<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>habercilik arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/habercilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/habercilik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Aug 2019 08:08:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dizide “bir lokma” dönemi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dizide-bir-lokma-donemi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 08:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[yeni fikirler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba Hollywood artarak hızlanan teknolojiye nasıl ayak uyduracak? New York Times, bu konuyu eşeleyen “Sinema filmi önümüzdeki 10 yılda nasıl hayatta kalır?” başlıklı uzun makalede 21 sinema yapımcısı, yönetmeni, oyuncusuna fikirlerini sordu. Görüş belirtenler arasında, “Quibi” adlı yepyeni bir yayın biçimi planlayan Jeffrey Katzenberg (Dreamworks Animation kurucusu), en yenilikçi yanıtı verdi: “Sinema, iki saatte, tek oturumda seyredilen bir görsellik olarak başladı. Bir sonraki aşamada, televizyonda bir saatlik bölümlerde izleniyor. Üçüncü aşamada ise iki saatlik bir film, 7 – 10 dakikalık bölümlere bölünerek izlenecek.” [Quibi=Quick bite=Bir lokmalık, tadımlık]. Katzenberg ve ortağı Meg Whitman (Bilişim devi Hewlett-Packard HP eski CEO’su) Quibi’yi Nisan 2020’de mobil uygulama olarak sunmaya başlayacaklar. Sinema filmleri, diziler, videolar en çok 10 dakika sürecek kısa bölümler halinde çekilip yayınlanacak. Amerikan haber/eğlence kanalı NBC ile işbirliği yapacak Quibi’de sabah ve akşam, “bir lokma haber” aynı anlayışla sunulacak. Katzenberg ve Whitman’ın “NewTV” adını verdikleri şirkete 1 milyar dolarlık ilk destek 21st Century Fox, Disney, NBC, Sony Pictures, Warner Media, Viacom, eOne, ITV, Lionsgate, MGM, Alibaba, Goldman Sachs, JPMorgan Chase diye uzayıp giden kurumlardan geldi. Bu isimler, “bak-geç, tıkla-geç” kuşağı için Quibi’nin, yeni bir mecra olacağına inandıklarını gösteriyor: YouTube ve Snapchat’ten bir tık daha kaliteli, ama Netflix ve benzeri Hulu’dan bir tık daha geride, ikisinin arasındaki boşluğu 25 – 30 yaş grubu için doldurma vaadi var. Şimdiki yayın biçiminde bir dizi/film, başından sonuna kadar gösteriliyor. Quibi’de, dizi/film en fazla 10’ar dakikalık bölümler halinde çekilecek. Böylece, gün içinde bir dizi/filmin bütününü izleyecek koşulları olmayanlar, vakit buldukça, Twitter veya Facebook, Snapchat, WhatsApp “bakar” gibi Quibi’deki bu bölümleri izleme fırsatı bulacaklar. Devrimsel nitelikli bu yenilikçi yayın biçimi hakkında ilginç bilgiler yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Katzenberg, Quibi’de “etkileşimli sinema” da düşündüklerini söyledi. Yani, Netflix’de tek bir kez ve daha önce deneysel sinemada, video oyunlarında uygulanan “izleyiciye seçenek sunan” teknoloji Quibi’de de olacak. Edip Emil Öymen</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dizide-bir-lokma-donemi">Dizide “bir lokma” dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acaba Hollywood artarak hızlanan teknolojiye nasıl ayak uyduracak? New York Times, bu konuyu eşeleyen “<a href="https://www.nytimes.com/interactive/2019/06/20/movies/movie-industry-future.html">Sinema filmi önümüzdeki 10 yılda nasıl hayatta kalır?</a>” başlıklı uzun makalede 21 sinema yapımcısı, yönetmeni, oyuncusuna fikirlerini sordu.</p>
<p>Görüş belirtenler arasında, “Quibi” adlı yepyeni bir yayın biçimi planlayan Jeffrey Katzenberg (Dreamworks Animation kurucusu), en yenilikçi yanıtı verdi: “Sinema, iki saatte, tek oturumda seyredilen bir görsellik olarak başladı. Bir sonraki aşamada, televizyonda bir saatlik bölümlerde izleniyor. Üçüncü aşamada ise iki saatlik bir film, 7 – 10 dakikalık bölümlere bölünerek izlenecek.” [Quibi=Quick bite=Bir lokmalık, tadımlık].</p>
