<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>internet arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/internet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/internet</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jun 2023 11:35:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 16:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[adsl]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[baz istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[BTK]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fiber]]></category>
		<category><![CDATA[gsm]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilmez]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[pahalı]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altyapı denince aklınıza ne geliyor? Elektrik, su, yol? Sabit telefon? Belki 20-30 seneye kadar böyleydi. Şimdi internet önem sırasında çoğunun önüne geçti. Bir düşünün, sabit telefonu olmayan, ama internet bağlantısı olan ne çok insan var. Internet bağlantınız olmadan yaşayamazsınız ama internet üzerinden telefonla da konuşursunuz, başka işlerinizi de yaparsınız. Pandemide evden çıkmadık; ulaşımın önemi azaldı, tüm işlerimizi internet üzerinden yürüttük. Yürütebildik mi? Bazımız idare etti; bazılarımızın interneti çekmedi. Ders anlatırken, “hocam dondunuz” lafını ne çok duyduk. Yine de kör topal ders anlattık kopuk kopuk. Küçük yerleşim yerlerinde, köylerde yaşayıp ders dinlemeye çalışanlar hiç bağlanamadı; dağ başlarına, mobil telefon şebekelerinin çektiği yerlere çıkıp ders dinlemeye çalışan öğrenciler haber oldu. Çeken de çekmeyen de yüksek faturalar ödedi. Bir konuşup, üç ödüyoruz! Vergiler, depreme hazırlık için kullanılacak diye konulup amacı dışında kullanılan özel iletişim vergisi o payı bu payı derken dünyanın en yavaş, en pahalı interneti bizde. En yavaş interneti de bizde! Sahiden mi? Hani teknolojide dünya lideriydik? Internet hızı, saniyede megabit ile ölçülüyor. Yani bir saniyede kaç milyon bit yollayabiliyorsunuz? Milyon bit deyince, çok bir şey sanılmasın: Sayısal imgeler, videolar zaten saniyede on milyonlarca bit tutabiliyor. Interneti en hızlı olan ülke, Monako, genişbant hızı 261 Mbit/s*. Singapur ikinci: 255 Mbit/s. Türkiye 43 Mbit/s ile 89. sırada. OECD ülkelerinin en kötü internet hızına sahip. Gana, Laos, Kırgızistan, Özbekistan ve Arnavutluk’un altında. Genişbant denince, fiber bağlantı gerekli. Oysa bizde, ülkenin çoğu yerinde bir tek mobil internet var. Fiber kullanım oranımız çok düşük; sonuç ortada. Dünyada internetin en yavaş olduğu yerler arasındayız. Yavaşlıktan şikayet ederken deprem oldu. Günlerce, haftalarca iletişim aksadı, pek çok yerde tamamen kesildi. Afete müdahalede yaşanan koordinasyonsuzluğun pek çok nedeni olsa da, iletişim hatlarının kopukluğu en önemli faktörlerden birisiydi. Anlaşıldı ki, afete müdahalede pek çok şey unutulduğu gibi, afet anında iletişim de unutulmuş! Bunların sorumlusu kim? Internet niye yavaş, güvensiz ve pahalı? Birinci sorumlu, tabii ki, BTK, yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. Görevi, bilişim ve iletişim alanında altyapıyı geliştirecek ve tüketiciyi koruyacak mevzuatı geliştirmek ve uygulamak olan kurum! Bizler BTK’yı iletişimi engelleyen, istihbarat ve fişleme yapan kurum olarak biliyoruz ama asıl kuruluş amacı bilişim ve iletişim altyapısını geliştirecek düzenlemeleri yapmak. Değerli Telekom uzmanı gazeteci Füsun Sarp Nebil, deprem sonrasında, sorumlulara sorduğu teknik sorularla, eksiklikleri ortaya seriyor. Aşağıdaki soruları, öncelikle mobil GSM şirketlerine sormuş. Şimdi de BTK’dan cevap bekliyor**. Sorular şunlar: Deprem bölgesinde kaç abone var, kaç baz istasyonu var, teknolojileri ne? (2G,3G,4G). Kaçında fiber bağlantı var? Hızlar niye düşük? Depremde baz istasyonlarında nasıl kayıplar oldu, niye bağlantı kesildi, nasıl telafi edildi? Deprem olacağı biliniyordu; buna yönelik nasıl hazırlıklar yapıldı? Yedekleme yapıldı mı? Altyapı ünitelerine deprem izolatörü kondu mu? Deprem sonrası, enkaz altında kalanların sinyal listesini tespit edip yerlerini AFAD’a bildirdiniz mi? Kurtarma çalışmalarına destek oldunuz mu? Ve son olarak: İstanbul depremine yönelik hazırlığınız var mı? Füsun Sarp Nebil’in yazılarını izliyor; bu soruların cevaplarını merakla bekliyoruz.* Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 362. sayıda yayınlanmıştır. https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country ** Telefon operatörlerimiz depremde ne yaptılar? Füsun Sarp Nebil*</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali">Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altyapı denince aklınıza ne geliyor? Elektrik, su, yol? Sabit telefon? Belki 20-30 seneye kadar böyleydi. Şimdi internet önem sırasında çoğunun önüne geçti. Bir düşünün, sabit telefonu olmayan, ama internet bağlantısı olan ne çok insan var. Internet bağlantınız olmadan yaşayamazsınız ama internet üzerinden telefonla da konuşursunuz, başka işlerinizi de yaparsınız.</p>
<p>Pandemide evden çıkmadık; ulaşımın önemi azaldı, tüm işlerimizi internet üzerinden yürüttük. Yürütebildik mi? Bazımız idare etti; bazılarımızın interneti çekmedi. Ders anlatırken, “hocam dondunuz” lafını ne çok duyduk. Yine de kör topal ders anlattık kopuk kopuk. Küçük yerleşim yerlerinde, köylerde yaşayıp ders dinlemeye çalışanlar hiç bağlanamadı; dağ başlarına, mobil telefon şebekelerinin çektiği yerlere çıkıp ders dinlemeye çalışan öğrenciler haber oldu.</p>
<p>Çeken de çekmeyen de yüksek faturalar ödedi. Bir konuşup, üç ödüyoruz! Vergiler, depreme hazırlık için kullanılacak diye konulup amacı dışında kullanılan özel iletişim vergisi o payı bu payı derken <strong>dünyanın en yavaş, en pahalı interneti bizde. En yavaş interneti de bizde!</strong></p>
<p>Sahiden mi? Hani teknolojide dünya lideriydik? Internet hızı, saniyede megabit ile ölçülüyor. Yani bir saniyede kaç milyon bit yollayabiliyorsunuz? Milyon bit deyince, çok bir şey sanılmasın: Sayısal imgeler, videolar zaten saniyede on milyonlarca bit tutabiliyor. Interneti en hızlı olan ülke, Monako, genişbant hızı 261 Mbit/s*. Singapur ikinci: 255 Mbit/s.</p>
<p><strong>Türkiye 43 Mbit/s ile 89. sırada. </strong>OECD ülkelerinin en kötü internet hızına sahip. Gana, Laos, Kırgızistan, Özbekistan ve Arnavutluk’un altında.</p>
<p>Genişbant denince, fiber bağlantı gerekli. Oysa bizde, ülkenin çoğu yerinde bir tek mobil internet var. Fiber kullanım oranımız çok düşük; sonuç ortada. Dünyada internetin en yavaş olduğu yerler arasındayız. Yavaşlıktan şikayet ederken deprem oldu. Günlerce, haftalarca iletişim aksadı, pek çok yerde tamamen kesildi. Afete müdahalede yaşanan koordinasyonsuzluğun pek çok nedeni olsa da, iletişim hatlarının kopukluğu en önemli faktörlerden birisiydi. Anlaşıldı ki, afete müdahalede pek çok şey unutulduğu gibi, afet anında iletişim de unutulmuş! Bunların sorumlusu kim?</p>
<p>Internet niye yavaş, güvensiz ve pahalı? Birinci sorumlu, tabii ki, BTK, yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. Görevi, bilişim ve iletişim alanında altyapıyı geliştirecek ve tüketiciyi koruyacak mevzuatı geliştirmek ve uygulamak olan kurum! Bizler BTK’yı iletişimi engelleyen, istihbarat ve fişleme yapan kurum olarak biliyoruz ama asıl kuruluş amacı bilişim ve iletişim altyapısını geliştirecek düzenlemeleri yapmak. Değerli Telekom uzmanı gazeteci Füsun Sarp Nebil, deprem sonrasında, sorumlulara sorduğu teknik sorularla, eksiklikleri ortaya seriyor. Aşağıdaki soruları, öncelikle mobil GSM şirketlerine sormuş. Şimdi de BTK’dan cevap bekliyor**.</p>
<p>Sorular şunlar: Deprem bölgesinde kaç abone var, kaç baz istasyonu var, teknolojileri ne? (2G,3G,4G). Kaçında fiber bağlantı var? Hızlar niye düşük? Depremde baz istasyonlarında nasıl kayıplar oldu, niye bağlantı kesildi, nasıl telafi edildi? Deprem olacağı biliniyordu; buna yönelik nasıl hazırlıklar yapıldı? Yedekleme yapıldı mı? Altyapı ünitelerine deprem izolatörü kondu mu? Deprem sonrası, enkaz altında kalanların sinyal listesini tespit edip yerlerini AFAD’a bildirdiniz mi? Kurtarma çalışmalarına destek oldunuz mu?</p>
<p>Ve son olarak: İstanbul depremine yönelik hazırlığınız var mı? Füsun Sarp Nebil’in yazılarını izliyor; bu soruların cevaplarını merakla bekliyoruz.*</p>
<p><strong>Lale Akarun / </strong><strong><a href="mailto:akarun@boun.edu.tr">akarun@boun.edu.tr</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-362-9-mart-2023-dijital-pdf/">362. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong><a href="https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country"> https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country</a> ** </strong></p>
<p><strong><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/telefon-operatorlerimiz-depremde-ne-yaptilar-ii-turkcell">Telefon operatörlerimiz depremde ne yaptılar?</a> Füsun Sarp Nebil*</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali">Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29536</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2023 10:25:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akkuyu nükleer santrali]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[CO2]]></category>
		<category><![CDATA[data]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla! Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. O zaman ne yapmalıyız?  Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda. Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy! Şekil 1: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.   Şekil 2: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar) Şekil 3: Haftada kaç saat online video izliyoruz? Şekil 4: Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi) Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/. Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor. Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg. Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2. Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor. Çizelge 1: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2. Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir. Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar? Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor. Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6). Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/. Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi). Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor. Internet için elektrik neden gitgide artıyor? Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil. Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor. Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor. Şekil 5: Internet veri merkezi Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp CO2 salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan CO2 miktarının büyüklüğü kestirilebilir. Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor. Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor. Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor. Şekil 6: Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. Şekilde sağda: Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde solda: Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde ortada: İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir. Internetin olumlu yanları Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir. Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir. Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor. Şekil 7: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika) Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler: E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak. E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir). Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak. Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak. Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak. Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek. Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek). Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor. Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de CO2 salınımını azaltacaktır. Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır. Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak. Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek. Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak. Sonuç Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/. (*) Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır. Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, ybatakan4@gmail.com /1/ İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com) 2018 /2/ https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation /3/ Think Digital Green 28.10.2021 /4/ Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org). /5/ https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2 /6/ https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser /7/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 /8/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES /9/ https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen /10/ https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html /11/ https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla!</em></p>
