<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>felç arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/felc/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/felc</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Jun 2023 13:52:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Fizik tedavi ne vadeder?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fizik-tedavi-ne-vadeder</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jun 2023 13:52:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[fizik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kas]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fizik tedavi yöntemleriyle sağlığına kavuşan bir hekimin kaleminden tedavi süreci Fizik tedavi ve rehabilitasyon terimleri, bazen birbirlerinin yerine kullanılır. Ancak anlamları farklıdır. Rehabilitasyon, bir şeyi orijinal haline getirme, yeniden forma sokma sürecidir. Her türlü kapsamlı tedavi programına dahil edilebilir. Fizik tedavi se rehabilitasyonun, bedensel güç ve harekete odaklanan bir türüdür. Her iki uygulama da iyileşme sürecini hızlandırmayı amaçlar. Nasıl ki, ilaçla tedavide kimyasal yöntemler kullanılıyorsa, fizik tedavide de fiziksel yöntemler kullanılır. Bunların en çok kullanılanları elektrik akımı, ultrases dalgaları, lazer ışınları, yüzeyel ve derin ısıtıcılardır. Bu yöntemler daha çok ağrı kesici, doku iyileşmesini arttırıcı, ödem çözücü ve spazm giderici olarak tedavide yerlerini almıştır. Fiziksel tedavinin diğer bir alanı “rehabilitasyon” tedavileridir. Bu yöntemlerde, fiziksel yöntemlere ek olarak, her hastaya göre veya hastalığına özel egzersiz programları uygulanarak; eklem hareket açıklığını germek, esnetmek, arttırmak, güçlendirmek, dayanıklılığı artırmak, dengeyi ve koordinasyonu sağlamak, duruş düzeltmek gibi hedefler gözetilir. Fizik tedaviden daha zor olan şey, iş ve uğraşı terapisidir. Konuşma terapisi tüm bunlardan daha meşakkatli bir çalışma gerektirir. Bugün engelli olan birçok insanı, dört duvar arasından kurtararak onlara verimli bir hayat hediye eden birçok bilimsel gelişme ve teknolojik yenilik mevcuttur. İnsana değer vermeyle başlayan süreçte, birçok gözlem ve bilimsel araştırmanın sonucunda beynin, işlevini önemli derecede yerine getiremeyen kısımlara, tekrar hareket kabiliyeti kazandırabilen uyumlu ve dinamik bir yapıya sahip olduğunun anlaşılması, bu gelişmeler içinden en önemli olanıdır. Biz öğrenciliğimiz zamanında, beynin bir elektrik devresi gibi olduğunu öğrenmiştik. Eğer elektrik telleri bir kez zarar gördüyse, yani nöronal şeritler ve sinirler hasara uğradıysa, her şey bitmiş demekti; beyindeki tüm işlevler, kesinlikle geriye döndürülemez bir şekilde yitirilmişti. Günümüzde ise artık ileri görüntüleme teknolojileriyle beynin içine girerek, kişinin gösterdiği çaba ve istek karşısında beynin kendine çizdiği yeni yolları bile gözlemleyebiliyoruz. Fizik tedavi uzmanları, fiziksel tıp ve rehabilitasyon konusunda uzmanlaşmış hekimlerdir. Bilgileriyle, yaptıkları araştırmalarla, öğretileriyle ve yönlendirmeleriyle fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine büyük katkıda bulunurlar. Hastaları çok iyi tanıyan ve onlara günlük çalışmalar yaptıran, motivasyonlarım yükselten fizyoterapistler, genellikle hastaların tedaviden olumlu sonuçlar almasını sağlarlar. Fizyoterapistler öncelikle yürüme kabiliyeti üzerinde, konuşma terapistleri düzgün iletişim becerisi kurma üzerinde, iş ve uğraşı terapistleri de el ve kolların işlevleri üzerinde yoğunlaşırlar. Tüm bu terapilerin kesiştiği oldukça fazla ortak nokta mevcuttur. Fizik tedavi yöntemleriyle sağlığına kavuşan bir hekimin kaleminden bu tedavi sürecini okumak, kanaatimce, tıp bilgisine ve pratiğine hakim bir hastanın fizik tedaviden edindiği sağaltımı ve yararları birinci elden anlayabilmek açısından oldukça isabetlidir. Birkaç yıl önce, 60 yaşımdayken, sağ tarafımı iş görmez hale getiren bir inme geçirdim. İyileşmeye başladığım sırada, sol kolumun ve elimin kangren (nekroz) olmasına yol açan “kahverengi münzevi örümceği” (Loxosceles reclusa) denen küçük zehirli bir örümcek tarafından ısırıldım. Kolumu kurtarmak için on tane ameliyata katlandım ve bu süreçte kolum, kol askısında uzun süre dikey pozisyonda hareketsiz kaldı. Bu hareketsizlik, geçirdiğim inmenin üstüne bir de güçsüzleşmiş ve donmuş eklem komplikasyonlarını ekledi. İki yıl süren tedavilerin sonunda ne yürüyebiliyor, ne yemeğimi kendim yiyebiliyor, ne olduğum yerden kıpırdayabiliyor, ne de kaşınan yerlerimi kaşıyabiliyordum. Sadece başımı iki yana beş derece oynatabiliyordum. Bu nedenle yattığım yerde bol bol düşünme imkânı buldum. Bunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, ama bir hekimin hayatında yaşadığı hiçbir şey, onu hastane odalarına, ameliyathanelere, yoğun bakım birimine, radyoloji bölümüne taşıyan tekerlekli sandalyede, hastane koridorlarında saatlerce beklemeye zorlayan ve sabaha karşı dörtte idrara çıkmak isteyip de hemşireleri çağıramayacak duruma getiren bu hastalığın yaşattığı acılar kadar değerli öğretilerde bulunamazdı. Hastane hekimliğiyle ilgili oldukça detaylı bir tıp eğitimi almıştım. Burada yaşadıklarım sayesinde de, benzer şekilde bizzat deneyimleyerek fizik tedavi ve rehabilitasyonu öğrendim. Benim durumumu gören fizyoterapistler gülümseyerek bana selam verir ve ardından, “Bakalım, nereden başlayacağız” cümlesini kurarlardı. Geçirdiğim inme, yoğun retroperitoneal kanama ve şiddetli gut nöbetleriyle daha kötü hale geldiğinden haftalarca fizyoterapist yüzü görmemiştim. Sağ tarafımı hiç hareket ettiremez bir halde (sadece esnediğimde yataktan yaklaşık 15 santim kalkan kolum bana büyük mutluluk veriyor ve daha çok esnemek istiyordum), bilinç, hafıza, zeka ve konuşma yeteneğim gibi bozulmayan işlevlerimin değerini daha çok anlamaya başlamıştım. En azından, Dalton Trumbo’nun