<p>Katzenberg ve ortağı Meg Whitman (Bilişim devi Hewlett-Packard HP eski CEO’su) Quibi’yi Nisan 2020’de mobil uygulama olarak sunmaya başlayacaklar. Sinema filmleri, diziler, videolar en çok 10 dakika sürecek kısa bölümler halinde çekilip yayınlanacak.</p>
<p>Amerikan haber/eğlence kanalı NBC ile işbirliği yapacak Quibi’de sabah ve akşam, “bir lokma haber” aynı anlayışla sunulacak.</p>
<p>Katzenberg ve Whitman’ın “NewTV” adını verdikleri şirkete 1 milyar dolarlık ilk destek 21st Century Fox, Disney, NBC, Sony Pictures, Warner Media, Viacom, eOne, ITV, Lionsgate, MGM, Alibaba, Goldman Sachs, JPMorgan Chase diye uzayıp giden kurumlardan geldi.</p>
<p>Bu isimler, “bak-geç, tıkla-geç” kuşağı için Quibi’nin, yeni bir mecra olacağına inandıklarını gösteriyor: YouTube ve Snapchat’ten bir tık daha kaliteli, ama Netflix ve benzeri Hulu’dan bir tık daha geride, ikisinin arasındaki boşluğu 25 – 30 yaş grubu için doldurma vaadi var. Şimdiki yayın biçiminde bir dizi/film, başından sonuna kadar gösteriliyor. Quibi’de, dizi/film en fazla 10’ar dakikalık bölümler halinde çekilecek. Böylece, gün içinde bir dizi/filmin bütününü izleyecek koşulları olmayanlar, vakit buldukça, Twitter veya Facebook, Snapchat, WhatsApp “bakar” gibi Quibi’deki bu bölümleri izleme fırsatı bulacaklar. Devrimsel nitelikli bu yenilikçi yayın biçimi hakkında ilginç bilgiler yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Katzenberg, Quibi’de “etkileşimli sinema” da düşündüklerini söyledi. Yani, Netflix’de tek bir kez ve daha önce deneysel sinemada, video oyunlarında uygulanan “izleyiciye seçenek sunan” teknoloji Quibi’de de olacak.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dizide-bir-lokma-donemi">Dizide “bir lokma” dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>BBC, seçenekli haber programı yaptı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bbc-secenekli-haber-programi-yapti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 07:35:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[BBC]]></category>
		<category><![CDATA[black mirror]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel veriler]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[veri güvenliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14447</guid>

					<description><![CDATA[<p>BBC-TV’nin 2000 yılından beri her hafta yayınlanan bilişim teknolojisi programı “Click”in 1000’inci bölümü “birden çok seçeneği olan, etkileşimli” haber programı şeklinde sunuldu. Etkileşimli derken: İzleyiciye, “Bu konunun şu-şu-şu boyutları var. Hangisini izlemek istersiniz? Tıklayın”, denildi. https://bit.ly/2Xv2Izh Bir haber programında bu yöntem bir ilk… Şimdiye kadar en dikkat çeken etkileşimli tv “olayı” Netflix’in “Kara Ayna” (Black Mirror) dizisinde “Bandersnatch” adlı bölümde uygulandı. 28 Aralık 2018’deki yayın sırasında ekrana seçenekler çıkıyor, izleyici hangisini seçerse konu o yönde gelişiyordu. [Daha önceleri “Veri tabanlı sinema” (database cinema) denilen bu yöntemle çekilen filmler de olmuştu]  BBC’nin yaptığı, teknik olarak benzese de içerik olarak tamamen farklı. Çünkü kurmaca bir dizide “şu veya bu seçenek” üzerinden öyküyü uydurarak sürdürmek, masa başında yapılan bir senaryo çalışmasından ibaret. Ama bir haber programında bu, ancak şöyle yapılabilir: Haber içeriğini alt-konulara bölüp, dallandırıp seçenekler halinde sunmak&#8230; Bu uygulamanın adı “Object-Based Media.” Janjanlı bu sözcük, aslında ülkemizde tanınmayan, ama gelişmiş bilgi toplumlarında (internet öncesi) örnekleri bol olan “Kendi hızında öğrenme” sağlayan ders kitaplarında (hatta