<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mantık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/mantik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/mantik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Feb 2019 12:59:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Seçmen duygusallığında son nokta: “Biz adayımızı yüzünden tanırız”</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secmen-duygusalliginda-son-nokta-biz-adayimizi-yuzunden-taniriz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 12:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aday]]></category>
		<category><![CDATA[duygusallık]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acaba seçmenler fiziki özelliklerle siyasal parti mensubiyetini, ideolojiyi vs. eşleştirip, başka hiçbir bilgi sahibi olmadan, sadece yüz görünümüne bakarak siyasal tercihler yapabilir mi? Bu soruya verilecek olumlu cevabın, seçmen duygusallığının en uç noktasını oluşturacağından kimsenin kuşkusu olamaz.  Öyle ya, diyelim bir belediye başkanının sadece -ama sadece- yüzüne bakıyor ve “bu adam benden, benim oyum ona” diyorsunuz! Yok artık, o kadarı da olmaz mı, dersiniz? Pek çoğumuz seçmeni, çeşitli adayları, partileri ve politikaları titizlikle ölçen, biçen, değerlendiren ve bunları yaparken de kendi çıkarlarını gözeten rasyonel bir varlık olarak görme eğilimindeyizdir. Bu yüzden de, ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından gelen seçim ve halk oylaması sonuçları sık sık bizi hayretten hayrete düşürür. Seçmen tercihleri ile ilgili, bir türlü anlamlandıramadığımız sayısız örnekten sonuncusu Kolombiya’dan geldi. Yüzbinlerin yaşamına mal olan 52 yıllık bir iç savaşı sona erdiren, başka bir deyişle, “hayat memat meselesi” olan bir konudaki halkoylamasına seçmenlerin neredeyse üçte ikisi katılmadı bile. Katılanların da yarısından azıcık fazlası barışı reddetti. Yani bu insanlar barış yerine savaşı, yaşamak yerine ölmeyi mi tercih ediyorlardı? Tatsız bir cevap olacak ama, bir anlamda evet! Zira insan duygusal bir varlıktır ve David Hume’ın, nörobilim araştırmalarından yüzyıllar önce gözlemlediği gibi, “akıl (mantık, muhakeme) tutkunun esiridir.” (Hume, A Treatise on Human Nature) Hiçbirimiz bunu duymaktan hoşlanmayız ama, akıl çoğu zaman duygulara yenilir ve güçlü duygular söz konusu ise, insan canını bile hiçe sayabilir. Seçmen rasyonel bir varlık değil Hâl böyle ise, seçmen aklının da, seçmen duygusallığına yenilmesinden doğal bir şey olabilir mi? Nitekim çok değişik yöntemlerle yürütülen birçok araştırma seçmenin hiç de düşünüldüğü gibi rasyonel bir varlık olmadığını gösteriyor. Kimlikler, inançlar, aileden gelen aidiyetler, ideolojiler -kısacası duygusal faktörler- seçmen tercihlerinde “objektif” değerlendirmelerden ve çıkarlardan çok daha fazla etkili olabiliyor. Toplumdaki siyasal kutuplaşma derinleştikçe, politikalardan bağımsız olarak aidiyetler üzerinden oy kullanmanın da en üst düzeylere çıktığını da biliyoruz. Türkiye özeline bakacak olursak, laikler, muhafazakârlar, Kürtler, Aleviler vs. giderek sadece “kendi mahallelerinin” partilerine/adaylarına oy vermeye başlıyor. Yüze bakıp siyasal tercih yapmak Peki, acaba seçmenler fiziki özelliklerle siyasal parti mensubiyetini, ideolojiyi vs. eşleştirip, başka hiçbir bilgi sahibi olmadan, sadece yüz görünümüne bakarak siyasal tercihler yapabilir mi? Bu soruya verilecek olumlu cevabın, seçmen duygusallığının en uç noktasını oluşturacağından kimsenin kuşkusu olamaz.  