II. Dünya Savaşı’nı konu alan Johnny Got His Gun adlı romanındaki (Türkçe’ye Johnny Savaşa Gider olarak çevrilmiştir) görme, işitme, koku alma yetisini kaybetmiş, kolları omuzlarından, bacakları baldırlarının en üst kısmından kesik, kendi deyimiyle, bir et yığınından ibaret olan roman kahramanından daha iyi durumdaydım. Benim durumumda kaçınılmaz olan ve her sabah önüme gelen sabah sütü gibi aklıma düşen depresif düşünceleri defetmek için, zamanımı ailem ve arkadaşlarımla doldurdum. Onların refakatinden destek aldım, sevgilerinden yaşama gücü buldum. Kendimi iyi hissettiğim bir gün başucuma iki fizyoterapist geldi ve bana, “Kalkmaya hazır mısınız?” diye sordular. Bu soru karşısında onların deli olduğunu düşünmüştüm. Tablomu hiç incelemeden, vücudumu kullanamadığımı bilmeden odama gelmişler diye düşündüm. Yine de burada oldukça tanınmış biri olarak, ödlek ve cesaretsiz bir hasta gibi görünmemek için, onlara hayır diyemedim. Gülümseyerek, “Tabii ki” dedim, “hemencecik kalkarım”. Bir yiğit gibi acılara katlanarak kalkmadan önce, gülerek ve ısrarla, “Lütfen, bu kadar hızlı kalkmayın, yardıma ihtiyacınız olacak. Öncelikle ayaklarınızı yataktan sarkacak şekilde oturuş pozisyonuna geçmeniz gerekli” dediler. Bu iki kadın, son derece dikkatli ve büyük bir güçle, başımın dönebileceğini ve düşmemek için bana destek olacaklarını söyleyerek beni oturttular. Yatağın bir kenarında oturan bedenim, sanki hayali bir rüzgârda dalgalanan bayrak gibi, sanki yumuşak bir makarna tanesi ya da gıdaklamaya korkan bir tavuk gibiydi. Terapistler, “Harikasınız, muhteşem! Bakalım bu şekilde ne kadar süre durabileceksiniz? Eğer tekrar uzanmak isterseniz sadece söyleyin. Kontrolümüz altındasınız” dediler. Ben ise, “Ama kendimi kontrol altında hissetmiyorum” dedim. “Ama öylesiniz, şimdi vücut ağırlığınızı öne vererek ileri geri sallanmaya başlayın” dediler. “Zaten öyle yapıyorum” dedim. Neredeyse kızım olacak yaştaki genç terapist L., “Hareketinizi kontrol etmeyi deneyin. İleriye ve geriye doğru sallanmayı biraz daha artırın. Merak etmeyin biz yanındayız,” dedi. Ardından çok büyük bir çaba gösterdim ve birdenbire diğer terapist V.’ye doğru yığıldım. Kendisi, “Harika, çok iyi” diyerek benim moralimi yüksek tutmaya çalıştı. Ardından, “Ayağa kalkmaya hazır mısınız?” diye sordu V. O sırada, sen ciddi misin, demek geldi içimden. Ama o zamana kadar bana ne kadar ciddi olduklarını zaten göstermişlerdi. İkisi çoktan ayağa kalkmış, beni önden, arkadan, sağımdan ve solumdan tutuyorlardı. Birden sol ayağımın ölü gibi ağır bedenimi kaldırdığım hissettim. Mucizevi bir şekilde biraz hareket etmiştim. Biraz öne biraz arkaya doğru adımlarla dengede durmaya çalışıyordum, tüm oda heyecan içindeydi. Sağa doğru düşecekken, dengemi bulup dimdik olmasa da ayakta durmayı başarmıştım. “Vay be, sıkı tut beni” diye bağırdım. “Ayağınızı tam burada tutmayı deneyin” dediler ısrarla. Evet, olmuştu; iki saniyeliğine de olsa bunu yapmıştım. Ardından fizyoterapistlerimin yönlendirmesiyle ve yüzlerinden düşmeyen gülücükleri eşliğinde tekrar oturma pozisyonuna döndüm. Bunun için beni Nobel Ödülü’ne layık görürler miydi acaba? Ama gerçekten kendimi iyi hissettim. Bunu başarmıştım. “Hadi bir kez daha deneyelim” dedi L., göz kırparak. “Bunlar ya çatlak ya da sadist” diye geçirdim içimden. Fakat aklıma gelen başıma geldi. Nasıl hayır diyebilirdim ki? Bu sefer ayağa kalktığımda üç saniye durmuştum ve L. tekrar yatağa lop diye düşmeden önce, “Hadi adım atalım” dedi. Her nasılsa sol ayağımı öne doğru uzattım ve vücudumun sağ tarafını da yanına sürükledim. Ayağım çok çirkin görünüyor olmalıydı. Serbest hareket edemediğinden yürüyemiyordu. Yine de fizyoterapistlerime tutunarak ayakta kaldığım o an, tüm dünyalar benim olmuştu. Ertesi sabah tekerlekli sandalyeyle jimnastik salonuna götürdüler beni. Orada, tekrar yürüyebilmek için çabalayan birçok hasta ile tanıştım. Bunlar arasında benim gibi inme kurbanları, tıbbi nedenlerle kolu ya da bacağı kesilenler, Parkinson hastaları, beyninde tümör olanlar, beyin yaralanması olanlar, kalça ve diz protezi olanlar, beyin felci geçirenler bulunuyordu. Hepimiz bir sınıf oluşturmuştuk. Haftalar ilerledikçe, fizyoterapistler her birimizin fizyolojik, duygusal sorunlarıyla ve motivasyon eksikliği konusunda sırayla ilgileniyor, biz de birbirimizi teşvik ediyorduk. Yaşadığımız ıstırap ve gösterdiğimiz çaba o kadar büyüktü ki, ilerleme ve yenilgilerimiz bizi adsız bir düşmana karşı savaşan gerilla savaşçıları gibi birbirimize kenetledi. Tüm bunların hepsi o jimnastik sınıfında gerçekleşti. Sınıftaki tüm hastaların ve terapistlerin isimleri hâlâ aklımdadır. Umutları, düşleri, cesaretleri, korkaklıklarıyla tüm hastaları ve üstün yetenekli, kendilerini mesleklerine adamış, şefkat dolu terapistleri nasıl unutabilirim. Daha önce hiçbirini tanımadığım o insanların yakarışları, göz yaşları, ter dökmeleri hiç aklımdan gitmiyor. Jimnastik salonu benim ruh halim, sınıfım, evim oldu; terapistler de koruyucu meleklerim. Hepsi çok yetenekli, akıllı, dayanıklı ve merhamet doluydu. Dersler bitince de yanlarından ayrılmadığım için beni kovmak zorunda kalıyorlardı artık. Ellerimiz, çok ince işleri bile yapabilen birçok küçük kastan oluşuyor ve bu nedenle ellerimizin eski haline dönmesi çok uzun zaman alıyor. On beş dakikalık bir el işinden sonra ellerim yorgun düşmüştü hemen. Her iki elimi de kullanamıyordum; sağ elim inmeden, sol elim de geçirdiğim bir dizi doku nakli ameliyatı yüzünden işlevini yerine getiremiyordu. İş ve uğraşı terapimin ilk seansında, sol elim hâlâ iyileşme sürecini tamamlamadığı ve sol omuzum ile dirseğimi geremediğimden, öncelikle sağ el kullanımı üzerinde yoğunlaştık. Benim ilk iş ve uğraşı terapistim olan J., sağ elimin baş parmağını hareket ettirmemi söyledi. Bunu yapmak için parmağımı oldukça zorlamıştım. Fakat hiçbir hareket yoktu. J. bunu