<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>laiklik arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/laiklik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/laiklik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Oct 2018 09:16:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 14:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[Abel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cahit arf]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[fields madalyası]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[langlangs programı]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[matematik köyü]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[robert langlands]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adı Robert Langlands. Matematik alanında yaptığı büyük katkı sonucu Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin Nobel ayarındaki Abel Ödülü’nü aldı. Geçenlerde Türkiye Matematik Derneği’nin davetiyle geldi, iki hafta kaldı ve Türkçe konuşmalar yaptı. Nobel ayarında dedik, çünkü Nobel, ödüllerini kategorize ederken matematik bilimini es geçmişti. Nedeni konusunda kişisel bazı rivayetler dolaşır. Bunlara girmeyelim. Norveç, bu eksikliği gidermek için “Biz de Abel Ödülü verelim” önerisinde bulundu ve 2003 yılından beri her yıl bu ödül veriliyor. Aslında Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin 4 yılda bir 40 yaş altı parlak matematikçilere verdiği bir büyük ödül var: Fields Madalyası! Abel Ödülü’nde, Nobel’de olduğu yaşa bakılmıyor, ve tek bir konu değil, matematiksel süreç dikkate alınıyor. Abel’e adını veren kişi ise Niels Henrik Abel, Norveçli matematikçi (1802- 1829). İşte bu ödülü aldı Langlands. Aslında Fields Madalyası’nı da alacaktı ama komite arasında anlaşmazlıkların çıkması üzerine süre uzadı. Verilmesi düşünüldüğünde de Langlands’ın 43 yaşına bastığı anlaşıldı ve vazgeçildi. Yani Langlands’a haksızlık yapıldığını söyleyebiliriz. Nedenine gelince: Langlands’ın yaptığı katkılar matematikte yeni bir çalışma ve düşünme alanı açmıştı: Langlands Programı. Bu alanda çalışan 4 büyük matematikçiye önemli katkıları nedeniyle Fields Madalyası verilmişti! Langlands Türkçe konuşuyor, ODTÜ’de bulundu ve en önemlisi büyük ödüle konu olan katkısına Türkiye sahne oldu. Bugün bile Türk öğrencileri var. Peki nasıl biri Langlands? Matematik çözümlerine bile “şüphe” ile yaklaşan, ileride beni çok aşacaklar diyen, acaba çözümüm sürekli olur mu? diye soran, aldığı 1 milyon dolar ödülü “paraya ihtiyacım yok” diyerek, matematikle ilgili kurumlara, bu arada bizim Matematik Köyü’ne de paylaştıran, ünlü matematikçimiz Cahit Arf’ın henüz 1967’de “bu adam dahi” diye öngörüde bulunduğu, saf ve tam bir bilim insanı&#8230; Orhan Bursalı’nın hazırladığı geniş söyleşiyi, bizimle yani Türkiye ile ilgili yönleriyle birlikte okuyacaksınız. Matematiğin bir numaralı  isimlerinden biri olan Langlands nasıl biri ve siz olsanız onunla nasıl bir sohbete girişirdiniz? Dergimizde başka neler var? Doğan Kuban hoca “Ülkenin Gündemi” başlıklı yazısında ülkenin gerçek sorunları üzerine kafa yormak yerine politik kör döğüşü ile nasıl zaman kaybedildiğini yazdı. Müfit Akyos doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı çalışacak politika kurullarını ele aldı. Kurulan yapı ve yapılan atamalarla Türkiye’nin bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, kültür politikalarını nasıl yapılacağını sorgulayan önemli bir yazı. Mustafa Çetiner tıpta son söz söyleyici sayılan sihirli p değeri üzerine bir tartışma başlattı. Tanol Türkoğlu ise “Teknoloji destekli ilerleme insan zekasını geriletiyor mu? Dümene yapay zeka geçtiğinde tablo nasıl dönüşecek?” sorularına yanıt aradı. Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Burak Koçak kronik böbrek yetmezliği üzerine yazdı. Dünyanın ilk hayvanlarından biri ile tanışmaya hazır mısınız? 558 milyon yıl öncesine dayanıyor geçmişi. Rusya’da bulunan yeni fosiller bu canlının özelliklerine ilişkin yeni bir kapı araladı. Bu hafta yeni ve sürekli bir seri daha başlattık. Adını da Yeşil Köşe koyduk. İklim değişikliği karşısında yeni icatlar, yeni bilimsel gelişmelerden örneklerle karşınızda olacağız. Konu önemli. Doğanın tahribatı ve tüm canlılar açısından yaşanılabilir olmaktan çıkması kadar sağlık üzerindeki etkileri de giderek artıyor. Onlardan biri ağır metaller ve dergimizde ağır metallerin kanser vakalarını artırmanın yanı sıra kalp hastalıkları riskini de arttırdığının ortaya çıktığını okuyacaksınız. Ev tipi arıtma cihazları ne kadar sağlıklı? Hepimizi yakından ilgilendiren bu sorunun yanıtını Tıbbi jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey’in yazısından öğrenebilirsiniz. Kültür Üniversitesi’nden Gıda Mühendisi Dr. Sezen Sevdin ise 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2018 yılında koyduğu “2030 yılına kadar dünyada açlık çeken insan kalmasın” hedefi üzerine yazdı. Beslenme ve bilim sayfamızın bu haftaki konuğu ise antik dönemlerde Bergamalı Galen’in ‘şifa kaynağı’ olarak tanımladığı kuşkonmaz bitkisi. Hayvanlar Dünyası’nda da zekaları ve becerileri ile insanları şaşırtan kimi hayvanlardan örnekler var&#8230; Bu sayımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na denk geliyor. Biz de son söz olarak Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Biliyorsunuz Herkese Bilim Teknoloji dergisi, Türkiye’nin ancak bilim, teknoloji ve inovasyonla gelişebileceği inancından hareketle, bilimsel gelişmelerin sadece bir kesim için değil tüm ülke için ulaşılabilir olması adına çalışmalarını sürdürüyor. Sizlerin de katkıları ile hep birlikte “geleceği inşa edecek” küçük taşları döşemeye çalışıyoruz. Atatürk’ün Cumhuriyeti&#8217;ni daima saygı ile anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz">Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-11676 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135.jpg 1587w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Adı <strong>Robert Langlands</strong>. Matematik alanında yaptığı büyük katkı sonucu Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin Nobel ayarındaki Abel Ödülü’nü aldı. Geçenlerde Türkiye Matematik Derneği’nin davetiyle geldi, iki hafta kaldı ve Türkçe konuşmalar yaptı.</p>
<p>Nobel ayarında dedik, çünkü Nobel, ödüllerini kategorize ederken matematik bilimini es geçmişti. Nedeni konusunda kişisel bazı rivayetler dolaşır. Bunlara girmeyelim. Norveç, bu eksikliği gidermek için “Biz de Abel Ödülü verelim” önerisinde bulundu ve 2003 yılından beri her yıl bu ödül veriliyor. Aslında Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin 4 yılda bir 40 yaş altı parlak matematikçilere verdiği bir büyük ödül var: Fields Madalyası!</p>
<p>Abel Ödülü’nde, Nobel’de olduğu yaşa bakılmıyor, ve tek bir konu değil, matematiksel süreç dikkate alınıyor. Abel’e adını veren kişi ise <strong>Niels Henrik Abel</strong>, Norveçli matematikçi (1802- 1829).</p>
<p>İşte bu ödülü aldı Langlands. Aslında Fields Madalyası’nı da alacaktı ama komite arasında anlaşmazlıkların çıkması üzerine süre uzadı. Verilmesi düşünüldüğünde de Langlands’ın 43 yaşına bastığı anlaşıldı ve vazgeçildi. Yani Langlands’a haksızlık yapıldığını söyleyebiliriz. Nedenine gelince:</p>
<p>Langlands’ın yaptığı katkılar matematikte yeni bir çalışma ve düşünme alanı açmıştı: <strong>Langlands Programı</strong>. Bu alanda çalışan 4 büyük matematikçiye önemli katkıları nedeniyle Fields Madalyası verilmişti!</p>
<p>Langlands Türkçe konuşuyor, ODTÜ’de bulundu ve en önemlisi büyük ödüle konu olan katkısına Türkiye sahne oldu. Bugün bile Türk öğrencileri var.</p>
<p>Peki nasıl biri Langlands? Matematik çözümlerine bile “şüphe” ile yaklaşan, <em>ileride beni çok aşacaklar</em> diyen, <em>acaba çözümüm sürekli olur mu?</em> diye soran, aldığı 1 milyon dolar ödülü “paraya ihtiyacım yok” diyerek, matematikle ilgili kurumlara, bu arada bizim <strong>Matematik Köyü</strong>’ne de paylaştıran, ünlü matematikçimiz <strong>Cahit Arf</strong>’ın henüz 1967’de “bu adam dahi” diye öngörüde bulunduğu, saf ve tam bir bilim insanı&#8230;</p>
<p>Orhan Bursalı’nın hazırladığı geniş söyleşiyi, bizimle yani Türkiye ile ilgili yönleriyle birlikte okuyacaksınız. Matematiğin bir numaralı  isimlerinden biri olan Langlands nasıl biri ve siz olsanız onunla nasıl bir sohbete girişirdiniz?</p>
<p><strong>Dergimizde başka neler var?</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>hoca “Ülkenin Gündemi” başlıklı yazısında ülkenin gerçek sorunları üzerine kafa yormak yerine politik kör döğüşü ile nasıl zaman kaybedildiğini yazdı.</p>
<p><strong>Müfit Akyos </strong>doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı çalışacak politika kurullarını ele aldı. Kurulan yapı ve yapılan atamalarla Türkiye’nin bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, kültür politikalarını nasıl yapılacağını sorgulayan önemli bir yazı.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner </strong>tıpta son söz söyleyici sayılan sihirli p değeri üzerine bir tartışma başlattı.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong> ise “Teknoloji destekli ilerleme insan zekasını geriletiyor mu? Dümene yapay zeka geçtiğinde tablo nasıl dönüşecek?” sorularına yanıt aradı.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden <strong>Prof. Dr. Burak Koçak</strong> kronik böbrek yetmezliği üzerine yazdı.</p>