romanlarda) uygulanan bir yöntemin dijital şekli: İnovasyonuna verilen yeni isim. İnternetten sonra ise, bazı uzaktan eğitim sitelerinde kullanılıyor. Ve tabii, video oyunlarında da… Click1000’de, iki ana haberi “dallanan bir yapıda” sunmak için 148 senaryo hazırlandı. Örneğin, haber konularından biri yapay zekâ (ve bunun, sürücüsüz araçlara uygulanmasına dair türlü konular, sorunlar). Diğer bir konu Doğu Afrika ülkesi Malawi’deki bir startup’ın, veri merkezi soğutma sistemini elektrik kullanmadan, tamamen doğal yollarla nasıl işlettiğini anlatan yenilikçi buluş. Ve listede çok sayıda alt-temalar var. Gayet sıkı, yoğun-ötesi bir araştırma sonucunda, bunun adım adım senaryosunun yazımı, çekimi, montajı: Hiç kurmaca senaryo yazımı gibi değil, çünkü bu, gerçek bir haber programı. Bu nedenle, Click’in her hafta yayınlanan bölümleri sadece 25 dakikada çok yoğun bir bilgi bombardımanı yaparken, Click1000’de seçenekler arasında gide gele programın uzunluğu 45 dakikayı geçebiliyor.   BBC’nin Ar-Ge Bölümü (var!) tarafından geliştirilen StoryFormer adlı yazılım bu denemede başroldeydi. 100 yıldır hep “kanal akışlı” (lineer) bir şablona uygun olarak yapılan programlar (metin, ses, görüntünün birbirini izlemesi), StoryFormer vasıtasıyla “paketlere” bölünebildi ve “dağıtık akışlı” program elde edildi. “Object-Based Media” (OBM) denilmesinin nedeni de bu işte: Her paketteki “birimler” (object) kendi başına bir mini-haber paketi oluşturuyor. Böylece, bir haberi her izleyicinin tercihlerine uygun biçimde, kişiselleştirerek sunma fırsatı doğuyor. BBC’nin teknik konulardaki baş sorumlusu Matthew Postgate, “Yayıncı (broadcaster) olmak yerine, veri-yayıncısı (datacaster) olmaya doğru ilerliyoruz” dedi.  Bu konuda BBC ile birlikte Almanya’nın yıldız Ar-Ge kurumlarından Fraunhofer Enstitüsü ve telekom Ar-Ge’siyle meşgul EURESCOM başta olmak üzere 5, Fransa’dan 3, Hollanda’dan 1 kurumun katılmasıyla Avrupa Birliği’nin Ar-Ge projelerine maddi destek sağlayan Ufuk 2020 çerçevesinde ORPHEUS adlı bir proje de yapıldı.  Proje sonuçları ve yayıncılığın bundan sonraki yönü hakkında Avrupa Yayın Birliği (EBU) 35 sayfalık bir rapor hazırladı. https://bit.ly/2LVSrd9  OBM türü bir yayıncılıkta henüz haber programcılığı değil, ama radyo tiyatrosu ve konuşma programları tarzında üretimlerin internet ve mobilden yayınlanması için bir teknik taslak sunuluyor. Bu arada BBC, “Denizkızının Gözyaşları” (Mermaid’s Tears) adlı bir OBM programını yayınladı bile. Program, bir radyo tiyatrosu ve “konuyu” üç değişik açıdan anlatıyor. https://bbc.in/2JGzsko Kişisel verilerin kişiselliği? Radyo ve televizyonun icadından beri bu yayın biçimleri “kaynaktan izleyiciye” doğru tek yönlüyken, izleyici pasifken, şimdi internet üzerinden etkileşimli yayıncılıkla izleyici aktif olacak. Seçeneklerini “tıklayarak” programı sunan kuruma iletecek: Kişisel veri üretmiş olacak. Kurum, bu kişisel veriyi ne yapacak?  Aslında, bu sorunun cevabını Facebook başta olmak üzere, sosyal medya şirketleri çoktan vermişti. Facebook’un, 2016-17 döneminde Donald Trump’ın başkanlık seçim kampanyasında Cambridge Analytica şirketiyle, “kaç milyonlarca” abonesinin kişisel verilerini paylaştığını duymayan bilmeyen kalmadı artık. Nihayet bu hafta Amerikan Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Facebook’u “87 milyon seçmenin kişisel verilerini paylaşmakla” suçlayarak 5 milyar dolar para cezası verdi. ABD Adalet Bakanlığı henüz kararı onaylamadı.  