yaparken, kendimi hiç zorlamadan yapmamı istedi. Dişlerimi gıcırdatmadan, tansiyonumu yükseltmeden ve nefes almayı unutmayarak ve baş parmağımı oynattığımı düşünerek denememi istedi. Fakat baş parmağımda yine hiçbir hareket yoktu. Bu alıştırmayı haftanın her günü tekrarlamaya başlamıştık. Bu arada, sallanarak da olsa, kendi kendime ayakta durabiliyor ve artık terapistime, içimden de olsa, kaçık demiyordum. Cuma günü bana iyi hafta sonları dileyerek pazartesi baş parmağımı hareketli görmek istediğini, el ayasının baş parmak hizasındaki kabartısında hafif kas tonusu (bir uyarıya cevap olarak kasların kasılma yeteneği) hissettiğini söyledi ve gitti. Ben de bunun üzerine tüm cumartesimi baş parmağımla çalışarak ve bir yandan da duyduğum motivasyonun iyileşmeden mi yoksa sevimli J.’den mi kaynaklandığını merak edip durdum. Pazar günü birden baş parmağım titredi. O gece bunu terapistime göstermek için duyduğum heyecandan gözüme uyku girmedi. Şimdi bunun ardından yıllar geçti, artık yürüyebiliyor, tüm günlük aktivitelerimi yapabiliyorum. Oldukça verimli çalışmalar yapıyor ve seyahatlere çıkabiliyorum. Tüm bunların hepsini, II. Dünya Savaşı sonunda, birçok yerde geliştirilen alt alanlar olan fizik tedavi ile iş ve uğraşı tedavisine borçluyum. Milyonlarca insan gibi ben de yolun kenarına terk edilmekten kurtulup “hayata döndürüldüm”. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi Kaynaklar: Rehab and Physical Therapy &#8211; What’s the Difference? https://www.onsite-physio.com/reports/rehab-and-physical-therapy-whats-the-difference  Straus EW, Straus A. Tıbbi Mucizeler: Tıp Tarihinde Yaşamı Değiştiren 100 Gelişme. 2. Baskı. İstanbul: Domingo Yay. 2017, s.366-71.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fizik-tedavi-ne-vadeder">Fizik tedavi ne vadeder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Fizik tedavi yöntemleriyle sağlığına kavuşan bir hekimin kaleminden tedavi süreci</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon terimleri, bazen birbirlerinin yerine kullanılır. Ancak anlamları farklıdır. <strong>Rehabilitasyon,</strong> bir şeyi orijinal haline getirme, yeniden forma sokma sürecidir. Her türlü kapsamlı tedavi programına dahil edilebilir. <strong>Fizik tedavi </strong>se rehabilitasyonun, bedensel güç ve harekete odaklanan bir türüdür. Her iki uygulama da iyileşme sürecini hızlandırmayı amaçlar.</p>
<p>Nasıl ki, ilaçla tedavide kimyasal yöntemler kullanılıyorsa, fizik tedavide de fiziksel yöntemler kullanılır. Bunların en çok kullanılanları elektrik akımı, ultrases dalgaları, lazer ışınları, yüzeyel ve derin ısıtıcılardır. Bu yöntemler daha çok ağrı kesici, doku iyileşmesini arttırıcı, ödem çözücü ve spazm giderici olarak tedavide yerlerini almıştır.</p>
<p>Fiziksel tedavinin diğer bir alanı “rehabilitasyon” tedavileridir. Bu yöntemlerde, fiziksel yöntemlere ek olarak, her hastaya göre veya hastalığına özel egzersiz programları uygulanarak; eklem hareket açıklığını germek, esnetmek, arttırmak, güçlendirmek, dayanıklılığı artırmak, dengeyi ve koordinasyonu sağlamak, duruş düzeltmek gibi hedefler gözetilir. Fizik tedaviden daha zor olan şey, iş ve uğraşı terapisidir. Konuşma terapisi tüm bunlardan daha meşakkatli bir çalışma gerektirir.</p>
<p>Bugün engelli olan birçok insanı, dört duvar arasından kurtararak onlara verimli bir hayat hediye eden birçok bilimsel gelişme ve teknolojik yenilik mevcuttur. İnsana değer vermeyle başlayan süreçte, birçok gözlem ve bilimsel araştırmanın sonucunda beynin, işlevini önemli derecede yerine getiremeyen kısımlara, tekrar hareket kabiliyeti kazandırabilen uyumlu ve dinamik bir yapıya sahip olduğunun anlaşılması, bu gelişmeler içinden en önemli olanıdır.</p>
<p>Biz öğrenciliğimiz zamanında, beynin bir elektrik devresi gibi olduğunu öğrenmiştik. Eğer elektrik telleri bir kez zarar gördüyse, yani nöronal şeritler ve sinirler hasara uğradıysa, her şey bitmiş demekti; beyindeki tüm işlevler, kesinlikle geriye döndürülemez bir şekilde yitirilmişti. Günümüzde ise artık ileri görüntüleme teknolojileriyle beynin içine girerek, kişinin gösterdiği çaba ve istek karşısında beynin kendine çizdiği yeni yolları bile gözlemleyebiliyoruz.</p>
<p>Fizik tedavi uzmanları, fiziksel tıp ve rehabilitasyon konusunda uzmanlaşmış hekimlerdir. Bilgileriyle, yaptıkları araştırmalarla, öğretileriyle ve yönlendirmeleriyle fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine büyük katkıda bulunurlar. Hastaları çok iyi tanıyan ve onlara günlük çalışmalar yaptıran, motivasyonlarım yükselten fizyoterapistler, genellikle hastaların tedaviden olumlu sonuçlar almasını sağlarlar.</p>
<p>Fizyoterapistler öncelikle yürüme kabiliyeti üzerinde, konuşma terapistleri düzgün iletişim becerisi kurma üzerinde, iş ve uğraşı terapistleri de el ve kolların işlevleri üzerinde yoğunlaşırlar. Tüm bu terapilerin kesiştiği oldukça fazla ortak nokta mevcuttur.</p>
<p>Fizik tedavi yöntemleriyle sağlığına kavuşan bir hekimin kaleminden bu tedavi sürecini okumak, kanaatimce, tıp bilgisine ve pratiğine hakim bir hastanın fizik tedaviden edindiği sağaltımı ve yararları birinci elden anlayabilmek açısından oldukça isabetlidir.</p>
<p>Birkaç yıl önce, 60 yaşımdayken, sağ tarafımı iş görmez hale getiren bir inme geçirdim. İyileşmeye başladığım sırada, sol kolumun ve elimin kangren (nekroz) olmasına yol açan “kahverengi münzevi örümceği” <em>(Loxosceles reclusa)</em> denen küçük zehirli bir örümcek tarafından ısırıldım. Kolumu kurtarmak için on tane ameliyata katlandım ve bu süreçte kolum, kol askısında uzun süre dikey pozisyonda hareketsiz kaldı. Bu hareketsizlik, geçirdiğim inmenin üstüne bir de güçsüzleşmiş ve donmuş eklem komplikasyonlarını ekledi. İki yıl süren tedavilerin sonunda ne yürüyebiliyor, ne yemeğimi kendim yiyebiliyor, ne olduğum yerden kıpırdayabiliyor, ne de kaşınan yerlerimi kaşıyabiliyordum. Sadece başımı iki yana beş derece oynatabiliyordum. Bu nedenle yattığım yerde bol bol düşünme imkânı buldum.</p>