<p>Dünyanın ilk hayvanlarından biri ile tanışmaya hazır mısınız? 558 milyon yıl öncesine dayanıyor geçmişi. Rusya’da bulunan yeni fosiller bu canlının özelliklerine ilişkin yeni bir kapı araladı.</p>
<p>Bu hafta yeni ve sürekli bir seri daha başlattık. Adını da Yeşil Köşe koyduk. İklim değişikliği karşısında yeni icatlar, yeni bilimsel gelişmelerden örneklerle karşınızda olacağız. Konu önemli. Doğanın tahribatı ve tüm canlılar açısından yaşanılabilir olmaktan çıkması kadar sağlık üzerindeki etkileri de giderek artıyor. Onlardan biri ağır metaller ve dergimizde ağır metallerin kanser vakalarını artırmanın yanı sıra kalp hastalıkları riskini de arttırdığının ortaya çıktığını okuyacaksınız.</p>
<p>Ev tipi arıtma cihazları ne kadar sağlıklı? Hepimizi yakından ilgilendiren bu sorunun yanıtını Tıbbi jeoloji uzmanı <strong>Dr. Eşref Atabey</strong>’in yazısından öğrenebilirsiniz.</p>
<p>Kültür Üniversitesi’nden Gıda Mühendisi <strong>Dr. Sezen Sevdin</strong> ise 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2018 yılında koyduğu “2030 yılına kadar dünyada açlık çeken insan kalmasın” hedefi üzerine yazdı.</p>
<p>Beslenme ve bilim sayfamızın bu haftaki konuğu ise antik dönemlerde Bergamalı Galen’in ‘şifa kaynağı’ olarak tanımladığı kuşkonmaz bitkisi.</p>
<p>Hayvanlar Dünyası’nda da zekaları ve becerileri ile insanları şaşırtan kimi hayvanlardan örnekler var&#8230;</p>
<p>Bu sayımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na denk geliyor. Biz de son söz olarak Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Biliyorsunuz Herkese Bilim Teknoloji dergisi, Türkiye’nin ancak bilim, teknoloji ve inovasyonla gelişebileceği inancından hareketle, bilimsel gelişmelerin sadece bir kesim için değil tüm ülke için ulaşılabilir olması adına çalışmalarını sürdürüyor. Sizlerin de katkıları ile hep birlikte “geleceği inşa edecek” küçük taşları döşemeye çalışıyoruz.</p>
<p>Atatürk’ün Cumhuriyeti&#8217;ni daima saygı ile anıyoruz.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz">Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Laiklik, Cumhuriyet’in asıl kuruluş ilkesidir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/laiklik-cumhuriyetin-asil-kurulus-ilkesidir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2017 12:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[lozan barış antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[nutuk]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye cumhuriyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7946</guid>

					<description><![CDATA[<p>TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman, &#8220;Yeni Anayasa’da laiklik olmasın&#8221;  dedikten sonra, &#8220;Türkiye Cumhuriyeti’nin laik olmadığı&#8221;  görüşünü de dile getirdi.&#8220;Laiklik dinsizliktir, Müslümanlar laik olamaz&#8221;  inancını paylaşan Müslüman Kardeşleri mutlu etmediğini sandığım bu yargı, tartışılmadı. Türkiye Cumhuriyeti laik değilse acaba Müslüman mıydı? Buna da razı olacaklarını sanmam. Sayın Kahraman, Başkan Erdoğan’ın demokrasi çizgisine sahip çıkmak istemiş olabilir. Bu söylemi olumlu karşılamak gerekir. Zira tarihi anlamda laiklik, çağdaş anlamda özgürlükçü demokrasinin olmazsa olmaz ön koşuludur. Bu yazımın konusu, AKP’nin değil, bir kültür devrimi yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin laikliği  olacak. Cemaatlerin ve değerlerin laikleştirilmesi Laiklik, çağdaş ülkelerin anayasalarında yer alan temel ilkedir. Sayın Kahraman haklıdır. Cumhuriyet’in 1924 Anayasasında, devletin dini İslam&#8217;dır. CHP’nin 1937 tarihli tüzüğündeki “Altı Ok”ta yer alan laiklik kavramı, Gazi Mustafa Kemal’in Kurtuluş ve Kuruluş tarihini belgeleyen Nutuk&#8217;ta Cumhuriyet’in ilanından dört yıl sonra 1927’de ilk defa resmen anılmıştır*. Gerçi laiklik, Anayasamıza ancak 1937’de girmiştir; ama Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet alarak kuruldu ve gelişti. 1920 &#8211; Ankara’da kurulan Meclis-i Mebusan takviyeli Büyük Millet Meclisi’nin temeli &#8220;Hakimiyet-i Milliye&#8221; yani Cumhuriyet (Res Publica), Halife Sultan değil, millet hakimiyetidir (ulusal egemenlik). 1922 &#8211; Mustafa Kemal, Başvekil Rauf Bey’in ricasını kırmayarak, Millet Meclisi Genel Kurulu&#8217;na &#8220;Müsterih olun, Efendiler, Cumhuriyeti ben değil sizler ilan edeceksiniz&#8221;  güvencesini vermiştir. 1924 &#8211; &#8220;Tevhid-i Tedrisat&#8221; (Öğretimin Birleştirilmesi) yasasının hedefi, üç tür insan yetiştiren Osmanlı Maarifinin üç okulunu birleştirmek ve bütün yurttaşlara, eşit eğitim hak ve özgürlüğü tanıma olmuştu. Günümüzde tartışma konusu din eğitimi ve İmam Hatip okullarında aydın din görevlilerinin yetiştirilmesi aynı yasada öngörülmüştü. 1924 &#8211; Lozan Barış Antlaşması, dini azınlıklara kendi eğitim düzenlerini sürdürme hak ve özgürlüğünü tanıdığı halde, Tevhidi Tedrisat  yasası kapsamına alınmayı seçtiler. 1925 &#8211; Osmanlı Tanzimat Dönemi’nden miras Mecelle’nin yerini alan Medeni Kanun, evrensel inanç özgürlükleri yanında, erkek ve kadın bütün yurttaşların tüzel eşitliği ilkesini getiriyordu. Laiklik, din ve devlet ayrılığına karşın kadın-erkek eşitliğine yer veriyordu. 1927 &#8211; Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, ilk kez CHP’nin II. Kurultayı’nda okuduğu tarihi Nutuk&#8217;ta, laik hükümetlerin görevlerinden söz etti. (Bkz. N. Özerdim, Söylev, Cilt IV, sayfa 426.) 1928 &#8211; Mahalle mektepleri ve ilkokullar ancak Arap harfleriyle kuran okumayı öğretebiliyordu. Bu yüzden dini cemaat ve milletlerden oluşan toplumunun ortalama okuma-yazma düzeyi çok düşüktü. Cumhuriyet, alfabeyi ve harfleri değiştirerek halkı en kısa sürede okur-yazar olmaya özendirdi. 1929 &#8211; Yeni alfabe, Millet Mektepleri ve Gezici Köy kursları ile kırsal yörelerde yaşayan köylü yurttaşlara ulaştırıldı. 1934 &#8211; Kabul edilen bir kanunla kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkı verildi. 1937 &#8211; Yapılan Anayasa değişikliği ile &#8220;Altı Ok&#8221;, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal simgesi olarak kabul edildi. Bu simgenin 6. oku laiklik idi. Cumhuriyetçi kadrolar, laikçiliği değil, laikliği seçmiştir. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/laiklik-cumhuriyetin-asil-kurulus-ilkesidir">Laiklik, Cumhuriyet’in asıl kuruluş ilkesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM Başkanı Sayın <strong>İsmail Kahraman</strong>, <em>&#8220;Yeni Anayasa’da laiklik olmasın&#8221;</em>  dedikten sonra, <em>&#8220;Türkiye Cumhuriyeti’nin laik olmadığı&#8221;</em>  görüşünü de dile getirdi.<em>&#8220;Laiklik dinsizliktir, Müslümanlar laik olamaz&#8221;  </em>inancını paylaşan Müslüman Kardeşleri mutlu etmediğini sandığım bu yargı, tartışılmadı.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti laik değilse acaba Müslüman mıydı? Buna da razı olacaklarını sanmam. Sayın Kahraman, Başkan Erdoğan’ın demokrasi çizgisine sahip çıkmak istemiş olabilir. Bu söylemi olumlu karşılamak gerekir. Zira tarihi anlamda <em>laiklik</em>, çağdaş anlamda özgürlükçü demokrasinin <em>olmazsa olmaz</em> ön koşuludur. Bu yazımın konusu, AKP’nin değil, bir kültür devrimi yapan Türkiye Cumhuriyeti’nin <em>laikliği</em>  olacak.</p>
<p><strong>Cemaatlerin ve değerlerin laikleştirilmesi</strong></p>
<p>Laiklik, çağdaş ülkelerin anayasalarında yer alan temel ilkedir. Sayın Kahraman haklıdır. Cumhuriyet’in 1924 Anayasasında, devletin dini İslam&#8217;dır. CHP’nin 1937 tarihli tüzüğündeki “Altı Ok”ta yer alan<strong> laiklik </strong>kavramı, Gazi Mustafa Kemal’in <em>Kurtuluş ve Kuruluş</em> tarihini belgeleyen <em>Nutuk&#8217;ta</em> Cumhuriyet’in ilanından dört yıl sonra 1927’de ilk defa resmen anılmıştır<strong>*</strong>. Gerçi laiklik, Anayasamıza ancak 1937’de girmiştir; ama Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet alarak kuruldu ve gelişti.</p>
<p><strong>1920 &#8211;</strong> Ankara’da kurulan <em>Meclis-i Mebusan</em> takviyeli Büyük Millet Meclisi’nin temeli <em>&#8220;Hakimiyet-i Milliye&#8221; </em>yani Cumhuriyet <em>(Res Publica),</em> Halife Sultan değil, millet hakimiyetidir <em>(ulusal egemenlik).</em></p>
<p><strong>1922</strong> &#8211; Mustafa Kemal, Başvekil Rauf Bey’in ricasını kırmayarak, Millet Meclisi Genel Kurulu&#8217;na <em>&#8220;Müsterih olun, Efendiler, Cumhuriyeti ben değil sizler ilan edeceksiniz&#8221;  </em>güvencesini vermiştir.</p>
<p><strong>1924</strong> &#8211; <em>&#8220;Tevhid-i Tedrisat&#8221;</em> (Öğretimin Birleştirilmesi) yasasının hedefi, üç tür insan yetiştiren Osmanlı Maarifinin üç okulunu birleştirmek ve bütün yurttaşlara, eşit eğitim hak ve özgürlüğü tanıma olmuştu. Günümüzde tartışma konusu din eğitimi ve İmam Hatip okullarında aydın din görevlilerinin yetiştirilmesi aynı yasada öngörülmüştü.</p>
<p><strong>1924</strong> &#8211; Lozan Barış Antlaşması, dini azınlıklara kendi eğitim düzenlerini sürdürme hak ve özgürlüğünü tanıdığı halde, <em>Tevhidi Tedrisat  </em>yasası kapsamına alınmayı seçtiler.</p>