<p><em>Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! </em></p>
<p><em>Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. </em><em>O zaman ne yapmalıyız?</em><em> </em></p>
<p><em>Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda.</em></p>
<p>Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy!</p>
<p><strong>Şekil 1</strong>: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-28902 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png" alt="" width="458" height="290" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png 458w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1-300x190.png 300w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" /> </strong></p>
<p><strong>Şekil 2</strong>: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png" alt="" width="400" height="287" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png 400w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2-300x215.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p><strong> Şekil 3:</strong> Haftada kaç saat online video izliyoruz?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28905" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png" alt="" width="345" height="264" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png 345w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3-300x230.png 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></p>
<p><strong>Şekil 4:</strong> Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28906" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png" alt="" width="396" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png 396w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4-300x187.png 300w" sizes="auto, (max-width: 396px) 100vw, 396px" /></p>
<p><strong>Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/.</strong></p>
<p>Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor.</p>
<p>Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, <strong>Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg.</strong> Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor.</p>
<p><strong>Çizelge 1</strong>: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28908" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg" alt="" width="500" height="738" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg 640w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1-203x300.jpeg 203w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir.</p>
<p><strong>Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar?</strong></p>
<p>Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor.</p>
<p>Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6).</p>
<p>Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/.</p>
<p>Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi).</p>
<p>Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor.</p>
<p><strong>Internet için elektrik neden gitgide artıyor?</strong></p>
<p>Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil.</p>
<p>Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor.</p>
<p>Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 5:</strong> Internet veri merkezi</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28910 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png" alt="" width="487" height="252" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png 487w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 487px) 100vw, 487px" /></p>
<p>Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp <strong>CO2 </strong> salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan <strong>CO2 </strong> miktarının büyüklüğü kestirilebilir.</p>
<p>Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor.</p>
<p>Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor.</p>
<p>Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor.</p>
<p><strong>Şekil 6: </strong>Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. <strong>Şekilde sağda:</strong> Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde solda:</strong> Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde ortada:</strong> İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28911" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png" alt="" width="500" height="509" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png 703w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6-295x300.png 295w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin olumlu yanları</strong></p>
<p>Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir.</p>
<p>Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir.</p>
<p>Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 7</strong>: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28912" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png" alt="" width="500" height="244" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png 679w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7-300x147.png 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler:</strong></p>
<ol>
<li>E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak.</li>
<li>E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir).</li>
<li>Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak.</li>
<li>Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak.</li>
<li>Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak.</li>
<li>Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek.</li>
<li>Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek).</li>
<li>Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor.</li>
<li>Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de <strong>CO2 </strong>salınımını azaltacaktır.</li>
<li>Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır.</li>
<li>Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak.</li>
<li>Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek.</li>
<li>Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/.</p>
<p><strong>(*) </strong>Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, </strong><a href="mailto:ybatakan4@gmail.com"><strong>ybatakan4@gmail.com</strong></a></p>
<p>/1/ <a href="https://www.radyasyonyatakan.com/yazi/internetin-kullandigi-asiri-elektrik-ve-salinan-co2">İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com)</a> 2018</p>
<p>/2/ <a href="https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation">https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation</a></p>
<p>/3/ Think Digital Green 28.10.2021</p>
<p>/4/ <a href="https://theshiftproject.org/wp-content/uploads/2019/07/Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf">Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org)</a>.</p>
<p>/5/ <a href="https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2">https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2</a></p>
<p>/6/ <a href="https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser">https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser</a></p>
<p>/7/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 </a></p>
<p>/8/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES </a></p>
<p>/9/ <a href="https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen">https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen</a></p>
<p>/10/ <a href="https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html">https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html</a></p>
<p>/11/ <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275"><u>https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</u></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Virüse karşı elimizdeki kozu kullanalım!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/viruse-karsi-elimizdeki-kozu-kullanalim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jul 2020 14:58:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[cem say]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilgisayar mühendislerinin insanlığa en büyük armağanı olan yeni büyük ağı neden hakkıyla kullanmıyoruz? Neden her gün onca çocuk ve genci otobüslere ve sınıflara doldurup “korona partisi” yaptıralım? Bu çağda internetsiz, bilgisayarsız öğrenci olur mu? Dünyamız Covid-19 belasıyla boğuşmaya başladığında, son yıllarda insanlar arasındaki bilgi akışını bizim neslin gençliğinde hayal bile edilemeyecek şekilde kolaylaştıran teknolojinin yeni düşmanımız olan sinsi virüse karşı da en önemli silahımız olduğunu fark ettik. Bilim insanlarının araştırma sonuçlarını birbirleriyle anında paylaşabilmeleri için kurulmuş olan altyapı sayesinde aşı ve ilaç çalışmaları benzersiz bir hızla yola koyuldu. (Bilgiyi özgürce akıtmak yerine sansürlemeye odaklı eski kafa yapısının zararı da bir kez daha ortaya çıktı.) Dahası, milyonlarca insan tarihte görülmemiş bir hızla yaşama tarzını değiştirebildi. Bazılarımız neredeyse hiçbir kesinti yaşamadan onlarca yıllık işlerimizi işyerine hiç gitmeden, evden yapabileceğimizi, hatta dışarı çıkmayı gerektirdiği sanılan neredeyse tüm faaliyetlerimizi eve çekebileceğimizi gördük. Milyonlarca öğrenci okulları boşaltıp eğitimlerini sürdürmek için  ekran başına oturdular, boş vakitlerinde de yıllardır “bırak şu telefonu elinden!” diye homurdanan büyüklerinin aniden dijitalleşen hayatlarına uyum sağlamalarına yardım etmeye çalıştılar. Fiziksel olarak ayrı kaldığımız sevdiklerimizle istediğimiz anda yüz yüze konuşabildik. Bir yandan da insanların aylarca evlerinden çıkmadan alışveriş yapıp tüm gereksinimlerinin kapılarının önüne bırakılmasını sağlayabilenler ile buna gücü yetmeyenler olarak ikiye ayrıldığı, kimi şatafatlı devletlerin o eski çağdan miras düzenlerinin yoksulları geçici bir süre için bile evlerinde hayatta tutacak güce ve basirete sahip olmadığı meydana çıktı. Karantina günlerinde tamamladığım “Yeni Dünya, Yeni Ağ” kitabımda kelimenin tam anlamıyla bir “devrim” olarak tanımlamamız gereken bilgi teknolojisinin doğuşunu ve dünyayı sarışını anlatırken eğitim konusunda sağladığı benzersiz olanaklara da değiniyorum: Artık cehaletin hiçbir mazereti kalmadı. İnternete bağlanabilen bir insan dünyanın en iyi öğretmenlerinin en iyi derslerini izleyebiliyor; dil engelini aşmak için de yine internet üzerinde bedavaya bulabileceğiniz dersler var. Türkiye salgının başında akıllıca bir kararla her düzeyde okulu kapatarak uzaktan öğretime geçti. Ansızın gereken bu geçişin sonucunda bahar yarıyılında mükemmel eğitim verememiş olabiliriz elbet. Bilgisayar mühendisliği hocası olarak benim bile dersi “tahtada” veriyor olma izlenimini yaratacak düzeneği kurmam birkaç hafta sürdü. Fakat asıl sorun, bazı öğrencilerin internete bağlanamamasıydı. Bu büyük adaletsizlik (ve uzaktan sınav yapmanın zorlukları) Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2020 baharında not verilmeyeceğini, herkesin sınıfı geçeceğini açıklamasında etken oldu. Öte yandan, kimi üniversitelerin ve ortaöğretimde bir grup okulun uzaktan eğitimi bu şartlar altında hakkıyla gerçekleştirdiğine, öğrencilerin her sabah olağan programlarındaki dersleri hocalarıyla yüzyüze gelip konuşarak aldıklarına, yoklama yapıldığına vs. de tanığım. MEB’in “not yok” kararı bu şekilde düzgün eğitim alabilen ortaöğretim öğrencilerinde motivasyon kaybı yarattı. Salgın bitmedi, sonbahar için uzmanların tahminleri de pek neşeli değil. Okullar gerçekten 31 Ağustos’ta açılacak mı? MEB’in duyurduğu “her dört metrekareye bir öğrenci” şartlarını sağlayabilecek bir okul biliyor musunuz? Yoksa bu kurallar pandemi başında toplu taşıma için konulanlar gibi ilk gün uygulanamayacakları görülüp kaldırılacak mı? Uzaktan öğretim sürerse internetle buluşturamadığımız çocuklarımız ne olacak? Benim önerim şu: MEB (eğer bunu henüz yapmadıysa) hemen tüm öğrencilerine yukarıda özetlediğim kaliteli şekilde uzaktan eğitim verebilen okulların hangileri olduğunu saptasın, sonra da en azından bu okulların 2020-2021 döneminde de uzaktan eğitim vermesine izin versin. Fakat bu sefer uzaktan eğitim gören öğrenciler de ödev ve sözlü sınavlar üzerinden (“yumuşak” da olsa) bir değerlendirme ile not alsınlar. Böylece “nasılsa sınıf geçeceğim, neden derse çalışayım?” fikri oluşmasın. Bu öneri “ideal olmayan bir dünyada elimizden gelenin en iyisini nasıl yaparız?” düşüncesinden kaynaklanıyor. Eğer amaç virüsün yayılmasına olabildiğince az şans vermekse ne kadar kişiyi toplu mekanlardan ve taşıtlardan uzak tutabilirsek o kadar iyi. Böyle bir karar, belli sayıda insanın trafikten çekilmesini sağlayarak (uzaktan eğitimi yeterli nitelikte – veya hiç – veremeyen okulların öğrenci ve öğretmenleri de dahil olmak üzere) evden çıkmak zorunda olan diğer yurttaşlara da faydalı olacaktır. Peki ama bu adaletsizlik değil mi? Evet! Ama bu adaletsizliğin çözümü herkesi sınıflara sokup “korona partisi”ne dahil etmekte değil. “Bu çağda tüm öğrencilerine eğitimleri için gerekli hızda internet bağlantısı ve cihaz sağlayamayan devlet olur mu? O kadar vergimiz nereye gidiyor?” diye sesimizi yükseltip uyuyanları uyandırmakta. Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/viruse-karsi-elimizdeki-kozu-kullanalim">Virüse karşı elimizdeki kozu kullanalım!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgisayar mühendislerinin insanlığa en büyük armağanı olan yeni büyük ağı neden hakkıyla kullanmıyoruz? Neden her gün onca çocuk ve genci otobüslere ve sınıflara doldurup “korona partisi” yaptıralım? Bu çağda internetsiz, bilgisayarsız öğrenci olur mu?</p>
<p>Dünyamız Covid-19 belasıyla boğuşmaya başladığında, son yıllarda insanlar arasındaki bilgi akışını bizim neslin gençliğinde hayal bile edilemeyecek şekilde kolaylaştıran teknolojinin yeni düşmanımız olan sinsi virüse karşı da en önemli silahımız olduğunu fark ettik. Bilim insanlarının araştırma sonuçlarını birbirleriyle anında paylaşabilmeleri için kurulmuş olan altyapı sayesinde aşı ve ilaç çalışmaları benzersiz bir hızla yola koyuldu. (Bilgiyi özgürce akıtmak yerine sansürlemeye odaklı eski kafa yapısının zararı da bir kez daha ortaya çıktı.) Dahası, milyonlarca insan tarihte görülmemiş bir hızla yaşama tarzını değiştirebildi. Bazılarımız neredeyse hiçbir kesinti yaşamadan onlarca yıllık işlerimizi işyerine hiç gitmeden, evden yapabileceğimizi, hatta dışarı çıkmayı gerektirdiği sanılan neredeyse tüm faaliyetlerimizi eve çekebileceğimizi gördük. Milyonlarca öğrenci okulları boşaltıp eğitimlerini sürdürmek için  ekran başına oturdular, boş vakitlerinde de yıllardır “bırak şu telefonu elinden!” diye homurdanan büyüklerinin aniden dijitalleşen hayatlarına uyum sağlamalarına yardım etmeye çalıştılar. Fiziksel olarak ayrı kaldığımız sevdiklerimizle istediğimiz anda yüz yüze konuşabildik. Bir yandan da insanların aylarca evlerinden çıkmadan alışveriş yapıp tüm gereksinimlerinin kapılarının önüne bırakılmasını sağlayabilenler ile buna gücü yetmeyenler olarak ikiye ayrıldığı, kimi şatafatlı devletlerin o eski çağdan miras düzenlerinin yoksulları geçici bir süre için bile evlerinde hayatta tutacak güce ve basirete sahip olmadığı meydana çıktı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-19318 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/ydyakapak-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/ydyakapak-193x300.jpg 193w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/ydyakapak.jpg 411w" sizes="auto, (max-width: 193px) 100vw, 193px" />Karantina günlerinde tamamladığım “Yeni Dünya, Yeni Ağ” kitabımda kelimenin tam anlamıyla bir “devrim” olarak tanımlamamız gereken bilgi teknolojisinin doğuşunu ve dünyayı sarışını anlatırken eğitim konusunda sağladığı benzersiz olanaklara da değiniyorum: Artık cehaletin hiçbir mazereti kalmadı. İnternete bağlanabilen bir insan dünyanın en iyi öğretmenlerinin en iyi derslerini izleyebiliyor; dil engelini aşmak için de yine internet üzerinde bedavaya bulabileceğiniz dersler var.</p>
<p>Türkiye salgının başında akıllıca bir kararla her düzeyde okulu kapatarak uzaktan öğretime geçti. Ansızın gereken bu geçişin sonucunda bahar yarıyılında mükemmel eğitim verememiş olabiliriz elbet. Bilgisayar mühendisliği hocası olarak benim bile dersi “tahtada” veriyor olma izlenimini yaratacak düzeneği kurmam birkaç hafta sürdü. Fakat asıl sorun, bazı öğrencilerin internete bağlanamamasıydı. Bu büyük adaletsizlik (ve uzaktan sınav yapmanın zorlukları) Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2020 baharında not verilmeyeceğini, herkesin sınıfı geçeceğini açıklamasında etken oldu. Öte yandan, kimi üniversitelerin ve ortaöğretimde bir grup okulun uzaktan eğitimi bu şartlar altında hakkıyla gerçekleştirdiğine, öğrencilerin her sabah olağan programlarındaki dersleri hocalarıyla yüzyüze gelip konuşarak aldıklarına, yoklama yapıldığına vs. de tanığım. MEB’in “not yok” kararı bu şekilde düzgün eğitim alabilen ortaöğretim öğrencilerinde motivasyon kaybı yarattı.</p>
<p>Salgın bitmedi, sonbahar için uzmanların tahminleri de pek neşeli değil. Okullar gerçekten 31 Ağustos’ta açılacak mı? MEB’in duyurduğu “her dört metrekareye bir öğrenci” şartlarını sağlayabilecek bir okul biliyor musunuz? Yoksa bu kurallar pandemi başında toplu taşıma için konulanlar gibi ilk gün uygulanamayacakları görülüp kaldırılacak mı? Uzaktan öğretim sürerse internetle buluşturamadığımız çocuklarımız ne olacak?</p>
<p>Benim önerim şu: MEB (eğer bunu henüz yapmadıysa) hemen tüm öğrencilerine yukarıda özetlediğim kaliteli şekilde uzaktan eğitim verebilen okulların hangileri olduğunu saptasın, sonra da en azından bu okulların 2020-2021 döneminde de uzaktan eğitim vermesine izin versin. Fakat bu sefer uzaktan eğitim gören öğrenciler de ödev ve sözlü sınavlar üzerinden (“yumuşak” da olsa) bir değerlendirme ile not alsınlar. Böylece “nasılsa sınıf geçeceğim, neden derse çalışayım?” fikri oluşmasın.</p>
<p>Bu öneri “ideal olmayan bir dünyada elimizden gelenin en iyisini nasıl yaparız?” düşüncesinden kaynaklanıyor. Eğer amaç virüsün yayılmasına olabildiğince az şans vermekse ne kadar kişiyi toplu mekanlardan ve taşıtlardan uzak tutabilirsek o kadar iyi. Böyle bir karar, belli sayıda insanın trafikten çekilmesini sağlayarak (uzaktan eğitimi yeterli nitelikte – veya hiç – veremeyen okulların öğrenci ve öğretmenleri de dahil olmak üzere) evden çıkmak zorunda olan diğer yurttaşlara da faydalı olacaktır.</p>
<p>Peki ama bu adaletsizlik değil mi? Evet! Ama bu adaletsizliğin çözümü herkesi sınıflara sokup “korona partisi”ne dahil etmekte değil. “Bu çağda tüm öğrencilerine eğitimleri için gerekli hızda internet bağlantısı ve cihaz sağlayamayan devlet olur mu? O kadar vergimiz nereye gidiyor?” diye sesimizi yükseltip uyuyanları uyandırmakta.</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/viruse-karsi-elimizdeki-kozu-kullanalim">Virüse karşı elimizdeki kozu kullanalım!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19317</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güvenli internet (günü)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/guvenli-internet-gunu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jan 2020 11:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Internetle ilgili zengin bir içerik ve yaygın bir katılımla gerçekleştirilen etkinliklerden birisi de “Güvenli Internet Günü”. 2004 yılında AB bünyesinde başlayan süreç, bugün yüzün üstündeki ülkeyey yayılmış durumda. Etkinlik bu yıl 7 Şubatta kutlandı. Amaç temelde çocukların ve gençlerin internetin olumsuz yanlarından etkilenmelerini en aza indirmek, ebeveynlerde ve öğretmenlerde bu konuda bir farkındalık yaratmak. Internetin iyi olduğu kadar kötü yanlarının da olduğunu artık herkes biliyor. Ancak bu olumsuz yanlarıyla ne şekilde mücadele edileceği hakkında yaygın bir bilgi birikimi yok. Örneğin filtre sistemi ile internet aboneliğinizi belli bir kontrol altına alabileceğinizi biliyor musunuz? Ülkemizde uygulanmasına rağmen başka tartışmaların gölgesinde kalmış temel çözüm modelidir filtre sistemi. Doğasına aykırı unsurlar da içerdiği için tartışma yaratmış ne yazık ki işin özüne yönelik konulara odaklanılması mümkün olmamıştır. Filtre sistemi aslen sansür değildir (olmamalıdır). Daha ziyade ebeveynlerin (ya da genelde internet abonelerinin) kendi yaşam gerçeklerine göre internet etkileşimini hangi sınırlar çerçevesinde yapmak istiyorsa onu belirlemesini sağlamada yardımcı olacak bir araçtır. Nasıl? Eğer evde küçük yaşta çocuk varsa ve internet erişimi istiyorsa, ebeveyn internet aboneliğini Çocuk Profili’ne ayarlayabilir. Bu profilde; çocuğu olumsuz yönde etkilemeyecek sitelere erişim mümkün olur; diğer hiçbir siteye girilemez. Alternatif bir başka profil de Aile Profili’dir. Burada da ev ahalisinin erişmesinde sakınca olabilecek sitelere erişimi sınırlayan ancak diğer tüm sitelere erişme olanağı veren bir yapı vardır. Evde yetişkin bir kızınız veya oğlunuz varsa onun sağlığını bozacak türden sitelere erişmesini istemeyebilirsiniz. Güvenlik konusunda aileleri bilinçlendirmek için açılmış olan çeşitli kamu siteleri var. Bunların başında www.guvenlinet.org.tr geliyor. Bu sitede ebeveynler ve öğretmenler temel internet güvenliği konusunda bilgi edinebilirler. Ailelere Tavsiyeler bölümünde çeşitli kritik bilgi sıralanmış. Internet kullanımının ne şekilde uygulanabileceğinden tutun da (örn. “Internet kullanımında yasaklayıcı değil, zaman açısından sınırlayıcı olun”) olası tehlikelerin neler olduğuna (örn. “Aşırı kullanımın sebep olduğu internet bağımlılığı”) nasıl örnek olunabileceğinden (örn. “Internet dışında aile içi aktiviteler düzenleyin”) sosyal ağlarda nelere dikkat edileceğine kadar (örn. “Tanımadıkları kişileri arkadaş listesine eklememelerini söyleyin”) geniş bir spektrumda tavsiyeler yer almakta. Bu siteye ek olarak www.gig.org.tr sitesinden güvenli internet günü ile ilgili aktivitelere ve içeriğe erişmek mümkün. Ancak en zengin içerik görüldüğü kadarıyla www.guvenliweb.org.tr sitesinde yer almakta. Burada eğitim dökümanları, pratik video klipler vb mevcut. Bilgi çağında lider olmak, sonuç almak (konu ne olursa olsun) doğru enformasyona, veriye ulaşıp onları akıl süzgecinden geçirmeden mümkün değil. O halde temel beceriler şu olmalı: Enformasyona erişmesini bilmek, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edebilmek, doğru olanları analiz edebilmek, sonuçlar üretebilmek, o sonuçları pratiğe uygulayabilmek. Yoksa ne olacağı belli : “Ya nice okumaktır!” Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT&#8217;nin 47. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/guvenli-internet-gunu">Güvenli internet (günü)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Internetle ilgili zengin bir içerik ve yaygın bir katılımla gerçekleştirilen etkinliklerden birisi de <strong>“Güvenli Internet Günü”.</strong> 2004 yılında AB bünyesinde başlayan süreç, bugün yüzün üstündeki ülkeyey yayılmış durumda. Etkinlik bu yıl 7 Şubatta kutlandı. Amaç temelde <strong>çocukların ve gençlerin</strong> internetin olumsuz yanlarından etkilenmelerini en aza indirmek, ebeveynlerde ve öğretmenlerde bu konuda bir farkındalık yaratmak.</p>
<p>Internetin iyi olduğu kadar kötü yanlarının da olduğunu artık herkes biliyor. Ancak bu olumsuz yanlarıyla ne şekilde mücadele edileceği hakkında yaygın bir <strong>bilgi birikimi</strong> yok. Örneğin <strong>filtre sistemi</strong> ile internet aboneliğinizi belli bir kontrol altına alabileceğinizi biliyor musunuz?</p>
<p>Ülkemizde uygulanmasına rağmen başka tartışmaların gölgesinde kalmış temel çözüm modelidir filtre sistemi. Doğasına aykırı unsurlar da içerdiği için tartışma yaratmış ne yazık ki işin özüne yönelik konulara odaklanılması mümkün olmamıştır.</p>
