması açısından epey kıymetli. Bu kitaba da yansıyor. Duygularıyla nasıl baş edebileceğini bilemeyen çocuğunuzun, duygusal kendilik arayışlarına odaklanarak duygularını ifade edebilmeyi ve yönetmeyi öğrenerek birey olması yolunda önemli bir rehber sunuyor. İspanya’dan üç çocuk annesi Carla’nın, oğlu Mateo’nun okulda yaşadığı sorunlar için kendisinden istediği yardımda (s.17) veya anne babası yakın zamanda ayrılmış olan Hannah’nın yaşadığı müzmin mutsuzluk (s.116) karşısında ebeveyninin yaşadığı çaresizlik örneklerinde kendi çekincelerinizi ve yardım çığlıklarınızı bulacak, bu örneklerde kendi çocuğunuzu görecek ve Healy’in önerilerini kendi hayatınızda uygulama fırsatı bulacaksınız.</p>
<p>Yazar, kitabını üç bölüme ayırmayı uygun görmüş; Duyguları Öğrenme, Zihniyet ve Alışkanlıklar. İlk bölüm, birey olma yolundaki çocuğunuzun duygularını öğrenme yolculuğuna odaklanıyor. İkinci bölüm, duygu yönetimine yardımcı olarak duygusal sağlık farkındalığı yaratmayı amaçlıyor. Üçüncü bölümde ise çocuklarınızın sakinleşmesini, itidalli olmasını ve akıllıca seçimler yapmasını hedefliyor. Her bölümde danışanlarıyla yaşadığı örneklerden yola çıkarak pratik öneri ve görüşler sunuyor.</p>
<p><strong>Duygusal olarak sağlıklı çocuk kimdir?</strong></p>
<p>Healy, “duygusal açıdan sağlıklı çocuk kimdir?” sorusunu beş basamakta cevaplandırıyor. Ona göre duygusal açıdan sağlıklı çocuk:</p>
<p>1) Kendisinin ve başkalarının duygularını adlandırmayı,<br />
2) Duygularını (baskılamayı değil) yapıcı biçimde ifade etmeyi,<br />
3) Kendini kontrol etmeyi,<br />
4) Tepki göstermek yerine cevap vermeyi,<br />
5) Zorlandığı durumlarda bile akıllıca seçimler yapmayı öğrenen çocuktur. Kitabı ve önerilerini de bu tanım üzerine kurduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Yazar, duygusal sağlığın, öfke ya da başka bir kuvvetli duygu hissederken dahi iyi seçimler yapabilme becerisi üzerine kurulu olduğunu belirtirken çocuklar ve ebeveynler için şu üç basit adımı atmalarını öneriyor: Durmak, sakinleşmek ve akıllıca bir seçim yapmak. Bu noktada, duygusal frenleri kullanmayı ve akıllıca seçimler yapmayı, tıpkı bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi bir refleks haline getirmeyi ve kriz anlarında daha iyi kararlar verebilmek için faydalı öneriler veriyor. Yazar önerilerini sunarken “duygusal bilgi” ile daha akıllıca seçimler yapabileceğimizi keşfetmenin önemine vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Önce siz sonra çocuğunuz</strong></p>
<p>Şunu da belirtmek gerekiyor ki bu kitap, sadece çocukluğumuza yönelik bir çalışma değil. Önce sizde duygusal bir farkındalık oluşturma ve ardından çocuğunuzun duygusal olarak sağlıklı yetişmesini sağlamayı amaçlıyor. Yani değişim sizden başlıyor. Sizin aracılığınızla çocuğunuz da bu refleksi küçük yaşta kazanarak hayat boyu sağlıklı bir duygusallık geliştireceğini öneriyor. Kısacası yazar, öncelikle ebeveyn olarak sizi eğitiyor, ardından çocuğunuzun duygusal dengesini sağlamayı, hayatında karşılaşacağı engellerle nasıl başa çıkabileceğini öğrenebileceği bir yol göstermeyi hedefliyor. Bunu yaparken de ipuçları ve grafiklerle anlatımını destekliyor.</p>
<p>Kitapta önerilen bazı faydalı yöntemler var: Sözgelimi, yaşama sağ beyinlerini, yani beynin duygusal yanını kullanarak başlayan çocuklarınızın sol beynini (mantıksal yanı) de kullanmalarını sağlayarak sağlıklı duygusal gelişimlerini sağlayacak dengeleme yöntemleri sunuyor. Sol beyin kullanımının 4 yaşında başlaması sebebiyle de duygusal eğitime bu yaşı almış çocuklarla başladığını belirtiyor. Tabii bu tip tavsiyelerde, çocuğun sürekli ebeveynden destek almasından ziyade duygularıyla kendi kendine başa çıkmayı öğretici bir tavır söz konusu. İhtiyaç duyduğunda sizden yardım istemesini de göz ardı etmeyip bunu bir refleks haline getirmeyi öğreterek çocuğunuzu, zihinsel ve duygusal açıdan hayata hazırlama amacı güdüyor. Bunun için de uygulanması oldukça basit gözüken ve hangi durumda ne yapabileceğinizi gösteren yöntemler sunuyor: Duygu çarkı, öfke butonu, baloncuk nefesi gibi yöntemler bunlardan birkaçı.</p>
<p><strong>Geleceğimiz çocuklar</strong></p>
<p>“Bugünün çocukları yarının büyükleri” diye bir söz vardır, bugünün duygusal açıdan sağlıklı çocukları da yarının sağlıklı toplumlarını müjdeliyor. Bu sebeple duygusal açıdan sağlıklı çocuklar yetişmesine belki hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Çünkü toplumlar, duygusal dengesi yerinde olmayanlarca yönetiliyor. Daha sağlıklı bir gelecek için çocuklarımızın duygusal sağlığının gelişimine destek olmak, dolayısıyla doğru seçimler yapması yolunda onlara ışık tutmak zorundayız. Nitekim insanlığın geleceği onların kararlarıyla belirlenecek.</p>
<p>Timaş Yayınları etiketini taşıyan, çevirisi Neval Akbıyık’a ait olan kitap, kendinize ve çocuğunuzun duygusal gelişimine vakit ayırırken yanınızda bulundurmak isteyeceğiniz türden. Zira size yol gösterecek rehber kitaplar mevcut ve bu kitap onlardan biri.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/cocugunuzun-duygusal-sagligi-icin-bir-rehber">Çocuğunuzun duygusal sağlığı için bir rehber</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29306</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Katılmasak da kibarca tartışmanın üç yolu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/katilmasak-da-kibarca-tartismanin-uc-yolu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2019 13:02:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[amigdala]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[hoşgörü]]></category>