<p><strong>1925 &#8211; </strong>Osmanlı <em>Tanzimat </em>Dönemi’nden miras <em>Mecelle’nin </em>yerini alan<em> Medeni Kanun</em>, evrensel inanç özgürlükleri yanında, erkek ve kadın bütün yurttaşların tüzel eşitliği ilkesini getiriyordu. Laiklik, din ve devlet ayrılığına karşın kadın-erkek eşitliğine yer veriyordu.</p>
<p><strong>1927 &#8211; </strong>Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, ilk kez CHP’nin II. Kurultayı’nda okuduğu tarihi <em>Nutuk&#8217;ta</em>, <em>laik</em> <em>hükümetlerin</em> görevlerinden söz etti. (Bkz. N. Özerdim, <em>Söylev</em>, Cilt IV, sayfa 426.)</p>
<p><strong>1928</strong> &#8211; Mahalle mektepleri ve ilkokullar ancak Arap harfleriyle kuran okumayı öğretebiliyordu. Bu yüzden dini cemaat ve milletlerden oluşan toplumunun ortalama okuma-yazma düzeyi çok düşüktü. Cumhuriyet, alfabeyi ve harfleri değiştirerek halkı en kısa sürede okur-yazar olmaya özendirdi.</p>
<p><strong>1929 &#8211; </strong>Yeni alfabe, Millet Mektepleri ve Gezici Köy kursları ile kırsal yörelerde yaşayan köylü yurttaşlara ulaştırıldı.</p>
<p><strong>1934 &#8211; </strong>Kabul edilen bir kanunla kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkı verildi.</p>
<p><strong>1937 &#8211; </strong>Yapılan Anayasa değişikliği ile &#8220;Altı Ok&#8221;, Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal simgesi olarak kabul edildi. Bu simgenin <strong>6. oku laiklik</strong> idi. Cumhuriyetçi kadrolar, <em>laikçiliği</em> değil, <em>laikliği</em> seçmiştir.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/laiklik-cumhuriyetin-asil-kurulus-ilkesidir">Laiklik, Cumhuriyet’in asıl kuruluş ilkesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7946</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar’ı izlerken düşündüklerimdir&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/aziz-sancari-izlerken-dusunduklerimdir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 10:10:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aziz Sancar Türkiye’deydi. Bakanının “Türkiye Müslüman bir ülke, konum itibari ile biz ara eleman yetiştirebiliriz bizden mucit, bilim adamı çıkmaz” dediği ülkede. Bilimden ve akıldan her gün biraz daha uzaklaşan, bilim ve aklın yerini tutsak beyinlerin almaya başladığı Türkiye’de. Sancar, laik ve fırsat eşitliğine dayanan bir eğitim sistemi yaratmaya çalışan Atatürk Türkiye’sinin ürünü olduğunu söylüyor. Artık bu söylediğinin yerinde yeller esen Türkiye’de. Sancar az konuşuyor, hep hafif gülümsüyor, mütevazi görünüyor, hiç bir inanç ve aidiyet sisteminin zorlaması olmadan ahlaklı ve iyi olabilmenin çok somut bir örneği gibi görünüyor bana. Sorumluluk duygusu, insan sevgisi kendiliğinden. İyi olmak, üretken ve namuslu olmak, yalan söylememek, hoşgörülü olmak gibi tüm “iyi” şeyleri aklı ve kalbi istedi diye yapıyor gibi. Sancar’ın inançlarıyla, siyasi düşünceleriyle hiç ilgilenmedim, benim için hiç bir önemi de yok. Ona deseler ki, “insanlık için ne yaptın?” Yanıt bir cümle. “DNA’nın sırlarını keşfettim” Yeter de artar bile. Bu nedenle bu yazıyı yazmamın Sancar ile hiç ilişkisi yok, kendimle var, onun yüzüne baktığımda hissettiklerimle ilgisi var. Sorum hep aklımı kurcalardı, Sancar’ı izlerken yine bilincime taşındı. Tüm içtenliğimle ve art niyetsiz soruyorum. Din insanları daha ahlaklı yapar mı? Dinin tek başına insanları ahlaklı yapmadığının sayısız örneği var. Dinsiz olmak da insanları ahlaksız yapmıyor, bunun da sayısız örneği var. Öyleyse, dindar olmak neden bir erdem olarak anlatılıyor hep? Sonra aklıma başka sorular üşüşüyor . Dindar olmak insanın sadece kendisi için gerekli ve sadece kendisini ilgilendiren bir şey değil mi? Dini gerekleri yerine getirmenin başka insanlara bir yararı var mı? Sadece tek başına dindar olup onun yanına başka hiç bir artı değer eklemiyorsanız dindar olmanın bir anlamı var mı? Bilgi sahibi olmak için emek harcamak şart, inanmak için emek gerekiyor mu? Nazım’ın bildik şiiri; “&#8230;Bindim tirene uçağa otomobile çoğunluk binemiyor operaya gittim             çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21&#8217;den beri             camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye&#8230;” Dünyanın en büyük şairlerinden birinin inançsız olması yüzünden erdemsiz olduğu söylenebilir mi? Sancar’a gelene dek Nobel ödülünü alan tek Müslüman bilim insanı Pakistan asıllı Abdus Salam dinden çıkmış sayıldığından Pakistan’da baskı ve tepki görmüş, Taliban militanlarının hedefi haline gelmiştir. Abdus Salan erdemsiz mi? Büyük İslam bilgini Farabi diyor ki; “İnsan ahlakının temeli bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır&#8230;” Yani bilgi ve eğitim olmadan inandıklarınızın da değeri azalır. İnsanlığı, ülkeleri, dünyayı daha ileriye taşıyan tek şey bilgidir. İnançlar, dinsel motifler iktidarları değiştirir, para ve mevki kazandırır ancak ilerlemeyi sağlayamaz. Bilginin eksikliğini, din ile, yatlar-katlar ile, inip çıkan borsa ile, bindiğiniz araba, yediğiniz yemek, kazandığınız para, taktığınız saat, giydiğiniz giysi ile, mevki ve makamlarınızla dolduramazsınız. İnsanın ulaşabildiği en yüksek ahlak düzeyi bilgiyle yoğrulmuş entelektüel ahlaktır. Çünkü onu “safsatalarla” baştan çıkartamaz ve yanıltamazsınız. Farabi diyor ki; &#8220;Alem büyük insandır; insan küçük alemdir.” İnsanın ve evrenin sırlarına dokunmaktan daha erdemli ne var? Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/aziz-sancari-izlerken-dusunduklerimdir">Aziz Sancar’ı izlerken düşündüklerimdir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aziz Sancar Türkiye’deydi.</p>
<p>Bakanının “<em>Türkiye Müslüman bir ülke, konum itibari ile biz ara eleman yetiştirebiliriz bizden mucit, bilim adamı çıkmaz</em>” dediği ülkede.</p>
<p>Bilimden ve akıldan her gün biraz daha uzaklaşan, bilim ve aklın yerini tutsak beyinlerin almaya başladığı Türkiye’de.</p>
<p>Sancar, laik ve fırsat eşitliğine dayanan bir eğitim sistemi yaratmaya çalışan Atatürk Türkiye’sinin ürünü olduğunu söylüyor. Artık bu söylediğinin yerinde yeller esen Türkiye’de.</p>
<p>Sancar az konuşuyor, hep hafif gülümsüyor, mütevazi görünüyor, hiç bir inanç ve aidiyet sisteminin zorlaması olmadan ahlaklı ve iyi olabilmenin çok somut bir örneği gibi görünüyor bana.</p>
<p>Sorumluluk duygusu, insan sevgisi kendiliğinden. İyi olmak, üretken ve namuslu olmak, yalan söylememek, hoşgörülü olmak gibi tüm “iyi” şeyleri aklı ve kalbi istedi diye yapıyor gibi.</p>
<p>Sancar’ın inançlarıyla, siyasi düşünceleriyle hiç ilgilenmedim, benim için hiç bir önemi de yok.</p>
<p>Ona deseler ki, “<em>insanlık için ne yaptın</em>?”</p>
<p>Yanıt bir cümle.</p>
<p>“<em>DNA’nın sırlarını keşfettim</em>”</p>
<p>Yeter de artar bile.</p>
<p>Bu nedenle bu yazıyı yazmamın Sancar ile hiç ilişkisi yok, kendimle var, onun yüzüne baktığımda hissettiklerimle ilgisi var.</p>
<p>Sorum hep aklımı kurcalardı, Sancar’ı izlerken yine bilincime taşındı.</p>
<p>Tüm içtenliğimle ve art niyetsiz soruyorum.</p>
<p><em>Din insanları daha ahlaklı yapar mı</em>?</p>
<p>Dinin tek başına insanları ahlaklı yapmadığının sayısız örneği var.</p>
<p>Dinsiz olmak da insanları ahlaksız yapmıyor, bunun da sayısız örneği var.</p>
<p>Öyleyse, dindar olmak neden bir erdem olarak anlatılıyor hep?</p>
<p>Sonra aklıma başka sorular üşüşüyor .</p>
<p>Dindar olmak insanın sadece kendisi için gerekli ve sadece kendisini ilgilendiren bir şey değil mi?</p>
<p>Dini gerekleri yerine getirmenin başka insanlara bir yararı var mı?</p>
<p>Sadece tek başına dindar olup onun yanına başka hiç bir artı değer eklemiyorsanız dindar olmanın bir anlamı var mı?</p>
<p>Bilgi sahibi olmak için emek harcamak şart, inanmak için emek gerekiyor mu?</p>
<p>Nazım’ın bildik şiiri;</p>
<p>“&#8230;<em>Bindim tirene uçağa otomobile </em></p>
<p><em>çoğunluk binemiyor </em></p>
<p><em>operaya gittim </em></p>
<p><em>            çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın </em></p>
<p><em>çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21&#8217;den beri </em></p>
<p><em>            camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye&#8230;</em>”</p>
<p>Dünyanın en büyük şairlerinden birinin inançsız olması yüzünden erdemsiz olduğu söylenebilir mi?</p>
<p>Sancar’a gelene dek Nobel ödülünü alan tek Müslüman bilim insanı Pakistan asıllı Abdus Salam dinden çıkmış sayıldığından Pakistan’da baskı ve tepki görmüş, Taliban militanlarının hedefi haline gelmiştir.</p>
<p>Abdus Salan erdemsiz mi?</p>
<p>Büyük İslam bilgini Farabi diyor ki;</p>
<p>“<em>İnsan ahlakının temeli bilgidir; akıl iyiyi kötüden ancak bilgiyle ayırır&#8230;</em>”</p>
<p>Yani bilgi ve eğitim olmadan inandıklarınızın da değeri azalır.</p>
<p>İnsanlığı, ülkeleri, dünyayı daha ileriye taşıyan tek şey bilgidir.</p>
<p>İnançlar, dinsel motifler iktidarları değiştirir, para ve mevki kazandırır ancak ilerlemeyi sağlayamaz.</p>
<p>Bilginin eksikliğini, din ile, yatlar-katlar ile, inip çıkan borsa ile, bindiğiniz araba, yediğiniz yemek, kazandığınız para, taktığınız saat, giydiğiniz giysi ile, mevki ve makamlarınızla dolduramazsınız.</p>
<p>İnsanın ulaşabildiği en yüksek ahlak düzeyi bilgiyle yoğrulmuş entelektüel ahlaktır. Çünkü onu “safsatalarla” baştan çıkartamaz ve yanıltamazsınız.</p>
<p>Farabi diyor ki;</p>
<p>&#8220;<em>Alem büyük insandır; insan küçük alemdir</em>.”</p>