Cambridge Analytica şirketi şimdi artık yok. Hakkında açılan davalar sonucunda kendini Mayıs 2018’de feshetti. Ama bir zamanlar, web sitesinde şöyle övünüyordu:  “220 milyon Amerikalı için 100 değişken üzerinden 5 bin veri noktası topluyoruz. Bu bilgiyi, hedef kitlenin davranış eğilimleri açısından inceliyoruz. Davranışlarını tahmin etmeye çalışıyoruz.” Elbet bir gün, OBM yöntemiyle yayın yapacak kurumların da izleyicinin “tıklamalarına” göre oluşacak kişisel veri ambarını nasıl koruyacağı yeni bir sorun olarak ufuktan doğacak. Click1000’de bu “sorun”un gölgesi şimdiden var. Yayının bir noktasında sunucu şunları diyor: “Şimdi seçenekleri tıklıyorsunuz, ama bir gün gelecek, buna gerek kalmayacak. Çünkü programın yazılımı, sizin ‘ne gibi konuları merak ettiğinizi tahmin edecek’, size, siz bir seçim yapmadan sunum yapmaya başlayacak. Çünkü önceki bütün seçimlerinize göre kişilik profilinizi tanımış olacak.”  Bu açıklamada da yeni bir şey yok. Facebook, YouTube ve diğerleri bunu zaten aynen böyle yapıyor. Örneğin Netflix, etkileşimli “Bandersnatch” yayınında izleyicilerin seçeneklerini depoladığını şu gerekçeyle açıkladı: “İzleyicinin, daha sonra sitemize yapacağı ziyaretlerde ona kişiselleştirilmiş öneriler sunmamız ve Bandersnatch’te uyguladığımız öykü anlatma modelimizi nasıl daha iyileştireceğimizi anlamamız için…” İşin ironik yanı şu ki Netflix, Cambridge Analytica’nın “nasıl çalıştığını” anlatan “The Great Hack” (Türkçesi, Büyük Haklama olabilir?) belgeselini 24 Temmuz’da yayınlayacak. Sundance Film Festivali’nde gösterilen filmde İngiliz Guardian/Observer gazetelerinde konu hakkında sürekli araştırma yayınlayan gazeteci Carole Cadwalladr ve başkalarının tanıklıklarına yer veriliyor. Mart 2017’de ilk kez dünya kamuoyuna mal olan, ertesi yıl daha da dallanıp budaklanan Facebook-Cambridge Analytica skandalına dair ibretlik bir belgesel olacak herhalde? Edip Emil Öymen *Bu yazı 19.07.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bbc-secenekli-haber-programi-yapti">BBC, seçenekli haber programı yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">BBC-TV’nin 2000 yılından beri her hafta yayınlanan bilişim teknolojisi programı “Click”in 1000’inci bölümü “birden çok seçeneği olan, etkileşimli” haber programı şeklinde sunuldu. Etkileşimli derken: İzleyiciye, “Bu konunun şu-şu-şu boyutları var. Hangisini izlemek istersiniz? Tıklayın”, denildi. </span><a href="https://bit.ly/2Xv2Izh"><span style="font-weight: 400;">https://bit.ly/2Xv2Izh</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir haber programında bu yöntem bir ilk… Şimdiye kadar en dikkat çeken etkileşimli tv “olayı” Netflix’in “Kara Ayna” (Black Mirror) dizisinde “Bandersnatch” adlı bölümde uygulandı. 28 Aralık 2018’deki yayın sırasında ekrana seçenekler çıkıyor, izleyici hangisini seçerse konu o yönde gelişiyordu. [Daha önceleri “Veri tabanlı sinema” (database cinema) denilen bu yöntemle çekilen filmler de olmuştu] </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BBC’nin yaptığı, teknik olarak benzese de içerik olarak tamamen farklı. Çünkü kurmaca bir dizide “şu veya bu seçenek” üzerinden öyküyü uydurarak sürdürmek, masa başında yapılan bir senaryo çalışmasından ibaret. Ama bir haber programında bu, ancak şöyle yapılabilir: Haber içeriğini alt-konulara bölüp, dallandırıp seçenekler halinde sunmak&#8230; Bu uygulamanın adı “Object-Based Media.” Janjanlı bu sözcük, aslında ülkemizde tanınmayan, ama gelişmiş bilgi toplumlarında (internet öncesi) örnekleri bol olan “Kendi hızında öğrenme” sağlayan ders kitaplarında (hatta romanlarda) uygulanan bir yöntemin dijital şekli: İnovasyonuna verilen yeni isim. İnternetten sonra ise, bazı uzaktan eğitim sitelerinde kullanılıyor. Ve tabii, video oyunlarında da…</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Click1000’de, iki ana haberi “dallanan bir yapıda” sunmak için 148 senaryo hazırlandı. Örneğin, haber konularından biri yapay zekâ (ve bunun, sürücüsüz araçlara uygulanmasına