kalite arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kalite Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Fri, 16 Jun 2023 11:47:40 +0000 tr hourly 1 Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/her-ile-bir-universite-her-ilceye-bir-myo Mon, 05 Jun 2023 11:06:34 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29581 Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? Bir kitap anlatıyor. “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?*” Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkâr ve kanaatkâr çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor. Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabını okudum. Tekerek, 2006 yılından sonra, “her ile bir üniversite” sloganı ile kurulan beş üniversiteyi çalışmış, bu üniversiteleri birkaç kez ziyaret ederek, her birinde onlarca akademisyenle derinlemesine mülakatlar yaparak bu kitabı yazmış. Ele aldığı üniversiteler, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi. Yedi yılı aşan bu araştırmada 150’den çok kişiyle, birden çok kez görüşmüş. Anlattığı tanıklıklar hem dehşet verici hem de zihin açıcı; çünkü okudukça anlıyoruz ki, bu üniversitelerde uygulanan, bir değersizleştirme şablonu: Bu üniversitelerde başarıyla uygulanan yönetim modeli, gelişmiş üniversitelerde de uygulanmaya çalışılıyor. Bu şablonu tanıyıp yenmeyi başaramazsak, ülkemizde üniversite kalmayacak. Kitaptan birkaç örnek vereyim: Giresun’un Bulancak ilçesindeki dolmuş esnafı, ilçeye yolcu gelsin diye bir bina yaptırıp üniversiteye bağışlıyor. Öğrenci demek ya yolcu ya kiracı demek; çünkü ilçede yurt yok; öğrenciler ya ev kiralayacak ya da her gün ilçeden şehir merkezine gidecek. Her ile bir üniversite, her ilçeye bir Meslek Yüksek Okulu politikası ile birlikte geliyor. Yoklar üniversiteleri Bu yüksekokullara, yüksek lise bile denemez; çünkü uygulamalı olması gereken derslerin uygulaması yok; staj yapacak yer yok; bölümlerde değişik alanlarda olması gereken uzman öğretim elemanı yok. Öte yandan, üniversite yaşamının vermesi gereken sosyo-kültürel zenginlik, değil ilçelerde, küçük şehirlerin merkezinde bile yok. Bazı kampüslerde hem eğitimde, hem de sosyal hayatta kadınlar ve erkekler ayrılmış; dersliklerde, kantinlerde haremlik-selamlık uygulanıyor. Hocası olmayan bölümlerde derslere lise, hatta ilkokul öğretmenleri giriyor. Daha lisans programında yeterli hocası olmayan bölümlerde yüksek lisans ve doktora programları açılıyor. Buradan mezun olanlar, aynı yerde doktora yapıp hoca oluyor. Tavşanın suyunun suyunu öğrencilere yemek diye sunuyorlar. Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ve zaten sınırdan yeterli olan 70 Ya- bancı Dil Sınav notunun 55’e düşürülmesi ile, akademik kontrol noktaları tamamen kaldırılmış durumda. Akademik niteliğin düşüklüğüne verilen bir örnek çok çarpıcı: “Şerefe karşı suçlar” başlıklı bir hukuk makalesinin başlığı, İngilizceye çevrilirken, “Suçlara karşı şerefe” haline geliyor! Bu şekilde dergiye basılan makale, sonradan düzeltilse de, eski halinin kopyası hala var; inanamayanlar için! Akademik yönetim ise, tam anlamıyla bir felaket. Akademik alımlarda, kişilerin mezhebi, yerli ve milli değerlere bağlılıkları, siyasi görüş ve parti bağlantıları sorgulanıyor. Üniversiteler siyasi, dini gruplar tarafından paylaşılmış; kadroya girmek için bunlar sorgulanıyor. Araştırma üniversitelerinde, YÖK’ün üniversite- ye müdahalesi olarak görüp şikayet ettiğimiz Öğretim Üyesi Yetiştirme (ÖYP) ve Yurtdışı Lisansüstü Yetiştirme (YLSY) programları, bu üniversiteler için nitelikli öğretim üyesi girişinin tek yolu olarak görülüyor. Ancak bu programlar istenmiyor; çünkü değişik kültürden gelen, hâkim anlayışlara itiraz edecek muhalif öğretim elemanları istenmiyor. Kadroya girdikten sonra da inanılmaz bir hiyerarşi, çarpık değer yargıları ve beklentiler var: Bir üniversitede rektörün özel kalemi, yeni kadroya atanan araştırma görevlilerinden, kadroya atandıkları için teşekkür etmek üzere belli bir markadan rektöre hediye almalarını istiyor. Bu üniversiteler nasıl geliştirilir, nasıl gelişmiş üniversitelere benzer diye düşünüleceğine, tersi oluyor; tüm üniversiteler taşralaştırılıyor. Bu konuyu tekrar ele alacağım. O zamana kadar, Tuğba Tekerek’in kitabını okumanızı tavsiye ederim: * Tuğba Tekerek, Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü, İletişim Yayınları, 2023, İstanbul. Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 364. sayıda yayınlanmıştır.

Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>

Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? Bir kitap anlatıyor.

“Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?*” Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkâr ve kanaatkâr çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor.

Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabını okudum. Tekerek, 2006 yılından sonra, “her ile bir üniversite” sloganı ile kurulan beş üniversiteyi çalışmış, bu üniversiteleri birkaç kez ziyaret ederek, her birinde onlarca akademisyenle derinlemesine mülakatlar yaparak bu kitabı yazmış. Ele aldığı üniversiteler, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi.

Yedi yılı aşan bu araştırmada 150’den çok kişiyle, birden çok kez görüşmüş. Anlattığı tanıklıklar hem dehşet verici hem de zihin açıcı; çünkü okudukça anlıyoruz ki, bu üniversitelerde uygulanan, bir değersizleştirme şablonu: Bu üniversitelerde başarıyla uygulanan yönetim modeli, gelişmiş üniversitelerde de uygulanmaya çalışılıyor. Bu şablonu tanıyıp yenmeyi başaramazsak, ülkemizde üniversite kalmayacak.

Kitaptan birkaç örnek vereyim: Giresun’un Bulancak ilçesindeki dolmuş esnafı, ilçeye yolcu gelsin diye bir bina yaptırıp üniversiteye bağışlıyor. Öğrenci demek ya yolcu ya kiracı demek; çünkü ilçede yurt yok; öğrenciler ya ev kiralayacak ya da her gün ilçeden şehir merkezine gidecek. Her ile bir üniversite, her ilçeye bir Meslek Yüksek Okulu politikası ile birlikte geliyor.

Yoklar üniversiteleri

Bu yüksekokullara, yüksek lise bile denemez; çünkü uygulamalı olması gereken derslerin uygulaması yok; staj yapacak yer yok; bölümlerde değişik alanlarda olması gereken uzman öğretim elemanı yok. Öte yandan, üniversite yaşamının vermesi gereken sosyo-kültürel zenginlik, değil ilçelerde, küçük şehirlerin merkezinde bile yok. Bazı kampüslerde hem eğitimde, hem de sosyal hayatta kadınlar ve erkekler ayrılmış; dersliklerde, kantinlerde haremlik-selamlık uygulanıyor.

Hocası olmayan bölümlerde derslere lise, hatta ilkokul öğretmenleri giriyor. Daha lisans programında yeterli hocası olmayan bölümlerde yüksek lisans ve doktora programları açılıyor. Buradan mezun olanlar, aynı yerde doktora yapıp hoca oluyor. Tavşanın suyunun suyunu öğrencilere yemek diye sunuyorlar.

Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ve zaten sınırdan yeterli olan 70 Ya- bancı Dil Sınav notunun 55’e düşürülmesi ile, akademik kontrol noktaları tamamen kaldırılmış durumda. Akademik niteliğin düşüklüğüne verilen bir örnek çok çarpıcı: “Şerefe karşı suçlar” başlıklı bir hukuk makalesinin başlığı, İngilizceye çevrilirken, “Suçlara karşı şerefe” haline geliyor! Bu şekilde dergiye basılan makale, sonradan düzeltilse de, eski halinin kopyası hala var; inanamayanlar için!

Akademik yönetim ise, tam anlamıyla bir felaket. Akademik alımlarda, kişilerin mezhebi, yerli ve milli değerlere bağlılıkları, siyasi görüş ve parti bağlantıları sorgulanıyor. Üniversiteler siyasi, dini gruplar tarafından paylaşılmış; kadroya girmek için bunlar sorgulanıyor. Araştırma üniversitelerinde, YÖK’ün üniversite- ye müdahalesi olarak görüp şikayet ettiğimiz Öğretim Üyesi Yetiştirme (ÖYP) ve Yurtdışı Lisansüstü Yetiştirme (YLSY) programları, bu üniversiteler için nitelikli öğretim üyesi girişinin tek yolu olarak görülüyor. Ancak bu programlar istenmiyor; çünkü değişik kültürden gelen, hâkim anlayışlara itiraz edecek muhalif öğretim elemanları istenmiyor. Kadroya girdikten sonra da inanılmaz bir hiyerarşi, çarpık değer yargıları ve beklentiler var: Bir üniversitede rektörün özel kalemi, yeni kadroya atanan araştırma görevlilerinden, kadroya atandıkları için teşekkür etmek üzere belli bir markadan rektöre hediye almalarını istiyor.

Bu üniversiteler nasıl geliştirilir, nasıl gelişmiş üniversitelere benzer diye düşünüleceğine, tersi oluyor; tüm üniversiteler taşralaştırılıyor. Bu konuyu tekrar ele alacağım. O zamana kadar, Tuğba Tekerek’in kitabını okumanızı tavsiye ederim:

* Tuğba Tekerek, Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü, İletişim Yayınları, 2023, İstanbul.

Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr

*Bu yazı, HBT Dergi 364. sayıda yayınlanmıştır.

Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
29581
4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/4-yasanabilir-sehirler-sempozyumu-kez-sapancada Fri, 14 Oct 2016 13:18:00 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4029 WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler tarafından 26 Ekim’de düzenlenecek olan sempozyumda, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar, akademisyenler ve belediye başkanları “Yaşanabilir Şehirler” ile ilgili bilgi ve tecrübelerini paylaşacaklar. Bu yıl ki tema; Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanacağı. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nu WRI Türkiye Direktörü Arzu Tekir ile konuştuk. Tekir, 2013 yılından beri her yıl sonbaharda düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nun amacını, “İyi şehircilik uygulamaları ile yaşam kalitesini arttıracak bilgi ve deneyimi paylaşmak ve yeni projeler ve işbirlikleri için küresel ağlar geliştirmek” olarak açıklıyor. Geçen yıl, kentlerde yaşayan nüfusun %70’i geçtiği dünyada ve Türkiye’de, nasıl daha enerji verimli ve akıllı kentler oluşturulabileceği tartışılmıştı. Bu yıl ise Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanabileceği konuşulacak. “Etkili bir öğrenme yöntemi olarak, bu uygulamaları gerçekleştiren kurum ve kuruluşların sadece başarılı projelerini değil, aynı zaman da zorlandıkları deneyimlerini de paylaşmalarının aslında bu uygulamaların yayılması açısından çok önemli” diyor Tekir. Etkinliğin en çok yerel yönetim temsilcilerinden ilgi gördüğünü, bunu yanısıra inşaat, bilişim, toplu taşıma gibi alanlarda çalışan özel sektör firmalarının da ilgisini çektiğini belirtiyor. Tabii sempozyuma bakanlık yetkilileri, uluslararası kuruluşlar, projelere finansman sağlayan uluslararası kalkınma bankaları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da katılıyor. Aslında Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülke, kentlerin yaşanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırmak için önem arz eden Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu, COP 21 Paris Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalara imza attı. Bu antlaşmalar, ülkeler (dolayısıyla da kentler) için 2030 yılına kadar aslında iklim, kentleşme ve yol güvenliği gibi konularda net hedefler koyuyor. Ancak ne yazık ki hızlı kentleşme, plansız büyüme ve rant doraklı politikalar yüzünden pek de ilerleme sağlanamıyor. Tekir “Önümüzdeki 15 yıl içinde dünya nüfusunun%70’inin şehir hayatına katılacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye, köyden kente göçün en yoğun yaşandığı ülkelerden birisi. Kırsal kalkınma alanında bir atılım yapılmadığı sürece bu göç kaçınılmazdır. 2050 yılına dek hızla büyüyen şehirler için planlanan yatırımların %75’i henüz yapılmadığı için, doğru planlama ile tasarım yapmak hala mümkün” diyor.