<p>İnsanın ve evrenin sırlarına dokunmaktan daha erdemli ne var?</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner / <a href="mailto:dr.m.cetiner@gmail.com">dr.m.cetiner@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/aziz-sancari-izlerken-dusunduklerimdir">Aziz Sancar’ı izlerken düşündüklerimdir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5592</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Işık Üniversitesi Felsefe Okulu IV: “Felsefe ve Laiklik”</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/isik-universitesi-felsefe-okulu-iv-felsefe-laiklik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 15:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[ışık üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ve Anayasası’nın temel ilkelerinden birisi olan Laiklik, Felsefe ile buluşuyor. Işık Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde, Prof. Dr. Örsan K. Öymen&#8216;in koordinatörlüğünde düzenlenen Felsefe Okulu&#8216;nun dördüncüsü, 10 Mart – 31 Mart 2017 tarihlerinde gerçekleşecektir. Felsefe Okulu IV&#8216;ün seminerleri, Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Örsan K. Öymen tarafından, Cuma günleri saat 18:30-20:30 arasında, İstanbul-Nişantaşı&#8216;nda, Feyziye Mektepleri Vakfı Sacit Öncel Salonu&#8216;nda verilecektir. (Teşvikiye Caddesi No: 6, Nişantaşı, İstanbul). Program üniversite içinden ve dışından herkese açıktır. Laiklik kavramının tanımı nedir? Farklı Laiklik tanımları var mıdır? Laiklik ilkesinin farklı dönemlerdeki, farklı bölgelerdeki, farklı uygulamaları nelerdir? Din ve devlet, din ve siyaset, din ve hukuk, din ve eğitim işlerinin ayrılması ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması ne anlama gelmektedir ve neden önemlidir? Epistemoloji, Din Felsefesi, Etik ve Siyaset Felsefesi açısından dinle ilgili konular nasıl ele alınmaktadır? Dinin sınırları nelerdir? Laiklik ilkesinin felsefi-tarihsel gelişimi nasıl meydana gelmiştir? Demokrasi ile Laiklik ilkesi arasında nasıl bir bağlantı bulunmaktadır? Teokrasiden demokrasiye geçiş aşamasında Laiklik nasıl bir rol oynamıştır? Laiklik ilkesinin toplumsal uzlaşmanın sağlanmasındaki rolü ve önemi nedir? Işık Üniversitesi Felsefe Okulu IV seminerlerinde, Türkiye’de günümüzde yaşamsal öneme sahip olan bu sorulara felsefi kuramlar bağlamında yanıtlar aranacaktır. Her seminer 2 saattir. (60 dakika sunum, 15 dakika ara, 45 dakika soru-yanıt). EĞİTİM TARİHLERİ 10 Mart 2017     1. Hafta 17 Mart 2017     2. Hafta 24 Mart 2017     3. Hafta 31 Mart 2017     4. Hafta</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/isik-universitesi-felsefe-okulu-iv-felsefe-laiklik">Işık Üniversitesi Felsefe Okulu IV: “Felsefe ve Laiklik”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h6>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ve Anayasası’nın temel ilkelerinden birisi olan Laiklik, Felsefe ile buluşuyor.</h6>
<p><strong><img decoding="async" class="size-medium wp-image-5381 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/fel-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/fel-214x300.jpg 214w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/fel-731x1024.jpg 731w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/fel.jpg 1165w" sizes="(max-width: 214px) 100vw, 214px" />Işık Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi</strong> bünyesinde, <strong>Prof. Dr. Örsan K. Öymen</strong>&#8216;in koordinatörlüğünde düzenlenen <strong>Felsefe Okulu</strong>&#8216;nun dördüncüsü, <strong>10 Mart – 31 Mart 2017</strong> tarihlerinde gerçekleşecektir. <strong>Felsefe Okulu IV</strong>&#8216;ün seminerleri, <strong>Işık Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Başkanı</strong> <strong>Prof. Dr. Örsan K. Öymen</strong> tarafından, <strong>Cuma</strong> günleri saat <strong>18:30-20:30</strong> arasında, <strong>İstanbul-Nişantaşı</strong>&#8216;nda, <strong>Feyziye Mektepleri Vakfı Sacit Öncel Salonu</strong>&#8216;nda verilecektir. (Teşvikiye Caddesi No: 6, Nişantaşı, İstanbul). Program üniversite içinden ve dışından herkese açıktır.</p>
<p>Laiklik kavramının tanımı nedir? Farklı Laiklik tanımları var mıdır? Laiklik ilkesinin farklı dönemlerdeki, farklı bölgelerdeki, farklı uygulamaları nelerdir? Din ve devlet, din ve siyaset, din ve hukuk, din ve eğitim işlerinin ayrılması ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınması ne anlama gelmektedir ve neden önemlidir? Epistemoloji, Din Felsefesi, Etik ve Siyaset Felsefesi açısından dinle ilgili konular nasıl ele alınmaktadır? Dinin sınırları nelerdir? Laiklik ilkesinin felsefi-tarihsel gelişimi nasıl meydana gelmiştir? Demokrasi ile Laiklik ilkesi arasında nasıl bir bağlantı bulunmaktadır? Teokrasiden demokrasiye geçiş aşamasında Laiklik nasıl bir rol oynamıştır? Laiklik ilkesinin toplumsal uzlaşmanın sağlanmasındaki rolü ve önemi nedir? Işık Üniversitesi Felsefe Okulu IV seminerlerinde, Türkiye’de günümüzde yaşamsal öneme sahip olan bu sorulara felsefi kuramlar bağlamında yanıtlar aranacaktır. Her seminer 2 saattir. (60 dakika sunum, 15 dakika ara, 45 dakika soru-yanıt).</p>
<p><strong>EĞİTİM TARİHLERİ</strong></p>
<p>10 Mart 2017     1. Hafta<br />
17 Mart 2017     2. Hafta<br />
24 Mart 2017     3. Hafta<br />
31 Mart 2017     4. Hafta</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/isik-universitesi-felsefe-okulu-iv-felsefe-laiklik">Işık Üniversitesi Felsefe Okulu IV: “Felsefe ve Laiklik”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5379</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Laiklikle dinsizliğin bir ilişkisi yoktur</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/laiklikle-dinsizligin-bir-iliskisi-yoktur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 10:24:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[cahil]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[caz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dinsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[imam hatip]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[katolik]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[papa]]></category>
		<category><![CDATA[papalık]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada din devleti yok. Hilafet de yok. Sadece papalık var. Laiklik sadece devleti dinden ayırma kavramıdır. ABD laik bir devlettir. Fakat dünyanın en dindar çağdaş toplumlarından birini barındırır. İtalya laik bir devlettir. Fakat Papa, Katolik kilisenin başkanı olarak, İtalyan Cumhurbaşkanından daha ünlü ve etkilidir. İtalya’da bir kardinal bir başbakandan daha önemlidir. Latin Amerika, İspanya, Avusturya hatta İngiltere gibi laik, fakat Hristiyan olan ülkelerde de Kardinal ve piskoposların sosyal prestijleri politikacılardan yüksektir. Komünist sonrası Rusya’da Ortodoks kilisesinin prestiji yüksektir. Hindistan laiktir. Fakat Hindu din adamı, Budist rahip bir devlet memurundan daha etkilidir. Çağdaş toplumların hepimizin izlediği yaşamlarında, insanlar bulundukları mevki ile değil, düşünceleri ve eylemleriyle değerlendirilir. Bu cahilliği nasıl yeneceğiz İslam ülkelerinde kilise olmadı. Osmanlı’da Sultan, Şeyh-ül İslam’dan daha güçlüydü. Müslüman toplumlarda tarikat şeyhi, halk katında imamdan güçlüdür. Bunu yüzyıllarca sultanın kulu, beyin, ağanın kölesi olan cahil İslam halkına, bu arada son elli yıl içinde köyden kente göçen Türk halkına anlatmak zordur. İslam ülkelerinde diktatörlerin gücü her şeyin üzerindedir. Çünkü İslam toplumları gücün temelinin dinde değil, sultanda olduğu ortamda yüzyıllarca yaşadılar. Cahil ve fakir toplum kesiminin davranışları, kente göç etmeden genelde okumamış halkın geleneksel kültür diye sunulan cehaletinin içeriğini oluşturur. Uluslararası durum, çağdaş dünyada laiklikle din arasında, dindar olup olmama bağlamında, hiçbir ilişki olmadığını kanıtlar. İslam geleneğinde Halife, Papa ya da papaz değildir. Devlet başkanıdır. İslam tarihinde Türk göçerler iktidarı ellerine geçirince aşiret reisleri, bey ve sultan oldular. Eğer bir sultan, Yavuz Sultan Selim gibi, Bağdat halifesini esir alıp İstanbul’a getirmiş ve ondan sonra ‘Ben halife oldum!’ demişse, bunun Kuran da yeri yoktur, çünkü halifelerin Kureyş’ten olacağı Kuran’da yazılıdır. Egemen halife değil değil Sultan Din adamlığı Osmanlı ulemasının sadece kellesini kurtarmıştır, Devletin egemen gücü Osmanlı sultanıdır. Anaları esir Hristiyanlardan seçilmiş Osmanlı sultanları, 17 yüzyılda eski bir Türk göçerin kanından çok küçük oranda kan taşıyan kozmopolit kimlikleri ile devlet sisteminde İslam dininin prestijini ‘Halife’ lakabını koruyarak kendilerine mal etmişlerdir. Fakat göçer Türk aşiret reisleri gibi davranarak idari egemenliğini kimseye bırakmamışlardır. Osmanlı sultanlığı devletinin tanımına giren bütün özellikleriyle Ortaçağ öncesinden kalmadır. Buna karşın çağdaş dünyada din hala en büyük ve etkili toplumsal kurumdur. Fakat bu olgunun çağdaş laik devlet sistemi ile ilgisi yoktur. Bu tavır değişikliği Avrupa kültüründe Rönesans sonrasında, Luther’le başlamıştır. Bugün Hristiyan kiliselerine mensup üç milyara yakın insanın bilim ve teknolojinin öncül olduğu ve ekonominin uluslararası güçler tarafından idare edildiği bir dünyada, laik kurallarla, fakat dinlerine bağlılıklarının kaybetmeden yaşıyorlar. Türkiye ve İslamın sorunu, hala göçer eğilimlerini korumak ve politik amaçlarla dine sarılmaktır. Bu da toplumların cehaletini istismar ederek, ve bilimle din arasına paravana gererek oluyor. Laik ülkede 100 bin cami Laiklikle dinin hiçbir ilgisi olmamasını, 1950’den sonra laik Cumhuriyet hükümetleri döneminde 100.000 cami yapıldığını anımsatarak devam edebiliriz. Laik anayasa ile 500.000 genç kız imam hatip lisesinde öğrenci olmaktadır. Bu, toplumun cehaletini değişik renkte bir bir badana ile boyamak anlamına gelir. Kadından imam olmayacağı için Kuran öğretisi ile de uyuşmuyor. Orta mektepten-üniversiteye kadar Türkçe yerine İngilizce öğretilmesi ile birlikte, Türkiye&#8217;de 200&#8217;den fazla üniversitenin olduğu bu dönemde, dini esas tema olarak tartışan, dünyada İslam dışında başka bir ülke yok. Bunları hala tartışan bir toplum olmak bize büyük tehlike kapıları açmaktadır. Sanayisi gelişmemiş, doğal enerji kaynaklarını sanayileştirememiş, tarımsal yenilemeyi hala yapamamış ve halkını beslemek için dışarıya muhtaç, çok ağır dış borçları olan, fakir halkını dizginsız bir tüketim propagandası ile bombardıman eden bir ülkede yaşıyoruz. Ekonomik durumu kötü olan Yunanistan’ın adam başına ulusal geliri 33.000 dolar, Nüfusu 1.400.000.000 olan Çin’in, nüfusu 80.000.000 olan Türkiye ile kişi başına ulusal geliri ayni: 8.000 dolar (kaynaklar yabancı yıllıklar). Bu durumda ülkeye egemen olan politik tartışmanın din ve ‘laik anayasa’ olması akıl ve gerçek dışıdır. Bu olaya çağdaş bir perspektif getirecek bir Amerikan haberi ile gözlemlerimi sonlandıracağım. Karakteristik bir uygarlık olayı Geçenlerde Amerika’nın en ünlü modern dans yaratıcılarından biri olan Alvin Alley (1931-89) öldü. Afrikalı bir esir ailesinden geliyordu. Çağdaş Amerikan Müziği Cazdır. Tarihi 20 yüzyıl başındaki New Orleans’lı karaderili davulculara kadar uzanır. Temelde Afrika müzik geleneği ile Avrupa geleneğinin bir karışımı olan caz yaratıcılarının ve özellikle solistlerin karalardan olduğunu biliyoruz. Alvin Alley ve karaderili Afrikalılar, sonradan Hristiyan olmuş paganlardır. Fakat bu karaderili pagan ve esir kökenli, Hristiyan sanatçılar çağdaş Amerikan musikisini, Avrupa Klasik Musikisi karşısında, Avrupalıların başaramadığı bir aşamaya taşıdılar. Caz yeni teknolojik çağ uygarlığının musikisi oldu. Bu yeni üslubun daha da ilginç yanı, dini musikiye girerek yepyeni bir kilise, koro ve dini nitelikli dans yaratması oldu. Amerika’da pek çok zenci kilise korosu var. Çok güzel bir musiki yarattılar. Alley’in çoğunlukla koreografisini yaptığı danslar da bu nitelikte. Onun ‘American Dance Theater’ grubunun dini içerikli dansları çok özgün çağdaş yapıtlar. Bu çağdaş kültürel gelişmenin dünyanın teknolojisi en çok gelişmiş ülkesinde yaratılması ve dünyayı etkilemesi karakteristik bir uygarlık olayıdır. Bir tarihsel yorum Okuması kıt vatandaşlara bir tarihi yorumu sunma istiyorum: ’The History of Jazz, Oxford, 2011’ adlı kitabında Ted Gioia şöyle yazmış: “Eğer Müslümanlar i.S. 732&#8217;de Tours’da Charles Martel tarafından yenilmemiş olsalardı, İspanya&#8217;nın güneyinde bugün saptadığımız gibi, Afrika ve Avrupa musikileri 8. yüzyılda karışmaya başlayabilirdi. Müslüman donanması Thames ağzına gelir, belki Oxford’da da şimdi Kuran okutulurdu.” Bu şakacı yorum, kültürün rastlantısal yapısına ilişkin doğru bir gözlemdir. Günümüzde bilgisayar, otomobil ve telefondan bağımsız yaşamak nasıl olanaksızsa, alaturka şarkıyla Beethoven’in keman konçertosu arasındaki farkı kültür özgünlüğü sananlar, çağdaş dünyanın ekonomik kölesi olarak yaşamaktır. Laikliği din düşmanlığı olarak sunmak o anlama gelir. Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/laiklikle-dinsizligin-bir-iliskisi-yoktur">Laiklikle dinsizliğin bir ilişkisi yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada din devleti yok. Hilafet de yok. Sadece papalık var. Laiklik sadece devleti dinden ayırma kavramıdır. ABD laik bir devlettir. Fakat dünyanın en dindar çağdaş toplumlarından birini barındırır. </strong></p>
<p>İtalya laik bir devlettir. Fakat Papa, Katolik kilisenin başkanı olarak, İtalyan Cumhurbaşkanından daha ünlü ve etkilidir. İtalya’da bir kardinal bir başbakandan daha önemlidir. Latin Amerika, İspanya, Avusturya hatta İngiltere gibi laik, fakat Hristiyan olan ülkelerde de Kardinal ve piskoposların sosyal prestijleri politikacılardan yüksektir.</p>
<p>Komünist sonrası Rusya’da Ortodoks kilisesinin prestiji yüksektir. Hindistan laiktir. Fakat Hindu din adamı, Budist rahip bir devlet memurundan daha etkilidir. Çağdaş toplumların hepimizin izlediği yaşamlarında, insanlar bulundukları mevki ile değil, düşünceleri ve eylemleriyle değerlendirilir.</p>
<p><strong>Bu cahilliği nasıl yeneceğiz</strong></p>
<p>İslam ülkelerinde kilise olmadı. Osmanlı’da Sultan, Şeyh-ül İslam’dan daha güçlüydü. Müslüman toplumlarda tarikat şeyhi, halk katında imamdan güçlüdür. Bunu yüzyıllarca sultanın kulu, beyin, ağanın kölesi olan cahil İslam halkına, bu arada son elli yıl içinde köyden kente göçen Türk halkına anlatmak zordur.</p>
<p>İslam ülkelerinde diktatörlerin gücü her şeyin üzerindedir. Çünkü İslam toplumları gücün temelinin dinde değil, sultanda olduğu ortamda yüzyıllarca yaşadılar. Cahil ve fakir toplum kesiminin davranışları, kente göç etmeden genelde okumamış halkın geleneksel kültür diye sunulan cehaletinin içeriğini oluşturur.</p>
<p>Uluslararası durum, çağdaş dünyada laiklikle din arasında, dindar olup olmama bağlamında, hiçbir ilişki olmadığını kanıtlar. İslam geleneğinde Halife, Papa ya da papaz değildir. Devlet başkanıdır. İslam tarihinde Türk göçerler iktidarı ellerine geçirince aşiret reisleri, bey ve sultan oldular.</p>
<p>Eğer bir sultan, Yavuz Sultan Selim gibi, Bağdat halifesini esir alıp İstanbul’a getirmiş ve ondan sonra ‘Ben halife oldum!’ demişse, bunun Kuran da yeri yoktur, çünkü halifelerin Kureyş’ten olacağı Kuran’da yazılıdır.</p>
<p><strong>Egemen halife değil değil Sultan</strong></p>
<p>Din adamlığı Osmanlı ulemasının sadece kellesini kurtarmıştır, Devletin egemen gücü Osmanlı sultanıdır. Anaları esir Hristiyanlardan seçilmiş Osmanlı sultanları, 17 yüzyılda eski bir Türk göçerin kanından çok küçük oranda kan taşıyan kozmopolit kimlikleri ile devlet sisteminde İslam dininin prestijini ‘Halife’ lakabını koruyarak kendilerine mal etmişlerdir.</p>
<p>Fakat göçer Türk aşiret reisleri gibi davranarak idari egemenliğini kimseye bırakmamışlardır. Osmanlı sultanlığı devletinin tanımına giren bütün özellikleriyle Ortaçağ öncesinden kalmadır.</p>
<p>Buna karşın çağdaş dünyada din hala en büyük ve etkili toplumsal kurumdur. <strong>Fakat bu olgunun çağdaş laik devlet sistemi ile ilgisi yoktur</strong>. Bu tavır değişikliği Avrupa kültüründe Rönesans sonrasında, Luther’le başlamıştır.</p>
<p>Bugün Hristiyan kiliselerine mensup üç milyara yakın insanın bilim ve teknolojinin öncül olduğu ve ekonominin uluslararası güçler tarafından idare edildiği bir dünyada, laik kurallarla, fakat dinlerine bağlılıklarının kaybetmeden yaşıyorlar.</p>
<p>Türkiye ve İslamın sorunu, hala göçer eğilimlerini korumak ve politik amaçlarla dine sarılmaktır. Bu da toplumların cehaletini istismar ederek, ve bilimle din arasına paravana gererek oluyor.</p>
<p><strong>Laik ülkede 100 bin cami</strong></p>
<p>Laiklikle dinin hiçbir ilgisi olmamasını, 1950’den sonra laik Cumhuriyet hükümetleri döneminde 100.000 cami yapıldığını anımsatarak devam edebiliriz. Laik anayasa ile 500.000 genç kız imam hatip lisesinde öğrenci olmaktadır. Bu, toplumun cehaletini değişik renkte bir bir badana ile boyamak anlamına gelir. Kadından imam olmayacağı için Kuran öğretisi ile de uyuşmuyor.</p>
<p>Orta mektepten-üniversiteye kadar Türkçe yerine İngilizce öğretilmesi ile birlikte, Türkiye&#8217;de 200&#8217;den fazla üniversitenin olduğu bu dönemde, dini esas tema olarak tartışan, dünyada İslam dışında başka bir ülke yok. Bunları hala tartışan bir toplum olmak bize büyük tehlike kapıları açmaktadır.</p>
<p>Sanayisi gelişmemiş, doğal enerji kaynaklarını sanayileştirememiş, tarımsal yenilemeyi hala yapamamış ve halkını beslemek için dışarıya muhtaç, çok ağır dış borçları olan, fakir halkını dizginsız bir tüketim propagandası ile bombardıman eden bir ülkede yaşıyoruz.</p>
<p>Ekonomik durumu kötü olan Yunanistan’ın adam başına ulusal geliri 33.000 dolar, Nüfusu 1.400.000.000 olan Çin’in, nüfusu 80.000.000 olan Türkiye ile kişi başına ulusal geliri ayni: 8.000 dolar (kaynaklar yabancı yıllıklar).</p>
<p>Bu durumda ülkeye egemen olan politik tartışmanın din ve ‘laik anayasa’ olması akıl ve gerçek dışıdır. Bu olaya çağdaş bir perspektif getirecek bir Amerikan haberi ile gözlemlerimi sonlandıracağım.</p>
<p><strong>Karakteristik bir uygarlık olayı</strong></p>
<p>Geçenlerde Amerika’nın en ünlü modern dans yaratıcılarından biri olan Alvin Alley (1931-89) öldü. Afrikalı bir esir ailesinden geliyordu.</p>
<p>Çağdaş Amerikan Müziği Cazdır. Tarihi 20 yüzyıl başındaki New Orleans’lı karaderili davulculara kadar uzanır. Temelde Afrika müzik geleneği ile Avrupa geleneğinin bir karışımı olan caz yaratıcılarının ve özellikle solistlerin karalardan olduğunu biliyoruz.</p>
