<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>liyakat arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/liyakat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/liyakat</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 22 Dec 2019 20:22:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>206 rektörden kaçının bilimsel başarımı yüksek?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/206-rektorden-kacinin-bilimsel-basarimi-yuksek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2019 16:43:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek öğrenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba Atatürk tek bir bilimsel araştırması olmayan ve yazdığı makaleye tek bir bilim insanının ciddiye almadığı bir akademisyeni, rektör olarak atar mıydı? Ne ilgisi var diye sormayın, güncel konu profesör unvanlı, ama tek bir bilimsel çalışması olmayan rektörlerin öyle gözden ve aradan kaçmış bir iki tane değil 68 tane olması. Bu durum bilinçli bir seçimin işareti. Olayın Atatürk’le ilgisine gelince, biliyorsunuz üniversite reformunu en sona bıraktı. 1931’de o zamanki Darülfünün’u son ziyaretinde, kadroya şunu sordu: Acaba uluslararası bilim dergilerinde makalesi yayınlanmış ve atıf almış kaç bilim insanımız var? Atatürk, uluslararası araştırma makalesi yayınlanmış bilim insanını bile sormuyor, bunun üzerine çıkıyor ve yayınlamış makalelerini, yabancı bilim insanlarının kendi araştırmalarında kullanarak, bizimkileri referans göstermiş kaç bilim insanımızın olduğunu sorguluyor. İki yıl sonra da Darülfünün kapatılacak ve Alman bilim insanlarının da katkısıyla İstanbul Üniversitesi kurulacaktır. Halihazırda üniversitelerimizde rektörlük yapan profesörlerden 68’inin uluslararası tek bir bilimsel araştırması yok. 71 rektörün ise yayınladığı araştırmalarını tek bir Allah&#8217;ın kulu dikkate almamış, kendi çalışmasında referans olarak kullanmaya değer bulmamış, yani sıfır atıfı var. Atatürk bunlardan herhangi birini atar mıydı? Akademinin çöküşü Prof. Dr. Engin Karadağ bugünkü olguyu açıkladıktan sonra diyor ki, bu durum “gene anlamda Türkiye’deki akademinin çöküşüyle ilgili bir durumdur.” Ekliyor: “Sadece rektörleri de suçlamak yanlış, akademinin genel yapısı bu&#8230;” Üniversite rektörlerinin akademik performansıyla üniversiteleri arasında da benzer durum var, başarımı düşük kadrodan rektörler seçiliyor. Neden bilimle hiç ilgilenmemiş, araştırma yapmamış veya laf olsun torba dolsun kafasıyla değersiz makaleler yazmış “Akademik kadro”dan insanlar seçilip üniversitelerin tepesine oturtuluyor? Rektörleri atayan merci Cumhurbaşkanı, tek başına, şüphesiz YÖK ile istişare ediyordur, YÖK’ün önerisi görüşü dikkate alınıyor mu, yoksa tamamen Cumhurbaşkanlığı ve parti değerlendirmeleriyle mi atama yapıyor, doğrusu bilmiyoruz. Ama sanırım ikincisi. Durum daha vahim aslında: 8 rektörün 1 yayını, 10 rektörün 2, 6 rektörün 3, 8 rektörün 4, 5 rektörün 5 yayını bulunuyor. Bilimsel yayınlarına referans verilenlerin durumu da şöyle: 71 rektöre 0; 7 rektöre 1-2; 2 rektöre 3-5; 6 rektöre 6-10 referans. Şüphesiz 206 üniversite var. Bunların önemli bir oranının bilimle ilişkisi zayıf, 70 kadarının ise hiç yok denebilir.. Yüksek yayınlarına aldıkları atıf ile, diğer bir başarım ölçüsü olan H indeksi en yüksek 10  rektörün üniversiteleri: Koç, ODTÜ, Harran, Sabancı, Galatasaray, Tarsus, Yıldız Teknik, Bilkent, İzmir Yüksek Teknoloji, Akdeniz.. H-endeksinin 10 (en alt çıta) ve üzerinde olması başarılı bilim insanları statüsü yaratıyor. H indeksi 10 ve üzerinde olan 21 rektörümüz bulunuyor, Hacettepe de bunlar arasında. Bu arada, H-endeksi 15 ve üzerinde olan rektörler de şöyle: &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Neden böyle? Soru şu, neden Cumhurbaşkanı akademik başarım konusunda hiç bir liyakat ölçütünü dikkat almadan rektör atıyor? Şu mu: Önemli olan bize bağlı olması, yönetimde ve kadro atamalarında dediklerimizi yapması.. Gerisi önemli değil. Hangi hakla sonra kalkıp üniversitelerimizin neden mesela ilk 500 içinde olmadığını sorgulayabiliyoruz? Bu ülkenin yüksek bir bilime, bilimsel gelişmeye, üretmeye ihtiyacı var. Arkasında bilimsel aktivitesi olmayanlar, üniversitesini de geliştiremez. Bunun çok çok az örneği olsa bile, genel manzarayı değiştirmez. Nerede liyakat var ki, diye sorabilirsiniz, üniversiteler neden bu durumun dışında kalsınlar ki.. Orhan Bursalı *Bu yazı 12 Aralık 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/206-rektorden-kacinin-bilimsel-basarimi-yuksek">206 rektörden kaçının bilimsel başarımı yüksek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acaba <strong>Atatürk</strong> tek bir bilimsel araştırması olmayan ve yazdığı makaleye tek bir bilim insanının ciddiye almadığı bir akademisyeni, rektör olarak atar mıydı?</p>
<p>Ne ilgisi var diye sormayın, güncel konu profesör unvanlı, ama tek bir bilimsel çalışması olmayan rektörlerin öyle gözden ve aradan kaçmış bir iki tane değil 68 tane olması. Bu durum bilinçli bir seçimin işareti.</p>
<p>Olayın Atatürk’le ilgisine gelince, biliyorsunuz üniversite reformunu en sona bıraktı. 1931’de o zamanki Darülfünün’u son ziyaretinde, kadroya şunu sordu: <strong><em>Acaba uluslararası bilim dergilerinde makalesi yayınlanmış ve atıf almış kaç bilim insanımız var?</em></strong></p>
<p>Atatürk, uluslararası araştırma makalesi yayınlanmış bilim insanını bile sormuyor, bunun üzerine çıkıyor ve yayınlamış makalelerini, yabancı bilim insanlarının kendi araştırmalarında kullanarak, bizimkileri referans göstermiş kaç bilim insanımızın olduğunu sorguluyor.</p>
<p>İki yıl sonra da Darülfünün kapatılacak ve Alman bilim insanlarının da katkısıyla <strong>İstanbul Üniversitesi</strong> kurulacaktır.</p>
<p>Halihazırda üniversitelerimizde rektörlük yapan profesörlerden 68’inin uluslararası tek bir bilimsel araştırması yok. 71 rektörün ise yayınladığı araştırmalarını tek bir Allah&#8217;ın kulu dikkate almamış, kendi çalışmasında referans olarak kullanmaya değer bulmamış, yani sıfır atıfı var.</p>
<p>Atatürk bunlardan herhangi birini atar mıydı?</p>
<p><strong>Akademinin çöküşü</strong></p>
<p>Prof. Dr. <strong>Engin Karadağ</strong> bugünkü olguyu açıkladıktan sonra diyor ki, bu durum “gene anlamda Türkiye’deki akademinin çöküşüyle ilgili bir durumdur.”</p>
<p>Ekliyor: “Sadece rektörleri de suçlamak yanlış, akademinin genel yapısı bu&#8230;” Üniversite rektörlerinin akademik performansıyla üniversiteleri arasında da benzer durum var, başarımı düşük kadrodan rektörler seçiliyor.</p>
<p>Neden bilimle hiç ilgilenmemiş, araştırma yapmamış veya laf olsun torba dolsun kafasıyla değersiz makaleler yazmış “Akademik kadro”dan insanlar seçilip üniversitelerin tepesine oturtuluyor?</p>
<p>Rektörleri atayan merci Cumhurbaşkanı, tek başına, şüphesiz YÖK ile istişare ediyordur, YÖK’ün önerisi görüşü dikkate alınıyor mu, yoksa tamamen Cumhurbaşkanlığı ve parti değerlendirmeleriyle mi atama yapıyor, doğrusu bilmiyoruz. Ama sanırım ikincisi.</p>
<p>Durum daha vahim aslında:</p>
<p>8 rektörün 1 yayını,</p>
<p>10 rektörün 2,</p>
<p>6 rektörün 3,</p>
<p>8 rektörün 4,</p>
<p>5 rektörün 5 yayını bulunuyor.</p>