		<category><![CDATA[limbik sistem]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>
		<category><![CDATA[tartışmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle seçim dönemlerinde yeni bir konuşma diline ihtiyacımız var. Peki ama nasıl? Farklı fikirleri kavga çıkarmadan, hoşgörü ile tartışmakta, karşımızdakini dinlemekte neden bu kadar zorlanıyoruz? Uzmanlar sağlıklı bir toplumun ilk adımlarından birinin nezaket kurallarını bozmadan farklı fikirleri tartışabilmek olduğunu söylüyorlar. Kendimiz gibi düşünen insanların oluşturduğu bir ortamdan çıkıp, farklı düşüncelerin dile getirildiği ortamlarda dinlemeyi ve konuşmayı öğrenmek ilk başlarda korkutucu gelebilir. Özellikle seçim dönemlerinde, herkesin hoşgörü ve sevecenlik konusunda dar boğaza girdiği dönemlerde yepyeni bir konuşma diline ihtiyaç duyduğumuz açık. Önce aile içinde daha sonra daha geniş sosyal ortamlarda nezaket kurallarını çiğnemeden, karşımızdakini kırmadan fikir tartışması nasıl yapılır? Aşağıdaki üç yöntemi uygulayarak daha sağlıklı bir toplum için ilk adımı atabiliriz. 1. Amigdalanızın kontrolünü elinizde tutun Aşırı tepki gösteriyorsunuz. Bu hepimizin başına gelir. Ancak aşırı tepki göstermenin ardındaki nörobiyolojik yapıyı anlarsak zorlu durumlarda olabildiğimiz en iyi insan olabiliriz. Farklılıklar aşılmaz göründüğünde amigdala, yani beynin ilkel limbik sisteminin bir parçası olan bölüm, prefrontal korteksin yani mantıklı düşünme bölgesinin kontrolünü ele geçirir. Bu aşırı yükleme dövüş, kaç veya donup kal tepkisini devreye sokar ve durumu sakin kafayla tartmamız olanaksız hale gelir. Beynimiz bu şekilde tetiklendiğinde normalde yapmayacağımız şeyler yapar, normalde söylemeyeceğimiz şeyler söyleriz. Ancak beynimizi, bu durumun gerçekleştiğini fark etmek üzere eğitebiliriz ve artan farkındalığımız sayesinde farklı davranışlar sergileyebiliriz. Farklı inançlara sahip insanlarla tartışırken kalp atışlarınızın hızlanması gibi fiziksel ipuçlarına dikkat edin. Farkındalık, kendinizi hızla toparlamanızı, sakin kalmanızı ve düşünmeye devam edebilmenizi sağlar. Mevcut sorunları derhal çözmeye yardımcı olmasa da gelecekte çözebilmeniz için güvenli bir ortam oluşturur. 2. Farklılıklara merakla yaklaşın Yeni birini gördüğümüzde beynimiz bu kişiyi saniyenin neredeyse binde birinde “yabancı” veya “bizden” biri olarak tanımlar. Bu gibi ani yargılar saf ve gerçek bir merakla dinleme yeteneğimize zarar verir. İnsanlar arasında iletişimi ve sevecenliği artıma amacı taşıyan StoryCorp isimli kuruluştan Dave Isay’e göre saf merak, insanlara ve kendimize verebileceğimiz en güçlü hediyelerden biridir. Ailenizi de size yabancı kişileri de ön yargılarla değil, merakla dinleyin. Bu, onları zihninizde dümdüz bir karikatürden üç boyutlu bir insana dönüştürmenin yanı sıra kendiniz de dahil çevrenizdeki bütün insanların kusurlu yanlarını kabul etmenizi sağlayacaktır. 3. Açıklık ve cesaret Yalnızca kasım ayında ABD’de seçim döneminde 900 kadar sözlü taciz olayı rapor edildi. Bu olayların çoğu ise çocukların kendilerini güvende hissetmeleri gereken okullarda gerçekleşti. Taciz olaylarının altında genellikle ırkçılık ve ön yargılı olmak yatar. Farklı fikirlere merakla ve nezaketle yaklaşmak toplumsal iletişimi artırır. İster toplum içinde olsun ister özel hayatınızda, hoşgörüsüzlüğü kabul etmeyin. Belirli bir grup insana yöneltilen iftiralara veya şakalara karşı çıkın. Gençlere bu konuda örnek olmak çok önemlidir. Çocuklarımız bizim çeşitliliğe ve farklılıklara değer verdiğimizi, ön yargılara boyun eğmediğimizi gördükleri takdirde kendileri de benzer davranışları benimseyebilirler. Kültür ikili bir süreçte gelişir: Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya, her seferinde bir etkileşim ve bir niyet. Yapacak çok işimiz var. Ancak ulusal sohbetimizin tonunu belirleme ve hoşgörü ve merhameti artırma konusundaki kişisel ve toplumsal gücümüzü hafife almamalıyız. Sevda Deniz Karali Kaynak:  http://time.com/4648916/ talk-someone-disagreeanger/? xid=newsletter-brief</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/katilmasak-da-kibarca-tartismanin-uc-yolu">Katılmasak da kibarca tartışmanın üç yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-13512" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/tartismak.jpg" alt="" width="500" height="336" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/tartismak.jpg 763w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/tartismak-300x202.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></div>
<div class="news-short" style="text-align: center;"><strong>Özellikle seçim dönemlerinde yeni bir konuşma diline ihtiyacımız var. Peki ama nasıl?</strong></div>
<div></div>
<div>
<p>Farklı fikirleri kavga çıkarmadan, hoşgörü ile tartışmakta, karşımızdakini dinlemekte neden bu kadar zorlanıyoruz? Uzmanlar sağlıklı bir toplumun ilk adımlarından birinin nezaket kurallarını bozmadan farklı fikirleri tartışabilmek olduğunu söylüyorlar.</p>