Öyle ya, diyelim bir belediye başkanının sadece -ama sadece- yüzüne bakıyor ve “bu adam benden, benim oyum ona” diyorsunuz! Yok artık, o kadarı da olmaz mı? Aşağıda özetlediğimiz deneyler, bu iddianın hiç de sandığımız kadar gerçek dışı olmadığını gösteriyor. Aslında hepimiz, yeni karşılaştığımız insanlarla ilgili tamamen görsel ipuçlarına dayalı yargılara varırız: güvenilir, iyi kalpli, üçkağıtçı, vs. Birçok araştırma, ilk izlenime dayalı ve çoğu zaman saniyeler içinde oluşturulan bu yargıların doğru çıkma olasılığının da yabana atılamayacak kadar yüksek olduğunu gösteriyor ve bu beceri, evrimin bize sağladığı bir avantaj olarak yorumlanıyor. Birçok ülkede yapılan deneysel araştırmalar, fiziki görünüşün ve yüz ifadesinin seçmen davranışını da etkilediğini gösteriyor. Hangisi AKP’li hangisi CHP’li Biz de, Türk seçmenlerinin, AKP’li ve CHP’li siyasetçileri sadece yüz fotoğraflarına bakarak ne ölçüde ayırt edebildiklerini ölçebilmek amacıyla bir dizi deney tasarımladık. Bu deneylerde, başlıca şu sorulara cevap aradık: Yanyana gösterilen iki erkek fotoğrafından hangisinin AKP’li, hangisinin ise CHP’li olduğu bilinebilir mi? Biri AKP’li, biri CHP’li iki erkeğin fotoğrafına bakarak, kimler bu iki “aday”dan hangisini belediye başkanı adayı olarak tercih eder? Siyasi yönü ağır basan bir mahkeme kararında, yargıçların sadece fotoğraflarından hangi yönde oy kullandıkları tahmin edilebilir mi? Siyasi hiçbir yönü bulunmayan bir konuda bile, insanlar fotoğrafa bakarak kendi destekledikleri partiden kişiye (tabii parti mensubiyetini hiç bilmeden) daha fazla güven duyabilir mi? Bulgularımız özetle şöyle: Deney 1. Fotoğraftan teşhis Bu deneyde, katılımcılara İstanbul hariç, nüfusu en fazla olan 20 ilin AKP ve CHP il başkanlarının kendi internet sitelerinden alınan kravatlı ve omuz üstü fotoğrafları gösterildi [1] ve deneklerden bu fotoğraflardan hangisinin AKP’li, hangisinin ise CHP’li olduğunu söylemeleri istendi. [2] Fotoğrafların kime ait olduğunu bilmediği teyit edilen 100 denekten üçte ikisi (%66.8) daha önceden hiç görmedikleri siyasilerin partisini doğru tahmin etti. Oysa, denekler tesadüfen (yani yazı tura usulü) bir seçim yapmış olsalardı, bu oranın %50 civarında gerçekleşmesi beklenirdi. İstatistik diliyle ifade edecek olursak, başarı oranının tesadüfi olmadığını söylerken yanılma olasılığımız 10,000’de birden daha küçüktür. Bir ilginç bulgu da, doğru cevap oranlarında AKP’e oy verdiğini söyleyenlerle (32 denek %65.6 doğru), CHP’ye oy verdiğini söyleyenler (30 denek %68.6 doğru) arasındaki farkın çok küçük olmasıdır. Başka deyişle, her iki partinin seçmeni de, fotoğraftan parti teşhisinde hemen hemen aynı oranda başarı sağladı. Deney 1 bize, insanların sadece dış görünüşe bakarak bile siyasi mensubiyet hakkında çoğu zaman doğru karar verebildiklerini gösterdi ki, bu sonuç aslında diğer ülkelerde elde edilen bulgularla da uyum gösteriyor. Deney 2. Fiziki görünüş ve siyasi tercih İkinci çalışmada, 20 ilden, doğru teşhis oranı en yüksek 10 il [3] başkanlarının fotoğrafları kullanıldı. Bu deneyde, 100 kişilik ayrı bir denek kitlesine, 10 il için gene aynı fotoğraflar ikişer ikişer gösterildi ve belediye başkanlığı için aday olduklarını varsayarak, bu iki adaydan hangisinin göreve daha lâyık olduğunu söylemeleri istendi. Bulgular, Deney 1’e göre biraz daha güçlü bir ilişkiye işaret ediyordu. Tercihinin CHP olduğu söyleyen deneklerin (45 kişi) %73’ü, daha önce hiç görmedikleri ve partileri hakkında bir bilgi sahibi olmadıkları fotoğraflara bakarak (tekrar edelim, sadece ilk kez gördükleri fotoğraflara dayanarak) CHP il başkanlarının göreve daha layık olduğunu belirtti. AKP’liler için de durum hemen hemen aynıydı. 