<p>Bilimsel yayınlarına referans verilenlerin durumu da şöyle: 71 rektöre 0; 7 rektöre 1-2; 2 rektöre 3-5; 6 rektöre 6-10 referans.</p>
<p>Şüphesiz 206 üniversite var. Bunların önemli bir oranının bilimle ilişkisi zayıf, 70 kadarının ise hiç yok denebilir..</p>
<p>Yüksek yayınlarına aldıkları atıf ile, diğer bir başarım ölçüsü olan H indeksi en yüksek 10  rektörün üniversiteleri: Koç, ODTÜ, Harran, Sabancı, Galatasaray, Tarsus, Yıldız Teknik, Bilkent, İzmir Yüksek Teknoloji, Akdeniz.. H-endeksinin 10 (en alt çıta) ve üzerinde olması başarılı bilim insanları statüsü yaratıyor. H indeksi 10 ve üzerinde olan 21 rektörümüz bulunuyor, Hacettepe de bunlar arasında.</p>
<p>Bu arada, H-endeksi 15 ve üzerinde olan rektörler de şöyle:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-16166" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/rektor-300x300.jpg" alt="" width="550" height="550" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/rektor-300x300.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/rektor-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/rektor-1024x1024.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/rektor.jpg 1198w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Neden böyle?</strong></p>
<p>Soru şu, neden Cumhurbaşkanı akademik başarım konusunda hiç bir liyakat ölçütünü dikkat almadan rektör atıyor?</p>
<p><strong>Şu mu</strong>: Önemli olan bize bağlı olması, yönetimde ve kadro atamalarında dediklerimizi yapması.. Gerisi önemli değil.</p>
<p><strong>Hangi hakla sonra kalkıp üniversitelerimizin neden mesela ilk 500 içinde olmadığını sorgulayabiliyoruz?</strong></p>
<p>Bu ülkenin yüksek bir bilime, bilimsel gelişmeye, üretmeye ihtiyacı var.</p>
<p>Arkasında bilimsel aktivitesi olmayanlar, üniversitesini de geliştiremez. Bunun çok çok az örneği olsa bile, genel manzarayı değiştirmez.</p>
<p>Nerede liyakat var ki, diye sorabilirsiniz, üniversiteler neden bu durumun dışında kalsınlar ki..</p>
<p align="left"><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p align="left"><strong><em>*Bu yazı 12 Aralık 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/206-rektorden-kacinin-bilimsel-basarimi-yuksek">206 rektörden kaçının bilimsel başarımı yüksek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16163</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Liyakatsizliğin, para kazanmayı bilime tercih etmenin bedeli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/liyakatsizligin-para-kazanmayi-bilime-tercih-etmenin-bedeli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 13:28:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya üniversiteler sıralaması]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[en iyi üniversiteler]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15252</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünkü yazımdaki listeyi incelediniz mi? 70 nitelikli araştırma makalesinin 15 üniversiteye dağılımını gösteren? Anımsamak için yeniden veriyorum, çünkü bunun üzerinde duracağım şimdi. 11’i devlet, 4’ü vakıf. Atılım Üniversitesi de dikkat çekici bir şekilde yüksek nitelikle araştırma makalesinden pay almış. Fakat üzerinde duracağım diğer 3 vakıf üniversitesi: Bilkent, Koç ve Sabancı. Bilkent en eski ve oturmuş, araştırmaya önem veren üniversite. Payını tartışmıyorum. Koç Üniversitesi, gerçekten bilime verdiği önemle, koyduğu ödüllerle aralarında en çok öne çıkan üniversitemiz. Tıp fakültesi de var. Çok iyi fizik bölümleri ve araştırmaları, çok iyi akademisyenleri var. Daha yüksek nitelikli araştırmalar bekliyor insan. Sabancı Üniversitesi, nitelikli bilim insanları tabii ki çok, Koç’un yarısı kadar makale sahibi. Sabancı’nın tıp fakültesi yok. Ama şüphesiz bahane olmamalı. Neden böyle? Buralarda çalışmış bir saygın bilimcimiz, üniversite ismi vermeden yazayım, diyor ki “Bir araştırma üniversitesi, altyapı yatırımları iyi, ama liyakati geri plana ittiler, para kazanmayı öne çıkardılar. Tıp fakültelerine bakarsak aslında genel durum öyle gözüküyor&#8230; Örneğin, bir cerrahın durmadan sünnet yaparak kurumuna para getirmesi, en prestijli dergide yayın yapmasından daha çok tercih ediliyor günümüzde. Yayın yapmak sanki hobi ya da kişisel bir şey&#8230; Yönetici anlayışı ve tercihi, vizyon meselesi. Tıp fakültelerinin çok daha bilimsel üretim yapmaları beklenir ama klinik performans, yani hasta bakarak para kazandırma çabası tercih ediliyor, bilimsel yayın yapma teşvik edilmiyor.” Liyakat ve araştırma stratejisi Bir başka yorum: Bilimsel üretim ve üretimin yazıya dönüşümü, liyakat ile çok yakından ilişkili. Üniversitemizin ve bölümlerinin araştırma stratejilerinin bile olmayışını, bunu yapanların da dikkate alınmayışını bizzat yaşayarak görüyor ve acı çekiyoruz&#8230; Üniversiteler, özellikle özel üniversiteler bu açıdan filtre koyabilirler. Ama bunun için bilinçli ve adanmış bir irade gerekiyor. Sorun burada. Pek çok şey yapabilirler. Ama bağımsız, özgür fikrini söyleme ortamlarının olması gerekir. Böyle bir özgür ortamın da hasretini çekiyoruz. Bir okur, Hakan Kara başka bir noktaya daha dikkat çekiyor: Nature Index’te açıklanan, Türkiye kaynaklı olduğu görülen 70 üst düzey makalenin çok büyük bir kısmının yurtdışı ayağı olan eserler olduğu görülmekte. 70 makalenin kaç tanesinin fikri olarak Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerine ait? Belki haksızlık olacak ancak kanımca belki de 5-10 tanesinin fikri olarak bize ait olduğu yönünde. Dolayısıyla 70 rakamı bile çok çok iyimser kalmaktadır.” Tamam, 70 makalenin yazarlarına da bakacağız, demektir. Ama şunu belirteyim, yüksek nitelikli makaleler büyük çoğunlukla çokuluslu oluyor. Neden nitelik üretme az? Onlarca neden sayılabilir. Yukarıda yer verdiğimiz vakıf üniversitelerimizle ilgili eleştiriler önemli. Bunca tıp fakülteli vakıf üniversitesi var. Araştırmaları nerede? Devlet üniversitelerimizde İTÜ açık ara önde, ama binlerce akademisyenin çalıştığı diğer yüzlerce üniversite durumdan habersiz olsa gerek. Şüphesiz buralarda da liyakat sorunu, bilim stratejisi, eğitim için akademik kadro mu, yoksa ağırlıklı olarak araştırma kadrosu mu, gibi çözülmemiş sorunlar&#8230; Sorunu çözmek için de yurtdışından akademik kadro çağrıları var. Esas sorun içeride, bizde, iktidarda, üniversitelerde, anlayışta&#8230; Bunu görürsek mesele çözülür. Celal Şengör’ün Uğur Dündar’a konu ile ilgili yazdığı mektupta, dikkat çekilen insan kalitesi ve eğitimle ilgili sorunlar vardı. Özetleyeyim: • Ortaöğretimimiz perişan edildi, ortaöğretimde mevcut derslerdeki eğitim kalitesi o kadar düşüktür ki, uluslararası karşılaştırmalarda sürekli en altta yer almaktayız. İlk ve ortaöğretimde öğretmen eğitimi ve istihdamı iflas durumunda.. • Üniversite sayısı hiçbir gerçekçi kıstas göze alınmadan gerekenin çok üstünde artırıldı. Öğrenci kontenjanları üniversitelerin kapasitelerine göre değil, politik mülahazalarla kararlaştırılıyor. Mesela, İTÜ Jeoloji Bölümü’nün eğitim imkânları açısından kapasitesi 25 iken bu yıl 70 öğrencilik kontenjan YÖK tarafından dayatıldı&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı 17.09.2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/liyakatsizligin-para-kazanmayi-bilime-tercih-etmenin-bedeli">Liyakatsizliğin, para kazanmayı bilime tercih etmenin bedeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="large"><img decoding="async" class="alignright" src="http://www.cumhuriyet.com.tr/thumbs/222x320/Archive/2019/9/17/1583336_resource/06.jpg" alt="[Haber görseli]" /><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bilim-bardagin-dolu-tarafi-da-bos">Dünkü yazımdaki</a> listeyi incelediniz mi? 70 nitelikli araştırma makalesinin 15 üniversiteye dağılımını gösteren? Anımsamak için yeniden veriyorum, çünkü bunun üzerinde duracağım şimdi.</span></p>