<p>Bunu kesinlikle tavsiye etmiyorum, ama bir hekimin hayatında yaşadığı hiçbir şey, onu hastane odalarına, ameliyathanelere, yoğun bakım birimine, radyoloji bölümüne taşıyan tekerlekli sandalyede, hastane koridorlarında saatlerce beklemeye zorlayan ve sabaha karşı dörtte idrara çıkmak isteyip de hemşireleri çağıramayacak duruma getiren bu hastalığın yaşattığı acılar kadar değerli öğretilerde bulunamazdı.</p>
<p>Hastane hekimliğiyle ilgili oldukça detaylı bir tıp eğitimi almıştım. Burada yaşadıklarım sayesinde de, benzer şekilde bizzat deneyimleyerek fizik tedavi ve rehabilitasyonu öğrendim. Benim durumumu gören fizyoterapistler gülümseyerek bana selam verir ve ardından, “Bakalım, nereden başlayacağız” cümlesini kurarlardı.</p>
<p>Geçirdiğim inme, yoğun retroperitoneal kanama ve şiddetli gut nöbetleriyle daha kötü hale geldiğinden haftalarca fizyoterapist yüzü görmemiştim. Sağ tarafımı hiç hareket ettiremez bir halde (sadece esnediğimde yataktan yaklaşık 15 santim kalkan kolum bana büyük mutluluk veriyor ve daha çok esnemek istiyordum), bilinç, hafıza, zeka ve konuşma yeteneğim gibi bozulmayan işlevlerimin değerini daha çok anlamaya başlamıştım. En azından, Dalton Trumbo’nun II. Dünya Savaşı’nı konu alan <em>Johnny Got His Gun</em> adlı romanındaki (Türkçe’ye <em>Johnny Savaşa Gider</em> olarak çevrilmiştir) görme, işitme, koku alma yetisini kaybetmiş, kolları omuzlarından, bacakları baldırlarının en üst kısmından kesik, kendi deyimiyle, bir et yığınından ibaret olan roman kahramanından daha iyi durumdaydım. Benim durumumda kaçınılmaz olan ve her sabah önüme gelen sabah sütü gibi aklıma düşen depresif düşünceleri defetmek için, zamanımı ailem ve arkadaşlarımla doldurdum. Onların refakatinden destek aldım, sevgilerinden yaşama gücü buldum.</p>
<p>Kendimi iyi hissettiğim bir gün başucuma iki fizyoterapist geldi ve bana, “Kalkmaya hazır mısınız?” diye sordular.</p>
<p>Bu soru karşısında onların deli olduğunu düşünmüştüm. Tablomu hiç incelemeden, vücudumu kullanamadığımı bilmeden odama gelmişler diye düşündüm. Yine de burada oldukça tanınmış biri olarak, ödlek ve cesaretsiz bir hasta gibi görünmemek için, onlara hayır diyemedim. Gülümseyerek, “Tabii ki” dedim, “hemencecik kalkarım”.</p>
<p>Bir yiğit gibi acılara katlanarak kalkmadan önce, gülerek ve ısrarla, “Lütfen, bu kadar hızlı kalkmayın, yardıma ihtiyacınız olacak. Öncelikle ayaklarınızı yataktan sarkacak şekilde oturuş pozisyonuna geçmeniz gerekli” dediler. Bu iki kadın, son derece dikkatli ve büyük bir güçle, başımın dönebileceğini ve düşmemek için bana destek olacaklarını söyleyerek beni oturttular.</p>
<p>Yatağın bir kenarında oturan bedenim, sanki hayali bir rüzgârda dalgalanan bayrak gibi, sanki yumuşak bir makarna tanesi ya da gıdaklamaya korkan bir tavuk gibiydi. Terapistler, “Harikasınız, muhteşem! Bakalım bu şekilde ne kadar süre durabileceksiniz? Eğer tekrar uzanmak isterseniz sadece söyleyin. Kontrolümüz altındasınız” dediler.</p>
<p>Ben ise, “Ama kendimi kontrol altında hissetmiyorum” dedim.</p>
<p>“Ama öylesiniz, şimdi vücut ağırlığınızı öne vererek ileri geri sallanmaya başlayın” dediler.</p>
<p>“Zaten öyle yapıyorum” dedim.</p>
<p>Neredeyse kızım olacak yaştaki genç terapist L., “Hareketinizi kontrol etmeyi deneyin. İleriye ve geriye doğru sallanmayı biraz daha artırın. Merak etmeyin biz yanındayız,” dedi. Ardından çok büyük bir çaba gösterdim ve birdenbire diğer terapist V.’ye doğru yığıldım. Kendisi, “Harika, çok iyi” diyerek benim moralimi yüksek tutmaya çalıştı. Ardından, “Ayağa kalkmaya hazır mısınız?” diye sordu V.</p>
<p>O sırada, sen ciddi misin, demek geldi içimden. Ama o zamana kadar bana ne kadar ciddi olduklarını zaten göstermişlerdi. İkisi çoktan ayağa kalkmış, beni önden, arkadan, sağımdan ve solumdan tutuyorlardı. Birden sol ayağımın ölü gibi ağır bedenimi kaldırdığım hissettim. Mucizevi bir şekilde biraz hareket etmiştim. Biraz öne biraz arkaya doğru adımlarla dengede durmaya çalışıyordum, tüm oda heyecan içindeydi. Sağa doğru düşecekken, dengemi bulup dimdik olmasa da ayakta durmayı başarmıştım.</p>
<p>“Vay be, sıkı tut beni” diye bağırdım.</p>
<p>“Ayağınızı tam burada tutmayı deneyin” dediler ısrarla.</p>
<p>Evet, olmuştu; iki saniyeliğine de olsa bunu yapmıştım. Ardından fizyoterapistlerimin yönlendirmesiyle ve yüzlerinden düşmeyen gülücükleri eşliğinde tekrar oturma pozisyonuna döndüm. Bunun için beni Nobel Ödülü’ne layık görürler miydi acaba? Ama gerçekten kendimi iyi hissettim. Bunu başarmıştım.</p>
<p>“Hadi bir kez daha deneyelim” dedi L., göz kırparak. “Bunlar ya çatlak ya da sadist” diye geçirdim içimden. Fakat aklıma gelen başıma geldi. Nasıl hayır diyebilirdim ki? Bu sefer ayağa kalktığımda üç saniye durmuştum ve L. tekrar yatağa lop diye düşmeden önce, “Hadi adım atalım” dedi.</p>
<p>Her nasılsa sol ayağımı öne doğru uzattım ve vücudumun sağ tarafını da yanına sürükledim. Ayağım çok çirkin görünüyor olmalıydı. Serbest hareket edemediğinden yürüyemiyordu. Yine de fizyoterapistlerime tutunarak ayakta kaldığım o an, tüm dünyalar benim olmuştu.</p>
<p>Ertesi sabah tekerlekli sandalyeyle jimnastik salonuna götürdüler beni. Orada, tekrar yürüyebilmek için çabalayan birçok hasta ile tanıştım. Bunlar arasında benim gibi inme kurbanları, tıbbi nedenlerle kolu ya da bacağı kesilenler, Parkinson hastaları, beyninde tümör olanlar, beyin yaralanması olanlar, kalça ve diz protezi olanlar, beyin felci geçirenler bulunuyordu. Hepimiz bir sınıf oluşturmuştuk. Haftalar ilerledikçe, fizyoterapistler her birimizin fizyolojik, duygusal sorunlarıyla ve motivasyon eksikliği konusunda sırayla ilgileniyor, biz de birbirimizi teşvik ediyorduk. Yaşadığımız ıstırap ve gösterdiğimiz çaba o kadar büyüktü ki, ilerleme ve yenilgilerimiz bizi adsız bir düşmana karşı savaşan gerilla savaşçıları gibi birbirimize kenetledi.</p>