<p>Alvin Alley ve karaderili Afrikalılar, sonradan Hristiyan olmuş paganlardır. Fakat bu karaderili pagan ve esir kökenli, Hristiyan sanatçılar çağdaş Amerikan musikisini, Avrupa Klasik Musikisi karşısında, Avrupalıların başaramadığı bir aşamaya taşıdılar.</p>
<p>Caz yeni teknolojik çağ uygarlığının musikisi oldu. Bu yeni üslubun daha da ilginç yanı, dini musikiye girerek yepyeni bir kilise, koro ve dini nitelikli dans yaratması oldu. Amerika’da pek çok zenci kilise korosu var. Çok güzel bir musiki yarattılar.</p>
<p>Alley’in çoğunlukla koreografisini yaptığı danslar da bu nitelikte. Onun ‘<strong>American Dance Theater’</strong> grubunun dini içerikli dansları çok özgün çağdaş yapıtlar. Bu çağdaş kültürel gelişmenin dünyanın teknolojisi en çok gelişmiş ülkesinde yaratılması ve dünyayı etkilemesi karakteristik bir uygarlık olayıdır.</p>
<p><strong>Bir tarihsel yorum</strong></p>
<p>Okuması kıt vatandaşlara bir tarihi yorumu sunma istiyorum:</p>
<p>’The History of Jazz, Oxford, 2011’ adlı kitabında <strong>Ted Gioia </strong>şöyle yazmış:</p>
<p>“Eğer Müslümanlar i.S. 732&#8217;de Tours’da Charles Martel tarafından yenilmemiş olsalardı, İspanya&#8217;nın güneyinde bugün saptadığımız gibi, Afrika ve Avrupa musikileri 8. yüzyılda karışmaya başlayabilirdi. Müslüman donanması Thames ağzına gelir, belki Oxford’da da şimdi Kuran okutulurdu.”</p>
<p>Bu şakacı yorum, kültürün rastlantısal yapısına ilişkin doğru bir gözlemdir. Günümüzde bilgisayar, otomobil ve telefondan bağımsız yaşamak nasıl olanaksızsa, alaturka şarkıyla Beethoven’in keman konçertosu arasındaki farkı kültür özgünlüğü sananlar, çağdaş dünyanın ekonomik kölesi olarak yaşamaktır.</p>
<p>Laikliği din düşmanlığı olarak sunmak o anlama gelir.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/laiklikle-dinsizligin-bir-iliskisi-yoktur">Laiklikle dinsizliğin bir ilişkisi yoktur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5173</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Köprüden önceki çıkış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 14:35:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[bertrand russel]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[evrim kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[son çıkış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4925</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Elbette hayır, belki yanılıyor olabilirim.”  Bertrand Russell, inançları uğruna ölmeye hazır olup olmadığı sorulduğunda. Asma köprülerimize yaklaşırken sağda oklu bir Son Çıkış uyarısı vardır: Nereye belli değildir. Geri dönmek için mi, yoksa karşı yakaya geçmemek için mi? Taksiler, dolmuşlar, geçiş üstünlüğü olanlar, son çıkış yolundan köprüye daha çabuk ulaşırlar. Erdal Atabek’in &#8220;Türkiye laikliği hatırladı” yazısı (Cumhuriyet 2 Mayıs), belleğimde bir Son Çıkış yankısı yaptı. Nereye: Başa mı, sona mı? Çıkış mı, çöküş mü? Önümüzdeki erken, ara veya genel seçimlerde AKP’nin seçim stratejileri gene başarılı olacak; Başkan Erdoğan’ın gönlünden geçtiği söylenen &#8220;Halifelik&#8221; kurulacak mı? Anılar birbirini çağrıştırdı. Başbakan Menderes’in dramatik sonu (Ş.S. Aydemir). Hemen aynı yıllarda, ABD’li gazeteci Edwin O’Connor’a çok satan ödülleri kazandıran kurgu romanı (The Last Hurrah, 1960). Ünlü yönetmen John Ford ile Spencer Tracy ikilisinin perdeye yansıttıkları öykü filmi ülkemizde gösterilmiş olabilir ama çevirisi yok. &#8220;Son Zafer Çığlığı” olarak çevirdiğim öykünün konusu, İrlanda asıllı ve seçim kazanma ustası olan bir eyalet valisinin zafer beklerken hayatına mal olacak bir yenilgiye uğraması. Filmi görmedim ama romandan aklımda kalan son sahne şöyle: Radyo başında ilk sonuçları izleyen valinin geçirdiği şok. Sonuçlar beklediği gibi gelmiyor. Seçim sandığından daima başarıyla çıkan, şampiyonun acılı sonu. Seçim sonuçlarını doğru okuyup kazanmıştı; ama bu kez Vali Steffington değil, değişen seçmenler kazanıyordu. Ford’un ve Tracy’nin güzelleme çabaları, uyanan ve değişim arayan seçmenlerin oylarına yenik düşmüştü. Hasta yatağının, okuyucu ve izleyicide yarattığı sempati duyguları, dramatik gerçeği değiştirmeyecekti. Kader son kartını oynamıştı, olacak olacaktı. Siyaset yapanların ünlü 1950 öyküsünden alacağı dersler vardır. Onun için sanatçılar, sahne oyunlarında ve yazılarında siyasilere, hep siyaset yapmak yerine, biraz roman veya şiir okumalarını önerirler. 2023 hedefine varmak için başarı vaat eden stratejiler hazır olabilir. Bilge Protagoras, evrensel ilkeyi şöyle dile getirmiş: “İnsan, her şeyin ölçüsüdür.” Hangi insan? Yüzüklerin değil, kendi yarattığı, &#8220;Zamanın efendisi, yani değişim kavramının mimarı olan insan.” Sistemleri yapanlar da insandır, yıkanlar da. (Gill, Systemantics 1975).  İsmet İnönü (1960 ertesi), kamu yönetimindeki başarısını soran muhabire, “Siyaset, iktidarda değil, itibarda kalma sanatıdır.” Buyurmuş. Cumhurbaşkanlığı ve CHP Genel Başkanlığı görevini bırakırken; “Halk bize muhalefet görevi verdi” diyerek, saygınlığını korumuştu. Erdal Atabek’in &#8220;Siyaset ahlaktır ” yazısına katılmamak elde değil, küçük bir değişiklikle: “Siyaset ahlaklı olmalı; yalnız rüşvet almak değil vermek de bir ahlak sorunudur. Adalet, Devletin yalnız temeli değil, başı, sonu ve çatısıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle korunur. İnsan türü, Evrim kuramındaki güçlünün üstünlüğü yasasına, hukukun üstünlüğü inancıyla karşı çıkar. Değişmeye direnenler, sorunların çözümünü değişmezlikte arayan Don Kişot’lar, Sicilyalı Leopar’lar ve yakın komşularımız, er geç zamana yenik düştüler. Çünkü değişmemek için her şeyin değişmesi zorunlu. &#8220;Devletin başı sonu adalettir ama arada yöneticiler, üreticiler, vergi verenler, köylüler ve hepsini ayakta tutan bir düzen gereklidir ki işte o düzeni sağlamak devletin görevidir&#8221; diyor Kınalızade Ali Efendi. (Bkz. “Adalet Çemberi”, Naima Tarihi) Sonu iyi hepsi iyi olsun! Ne dersiniz? Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis">Köprüden önceki çıkış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Elbette hayır, belki yanılıyor olabilirim.”  </em>Bertrand Russell<em>,</em> inançları uğruna ölmeye hazır olup olmadığı sorulduğunda.</p>
<p>Asma köprülerimize yaklaşırken sağda oklu bir <strong>Son Çıkış</strong> uyarısı vardır: Nereye belli değildir. Geri dönmek için mi, yoksa karşı yakaya geçmemek için mi? Taksiler, dolmuşlar, geçiş üstünlüğü olanlar, son çıkış yolundan köprüye daha çabuk ulaşırlar.</p>
<p><strong>Erdal Atabek</strong>’in<em> &#8220;Türkiye laikliği hatırladı</em>” yazısı (<em>Cumhuriyet </em>2 Mayıs), belleğimde bir <strong>Son Çıkış </strong>yankısı yaptı.</p>
<p>Nereye: Başa mı, sona mı? Çıkış mı, çöküş mü? Önümüzdeki erken, ara veya genel seçimlerde AKP’nin seçim stratejileri gene başarılı olacak; Başkan Erdoğan’ın gönlünden geçtiği söylenen &#8220;Halifelik&#8221; kurulacak mı?</p>
<p>Anılar birbirini çağrıştırdı. Başbakan Menderes’in dramatik sonu (Ş.S. Aydemir). Hemen aynı yıllarda, ABD’li gazeteci Edwin O’Connor’a çok satan ödülleri kazandıran kurgu romanı (<em>The Last Hurrah,</em> 1960). Ünlü yönetmen John Ford ile Spencer Tracy ikilisinin perdeye yansıttıkları öykü filmi ülkemizde gösterilmiş olabilir ama çevirisi yok. <em>&#8220;Son Zafer Çığlığı”</em> olarak çevirdiğim öykünün konusu, İrlanda asıllı ve seçim kazanma ustası olan bir eyalet valisinin zafer beklerken hayatına mal olacak bir yenilgiye uğraması.</p>
<p>Filmi görmedim ama romandan aklımda kalan son sahne şöyle: Radyo başında ilk sonuçları izleyen valinin geçirdiği şok. Sonuçlar beklediği gibi gelmiyor. Seçim sandığından daima başarıyla çıkan, şampiyonun acılı sonu. Seçim sonuçlarını doğru okuyup kazanmıştı; ama bu kez Vali Steffington değil, değişen seçmenler kazanıyordu. Ford’un ve Tracy’nin güzelleme çabaları, uyanan ve değişim arayan seçmenlerin oylarına yenik düşmüştü. Hasta yatağının, okuyucu ve izleyicide yarattığı sempati duyguları, dramatik gerçeği değiştirmeyecekti. Kader son kartını oynamıştı, olacak olacaktı.</p>
<p>Siyaset yapanların ünlü 1950 öyküsünden alacağı dersler vardır. Onun için sanatçılar, sahne oyunlarında ve yazılarında siyasilere, hep siyaset yapmak yerine, biraz roman veya şiir okumalarını önerirler.</p>
<p>2023 hedefine varmak için başarı vaat eden stratejiler hazır olabilir. Bilge Protagoras, evrensel ilkeyi şöyle dile getirmiş: “<em>İnsan, her şeyin ölçüsüdür</em>.” Hangi insan? Yüzüklerin değil, kendi yarattığı, <em>&#8220;Zamanın efendisi, yani değişim kavramının mimarı olan insan.”</em></p>
<p>Sistemleri yapanlar da insandır, yıkanlar da. (Gill, <em>Systemantics </em>1975).  İsmet İnönü (1960 ertesi), kamu yönetimindeki başarısını soran muhabire, “<em>Siyaset,</em> <em>iktidarda değil, itibarda kalma sanatıdır</em>.” Buyurmuş. Cumhurbaşkanlığı ve CHP Genel Başkanlığı görevini bırakırken; <em>“Halk bize muhalefet görevi verdi”</em> diyerek, saygınlığını korumuştu.</p>
<p>Erdal Atabek’in <em>&#8220;Siyaset ahlaktır </em>” yazısına katılmamak elde değil, küçük bir değişiklikle: “Siyaset ahlaklı olmalı; yalnız <em>rüşvet almak</em> değil vermek de bir ahlak sorunudur.</p>
