klasik tıp arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/klasik-tip Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Thu, 15 Aug 2019 12:54:59 +0000 tr hourly 1 Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/turk-usulu-cicek-asisinin-avrupaya-yayilmasiyla-asi-ve-serum-alaninda-yeni-bir-donem-acildi Thu, 15 Aug 2019 12:52:06 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14810 Avrupa’da Rönesans’la hızlanan tıbbî gelişmeler karşısında 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-İslam tababeti üstünlüğünü kaybetti. Yönlendirici orijinal eserler veren kimseler, Osmanlı İmparatorluğunda kaybolmaya ve Avrupa’daki yeni tıbbî eserler Arapça ve Türkçeye tercüme edilmeye başladı. Buna en iyi örnek, Sultan IV.Mehmet’in (Avcı) 1669’da ölen Hekimbaşısı Salih bin Nasrullah bin Sellum’un, Avusturyalı hekim Paracelsus’un iatrokimyaya dair eserini Latinceden Arapçaya Süleyman bin İbrahim yardımıyla tercüme etmesidir: “Haza kitab-ı tıbb-ı cedid-i kimyavî ahtere ahu Barakelsus ve semmahu bil-latiniye Espagnia”. Kitabın başlığının hemen altında Latinceden Arapçaya tercüme edildiği belirtilmektedir. Ancak, 17. yüzyılda Osmanlı Türkiyesi’nde yaygın olarak uygulanan “Türk Usulü Çiçek Aşısı”nın 18. yüzyıl başında Avrupa’ya yayılması, tıp alanında dünyada yeni bir dönemin açılmasına neden olmuştur. Çiçek aşısı eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulandığı halde, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki uygulanma, 18. yüzyıl başlarında Osmanlı hekimi Emanuel Timonius ve Lady Mary Montague’nün Türk usulü çiçek aşısını Avrupa’ya tanıtmalarından sonra başladı. 18. yüzyıl boyunca, Türk usulü çiçek aşısı İngiltere’den Rusya’ya, İsveç’ten, İtalya’ya kadar yayılınca, bu aşının kaynağı hakkında bilimsel tartışma ve çok sayıda yayınlara yol açtı. Kaynağı neresi? Lady Mary Montague’nün 1717’de Türkiye’de gördüğü çiçek aşısına benzeyen Hint  usulü çiçek aşısının, 1022 senesinde Çin’in Tibet’e yakın bölgesinde, dağda yaşayan bir münzevi tarafından Çin veziri Wang-Tan’ın küçük oğluna uygulandığı, bu bölgede yaşayan Uygur Türklerinin Hint usulü çiçek aşısının yayılmasında rol oynadıkları, onların Hint’le Çin arasındaki sıkı ticaret ilişkilerini yönettikleri düşünülünce, mümkün görülmektedir. 14. yüzyıl başında Tibet’in Çin’e komşu olan bu bölgesinden geçen İslâm seyyahı İbn Batuta’nın seyahatnamesinde, bura halkının Türklere benzediğini özellikle belirtmesi de bu teoriyi destekler bir mahiyet arz etmektedir. Herhalde bu aşı usulü 1055’te Kafkaslara kadar yayılan Selçuklularla Ön Asya’ya gelmiş olsa gerektir. Türkiye’deki “inokulasyon” şeklindeki çiçek aşısının ilk bilimsel  tarifini yazan Emanuel Timonius’dur, [Latin (Levanten) asıllı bir Osmanlı hekimi olup Sultan IV.Murat’ın (1611-1640) saray hekimi Vincent Timoni’nin torunu olduğu ortaya çıkmıştır]. Latin asıllı Osmanlı hekimi Emanuel Timonius, “Türkiye’deki çiçek aşısı” üzerine 1713’te Latince yayınladığı makalede, bu aşının Çin’de, Çerkezlerde, Gürcülerde ve diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı, Kafkaslar üzerinden yaklaşık 40 yıl önce, 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürmektedir. “Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi” Oysa, Anadolu ve Trakya’da Türk Usulü Çiçek Aşısının Timonius’un verdiği tarihten çok önce uygulandığı Rıfat Osman, Feridun Nafiz Uzluk ve Süheyl Ünver’in yayınlarında belirtilmiştir. Feridun Nafiz Uzluk 7.11.1697 tarihli İstanbul’daki bir mezar taşında “Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi” ibaresini tespit etmiştir. Bu zatın 65 yıl yaşadığı kabul edilirse, daha önce çiçek aşısı yapan babasının 1632’lerde bu işi yaptığı ortaya çıkar. Rıfat Osman da 1632 tarihli Aşıcı bir kadına ait Edirne kadısına yazılan bir hükümden bahsetmektedir. 