<p>Tüm bunların hepsi o jimnastik sınıfında gerçekleşti. Sınıftaki tüm hastaların ve terapistlerin isimleri hâlâ aklımdadır. Umutları, düşleri, cesaretleri, korkaklıklarıyla tüm hastaları ve üstün yetenekli, kendilerini mesleklerine adamış, şefkat dolu terapistleri nasıl unutabilirim. Daha önce hiçbirini tanımadığım o insanların yakarışları, göz yaşları, ter dökmeleri hiç aklımdan gitmiyor. Jimnastik salonu benim ruh halim, sınıfım, evim oldu; terapistler de koruyucu meleklerim. Hepsi çok yetenekli, akıllı, dayanıklı ve merhamet doluydu. Dersler bitince de yanlarından ayrılmadığım için beni kovmak zorunda kalıyorlardı artık.</p>
<p>Ellerimiz, çok ince işleri bile yapabilen birçok küçük kastan oluşuyor ve bu nedenle ellerimizin eski haline dönmesi çok uzun zaman alıyor. On beş dakikalık bir el işinden sonra ellerim yorgun düşmüştü hemen. Her iki elimi de kullanamıyordum; sağ elim inmeden, sol elim de geçirdiğim bir dizi doku nakli ameliyatı yüzünden işlevini yerine getiremiyordu. İş ve uğraşı terapimin ilk seansında, sol elim hâlâ iyileşme sürecini tamamlamadığı ve sol omuzum ile dirseğimi geremediğimden, öncelikle sağ el kullanımı üzerinde yoğunlaştık.</p>
<p>Benim ilk iş ve uğraşı terapistim olan J., sağ elimin baş parmağını hareket ettirmemi söyledi. Bunu yapmak için parmağımı oldukça zorlamıştım. Fakat hiçbir hareket yoktu. J. bunu yaparken, kendimi hiç zorlamadan yapmamı istedi. Dişlerimi gıcırdatmadan, tansiyonumu yükseltmeden ve nefes almayı unutmayarak ve baş parmağımı oynattığımı düşünerek denememi istedi. Fakat baş parmağımda yine hiçbir hareket yoktu. Bu alıştırmayı haftanın her günü tekrarlamaya başlamıştık. Bu arada, sallanarak da olsa, kendi kendime ayakta durabiliyor ve artık terapistime, içimden de olsa, kaçık demiyordum.</p>
<p>Cuma günü bana iyi hafta sonları dileyerek pazartesi baş parmağımı hareketli görmek istediğini, el ayasının baş parmak hizasındaki kabartısında hafif kas tonusu (bir uyarıya cevap olarak kasların kasılma yeteneği) hissettiğini söyledi ve gitti. Ben de bunun üzerine tüm cumartesimi baş parmağımla çalışarak ve bir yandan da duyduğum motivasyonun iyileşmeden mi yoksa sevimli J.’den mi kaynaklandığını merak edip durdum. Pazar günü birden baş parmağım titredi. O gece bunu terapistime göstermek için duyduğum heyecandan gözüme uyku girmedi.</p>
<p>Şimdi bunun ardından yıllar geçti, artık yürüyebiliyor, tüm günlük aktivitelerimi yapabiliyorum. Oldukça verimli çalışmalar yapıyor ve seyahatlere çıkabiliyorum. Tüm bunların hepsini, II. Dünya Savaşı sonunda, birçok yerde geliştirilen alt alanlar olan fizik tedavi ile iş ve uğraşı tedavisine borçluyum. Milyonlarca insan gibi ben de yolun kenarına terk edilmekten kurtulup “hayata döndürüldüm”.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>Rehab and Physical Therapy &#8211; What’s the Difference?</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.onsite-physio.com/reports/rehab-and-physical-therapy-whats-the-difference">https://www.onsite-physio.com/reports/rehab-and-physical-therapy-whats-the-difference</a> </strong></p>
<p><strong>Straus EW, Straus A. Tıbbi Mucizeler: Tıp Tarihinde Yaşamı Değiştiren 100 Gelişme. 2. Baskı. İstanbul: Domingo Yay. 2017, s.366-71.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fizik-tedavi-ne-vadeder">Fizik tedavi ne vadeder?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29674</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Elon Musk’tan yeni teknoloji: Zihin okumaya doğru mu?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/elon-musktan-yeni-teknoloji-zihin-okumaya-dogru-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jul 2019 13:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[elon musk]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[Neuralink]]></category>
		<category><![CDATA[nöron]]></category>
		<category><![CDATA[omurilik zedelenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zihin okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elon Musk&#8217;ın sahibi olduğu Neuralink şirketi, nöronların faaliyetlerini tespit edip iletebilecek ultra ince (saç telinden daha ince) bir beyin implantı tasarladığını ve gereken cerrahi operasyon için de bir robot geliştirdiğini duyurdu. Açıklamaya göre, aynı anda 1500 nörondan veri toplayabilen implant, bu verileri kablosuz olarak bilgisayara aktarabiliyor. Şirket, robotun şimdiye dek 19 hayvana bu implantı taktığını ve %87 oranında başarı elde edildiğini açıkladı. Söz konusu teknoloji fareler üzerinde denendi ancak açıklama sırasında muhtemelen dili sürçen Elon Musk, “Bir maymun bilgisayarı beyniyle kontrol edebildi” dedi. Neuralink, sistemin devasa miktarda bilgiyi okuyabileceğini ve iletebileceğini iddia ediyor. Neuralink şirketi Elon Musk, &#8220;yapay zekanın öne geçtiği bir dünyada insanların rekabet edebilmesi yardımcı olmak&#8221; amacıyla 2017 yılında Neuralink&#8217;i kurdu. O zamandan beri şirkete 100 milyon dolar yatırım yaptı. Sırada ne var?  Neuralink, 2020 yılının ikinci çeyreğinde FDA onayını alarak gönüllüler üzerinde testlere başlamayı planlıyor. Gönüllülerin kafataslarında açılacak 8 mm&#8217;lik dört deliğe yerleştirilecek olan implantlar verileri toplayacak, kulak arkasındaki başka bir implant da bu verileri bir bilgisayara gönderecek. Planlanan bu takvim son derece iddialı ve işlerin bu kadar hızlı yürümemesi oldukça muhtemel. Açıklama sırasında Elon Musk daha çok yapay zeka ile insan zekası birleştirmekten bahsederken Neuralink’in baş beyin cerrahı Matthew McDougall, sistemin “sadece tedavisi olmayan ağır hastalıklardan muzdarip kişiler için tasarlandığını” ve omurilik zedelenmesi nedeniyle felç olan insanları hedef alacağını söyledi. Neuralink, resmi onay alabilmek için bu teknolojinin hastalara tam olarak nasıl bir fayda sağlayacığı sorusunu cevaplaması gerekecek. Kaynak: https://www.technologyreview.com/f/613969/elon-musks-neuralink-says-its-nearly-ready-for-the-first-human-volunteers/ </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/elon-musktan-yeni-teknoloji-zihin-okumaya-dogru-mu">Elon Musk’tan yeni teknoloji: Zihin okumaya doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-6388" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zihin-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zihin-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/zihin.