<p>Filtre sistemi aslen <strong>sansür değildir (olmamalıdır)</strong>. Daha ziyade ebeveynlerin (ya da genelde internet abonelerinin) kendi yaşam gerçeklerine göre internet etkileşimini hangi sınırlar çerçevesinde yapmak istiyorsa onu belirlemesini sağlamada yardımcı olacak bir araçtır. Nasıl? Eğer evde küçük yaşta çocuk varsa ve internet erişimi istiyorsa, ebeveyn internet aboneliğini <strong>Çocuk Profili</strong>’ne ayarlayabilir. Bu profilde; çocuğu olumsuz yönde etkilemeyecek sitelere erişim mümkün olur; diğer hiçbir siteye girilemez.</p>
<p>Alternatif bir başka profil de <strong>Aile Profili</strong>’dir. Burada da ev ahalisinin erişmesinde sakınca olabilecek sitelere erişimi sınırlayan ancak diğer tüm sitelere erişme olanağı veren bir yapı vardır. Evde yetişkin bir kızınız veya oğlunuz varsa onun sağlığını bozacak türden sitelere erişmesini istemeyebilirsiniz.</p>
<p>Güvenlik konusunda aileleri bilinçlendirmek için açılmış olan çeşitli kamu siteleri var. Bunların başında <strong>www.guvenlinet.org.tr</strong> geliyor. Bu sitede ebeveynler ve öğretmenler temel internet güvenliği konusunda bilgi edinebilirler.</p>
<p><strong>Ailelere Tavsiyeler</strong> bölümünde çeşitli kritik bilgi sıralanmış. Internet kullanımının ne şekilde uygulanabileceğinden tutun da (örn. <strong>“Internet kullanımında yasaklayıcı değil, zaman açısından sınırlayıcı olun”</strong>) olası tehlikelerin neler olduğuna (örn. <strong>“Aşırı kullanımın sebep olduğu internet bağımlılığı”</strong>) nasıl örnek olunabileceğinden (örn. <strong>“Internet dışında aile içi aktiviteler düzenleyin”</strong>) sosyal ağlarda nelere dikkat edileceğine kadar (örn<strong>. “Tanımadıkları kişileri arkadaş listesine eklememelerini söyleyin”</strong>) geniş bir spektrumda tavsiyeler yer almakta.</p>
<p>Bu siteye ek olarak <a href="http://www.gig.org.tr">www.gig.org.tr</a> sitesinden <strong>güvenli internet günü</strong> ile ilgili aktivitelere ve içeriğe erişmek mümkün. Ancak en zengin içerik görüldüğü kadarıyla <a href="http://www.guvenliweb.org.tr">www.guvenliweb.org.tr</a> sitesinde yer almakta. Burada eğitim dökümanları, pratik video klipler vb mevcut.</p>
<p>Bilgi çağında <strong>lider olmak</strong>, sonuç almak (konu ne olursa olsun) doğru enformasyona, veriye ulaşıp onları akıl süzgecinden geçirmeden mümkün değil. O halde <strong>temel beceriler</strong> şu olmalı: Enformasyona erişmesini bilmek, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu ayırt edebilmek, doğru olanları analiz edebilmek, sonuçlar üretebilmek, o sonuçları pratiğe uygulayabilmek. Yoksa ne olacağı belli : <strong>“Ya nice okumaktır!”</p>
<p></strong></p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 47. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/guvenli-internet-gunu">Güvenli internet (günü)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16740</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnternetin 50 yaş sorunları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/internetin-50-yas-sorunlari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 07:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[web]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yemek masasında, ekmek kızartıcısına benzeyen, ama şık bir alet duruyor. İçine ekmek dilimleri dizmek için bölmeler. Ama ekmek dilimi için değil: Telefonlar için. Yemeğe oturanlar, telefonlarını buralara koysun diye. Kutunun kapağını kapatınca yemek boyunca telefonlar orada sessizde. Çünkü kutu, sinyalleri kesiyor. Kimsenin telefonu çalmayacak. Kimse telefonuna bakmayacak. Aklı fikri “orada” olsa bile… Toronto/Kanada’da Ace Bakery adlı ekmekçinin yenilikçi fikri bu (https://bit.ly/2KP0R4S). [Bazı uygar ülkelerin bazı restoranlarında, publarında telefonla konuşmaya izin yok]. Telefon bağımlılığına karşı bilimsel bir inovasyon ise Endonezya’dan: Kola takılan bir duyarga (sensör), nabız ve kandaki hemoglobin düzeyini ölçüyor. Nabız ölçmek kolay. Vücudun her milimetre karesine, derinin 5 mikron altına (0.05 mm) kadar oksijen taşıyan hemoglobini ölçmek de kolay: Uzun süre hareketsiz kalarak telefonla/bilgisayarla meşgul olanlarda oksijen alımı azalıyor. Ne kadar az oksijen, dokulara o kadar az oksijen. Eh, nabız da azalıyor. Kalp çünkü sadece “hareketsizlik” için yetecek kadar pompalamakla meşgul. İşte, Endonezyalı buluşçunun Nettox adlı cihazı, kullanıcıyı uyararak “Kalk, dolaş, ayakta dur, nefes al, esne, gerin” işareti veriyor. Ancak hem nabız, hem hemoglobin düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterdiği için Nettox’un daha ince ayarlanması gerekecek (https://bit.ly/2qwXVmI). Telefon bağımlılığına karşı Google’dan 1 Nisan Şakası gibi, -ama ciddi- bir öneri geldi. Telefonda en çok kullandığınız uygulamaları, şeyleri, Google’ın “özel” yazıcısında kağıda basın. O günü sadece o kağıtla geçirin. Bu, “Yok daha neler!” dedirtecek Google Creative Lab tuhaflığını (adı: Kağıt telefon!) MIT Technology Review haber yaptı (https://bit.ly/2Oh6paq). Eski çağlardan beri kil tablet, parşömen, çeşitli türde kağıtlar, ve bugünkü ileri teknoloji ürünü modern kağıt üzerine yazıldı her şey. Günlük notları, bilgileri kağıda yazarak bunları küçük bir cilt içinde konulara ayırmayı 1910’da Philadelphia/ABD’de düşünen J.C.Parker, ajandayı icat etmiş, Lefax markasıyla satmaya başlamıştı. Kenarı delikli çeşitli renklerde sayfalarla, konuları sınıflamak kolaydı. Bu ajandaları İngiltere’ye ithal eden Norman &#38; Hill kırtasiye şirketi benzerlerini Filofax markasıyla 1921’de üretmeye başladı. Hâlâ üretiyor, satıyor. İsteyene analog ajanda var, hem de telefonsuz. Bu ajandaları kullananlarda “plugmania” (Türkçesi (!!) plagomani=şarj bağımlılığı) ve “nomophobia” (Nomofobi=telefonsuz kalma korkusu) görülmüyor üstelik. İnternet 50, Web 30 yaşında Bu yıl, internet’in “işlemeye başlamasının” 50’inci yılı, Web’in “icadının” 30’uncu yılıydı. İki yıldönümü de “Neredeydik? Nereden nereye geldik? Nereye gidiyoruz?” sorularına cevap aramakla geçti. Cevaplar, “Bardağın yarısı dolu, yarısı boş” şeklindeydi: İyimserlikle karamsarlık bir arada… Elbette, internetsiz bir yaşam (elektriksiz bir yaşam gibi) asla mümkün değil. Üstelik 5G ve IPv6 ile birlikte bu yaşam, bugüne kadarki hacminden pek çok daha hızlanıp karmaşıklaşacak. Öncekilere benzemeyecek bu “yepyeni” yaşam tarzına uygun teknolojiyi ve buna uygun politikaları geliştiremeyenler, geometrik (exponential) bir hızla geride kalacaklar. Gelişme ile gelişememe arasındaki fark, 20’inci yüzyıldakine kıyasla çok çok daha hızla büyüyecek. Bunun farkında olmayan, sadece süslü laflar ve sloganlarla bu “süreci” yöneteceğini zannedenler çok. Dördüncü Sanayi Devrimi henüz başlıyor. Ve “daha neler neler” olacak. Olumlu olumsuz bir arada ABD’nin ciddi gazetelerinden Wall Street Journal (WSJ), sosyal medyanın “abur cuburuna karşılık” sahici ve saygın haberciliğin değerini vurgulayan bir reklam yayınlandı. “Daha kaliteli şeyler oku” temalı reklamın metni anlatıyor: “Çöp haberlere boş ver. Emojileri atla. Grup mesajlarına bakma. Sosyal medyayı kenara it. Beynini patlatma. Günlük vıdıvıdıya, dedikoduya boğulma. Etiketleri görme. Yalan sahte haberlere bakma. Trolleri, nefret, öfke söylemini geç. Dedikodu dergilerini okuma. Her gün yığılan milyonlarca haberle ilgilenme. Bunun yerine “gerçekleri oku.” Algoritmaların oku dediğini değil, gerçek sahici haberleri oku. Beğenileri değil, kendi beğendiklerini oku. Çünkü hiç kimse, ıvır zıvır abur cubur okuyarak büyük iş başarmamıştır.” (https://bit.ly/2On6xUP) 90 saniyelik reklamın sonunda, ekrana kocaman bir WSJ logosu çıkıyor ve slogan: “Daha kaliteli oku.” Reklam boyunca telefonlar, bilgisayarlar, reklamlar, uygulamalar, hatta gazete bayilerinden ortalığa saçılan sahte yalanın insanları nasıl şekilden şekile soktuğu gerçek-üstü bir tasarımla işlenmiş: Örneğin, bir kadının ağzından kusmuk şeklinde gökkuşağı çıkıyor. Bir trol, klavyeye saldırarak takır tukur bir şeyler yazıyor. Ekranda sürekli parlayan, yanıp sönen mesajlar, sonra hep birlikte patlayıp unufak oluyorlar. WSJ, sosyal medyanın “çığrından çıkan” ve toplumsal çıldırmaya doğru giden hallerine dikkat çeken kurumlardan sadece bir tanesi. Bilişim devi HP bile sosyal medyanın yol açtığı “dijital bağımlılığın” tehlikelerine karşı uyaran reklamını “Gerçeklere dön, gerçek ol” cümlesiyle bitirdi (https://bit.ly/35eb6HF). Fransız telekom şirketi Orange’ın benzer temalı 2 dakikalık İngilizce reklamı da gayet anlamlı: Bir baba, sosyal medyada yaşayan ergen kızına telefon hediye ederken, “Bu (gerçek) dünyanın ne kadar güzel olduğunu unutma,” diye öğüt vermek zorunda hissediyor, çünkü kızı bunun farkına varacak yaşta değil (https://bit.ly/2KzGGrI). Film, Fransız TF1 tv kanalında yayınladıktan sonra Orange’ın hizmet verdiği 27 ülkede televizyon, sinema, dijital, basılı yayınlar, reklam panolarında (billboard) da yer aldı.  Orange’ın “iletişim teknolojisinin sorumlulukla kullanılması” konusundaki bir uygulaması Ma Livebox, evlerde kablosuz interneti “kapatarak”, zararlı yayınlardan çocukları korumayı, evde internetsiz sosyalleşmeyi sağlıyor. Sosyal medyadaki virüs Amerikan televizyonlarında gösterilen bir kamu spotunda sıra: Bir genç kız, benzi soluk, iştahsız, yataktan kalkacak hali yok, depresyonda. Nedenini bilmiyoruz. Kız zar zor okuluna gidiyor, ama orada da durumu kötü. Kusuyor. Evine yolluyorlar. Bu arada, medyada bir haber dolaşmakta: Kaynağı ve yapısı belirsiz öldürücü bir virüs özellikle gençlere musallat. Acaba bu kız o virüse mi yakalandı? Ya da başka bir sağlık sorunu mu var? Kız, artık dayanamayıp aşırı doz ilaç alıp intihara kalkışıyor. Annesi tam zamanında onu hastaneye koşturuyor. Son sahnede kıza kalp şoku yapılırken görüyoruz (https://bit.ly/2N2gGFy). 2 dakikalık bu “karanlık” kamu spotu neyin nesi? Ama, film başa sararak yeniden başlıyor: Yine o 2 dakika içinde, aslında kızın (telefonuna yollanan mesajlarla) siber tacize, nefret söylemine, hakarete, aşağılamaya, siber zorbalığa, nefret kışkırtıcılığına, siber linçe maruz kaldığını görüyoruz. İşte virüs aslında bu durum. Ve yaşam deneyimi az gençler özellikle hedefte. 4 dakikalık bu sert kamu spotunun yaratıcısı ise Monica Lewinsky. Bu, “tanıdık” (?) bir isim benzerliği değil: ABD Başkanı Clinton&#8217;la seks skandalına karışan Monica… Clinton günlerinden sonra medya maymunu olmuş, ama zamanla kendini toparlayıp Londra’ya gidip London School of Economics’de sosyal psikoloji yüksek lisansı yapmış (2006). Her halde bu yaşam biçimi değişikliği sayesinde siber zorbalık konusunda çalışmaya başlamış. Forbes’a verdiği mülakatta, “Ben buna maruz kaldım, şimdi başkalarına yardım edeceğim” diyor. Bu konuda “sözüne önem verilen” bir kişilik olması, bir TED Konferansı ve Cannes Uluslararası Yaratıcılık Festivali’nde konuşmacılık (2015) sonrasında. “Siber Nefret Küresel Salgın” başlıklı bir kitabın 16 sayfalık önsözü onun (2017). Kitabın ana fikri: Günümüz dünyasında siber felaket, bir tık ötededir [Kitap: Shame Nation: The Global Epidemic of Online Hate]. ABD Başkanı, Beyaz Saray stajyeri Monica’ya ne kadar yakınlık gösterse de bundan etkilenmemesi gerektiğini anlamayacak genç bir yaştayken başına gelenler onu olgunlaştırmış, yaşam deneyimi kazandırmış. Şimdi, zorbalık konusunda sıkı mesajlar içeren bir değil, iki kamu spotu videosu daha var: https://bit.ly/34unLpM ve https://bit.ly/34p2FZD. Bizdeki durum? Türkiye İnsani Gelişme Vakfı’nın (İNGEV) geçen Ağustos’ta yayınladığı Siber Zorbalık Raporu’na göre “Her 4 Türk’ten biri siber zorba.” Yüzde 28, hayatında en az bir kere siber zorbalığa maruz kalmış. Üç kişiden biri mağdur. Ama siber zorbalık yapanların yüzde 52’si (kendileri de) zorbalığa uğramış. Her 10 kişiden biri, telefonda en az bir kere cinsel tacize uğramış (https://bit.ly/337H2wN). “Her nimetin bir külfeti vardır. Gülü seven dikenine katlanır.” İnternet sayesinde 50 yılda geldiğimiz bugünkü durum, olumlu ve olumsuz özellikleri çok daha artarak sürecek. Bu süreci yönetebilecek ülkeler yenilikçiliği, yaratıcılığı nasıl yöneteceğini bilen ülkeler olacak. Edip Emil Öymen *Bu yazı 06.12.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/internetin-50-yas-sorunlari">İnternetin 50 yaş sorunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yemek masasında, ekmek kızartıcısına benzeyen, ama şık bir alet duruyor. İçine ekmek dilimleri dizmek için bölmeler. Ama ekmek dilimi için değil: Telefonlar için. Yemeğe oturanlar, telefonlarını buralara koysun diye. Kutunun kapağını kapatınca yemek boyunca telefonlar orada sessizde. Çünkü kutu, sinyalleri kesiyor. Kimsenin telefonu çalmayacak. Kimse telefonuna bakmayacak. Aklı fikri “orada” olsa bile… Toronto/Kanada’da Ace Bakery adlı ekmekçinin yenilikçi fikri bu (<a href="https://bit.ly/2KP0R4S">https://bit.ly/2KP0R4S</a>). [Bazı uygar ülkelerin bazı restoranlarında, publarında telefonla konuşmaya izin yok].</p>