<p>Adalet, Devletin yalnız temeli değil, başı, sonu ve çatısıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle korunur. İnsan türü, Evrim kuramındaki güçlünün üstünlüğü yasasına, hukukun üstünlüğü inancıyla karşı çıkar.</p>
<p>Değişmeye direnenler, sorunların çözümünü değişmezlikte arayan <em>Don Kişot’</em>lar, <em>Sicilyalı Leopar’lar</em> ve yakın komşularımız, er geç zamana yenik düştüler. Çünkü değişmemek için her şeyin değişmesi zorunlu. <em>&#8220;Devletin başı sonu adalettir</em> ama arada yöneticiler, üreticiler, vergi verenler, köylüler ve hepsini ayakta tutan bir düzen gereklidir ki işte o düzeni sağlamak devletin görevidir&#8221; diyor Kınalızade Ali Efendi. (Bkz. “Adalet Çemberi”, <em>Naima Tarihi</em>)</p>
<p>Sonu iyi hepsi iyi olsun! Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis">Köprüden önceki çıkış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4925</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anayasa’da Laiklik tartışması</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2016 12:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor: ABD merkezli PEW araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş. Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor, Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!” Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.” Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde “Türkiye laiktir, laik kalacaktır!” Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu. Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor. Laiklik, demokrasinin önkoşulu Laiklik, yalnız dinle, devlet işlerinin ayrılması; devletin dinlere eşit mesafede olması; yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “laique”lerin (yani kadın ve yoksulların) eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur. Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri dinsizlik ve “laikçilik”le itham etti. “Laiklik dinsizlik”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(izm) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “laiklik”tir. Yaygın “Laiklik dinsizliktir!” söylemini hoş gören L a i k l i k: Anayasa&#8217;ya gerek yok; Kur’an-ı Kerim neyimize yetmiyorsa? Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa? Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa? Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa? Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki? Diyorsa&#8230; Başkan Erdoğan, laik bir Anayasa’ya neden karşı çıksın ki? Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, din, inanç ve ifade özgürlüğü yasal güvence altındadır? Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur*. Son yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız. Diyalektik mantık, ‘kendini bil’emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor. Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “Halife Sultanlık” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım. Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına. Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın. Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan. *Not: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “Anayasa Teklifi’nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008). Bozkurt Güvenç *Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli <em>Cumhuriyet</em> Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor:</p>
<ul>
<li>ABD merkezli <em>PEW</em> araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş.</li>
<li>Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor,</li>
<li>Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!”</li>
<li>Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.”</li>
<li>Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde <em>“Türkiye laiktir, laik kalacaktır!”</em></li>
<li>Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu.</li>
</ul>
<p>Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor.</p>
<p><strong>Laiklik, demokrasinin önkoşulu</strong></p>
<p><em>Laiklik</em>, yalnız <em>dinle, devlet işlerinin ayrılması</em>; devletin dinlere <em>eşit mesafede olması;</em> yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “<em>laique</em>”lerin (<u>yani kadın ve yoksulların)</u> eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur.</p>
<p>Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri <strong>dinsizlik ve “<em>laikçilik</em>”le itham</strong> etti. “<em>Laiklik dinsizlik</em>”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(<em>izm</em>) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “<em>laiklik</em>”tir.</p>
<ul>
<li>Yaygın “<em>Laiklik dinsizliktir</em>!” söylemini hoş gören <strong>L a i k l i k:</strong></li>
<li>Anayasa&#8217;ya gerek yok; <em>Kur’an-ı Kerim</em> neyimize yetmiyorsa?</li>
<li>Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa?</li>
<li>Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa?</li>
<li>Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa?</li>
<li>Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki?</li>
</ul>
<p>Diyorsa&#8230;</p>
<p><strong>Başkan Erdoğan, <em>laik bir Anayasa’ya</em> neden karşı çıksın ki? </strong></p>
<p>Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, <em>din, inanç ve ifade özgürlüğü</em> yasal güvence altındadır? <em>Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur<strong>*</strong>. S</em>on yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız.</p>
<p>Diyalektik mantık, ‘<em>kendini bil’</em>emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor.</p>
<p>Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “<em>Halife Sultanlık</em>” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım.</p>
<p>Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına.</p>
<p>Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın.</p>
<p><em>Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan</em>.</p>
<p>*<strong>Not</strong>: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “<em>Anayasa Teklifi’</em>nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008).</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><em>*Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnanç nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2016 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3605</guid>

					<description><![CDATA[<p>4 “çerçeve çizgisi” ile bir anlatma denemesi Bir şeyin ne olduğunu anlamak için kısa yol onu tanımlamaya çalışmak ise de, bu her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de zaman içinde farklı anlamlar yüklene yüklene –hatta anlam yüklenmeksizin –  iyice buğulu hale gelmişse. Demokrasi, egemenlik, eğitim, laiklik bunlardan sadece birkaçı. Hele bu sis içindeki kavram dini içerikli olduğu için sorgulanamazlık (ezber) zırhı ile de korunmuşsa, her isteyenin istediği anlama çekebileceği bir joker kavram ortaya çıkıyor. “İnanç” böylesi çok yönlü bir sözcük.  Tüm siyasal İslamcı örgütler her ne yapıyorlarsa inançları gereğince yapıyorlar.  Başlarını örtenler, burkaya bürünenler, açanlar ya da hiç giyinmeyenlerin de gerekçesi yine inançları.  Hak-hukuk gözetenin de yiyenin de gerekçesi inanç. Liste uzatılabilir. Eğer bir şey bu denli farklı tutum ve eylemlere, hiçbir açıklamaya ihtiyaç duyulmaksızın referans olabiliyorsa bu, o şeyin tanımlanması gerektiğinin bir kanıtı sayılabilir. Ama bu denli likit hale gelmiş bir kavramı doğrudan tanımlamaya çalışmak yerine, ancak birkaç kenar çizgisini çizmeye çalışıp olabildiğince dar bir alana sıkıştırmakla işe girişilebilir.  Çerçeve çizgisi 1 İnanç özneldir. Her kişi için tanımı, farklı olabilir. Her kişinin kendi özelindeki evren tasavvuru içinde “cevabının öyle olduğundan” emin olduğu sorular bulunduğu, hatta evren tasavvuru çerçevesinin bu soruların yanıtlarıyla sınırlı olduğu söylenebilir. Serbest bırakılan cismin niçin yere doğru hareket ettiği, yeni çağın başlangıcının hangi olay olduğu, Batı ülkelerinin niçin geliştiği, ölen bir kimsenin daha sonra ne olacağı, yapılan – iyi ya da kötü –  bir eylemin karşılığının ne olduğu ve binlerce soru. Çerçeve çizgisi 2 Evren tasavvurunu oluşturan soruların cevaplandırılması için iki yoldan birisi, aracı, gözlemlere dayalı akıl yürütme olan müspet bilim yolu; diğeri ise daha önceki bilgi, gözlem, akıl yürütmelerinin de eşliğindeki sezgilere dayalı inanç yolu. Müspet bilimin tanımlayabildiği evren tasavvurunun sınırları sabit olmayıp giderek genişlemektedir. Ama bunun nereye kadar varacağı, vardığı yerin gerçeğin ne kadarını kapsadığı, hatta gerçek diye bir şeyin olup olmadığına bilimin verebildiği alçak gönüllü yanıt “bilmiyorum”dan ibarettir. Sınırları dışındaki tüm olasılıklar için verebildiği cevap budur. Hatta, sınırları içinde bulunup da bilindiği varsayılanların mutlak doğru olup olmadığı konusundaki cevabı da aynıdır. Serbest bırakılan cismin (bir gezegen üzerinde) yere doğru hareket etmesinin nedeninin adına “yer çekimi” denilen ve fakat ne olduğu bilinmeyen bir etki olduğu, düne kadar bilimin cevabı idi. Bugün, sınır biraz genişlemiş ve her cismin, çevresindeki uzayı –kütlesiyle orantılı biçimde- büktüğü, bu nedenle de bırakılan cisimleri yokuş aşağı iten bir kuvvetin (yer çekimi) oluştuğu noktasına gelmiştir. Ama bu defa da bilim, cisimlerin