<p><span class="large">11’i devlet, 4’ü vakıf. Atılım Üniversitesi de dikkat çekici bir şekilde yüksek nitelikle araştırma makalesinden pay almış. Fakat üzerinde duracağım diğer 3 vakıf üniversitesi: Bilkent, Koç ve Sabancı.</span></p>
<p>Bilkent en eski ve oturmuş, araştırmaya önem veren üniversite. Payını tartışmıyorum. Koç Üniversitesi, gerçekten bilime verdiği önemle, koyduğu ödüllerle aralarında en çok öne çıkan üniversitemiz. Tıp fakültesi de var. Çok iyi fizik bölümleri ve araştırmaları, çok iyi akademisyenleri var. Daha yüksek nitelikli araştırmalar bekliyor insan.</p>
<p>Sabancı Üniversitesi, nitelikli bilim insanları tabii ki çok, Koç’un yarısı kadar makale sahibi. Sabancı’nın tıp fakültesi yok. Ama şüphesiz bahane olmamalı. Neden böyle?</p>
<p>Buralarda çalışmış bir saygın bilimcimiz, üniversite ismi vermeden yazayım, diyor ki “<em>Bir araştırma üniversitesi, altyapı yatırımları</em> <em>iyi, ama liyakati geri plana ittiler, para kazanmayı</em> <em>öne çıkardılar. Tıp fakültelerine bakarsak</em> <em>aslında genel durum öyle gözüküyor&#8230;</em> <em>Örneğin, bir cerrahın durmadan sünnet yaparak</em> <em>kurumuna para getirmesi, en prestijli</em> <em>dergide yayın yapmasından daha çok tercih</em> <em>ediliyor günümüzde. Yayın yapmak sanki</em> <em>hobi ya da kişisel bir şey&#8230; Yönetici anlayışı</em> <em>ve tercihi, vizyon meselesi. Tıp fakültelerinin</em> <em>çok daha bilimsel üretim yapmaları beklenir</em> <em>ama klinik performans, yani hasta bakarak</em> <em>para kazandırma çabası tercih ediliyor, bilimsel</em> <em>yayın yapma teşvik edilmiyor.”</em></p>
<p><span class="large"><strong>Liyakat ve araştırma</strong> <strong>stratejisi</strong><br />
</span></p>
<p><span class="large">Bir başka yorum: <em>Bilimsel üretim ve</em> <em>üretimin yazıya dönüşümü, liyakat ile çok</em> <em>yakından ilişkili. Üniversitemizin ve bölümlerinin</em> <em>araştırma stratejilerinin bile olmayışını,</em> <em>bunu yapanların da dikkate alınmayışını</em> <em>bizzat yaşayarak görüyor ve acı çekiyoruz&#8230;</em> <em>Üniversiteler, özellikle özel üniversiteler bu</em> <em>açıdan filtre koyabilirler. Ama bunun için bilinçli</em> <em>ve adanmış bir irade gerekiyor. Sorun</em> <em>burada. Pek çok şey yapabilirler. Ama bağımsız,</em> <em>özgür fikrini söyleme ortamlarının</em> <em>olması gerekir. Böyle bir özgür ortamın da</em> <em>hasretini çekiyoruz.</em></span></p>
<p><span class="large">Bir okur, <strong>Hakan Kara </strong>başka bir noktaya daha dikkat çekiyor: <em>Nature Index’te açıklanan,</em> <em>Türkiye kaynaklı olduğu görülen 70</em> <em>üst düzey makalenin çok büyük bir kısmının</em> <em>yurtdışı ayağı olan eserler olduğu görülmekte.</em> <em>70 makalenin kaç tanesinin fikri olarak</em> <em>Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerine ait?</em> <em>Belki haksızlık olacak ancak kanımca belki</em> <em>de 5-10 tanesinin fikri olarak bize ait olduğu</em> <em>yönünde. Dolayısıyla 70 rakamı bile çok çok</em> <em>iyimser kalmaktadır</em>.”</span></p>
<p>Tamam, 70 makalenin yazarlarına da bakacağız, demektir. Ama şunu belirteyim, yüksek nitelikli makaleler büyük çoğunlukla çokuluslu oluyor.</p>
<p><span class="large"><strong>Neden nitelik üretme az?</strong></span></p>
<p>Onlarca neden sayılabilir. Yukarıda yer verdiğimiz vakıf üniversitelerimizle ilgili eleştiriler önemli. Bunca tıp fakülteli vakıf üniversitesi var. Araştırmaları nerede? Devlet üniversitelerimizde İTÜ açık ara önde, ama binlerce akademisyenin çalıştığı diğer yüzlerce üniversite durumdan habersiz olsa gerek. Şüphesiz buralarda da liyakat sorunu, bilim stratejisi, eğitim için akademik kadro mu, yoksa ağırlıklı olarak araştırma kadrosu mu, gibi çözülmemiş sorunlar&#8230; Sorunu çözmek için de yurtdışından akademik kadro çağrıları var.</p>
<p>Esas sorun içeride, bizde, iktidarda, üniversitelerde, anlayışta&#8230; Bunu görürsek mesele çözülür.</p>
<p><strong>Celal Şengör</strong>’ün <strong>Uğur Dündar</strong>’a konu ile ilgili yazdığı mektupta, dikkat çekilen insan kalitesi ve eğitimle ilgili sorunlar vardı. Özetleyeyim:</p>
<p>• Ortaöğretimimiz perişan edildi, ortaöğretimde mevcut derslerdeki eğitim kalitesi o kadar düşüktür ki, uluslararası karşılaştırmalarda sürekli en altta yer almaktayız. İlk ve ortaöğretimde öğretmen eğitimi ve istihdamı iflas durumunda..</p>
<p>• Üniversite sayısı hiçbir gerçekçi kıstas göze alınmadan gerekenin çok üstünde artırıldı. Öğrenci kontenjanları üniversitelerin kapasitelerine göre değil, politik mülahazalarla kararlaştırılıyor. Mesela, İTÜ Jeoloji Bölümü’nün eğitim imkânları açısından kapasitesi 25 iken bu yıl 70 öğrencilik kontenjan YÖK tarafından dayatıldı&#8230;</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 17.09.2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/liyakatsizligin-para-kazanmayi-bilime-tercih-etmenin-bedeli">Liyakatsizliğin, para kazanmayı bilime tercih etmenin bedeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15252</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimde başarı ve YÖK</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Feb 2019 13:17:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özlem Yüzak]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[ataerkil]]></category>
		<category><![CDATA[ÇYDD]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[tanol türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[THE]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek öğrenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Times Higher Education (THE) her yıl eğitimde en başarılı üniversiteleri sıralar. Ve her zaman ABD üniversiteleri açık ara öndedir. Onu İngiltere izler çoğu zaman. Tanol Türkoğlu’nun 10 maddede Dijital Kültür yazılarında bu hafta (152. sayı) bilgisayar eğitiminde en iyi 10 üniversite sıralaması var. Üniversitelerin bilim ve teknoloji üretebilmesi için gerekli olan başlıca unsur ‘bağımsız çalışma’dır. Farklı fikirlerin özgürce tartışılabildiği, akademik yükselmede liyakatin önemli olduğu, toplumsal sorunlara yanıtın akademik çevrelerde de aranabileceği ve çözümlerin geliştirileceği alanlardır. Türkiye’nin, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarında bırakın üst sıralarda olmayı basamaklarda yükselişe bile geçememesinin arkasında yatan en önemli unsurlar bunlardır. Birkaç gün önce patlak veren olaydan küçük bir örnek: YÖK’ün 2016 yılında yayınladığı “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni ‘cinsiyet eşitliği toplumsal değerlere uygun değil’ gerekçesi ile geri çekmesi. Kendi koyduğu belgeyi geri çekmesinin ana nedeni de hükümete yakın medyada bu belge aleyhine yazıların çıkmış olması. Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ligde en altlarda olan bir ülke. Bu, kadın cinayetlerinden tutun, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine, kadının ekonomide olması gerektiği kadar yer alamamasına, “aynı işe eşit ücrette” kadının daima dezavantajlı durumda olmasına kadar bir dizi toplumsal sorunu da beraberinde getiriyor. Yüksek öğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine özen gösterilmesinin bir tutum belgesi ile meşruiyet kazandırılması önemli ve iyi bir gelişmeydi. YÖK Başkanı Yekta Saraç 2016’da Özgecan Aslan’ın katledilmesi üzerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için üniversitelerin kadın rektörleri ile bir araya gelmiş ve sonunda bahsettiğimiz belge yayınlanmıştı. Türkiye’nin genelinde var olan kadın sorunu şüphesiz akademide de var. Kadın akademisyenler için ‘görünmez cam duvarın’ varlığını kimse yadsıyamaz. YÖK Yönetim Kurulu’nun mevcut yapısına bakınca belgenin geri çekilmesine üyelerin neden onay verdiğini anlamamak mümkün değil. 21 üyenin içinde gerçekten bilim ve akademi dünyasının içinde olanların sayısı sadece birkaç tane. Eski bakan, siyasetçi, Maliye Bakanlığı’nda bürokrat, hukuk danışmanı, Arap Dilleri Bölümü, Fars Dilleri Edebiyatı, İlahiyatçı&#8230;Bunun ötesinde bir iki Tıp alanından, bir iki de mühendislik fakültelerinden üyeler. Haydi onları anladık, peki neden hiçbir üniversiteden buna bir tepki gelmedi. Bu kabullenme niye? ‘Aman zaten o kadar üzerimizde baskı var, bu önemsiz olayı kaşımayalım, başımız durduk yere ağrımasın’ düşüncesi ise tutulan yol doğru değil. Üniversiteler, kadın erkek ayırım göz etmeksizin akademisyenler, hatta öğrenciler kendileri üzerinde uygulanan her türlü oyuna, baskıya başkaldırmadıkça bu düzen böyle sürecek. Bu da böyle biline&#8230; ÇYDD’nin 30. yılı Bu ülkede eğitim, özellikle de kız çocuklarının okumaları için 30 yıldır büyük mücadele veren bir sivil toplum kuruluşu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği. Onlarca soruşturma geçirmesi, haksız gözaltılar, yalan kampanyalar, iftiralara karşın dimdik ayakta durmasını bildi. Direndi. Bugün 30. yaşını kutluyor. Biz de kendilerini&#8230; İyi ki varsın ÇYDD. Özlem Yüzak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok">Bilimde başarı ve YÖK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Times Higher Education (THE) her yıl eğitimde en başarılı üniversiteleri sıralar. Ve her zaman ABD üniversiteleri açık ara öndedir. Onu İngiltere izler çoğu zaman. Tanol Türkoğlu’nun 10 maddede Dijital Kültür yazılarında bu hafta (152. sayı) bilgisayar eğitiminde en iyi 10 üniversite sıralaması var.</p>
<p>Üniversitelerin bilim ve teknoloji üretebilmesi için gerekli olan başlıca unsur ‘bağımsız çalışma’dır. Farklı fikirlerin özgürce tartışılabildiği, akademik yükselmede liyakatin önemli olduğu, toplumsal sorunlara yanıtın akademik çevrelerde de aranabileceği ve çözümlerin geliştirileceği alanlardır.</p>
<p>Türkiye’nin, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarında bırakın üst sıralarda olmayı basamaklarda yükselişe bile geçememesinin arkasında yatan en önemli unsurlar bunlardır. Birkaç gün önce patlak veren olaydan küçük bir örnek: YÖK’ün 2016 yılında yayınladığı “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni ‘cinsiyet eşitliği toplumsal değerlere uygun değil’ gerekçesi ile geri çekmesi. Kendi koyduğu belgeyi geri çekmesinin ana nedeni de hükümete yakın medyada bu belge aleyhine yazıların çıkmış olması.</p>
<p>Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ligde en altlarda olan bir ülke. Bu, kadın cinayetlerinden tutun, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine, kadının ekonomide olması gerektiği kadar yer alamamasına, “aynı işe eşit ücrette” kadının daima dezavantajlı durumda olmasına kadar bir dizi toplumsal sorunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Yüksek öğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine özen gösterilmesinin bir tutum belgesi ile meşruiyet kazandırılması önemli ve iyi bir gelişmeydi. YÖK Başkanı Yekta Saraç 2016’da Özgecan Aslan’ın katledilmesi üzerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için üniversitelerin kadın rektörleri ile bir araya gelmiş ve sonunda bahsettiğimiz belge yayınlanmıştı.</p>
<p>Türkiye’nin genelinde var olan kadın sorunu şüphesiz akademide de var. Kadın akademisyenler için ‘görünmez cam duvarın’ varlığını kimse yadsıyamaz. YÖK Yönetim Kurulu’nun mevcut yapısına bakınca belgenin geri çekilmesine üyelerin neden onay verdiğini anlamamak mümkün değil. 21 üyenin içinde gerçekten bilim ve akademi dünyasının içinde olanların sayısı sadece birkaç tane. Eski bakan, siyasetçi, Maliye Bakanlığı’nda bürokrat, hukuk danışmanı, Arap Dilleri Bölümü, Fars Dilleri Edebiyatı, İlahiyatçı&#8230;Bunun ötesinde bir iki Tıp alanından, bir iki de mühendislik fakültelerinden üyeler.</p>
<p>Haydi onları anladık, peki neden hiçbir üniversiteden buna bir tepki gelmedi. Bu kabullenme niye? ‘Aman zaten o kadar üzerimizde baskı var, bu önemsiz olayı kaşımayalım, başımız durduk yere ağrımasın’ düşüncesi ise tutulan yol doğru değil.</p>
<p>Üniversiteler, kadın erkek ayırım göz etmeksizin akademisyenler, hatta öğrenciler kendileri üzerinde uygulanan her türlü oyuna, baskıya başkaldırmadıkça bu düzen böyle sürecek. Bu da böyle biline&#8230;</p>
<p><strong>ÇYDD’nin 30. yılı</strong></p>
<p>Bu ülkede eğitim, özellikle de kız çocuklarının okumaları için 30 yıldır büyük mücadele veren bir sivil toplum kuruluşu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği. Onlarca soruşturma geçirmesi, haksız gözaltılar, yalan kampanyalar, iftiralara karşın dimdik ayakta durmasını bildi. Direndi. Bugün 30. yaşını kutluyor. Biz de kendilerini&#8230; İyi ki varsın ÇYDD.</p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok">Bilimde başarı ve YÖK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 13:29:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik kriz]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[koşullar]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK, ortak bir çalışma çerçevesinde, TÜBİTAK tarafından yürütülen Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı’nı Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı’na dönüştürerek ülkemizde son yıllarda sıkça gözlenen beyin göçünü tersine çevirmeyi planlamaktadır. İyi niyetle hazırlanan bu programın kısa sürede hazırlandığı anlaşılıyor. Ancak, bir hastanın tedavisinde nasıl ki analizler yapılarak önce teşhis koyulur ve sonra tedaviye başlanırsa, burada da ilk önce ülkeden beyin göçünün sebeplerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması ve değerlendirilmesi, sonra nelerin yapılacağı konusunda karar verilmesi gerekirdi. Belki böyle bir çalışma yapılmış olabilir, fakat hali hazırdaki uygulama bunu göstermemektedir. Bu programa hem yabancı uyruklu hem de yurtdışında çalışan Türk araştırmacılar dahil edilecektir. Program çerçevesinde deneyimli araştırmacılara