<p>Telefon bağımlılığına karşı bilimsel bir inovasyon ise Endonezya’dan: Kola takılan bir duyarga (sensör), nabız ve kandaki hemoglobin düzeyini ölçüyor. Nabız ölçmek kolay. Vücudun her milimetre karesine, derinin 5 mikron altına (0.05 mm) kadar oksijen taşıyan hemoglobini ölçmek de kolay: Uzun süre hareketsiz kalarak telefonla/bilgisayarla meşgul olanlarda oksijen alımı azalıyor. Ne kadar az oksijen, dokulara o kadar az oksijen. Eh, nabız da azalıyor. Kalp çünkü sadece “hareketsizlik” için yetecek kadar pompalamakla meşgul. İşte, Endonezyalı buluşçunun Nettox adlı cihazı, kullanıcıyı uyararak “Kalk, dolaş, ayakta dur, nefes al, esne, gerin” işareti veriyor. Ancak hem nabız, hem hemoglobin düzeyi kişiden kişiye farklılık gösterdiği için Nettox’un daha ince ayarlanması gerekecek (<a href="https://bit.ly/2qwXVmI">https://bit.ly/2qwXVmI</a>).</p>
<p>Telefon bağımlılığına karşı Google’dan 1 Nisan Şakası gibi, -ama ciddi- bir öneri geldi. Telefonda en çok kullandığınız uygulamaları, şeyleri, Google’ın “özel” yazıcısında kağıda basın. O günü sadece o kağıtla geçirin. Bu, “Yok daha neler!” dedirtecek Google Creative Lab tuhaflığını (adı: Kağıt telefon!) MIT Technology Review haber yaptı (<a href="https://bit.ly/2Oh6paq">https://bit.ly/2Oh6paq</a>).</p>
<p>Eski çağlardan beri kil tablet, parşömen, çeşitli türde kağıtlar, ve bugünkü ileri teknoloji ürünü modern kağıt üzerine yazıldı her şey. Günlük notları, bilgileri kağıda yazarak bunları küçük bir cilt içinde konulara ayırmayı 1910’da Philadelphia/ABD’de düşünen J.C.Parker, ajandayı icat etmiş, Lefax markasıyla satmaya başlamıştı. Kenarı delikli çeşitli renklerde sayfalarla, konuları sınıflamak kolaydı. Bu ajandaları İngiltere’ye ithal eden Norman &amp; Hill kırtasiye şirketi benzerlerini Filofax markasıyla 1921’de üretmeye başladı. Hâlâ üretiyor, satıyor. İsteyene analog ajanda var, hem de telefonsuz. Bu ajandaları kullananlarda “plugmania” (Türkçesi (!!) plagomani=şarj bağımlılığı) ve “nomophobia” (Nomofobi=telefonsuz kalma korkusu) görülmüyor üstelik.</p>
<p><strong>İnternet 50, Web 30 yaşında</strong></p>
<p>Bu yıl, internet’in “işlemeye başlamasının” 50’inci yılı, Web’in “icadının” 30’uncu yılıydı. İki yıldönümü de “Neredeydik? Nereden nereye geldik? Nereye gidiyoruz?” sorularına cevap aramakla geçti. Cevaplar, “Bardağın yarısı dolu, yarısı boş” şeklindeydi: İyimserlikle karamsarlık bir arada… Elbette, internetsiz bir yaşam (elektriksiz bir yaşam gibi) asla mümkün değil. Üstelik 5G ve IPv6 ile birlikte bu yaşam, bugüne kadarki hacminden pek çok daha hızlanıp karmaşıklaşacak. Öncekilere benzemeyecek bu “yepyeni” yaşam tarzına uygun teknolojiyi ve buna uygun politikaları geliştiremeyenler, geometrik (exponential) bir hızla geride kalacaklar. Gelişme ile gelişememe arasındaki fark, 20’inci yüzyıldakine kıyasla çok çok daha hızla büyüyecek. Bunun farkında olmayan, sadece süslü laflar ve sloganlarla bu “süreci” yöneteceğini zannedenler çok. Dördüncü Sanayi Devrimi henüz başlıyor. Ve “daha neler neler” olacak.</p>
<p><strong>Olumlu olumsuz bir arada</strong></p>
<p>ABD’nin ciddi gazetelerinden Wall Street Journal (WSJ), sosyal medyanın “abur cuburuna karşılık” sahici ve saygın haberciliğin değerini vurgulayan bir reklam yayınlandı. “Daha kaliteli şeyler oku” temalı reklamın metni anlatıyor:</p>
<p>“Çöp haberlere boş ver. Emojileri atla. Grup mesajlarına bakma. Sosyal medyayı kenara it. Beynini patlatma. Günlük vıdıvıdıya, dedikoduya boğulma. Etiketleri görme. Yalan sahte haberlere bakma. Trolleri, nefret, öfke söylemini geç. Dedikodu dergilerini okuma. Her gün yığılan milyonlarca haberle ilgilenme. Bunun yerine “gerçekleri oku.” Algoritmaların oku dediğini değil, gerçek sahici haberleri oku. Beğenileri değil, kendi beğendiklerini oku. Çünkü hiç kimse, ıvır zıvır abur cubur okuyarak büyük iş başarmamıştır.” (<a href="https://bit.ly/2On6xUP">https://bit.ly/2On6xUP</a>)</p>
<p>90 saniyelik reklamın sonunda, ekrana kocaman bir WSJ logosu çıkıyor ve slogan: “Daha kaliteli oku.” Reklam boyunca telefonlar, bilgisayarlar, reklamlar, uygulamalar, hatta gazete bayilerinden ortalığa saçılan sahte yalanın insanları nasıl şekilden şekile soktuğu gerçek-üstü bir tasarımla işlenmiş: Örneğin, bir kadının ağzından kusmuk şeklinde gökkuşağı çıkıyor. Bir trol, klavyeye saldırarak takır tukur bir şeyler yazıyor. Ekranda sürekli parlayan, yanıp sönen mesajlar, sonra hep birlikte patlayıp unufak oluyorlar.</p>
<p>WSJ, sosyal medyanın “çığrından çıkan” ve toplumsal çıldırmaya doğru giden hallerine dikkat çeken kurumlardan sadece bir tanesi. Bilişim devi HP bile sosyal medyanın yol açtığı “dijital bağımlılığın” tehlikelerine karşı uyaran reklamını “Gerçeklere dön, gerçek ol” cümlesiyle bitirdi (<a href="https://bit.ly/35eb6HF">https://bit.ly/35eb6HF</a>). Fransız telekom şirketi Orange’ın benzer temalı 2 dakikalık İngilizce reklamı da gayet anlamlı: Bir baba, sosyal medyada yaşayan ergen kızına telefon hediye ederken, “Bu (gerçek) dünyanın ne kadar güzel olduğunu unutma,” diye öğüt vermek zorunda hissediyor, çünkü kızı bunun farkına varacak yaşta değil (<a href="https://bit.ly/2KzGGrI">https://bit.ly/2KzGGrI</a>).</p>
<p>Film, Fransız TF1 tv kanalında yayınladıktan sonra Orange’ın hizmet verdiği 27 ülkede televizyon, sinema, dijital, basılı yayınlar, reklam panolarında (billboard) da yer aldı.  Orange’ın “iletişim teknolojisinin sorumlulukla kullanılması” konusundaki bir uygulaması Ma Livebox, evlerde kablosuz interneti “kapatarak”, zararlı yayınlardan çocukları korumayı, evde internetsiz sosyalleşmeyi sağlıyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki virüs</strong></p>
<p>Amerikan televizyonlarında gösterilen bir kamu spotunda sıra: Bir genç kız, benzi soluk, iştahsız, yataktan kalkacak hali yok, depresyonda. Nedenini bilmiyoruz. Kız zar zor okuluna gidiyor, ama orada da durumu kötü. Kusuyor. Evine yolluyorlar. Bu arada, medyada bir haber dolaşmakta: Kaynağı ve yapısı belirsiz öldürücü bir virüs özellikle gençlere musallat. Acaba bu kız o virüse mi yakalandı? Ya da başka bir sağlık sorunu mu var? Kız, artık dayanamayıp aşırı doz ilaç alıp intihara kalkışıyor. Annesi tam zamanında onu hastaneye koşturuyor. Son sahnede kıza kalp şoku yapılırken görüyoruz (<a href="https://bit.ly/2N2gGFy">https://bit.ly/2N2gGFy</a>).</p>
<p>2 dakikalık bu “karanlık” kamu spotu neyin nesi? Ama, film başa sararak yeniden başlıyor: Yine o 2 dakika içinde, aslında kızın (telefonuna yollanan mesajlarla) siber tacize, nefret söylemine, hakarete, aşağılamaya, siber zorbalığa, nefret kışkırtıcılığına, siber linçe maruz kaldığını görüyoruz. İşte virüs aslında bu durum. Ve yaşam deneyimi az gençler özellikle hedefte.</p>
<p>4 dakikalık bu sert kamu spotunun yaratıcısı ise Monica Lewinsky. Bu, “tanıdık” (?) bir isim benzerliği değil: ABD Başkanı Clinton&#8217;la seks skandalına karışan Monica… Clinton günlerinden sonra medya maymunu olmuş, ama zamanla kendini toparlayıp Londra’ya gidip London School of Economics’de sosyal psikoloji yüksek lisansı yapmış (2006). Her halde bu yaşam biçimi değişikliği sayesinde siber zorbalık konusunda çalışmaya başlamış. Forbes’a verdiği mülakatta, “Ben buna maruz kaldım, şimdi başkalarına yardım edeceğim” diyor. Bu konuda “sözüne önem verilen” bir kişilik olması, bir TED Konferansı ve Cannes Uluslararası Yaratıcılık Festivali’nde konuşmacılık (2015) sonrasında. “Siber Nefret Küresel Salgın” başlıklı bir kitabın 16 sayfalık önsözü onun (2017). Kitabın ana fikri: Günümüz dünyasında siber felaket, bir tık ötededir [Kitap: Shame Nation: The Global Epidemic of Online Hate].</p>
<p>ABD Başkanı, Beyaz Saray stajyeri Monica’ya ne kadar yakınlık gösterse de bundan etkilenmemesi gerektiğini anlamayacak genç bir yaştayken başına gelenler onu olgunlaştırmış, yaşam deneyimi kazandırmış. Şimdi, zorbalık konusunda sıkı mesajlar içeren bir değil, iki kamu spotu videosu daha var: <a href="https://bit.ly/34unLpM">https://bit.ly/34unLpM </a>ve <a href="https://bit.ly/34p2FZD">https://bit.ly/34p2FZD</a>.</p>
<p>Bizdeki durum? Türkiye İnsani Gelişme Vakfı’nın (İNGEV) geçen Ağustos’ta yayınladığı Siber Zorbalık Raporu’na göre “Her 4 Türk’ten biri siber zorba.” Yüzde 28, hayatında en az bir kere siber zorbalığa maruz kalmış. Üç kişiden biri mağdur. Ama siber zorbalık yapanların yüzde 52’si (kendileri de) zorbalığa uğramış. Her 10 kişiden biri, telefonda en az bir kere cinsel tacize uğramış (<a href="https://bit.ly/337H2wN">https://bit.ly/337H2wN</a>).</p>
<p>“Her nimetin bir külfeti vardır. Gülü seven dikenine katlanır.” İnternet sayesinde 50 yılda geldiğimiz bugünkü durum, olumlu ve olumsuz özellikleri çok daha artarak sürecek. Bu süreci yönetebilecek ülkeler yenilikçiliği, yaratıcılığı nasıl yöneteceğini bilen ülkeler olacak.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><em>*Bu yazı 06.12.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/internetin-50-yas-sorunlari">İnternetin 50 yaş sorunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16080</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Deprem! Hazırlıksızlığın bedeli çok ağırdır, kimse ödeyemez</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/deprem-hazirliksizligin-bedeli-cok-agirdir-kimse-odeyemez</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2019 14:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[büyük istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam 20 yıl geçti 19 Ağustos 1999 depreminden bu yana ve biz 20. yılda özel sayı ile güncel durumdan sizleri haberdar etmiştik. Her bakımdan hazırlıksız bir İstanbul. Ve 5,8 ile yenden heyheylendik! Bilimin saptadıklarını anımsayalım: 40 bin civarında bina çok ağır hasara veya göçmeye uğrayacak&#8230; Bu depremde oluşabilecek, sadece bina hasarı kaynaklı maddi kayıp 37 Milyar &#8211; 102 Milyar TL tutarına ulaşmakta. İstanbul’daki binaların yaklaşık %14’ünün (150.000 bina veya yaklaşık 550.000 hane) deprem riskli olarak tanımlandı. 1980 öncesi yapılmış 4-7 katlı betonarme binalar en çok hasar görme ihtimaline sahip.. Ve 5 bin bina kadayıf olacak… Şüphesiz bir şeyler yapıldı, bazı devlet binaları, bazı okullar, bazı viyadükler, ana yollar güçlendirildi. Bazı evlerin yıkılıp yenilerinin yapıldığını da görüyoruz. İstanbul’da 20 kat üzerine 1000 gökdelen var, bir kent rekoru! Ne kadar sağlam olduklarını depremde görebileceğiz. Ama ana bina stoku büyük ölçüde duruyor. Sorun da büyüyor, deprem olasılığının artması ile birlikte. Sinan Özeren çok anlaşılır bir dille Marmara içindeki faylarla ilgili son bilgileri toparladı. Özeren’e teşekkür! Ve 3 fayı analiz ederek hangisinin kırılabileceğini tartıştı. Bunun yanı sıra, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden aldığımız deprem ile ilgili temel bilgilerden bazılarını sizlerle paylaştık. İstanbul alarm veriyor! Ali Akurgal Silivri’deki deprem sonrasında ses iletişiminin, aşırı yüklenmeden kilitlenmesine ve fakat aynı cep telefonundan internet üzerinden sesli arama yapılabilmesine dikkat çekiyor. Bu internet lehine dikkati çeken bir gerçek. Peki bu koşullarda 5G’nin etkisi ne olacak? İnterneti pahalı kılıp, karasal hatların ömrünü uzatabilir. Ancak Akurgal mobil olmayan hizmetleri 5G üzerinden vermeyi israf olarak değerlendiriyor. Yapay zekâ depremde iş başında Depremi tahmin etmek günümüz koşullarında mümkün değil. Ancak Jeofizikçi Paul Johnson ve ekibinin, yapay zekâ algoritmalarını kullanarak geliştirdiği bir sistem hayli sevindirici sonuçlar elde etti. Laboratuvar deneylerinden sonra Kuzeybatı Pasifik’teki depremlerde de test edildi. Henüz emekleme aşamasında olsa da umut vaat ediyor. Doğan Kuban Hoca her dakika toplumsal bir sorun ile karşı karşıya kaldığımıza dikkat çekerek, bu sorunların adlarına değil, toplumsal içeriğine ve geleceğimizi nasıl etkileyeceğine odaklanmamız gerektiğini söylüyor. Ayrıca: Borçların ülkeye maliyeti ne olacak? Beslenme sayfamızda bu sefer kefiri anlatıyoruz. Doğal sağlık ürünlerinin en popüleri haline gelen kefir, çoğu insana göre yoğurttan daha sağlıklı. Bilimsel çalışmalar kefirin bağışıklığı güçlendirdiğini, sindirim sistemi hastalıklarını giderdiğini, kemik sağlığını koruduğunu, hatta kansere karşı koruma sağladığını gösteriyor. Tadını beğenmedikleri için kefirden uzak duranlara yalnızca şunu önerebiliriz: Tadı o kadar da kötü değil, ayrana benziyor. Alışmaya çalışın! Tanol Türkoğlu ayda bir yayımlanan Dijitalem sayfasında dijital dünya ile ilgili birbirinden ilginç olaylara değiniyor. Dünyanın ilk bilgisayarlarından, fotokopinin icadına, milyonlarca dolarlık şirketleri yöneten CEO’ların nasıl çalıştığına ilişkin onlarca bilgi sizi bekliyor. Türkoğlu, ayrıca kendi köşesinde Türkiye’de internet kullanımına ilişkin TÜİK verilerine yer veriyor. Türkiye’de her dört kişiden üçünün internet kullandığını, her üç kişiden birisinin e-ticaret yaptığını, cep telefonu olmayan evin neredeyse hiç kalmadığını öğrenmek herhalde sizi çok da şaşırtmayacak! Boynunuz mu ağrıyor? İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Adnan Apti, insanların %70’inden fazlasının yaşamlarının bir döneminde en az bir defa ciddi boyun ağrısı şikâyeti yaşadığına ve bu ağrıların büyük çoğunluğunun boyun fıtığı kaynaklı olduğunu söylüyor. Bundan korunmak ve önlem almak da bizim elimizde&#8230; Pınar Aydın O’Dwyer, “Zamanın belleği” başlıklı ilginç yazısında bir süreliğine bileğimizdeki saati unutup, belleğimizin içindeki zamanda dolaşmamızı öneriyor. Bu bağlamda sinemada, operada zaman unsurunun nasıl işlendiğine ilişkin örnekler veriyor, zamanı geri çevirmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor. Güncel Tıp’ta Dr. Mustafa Çetiner, e-sigara konusundaki 3. yazısında, daha az zararlı olduğu var sayılan e- sigaranın en az sigaranın kendisi kadar zararlı olduğunu bilimsel araştırmalara dayanarak anlatıyor. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora mühendislerin, bilim insanlarının ve bilim-kurgu yazarlarının hayalleri olan zihin gücüyle kontrol edilebilen sistemlerin gerçekleşmesine ramak kaldığına dikkat çekiyor. Bu çok disiplinli sahanın henüz ilk aşamaları yaşanıyor olsa da, hedefe ulaşmaya yakınız. Atılım Üniversitesi’nden Öğretim Üyesi Nazlı Nazende Yıldırım, mağaza ve müşteri arasında ara yüz vazifesi gören vitrin tasarımına değiniyor. Çeşitli vitrin tiplerinin müşteriyle nasıl ilişki kurduğuna bakıyor. Vitrin tasarımında malzeme, renk, aydınlatma, sergi elemanları, tasarım temasının nasıl kullanılması gerektiği konusunda ipuçları veriyor. Ters tepen ormanlaştırma Çin, son 40 yıldır iklim değişikliğine bağlı olarak çölleşen bölgelerini ormanlaştırma çalışmaları yapıyor. Bugüne dek yaklaşık 66 milyar ağaç dikilmiş. Ama bilim insanları bu girişimin başka sorunlara da yol açmasından endişe duyuyor. Dikilen ağaçlar yerel koşullara uyumlu olmadığı için zaten azalmakta olan su kaynaklarına aşırı miktarda yük bindiriyor. Bu da insanların kullanımına daha az su kalması demek. Yardıma koşma eğilimi doğuştan geliyor. Olaylara seyirci kalındığı yargısı doğru değil. Son bir araştırma her ülkede zor durumda olanların yardımına koşanların olduğunu gösteriyor. Hayvanlar dünyasının konuğu bu hafta elektrikli yılan balığı. Bu balığın nelerin keşfine ilham verdiğini okuduğunuzda şaşırıp kalacaksınız. Sayamadığımız haber ve sayfalarımızla, ülkenin alanında biricik dergisiyiz ve sizlerin yayması, tanıtması ve katkısı ile büyümeye çalışıyoruz. Dostluk ve sevgiyle, gelecek cumaya kadar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/deprem-hazirliksizligin-bedeli-cok-agirdir-kimse-odeyemez">Deprem! Hazırlıksızlığın bedeli çok ağırdır, kimse ödeyemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15414" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Tam 20 yıl geçti 19 Ağustos 1999 depreminden bu yana ve biz 20. yılda özel sayı ile güncel durumdan sizleri haberdar etmiştik. Her bakımdan hazırlıksız bir İstanbul. Ve 5,8 ile yenden heyheylendik!</p>
<p>Bilimin saptadıklarını anımsayalım: 40 bin civarında bina çok ağır hasara veya göçmeye uğrayacak&#8230; Bu depremde oluşabilecek, sadece bina hasarı kaynaklı maddi kayıp <strong>37 Milyar &#8211; 102 Milyar TL</strong> tutarına ulaşmakta. İstanbul’daki binaların yaklaşık %14’ünün (150.000 bina veya yaklaşık 550.000 hane) deprem riskli olarak tanımlandı. <strong>1980 öncesi yapılmış 4-7 katlı betonarme binalar</strong> en çok hasar görme ihtimaline sahip.. Ve 5 bin bina kadayıf olacak…</p>
<p>Şüphesiz bir şeyler yapıldı, bazı devlet binaları, bazı okullar, bazı viyadükler, ana yollar güçlendirildi. Bazı evlerin yıkılıp yenilerinin yapıldığını da görüyoruz. İstanbul’da 20 kat üzerine 1000 gökdelen var, bir kent rekoru! Ne kadar sağlam olduklarını depremde görebileceğiz. Ama ana bina stoku büyük ölçüde duruyor. Sorun da büyüyor, deprem olasılığının artması ile birlikte.</p>
<p><strong>Sinan Özeren</strong> çok anlaşılır bir dille Marmara içindeki faylarla ilgili son bilgileri toparladı. Özeren’e teşekkür! Ve 3 fayı analiz ederek hangisinin kırılabileceğini tartıştı. Bunun yanı sıra, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden aldığımız deprem ile ilgili temel bilgilerden bazılarını sizlerle paylaştık.</p>
<p>İstanbul alarm veriyor!</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> Silivri’deki deprem sonrasında ses iletişiminin, aşırı yüklenmeden kilitlenmesine ve fakat aynı cep telefonundan internet üzerinden sesli arama yapılabilmesine dikkat çekiyor. Bu internet lehine dikkati çeken bir gerçek. Peki bu koşullarda 5G’nin etkisi ne olacak? İnterneti pahalı kılıp, karasal hatların ömrünü uzatabilir. Ancak Akurgal mobil olmayan hizmetleri 5G üzerinden vermeyi israf olarak değerlendiriyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ depremde iş başında</strong></p>
<p>Depremi tahmin etmek günümüz koşullarında mümkün değil. Ancak Jeofizikçi Paul Johnson ve ekibinin, yapay zekâ algoritmalarını kullanarak geliştirdiği bir sistem hayli sevindirici sonuçlar elde etti. Laboratuvar deneylerinden sonra Kuzeybatı Pasifik’teki depremlerde de test edildi. Henüz emekleme aşamasında olsa da umut vaat ediyor.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> Hoca her dakika toplumsal bir sorun ile karşı karşıya kaldığımıza dikkat çekerek, bu sorunların adlarına değil, toplumsal içeriğine ve geleceğimizi nasıl etkileyeceğine odaklanmamız gerektiğini söylüyor. Ayrıca: Borçların ülkeye maliyeti ne olacak?</p>
<p>Beslenme sayfamızda bu sefer <strong>kefir</strong>i anlatıyoruz. Doğal sağlık ürünlerinin en popüleri haline gelen kefir, çoğu insana göre yoğurttan daha sağlıklı. Bilimsel çalışmalar kefirin bağışıklığı güçlendirdiğini, sindirim sistemi hastalıklarını giderdiğini, kemik sağlığını koruduğunu, hatta kansere karşı koruma sağladığını gösteriyor. Tadını beğenmedikleri için kefirden uzak duranlara yalnızca şunu önerebiliriz: Tadı o kadar da kötü değil, ayrana benziyor. Alışmaya çalışın!</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong> ayda bir yayımlanan <em>Dijitalem</em> sayfasında dijital dünya ile ilgili birbirinden ilginç olaylara değiniyor. Dünyanın ilk bilgisayarlarından, fotokopinin icadına, milyonlarca dolarlık şirketleri yöneten CEO’ların nasıl çalıştığına ilişkin onlarca bilgi sizi bekliyor. Türkoğlu, ayrıca kendi köşesinde Türkiye’de internet kullanımına ilişkin TÜİK verilerine yer veriyor. Türkiye’de her dört kişiden üçünün internet kullandığını, her üç kişiden birisinin e-ticaret yaptığını, cep telefonu olmayan evin neredeyse hiç kalmadığını öğrenmek herhalde sizi çok da şaşırtmayacak!</p>
<p><strong>Boynunuz mu ağrıyor?</strong></p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi <strong>Adnan Apti,</strong> insanların %70’inden fazlasının yaşamlarının bir döneminde en az bir defa ciddi boyun ağrısı şikâyeti yaşadığına ve bu ağrıların büyük çoğunluğunun boyun fıtığı kaynaklı olduğunu söylüyor. Bundan korunmak ve önlem almak da bizim elimizde&#8230;</p>
<p><strong>Pınar Aydın O’Dwyer</strong>, “<em>Zamanın belleği</em>” başlıklı ilginç yazısında bir süreliğine bileğimizdeki saati unutup, belleğimizin içindeki zamanda dolaşmamızı öneriyor. Bu bağlamda sinemada, operada zaman unsurunun nasıl işlendiğine ilişkin örnekler veriyor, zamanı geri çevirmenin mümkün olup olmadığını sorguluyor.</p>
<p>Güncel Tıp’ta Dr. <strong>Mustafa Çetiner,</strong> e-sigara konusundaki 3. yazısında, daha az zararlı olduğu var sayılan e- sigaranın en az sigaranın kendisi kadar zararlı olduğunu bilimsel araştırmalara dayanarak anlatıyor.</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora </strong>mühendislerin, bilim insanlarının ve bilim-kurgu yazarlarının hayalleri olan zihin gücüyle kontrol edilebilen sistemlerin gerçekleşmesine ramak kaldığına dikkat çekiyor. Bu çok disiplinli sahanın henüz ilk aşamaları yaşanıyor olsa da, hedefe ulaşmaya yakınız.</p>
<p><strong>Atılım Üniversitesi</strong>’nden Öğretim Üyesi<strong> Nazlı Nazende Yıldırım, </strong>mağaza ve müşteri arasında ara yüz vazifesi gören <strong>vitrin tasarımına</strong> değiniyor. Çeşitli vitrin tiplerinin müşteriyle nasıl ilişki kurduğuna bakıyor. Vitrin tasarımında malzeme, renk, aydınlatma, sergi elemanları, tasarım temasının nasıl kullanılması gerektiği konusunda ipuçları veriyor.</p>
<p><strong>Ters tepen ormanlaştırma </strong></p>
<p>Çin, son 40 yıldır iklim değişikliğine bağlı olarak çölleşen bölgelerini ormanlaştırma çalışmaları yapıyor. Bugüne dek yaklaşık 66 milyar ağaç dikilmiş. Ama bilim insanları bu girişimin başka sorunlara da yol açmasından endişe duyuyor. Dikilen ağaçlar yerel koşullara uyumlu olmadığı için zaten azalmakta olan su kaynaklarına aşırı miktarda yük bindiriyor. Bu da insanların kullanımına daha az su kalması demek.</p>
<p>Yardıma koşma eğilimi doğuştan geliyor. Olaylara seyirci kalındığı yargısı doğru değil. Son bir araştırma her ülkede zor durumda olanların yardımına koşanların olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Hayvanlar dünyasının konuğu bu hafta <strong>elektrikli yılan balığı</strong>. Bu balığın nelerin keşfine ilham verdiğini okuduğunuzda şaşırıp kalacaksınız.</p>
<p>Sayamadığımız haber ve sayfalarımızla, ülkenin alanında biricik dergisiyiz ve sizlerin yayması, tanıtması ve katkısı ile büyümeye çalışıyoruz.</p>
<p>Dostluk ve sevgiyle, gelecek cumaya kadar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/deprem-hazirliksizligin-bedeli-cok-agirdir-kimse-odeyemez">Deprem! Hazırlıksızlığın bedeli çok ağırdır, kimse ödeyemez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15421</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 184. Sayı – 4 Ekim 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-184-sayi-4-ekim-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2019 13:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[büyük istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marmara Depremi: Son bilgiler &#8211; Sinan Özeren Deprem tahmininde yapay zekâ başarılı Nasıl bir gelecek? &#8211; Doğan Kuban 2019 TÜİK internet verileri &#8211; Tanol Türkoğlu Birlikte düşünelim: İletişim &#8211; Ali Akurgal Beyin okuma: Bir bilim kurgu gerçekleşiyor! &#8211; Kadircan Keskinbora Zamanın belleği &#8211; Pınar Aydın O&#8217;Dwyer Yardıma koşma eğilimi doğuştan geliyor E-sigara (3) &#8211; Mustafa Çetiner Boyun fıtığı: Ne yapmalıyız? &#8211; Adnan Apti Kefirin yararları saymakla bitmez! Antibiyotik dirençliği endişe verici boyutta Ayakta çalışmak yararlı olabilir ama doğru koşullarda Mağaza ve müşteri arasındaki &#8216;arayüz&#8217;: Vitrin &#8211; Nazlı Nazende Yıldırım Çin&#8217;de ters tepen ormanlaştırma Elektrikli yılan balığı: Doğanın 860 voltluk elektroşok silahı Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-184-sayi-4-ekim-2019">HBT Dergi 184. Sayı – 4 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15414" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/184.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Marmara Depremi: Son bilgiler &#8211; Sinan Özeren<br />
Deprem tahmininde yapay zekâ başarılı<br />
Nasıl bir gelecek? &#8211; Doğan Kuban<br />
2019 TÜİK internet verileri &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Birlikte düşünelim: İletişim &#8211; Ali Akurgal<br />
Beyin okuma: Bir bilim kurgu gerçekleşiyor! &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Zamanın belleği &#8211; Pınar Aydın O&#8217;Dwyer<br />