dair türlü konular, sorunlar). Diğer bir konu Doğu Afrika ülkesi Malawi’deki bir startup’ın, veri merkezi soğutma sistemini elektrik kullanmadan, tamamen doğal yollarla nasıl işlettiğini anlatan yenilikçi buluş. Ve listede çok sayıda alt-temalar var. Gayet sıkı, yoğun-ötesi bir araştırma sonucunda, bunun adım adım senaryosunun yazımı, çekimi, montajı: Hiç kurmaca senaryo yazımı gibi değil, çünkü bu, gerçek bir haber programı. Bu nedenle, Click’in her hafta yayınlanan bölümleri sadece 25 dakikada çok yoğun bir bilgi bombardımanı yaparken, Click1000’de seçenekler arasında gide gele programın uzunluğu 45 dakikayı geçebiliyor.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">BBC’nin Ar-Ge Bölümü (var!) tarafından geliştirilen StoryFormer adlı yazılım bu denemede başroldeydi. 100 yıldır hep “kanal akışlı” (lineer) bir şablona uygun olarak yapılan programlar (metin, ses, görüntünün birbirini izlemesi), StoryFormer vasıtasıyla “paketlere” bölünebildi ve “dağıtık akışlı” program elde edildi. “Object-Based Media” (OBM) denilmesinin nedeni de bu işte: Her paketteki “birimler” (object) kendi başına bir mini-haber paketi oluşturuyor. Böylece, bir haberi her izleyicinin tercihlerine uygun biçimde, kişiselleştirerek sunma fırsatı doğuyor. BBC’nin teknik konulardaki baş sorumlusu Matthew Postgate, “Yayıncı (broadcaster) olmak yerine, veri-yayıncısı (datacaster) olmaya doğru ilerliyoruz” dedi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu konuda BBC ile birlikte Almanya’nın yıldız Ar-Ge kurumlarından Fraunhofer Enstitüsü ve telekom Ar-Ge’siyle meşgul EURESCOM başta olmak üzere 5, Fransa’dan 3, Hollanda’dan 1 kurumun katılmasıyla Avrupa Birliği’nin Ar-Ge projelerine maddi destek sağlayan Ufuk 2020 çerçevesinde ORPHEUS adlı bir proje de yapıldı.  Proje sonuçları ve yayıncılığın bundan sonraki yönü hakkında Avrupa Yayın Birliği (EBU) 35 sayfalık bir rapor hazırladı. </span><a href="https://bit.ly/2LVSrd9"><span style="font-weight: 400;">https://bit.ly/2LVSrd9</span></a><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">OBM türü bir yayıncılıkta henüz haber programcılığı değil, ama radyo tiyatrosu ve konuşma programları tarzında üretimlerin internet ve mobilden yayınlanması için bir teknik taslak sunuluyor. Bu arada BBC, “Denizkızının Gözyaşları” (Mermaid’s Tears) adlı bir OBM programını yayınladı bile. Program, bir radyo tiyatrosu ve “konuyu” üç değişik açıdan anlatıyor. </span><a href="https://bbc.in/2JGzsko"><span style="font-weight: 400;">https://bbc.in/2JGzsko</span></a></p>
<p><strong>Kişisel verilerin kişiselliği?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Radyo ve televizyonun icadından beri bu yayın biçimleri “kaynaktan izleyiciye” doğru tek yönlüyken, izleyici pasifken, şimdi internet üzerinden etkileşimli yayıncılıkla izleyici aktif olacak. Seçeneklerini “tıklayarak” programı sunan kuruma iletecek: Kişisel veri üretmiş olacak. Kurum, bu kişisel veriyi ne yapacak? </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında, bu sorunun cevabını Facebook başta olmak üzere, sosyal medya şirketleri çoktan vermişti. Facebook’un, 2016-17 döneminde Donald Trump’ın başkanlık seçim kampanyasında Cambridge Analytica şirketiyle, “kaç milyonlarca” abonesinin kişisel verilerini paylaştığını duymayan bilmeyen kalmadı artık. Nihayet bu hafta Amerikan Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Facebook’u “87 milyon seçmenin kişisel verilerini paylaşmakla” suçlayarak 5 milyar dolar para cezası verdi. ABD Adalet Bakanlığı henüz kararı onaylamadı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cambridge Analytica şirketi şimdi artık yok. Hakkında açılan davalar sonucunda kendini Mayıs 2018’de feshetti. Ama bir zamanlar, web sitesinde şöyle övünüyordu:  “220 milyon Amerikalı için 100 değişken üzerinden 5 bin veri noktası topluyoruz. Bu bilgiyi, hedef kitlenin davranış eğilimleri açısından inceliyoruz. Davranışlarını tahmin etmeye çalışıyoruz.