çevresindeki uzayı niçin büktüğüne “bilmiyorum” cevabını veriyor. İnanç yolu ile verilen cevaplar çok çeşitli olabilir. Tüm cisimlerin kaynağının tek (ve Allah) olduğu ve bu nedenle tüm cisimlerin kendi kaynaklarına dönme eğilimi içinde oldukları gibi bir cevap olabileceği gibi, “bilmiyorum ve merak ediyorum” ya da “bilmiyorum ve Allah’ın işlerine karışmayı doğru bulmuyorum” da olabilir. Çerçeve çizgisi 3  Sezgilerimizin doğası tam olarak bilinmiyor. Çeşitli seperator tavırlar [1] aracılığı ile, kendimizi, parçası olduğumuz evrenden –çeşitli sızdırmazlık derecelerinde- yalıtmadığımız takdirde, oluşan ‘duru zihin ortamı’na bazı sızıntılar olabilir. Bu sızıntıların gerçekliğin bir parçası mı yoksa kuruntudan mı ibaret olduğunu gösterebilecek araç “gözlem ve akla dayalı” bilim yoludur. Akıl ve sezginin bu şekilde bir döngü içinde birbirini besleyip denetlemesi halinde [2] evren tasavvurlarına ek bir girdi gelebilir. Bu yapılmayıp, akla geliverenler denetimsiz kullanılarak inşa edilen evren tasavvurlarına ancak hezeyan denilebilir. Bu tür hezeyanlar kişi sayısı kadar çok olabileceği için, hemen her konudaki kargaşaların kaynağını oluştururlar. İslam da dahil hemen tüm dinlerde görülen bu parçalanma (http://tinaztitiz.com/7486/inanc-nedir/) ancak o dinlere ait öğretilerin temel ilkelerine dönüş yoluyla önlenebilir. Çerçeve çizgisi 4 Zaman içinde inanç kavramının dokunulmazlık (sorgulanamazlık) kazanması, her tür keyfiliğe, hatta eğriliğe kılıf olarak kullanılabilmesine yol açmıştır. Bu şekildeki (yani sorgulamaya kapalı) inançların siyaset, ticaret ve sosyal alanlarda istismarı yoluyla çeşitli eğri amaçların gerçekleştirilebilmesi için son derece kullanışlı bir alet ortaya çıkmıştır. Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, inançların birer keyfilik örtme aracı olmadığı, belirli akli süreçlerin sonunda ortaya çıkmış olabilecekleridir. Bu çizgilerin arasında kalan alan yine de özneldir, ama keyfi değildir. Herkesin, kendi kapasitesi uyarınca çaba harcayarak yürütmesi gereken süreçlerin sonunda oluşturacağı evren tasavvurları içinde neyi nasıl açıkladığı ve hangi nedenle “sorularının cevaplarının öyle olduğuna” inandığını açıklayabilmelidir. O halde, cevaplamak istediği soruları olmayanın inancı olabilir mi? [1] Bkz. “dir aşısı &#8221; ve “övünme aşısı ”, http://wp.me/p2t6mi-1W0 [2] “Akıl ve Sezgi Sarmalı ”, http://wp.me/p2t6mi-Zu Tınaz Titiz, tinaztitiz@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir">İnanç nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>4 “çerçeve çizgisi” ile bir anlatma denemesi</strong></p>
<p>Bir şeyin ne olduğunu anlamak için kısa yol onu tanımlamaya çalışmak ise de, bu her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de zaman içinde farklı anlamlar yüklene yüklene –hatta anlam yüklenmeksizin –  iyice buğulu hale gelmişse<strong>. </strong><a href="http://tinaztitiz.com/5923/cumhuriyet-nedir/"><strong><em>Demokrasi, egemenlik</em></strong></a><strong><em>, </em></strong><a href="http://tinaztitiz.com/3708/egitim-sistemimizbasarilidir-2/"><strong><em>eğitim</em></strong></a><strong><em>, </em></strong><a href="http://tinaztitiz.com/3838/laiklik-bu-tanimla-nicin-satmadi-ve-de-satmaz/"><strong><em>laiklik</em></strong></a> bunlardan sadece birkaçı.</p>
<p>Hele bu sis içindeki kavram dini içerikli olduğu için <em>sorgulanamazlık</em> (ezber) zırhı ile de korunmuşsa, her isteyenin istediği anlama çekebileceği bir <em>joker kavram</em> ortaya çıkıyor. “İnanç” böylesi çok yönlü bir sözcük.</p>
<ul>
<li> Tüm siyasal İslamcı örgütler her ne yapıyorlarsa inançları gereğince yapıyorlar.</li>
<li> Başlarını örtenler, burkaya bürünenler, açanlar ya da hiç giyinmeyenlerin de gerekçesi yine inançları.</li>
<li> Hak-hukuk gözetenin de yiyenin de gerekçesi inanç. Liste uzatılabilir.</li>
</ul>
<p>Eğer bir şey bu denli farklı tutum ve eylemlere, hiçbir açıklamaya ihtiyaç duyulmaksızın referans olabiliyorsa bu, o şeyin tanımlanması gerektiğinin bir kanıtı sayılabilir. Ama bu denli likit hale gelmiş bir kavramı doğrudan tanımlamaya çalışmak yerine, ancak birkaç kenar çizgisini çizmeye çalışıp olabildiğince dar bir alana sıkıştırmakla işe girişilebilir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Çerçeve çizgisi 1</strong></p>
<p>İnanç özneldir. Her kişi için tanımı, farklı olabilir. Her kişinin kendi özelindeki <em>evren tasavvuru</em> içinde “cevabının <em>öyle olduğundan</em>” emin olduğu sorular bulunduğu, hatta evren tasavvuru çerçevesinin bu soruların yanıtlarıyla sınırlı olduğu söylenebilir.</p>
<p><em>Serbest bırakılan cismin niçin yere doğru hareket ettiği, yeni çağın başlangıcının hangi olay olduğu, Batı ülkelerinin niçin geliştiği, ölen bir kimsenin daha sonra ne olacağı, yapılan – iyi ya da kötü –  bir eylemin karşılığının ne olduğu</em> ve binlerce soru.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 2</strong></p>
<p>Evren tasavvurunu oluşturan soruların cevaplandırılması için iki yoldan birisi, aracı, <em>gözlemlere dayalı akıl yürütme</em> olan müspet bilim yolu; diğeri ise daha önceki bilgi, gözlem, akıl yürütmelerinin de eşliğindeki sezgilere dayalı inanç yolu.</p>
<p>Müspet bilimin tanımlayabildiği evren tasavvurunun sınırları sabit olmayıp giderek genişlemektedir. Ama bunun nereye kadar varacağı, vardığı yerin gerçeğin ne kadarını kapsadığı, hatta gerçek diye bir şeyin olup olmadığına bilimin verebildiği alçak gönüllü yanıt “<em>bilmiyorum</em>”dan ibarettir. Sınırları dışındaki tüm olasılıklar için verebildiği cevap budur. Hatta, sınırları içinde bulunup da bilindiği varsayılanların mutlak doğru olup olmadığı konusundaki cevabı da aynıdır.</p>
<p>Serbest bırakılan cismin (bir gezegen üzerinde) yere doğru hareket etmesinin nedeninin adına “yer çekimi” denilen ve fakat ne olduğu bilinmeyen bir etki olduğu, düne kadar bilimin cevabı idi. Bugün, sınır biraz genişlemiş ve her cismin, çevresindeki uzayı –kütlesiyle orantılı biçimde- büktüğü, bu nedenle de bırakılan cisimleri yokuş aşağı iten bir kuvvetin (yer çekimi) oluştuğu noktasına gelmiştir.</p>
<p>Ama bu defa da bilim, <strong>cisimlerin çevresindeki uzayı niçin büktüğüne</strong> “bilmiyorum” cevabını veriyor.</p>
<p>İnanç yolu ile verilen cevaplar çok çeşitli olabilir. Tüm cisimlerin kaynağının tek (ve Allah) olduğu ve bu nedenle <em>tüm cisimlerin kendi kaynaklarına dönme eğilimi içinde oldukları</em> gibi bir cevap olabileceği gibi, “<em>bilmiyorum ve merak ediyorum</em>” ya da “<em>bilmiyorum ve Allah’ın işlerine karışmayı doğru bulmuyorum</em>” da olabilir.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 3 </strong></p>
<p>Sezgilerimizin doğası tam olarak bilinmiyor. Çeşitli <em>seperator tavırlar <strong>[1]</strong></em> aracılığı ile, kendimizi, parçası olduğumuz evrenden –çeşitli sızdırmazlık derecelerinde- yalıtmadığımız takdirde, oluşan ‘<em>duru zihin ortamı</em>’na bazı sızıntılar olabilir.</p>
<p>Bu sızıntıların gerçekliğin bir parçası mı yoksa kuruntudan mı ibaret olduğunu gösterebilecek araç “<em>gözlem ve akla dayalı</em>” bilim yoludur. Akıl ve sezginin bu şekilde bir döngü içinde birbirini besleyip denetlemesi halinde [2] evren tasavvurlarına ek bir girdi gelebilir.</p>
<p>Bu yapılmayıp, akla geliverenler denetimsiz kullanılarak inşa edilen evren tasavvurlarına ancak <em>hezeyan</em> denilebilir. Bu tür hezeyanlar kişi sayısı kadar çok olabileceği için, hemen her konudaki kargaşaların kaynağını oluştururlar. İslam da dahil hemen tüm dinlerde görülen bu parçalanma (http://tinaztitiz.com/7486/inanc-nedir/) ancak o dinlere ait öğretilerin <a href="http://wp.me/p2t6mi-1Gk"><em>temel ilkelerine dönüş</em></a> yoluyla önlenebilir.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 4</strong></p>
<p>Zaman içinde inanç kavramının <strong><em>dokunulmazlık</em></strong> (sorgulanamazlık) kazanması, her tür keyfiliğe, hatta eğriliğe kılıf olarak kullanılabilmesine yol açmıştır. Bu şekildeki (yani sorgulamaya kapalı) inançların siyaset, ticaret ve sosyal alanlarda istismarı yoluyla çeşitli eğri amaçların gerçekleştirilebilmesi için son derece kullanışlı bir alet ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, inançların birer keyfilik örtme aracı olmadığı, belirli akli süreçlerin sonunda ortaya çıkmış olabilecekleridir.</p>
<p>Bu çizgilerin arasında kalan alan yine de özneldir, ama keyfi değildir. Herkesin, kendi kapasitesi uyarınca çaba harcayarak yürütmesi gereken süreçlerin sonunda oluşturacağı evren tasavvurları içinde neyi nasıl açıkladığı ve hangi nedenle “sorularının cevaplarının öyle olduğuna” inandığını açıklayabilmelidir.</p>
<p>O halde, cevaplamak istediği soruları olmayanın inancı olabilir mi?</p>
<p>[1] Bkz. “<em>dir aşısı</em> &#8221; ve “<em>övünme aşısı </em>”, <a href="http://wp.me/p2t6mi-1W0">http://wp.me/p2t6mi-1W0</a></p>
<p>[2] “<em>Akıl ve Sezgi Sarmalı </em>”, <a href="http://wp.me/p2t6mi-Zu">http://wp.me/p2t6mi-Zu</a></p>
<p><strong><em>Tınaz Titiz, </em></strong><a href="mailto:tinaztitiz@gmail.com"><strong><em>tinaztitiz@gmail.com</em></strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir">İnanç nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3605</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