Yardıma koşma eğilimi doğuştan geliyor<br />
E-sigara (3) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Boyun fıtığı: Ne yapmalıyız? &#8211; Adnan Apti<br />
Kefirin yararları saymakla bitmez!<br />
Antibiyotik dirençliği endişe verici boyutta<br />
Ayakta çalışmak yararlı olabilir ama doğru koşullarda<br />
Mağaza ve müşteri arasındaki &#8216;arayüz&#8217;: Vitrin &#8211; Nazlı Nazende Yıldırım<br />
Çin&#8217;de ters tepen ormanlaştırma<br />
Elektrikli yılan balığı: Doğanın 860 voltluk elektroşok silahı</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-184-sayi-4-ekim-2019">HBT Dergi 184. Sayı – 4 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15416</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Global dijital isyan</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 08:11:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz. Bedava olan her şey değersiz midir? Sadece maddi açıdan değil. Emek sarf etmeden mesela. Son yıllarda bu konu özellikle Cumhuriyet Devrimleri açısından gündeme getiriliyor. Benzer durumu bilgi toplumu açısından irdeleyelim. Bilgi toplumunun en kritik olgusu olan nesnel enformasyonu elde etmek (ve ondan istifade ederek hayat kalitesini artrmak, ona anlam katmak) neden ıskalanıyor? Koskoca bilgi toplumundan anladığımız, “dün akşam hangi arkadaşımız nerede ne yemek yemiş” fotoğraflarının izini sürmek mi? Herhangi bir web sitesine gitmek için tarayıcımızın ilgili yerine web sitesinin adını bile yazmak pek çoğumuza zor geliyor. Tarayıcı açıldığında Google gibi bir arama motoru otomatik olarak açılıyor. Sitenin adını oraya yazıyoruz. Gelen listedeki web sayfa adresinin linkine tıklayarak ulaşıyoruz. Buradaki değer-bilmezlik Google gibi arama motorlarının tüm o arama sonuçlarını ekranımıza ücretsiz olarak getiriyor olmasıyla da ilgili. Çünkü nesnel enformasyon bugün internette bedava. “Buna da mı para ödeyeceğiz?” diye soranlardan içtiği suya para “ödemeyen” kaç kişi var? Neden musluklardan akan suyu içemiyoruz? Çünkü onu kirlettik. Enformasyon için dijital çağın “hava”sı deniyor; dijital soluk alıp vermeye imkan tanıyan. İklim değişikliklerinden dolayı yarın gereksinim duyduğumuz temiz havayı solumak için bile para ödemek zorunda kalır mıyız? Bir zamanlar musluklardan akan temiz suyu içenler, “Hiç şaşırmam” diyecektir. “Tüm renkleri hızla kirlettiğimize” göre. Dijital soluk alıp vermek için gerekli olan objektif enformasyon da benzer bir akıbetle karşı karşıya kalabilir. Bugün enformasyona değil, ona ulaşmaya para ödeniyor. Neredeyse tüm yiyeceklerin bedava olduğu bir lokantaya giriş ücreti gibi. “İşte sana şu fiyata aylık şu kadar internete erişme kapasitesi; onunla ne yaparsan yap”. O aylık ödemeyi yapmadan ne yazık ki internete, enformasyona erişemiyoruz. Yarın belki bu erişim ücreti farklı bir kılığa bürünecek. Belki internete erişmenin haricen bir fiyatı olmayacak ama başka müeyyideleri kabul etmek zorunda kalacağız. Diyelim ki her sene piyasaya çıkan akıllı telefon modellerinden birisini almak ve yıl boyunca onun taksitlerini ödemek zorunda kalacağız. Şu an marjinal konumda olan enformasyona para ödeme modeli zaman içinde yaygınlaşabilir. Bugün bile iş dünyasında bazı fizibilite, simülasyon ya da tahmin raporlarına ücretsiz erişmek mümkün değil. Artık bireyler de herhangi bir konuda sahip olduğu herhangi bir bilgiyi internette para ile satışa çıkardığında yaygın olarak müşteri bulması söz konusu olabilir. Bu ücretlendirmenin arama motoru seviyesine kadar ulaştığını düşünün. Para vermeden arama yapmak yok! 4. Sanayi Devrimi denilen evresindeki kapitalizm nihayet bilgi toplumunu esir alıp, onu kendi paradigmasına göre dönüştürürse, bugün dönüp yüzüne bakmadığımız, değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz. Ama merak etmeyin. Facebook’ta, Instagram’da paylaşımda bulunmak, Twitter’da dedikodu yapmak yine de ücretsiz kalacaktır. Yoksa isyan çıkar; tüm dünyada! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan">Global dijital isyan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bugün değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz.</p></blockquote>
<p>Bedava olan her şey değersiz midir? Sadece maddi açıdan değil. Emek sarf etmeden mesela. Son yıllarda bu konu özellikle Cumhuriyet Devrimleri açısından gündeme getiriliyor. Benzer durumu bilgi toplumu açısından irdeleyelim.</p>
<p>Bilgi toplumunun en kritik olgusu olan nesnel enformasyonu elde etmek (ve ondan istifade ederek hayat kalitesini artrmak, ona anlam katmak) neden ıskalanıyor? Koskoca bilgi toplumundan anladığımız, “dün akşam hangi arkadaşımız nerede ne yemek yemiş” fotoğraflarının izini sürmek mi?</p>
<p>Herhangi bir web sitesine gitmek için tarayıcımızın ilgili yerine web sitesinin adını bile yazmak pek çoğumuza zor geliyor. Tarayıcı açıldığında Google gibi bir arama motoru otomatik olarak açılıyor. Sitenin adını oraya yazıyoruz. Gelen listedeki web sayfa adresinin linkine tıklayarak ulaşıyoruz.</p>
<p>Buradaki değer-bilmezlik Google gibi arama motorlarının tüm o arama sonuçlarını ekranımıza ücretsiz olarak getiriyor olmasıyla da ilgili. Çünkü nesnel enformasyon bugün internette bedava.</p>
<p>“Buna da mı para ödeyeceğiz?” diye soranlardan içtiği suya para “ödemeyen” kaç kişi var? Neden musluklardan akan suyu içemiyoruz? Çünkü onu kirlettik. Enformasyon için dijital çağın “hava”sı deniyor; dijital soluk alıp vermeye imkan tanıyan. İklim değişikliklerinden dolayı yarın gereksinim duyduğumuz temiz havayı solumak için bile para ödemek zorunda kalır mıyız? Bir zamanlar musluklardan akan temiz suyu içenler, “Hiç şaşırmam” diyecektir. “Tüm renkleri hızla kirlettiğimize” göre. Dijital soluk alıp vermek için gerekli olan objektif enformasyon da benzer bir akıbetle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Bugün enformasyona değil, ona ulaşmaya para ödeniyor. Neredeyse tüm yiyeceklerin bedava olduğu bir lokantaya giriş ücreti gibi. “İşte sana şu fiyata aylık şu kadar internete erişme kapasitesi; onunla ne yaparsan yap”. O aylık ödemeyi yapmadan ne yazık ki internete, enformasyona erişemiyoruz.</p>
<p>Yarın belki bu erişim ücreti farklı bir kılığa bürünecek. Belki internete erişmenin haricen bir fiyatı olmayacak ama başka müeyyideleri kabul etmek zorunda kalacağız. Diyelim ki her sene piyasaya çıkan akıllı telefon modellerinden birisini almak ve yıl boyunca onun taksitlerini ödemek zorunda kalacağız.</p>
<p>Şu an marjinal konumda olan enformasyona para ödeme modeli zaman içinde yaygınlaşabilir. Bugün bile iş dünyasında bazı fizibilite, simülasyon ya da tahmin raporlarına ücretsiz erişmek mümkün değil. Artık bireyler de herhangi bir konuda sahip olduğu herhangi bir bilgiyi internette para ile satışa çıkardığında yaygın olarak müşteri bulması söz konusu olabilir.</p>
<p>Bu ücretlendirmenin arama motoru seviyesine kadar ulaştığını düşünün. Para vermeden arama yapmak yok! 4. Sanayi Devrimi denilen evresindeki kapitalizm nihayet bilgi toplumunu esir alıp, onu kendi paradigmasına göre dönüştürürse, bugün dönüp yüzüne bakmadığımız, değerini bilmediğimiz pek çok ücretsiz bilgi toplumu imkanının yakın gelecekte ücretli hale geldiğini görebiliriz.</p>
<p>Ama merak etmeyin. Facebook’ta, Instagram’da paylaşımda bulunmak, Twitter’da dedikodu yapmak yine de ücretsiz kalacaktır. Yoksa isyan çıkar; tüm dünyada!</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/global-dijital-isyan">Global dijital isyan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15040</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 177. Sayı – 16 Ağustos 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-177-sayi-16-agustos-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Aug 2019 12:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim ve beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[blok zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dünya]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Renkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Celal Şengör, Mustafa Erdik ve Sinan Özeren: 3 uzmana göre olası İstanbul depreminde son durum Çin&#8217;deki iki adada sivrisinekler yok edildi İklim suçlarına karşı 1.300&#8217;den fazla dava açıldı Tanol Türkoğlu: Blok zinciri &#8211; Yeni internet Enis Uysal ile söyleşi: Dijital vatandaşlığa doğru Doğan Kuban: Her konuyu halka nasıl anlatacağız? Müfit Akyos: Oku&#8230; Oku&#8230; Goool! Çocukları oyun ve oyuncak müzelerine götürmek neden önemli? İnsan vücudunun bilinmeyenleri &#8211; 6: Vücudun yenilenme hızı Renkler insanları nasıl etkiler? Türker Kılıç: Beyin araştırmaları penceresinden yaşam &#8211; 2 Beslenmeyle ilgili bilimsel çalışmalar niçin çelişiyor? Mustafa Çetiner: D vitamini konusunda bilinmeyenler &#8211; 2 Seda Kermen: Yaşamın vazgeçilmez bileşeni SU Havaalanlarındaki vücut tarayıcılarındaki radyasyon tehlikeli mi? Hayatta kalmak için kayaları parçalayan bitkiler Sürüngenlerin kralı ve en yırtıcısı: Komodo ejderi Goriller insanlarınkine benzer bir sosyal yapıya mı sahip? Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-177-sayi-16-agustos-2019">HBT Dergi 177. Sayı – 16 Ağustos 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-14808 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/177-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/177-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/177-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/177.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Celal Şengör, Mustafa Erdik ve Sinan Özeren: 3 uzmana göre olası İstanbul depreminde son durum<br />
Çin&#8217;deki iki adada sivrisinekler yok edildi<br />
İklim suçlarına karşı 1.300&#8217;den fazla dava açıldı<br />
Tanol Türkoğlu: Blok zinciri &#8211; Yeni internet<br />
Enis Uysal ile söyleşi: Dijital vatandaşlığa doğru<br />
Doğan Kuban: Her konuyu halka nasıl anlatacağız?<br />
Müfit Akyos: Oku&#8230; Oku&#8230; Goool!<br />
Çocukları oyun ve oyuncak müzelerine götürmek neden önemli?<br />
İnsan vücudunun bilinmeyenleri &#8211; 6: Vücudun yenilenme hızı<br />
Renkler insanları nasıl etkiler?<br />
Türker Kılıç: Beyin araştırmaları penceresinden yaşam &#8211; 2<br />
Beslenmeyle ilgili bilimsel çalışmalar niçin çelişiyor?<br />
Mustafa Çetiner: D vitamini konusunda bilinmeyenler &#8211; 2<br />
Seda Kermen: Yaşamın vazgeçilmez bileşeni SU<br />
Havaalanlarındaki vücut tarayıcılarındaki radyasyon tehlikeli mi?<br />
Hayatta kalmak için kayaları parçalayan bitkiler<br />
Sürüngenlerin kralı ve en yırtıcısı: Komodo ejderi<br />
Goriller insanlarınkine benzer bir sosyal yapıya mı sahip?</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-177-sayi-16-agustos-2019">HBT Dergi 177. Sayı – 16 Ağustos 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14807</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Apr 2019 10:55:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[alan turing]]></category>