43 AKP’li denek, %71 oranında AKP il başkanlarını göreve layık buldular. Öyle anlaşılıyor ki, çoğunluk sadece fotoğraflara bakarak parti mensubiyetini doğru tahmin etmekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi tercihlerini belirlerken de dış görünüşten etkileniyor. Başka bir deyişle, adayların kişiliklerinden, ideolojilerinden, önerdikleri politikalardan tamamen bağımsız olarak, sadece dış görünüşlerine dayanarak “bu bizden; bu bizden değil” ayrımı yapılabiliyor. Ve bu teşhiste de neredeyse dörtte üç oranında isabet sağlanıyor. Deney 3. Yüz ifadesi ile siyasal tutum/ideoloji ilişkisi Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesi ile sonuçlanan Anayasa Mahkemesi oylamasında, 12 üye tahliye, üç üye ise tutukluğun devamı yönünde oy kullanmışlardı. Bu kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra, bir tahliye, bir de tutukluluk yönünde oy kullanan iki AYM üyesinin fotoğraflarını gene 100 kişilik ve fotoğrafların kime ait olduğunu bilmeyen bir denek grubuna gösterdik. Denekler tam %80 isabetle, hangi üyenin tutukluluk istediğini doğru bildi. Böyle bir oranın tesadüfen elde edilmesi olasılığı, hani neredeyse yarın dünyanın dönmekten vazgeçmesi olasılığına yakındır denilebilir. Deney 4. Ev sahibim de benim partimden olsun! Son olarak, fiziki özelliklerden algılanan siyasal yakınlığın, tamamen siyaset dışı bir alanda da etkili olup olmadığını sınamak istedik. Bu amaçla, bütünüyle farklı bir denek grubuna, Deney 2’deki 10 il başkanının fotoğraflarını gösterdik ve kendilerine şu soruyu yönelttik: &#8220;Aynı semtte, aynı özelliklerde ve kiraları da aynı olan iki ev var. Ekranda ikişer ikişer düzenlenmiş fotoğraflar bu evlerin sahiplerine ait. Haklarında başka hiçbir bilgiye sahip olmadığımız iki ev sahibinin hangisinden evi kiralamak isterdiniz?&#8221; Görüldüğü üzere, bu deneyde siyaset tamamen araştırmanın dışında tutuldu ve deneklere sadece kendilerine 10 çift ev sahibi fotoğrafı gösterileceği söylendi. “Bu benim adamım!” saptaması Bugün seçim olsa CHP’ye oy vereceğini belirten 41 denek, daha önce görmedikleri ve siyasetçi olduklarını bile bilmedikleri il başkanlarından, %75 oranla CHP’lileri ev sahibi olarak tercih etti. Aynı şekilde, bugün seçim olsa AKP’ye oy vereceğini belirten 44 denek de, gene %75 oranla AKP’li il başkanlarına güveneceğini belirtti. Öyle anlaşılıyor ki, önemli bir çoğunluk, yalnızca fotoğrafına bakarak kendisine yakın bulduğu kişiyi sadece siyasi bir göreve layık bulmakla kalmıyor, günlük hayatta, alışverişte vs. de ona daha fazla güveniyor. Deneylerin sonuçlarına yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyet kriterlerine göre ayrı ayrı bakıldığında ise, bu değişkenlerin cevaplar üzerinde belirleyici bir etkisinin bulunmadığı gözlemlendi. Örneğin ilkokul ve üniversite mezunlarının doğru cevap oranlarının yaklaşık aynı olması da ilginç bir bulgu. Sonuç: Deneylerimiz bize açıkça gösterdi ki, sadece bir fotoğraf bile bizlere siyasal parti mensubiyeti ve ideoloji hakkında önemli ipuçları veriyor ve bu ipuçları hem siyasal, hem de siyaset dışı tercihlerimizde çok büyük rol oynuyor. Bulguların siyasetçilere verdiği mesaj ise birkaç kelime ile özetlenebilir: Seçim başarısı için akıldan çok duygulara hitap etmeniz gerekiyor. Öte yandan, genel okur kitlesinin varacağı sonucu tahmin etmek de güç olmayacak. Seçmenin rasyonel ekonomik verilere göre karar verdiğine iman etmiş okurlarımız, bu bulguları DUYGUSAL nedenlerle reddedecek, deneylerimizin “saçma” olduğunu düşünecek ve hiç vakit kaybetmeden karşı argümanlar üretmeye koyulacaklardır. Zira hiçbirimiz, duygularımıza yenilebileceğimizi kolay kolay kabullenemeyiz. Yılmaz Esmer (yilmaz.esmer@eas.bau.edu.tr), Duygu Karadon, Sena Evren / Bahçeşehir Üniversitesi Not: Yurt dışında yapılan benzer