1846’da Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane matbaasından basılan “Menafi ül-etfal” isimli eserde 1679 yılında Anadolu’dan çiçek aşısını yapmasını bilen bir adamın İstanbul’da 5-6 çocuğu aşıladığı ve bunu Lady Montague’nün işitip görerek İngiltere’ye yazdığı belirtilmektedir. 1711 ve 1712’de Osmanlı imparatorluğunu ve Kafkasya’daki Çerkezleri ve onlardaki Çiçek Aşısı usulünü gören Fransız seyyahı Aubry de la Motraye, bunu 1712 Mayısında Emanuel Timonius’a İstanbul’da anlatmış, Timonius ta bu husustaki görüşlerini Latince olarak yazıp Aubry de la Motraye’a vermiştir. Bu, 1713’te Latince kaleme alınan makale Türkiye’deki Çiçek Aşısı Usulü hakkındaki ilk bilimsel yazı olup sonra, Motraye’in seyahatnamesinin 2. cildinin son kısmına ekli olarak 1727’de yayınlanmıştır. 100 altına risale Rus Çarına yenildikten sonra Türklere sığınan ve Edirne’deki Demirtaş köşkünde kalan İsveç kralı XII. Karl’ın (Demirbaş Şarl) yanındaki saray hekimi Samuel Kragge vasıtasıyla Timonius’tan 100 altın karşılığında elde edilen ve 1717’de Academiae Caesareo-Leopoldinae Carolinae’nin dergisi Ephemerides’te yayınlanan Türkiye’deki Çiçek Aşısı hakkındaki risale aynı risale olsa gerek. Timonius’un bu Latince makalesini, XII. Karl’ın diğer saray cerrahı Melchior Neumann, Almanca’ya kendi el yazısı ile tercüme etmiştir, halen yedi sayfa halinde İsveç’te Uppsala Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır. İngiltere’de Emanuel Timonius ve Lady Montague aracılığıyla Londra’da aktüel bir konu haline getirilen Türk Usulü Çiçek Aşısı, hekimlerce ölüme mahkum olanlar üzerinde denenmiş ve olumlu sonuç alınmıştır. 1745’te Johann Jacob Schützen yayınevinde yayınlanan, Prusya Saray Eczacısı ve Bilimler Akademisi üyesi Dr.Neumann’ın Timonius’tan yaptığı Almanca tercüme, Türk Usulü Çiçek Aşısı hakkındaki Londra’daki tıbbî deneylerin Almanya’da ne kadar yakından takip edildiğini kanıtlaması bakımından da çok ilginçtir. Mahkumlar üzerinde yapılan bu denemenin olumlu sonucu olarak İngiliz Kraliyet ailesinin de Türk Usulü Çiçek Aşısıyla aşılanması, muhakkak ki bu aşının hemen İngiltere’den Rusya’ya, İsveç’ten İtalya ve Fransa’ya kadar yayılmasını ve 1796’da Edward Jenner tarafından “vaccination” şeklinde inekten alınarak insana aşılama usulünün bulunmasına yol açmıştır. Jenner’in bu yeni “vaccination” usulünü uygulayana kadar, Türk Usulü Çiçek Aşısını, yani “inoculation” yaptığını belirtmek gerekir. 17.Yüzyıl sonunda Peru’dan Avrupa’ya gelen “kına kına” kabuğunun sıtma ve ateşli hastalıkların tedavisinde olumlu sonuç vermesinin o zamana kadar hâkim olan humoral patolojiyi ve iatrokimya (iatroşimi) ile ilgili görüşleri sarsmasından sonra 18. yüzyılda Türk Usulü Çiçek Aşısının Avrupa’da yayılması ve Edward Jenner’in “vaccination”u keşfi, tıpta tamamen yeni ufuklar açmış ve ilerde diğer aşı ve serumların keşfi için zemin hazırlamıştır. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora – Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi Kaynaklar: Terzioğlu A. Türk Usulü Çiçek Aşısının Orijini ve Avrupa’ya Yayılması. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Kasım 2016; Sayı:239, s.14-19. Cartwright FF, Biddiss MD. Disease and History. New York, NY, Dorset Press, 1991, pp. 29-53, 113-166.

Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Avrupa’da Rönesans’la hızlanan tıbbî gelişmeler karşısında 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk-İslam tababeti üstünlüğünü kaybetti. Yönlendirici orijinal eserler veren kimseler, Osmanlı İmparatorluğunda kaybolmaya ve Avrupa’daki yeni tıbbî eserler Arapça ve Türkçeye tercüme edilmeye başladı.

Buna en iyi örnek, Sultan IV.Mehmet’in (Avcı) 1669’da ölen Hekimbaşısı Salih bin Nasrullah bin Sellum’un, Avusturyalı hekim Paracelsus’un iatrokimyaya dair eserini Latinceden Arapçaya Süleyman bin İbrahim yardımıyla tercüme etmesidir: “Haza kitab-ı tıbb-ı cedid-i kimyavî ahtere ahu Barakelsus ve semmahu bil-latiniye Espagnia”. Kitabın başlığının hemen altında Latinceden Arapçaya tercüme edildiği belirtilmektedir.

Ancak, 17. yüzyılda Osmanlı Türkiyesi’nde yaygın olarak uygulanan “Türk Usulü Çiçek Aşısı”nın 18. yüzyıl başında Avrupa’ya yayılması, tıp alanında dünyada yeni bir dönemin açılmasına neden olmuştur.

Çiçek aşısı eski zamanlardan beri Hindistan ve Çin’de uygulandığı halde, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerindeki uygulanma, 18. yüzyıl başlarında Osmanlı hekimi Emanuel Timonius ve Lady Mary Montague’nün Türk usulü çiçek aşısını Avrupa’ya tanıtmalarından sonra başladı. 18. yüzyıl boyunca, Türk usulü çiçek aşısı İngiltere’den Rusya’ya, İsveç’ten, İtalya’ya kadar yayılınca, bu aşının kaynağı hakkında bilimsel tartışma ve çok sayıda yayınlara yol açtı.

Kaynağı neresi?

Lady Mary Montague’nün 1717’de Türkiye’de gördüğü çiçek aşısına benzeyen Hint  usulü çiçek aşısının, 1022 senesinde Çin’in Tibet’e yakın bölgesinde, dağda yaşayan bir münzevi tarafından Çin veziri Wang-Tan’ın küçük oğluna uygulandığı, bu bölgede yaşayan Uygur Türklerinin Hint usulü çiçek aşısının yayılmasında rol oynadıkları, onların Hint’le Çin arasındaki sıkı ticaret ilişkilerini yönettikleri düşünülünce, mümkün görülmektedir.

14. yüzyıl başında Tibet’in Çin’e komşu olan bu bölgesinden geçen İslâm seyyahı İbn Batuta’nın seyahatnamesinde, bura halkının Türklere benzediğini özellikle belirtmesi de bu teoriyi destekler bir mahiyet arz etmektedir. Herhalde bu aşı usulü 1055’te Kafkaslara kadar yayılan Selçuklularla Ön Asya’ya gelmiş olsa gerektir.

Türkiye’deki “inokulasyon” şeklindeki çiçek aşısının ilk bilimsel  tarifini yazan Emanuel Timonius’dur, [Latin (Levanten) asıllı bir Osmanlı hekimi olup Sultan IV.Murat’ın (1611-1640) saray hekimi Vincent Timoni’nin torunu olduğu ortaya çıkmıştır]. Latin asıllı Osmanlı hekimi Emanuel Timonius, “Türkiye’deki çiçek aşısı” üzerine 1713’te Latince yayınladığı makalede, bu aşının Çin’de, Çerkezlerde, Gürcülerde ve diğer Asyalı kavimlerde uygulandığı, Kafkaslar üzerinden yaklaşık 40 yıl önce, 1673-74 yıllarında İstanbul’da yayılmaya başladığını ileri sürmektedir.

“Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi”

Oysa, Anadolu ve Trakya’da Türk Usulü Çiçek Aşısının Timonius’un verdiği tarihten çok önce uygulandığı Rıfat Osman, Feridun Nafiz Uzluk ve Süheyl Ünver’in yayınlarında belirtilmiştir. Feridun Nafiz Uzluk 7.11.1697 tarihli İstanbul’daki bir mezar taşında “Aşılamacızade Hekim Ali Çelebi” ibaresini tespit etmiştir.

Bu zatın 65 yıl yaşadığı kabul edilirse, daha önce çiçek aşısı yapan babasının 1632’lerde bu işi yaptığı ortaya çıkar. Rıfat Osman da 1632 tarihli Aşıcı bir kadına ait Edirne kadısına yazılan bir hükümden bahsetmektedir. 1846’da Mektebi Tıbbiye-i Adliye-i Şahane matbaasından basılan “Menafi ül-etfal” isimli eserde 1679 yılında Anadolu’dan çiçek aşısını yapmasını bilen bir adamın İstanbul’da 5-6 çocuğu aşıladığı ve bunu Lady Montague’nün işitip görerek İngiltere’ye yazdığı belirtilmektedir.

1711 ve 1712’de Osmanlı imparatorluğunu ve Kafkasya’daki Çerkezleri ve onlardaki Çiçek Aşısı usulünü gören Fransız seyyahı Aubry de la Motraye, bunu 1712 Mayısında Emanuel Timonius’a İstanbul’da anlatmış, Timonius ta bu husustaki görüşlerini Latince olarak yazıp Aubry de la Motraye’a vermiştir. Bu, 1713’te Latince kaleme alınan makale Türkiye’deki Çiçek Aşısı Usulü hakkındaki ilk bilimsel yazı olup sonra, Motraye’in seyahatnamesinin 2. cildinin son kısmına ekli olarak 1727’de yayınlanmıştır.

100 altına risale

Rus Çarına yenildikten sonra Türklere sığınan ve Edirne’deki Demirtaş köşkünde kalan İsveç kralı XII. Karl’ın (Demirbaş Şarl) yanındaki saray hekimi Samuel Kragge vasıtasıyla Timonius’tan 100 altın karşılığında elde edilen ve 1717’de Academiae Caesareo-Leopoldinae Carolinae’nin dergisi Ephemerides’te yayınlanan Türkiye’deki Çiçek Aşısı hakkındaki risale aynı risale olsa gerek. Timonius’un bu Latince makalesini, XII. Karl’ın diğer saray cerrahı Melchior Neumann, Almanca’ya kendi el yazısı ile tercüme etmiştir, halen yedi sayfa halinde İsveç’te Uppsala Üniversite Kütüphanesinde bulunmaktadır.

İngiltere’de Emanuel Timonius ve Lady Montague aracılığıyla Londra’da aktüel bir konu haline getirilen Türk Usulü Çiçek Aşısı, hekimlerce ölüme mahkum olanlar üzerinde denenmiş ve olumlu sonuç alınmıştır. 1745’te Johann Jacob Schützen yayınevinde yayınlanan, Prusya Saray Eczacısı ve Bilimler Akademisi üyesi Dr.Neumann’ın Timonius’tan yaptığı Almanca tercüme, Türk Usulü Çiçek Aşısı hakkındaki Londra’daki tıbbî deneylerin Almanya’da ne kadar yakından takip edildiğini kanıtlaması bakımından da çok ilginçtir.

Mahkumlar üzerinde yapılan bu denemenin olumlu sonucu olarak İngiliz Kraliyet ailesinin de Türk Usulü Çiçek Aşısıyla aşılanması, muhakkak ki bu aşının hemen İngiltere’den Rusya’ya, İsveç’ten İtalya ve Fransa’ya kadar yayılmasını ve 1796’da Edward Jenner tarafından “vaccination” şeklinde inekten alınarak insana aşılama usulünün bulunmasına yol açmıştır. Jenner’in bu yeni “vaccination” usulünü uygulayana kadar, Türk Usulü Çiçek Aşısını, yani “inoculation” yaptığını belirtmek gerekir.

17.Yüzyıl sonunda Peru’dan Avrupa’ya gelen “kına kına” kabuğunun sıtma ve ateşli hastalıkların tedavisinde olumlu sonuç vermesinin o zamana kadar hâkim olan humoral patolojiyi ve iatrokimya (iatroşimi) ile ilgili görüşleri sarsmasından sonra 18. yüzyılda Türk Usulü Çiçek Aşısının Avrupa’da yayılması ve Edward Jenner’in “vaccination”u keşfi, tıpta tamamen yeni ufuklar açmış ve ilerde diğer aşı ve serumların keşfi için zemin
hazırlamıştır.