aylık 24.000 TL, genç araştırmacılara 20.000 TL maaş ödenmesi düşünülmektedir. Ayrıca altyapı desteği olarak deneyimli araştırmacılar için 1.000.000 TL, genç araştırmacılar için 500.000 TL, bağlı oldukları kurumlara aktarılacaktır. Bunların yanı sıra araştırmacıların eş ve çocuklarına aylık 2.250 TL aile ödeneği sağlanacak, Türkiye’ye gelen aile fertlerinin tamamı sağlık sigorta desteğinden yararlanabilecek ve geliş uçak bileti masrafı da karşılanacak. Bu program çerçevesinde değerlendirilecek araştırmacılarda  aranacak olan en önemli nitelik, bulundukları ülkede başarılı bir kariyere sahip olmalarıdır. Şimdi akla şöyle bir soru geliyor. Yurtdışında başarılı olan bilim insanları için önerilen bu koşullar, onları bu ülkeye getirecek kadar cazip midir? Çünkü yurtdışında başarılı olan araştırmacılar zaten bu vaat edilen maaşların çok üzerinde maaş almaktadırlar. Diğer bir aleyhte durum ise bu maaşların yalnız  üç yıl boyunca ödenecek olmasıdır. Peki 3 yıl sonra paraları azalacak mı? Şimdi şunu sormak gerekiyor. Üç yıl sonra araştırmacılara ödenen maaşlar birden mi azaltılacak? Araştırmacıların bu duruma tepkisi ne olacak? Acaba daha düşük bir maaşa razı olacaklar mı yoksa tekrar yurtdışında kendilerine yer mi arayacaklar? Ayrıca hali hazırda çalıştıkları kurumlarda araştırma altyapısını kurmuş üretken kişiler Türkiye’ye gelip tekrar bir altyapı oluşturma zahmetine girerler mi? Altyapı için verilecek destek kurumlara aktarılacak ve böylelikle araştırmacılar doğrudan harcama bürokrasisinin içine girmiş olacaklardır. Vaat edilen bu mali destek büyük bir olasılıkla çoğu deneyimli araştırmacının altyapı oluşturması için yeterli olmayacaktır. Varsayalım, yukarıda söz konusu olan koşullar sağlandı, araştırmacılar altyapılarını oluşturdu ve çalışmalarına başladı. Peki bu durum bu ülke içerisinde çok zor koşullarda çalışan ve uluslararası düzeyde araştırma yapan başarılı araştırmacıları rahatsız etmeyecek mi? Onlara sağlanan olanaklar yurtiçinde başarılı olanlara da sağlanacak mı? Eğer bu yapılmazsa çok ciddi sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aksi takdirde ciddi bir ayrımcılık yapılmış olacaktır. Temel soru: Beyin göçü neden arttı? Her şeyden önce cevaplanması gereken bir soru üzerinde durmak gerekir. Neden son yıllarda ülkemizden beyin göçü arttı ve de giderek artmaktadır. Bugün lise öğrencileri arasında yurtdışına gitme olanaklarını arayan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. Bunun ana nedenleri son yıllarda giderek artan toplum içindeki ayrımcılık, ötekileştirme, siyasiler arasındaki gerilim, ekonomik kriz, gelecek kaygısı, yüksekokul mezunu olanların %20 civarında işsiz olmalarıdır. Diğer aleyhte durumlar ise birçok ailenin çocuğunu istediği devlet okuluna kaydettirememesi ve öğrencilerin İmam Hatip Liselerine gitmeye zorlanmasıdır. Bu durum aileleri ve genç öğrencileri huzursuz etmekte ve yurtdışı imkanlarını araştırmaya yöneltmektedir. Hali hazırda çocuğu yurtdışında olan birçok ailenin en sevdiği varlığı çocukları için “aman çocuğum yurda dönmesin” cümlesini rahatlıkla telaffuz edebilmesi ülkemizdeki eğitim durumunu aynı zamanda ülkenin durumunu ortaya koymaktadır. Bir diğer önemli husus, gelecek olan araştırmacılara hür bir ortamın sağlanmasıdır ki bu nokta ödenecek olan maaşlardan daha da önemlidir. Araştırmacı fikrini serbestçe açıklayabileceği bir ortamda çalışmak ister. Doğruların eleştiriler sonucunda ortaya çıktığı gerçeği gözardı edilmemelidir. Bugün maalesef üniversitelerimiz suskundur. Acaba neden? Bilim insanı hür olmalı, fikirlerini serbestçe kamuoyu ile paylaşabilmelidir. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bilim özgürlüğü de olmaz. İşte Türkiye’de beyin göçünün diğer önemli sebeplerinden biri budur. Üniversite ahbapların ekmek kapısı mı? Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’deki üniversitelerin neden dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almadığını sorgulayarak ciddi bir sorunu haklı olarak gündeme getiriyor. Bunun da nedenlerinin iyi araştırılması gerekiyor. Evrensel manada üniversite; bir ülkenin en yetenekli ve yaratıcı kişilerinin istihdam edildiği kurumlar olarak tanımlanır. Maalesef bu tanım ülkemiz için söz konusu değildir. Üniversitelerimiz çoğunlukla eş, dost ve ahbap ilişkileri ile doldurulan kişilerin ekmek kapısıdır. Durum böyle olunca kısa sürede bir kaç üniversitemizi dünyanın saygın üniversiteleri arasına sokmak, uygulanması planlanan Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile de mümkün olmayacaktır. Bu konuyu uzun vadede çözmek için gerekli önlemlerin bugünden alınması gerekir. Ne yapılmalıdır? Akademik kariyer yapacak elemanlar kesinlikle sadakate göre değil, liyakate göre alınmalıdır. Bunu yapmaya başladığımız zaman 20-30 yıl sonra arzu etmiş olduğumuz hedeflere ulaşabiliriz. Zaman zaman bazı vakıf üniversitelerimiz ilk 500 bandında yer almaktadır. Çünkü bu üniversitelerimiz elemanlarını liyakate göre seçmekte ve aşırı öğretim üyesi istihdam etmemektedir. Bugün devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğu bir şey üretmemekte ve araştırmadan çok uzaktadırlar. Çünkü devlet üniversitelerinde öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma mevcut değildir. Oysaki Vakıf Üniversiteleri öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma geliştirmiştir. O halde üniversitelerimiz de kalitenin arttırılması için gerekli önlemlerin alınması ve sorgulama mekanizmasının geliştirilmesi gerekmektedir. YÖK: Geriye gidiş var Ancak YÖK’ün çıkardığı bazı yönetmeliklerle üniversitelerimizin kalitesinin artması bir yana her geçen durum daha da geriye gitmektedir. Örneğin, doçentlik sınavının kaldırılması, yabancı dil puanının düşürülmesi, ULAKBİM bünyesindeki dergilerde yayın yapma zorunluluğunun getirilmesi, doçentlik kriterlerinin iyileştirilmemesi, yapılan doktora tezlerinin ciddi bir şekilde incelenmemesi vb. nedenler üniversitelerimizi çağın gerisine götürdüğü gibi bazı öğretim üyelerimizi de etik dışı davranışlara sevk etmektedir. Paralı dergilerde yayımlanan üç makale ve sahte kongrelerde sunulan uyduruk bildirilerle doçentlik unvanının verildiği, beş yıl bekleme sonrası profesör kadrolarına otomatik atamaların yapıldığı, verilen akademik ilanlarda neredeyse adayın fotoğrafının eksik olduğu bir sistemle üniversitelerimizi ilk beşyüz bandına sokmak hayal olur. Bugün üniversitelerimizde uygulanan yükseltilme kriterleri Avrupa ülkelerinin yükseltilme kriterleri ile kıyaslandığı zaman açık ara ile en kötü olanıdır. YÖK’ün bir diğer uygulaması ise bir öğretim üyesinin çalıştıracağı öğrenci sayısını kısıtlamasıdır. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı çerçevesinde yurda dönüş yapan araştırmacılara çalıştıracağı öğrencilere verilecek olan burs sayısı da beş ile sınırlandırılmaktadır. Bu zihniyetle çok fazla bir şey yapılamaz. Yaygın etkisi yüksek kaliteli araştırmalar, büyük gruplar tarafından yapılmaktadır. Eğer yurt dışından kaliteli bir elemanı ülkeye getirmek ve gelecek kişiden maksimum seviyede faydalanmak isteniyorsa, araştırmacının çalıştıracağı öğrenci sayısına, vereceğiniz burs sayısına sınırlama getirilmemelidir. ARGE: Yüzde 1 Bir diğer hususta ülkemizde AR-GE’ye ayrılan payın dünya ortalamasının çok altında olmasıdır. Gayri Safi Milli Hasıla’dan araştırmaya ayrılan payın %3’lere çıkarılması 1980 yıllardan beri tartışılmaktadır. Bu hedefe 2000 yılında ulaşılması planlanmıştı. Ne yazık ki aradan neredeyse 40 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen ancak %1’seviyesine ulaşabildik. Elbette ki bu arada orta eğitime de el atmak gerekmektedir. Bu da öğretmenler sayesinde mümkün olacaktır. Gençlerimizin kopyacı, ezberci eğitimden uzak, araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesi şarttır. Öğretmenlerimizin yaşam standartlarının iyileştirilmesi bu hedefe ulaşmada yardımcı olacaktır. Çünkü onların geçim kaygılarının olmaması gerekir. Ne yapmalıyız? Bilimde dünyada söz sahip olmak ve üniversitelerimizi gelişmiş üniversiteler arasına sokmak ancak kendi içimizden yetiştireceğimiz bilim insanları ile olacağını kabullenmek gerekir. Yoksa dışarıdan dolgun maaşla araştırmacı getirmeye çalışmak gibi çabalar çözüm olmayacaktır. Bu durum, Afrika’dan sporcu getirip, onları Türk Vatandaşı yapıp onların başarıları ile övünmeğe benzemektedir. Sporcumuzu da kendi içimizde yetiştirmemiz gerekir. Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. Prof. Dr. Metin Balcı, ODTÜ / mbalci@metu.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu">Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim. </strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK, ortak bir çalışma çerçevesinde, TÜBİTAK tarafından yürütülen <strong>Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı</strong>’nı <strong>Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı</strong>’na dönüştürerek ülkemizde son yıllarda sıkça gözlenen beyin göçünü tersine çevirmeyi planlamaktadır. İyi niyetle hazırlanan bu programın kısa sürede hazırlandığı anlaşılıyor.</p>
<p>Ancak, bir hastanın tedavisinde nasıl ki analizler yapılarak önce teşhis koyulur ve sonra tedaviye başlanırsa, burada da ilk önce ülkeden beyin göçünün sebeplerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması ve değerlendirilmesi, sonra nelerin yapılacağı konusunda karar verilmesi gerekirdi. Belki böyle bir çalışma yapılmış olabilir, fakat hali hazırdaki uygulama bunu göstermemektedir.</p>
<p>Bu programa hem yabancı uyruklu hem de yurtdışında çalışan Türk araştırmacılar dahil edilecektir. Program çerçevesinde deneyimli araştırmacılara aylık 24.000 TL, genç araştırmacılara 20.000 TL maaş ödenmesi düşünülmektedir. Ayrıca altyapı desteği olarak deneyimli araştırmacılar için 1.000.000 TL, genç araştırmacılar için 500.000 TL, bağlı oldukları kurumlara aktarılacaktır. Bunların yanı sıra araştırmacıların eş ve çocuklarına aylık 2.250 TL aile ödeneği sağlanacak, Türkiye’ye gelen aile fertlerinin tamamı sağlık sigorta desteğinden yararlanabilecek ve geliş uçak bileti masrafı da karşılanacak.</p>
<p>Bu program çerçevesinde değerlendirilecek araştırmacılarda  aranacak olan en önemli nitelik, bulundukları ülkede başarılı bir kariyere sahip olmalarıdır.</p>
<p>Şimdi akla şöyle bir soru geliyor. Yurtdışında başarılı olan bilim insanları için önerilen bu koşullar, onları bu ülkeye getirecek kadar cazip midir? Çünkü yurtdışında başarılı olan araştırmacılar zaten bu vaat edilen maaşların çok üzerinde maaş almaktadırlar. Diğer bir aleyhte durum ise bu maaşların yalnız  üç yıl boyunca ödenecek olmasıdır.</p>
<p><strong>Peki 3 yıl sonra paraları azalacak mı?</strong></p>
<p>Şimdi şunu sormak gerekiyor. Üç yıl sonra araştırmacılara ödenen maaşlar birden mi azaltılacak? Araştırmacıların bu duruma tepkisi ne olacak? Acaba daha düşük bir maaşa razı olacaklar mı yoksa tekrar yurtdışında kendilerine yer mi arayacaklar? Ayrıca hali hazırda çalıştıkları kurumlarda araştırma altyapısını kurmuş üretken kişiler Türkiye’ye gelip tekrar bir altyapı oluşturma zahmetine girerler mi?</p>
<p>Altyapı için verilecek destek kurumlara aktarılacak ve böylelikle araştırmacılar doğrudan harcama bürokrasisinin içine girmiş olacaklardır. Vaat edilen bu mali destek büyük bir olasılıkla çoğu deneyimli araştırmacının altyapı oluşturması için yeterli olmayacaktır.</p>
<p>Varsayalım, yukarıda söz konusu olan koşullar sağlandı, araştırmacılar altyapılarını oluşturdu ve çalışmalarına başladı. Peki bu durum bu ülke içerisinde çok zor koşullarda çalışan ve uluslararası düzeyde araştırma yapan başarılı araştırmacıları rahatsız etmeyecek mi? Onlara sağlanan olanaklar yurtiçinde başarılı olanlara da sağlanacak mı? Eğer bu yapılmazsa çok ciddi sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Aksi takdirde ciddi bir ayrımcılık yapılmış olacaktır.</p>
<p><strong>Temel soru: Beyin göçü neden arttı?</strong></p>
<p>Her şeyden önce cevaplanması gereken bir soru üzerinde durmak gerekir. Neden son yıllarda ülkemizden beyin göçü arttı ve de giderek artmaktadır. Bugün lise öğrencileri arasında yurtdışına gitme olanaklarını arayan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. Bunun ana nedenleri son yıllarda giderek artan toplum içindeki ayrımcılık, ötekileştirme, siyasiler arasındaki gerilim, ekonomik kriz, gelecek kaygısı, yüksekokul mezunu olanların %20 civarında işsiz olmalarıdır.</p>
<p>Diğer aleyhte durumlar ise birçok ailenin çocuğunu istediği devlet okuluna kaydettirememesi ve öğrencilerin İmam Hatip Liselerine gitmeye zorlanmasıdır. Bu durum aileleri ve genç öğrencileri huzursuz etmekte ve yurtdışı imkanlarını araştırmaya yöneltmektedir. Hali hazırda çocuğu yurtdışında olan birçok ailenin en sevdiği varlığı çocukları için “aman çocuğum yurda dönmesin” cümlesini rahatlıkla telaffuz edebilmesi ülkemizdeki eğitim durumunu aynı zamanda ülkenin durumunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Bir diğer önemli husus, gelecek olan araştırmacılara hür bir ortamın sağlanmasıdır ki bu nokta ödenecek olan maaşlardan daha da önemlidir. Araştırmacı fikrini serbestçe açıklayabileceği bir ortamda çalışmak ister. Doğruların eleştiriler sonucunda ortaya çıktığı gerçeği gözardı edilmemelidir. Bugün maalesef üniversitelerimiz suskundur. Acaba neden? Bilim insanı hür olmalı, fikirlerini serbestçe kamuoyu ile paylaşabilmelidir. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir ortamda bilim özgürlüğü de olmaz. İşte Türkiye’de beyin göçünün diğer önemli sebeplerinden biri budur.</p>
<p><strong>Üniversite ahbapların ekmek kapısı mı?</strong></p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’deki üniversitelerin neden dünyanın saygın üniversiteleri arasında yer almadığını sorgulayarak ciddi bir sorunu haklı olarak gündeme getiriyor. Bunun da nedenlerinin iyi araştırılması gerekiyor. Evrensel manada üniversite; bir ülkenin en yetenekli ve yaratıcı kişilerinin istihdam edildiği kurumlar olarak tanımlanır. Maalesef bu tanım ülkemiz için söz konusu değildir. Üniversitelerimiz çoğunlukla eş, dost ve ahbap ilişkileri ile doldurulan kişilerin ekmek kapısıdır. Durum böyle olunca kısa sürede bir kaç üniversitemizi dünyanın saygın üniversiteleri arasına sokmak, uygulanması planlanan Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı ile de mümkün olmayacaktır. Bu konuyu uzun vadede çözmek için gerekli önlemlerin bugünden alınması gerekir.</p>