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Elon Musk&#8217;ın sahibi olduğu Neuralink şirketi, nöronların faaliyetlerini tespit edip iletebilecek ultra ince (saç telinden daha ince) bir beyin implantı tasarladığını ve gereken cerrahi operasyon için de bir robot geliştirdiğini duyurdu. Açıklamaya göre, aynı anda 1500 nörondan veri toplayabilen implant, bu verileri kablosuz olarak bilgisayara aktarabiliyor. Şirket, robotun şimdiye dek 19 hayvana bu implantı taktığını ve %87 oranında başarı elde edildiğini açıkladı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu teknoloji fareler üzerinde denendi ancak açıklama sırasında muhtemelen dili sürçen Elon Musk, “Bir maymun bilgisayarı beyniyle kontrol edebildi” dedi. Neuralink, sistemin devasa miktarda bilgiyi okuyabileceğini ve iletebileceğini iddia ediyor.</span></p>
<p><strong>Neuralink şirketi</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elon Musk, &#8220;yapay zekanın öne geçtiği bir dünyada insanların rekabet edebilmesi yardımcı olmak&#8221; amacıyla 2017 yılında Neuralink&#8217;i kurdu. O zamandan beri şirkete 100 milyon dolar yatırım yaptı.</span></p>
<p><strong>Sırada ne var? </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Neuralink, 2020 yılının ikinci çeyreğinde FDA onayını alarak gönüllüler üzerinde testlere başlamayı planlıyor. Gönüllülerin kafataslarında açılacak 8 mm&#8217;lik dört deliğe yerleştirilecek olan implantlar verileri toplayacak, kulak arkasındaki başka bir implant da bu verileri bir bilgisayara gönderecek. Planlanan bu takvim son derece iddialı ve işlerin bu kadar hızlı yürümemesi oldukça muhtemel.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıklama sırasında Elon Musk daha çok yapay zeka ile insan zekası birleştirmekten bahsederken Neuralink’in baş beyin cerrahı Matthew McDougall, sistemin “sadece tedavisi olmayan ağır hastalıklardan muzdarip kişiler için tasarlandığını” ve omurilik zedelenmesi nedeniyle felç olan insanları hedef alacağını söyledi. Neuralink, resmi onay alabilmek için bu teknolojinin hastalara tam olarak nasıl bir fayda sağlayacığı sorusunu cevaplaması gerekecek.</span></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.technologyreview.com/f/613969/elon-musks-neuralink-says-its-nearly-ready-for-the-first-human-volunteers/">https://www.technologyreview.com/f/613969/elon-musks-neuralink-says-its-nearly-ready-for-the-first-human-volunteers/</a> </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/elon-musktan-yeni-teknoloji-zihin-okumaya-dogru-mu">Elon Musk’tan yeni teknoloji: Zihin okumaya doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14407</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 12:37:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, bakteri kaynaklı zatürrenin kalbe, virüs kaynaklı zatürreden daha çok zarar verdiğine işaret ediyor. Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar kendilerine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastalarda kalp krizi, inme, ya da ölüm çekincesinin virüs kaynaklı zatürre tanısı konanlara kıyasla daha yüksek olduğuna tanık oldular. Araştırmadan elde edilen bulgular ABD Kalp Birliği’nin her yıl düzenlediği bilimsel oturumlar kapsamında kamuya sunuldu. Akciğerlerdeki hava keseciklerinde meydana gelen yangıyla tanımlanan zatürre hastalığına hem bakteriler hem de virüsler yol açabiliyor. Bu son araştırmada ABD’nin Utah eyaletindeki bir hastanede 2007-2014 yılları arasında zatürre tanısı konan yaklaşık 4800 hastayla ilgili veriler gözden geçirildi. Bu hastaların yaklaşık %80’ine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konduğuna tanık olan araştırmacılar daha sonra bu hastaların tanıyı izleyen 90 günle ilgili verilerini inceleyip kimlerin kalp krizi ya da inme geçirdiğini, kimlerde kalp yetmezliği yaşandığını ve kimlerin yaşamlarını yitirdiğini not ettiler. Neden daha tehlikeli? Araştırmacılar bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastaların %34’ünde bu 90 günlük süre içinde ciddi kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığını, buna karşılık virüs kaynaklı zatürre hastalarında bu oranın %26 olduğunu gördüler. Peki, bakteri kaynaklı zatürre kalp açısından neden daha büyük bir tehlike oluşturuyor? Araştırmayı yürüten Utah Intermountain Kalp Enstitüsü kalp ve damar hastalıkları uzmanlarından Dr. Joseph Brent Muhlestein’e göre, bakteri ile virüs kaynaklı zatürre arasındaki bu farklılık bir olasılıkla bakteri kaynaklı zatürrenin -kalp hastalıkları açısından bir çekince oluşturan- atardamarlarda yangılara çok daha yoğun biçimde yol açıyor olmasından kaynaklanıyor. Muhlestein, virüslerin hücrelere girip onlara zarar verdiklerine, oysa bakterilerin hücrelerin dışında kalıp kana zehirli maddeler saldıklarına dikkat çekiyor. Bu ikinci düzenek kanda çok daha yoğun yangılara neden oluyor ve bu da atardamar zarlarına zarar verebiliyor. Dahası, bakteri kaynaklı zatürreler çoğu zaman yüksek ateşe, kandaki yangı ile ilgili değerlerin daha yüksek düzeylerde olmasına ve akyuvarların sayısında artışa neden olur. (Kandaki akyuvar sayısının yüksek olması bedenin bir enfeksiyonla savaşmakta olduğunun göstergesidir.) Ancak öyle olmakla birlikte, bakteri ve virüs kaynaklı