<p>Kendimiz gibi düşünen insanların oluşturduğu bir ortamdan çıkıp, farklı düşüncelerin dile getirildiği ortamlarda dinlemeyi ve konuşmayı öğrenmek ilk başlarda korkutucu gelebilir. Özellikle seçim dönemlerinde, herkesin hoşgörü ve sevecenlik konusunda dar boğaza girdiği dönemlerde yepyeni bir konuşma diline ihtiyaç duyduğumuz açık. Önce aile içinde daha sonra daha geniş sosyal ortamlarda nezaket kurallarını çiğnemeden, karşımızdakini kırmadan fikir tartışması nasıl yapılır? Aşağıdaki üç yöntemi uygulayarak daha sağlıklı bir toplum için ilk adımı atabiliriz.</p>
<p><strong>1. Amigdalanızın kontrolünü elinizde tutun</strong></p>
<p>Aşırı tepki gösteriyorsunuz. Bu hepimizin başına gelir. Ancak aşırı tepki göstermenin ardındaki nörobiyolojik yapıyı anlarsak zorlu durumlarda olabildiğimiz en iyi insan olabiliriz. Farklılıklar aşılmaz göründüğünde amigdala, yani beynin ilkel limbik sisteminin bir parçası olan bölüm, prefrontal korteksin yani mantıklı düşünme bölgesinin kontrolünü ele geçirir. Bu aşırı yükleme dövüş, kaç veya donup kal tepkisini devreye sokar ve durumu sakin kafayla tartmamız olanaksız hale gelir. Beynimiz bu şekilde tetiklendiğinde normalde yapmayacağımız şeyler yapar, normalde söylemeyeceğimiz şeyler söyleriz. Ancak beynimizi, bu durumun gerçekleştiğini fark etmek üzere eğitebiliriz ve artan farkındalığımız sayesinde farklı davranışlar sergileyebiliriz. Farklı inançlara sahip insanlarla tartışırken kalp atışlarınızın hızlanması gibi fiziksel ipuçlarına dikkat edin. Farkındalık, kendinizi hızla toparlamanızı, sakin kalmanızı ve düşünmeye devam edebilmenizi sağlar. Mevcut sorunları derhal çözmeye yardımcı olmasa da gelecekte çözebilmeniz için güvenli bir ortam oluşturur.</p>
<p><strong>2. Farklılıklara merakla yaklaşın</strong></p>
<p>Yeni birini gördüğümüzde beynimiz bu kişiyi saniyenin neredeyse binde birinde “yabancı” veya “bizden” biri olarak tanımlar. Bu gibi ani yargılar saf ve gerçek bir merakla dinleme yeteneğimize zarar verir. İnsanlar arasında iletişimi ve sevecenliği artıma amacı taşıyan StoryCorp isimli kuruluştan Dave Isay’e göre saf merak, insanlara ve kendimize verebileceğimiz en güçlü hediyelerden biridir. Ailenizi de size yabancı kişileri de ön yargılarla değil, merakla dinleyin. Bu, onları zihninizde dümdüz bir karikatürden üç boyutlu bir insana dönüştürmenin yanı sıra kendiniz de dahil çevrenizdeki bütün insanların kusurlu yanlarını kabul etmenizi sağlayacaktır.</p>
<p><strong>3. Açıklık ve cesaret</strong></p>
<p>Yalnızca kasım ayında ABD’de seçim döneminde 900 kadar sözlü taciz olayı rapor edildi. Bu olayların çoğu ise çocukların kendilerini güvende hissetmeleri gereken okullarda gerçekleşti. Taciz olaylarının altında genellikle ırkçılık ve ön yargılı olmak yatar. Farklı fikirlere merakla ve nezaketle yaklaşmak toplumsal iletişimi artırır. İster toplum içinde olsun ister özel hayatınızda, hoşgörüsüzlüğü kabul etmeyin. Belirli bir grup insana yöneltilen iftiralara veya şakalara karşı çıkın. Gençlere bu konuda örnek olmak çok önemlidir. Çocuklarımız bizim çeşitliliğe ve farklılıklara değer verdiğimizi, ön yargılara boyun eğmediğimizi gördükleri takdirde kendileri de benzer davranışları benimseyebilirler. Kültür ikili bir süreçte gelişir: Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya, her seferinde bir etkileşim ve bir niyet. Yapacak çok işimiz var. Ancak ulusal sohbetimizin tonunu belirleme ve hoşgörü ve merhameti artırma konusundaki kişisel ve toplumsal gücümüzü hafife almamalıyız.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak:  <a href="http://time.com/4648916/%20talk-someone-disagreeanger/?%20xid=newsletter-brief">http://time.com/4648916/ talk-someone-disagreeanger/? xid=newsletter-brief</a></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/katilmasak-da-kibarca-tartismanin-uc-yolu">Katılmasak da kibarca tartışmanın üç yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13508</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Post-SosyalMedya</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/post-sosyalmedya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2018 20:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[anomi]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[hırsız]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9671</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Yavuz Oğhan&#8217;ın sunduğu &#8220;Bi de Bunu Dinle&#8221; programına konuk olan Bilgisayar Mühendisleri Odası Başkanı Hülya Küçükaras, daha önce hiç fark etmediğim bir gerçeği dile getirdi: İnsanlar tatile giderken evlerinin kapısına &#8216;biz tatildeyiz&#8217; diye tabela asıyorlar mı? Hayır. Hiçbirimiz asmayız. Zira evde olmadığımızı ilan etmenin yaratacağı çeşitli güvenlik riskleri olabilir. Ancak hemen herkes tatile gittiğinde Facebook, Instagram gibi platformlardan evde olmadıklarını ilan ediyor. Sn. Hülya Küçkaras&#8217;ın dikkatimizi çektiği bu durumu biraz daha genelleştirerek düşündüm. Facebook listemde birkaç yüz kişi bulunuyor. Bazısı ahbabım, çocukluk arkadaşım. Bazıları fantazya ve bilim kurgu sanatları derneğimiz vasıtasıyla tanıdığım dostlar ve meslektaşlar. Eski öğrencilerim, iş bağlantılarım gibi daha pek çok kategoriden birçok tanıdık türü sayabilirim. Birileri bana gelip, &#8220;Tevfik Bey / Ağabey / Arkadaşım, sana verdiğim şu forma ana, baba, kardeş isimlerini, eğitim bilgilerini, doğum tarihini, katıldığın son etkinlikleri, hangi tarihlerde tatilde olduğunu, dünya görüşünü yansıtan gündeme dair birkaç yorumunu yazıp, ilişiğinde de sana ve aile üyelerine ait fotoğrafları sunabilir misin?