<p>Ne yapılmalıdır? Akademik kariyer yapacak elemanlar kesinlikle sadakate göre değil, liyakate göre alınmalıdır. Bunu yapmaya başladığımız zaman 20-30 yıl sonra arzu etmiş olduğumuz hedeflere ulaşabiliriz. Zaman zaman bazı vakıf üniversitelerimiz ilk 500 bandında yer almaktadır. Çünkü bu üniversitelerimiz elemanlarını liyakate göre seçmekte ve aşırı öğretim üyesi istihdam etmemektedir.</p>
<p>Bugün devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğu bir şey üretmemekte ve araştırmadan çok uzaktadırlar. Çünkü devlet üniversitelerinde öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma mevcut değildir. Oysaki Vakıf Üniversiteleri öğretim elemanlarını sorgulayan bir mekanizma geliştirmiştir. O halde üniversitelerimiz de kalitenin arttırılması için gerekli önlemlerin alınması ve sorgulama mekanizmasının geliştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>YÖK: Geriye gidiş var</strong></p>
<p>Ancak YÖK’ün çıkardığı bazı yönetmeliklerle üniversitelerimizin kalitesinin artması bir yana her geçen durum daha da geriye gitmektedir. Örneğin, doçentlik sınavının kaldırılması, yabancı dil puanının düşürülmesi, ULAKBİM bünyesindeki dergilerde yayın yapma zorunluluğunun getirilmesi, doçentlik kriterlerinin iyileştirilmemesi, yapılan doktora tezlerinin ciddi bir şekilde incelenmemesi vb. nedenler üniversitelerimizi çağın gerisine götürdüğü gibi bazı öğretim üyelerimizi de etik dışı davranışlara sevk etmektedir.</p>
<p>Paralı dergilerde yayımlanan üç makale ve sahte kongrelerde sunulan uyduruk bildirilerle doçentlik unvanının verildiği, beş yıl bekleme sonrası profesör kadrolarına otomatik atamaların yapıldığı, verilen akademik ilanlarda neredeyse adayın fotoğrafının eksik olduğu bir sistemle üniversitelerimizi ilk beşyüz bandına sokmak hayal olur. Bugün üniversitelerimizde uygulanan yükseltilme kriterleri Avrupa ülkelerinin yükseltilme kriterleri ile kıyaslandığı zaman açık ara ile en kötü olanıdır.</p>
<p>YÖK’ün bir diğer uygulaması ise bir öğretim üyesinin çalıştıracağı öğrenci sayısını kısıtlamasıdır. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı çerçevesinde yurda dönüş yapan araştırmacılara çalıştıracağı öğrencilere verilecek olan burs sayısı da beş ile sınırlandırılmaktadır. Bu zihniyetle çok fazla bir şey yapılamaz. Yaygın etkisi yüksek kaliteli araştırmalar, büyük gruplar tarafından yapılmaktadır. Eğer yurt dışından kaliteli bir elemanı ülkeye getirmek ve gelecek kişiden maksimum seviyede faydalanmak isteniyorsa, araştırmacının çalıştıracağı öğrenci sayısına, vereceğiniz burs sayısına sınırlama getirilmemelidir.</p>
<p><strong>ARGE: Yüzde 1</strong></p>
<p>Bir diğer hususta ülkemizde AR-GE’ye ayrılan payın dünya ortalamasının çok altında olmasıdır. Gayri Safi Milli Hasıla’dan araştırmaya ayrılan payın %3’lere çıkarılması 1980 yıllardan beri tartışılmaktadır. Bu hedefe 2000 yılında ulaşılması planlanmıştı. Ne yazık ki aradan neredeyse 40 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen ancak %1’seviyesine ulaşabildik.</p>
<p>Elbette ki bu arada orta eğitime de el atmak gerekmektedir. Bu da öğretmenler sayesinde mümkün olacaktır. Gençlerimizin kopyacı, ezberci eğitimden uzak, araştıran ve sorgulayan bireyler olarak yetiştirilmesi şarttır. Öğretmenlerimizin yaşam standartlarının iyileştirilmesi bu hedefe ulaşmada yardımcı olacaktır. Çünkü onların geçim kaygılarının olmaması gerekir.</p>
<p>Ne yapmalıyız? Bilimde dünyada söz sahip olmak ve üniversitelerimizi gelişmiş üniversiteler arasına sokmak ancak kendi içimizden yetiştireceğimiz bilim insanları ile olacağını kabullenmek gerekir. Yoksa dışarıdan dolgun maaşla araştırmacı getirmeye çalışmak gibi çabalar çözüm olmayacaktır. Bu durum, Afrika’dan sporcu getirip, onları Türk Vatandaşı yapıp onların başarıları ile övünmeğe benzemektedir. Sporcumuzu da kendi içimizde yetiştirmemiz gerekir.</p>
<p>Sayın yetkililer, bu koşullarda yetenekli bilim insanlarının ülkeye geri döneceğine inanıyor musunuz? Ülkedeki koşullar değişmediği müddetçe bu önlemlerin beyin göçünü önleyemeyeceğini ve göçün daha da artacağını ve dışarıdan yetenekli bilim insanlarının gelmeyeceğini düşünmekteyim.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Metin Balcı, ODTÜ / <a href="mailto:mbalci@metu.edu.tr">mbalci@metu.edu.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tersine-beyin-gocu-bu-kosullarda-mumkun-mu">Tersine beyin göçü bu koşullarda mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 14:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[alaaddin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyin cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[karnabahar]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kül olmak]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[obruk]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[robot sophia]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türker kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz toplumunda giderek yaygın görülen bir olgu yalnızlık; insanların kalabalığın içinde kendilerini çok yalnız hissetmeleri&#8230; Bu konu tek başına yaşam sürmenin çok ötesinde ve herkesi hatta özellikle de gençleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü insan ne kadar gençse o kadar sık yalnızlık hissine kapılıyor&#8230; “Kendini yalnız hissetme duygusunun”  hele kronik hale geldiğinde insana psikolojik olarak zarar verdiği bilinir ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre işin bir de ciddi fizyolojik boyutları var. Kronik hastalıkların hemen hemen tümünün yalnızlık çeken insanlarda görülüyor olması bir yana, yalnızlığın en yoğun etkisinin bağışıklık sistemini kontrol eden genlerde görüldüğü tespit edildi. Konu hayli ilginç. Küresel bir sorun bu; Türkiye’de de son 5 yılda antidepresan ilaç kullanımının %70 artması daha da önemli kılıyor konuyu. Bu yüzden biz de, evrimsel boyutu da dahil olmak üzere farklı yönleri ile ele aldık, uzmanların bu konudaki önerilerini sizlerle paylaştık. 24 kasım Öğretmenler Günü. Ve eğitimin sancıları öğretmenleri de yakından etkiliyor. 