Prof. Dr. Kadircan Keskinbora – Bahçeşehir Ü. Tıp F. Öğretim Üyesi

Kaynaklar:

  • Terzioğlu A. Türk Usulü Çiçek Aşısının Orijini ve Avrupa’ya Yayılması. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi Kasım 2016; Sayı:239, s.14-19.
  • Cartwright FF, Biddiss MD. Disease and History. New York, NY, Dorset Press, 1991, pp. 29-53, 113-166.

Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Avrupa’ya yayılmasıyla aşı ve serum alanında yeni bir dönem açıldı yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
14810
“Bilgi üretmeyince tökezledik… Fatura önümüze gelmeye başladı” https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilgi-uretmeyince-tokezledik-fatura-onumuze-gelmeye-basladi Thu, 02 Nov 2017 14:00:23 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8175 Sağlık Bakanlığı’na bağlı TÜSEB, yani Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bir süre önce Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri koydu. Ve geçen Cumartesi günü de 4.Türk Dünyası Kurultayı kapsamında ödül kazanan bilim insanlarımızı açıkladı. Üçüncü sayfamızda ayrıntılarını ve kazananları okuyacaksınız. Burada Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’ın ödül töreninde yaptığı konuşmada bir noktanın altını çizmek isteriz: “… Bir yerlerde bir şeyler yanlış gitti, ayağımız takıldı ve onun faturasını 200-300 yıldır ödedik, hala da bu coğrafya ödüyor. Ayağımız bilgi üretiminden koptuğumuz yerde takıldı. Ne zaman ki bilgi üretiminden koptuk, ondan sonra da fatura önümüze belli bir süre sonra düşmeye başladı. Bilgi üreteceğiz, bilgiye ulaşacağız, bilgiyi kullanacağız, insanlığın hizmetine sunacağız, insanlığın mirasından istifade edeceğiz, mirasa da katkı sağlayacağız…” Mesele budur. Türkiye’nin temel sorunu da… Ülkeyi ve ekonomiyi, bilim ve teknoloji ulusal politikaları çerçevesinde yeniden inşa etmediğimiz sürece bu tökezleme sürecektir. Bilim ve araştırma ile sorunlarımızı çözmek zorundayız. Dünya bilim ve teknoloji üretimi ile yükseliyor, güce ve refaha ulaşıyor. Bunun için üniversitelerimizi niteliksel olarak hızla geliştirmek ve bilim insanlarını özgür kılmalıyız. Üniversitelere atanan rektörler, dekanlar hiç bir ayrımcılık yapmadan, benim adamım demeden, liyakati ön plana çıkartarak bir yönetim sergilemelidirler. Ne yazık ki, böyle olmuyor. Ege’deki devlet üniversiteleri dâhil pek çok üniversiteden hiç de iyi haberler gelmiyor. Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB’in dördüncüsünü düzenlediği tıp kurultayları çerçevesinde düzenlenmekte olan çalıştaylarla, sağlık konularında çözümler aranması şüphesiz ki olumludur. Sonuçları itibariyle de izleyicisi olacağız. Bir sinek ve 6 Nobel Bilim, araçsız olmaz. Sirke sineği özellikle biyolojik bilimlerde araştırmalarda çok kullanılır. Drosophila adı ile bilinir. Bu yıl ki Tıp Nobel ödülü verilen biyolojik saat ritmlerini denetleyen mekanizmaların çözümlemeleri, işte Drosophila üzerinde yapılan çalışmalarla gerçekleşti. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar sonucu kaç Nobel kazanıldı, henüz araştırmadık, ama sirke sineği araştırmacılara 6 Nobel ödülü kazandırdı! Biz de bunun öyküsünü kapak konusu yaptık. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Doğan Kuban Hoca, epey süre yattığı üniversite hastanesindeki gözlemlerinden yola çıkarak önemli saptamalar yapıyor yazısında ve ülkeyi çağdaş dünyaya en çok yakınlaştırdığı orta ve alt katmanlardan oluşan büyük halk kitlelerini “kaya sınıf” olarak nitelendiriyor. Bu sınıftır ki Türkiye’yi ayakta tutuyor, bu kaya sınıfı Cumhuriyet yarattı diyor. Tanol Türkoğlu’nun ilgi çeken Dijital-5 sayfasını kaçırmayın. Dijital dünyanın köşe taşları üzerine ilginç bilgileri toparlıyor. Bayram Ali Eşiyok, ekonominin başka bir boyutuna dikkat çekiyor: İhracat birim fiyatlarımız çok ucuz diyor ve durumu “fakirleşen uzmanlaşma” olanak nitelendiriyor. Okurumuz Saim Açıkgöz Osmanlının bilgi derecesini gözler önüne serdiği yazısında, Pisagor’dan 2300 yıl sonra bile üçgen açılarının toplamını bilen olmadığını gösteriyor. Ali Akurgal bu yazısında, nükleer santral elektrik birim fiyatına ödenecek yüksek meblağla, geleceğe yönelik elektrik fiyatlarının çok pahalıya geleceğini hesap ediyor. Bilim ve Beslenme sayfamızın önemi konusunda ısrarlıyız: Bu kez portakal gündemde. Bir C vitamini deposu ve daha fazlası. Kış geliyor! ÇED bir yaşam hakkıdır Yurt dışında bir genç bilim insanımızla söyleşti Gözde Kara: Emir Öngüner, Türkiye’nin dışarıdaki nitelikli Türk bilim ve araştırmacıları yerli projelere kazandırmalı, diyor. Atılım Üniversitesi’nin katkıda bulunduğu sayfadaki makaleyi anımsatırız. Yaşam Hakkı ve ÇED: Nükhet Y. Turgut, Çevresel Etki Değerlendirmesinin ülkemizde giderek etkisizleştirilmesinin, yaşam hakkı üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Bilim ve Üniversite sayfamızda alternatif tıp ile modern tıp arasındaki ilişkiyi ele alıyor Ahmet Midi. Kültür Üniversitesi sayfasında Yunus Emre ilginç bir yazı ile sayfamızda: Ülkemizde doğru düzgün biyografi yazılamıyor, neden? Her Cuma beyin besleme günü… HBT her hafta Türkiye ve dünyadaki bilimin sıcak gündemini sizlere sunuyoruz. Türkiye’nin aydınlık geleceği için çalışıyoruz. Geleceğin kurulmasının başka bir yolu mu var mı?! HBT’yi yayacağız, on binlere ulaşmanın yollarını arayacağız her zaman. Sizlerin yardımı ve katkısıyla… Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın.