&#8221; dese hayatta kabul etmem. Ancak hepimiz bunu çoktan yapmış durumdayız. Bu oldukça enteresan bir durum gerçekten. Bir zamanlar tatile çıkacakken abonesi olduğum gazeteler kapıda birikmesin ve hırsızların dikkatini cezbetmesin diye mahalledeki bayii uyaracak kadar temkinli olan ben, gittiğim seyahatlerden bilgi ve fotoğraf paylaşmaktan hiç imtina etmiyordum! Biri belli bir samimiyete erişmeden benim ve ailem hakkında bir iki özel soru soruverse rahatsız olan ben, bazı platformlarda azıcık araştırmayla çok daha fazla bilgiye ulaşılabilecek ipuçlarını bizzat kendi ellerimle ve irademle sağlıyordum. Bunu yapmayanımız var mı? Pek az&#8230; Hadi diyelim arkadaş listemizdeki herkes bu bilgilerimizi kötüye kullanmayacağından emin olduğumuz dostlarımız olsun. Fark eder mi? Hesaplarını başkalarına kaptırmayacaklarının bir garantisi yok. Üstelik daha kötüsünü de geçen hafta itibariyle daha net öğrenmiş olduk: Bu bilgileri paylaştığımız platformlar, kişisel verilerimizi zaten çeşitli nedenlerle kendileri kullanıyorlar (bu da az çok bildiğimiz ya da tahmin ettiğimiz bir şeydi); ama üstüne üstlük bazı kararlarımızı manipüle etmek isteyen kötü niyetli odaklara aktarabiliyorlar. Buradaki algı farkı nereden kaynaklanıyor? Nasıl olup da &#8220;fiziki&#8221; dünyada gösterdiğimiz bir tedbiri, sanal dünyada göstermiyoruz? Bu soruların yanıtları için adetim olduğu üzere iki şeye bakacağım. Öncelikle donanıma bakalım&#8230; Yani beyne&#8230; Bu konuda biraz spekülasyon yapayım (Söylediklerim birer hipotezden ibaret olacak yani&#8230;): Muhtemelen &#8220;elle tutulamayan kalabalık&#8221; olgusu bizi afallatıyor. Gerçekten gözü üzerimizde olan yüzlerce kişi olsa ya da her an izlendiğimizi düşünsek, hareketlerimiz çok daha itidalli olur, neyi konuşup konuşmayacağımız, neyimizi paylaşıp paylaşmayacağımız üzerinde bilinçli bir kontrolümüz olurdu. Tatile giderken &#8220;ev boş&#8221; tabelası asmamak da, iki üç kez muhabbet etmiş olduğumuz birinin bizden bu bilgileri talep etmesi halinde işkillenecek olmamız da buna benziyor. Beynimizin yapısı bu tür güvenlik risklerine karşı bir takım farkındalık hali ve duygularla zaten donatılmış durumda. Bilinmeyen bir numara bizi arayıp &#8220;annemizin evlenmeden önceki soyadını&#8221; sorarsa içimize kurt düşerken, &#8220;soy bilgilerini&#8221; Instagram&#8217;da ilan etmekte bir beis görmüyoruz; çünkü GÖREMİYORUZ. Bizi koruyan alarm sistemi devreye girmiyor. Sonra da yazılıma bakalım&#8230; Yani toplumsal kurumlara. Fransız sosyolog Emile Durkheim, eski toplumsal kurumların yıkılıp yerlerine yenisinin konamaması durumunda ortaya çıkan ahlaki ve hukuki çöküntüye anomi adını vermiştir. Esasında Durkheim bunu bireyler üzerinden tanımlamış ve toplumun bireylere uyacakları etik kural seti sunamaması olarak tanımlamıştır. Geleneksel medyanın gücünü yitirip sosyal medyanın onun yerini alması kaçınılmaz olarak bir anomi  hali yaratmış gibi görünüyor. Fiziki dünyada uyduğumuz bazı normlar var. Sanal dünyada yok (belki bu vesileyle anti-sosyal medya olarak tanımladığım olguyu da hatırlatsam iyi olur). Ne bireylere rehberlik edecek bir normlar bütünü var, ne de kurumların bireylerin &#8220;farkındalıksızlığını&#8221; suistimal etmelerini engelleyecek esaslı önlemler. Bir karmaşa, keşmekeş hali egemen. Kontrol alanı çok dar. Bu alanda yapılan düzenlemelerin, alanın kendi gelişme hızına yetişemediği aşikâr. Bu konuda sorumluluğu bulunan kurumların kişisel verilerin korunması ve internet güvenliği konusundaki yaklaşımı tamamen reaktif. Yani olaylar gerçekleşmeden önce önlem alarak riskleri azaltmak yerine, ancak ve ancak istenmeyen olaylar gerçekleştikten sonra düzenlemeler yapabiliyorlar. Peki çare ne? Kısa sürede evrim geçiremeyeceğimize göre donanımdan değil, yazılımdan medet ummalıyız. Öncelikle devletler ya da bu alanda yetkilendirilmiş STK&#8217;lar aktif olmalı. Reaktif değil ama&#8230; PROAKTİF! Olaylar gerçekleştikten sonra değil, daha gerçekleşmeden bazı önlemler almalı ve denetlemeleri sıkı tutmalı. Hukuk alanı ancak böyle çözülebilir. Bireylerde ise farkındalık artırmak ve bu konuda eğitimler düzenlemekle değişim yaratabiliriz. Ahlakî alansa normların değişmesiyle çözülür: Normların en hızlı değişme yolu travmalardır. Cambridge Analytica ve Facebook olayı yeterince travmatik oldu hepimiz için. Bu da sosyal medya kullanım alışkanlıklarımızın, dolayısıyla da bu konudaki davranış kalıpları ve kültürün değişmesi için bir fırsat. Belki başta bu olmak üzere bu gibi hadiseler ileride &#8220;post sosyal medya&#8221; dediğimiz dönemin başlangıcı olarak kabul edilecektir. Kaan Öztürk ile pazartesi günkü Muhabbet Teorisi yayınında da konuştuğumuz gibi: Bir ihtimal bu işin sonunda insanlar mevcut sosyal medya platformlarını bu kadar aktif olarak kullanmayı bırakıp, daha geleneksel internet araçlarına yönelecektir. Açıkçası iki-üç haftadır hemen her gün Facebook hesabımı kapatmayı, çoğu sosyal medyaya ağırlık veren tık avcısı anlık haber sitelerini takip etmeyi bırakıp, daha çok makale ya da derli toplu haberler okuyabileceğim sitelere yönelmeyi, hatta mümkünse sosyal medyadan biraz daha uzak durup, kitap okumaya ağırlık vermeyi düşünüyorum. Ancak benim neslim ve benden öncekiler için bu basit bir &#8220;geriye dönüş&#8221; olur. Yeni nesil için mevcut sosyal medyanın yerini alacak ama biraz daha güvenli ve nitelikli uygulamaların ortaya çıkmasını ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Tevfik Uyar / @tevfik_uyar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/post-sosyalmedya">Post-SosyalMedya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Yavuz Oğhan&#8217;ın sunduğu &#8220;Bi de Bunu Dinle&#8221; programına konuk olan Bilgisayar Mühendisleri Odası Başkanı Hülya Küçükaras, daha önce hiç fark etmediğim bir gerçeği dile getirdi:</p>