zatürrelerin belirtileri çok da büyük farklılıklar göstermez ve çoğu zaman uzmanlar hastalığın bakteri kaynaklı olduğu sanısıyla hastalara antibiyotik vermeye başlarlar. Aşı ve yaşlılar Daha önceki araştırmalar grip aşısı olan ve zatürre belirtileri gösteren kişilerde bir sonraki yıl içinde kalp krizi geçirme olasılığının, grip aşısı olmayanlara kıyasla daha düşük olduğunu ortaya koymuştu. Bu bulgudan yola çıkıldığında, Muhlestein -grip gibi- virüs kaynaklı hastalıkların kalp ve damar sağlığı açısından bakteri kaynaklı enfeksiyonlara kıyasla çok daha ciddi bir çekince yaratabileceğini düşündü. Ne var ki, bu son araştırma sonuçları çok farklı bir durumu gözler önüne seriyor. Muhlestein, “Ne olursa olsun, hastalandığınızda bir hekime görünmeniz gerekir” diyor. Nitekim araştırma, virüs kaynaklı zatürreye yakalanan kişilerde de kalple ilgili birtakım olumsuzlukların ortaya çıktığına, ancak bu tür olumsuzluklara bakteri kaynaklı zatürreye kıyasla daha az tanık olunduğuna işaret ediyor. Hastalığın virüs kaynaklı olduğunu düşünseler bile, doktorların yaşlı ve birtakım sağlık sorunları olan hastalara yine de antibiyotik vermelerini öneriyor. Bunun nedeni, söz konusu kişilerin bağışıklık sistemlerinin daha güçsüz olması ve buna bağlı olarak da zatürreye dönüşebilecek bakteriyel enfeksiyonlara daha kolay yakalanabilme olasılıkları. Kaynak: https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli">Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, bakteri kaynaklı zatürrenin kalbe, virüs kaynaklı zatürreden daha çok zarar verdiğine işaret ediyor.</p>
<p>Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar kendilerine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastalarda kalp krizi, inme, ya da ölüm çekincesinin virüs kaynaklı zatürre tanısı konanlara kıyasla daha yüksek olduğuna tanık oldular. Araştırmadan elde edilen bulgular ABD Kalp Birliği’nin her yıl düzenlediği bilimsel oturumlar kapsamında kamuya sunuldu.</p>
<p>Akciğerlerdeki hava keseciklerinde meydana gelen yangıyla tanımlanan zatürre hastalığına hem bakteriler hem de virüsler yol açabiliyor.</p>
<p>Bu son araştırmada ABD’nin Utah eyaletindeki bir hastanede 2007-2014 yılları arasında zatürre tanısı konan yaklaşık 4800 hastayla ilgili veriler gözden geçirildi. Bu hastaların yaklaşık %80’ine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konduğuna tanık olan araştırmacılar daha sonra bu hastaların tanıyı izleyen 90 günle ilgili verilerini inceleyip kimlerin kalp krizi ya da inme geçirdiğini, kimlerde kalp yetmezliği yaşandığını ve kimlerin yaşamlarını yitirdiğini not ettiler.</p>
<p><strong>Neden daha tehlikeli?</strong></p>
<p>Araştırmacılar bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastaların %34’ünde bu 90 günlük süre içinde ciddi kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığını, buna karşılık virüs kaynaklı zatürre hastalarında bu oranın %26 olduğunu gördüler.</p>
<p>Peki, bakteri kaynaklı zatürre kalp açısından neden daha büyük bir tehlike oluşturuyor?</p>
<p>Araştırmayı yürüten Utah Intermountain Kalp Enstitüsü kalp ve damar hastalıkları uzmanlarından Dr. Joseph Brent Muhlestein’e göre, bakteri ile virüs kaynaklı zatürre arasındaki bu farklılık bir olasılıkla bakteri kaynaklı zatürrenin -kalp hastalıkları açısından bir çekince oluşturan- atardamarlarda yangılara çok daha yoğun biçimde yol açıyor olmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Muhlestein, virüslerin hücrelere girip onlara zarar verdiklerine, oysa bakterilerin hücrelerin dışında kalıp kana zehirli maddeler saldıklarına dikkat çekiyor. Bu ikinci düzenek kanda çok daha yoğun yangılara neden oluyor ve bu da atardamar zarlarına zarar verebiliyor.</p>
<p>Dahası, bakteri kaynaklı zatürreler çoğu zaman yüksek ateşe, kandaki yangı ile ilgili değerlerin daha yüksek düzeylerde olmasına ve akyuvarların sayısında artışa neden olur. (Kandaki akyuvar sayısının yüksek olması bedenin bir enfeksiyonla savaşmakta olduğunun göstergesidir.) Ancak öyle olmakla birlikte, bakteri ve virüs kaynaklı zatürrelerin belirtileri çok da büyük farklılıklar göstermez ve çoğu zaman uzmanlar hastalığın bakteri kaynaklı olduğu sanısıyla hastalara antibiyotik vermeye başlarlar.</p>
<p><strong>Aşı ve yaşlılar</strong></p>
<p>Daha önceki araştırmalar grip aşısı olan ve zatürre belirtileri gösteren kişilerde bir sonraki yıl içinde kalp krizi geçirme olasılığının, grip aşısı olmayanlara kıyasla daha düşük olduğunu ortaya koymuştu. Bu bulgudan yola çıkıldığında, Muhlestein -grip gibi- virüs kaynaklı hastalıkların kalp ve damar sağlığı açısından bakteri kaynaklı enfeksiyonlara kıyasla çok daha ciddi bir çekince yaratabileceğini düşündü. Ne var ki, bu son araştırma sonuçları çok farklı bir durumu gözler önüne seriyor.</p>
<p>Muhlestein,<em> “Ne olursa olsun, hastalandığınızda bir hekime görünmeniz gerekir”</em> diyor. Nitekim araştırma, virüs kaynaklı zatürreye yakalanan kişilerde de kalple ilgili birtakım olumsuzlukların ortaya çıktığına, ancak bu tür olumsuzluklara bakteri kaynaklı zatürreye kıyasla daha az tanık olunduğuna işaret ediyor. Hastalığın virüs kaynaklı olduğunu düşünseler bile, doktorların yaşlı ve birtakım sağlık sorunları olan hastalara yine de antibiyotik vermelerini öneriyor. Bunun nedeni, söz konusu kişilerin bağışıklık sistemlerinin daha güçsüz olması ve buna bağlı olarak da zatürreye dönüşebilecek bakteriyel enfeksiyonlara daha kolay yakalanabilme olasılıkları.