“Bilgi üretmeyince tökezledik… Fatura önümüze gelmeye başladı” yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sağlık Bakanlığı’na bağlı TÜSEB, yani Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bir süre önce Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri koydu. Ve geçen Cumartesi günü de 4.Türk Dünyası Kurultayı kapsamında ödül kazanan bilim insanlarımızı açıkladı. Üçüncü sayfamızda ayrıntılarını ve kazananları okuyacaksınız. Burada Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’ın ödül töreninde yaptığı konuşmada bir noktanın altını çizmek isteriz:

“… Bir yerlerde bir şeyler yanlış gitti, ayağımız takıldı ve onun faturasını 200-300 yıldır ödedik, hala da bu coğrafya ödüyor. Ayağımız bilgi üretiminden koptuğumuz yerde takıldı. Ne zaman ki bilgi üretiminden koptuk, ondan sonra da fatura önümüze belli bir süre sonra düşmeye başladı. Bilgi üreteceğiz, bilgiye ulaşacağız, bilgiyi kullanacağız, insanlığın hizmetine sunacağız, insanlığın mirasından istifade edeceğiz, mirasa da katkı sağlayacağız…”

Mesele budur. Türkiye’nin temel sorunu da… Ülkeyi ve ekonomiyi, bilim ve teknoloji ulusal politikaları çerçevesinde yeniden inşa etmediğimiz sürece bu tökezleme sürecektir. Bilim ve araştırma ile sorunlarımızı çözmek zorundayız. Dünya bilim ve teknoloji üretimi ile yükseliyor, güce ve refaha ulaşıyor.