<p>İnsanlar tatile giderken evlerinin kapısına &#8216;biz tatildeyiz&#8217; diye tabela asıyorlar mı? Hayır. Hiçbirimiz asmayız. Zira evde olmadığımızı ilan etmenin yaratacağı çeşitli güvenlik riskleri olabilir. Ancak hemen herkes tatile gittiğinde Facebook, Instagram gibi platformlardan evde olmadıklarını ilan ediyor.</p>
<p>Sn. Hülya Küçkaras&#8217;ın dikkatimizi çektiği bu durumu biraz daha genelleştirerek düşündüm. Facebook listemde birkaç yüz kişi bulunuyor. Bazısı ahbabım, çocukluk arkadaşım. Bazıları fantazya ve bilim kurgu sanatları derneğimiz vasıtasıyla tanıdığım dostlar ve meslektaşlar. Eski öğrencilerim, iş bağlantılarım gibi daha pek çok kategoriden birçok tanıdık türü sayabilirim. Birileri bana gelip, &#8220;Tevfik Bey / Ağabey / Arkadaşım, sana verdiğim şu forma ana, baba, kardeş isimlerini, eğitim bilgilerini, doğum tarihini, katıldığın son etkinlikleri, hangi tarihlerde tatilde olduğunu, dünya görüşünü yansıtan gündeme dair birkaç yorumunu yazıp, ilişiğinde de sana ve aile üyelerine ait fotoğrafları sunabilir misin?&#8221; dese hayatta kabul etmem. Ancak hepimiz bunu çoktan yapmış durumdayız.</p>
<p>Bu oldukça enteresan bir durum gerçekten. Bir zamanlar tatile çıkacakken abonesi olduğum gazeteler kapıda birikmesin ve hırsızların dikkatini cezbetmesin diye mahalledeki bayii uyaracak kadar temkinli olan ben, gittiğim seyahatlerden bilgi ve fotoğraf paylaşmaktan hiç imtina etmiyordum! Biri belli bir samimiyete erişmeden benim ve ailem hakkında bir iki özel soru soruverse rahatsız olan ben, bazı platformlarda azıcık araştırmayla çok daha fazla bilgiye ulaşılabilecek ipuçlarını bizzat kendi ellerimle ve irademle sağlıyordum. Bunu yapmayanımız var mı? Pek az&#8230; Hadi diyelim arkadaş listemizdeki herkes bu bilgilerimizi kötüye kullanmayacağından emin olduğumuz dostlarımız olsun. Fark eder mi? Hesaplarını başkalarına kaptırmayacaklarının bir garantisi yok. Üstelik daha kötüsünü de geçen hafta itibariyle daha net öğrenmiş olduk: Bu bilgileri paylaştığımız platformlar, kişisel verilerimizi zaten çeşitli nedenlerle kendileri kullanıyorlar (bu da az çok bildiğimiz ya da tahmin ettiğimiz bir şeydi); ama üstüne üstlük bazı kararlarımızı manipüle etmek isteyen kötü niyetli odaklara aktarabiliyorlar.</p>
<p>Buradaki algı farkı nereden kaynaklanıyor? Nasıl olup da &#8220;fiziki&#8221; dünyada gösterdiğimiz bir tedbiri, sanal dünyada göstermiyoruz? Bu soruların yanıtları için adetim olduğu üzere iki şeye bakacağım.</p>
<p><strong>Öncelikle donanıma bakalım&#8230; Yani beyne&#8230;</strong></p>
<p>Bu konuda biraz spekülasyon yapayım (Söylediklerim birer hipotezden ibaret olacak yani&#8230;): Muhtemelen &#8220;elle tutulamayan kalabalık&#8221; olgusu bizi afallatıyor. Gerçekten gözü üzerimizde olan yüzlerce kişi olsa ya da her an izlendiğimizi düşünsek, hareketlerimiz çok daha itidalli olur, neyi konuşup konuşmayacağımız, neyimizi paylaşıp paylaşmayacağımız üzerinde bilinçli bir kontrolümüz olurdu. Tatile giderken &#8220;ev boş&#8221; tabelası asmamak da, iki üç kez muhabbet etmiş olduğumuz birinin bizden bu bilgileri talep etmesi halinde işkillenecek olmamız da buna benziyor. Beynimizin yapısı bu tür güvenlik risklerine karşı bir takım farkındalık hali ve duygularla zaten donatılmış durumda. Bilinmeyen bir numara bizi arayıp &#8220;annemizin evlenmeden önceki soyadını&#8221; sorarsa içimize kurt düşerken, &#8220;soy bilgilerini&#8221; Instagram&#8217;da ilan etmekte bir beis görmüyoruz; çünkü GÖREMİYORUZ. Bizi koruyan alarm sistemi devreye girmiyor.</p>
<p><strong>Sonra da yazılıma bakalım&#8230; Yani toplumsal kurumlara.</strong></p>
<p>Fransız sosyolog Emile Durkheim, eski toplumsal kurumların yıkılıp yerlerine yenisinin konamaması durumunda ortaya çıkan ahlaki ve hukuki çöküntüye anomi adını vermiştir. Esasında Durkheim bunu bireyler üzerinden tanımlamış ve toplumun bireylere uyacakları etik kural seti sunamaması olarak tanımlamıştır. Geleneksel medyanın gücünü yitirip sosyal medyanın onun yerini alması kaçınılmaz olarak bir <em>anomi  </em>hali yaratmış gibi görünüyor. Fiziki dünyada uyduğumuz bazı normlar var. Sanal dünyada yok (belki bu vesileyle <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/anti-sosyal-medya">anti-sosyal medya</a> olarak tanımladığım olguyu da hatırlatsam iyi olur). Ne bireylere rehberlik edecek bir normlar bütünü var, ne de kurumların bireylerin &#8220;farkındalıksızlığını&#8221; suistimal etmelerini engelleyecek esaslı önlemler. Bir karmaşa, keşmekeş hali egemen. Kontrol alanı çok dar. Bu alanda yapılan düzenlemelerin, alanın kendi gelişme hızına yetişemediği aşikâr. Bu konuda sorumluluğu bulunan kurumların kişisel verilerin korunması ve internet güvenliği konusundaki yaklaşımı tamamen reaktif. Yani olaylar gerçekleşmeden önce önlem alarak riskleri azaltmak yerine, ancak ve ancak istenmeyen olaylar gerçekleştikten sonra düzenlemeler yapabiliyorlar.</p>