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elbet bir gün, OBM yöntemiyle yayın yapacak kurumların da izleyicinin “tıklamalarına” göre oluşacak kişisel veri ambarını nasıl koruyacağı yeni bir sorun olarak ufuktan doğacak. Click1000’de bu “sorun”un gölgesi şimdiden var. Yayının bir noktasında sunucu şunları diyor: “Şimdi seçenekleri tıklıyorsunuz, ama bir gün gelecek, buna gerek kalmayacak. Çünkü programın yazılımı, sizin ‘ne gibi konuları merak ettiğinizi tahmin edecek’, size, siz bir seçim yapmadan sunum yapmaya başlayacak. Çünkü önceki bütün seçimlerinize göre kişilik profilinizi tanımış olacak.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu açıklamada da yeni bir şey yok. Facebook, YouTube ve diğerleri bunu zaten aynen böyle yapıyor. Örneğin Netflix, etkileşimli “Bandersnatch” yayınında izleyicilerin seçeneklerini depoladığını şu gerekçeyle açıkladı: “İzleyicinin, daha sonra sitemize yapacağı ziyaretlerde ona kişiselleştirilmiş öneriler sunmamız ve Bandersnatch’te uyguladığımız öykü anlatma modelimizi nasıl daha iyileştireceğimizi anlamamız için…”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşin ironik yanı şu ki Netflix, Cambridge Analytica’nın “nasıl çalıştığını” anlatan “The Great Hack” (Türkçesi, Büyük Haklama olabilir?) belgeselini 24 Temmuz’da yayınlayacak. Sundance Film Festivali’nde gösterilen filmde İngiliz Guardian/Observer gazetelerinde konu hakkında sürekli araştırma yayınlayan gazeteci Carole Cadwalladr ve başkalarının tanıklıklarına yer veriliyor. Mart 2017’de ilk kez dünya kamuoyuna mal olan, ertesi yıl daha da dallanıp budaklanan Facebook-Cambridge Analytica skandalına dair ibretlik bir belgesel olacak herhalde?</span></p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 19.07.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bbc-secenekli-haber-programi-yapti">BBC, seçenekli haber programı yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14447</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jun 2017 12:04:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[silikon vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[the atlantic]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya’da sosyal medya, yalan haberi siteden 24 saatte silmezse 50 milyon Euro’ya kadar (milyon!) para cezası gelecek. Hükümetin kararı bu. Adalet Bakanı Heiko Maas: “Sokakta suç işlenmesine nasıl izin veremezsek, sosyal medyada da veremeyiz.” Yasa önerisinin adı 27 harften oluştuğu için kısaca NetzDG olarak biliniyor. Henüz Parlamento’da oylanmadı. Almanya’da sivil toplum örgütleri, öneriyi eleştirdiler. Bilişim şirketlerinin örgütü Bitkom, “Sosyal medyadaki içeriği sosyal medya şirketi değil, hükümet denetlemeli” dedi. Facebook benzer bir itirazla, “İçeriğe güvenmeyen sosyal medya şirketleri, yalan olup olmadığına bakmadan, her türlü içeriği silip atabilir. Oysa internette nefret söylemiyle, yalan haberle böyle mücadele edilemez” dedi. AB hukukuna aykırı? Zaten yasa önerisi her halde AB Hukuku’na da aykırı bulunacak. AB’de Dijital Tek Pazar’dan sorumlu “bakan” (Estonya’nın 2005 &#8211; 2014 başbakanı) Andrus Ansip, “Yalan haber kötü elbet, ama Gerçek Bakanlığı daha berbat” dedi. George Orwell’in “1984” romanındaki Gerçek Bakanlığı, “gerçeği” her günkü duruma göre sürekli tanımlar, değiştirir. Halkın neyi nasıl hatırlayacağını saptar. Avrupa’da bu tartışmalar sürerken, okyanusun öte yakasında üç büyük gazete, Trump’ın düşünce ve ifade özgürlüğüne 7/24 saldırılarına