4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler tarafından 26 Ekim’de düzenlenecek olan sempozyumda, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar, akademisyenler ve belediye başkanları “Yaşanabilir Şehirler” ile ilgili bilgi ve tecrübelerini paylaşacaklar. Bu yıl ki tema; Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanacağı.

Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nu WRI Türkiye Direktörü Arzu Tekir ile konuştuk. Tekir, 2013 yılından beri her yıl sonbaharda düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nun amacını, “İyi şehircilik uygulamaları ile yaşam kalitesini arttıracak bilgi ve deneyimi paylaşmak ve yeni projeler ve işbirlikleri için küresel ağlar geliştirmek” olarak açıklıyor.

Geçen yıl, kentlerde yaşayan nüfusun %70’i geçtiği dünyada ve Türkiye’de, nasıl daha enerji verimli ve akıllı kentler oluşturulabileceği tartışılmıştı. Bu yıl ise Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanabileceği konuşulacak.

“Etkili bir öğrenme yöntemi olarak, bu uygulamaları gerçekleştiren kurum ve kuruluşların sadece başarılı projelerini değil, aynı zaman da zorlandıkları deneyimlerini de paylaşmalarının aslında bu uygulamaların yayılması açısından çok önemli” diyor Tekir. Etkinliğin en çok yerel yönetim temsilcilerinden ilgi gördüğünü, bunu yanısıra inşaat, bilişim, toplu taşıma gibi alanlarda çalışan özel sektör firmalarının da ilgisini çektiğini belirtiyor. Tabii sempozyuma bakanlık yetkilileri, uluslararası kuruluşlar, projelere finansman sağlayan uluslararası kalkınma bankaları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da katılıyor.

Aslında Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülke, kentlerin yaşanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırmak için önem arz eden Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu, COP 21 Paris Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalara imza attı. Bu antlaşmalar, ülkeler (dolayısıyla da kentler) için 2030 yılına kadar aslında iklim, kentleşme ve yol güvenliği gibi konularda net hedefler koyuyor. Ancak ne yazık ki hızlı kentleşme, plansız büyüme ve rant doraklı politikalar yüzünden pek de ilerleme sağlanamıyor.

Tekir “Önümüzdeki 15 yıl içinde dünya nüfusunun%70’inin şehir hayatına katılacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye, köyden kente göçün en yoğun yaşandığı ülkelerden birisi. Kırsal kalkınma alanında bir atılım yapılmadığı sürece bu göç kaçınılmazdır. 2050 yılına dek hızla büyüyen şehirler için planlanan yatırımların %75’i henüz yapılmadığı için, doğru planlama ile tasarım yapmak hala mümkün” diyor.