<p>Peki çare ne? Kısa sürede evrim geçiremeyeceğimize göre donanımdan değil, yazılımdan medet ummalıyız. Öncelikle devletler ya da bu alanda yetkilendirilmiş STK&#8217;lar aktif olmalı. Reaktif değil ama&#8230; PROAKTİF! Olaylar gerçekleştikten sonra değil, daha gerçekleşmeden bazı önlemler almalı ve denetlemeleri sıkı tutmalı. Hukuk alanı ancak böyle çözülebilir. Bireylerde ise farkındalık artırmak ve bu konuda eğitimler düzenlemekle değişim yaratabiliriz. Ahlakî alansa normların değişmesiyle çözülür: Normların en hızlı değişme yolu travmalardır. Cambridge Analytica ve Facebook olayı yeterince travmatik oldu hepimiz için. Bu da sosyal medya kullanım alışkanlıklarımızın, dolayısıyla da bu konudaki davranış kalıpları ve kültürün değişmesi için bir fırsat. Belki başta bu olmak üzere bu gibi hadiseler ileride &#8220;post sosyal medya&#8221; dediğimiz dönemin başlangıcı olarak kabul edilecektir.</p>
<p>Kaan Öztürk ile pazartesi günkü <a href="https://www.youtube.com/watch?v=iLk3RbQ0a6Y">Muhabbet Teorisi</a> yayınında da konuştuğumuz gibi: Bir ihtimal bu işin sonunda insanlar mevcut sosyal medya platformlarını bu kadar aktif olarak kullanmayı bırakıp, daha geleneksel internet araçlarına yönelecektir. Açıkçası iki-üç haftadır hemen her gün Facebook hesabımı kapatmayı, çoğu sosyal medyaya ağırlık veren tık avcısı anlık haber sitelerini takip etmeyi bırakıp, daha çok makale ya da derli toplu haberler okuyabileceğim sitelere yönelmeyi, hatta mümkünse sosyal medyadan biraz daha uzak durup, kitap okumaya ağırlık vermeyi düşünüyorum.</p>
<p>Ancak benim neslim ve benden öncekiler için bu basit bir &#8220;geriye dönüş&#8221; olur. Yeni nesil için mevcut sosyal medyanın yerini alacak ama biraz daha güvenli ve nitelikli uygulamaların ortaya çıkmasını ümit etmekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.</p>
<p><strong>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener">@tevfik_uyar</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/post-sosyalmedya">Post-SosyalMedya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9671</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bilinç nedir&#8221; sorusuna sizin yanıtınız ne olur?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilinc-nedir-sorusuna-sizin-yanitiniz-ne-olur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 05:20:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli olmak]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[şuur]]></category>
		<category><![CDATA[yetenek]]></category>
		<category><![CDATA[yeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7540</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bilinçli ol! Bilinçlendirmek gerekir… Halkın bilinci ne kadar ki? Bilinçli hareket et! Bilinçli yaşamayı bilmelisin… Bilinçli tüketici ol! Çevre için bilinçli çaba sarf etmeli… İçki içince bilinci gitti… Adam bu işi bilinçli olarak yapmış!&#8221; Bunlar, bu haftaki kapak konumuz &#8220;bilinç&#8221; üzerine, günlük konuşmalarımız içinde &#8220;bilinç&#8221; sözcüğü geçen bazı cümleler. Az çok herkesin bilinç üzerine bir farkındalığı var. Bilinci, farkında olmak diye de tanımlayabilirsiniz. Farkında olmak! Güzel bir sözcük, anlamıyla, derinliği ile&#8230; Bir de sözlük tanımına bakalım: &#8220;İnsanın kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama ve fark etme yetisi...&#8221;  Bu tartışmalı bir tanım olabilir mi? &#8220;Fark etme yetisi&#8221;  dediğine göre, bilinci, bilinçli olmayı yetenek ile ilişkilendiriyor! Bilinçli insan olmak, bir yetenek sorunu mu yoksa yeterli bilgi sorunu mu? Sanırız bilinçlenmeyi bilgi edinme, ayrıntılı bilgilenme ile ilişkilendirmek en doğrusu. Tabii işin içine &#8220;ideolojik dogmalar&#8221; girince, &#8220;bilgi&#8221; düşüncelere, insanın farkında olma özelliğine ne kadar yansır, duvara çarpıp geri mi döner, bir başka tartışma kapısını açar. Ama bu tartışmanın yeri burası değil. Yazımız şüphesiz insanların bilinçlendirilmesi  üzerine de değil&#8230; Yumuşak bir giriş yapalım istedik bilince. Konumuz bilinç=farkındalık tamam da, bilincin kaynağı nedir, bu bilinç nasıl oluşuyor, bu alanda teoriler nedir, mesela bir ormanın bilincinden bahsedebilir miyiz? Bilinç yoksa yeteri kadar karmaşık ve bilgi işleyen her sistemde oluşuyor mu? Bizim beynimiz karmaşık olayları işleyebiliyor, bilince sahip olduğumuzun farkındayız, peki benzer karmaşık sistemleri işleyen, mesela bir internetin bilinci var mı? Farkındalık ile mutluluk arasında bir ilişki? Biz insanlar bilincin salt insana özgü olduğunu düşünebiliriz. Öyle mi? Evren de karmaşık bir sistem!? Kapak konumuz sizlere bilincin oluşmasında yeni bir teoriyi sunuyor ve bu bilinç üzerine bugüne kadarki teorileri de sıralıyor&#8230; Bu bağlamda, Erdal Musoğlu’nun &#8220;beynin şifreleri çözülüyor&#8221;  başlıklı makalesini şiddetle tavsiye ederiz. Beyin hiyerarşik ve holistik bir karar mekanizmasına sahip, bu bağlamda kalabalıkların bilgeliği  tanımı yakıştırılıyor! Kentler dâhil her şeyi küçültmeliyiz! Doğan Kuban hoca E. F. Schumacher’in ünlü “Small is Beautiful” kitabından esinlenerek, Küçük Güzeldir başlıklı yazısıyla, yine Türkiye için çok önemli önerilerde bulunuyor. Kuban, kentlerden başlayarak her şeyi küçültmeliyiz diyor. Kitap için şunları söylüyor: &#8220;Büyük; ihtişam, ihtiras, hırs sergileyen gösterişli yapısıyla bir güç ifadesidir. Kapitalizmin zorbalık, sömürü ve hırsızlık kapılarını açık tutan pörsümüş bir ekonomik model olduğunu anlatan en aydınlatıcı kitap Small is Beautiful&#8221; . Devam ediyor: &#8220;Üretim potansiyeli arttıkça savaşlar ve çatışmalar ve açların sayıları arttı. Hidrokarbür kullanımı, silah, otomobil, televizyon, telefon, kalabalık kentler ve çalışamayan ulaşım sistemleri, gökdelenler dünyanın doğal zenginliklerini yok ediyor&#8230;” İtirazımız olabilir mi? Sonuç: Her şeyi küçültmeliyiz!  