göğüs germeye çalışıyor. Demokrasi ve karanlık Geçtiğimiz aylarda Trump’ın, ciddi medyayla sürekli gerginlik yaratmasına karşı Washington Post (WaPo) ve New York Times (NYT) bu durumu anlamlı bir şekilde protesto ettiler. WaPo, gazete logosunun altına, “Demokrasi karanlıkta ölür” diye yazdı. NYT ise, “Gerçek, zordur” diye yazdı. NYT’nin sloganının Türkçe’de fazla bir anlamı yoksa da, gazete demek istiyor ki: Gerçekleri bulmak, yayınlamak, zordur. Kolay olan, yalan söylemek, aldatmak, uydurmaktır. Gerçek, zordur WaPo’nun harika sloganını meğerse “sahibi” Jeff Bezos, geçen yıl Nisan’da bir mülakat sırasında, öylesine, üzerine vurgu falan yapmadan, doğal bir şekilde söyleyivermiş. 7 Nisan 2016’da, daha Trump henüz resmen aday değilken, ama başkanlığa talipken Bezos şöyle konuşmuş: “Ben, demokrasinin karanlıkta öldüğüne hep inandım. Bazı kurumların, aydınlığın sürmesini sağlamak adına önemli rolleri var. Bence WaPo, bu iş için önemli bir konumda, başkentin ortasında yer alıyor.” Gazetenin yazı işleri kadrosu, Trump’ın başta WaPo olmak üzere ciddi ve saygın medyaya sürekli saldırmasına karşı, Bezos’un bu sözünü hatırlayıp, gazetenin adeta sloganı haline getirmeye karar vermiş. Habercilik kolay mı? Yalan-dolan, gerçek-sahte iddiaları, gündelik yaşamın kâbus gibi bir parçası oldu. Trump’ın, kendi hoşuna gitmeyen, sadece “öyle istediği için” suçladığı haberlere hemen “sahte” demesi ve bunu sürdürmesi, ciddi ve saygın medya kurumlarında sorun yaratıyor. Wall Street Journal (WSJ) bu konuda yenilikçi bir tutum takındı: Gerçek araştırmacı gazetecilik örneklerini animasyon haline getirdi. Ve yayınladı. “Haber, gerçekleri ortaya çıkartmak içindir. Gerçek haber ise büyük çaba, cesaret, dirayet, tutarlılık gerektirir.” Habercilik kolay değil WSJ, Silikon Vadisi’nde önemli bir sağlık teknolojisi şirketi Theranos’la ilgili bir skandalı ortaya çıkartan muhabiri John Carreyrou’nun, konuyu nasıl araştırdığını 1:47 dakikalık bir animasyona sığdırdı. Şirketin gizlilik sözleşmeleri yüzünden eski çalışanlar açıklama yapamazken, zaman içinde doktorlar, hastalar birer ikişer bilgi aktarmaya başlamış. Şirket, WSJ aleyhinde dava açmakla tehdit ettiği halde, buldukları kanıtlara güvenen editörler, Theranos’un “göründüğü gibi olmadığını” yayınlamış. Arkasından, bakanlıklar ve savcılık da devreye girmiş. Ve, The Atlantic Bu yıl 160’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan liberal haftalık siyasi fikir dergisi Atlantic, Trump’ın “olaylarını” veri gazeteciliğiyle inceliyor. Bazılarını video olarak sitesinde sunuyor. 17 Mart’ta yayınladığı 4 dakikalık videoda Trump’ın çıkar çatışmaları bağlamında İstanbul’daki Trump Towers binasına da atıf vardı. Atlantic’in Ocak’ta sitesini 37.2 milyon tekil ziyaretçi tıklamıştı. Edip Emil Öymen *Bu yazı 09.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan">Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’da sosyal medya, yalan haberi siteden 24 saatte silmezse 50 milyon Euro’ya kadar (milyon!) para cezası gelecek. Hükümetin kararı bu. Adalet Bakanı Heiko Maas: “Sokakta suç işlenmesine nasıl izin veremezsek, sosyal medyada da veremeyiz.” Yasa önerisinin adı 27 harften oluştuğu için kısaca NetzDG olarak biliniyor. Henüz Parlamento’da oylanmadı.</p>
<p>Almanya’da sivil toplum örgütleri, öneriyi eleştirdiler. Bilişim şirketlerinin örgütü Bitkom, “Sosyal medyadaki içeriği sosyal medya şirketi değil, hükümet denetlemeli” dedi. Facebook benzer bir itirazla, “İçeriğe güvenmeyen sosyal medya şirketleri, yalan olup olmadığına bakmadan, her türlü içeriği silip atabilir. Oysa internette nefret söylemiyle, yalan haberle böyle mücadele edilemez” dedi.</p>
<p><strong>AB hukukuna aykırı?</strong></p>