Bunun için üniversitelerimizi niteliksel olarak hızla geliştirmek ve bilim insanlarını özgür kılmalıyız. Üniversitelere atanan rektörler, dekanlar hiç bir ayrımcılık yapmadan, benim adamım demeden, liyakati ön plana çıkartarak bir yönetim sergilemelidirler. Ne yazık ki, böyle olmuyor. Ege’deki devlet üniversiteleri dâhil pek çok üniversiteden hiç de iyi haberler gelmiyor.

Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB’in dördüncüsünü düzenlediği tıp kurultayları çerçevesinde düzenlenmekte olan çalıştaylarla, sağlık konularında çözümler aranması şüphesiz ki olumludur. Sonuçları itibariyle de izleyicisi olacağız.

Bir sinek ve 6 Nobel

Bilim, araçsız olmaz. Sirke sineği özellikle biyolojik bilimlerde araştırmalarda çok kullanılır. Drosophila adı ile bilinir. Bu yıl ki Tıp Nobel ödülü verilen biyolojik saat ritmlerini denetleyen mekanizmaların çözümlemeleri, işte Drosophila üzerinde yapılan çalışmalarla gerçekleşti.

Fareler üzerinde yapılan araştırmalar sonucu kaç Nobel kazanıldı, henüz araştırmadık, ama sirke sineği araştırmacılara 6 Nobel ödülü kazandırdı! Biz de bunun öyküsünü kapak konusu yaptık. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Doğan Kuban Hoca, epey süre yattığı üniversite hastanesindeki gözlemlerinden yola çıkarak önemli saptamalar yapıyor yazısında ve ülkeyi çağdaş dünyaya en çok yakınlaştırdığı orta ve alt katmanlardan oluşan büyük halk kitlelerini “kaya sınıf” olarak nitelendiriyor. Bu sınıftır ki Türkiye’yi ayakta tutuyor, bu kaya sınıfı Cumhuriyet yarattı diyor.

Tanol Türkoğlu’nun ilgi çeken Dijital-5 sayfasını kaçırmayın. Dijital dünyanın köşe taşları üzerine ilginç bilgileri toparlıyor. Bayram Ali Eşiyok, ekonominin başka bir boyutuna dikkat çekiyor: İhracat birim fiyatlarımız çok ucuz diyor ve durumu “fakirleşen uzmanlaşma” olanak nitelendiriyor. Okurumuz Saim Açıkgöz Osmanlının bilgi derecesini gözler önüne serdiği yazısında, Pisagor’dan 2300 yıl sonra bile üçgen açılarının toplamını bilen olmadığını gösteriyor. Ali Akurgal bu yazısında, nükleer santral elektrik birim fiyatına ödenecek yüksek meblağla, geleceğe yönelik elektrik fiyatlarının çok pahalıya geleceğini hesap ediyor.

Bilim ve Beslenme sayfamızın önemi konusunda ısrarlıyız: Bu kez portakal gündemde. Bir C vitamini deposu ve daha fazlası. Kış geliyor!

ÇED bir yaşam hakkıdır

Yurt dışında bir genç bilim insanımızla söyleşti Gözde Kara: Emir Öngüner, Türkiye’nin dışarıdaki nitelikli Türk bilim ve araştırmacıları yerli projelere kazandırmalı, diyor. Atılım Üniversitesi’nin katkıda bulunduğu sayfadaki makaleyi anımsatırız.

Yaşam Hakkı ve ÇED: Nükhet Y. Turgut, Çevresel Etki Değerlendirmesinin ülkemizde giderek etkisizleştirilmesinin, yaşam hakkı üzerinde büyük bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Bilim ve Üniversite sayfamızda alternatif tıp ile modern tıp arasındaki ilişkiyi ele alıyor Ahmet Midi. Kültür Üniversitesi sayfasında Yunus Emre ilginç bir yazı ile sayfamızda: Ülkemizde doğru düzgün biyografi yazılamıyor, neden?

Her Cuma beyin besleme günü… HBT her hafta Türkiye ve dünyadaki bilimin sıcak gündemini sizlere sunuyoruz. Türkiye’nin aydınlık geleceği için çalışıyoruz. Geleceğin kurulmasının başka bir yolu mu var mı?!

HBT’yi yayacağız, on binlere ulaşmanın yollarını arayacağız her zaman. Sizlerin yardımı ve katkısıyla…

Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın.

“Bilgi üretmeyince tökezledik… Fatura önümüze gelmeye başladı” yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
8175