Yazıyı kaçırmayın! Ali Akurgal, i-Kalkışma başlıklı yazısında Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sini modifiye ediyor: &#8220;Ey dünya gençliği! Birinci vazifen doğal zekâyı, doğal yaşamı, sonsuza dek korumak ve kollamaktır…&#8221; Peki kime karşı? Yanıtı yazıda. Yazılarımız arasında, Cemre Yavuz’un etkilediğimiz çevrenin bize nasıl tepki verdiğini anlatan İlhan Talınlı ile söyleşisi, Çetiner’in obezitenin kökenleri, kilo vermeyi gerçekten başaranlardan 5 tüyö, iş kazalarını azaltmak için sanal şantiye eğitimi, İslam’ın Altın Çağı tartışmasına katılan Sedat Ölçer’in Aristo’dan Empedokles ve Lukretius’a ilk evrim fikirleri ve Darwin yazıları ve daha pek çok özgün konu, yeni haber ve cıvıl cıvıl bilim dünyasıyla dolu bir dergi elinizde. Her hafta! &#8220;HBT 50 bin satsa, Türkiye’nin kaderi değişir&#8221; sözünün altını kalın kalın çizerek&#8230; Sevgiyle kalın! *** Okurlarımızdan 18 öğrenciye 1 yıllık HBT dijital abonelik hediyesi  Gençleri Herkese Bilim Teknoloji ile buluşturmak için başlattığımız “hediye dijital abonelik” güzel bir ivme kazandı. Bir yandan abone olmak isteyen gençlerden gelen başvurular, öte yandan “ben de destek olmak istiyorum” diyen okurlarımız. Bu hafta da 18 öğrenciye dijital abonelik hediye eden okurlarımız var. Arif Cevizer bir, Levent Durak, Mehmet Boran ve Enise Gülsüm Su ikişer öğrenciye dijital abonelik hediye ettiler. Okurumuz Çağla Pınar Taştan’ın arzusu üzerine bir tıp öğrencisini abonemiz yapıyoruz. İsminin açıklanmasını arzu etmeyen bir akademisyen okurumuz ise babasının anısına 10 öğrenciyi dergi abonesi yaptı. Okurlarımızdan dijital dergi aboneliği alan 18 öğrencinin isimleri ise şöyle: Sedef Erdik – İstanbul Üni. Moleküler Biyoloji ve Genetik Umut Barış Sizgin – Sumgayıt Devlet Üni. Psikoloji Kadir Atabey – Yeditepe Üni. Elektrik Elektronik Müh. Cem Alacaoğlu – İstanbul Üni. İktisat İngilizce Fatih Bilmez – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans Esra Süzük – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Muhammed Utku Yemenici – Aksaray Abdülhamid Han Fen Lisesi Mert Koç – Kırıkkale Üni. Uluslararası İlişkiler Seda Seçkin – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Betül Tekin – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Sergen Yeşilova – Çanakkale On Sekiz Mart Üni. İşletme Melek Koç – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yüksek Lisans Atakan Yüzer – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik Elçin Durmaz – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans Yasemin Kurtkoru – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Hasibe Gün – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Esra Çimen – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Esra Burcu Kaya – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yüksek Lisans</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilinc-nedir-sorusuna-sizin-yanitiniz-ne-olur">&#8220;Bilinç nedir&#8221; sorusuna sizin yanıtınız ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Bilinçli ol! Bilinçlendirmek gerekir… Halkın bilinci ne kadar ki? Bilinçli hareket et! Bilinçli yaşamayı bilmelisin… Bilinçli tüketici ol! Çevre için bilinçli çaba sarf etmeli… İçki içince bilinci gitti… Adam bu işi bilinçli olarak yapmış!&#8221;</p>
<p>Bunlar, bu haftaki kapak konumuz &#8220;bilinç&#8221; üzerine, günlük konuşmalarımız içinde &#8220;bilinç&#8221; sözcüğü geçen bazı cümleler. Az çok herkesin bilinç üzerine bir<strong> farkındalığı</strong> var. Bilinci, <strong>farkında olmak</strong> diye de tanımlayabilirsiniz. Farkında olmak! Güzel bir sözcük, anlamıyla, derinliği ile&#8230;</p>
<p>Bir de sözlük tanımına bakalım: <em>&#8220;İnsanın kendisini, çevresini ve olup biteni tanıma, algılama, kavrama ve fark etme yetisi</em>..<em>.&#8221;</em>  Bu tartışmalı bir tanım olabilir mi? <em>&#8220;Fark etme yetisi&#8221;</em>  dediğine göre, bilinci, bilinçli olmayı <strong>yetenek</strong> ile ilişkilendiriyor! Bilinçli insan olmak, bir yetenek sorunu mu yoksa yeterli bilgi sorunu mu? Sanırız bilinçlenmeyi bilgi edinme, ayrıntılı bilgilenme ile ilişkilendirmek en doğrusu.</p>
<p>Tabii işin içine &#8220;ideolojik dogmalar&#8221; girince, &#8220;bilgi&#8221; düşüncelere, insanın farkında olma özelliğine ne kadar yansır, duvara çarpıp geri mi döner, bir başka tartışma kapısını açar. Ama bu tartışmanın yeri burası değil.</p>
<p>Yazımız şüphesiz <em>insanların bilinçlendirilmesi</em>  üzerine de değil&#8230; Yumuşak bir giriş yapalım istedik bilince. Konumuz bilinç=farkındalık tamam da, bilincin kaynağı nedir, bu bilinç nasıl oluşuyor, bu alanda teoriler nedir, mesela bir ormanın bilincinden bahsedebilir miyiz? Bilinç yoksa yeteri kadar karmaşık ve bilgi işleyen her sistemde oluşuyor mu? Bizim beynimiz karmaşık olayları işleyebiliyor, bilince sahip olduğumuzun farkındayız, peki benzer karmaşık sistemleri işleyen, mesela bir internetin bilinci var mı? Farkındalık ile mutluluk arasında bir ilişki?</p>