4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
4029
VikiPera yeni yazarlarını arıyor https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/vikipera-yeni-yazarlarini-ariyor Wed, 27 Jul 2016 13:18:29 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3264 Pera Müzesi, web ansiklopedisi Vikipedi iş birliğiyle yeni bir dijital projeyi hayata geçiriyor. Vikipedi’nin Türkiye’de ilk defa, Pera Müzesi işbirliğiyle gerçekleştireceği GLAM projesi kapsamında tüm katılımcılar, Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar koleksiyon sergisindeki eserler hakkında içerikler hazırlayacak. Yerel bir Vikipedi oluşumu olan Wikimedia Topluluğu Kullanıcı Grubu Türkiye (WMTR) ve Pera Müzesi iş birliğinde gerçekleştirilen proje kapsamında eserlere Vikipedi üzerinden en geniş katkıda bulunan beş yazar Pera Müzesi tarafından ödüllendirilecek. “VikiPera” Türkiye’deki Vikipedi yazarlarının Pera Müzesi’nde yer alan eserler hakkında oluşturacakları kaliteli ve seçkin içerikler ile dijital bir sanat projesine katkıda bulunmalarını hedefliyor. Yarışmaya katılmak için Vikipedi’ye üye olmak yeterli. Ardından http://bit.ly/2920Gnh linkinde duyurulacak olan projenin sayfası üzerinden belirlenen eserler hakkında içerik oluşturulabilecek. Pera Müzesi, 15 Ağustos tarihine dek Vikipedi kriterlerine göre, “iyi yazılmış, kapsamlı, doğru,tarafsız ve kalıcı” içerikleriyle yarışmaya dâhil olan herkese proje sonunda küçük hediyeler verecek. İçeriklere en geniş katkıda bulunan ilk beş kullanıcıyı ise özel hediyeler bekliyor. Kapak görsel: İngiliz Elçisinin Kızı Tahtırevanda, Fausto Zonaro; tuval üstüne yağlıboya, 1896.

VikiPera yeni yazarlarını arıyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Pera Müzesi, web ansiklopedisi Vikipedi iş birliğiyle yeni bir dijital projeyi hayata geçiriyor. Vikipedi’nin Türkiye’de ilk defa, Pera Müzesi işbirliğiyle gerçekleştireceği GLAM projesi kapsamında tüm katılımcılar, Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar koleksiyon sergisindeki eserler hakkında içerikler hazırlayacak. Yerel bir Vikipedi oluşumu olan Wikimedia Topluluğu Kullanıcı Grubu Türkiye (WMTR) ve Pera Müzesi iş birliğinde gerçekleştirilen proje kapsamında eserlere Vikipedi üzerinden en geniş katkıda bulunan beş yazar Pera Müzesi tarafından ödüllendirilecek.

“VikiPera” Türkiye’deki Vikipedi yazarlarının Pera Müzesi’nde yer alan eserler hakkında oluşturacakları kaliteli ve seçkin içerikler ile dijital bir sanat projesine katkıda bulunmalarını hedefliyor.

Yarışmaya katılmak için Vikipedi’ye üye olmak yeterli. Ardından http://bit.ly/2920Gnh linkinde duyurulacak olan projenin sayfası üzerinden belirlenen eserler hakkında içerik oluşturulabilecek. Pera Müzesi, 15 Ağustos tarihine dek Vikipedi kriterlerine göre, “iyi yazılmış, kapsamlı, doğru,tarafsız ve kalıcı” içerikleriyle yarışmaya dâhil olan herkese proje sonunda küçük hediyeler verecek. İçeriklere en geniş katkıda bulunan ilk beş kullanıcıyı ise özel hediyeler bekliyor.

Kapak görsel: İngiliz Elçisinin Kızı Tahtırevanda, Fausto Zonaro; tuval üstüne yağlıboya, 1896.

VikiPera yeni yazarlarını arıyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
3264