<p>Zaten yasa önerisi her halde AB Hukuku’na da aykırı bulunacak. AB’de Dijital Tek Pazar’dan sorumlu “bakan” (Estonya’nın 2005 &#8211; 2014 başbakanı) Andrus Ansip, “Yalan haber kötü elbet, ama Gerçek Bakanlığı daha berbat” dedi. George Orwell’in “1984” romanındaki Gerçek Bakanlığı, “gerçeği” her günkü duruma göre sürekli tanımlar, değiştirir. Halkın neyi nasıl hatırlayacağını saptar.</p>
<p>Avrupa’da bu tartışmalar sürerken, okyanusun öte yakasında üç büyük gazete, Trump’ın düşünce ve ifade özgürlüğüne 7/24 saldırılarına göğüs germeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Demokrasi ve karanlık</strong></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda Trump’ın, ciddi medyayla sürekli gerginlik yaratmasına karşı Washington Post (WaPo) ve New York Times (NYT) bu durumu anlamlı bir şekilde protesto ettiler. WaPo, gazete logosunun altına, “Demokrasi karanlıkta ölür” diye yazdı. NYT ise, “Gerçek, zordur” diye yazdı. NYT’nin sloganının Türkçe’de fazla bir anlamı yoksa da, gazete demek istiyor ki: Gerçekleri bulmak, yayınlamak, zordur. Kolay olan, yalan söylemek, aldatmak, uydurmaktır.</p>
<p><strong>Gerçek, zordur</strong></p>
<p>WaPo’nun harika sloganını meğerse “sahibi” Jeff Bezos, geçen yıl Nisan’da bir mülakat sırasında, öylesine, üzerine vurgu falan yapmadan, doğal bir şekilde söyleyivermiş. 7 Nisan 2016’da, daha Trump henüz resmen aday değilken, ama başkanlığa talipken Bezos şöyle konuşmuş: “Ben, demokrasinin karanlıkta öldüğüne hep inandım. Bazı kurumların, aydınlığın sürmesini sağlamak adına önemli rolleri var. Bence WaPo, bu iş için önemli bir konumda, başkentin ortasında yer alıyor.”</p>
<p>Gazetenin yazı işleri kadrosu, Trump’ın başta WaPo olmak üzere ciddi ve saygın medyaya sürekli saldırmasına karşı, Bezos’un bu sözünü hatırlayıp, gazetenin adeta sloganı haline getirmeye karar vermiş.</p>
<p><strong>Habercilik kolay mı?</strong></p>
<p>Yalan-dolan, gerçek-sahte iddiaları, gündelik yaşamın kâbus gibi bir parçası oldu. Trump’ın, kendi hoşuna gitmeyen, sadece “öyle istediği için” suçladığı haberlere hemen “sahte” demesi ve bunu sürdürmesi, ciddi ve saygın medya kurumlarında sorun yaratıyor. Wall Street Journal (WSJ) bu konuda yenilikçi bir tutum takındı: Gerçek araştırmacı gazetecilik örneklerini animasyon haline getirdi. Ve yayınladı. “Haber, gerçekleri ortaya çıkartmak içindir. Gerçek haber ise büyük çaba, cesaret, dirayet, tutarlılık gerektirir.”</p>
<p><strong>Habercilik kolay değil</strong></p>
<p>WSJ, Silikon Vadisi’nde önemli bir sağlık teknolojisi şirketi Theranos’la ilgili bir skandalı ortaya çıkartan muhabiri John Carreyrou’nun, konuyu nasıl araştırdığını 1:47 dakikalık bir animasyona sığdırdı. Şirketin gizlilik sözleşmeleri yüzünden eski çalışanlar açıklama yapamazken, zaman içinde doktorlar, hastalar birer ikişer bilgi aktarmaya başlamış. Şirket, WSJ aleyhinde dava açmakla tehdit ettiği halde, buldukları kanıtlara güvenen editörler, Theranos’un “göründüğü gibi olmadığını” yayınlamış. Arkasından, bakanlıklar ve savcılık da devreye girmiş.</p>
<p><strong>Ve, The Atlantic</strong></p>
<p>Bu yıl 160’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan liberal haftalık siyasi fikir dergisi Atlantic, Trump’ın “olaylarını” veri gazeteciliğiyle inceliyor. Bazılarını video olarak sitesinde sunuyor. 17 Mart’ta yayınladığı 4 dakikalık videoda Trump’ın çıkar çatışmaları bağlamında İstanbul’daki Trump Towers binasına da atıf vardı. Atlantic’in Ocak’ta sitesini 37.2 milyon tekil ziyaretçi tıklamıştı.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 09.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan">Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6800</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