11-12 Kasım’da düzenlenen Eğitimde Gelecek Konferansı’nın ana konularından biri de öğretmenlerin yetkinliği üzerineydi. Türkiye ne yazık ki öğretmenlerini teşvik eden, motive eden bir ülke değil, böyle olmadığı gibi, öğretmenlerin bir kısmı da kendilerini geliştirmek zorunda hissetmiyorlar; öğretmenleri ölçen ve değerlendiren ölçümlemeler yapılmıyor. Nasıl bir eğitim? yazısında neler yapılması gerektiğini okuyacaksınız&#8230; İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu da “İnovasyon sürecinde öğretmenler ve okul yöneticileri” başlıklı yazısında okul müdürlerinin eğitim teknolojisi alanında bilmeleri gereken standartları örneklerle açıklıyor. Hazır konu eğitime gelmişken akademik alana da sıçrayalım dedik. Prof. Dr Türker Kılıç’ın, beyin cerrahisinde Türkiye’nin dünya bilimine katkısının neden azaldığına ilişkin kaleme aldığı analiz, eğitim politikalarından, liyakat, ortak karar verebilme becerisi gibi toplumsal sorunlara da dayanıyor. İlgiyle okuyacağınıza eminiz. Öte yandan Belçika’da yaşayan Türk asıllı cerrah Alaaddin Yılmaz’ın geliştirdiği bir teknik ile kalp cerrahisinde çığır açmasının öyküsünü bulacaksınız sayfalarımızda. Yılmaz’ın bu keşfinin açık ameliyatı kaldıramayacak durumda olan hastalar için önemli bir umut ışığı olduğunu da ekleyelim. Doğan Kuban hoca yine önemli bir toplumsal analiz ile karşınızda. “Toplum, aslında değişim ve çağdaşlaşma için gereken güce sahip” diyor ve daha önceki yazılarında bahsettiği “Kaya Sınıfı” diye isimlendirdiği sınıfın önüne bir yol haritası koyuyor. Ahmet Yavuz, Karapınar bölgesinde obruk sayısının girerek artmasına ilişkin haberlerden yola çıkarak 1960’lı yıllarda başlayan ve kendisinin de görev yaptığı dönemde de devam eden ağaçlandırma çalışmalarını anlatıyor. Yazı uzun olduğu için ikiye böldük, devamı haftaya&#8230; Dijital Kültür’de bu hafta Tanol Türkoğlu, Sophia adlı robota Suudi Arabistan hükümetinin vatandaşlık hakkı vermesini irdelediği Tesettürlü Robot  yazısı ile Suudi Arabistan’daki yenilikçi rüzgâra değiniyor. Mustafa Çetiner, Akademi ve Bilim yazılarının 17.sinde bazı ilaçların özellikle kanser ilaçlarının zaman içinde yanlış kullanıldığını yazıyor. Müfit Akyos bir önceki yazısındaki endüstriyi destekleyen kurumsal yapılara örnekleri sürdürüyor. Tayvan, Fransa ve Kanada’daki uygulamalardan çıkarılacak hayli dersler var. Bilim ve Beslenme dergimizin en ilgi gören sayfalarından, mevsimine göre farklı besinleri tanıtıyoruz. Bu kez sıra karnabaharda. İçinde bol miktarda C, K vitamini, folik asit ve lif bulunduran bu sebzeye ilişkin bilgiler bizi şaşırttı. Sizi de şaşırtacağına eminiz. Hazır beslenme demişken Diyetisyen Aslıhan Yağcıoğlu’nun okul çocuklarında beslenme nasıl olmalı yazısını da okumanızı öneriyoruz. Deprem içinde bulunduğumuz coğrafyanın önemli bir gerçeği. Özellikle İstanbul’da deprem kentsel dönüşümü tetikledi. İnşaat furyası doludizgin gidiyor. Ama gerçekten yapılanlar doğru mu? Yangın güvenliği uzmanı İTÜ Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi Abdurrahman Kılıç uyarıyor “İstanbul depremle yıkılmasa bile yangınlarla kül olabilir”. HBT&#8217;yi birlikte büyüteceğiz. Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın. Tüm öğretmenlerimizin bu anlamlı günü kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik">Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz toplumunda giderek yaygın görülen bir olgu yalnızlık; insanların kalabalığın içinde kendilerini çok yalnız hissetmeleri&#8230; Bu konu tek başına yaşam sürmenin çok ötesinde ve herkesi hatta özellikle de gençleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü insan ne kadar gençse o kadar sık yalnızlık hissine kapılıyor&#8230;</p>
<p>“Kendini yalnız hissetme duygusunun”  hele kronik hale geldiğinde insana psikolojik olarak zarar verdiği bilinir ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre işin bir de ciddi fizyolojik boyutları var. Kronik hastalıkların hemen hemen tümünün yalnızlık çeken insanlarda görülüyor olması bir yana, yalnızlığın en yoğun etkisinin bağışıklık sistemini kontrol eden genlerde görüldüğü tespit edildi. Konu hayli ilginç. Küresel bir sorun bu; Türkiye’de de son 5 yılda antidepresan ilaç kullanımının %70 artması daha da önemli kılıyor konuyu. Bu yüzden biz de, evrimsel boyutu da dahil olmak üzere farklı yönleri ile ele aldık, uzmanların bu konudaki önerilerini sizlerle paylaştık.</p>
<p>24 kasım Öğretmenler Günü. Ve eğitimin sancıları öğretmenleri de yakından etkiliyor. 11-12 Kasım’da düzenlenen Eğitimde Gelecek Konferansı’nın ana konularından biri de öğretmenlerin yetkinliği üzerineydi. Türkiye ne yazık ki öğretmenlerini teşvik eden, motive eden bir ülke değil, böyle olmadığı gibi, öğretmenlerin bir kısmı da kendilerini geliştirmek zorunda hissetmiyorlar; öğretmenleri ölçen ve değerlendiren ölçümlemeler yapılmıyor. Nasıl bir eğitim? yazısında neler yapılması gerektiğini okuyacaksınız&#8230;</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu</strong> da “İnovasyon sürecinde öğretmenler ve okul yöneticileri” başlıklı yazısında okul müdürlerinin eğitim teknolojisi alanında bilmeleri gereken standartları örneklerle açıklıyor.</p>
<p>Hazır konu eğitime gelmişken akademik alana da sıçrayalım dedik. Prof. Dr Türker Kılıç’ın, beyin cerrahisinde Türkiye’nin dünya bilimine katkısının neden azaldığına ilişkin kaleme aldığı analiz, eğitim politikalarından, liyakat, ortak karar verebilme becerisi gibi toplumsal sorunlara da dayanıyor. İlgiyle okuyacağınıza eminiz.</p>
<p>Öte yandan Belçika’da yaşayan Türk asıllı cerrah <strong>Alaaddin Yılmaz’</strong>ın geliştirdiği bir teknik ile kalp cerrahisinde çığır açmasının öyküsünü bulacaksınız sayfalarımızda. Yılmaz’ın bu keşfinin açık ameliyatı kaldıramayacak durumda olan hastalar için önemli bir umut ışığı olduğunu da ekleyelim.</p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>hoca yine önemli bir toplumsal analiz ile karşınızda. “Toplum, aslında değişim ve çağdaşlaşma için gereken güce sahip” diyor ve daha önceki yazılarında bahsettiği “Kaya Sınıfı” diye isimlendirdiği sınıfın önüne bir yol haritası koyuyor.</p>
<p><strong>Ahmet Yavuz</strong>, Karapınar bölgesinde obruk sayısının girerek artmasına ilişkin haberlerden yola çıkarak 1960’lı yıllarda başlayan ve kendisinin de görev yaptığı dönemde de devam eden ağaçlandırma çalışmalarını anlatıyor. Yazı uzun olduğu için ikiye böldük, devamı haftaya&#8230;</p>
<p>Dijital Kültür’de bu hafta <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Sophia adlı robota Suudi Arabistan hükümetinin vatandaşlık hakkı vermesini irdelediği <em>Tesettürlü Robot</em>  yazısı ile Suudi Arabistan’daki yenilikçi rüzgâra değiniyor. <strong>Mustafa Çetiner,</strong> <em>Akademi ve Bilim</em> yazılarının 17.sinde bazı ilaçların özellikle kanser ilaçlarının zaman içinde yanlış kullanıldığını yazıyor. <strong>Müfit Akyos</strong> bir önceki yazısındaki endüstriyi destekleyen kurumsal yapılara örnekleri sürdürüyor. Tayvan, Fransa ve Kanada’daki uygulamalardan çıkarılacak hayli dersler var.</p>
<p>Bilim ve Beslenme dergimizin en ilgi gören sayfalarından, mevsimine göre farklı besinleri tanıtıyoruz. Bu kez sıra karnabaharda. İçinde bol miktarda C, K vitamini, folik asit ve lif bulunduran bu sebzeye ilişkin bilgiler bizi şaşırttı. Sizi de şaşırtacağına eminiz. Hazır beslenme demişken Diyetisyen <strong>Aslıhan Yağcıoğlu</strong>’nun okul çocuklarında beslenme nasıl olmalı yazısını da okumanızı öneriyoruz.</p>
<p>Deprem içinde bulunduğumuz coğrafyanın önemli bir gerçeği. Özellikle İstanbul’da deprem kentsel dönüşümü tetikledi. İnşaat furyası doludizgin gidiyor. Ama gerçekten yapılanlar doğru mu? Yangın güvenliği uzmanı İTÜ Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi <strong>Abdurrahman Kılıç</strong> uyarıyor “İstanbul depremle yıkılmasa bile yangınlarla kül olabilir”.</p>
<p>HBT&#8217;yi birlikte büyüteceğiz. Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın.</p>
<p>Tüm öğretmenlerimizin bu anlamlı günü kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik">Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8350</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