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html">https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli">Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12500</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Alpay Azap: Grip ve zatürre aşısı, felç ve kalp krizini engelliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-alpay-azap-grip-ve-zaturre-asisi-felc-ve-kalp-krizini-engelliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Oct 2018 13:33:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[klimik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, “Grip ve zatürre aşısı, sadece grip ve zatürreden korumuyor. Özellikle yaşlı kişilerde felç ve kalp krizi geçirmesini de engelliyor” dedi. AA’nın haberine göre; Sağlık Bakanlığı ve KLİMİK Derneğinin iş birliği ile bu yıl 5’incisi düzenlenen “Ulusal Erişkin Bağışıklaması Sempozyumu” Mardin’de yapıldı. Prof. Dr. Alpay Azap, sempozyum sonrası düzenlenen basın toplantısında, yetişkinlerin aşı olmaya çekindiğini belirterek, aşıların ciddi yan etkileri bulunmadığını, tam tersine çok sayıda fazla faydaları olduğunu söyledi. Yolda yürümekten daha az riskli Gerçekleştirilen her uygulamanın, riskleri olabileceğini dile getiren Azap, “Aşılar da tamamen risksiz değildir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, aşı uygulamaları yolda yürümekten daha az risklidir” ifadelerini kullandı. Aşıların ölümleri azalttığını kaydeden Azap, insanların doğru kaynaklardan bilgilenmediğini, internette dolaşan bilgilere çok fazla itibar edildiğini belirtti. “Lütfen herhangi bir sağlıkla ilgili konuda doğru bilgiye ulaşmak istiyorlarsa, o konuda uzman derneklerinin ne dediklerine baksınlar” diyen Azap, kış aylarına girildiğini, ileriki günlerde grip sezonunun başlayacağını, herkesin özellikle bu dönemde grip aşısını mutlaka yapması gerektiğini vurguladı. Grip aşısı sadece gripten korumuyor Prof. Dr. Azap (solda), şu bilgileri aktardı: “Grip aşısı, sadece gripten korumuyor. Yine yapılan bilimsel çalışmalarda çok net bir şekilde biliyoruz ki grip aşısı, özellikle yaşlı kişilerde felç ve kalp krizi geçirmesini de engelliyor. Avrupa’da eğer aşı yapılma oranı yüzde 75’e çıkartılacak olunursa, sadece Avrupa’da yılda 40 bin kalp krizi sonucu ölüm engellenir. O yüzden aşılar gerçekten faydaları saymakla bitmeyecek ürünlerdir ve ciddi yan etkileri son derece nadirdir. Halkımızı aşı olmaya davet ediyoruz. Grip sezonu için mutlaka grip aşılarını olsunlar. Yine erişkinlerin olması gereken aşılardan bir tanesi de zatürre aşısı ve yine onun da sadece zatürreden değil, felç ve kalp krizinden koruduğunu gösteren çalışmalarımız var. O yüzden bu iki aşıyı ben özellikle vurgulamak istiyorum.” Mardin İl Sağlık Müdürü Saffet Yavuz da, kentte aşılama oranın yüksekliğine dikkati çekerek aşının en temel sağlık hizmetlerinden biri olduğunu aktardı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-alpay-azap-grip-ve-zaturre-asisi-felc-ve-kalp-krizini-engelliyor">Prof. Dr. Alpay Azap: Grip ve zatürre aşısı, felç ve kalp krizini engelliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (<strong><a href="https://www.klimik.org.tr/">KLİMİK</a></strong>) Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, “Grip ve zatürre aşısı, sadece grip ve zatürreden korumuyor. Özellikle yaşlı kişilerde felç ve kalp krizi geçirmesini de engelliyor” dedi.</p>
<p>AA’nın haberine göre; Sağlık Bakanlığı ve KLİMİK Derneğinin iş birliği ile bu yıl 5’incisi düzenlenen “Ulusal Erişkin Bağışıklaması Sempozyumu” Mardin’de yapıldı.</p>
<p>Prof. Dr. Alpay Azap, sempozyum sonrası düzenlenen basın toplantısında, yetişkinlerin aşı olmaya çekindiğini belirterek, aşıların ciddi yan etkileri bulunmadığını, tam tersine çok sayıda fazla faydaları olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Yolda yürümekten daha az riskli</strong></p>
<p>Gerçekleştirilen her uygulamanın, riskleri olabileceğini dile getiren Azap, “Aşılar da tamamen risksiz değildir. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, aşı uygulamaları yolda yürümekten daha az risklidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aşıların ölümleri azalttığını kaydeden Azap, insanların doğru kaynaklardan bilgilenmediğini, internette dolaşan bilgilere çok fazla itibar edildiğini belirtti.</p>
<p>“Lütfen herhangi bir sağlıkla ilgili konuda doğru bilgiye ulaşmak istiyorlarsa, o konuda uzman derneklerinin ne dediklerine baksınlar” diyen Azap, kış aylarına girildiğini, ileriki günlerde grip sezonunun başlayacağını, herkesin özellikle bu dönemde grip aşısını mutlaka yapması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Grip aşısı sadece gripten korumuyor</strong></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-11596 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/alpayazap-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/alpayazap-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/alpayazap.jpg 540w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Prof. Dr. Azap (solda), şu bilgileri aktardı: “Grip aşısı, sadece gripten korumuyor. Yine yapılan bilimsel çalışmalarda çok net bir şekilde biliyoruz ki grip aşısı, özellikle yaşlı kişilerde felç ve kalp krizi geçirmesini de engelliyor. Avrupa’da eğer aşı yapılma oranı yüzde 75’e çıkartılacak olunursa, sadece Avrupa’da yılda 40 bin kalp krizi sonucu ölüm engellenir. O yüzden aşılar gerçekten faydaları saymakla bitmeyecek ürünlerdir ve ciddi yan etkileri son derece nadirdir. Halkımızı aşı olmaya davet ediyoruz. Grip sezonu için mutlaka grip aşılarını olsunlar. Yine erişkinlerin olması gereken aşılardan bir tanesi de zatürre aşısı ve yine onun da sadece zatürreden değil, felç ve kalp krizinden koruduğunu gösteren çalışmalarımız var. O yüzden bu iki aşıyı ben özellikle vurgulamak istiyorum.”</p>
<p>Mardin İl Sağlık Müdürü Saffet Yavuz da, kentte aşılama oranın yüksekliğine dikkati çekerek aşının en temel sağlık hizmetlerinden biri olduğunu aktardı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-alpay-azap-grip-ve-zaturre-asisi-felc-ve-kalp-krizini-engelliyor">Prof. Dr. Alpay Azap: Grip ve zatürre aşısı, felç ve kalp krizini engelliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11595</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