		<category><![CDATA[aptal kutusu]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stanley Kubrick&#8217;in başyapıtlarından ‘2001 Uzay Yolu Macerası’ (2001 A Space Odyssey) filminin en etkileyici sahnesinde, astronot Dave Bowman, HAL süper bilgisayarını devre dışı bırakmak için hafıza kartlarını bir bir çıkartırken, HAL, &#8216;Yapma Dave, zihnim yok oluyor, hissediyorum, hissediyorum bunu!&#8217; der. Internet ve özellikle Google&#8217;a bağımlılığımız üstel olarak arttıkça, bizler de artan biçimde hissetmiyor muyuz beynimizde bir şeylerin değiştiğini? Beynimizin çalışmasındaki değişikler, en başta, her türlü bilgiye çok daha kolay ve hızlı ulaşabilmemizden kaynaklanıyor. Aklımız, artık, daldan dala atlamaya, bir konuyu çabucak gözden geçirip bir diğerine geçmeye alışıyor. Bunun da en olumsuz etkilerinden biri, kitap okuma, daha doğrusu okuyamama (!) üzerine oluyor. Eskiden bir kitabı saatlerce keyifle okurken, artık birkaç sayfa okuduktan sonra dikkatimiz dağılıyor, başka bir şeye geçme ihtiyacı duyuyoruz. Bu, benim de, kendimde ve çevremde gözlemlediğim gerçekten endişe verici bir değişim. Bilgi denizinde sörf yapmak Günümüzde, birçoğumuzun, gözleri ve kulakları aracılığı ile algıladıklarının artan bir bölümü gerçek dünya yerine internet üzerinden geliyor. Haber, mektup, gazete, dergi, kitap, ansiklopedi, müzik, resim, film, oyun&#8230; hepsi orada. Üstelik de pek çoğu, her yerden, ücretsiz ve anında ulaşılır durumdalar! Basılı kitapların dipnotlarından çok farklı olarak, internetteki bağlantılar (link&#8217;ler) bizi, bir tıkta, yeni kaynaklara, bilgilere uçuruyorlar. Başlıyoruz &#8216;sörf&#8217; yapmaya. Bütün bunlar, bir yandan duygu ve düşüncelerimiz için malzeme hatta birer nimet oluyorlar, öte yandan da, düşünüş biçimimizi, düşünce süreçlerimizi ve, sonucunda, davranışlarımızı değiştiriyorlar. Bir benzetme yapmak gerekirse, eskiden bilgi denizinde yavaş yavaş yüzen bir dalgıç iken, şimdi dalgaların üzerine zıplayan bir jet ski sürücüsüne döndük! Yapılan araştırmalar, her meslekten insanın, örneğin yazarların, araştırıcıların, hekimlerin da benzer sorunları yaşadığını doğruluyor. Kitapları, hatta uzunca makaleleri okumak giderek zorlaşıyor ve terk ediliyor. Değil &#8216;Harp ve Sulh&#8217; ya da &#8216;Sefiller&#8217;i okumak, bir blog&#8217;daki üç dört paragrafı hazmetmek bile olanaksızlaşıyor. Beyinlerimiz artık neredeyse müzikteki &#8216;staccato&#8217; ritmiyle, yani kesik, kesik çalışıyor. Web&#8217;deki dokümanların başlıkları, &#8216;içindekiler&#8217; bölümü, ya da özeti yeterli görülüyor. University College London&#8217;un ülkenin kütüphanelerinde yaptığı bir araştırma bu &#8216;kaymağını alma&#8217; diyebileceğimiz arama ve okuma türününün genelleşmekte olduğunu gösteriyor. Bu nedenle otomatik özetleme algoritmaları ve yazılımları günümüzde önemli bir araştırma alanı oluşturuyor! Daha az mı okuyoruz? İşin ilginç yanı, 20-30 yıl öncesine göre daha çok okuyoruz! Ama, şimdiki başka tür bir okuma. O kadar başka ki, bizlerin de başka tür bir düşünme biçimine, hatta başka bir benlik sahibi olmamıza yol açıyor. Internet türü okumanın, yani hız (hatta anındalık- immediacy) ve verimliliğin öncelikli olduğu günümüzde, yazılı basın döneminin &#8216;derin okuması&#8217; diyebileceğimiz, düşünerek ve içe sindirerek okumanın yerini, &#8216;enformasyon seçici, ayıklayıcı&#8217; bir okuma alıyor. Bu da, beynimizin, sakin ve kesintisiz bir derin okuma sırasında aktifleşen, anlam çıkarma ve bağlantılar kurma becerilerinin giderek devre dışı kalmalarına yol açıyor. Okuma, bilindiği gibi, insanların içgüdüsel bir özelliği değil, sonradan öğrendikleri bir yetidir. Okuma, beynin birçok değişik bölgesini seferber eder ve bu bölgeler dile ve alfabeye göre ciddi değişiklikler gösterirler. Bu nedenle okuma ve yazma yöntem ve stilimiz aklımızın çalışma biçimini de doğrudan etkiler. Buna verilen en ilginç örnek, büyük filozof Friedrich Nietzsche&#8217;nin 1880&#8217;li yıllarda görüşünün bozulması ve kalemle yazmakta zorlanması üzerine ellerine bakmak zorunda kalmamak için daktiloda on parmak yazmayı öğrenmesidir. Birçok otoriteye göre, daktiloda yazmaya başması ile birlikte Nietzche&#8217;nin yazı stili de değişmiş, filozofun belagatı (güzel konuşma sanatı) daha çok kelime oyunlarına ve &#8216;telgraf&#8217; stiline dönüşmüştür. Saat ve bilgisayar Fiziksel değil de zihinsel yeteneklerimizi arttıran teknolojilerin yarattığı derin değişikliklere bir diğer ilginç örnek de, 14. yüzyılda, o zamana kadar kullanılagelen güneş, kum vb. türü saatlerden farklı olarak, sürekli ve hassas olarak çalışabilen mekanik saatin icadıdır. İnsanlara her an doğru zamanı gösteren bu aygıtın olağanüstü etkileri olmuştur. Saatin icadı ile birlikte, zaman, insanların faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkmış, kendi başına varolan ve ölçülebilen bir büyüklük haline gelmiştir. Bu paradigma değişikliği de, insanların ne zaman uyuyacakları, çalışacakları ve yemek yiyeceklerine, duyularını dinlemek yerine saate bakarak karar vermelerine, yani bir anlamda dünya algılarının fakirleşmesine yol açmıştır. Ama aynı değişiklik, saatin tik taklarının çağrıştırdığı gibi, sürelerin ve diğer büyüklüklerin hassas matematiksel ölçümüne ve onunla birlikte bilimsel düşünce devriminin başlamasına öncülük etmiştir. Bilişsel süreçlerimizdeki bu önemli değişiklikler kendimizi niteleyiş biçimimizi de değiştirmektedir. Saat bulunduktan sonra, yakın zamanlara kadar zeki biri için &#8216;kafası saat gibi çalışıyor&#8217; derken, artık &#8216;bilgisayar gibi&#8217; demek durumundayız! Öte yandan, sinirbilimin kanıtladığı gibi, insan beyninin, her yaşta, nöronlar arasında yeni bağlantılar yapabilmesi (yani plastikliği-plasticity özelliği) bu değişikliklerin benzetmelerle sınırlı kalmadığını bizleri biyolojik olarak da değiştirdiğini göstermektedir. Internetin bilişsel yeteneklerimiz üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu kuşku götürmemektedir. Büyük İngiliz matematikçisi Alan Turing&#8217;in 1936&#8217;daki makalesinde kanıtladığı gibi, (o tarihte sadece teorik olarak bilinen!) sayısal bir bilgisayar, bilgi işleyen her türlü aygıtın işlevlerini yerine getirebilecek biçimde programlanabilir. Günümüzde gördüğümüz de tam olarak bu. Neredeyse sınırsız bir güç ve kapasiteye sahip olan internet ile mobil teknolojiler, tüm diğer zihinsel yetenek artırıcı teknolojileri kapsamları altına almakta ve beyinlerimizi de hızla değiştirmekteler. Erdal Musoğlu Kaynak: http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/ Scientific American dergisi, Aralık 2013 sayısı http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor">Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Stanley Kubrick&#8217;in başyapıtlarından ‘2001 Uzay Yolu Macerası’ (2001 A Space Odyssey) filminin en etkileyici sahnesinde, astronot Dave Bowman, HAL süper bilgisayarını devre dışı bırakmak için hafıza kartlarını bir bir çıkartırken, HAL, <em>&#8216;Yapma Dave, zihnim yok oluyor, hissediyorum, hissediyorum bunu!&#8217;</em> der. Internet ve özellikle Google&#8217;a bağımlılığımız üstel olarak arttıkça, bizler de artan biçimde hissetmiyor muyuz beynimizde bir şeylerin değiştiğini?</p>
<p>Beynimizin çalışmasındaki değişikler, en başta, her türlü bilgiye çok daha kolay ve hızlı ulaşabilmemizden kaynaklanıyor. Aklımız, artık, daldan dala atlamaya, bir konuyu çabucak gözden geçirip bir diğerine geçmeye alışıyor. Bunun da en olumsuz etkilerinden biri, kitap okuma, daha doğrusu okuyamama (!) üzerine oluyor. Eskiden bir kitabı saatlerce keyifle okurken, artık birkaç sayfa okuduktan sonra dikkatimiz dağılıyor, başka bir şeye geçme ihtiyacı duyuyoruz. Bu, benim de, kendimde ve çevremde gözlemlediğim gerçekten endişe verici bir değişim.</p>
<p><strong>Bilgi denizinde sörf yapmak</strong></p>
<p>Günümüzde, birçoğumuzun, gözleri ve kulakları aracılığı ile algıladıklarının artan bir bölümü gerçek dünya yerine internet üzerinden geliyor. Haber, mektup, gazete, dergi, kitap, ansiklopedi, müzik, resim, film, oyun&#8230; hepsi orada. Üstelik de pek çoğu, her yerden, ücretsiz ve anında ulaşılır durumdalar! Basılı kitapların dipnotlarından çok farklı olarak, internetteki bağlantılar (link&#8217;ler) bizi, bir tıkta, yeni kaynaklara, bilgilere uçuruyorlar. Başlıyoruz &#8216;sörf&#8217; yapmaya.</p>
<p>Bütün bunlar, bir yandan duygu ve düşüncelerimiz için malzeme hatta birer nimet oluyorlar, öte yandan da, düşünüş biçimimizi, düşünce süreçlerimizi ve, sonucunda, davranışlarımızı değiştiriyorlar. Bir benzetme yapmak gerekirse, eskiden bilgi denizinde yavaş yavaş yüzen bir dalgıç iken, şimdi dalgaların üzerine zıplayan bir jet ski sürücüsüne döndük!</p>
<p>Yapılan araştırmalar, her meslekten insanın, örneğin yazarların, araştırıcıların, hekimlerin da benzer sorunları yaşadığını doğruluyor. Kitapları, hatta uzunca makaleleri okumak giderek zorlaşıyor ve terk ediliyor. Değil &#8216;Harp ve Sulh&#8217; ya da &#8216;Sefiller&#8217;i okumak, bir blog&#8217;daki üç dört paragrafı hazmetmek bile olanaksızlaşıyor. Beyinlerimiz artık neredeyse müzikteki &#8216;staccato&#8217; ritmiyle, yani kesik, kesik çalışıyor. Web&#8217;deki dokümanların başlıkları, &#8216;içindekiler&#8217; bölümü, ya da özeti yeterli görülüyor. University College London&#8217;un ülkenin kütüphanelerinde yaptığı bir araştırma bu &#8216;kaymağını alma&#8217; diyebileceğimiz arama ve okuma türününün genelleşmekte olduğunu gösteriyor. Bu nedenle otomatik özetleme algoritmaları ve yazılımları günümüzde önemli bir araştırma alanı oluşturuyor!</p>
<p><strong>Daha az mı okuyoruz?</strong></p>
<p>İşin ilginç yanı, 20-30 yıl öncesine göre daha çok okuyoruz! Ama, şimdiki başka tür bir okuma. O kadar başka ki, bizlerin de başka tür bir düşünme biçimine, hatta başka bir benlik sahibi olmamıza yol açıyor. Internet türü okumanın, yani hız (hatta anındalık- immediacy) ve verimliliğin öncelikli olduğu günümüzde, yazılı basın döneminin &#8216;derin okuması&#8217; diyebileceğimiz, düşünerek ve içe sindirerek okumanın yerini, &#8216;enformasyon seçici, ayıklayıcı&#8217; bir okuma alıyor. Bu da, beynimizin, sakin ve kesintisiz bir derin okuma sırasında aktifleşen, anlam çıkarma ve bağlantılar kurma becerilerinin giderek devre dışı kalmalarına yol açıyor.</p>
<p>Okuma, bilindiği gibi, insanların içgüdüsel bir özelliği değil, sonradan öğrendikleri bir yetidir. Okuma, beynin birçok değişik bölgesini seferber eder ve bu bölgeler dile ve alfabeye göre ciddi değişiklikler gösterirler. Bu nedenle okuma ve yazma yöntem ve stilimiz aklımızın çalışma biçimini de doğrudan etkiler. Buna verilen en ilginç örnek, büyük filozof Friedrich Nietzsche&#8217;nin 1880&#8217;li yıllarda görüşünün bozulması ve kalemle yazmakta zorlanması üzerine ellerine bakmak zorunda kalmamak için daktiloda on parmak yazmayı öğrenmesidir. Birçok otoriteye göre, daktiloda yazmaya başması ile birlikte Nietzche&#8217;nin yazı stili de değişmiş, filozofun belagatı (güzel konuşma sanatı) daha çok kelime oyunlarına ve &#8216;telgraf&#8217; stiline dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Saat ve bilgisayar</strong></p>
<p>Fiziksel değil de zihinsel yeteneklerimizi arttıran teknolojilerin yarattığı derin değişikliklere bir diğer ilginç örnek de, 14. yüzyılda, o zamana kadar kullanılagelen güneş, kum vb. türü saatlerden farklı olarak, sürekli ve hassas olarak çalışabilen mekanik saatin icadıdır. İnsanlara her an doğru zamanı gösteren bu aygıtın olağanüstü etkileri olmuştur.</p>
<p>Saatin icadı ile birlikte, zaman, insanların faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkmış, kendi başına varolan ve ölçülebilen bir büyüklük haline gelmiştir. Bu paradigma değişikliği de, insanların ne zaman uyuyacakları, çalışacakları ve yemek yiyeceklerine, duyularını dinlemek yerine saate bakarak karar vermelerine, yani bir anlamda dünya algılarının fakirleşmesine yol açmıştır. Ama aynı değişiklik, saatin tik taklarının çağrıştırdığı gibi, sürelerin ve diğer büyüklüklerin hassas matematiksel ölçümüne ve onunla birlikte bilimsel düşünce devriminin başlamasına öncülük etmiştir.</p>
<p>Bilişsel süreçlerimizdeki bu önemli değişiklikler kendimizi niteleyiş biçimimizi de değiştirmektedir. Saat bulunduktan sonra, yakın zamanlara kadar zeki biri için &#8216;kafası saat gibi çalışıyor&#8217; derken, artık &#8216;bilgisayar gibi&#8217; demek durumundayız! Öte yandan, sinirbilimin kanıtladığı gibi, insan beyninin, her yaşta, nöronlar arasında yeni bağlantılar yapabilmesi (yani plastikliği-plasticity özelliği) bu değişikliklerin benzetmelerle sınırlı kalmadığını bizleri biyolojik olarak da değiştirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Internetin bilişsel yeteneklerimiz üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu kuşku götürmemektedir. Büyük İngiliz matematikçisi Alan Turing&#8217;in 1936&#8217;daki makalesinde kanıtladığı gibi, (o tarihte sadece teorik olarak bilinen!) sayısal bir bilgisayar, bilgi işleyen her türlü aygıtın işlevlerini yerine getirebilecek biçimde programlanabilir. Günümüzde gördüğümüz de tam olarak bu. Neredeyse sınırsız bir güç ve kapasiteye sahip olan internet ile mobil teknolojiler, tüm diğer zihinsel yetenek artırıcı teknolojileri kapsamları altına almakta ve beyinlerimizi de hızla değiştirmekteler.</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/">http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/</a></li>
<li>Scientific American dergisi, Aralık 2013 sayısı</li>
<li><a href="http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24">http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor">Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13717</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