<p>Biz insanlar bilincin <strong>salt insana özgü</strong> olduğunu düşünebiliriz. Öyle mi? Evren de karmaşık bir sistem!? Kapak konumuz sizlere bilincin oluşmasında yeni bir teoriyi sunuyor ve bu bilinç üzerine bugüne kadarki teorileri de sıralıyor&#8230;</p>
<p>Bu bağlamda, <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun <em>&#8220;beynin şifreleri çözülüyor&#8221;  </em>başlıklı makalesini şiddetle tavsiye ederiz. Beyin hiyerarşik ve holistik bir karar mekanizmasına sahip, bu bağlamda <strong><em>kalabalıkların bilgeliği</em></strong>  tanımı yakıştırılıyor!</p>
<p><strong>Kentler dâhil her şeyi küçültmeliyiz!</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca E. F. Schumacher’in ünlü “Small is Beautiful” kitabından esinlenerek, <strong>Küçük Güzeldir</strong> başlıklı yazısıyla, yine Türkiye için çok önemli önerilerde bulunuyor. Kuban, kentlerden başlayarak her şeyi küçültmeliyiz diyor. Kitap için şunları söylüyor: <strong><em>&#8220;B<strong>ü</strong>yük</em></strong><em>; ihtişam, ihtiras, hırs sergileyen gösterişli yapısıyla bir güç ifadesidir. Kapitalizmin zorbalık, sömürü ve hırsızlık kapılarını açık tutan pörsümüş bir ekonomik model olduğunu anlatan en aydınlatıcı kitap Small is Beautiful&#8221;</em> . Devam ediyor:<em> &#8220;Üretim potansiyeli arttıkça savaşlar ve çatışmalar ve açların sayıları arttı. Hidrokarbür kullanımı, silah, otomobil, televizyon, telefon, kalabalık kentler ve çalışamayan ulaşım sistemleri, gökdelenler dünyanın doğal zenginliklerini yok ediyor</em>&#8230;”</p>
<p>İtirazımız olabilir mi? Sonuç: <em>Her şeyi küçültmeliyiz!  </em>Yazıyı kaçırmayın!</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong>, <em>i-Kalkışma</em> başlıklı yazısında Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sini modifiye ediyor: &#8220;Ey dünya gençliği! Birinci vazifen doğal zekâyı, doğal yaşamı, sonsuza dek korumak ve kollamaktır…&#8221; Peki kime karşı? Yanıtı yazıda. Yazılarımız arasında, Cemre Yavuz’un etkilediğimiz çevrenin bize nasıl tepki verdiğini anlatan <strong>İlhan Talınlı</strong> ile söyleşisi, <strong>Çetiner</strong>’in obezitenin kökenleri, kilo vermeyi gerçekten başaranlardan 5 tüyö, iş kazalarını azaltmak için sanal şantiye eğitimi, İslam’ın Altın Çağı tartışmasına katılan <strong>Sedat Ölçer</strong>’in Aristo’dan Empedokles ve Lukretius’a ilk evrim fikirleri ve Darwin yazıları ve daha pek çok özgün konu, yeni haber ve cıvıl cıvıl bilim dünyasıyla dolu bir dergi elinizde.</p>
<p>Her hafta! <strong>&#8220;HBT 50 bin satsa, Türkiye’nin kaderi değişir&#8221;</strong> sözünün altını kalın kalın çizerek&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Okurlarımızdan 18 öğrenciye 1 yıllık HBT dijital abonelik hediyesi </strong></p>
<p>Gençleri <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> ile buluşturmak için başlattığımız “hediye dijital abonelik” güzel bir ivme kazandı. Bir yandan abone olmak isteyen gençlerden gelen başvurular, öte yandan “ben de destek olmak istiyorum” diyen okurlarımız. Bu hafta da 18 öğrenciye dijital abonelik hediye eden okurlarımız var. <strong>Arif Cevizer</strong> bir, <strong>Levent Durak, Mehmet Boran </strong>ve<strong> Enise Gülsüm Su</strong> ikişer öğrenciye dijital abonelik hediye ettiler. Okurumuz <strong>Çağla Pınar Taştan</strong>’ın arzusu üzerine bir tıp öğrencisini abonemiz yapıyoruz.</p>
<p>İsminin açıklanmasını arzu etmeyen bir akademisyen okurumuz ise <strong>babasının anısına 10 öğrenciyi dergi abonesi</strong> yaptı. Okurlarımızdan dijital dergi aboneliği alan 18 öğrencinin isimleri ise şöyle:</p>
<ol>
<li>Sedef Erdik – İstanbul Üni. Moleküler Biyoloji ve Genetik</li>
<li>Umut Barış Sizgin – Sumgayıt Devlet Üni. Psikoloji</li>
<li>Kadir Atabey – Yeditepe Üni. Elektrik Elektronik Müh.</li>
<li>Cem Alacaoğlu – İstanbul Üni. İktisat İngilizce</li>
<li>Fatih Bilmez – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans</li>
<li>Esra Süzük – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Muhammed Utku Yemenici – Aksaray Abdülhamid Han Fen Lisesi</li>
<li>Mert Koç – Kırıkkale Üni. Uluslararası İlişkiler</li>
<li>Seda Seçkin – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Betül Tekin – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Sergen Yeşilova – Çanakkale On Sekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Melek Koç – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yüksek Lisans</li>
<li>Atakan Yüzer – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik</li>
<li>Elçin Durmaz – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans</li>
<li>Yasemin Kurtkoru – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Hasibe Gün – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Esra Çimen – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme</li>
<li>Esra Burcu Kaya – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yüksek Lisans</li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilinc-nedir-sorusuna-sizin-yanitiniz-ne-olur">&#8220;Bilinç nedir&#8221; sorusuna sizin yanıtınız ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7540</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