araştırmalar için aşağıdaki kaynaklara bakılabilir: Olivola, C. Y., Sussman, A. B., Tsetsos, K., Kang, O. E. &#38; Todorov, A. (2012) Republicans prefer Republican-looking leaders: Political facial stereotypes predict candidate electoral success among right-leaning voters. Social Psychology and Personality Science, 3, 605-613. Wanke, M. (2015). It’s All in the Face: Facial Appearance, Political Ideology and Voters’ Perceptions. Forgas, J. P., Fiedler, K. &#38; Crano, W. D. (Eds.), Social Psychology and Politics içinde (s. 143-162). New York: Routledge. Wanke, M., Samochewiec, J. &#38; Landwehr, J. (2012). Facial politics: Political judgement based on looks. J. Forgas, K. Fiedler &#38;C. Sedikides (Eds.), Social thinking and interpersonal behaviour içinde (s.143-160). New York: Psychology Press. [1] İstanbul, deneklerden fotoğrafları tanıyabileceklerin çıkabileceği düşüncesi ile araştırmanın dışında tutuldu. Ayrıca, CHP il başkanları kadın olan Gaziantep ve Sakarya illeri de, bulguları cinsiyet etkisinden arındırmak için araştırmaya dahil edilmedi. Böylece, araştırma Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Hatay, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Van illerinin başkanlarıyla yürütüldü. [2] Fotoğrafların sırası da, herhangi bir yanlılığa meydan vermemek için, rassal olarak değiştirildi. [3] Ankara, Antalya, Bursa, Hatay, İzmir, Kocaeli, Konya, Mersin, Tekirdağ ve Van.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secmen-duygusalliginda-son-nokta-biz-adayimizi-yuzunden-taniriz">Seçmen duygusallığında son nokta: “Biz adayımızı yüzünden tanırız”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acaba seçmenler fiziki özelliklerle siyasal parti mensubiyetini, ideolojiyi vs. eşleştirip, başka hiçbir bilgi sahibi olmadan, sadece yüz görünümüne bakarak siyasal tercihler yapabilir mi?</p>
<p>Bu soruya verilecek olumlu cevabın, seçmen duygusallığının en uç noktasını oluşturacağından kimsenin kuşkusu olamaz.  Öyle ya, diyelim bir belediye başkanının sadece -ama sadece- yüzüne bakıyor ve “bu adam benden, benim oyum ona” diyorsunuz! Yok artık, o kadarı da olmaz mı, dersiniz?</p>
<p>Pek çoğumuz seçmeni, çeşitli adayları, partileri ve politikaları titizlikle ölçen, biçen, değerlendiren ve bunları yaparken de kendi çıkarlarını gözeten rasyonel bir varlık olarak görme eğilimindeyizdir. Bu yüzden de, ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından gelen seçim ve halk oylaması sonuçları sık sık bizi hayretten hayrete düşürür.</p>
<p>Seçmen tercihleri ile ilgili, bir türlü anlamlandıramadığımız sayısız örnekten sonuncusu Kolombiya’dan geldi. Yüzbinlerin yaşamına mal olan 52 yıllık bir iç savaşı sona erdiren, başka bir deyişle, “hayat memat meselesi” olan bir konudaki halkoylamasına seçmenlerin neredeyse üçte ikisi katılmadı bile. Katılanların da yarısından azıcık fazlası barışı reddetti.</p>
<p>Yani bu insanlar barış yerine savaşı, yaşamak yerine ölmeyi mi tercih ediyorlardı? Tatsız bir cevap olacak ama, bir anlamda evet! Zira insan duygusal bir varlıktır ve <strong>David Hume</strong>’ın, nörobilim araştırmalarından yüzyıllar önce gözlemlediği gibi, “<strong>akıl</strong> (mantık, muhakeme) <strong>tutkunun esiridir</strong>.” (Hume, <em>A Treatise on Human Nature</em>) Hiçbirimiz bunu duymaktan hoşlanmayız ama, akıl çoğu zaman duygulara yenilir ve güçlü duygular söz konusu ise, insan canını bile hiçe sayabilir.</p>
<p><strong>Seçmen rasyonel bir varlık değil</strong></p>
<p>Hâl böyle ise, seçmen aklının da, seçmen duygusallığına yenilmesinden doğal bir şey olabilir mi? Nitekim çok değişik yöntemlerle yürütülen birçok araştırma seçmenin hiç de düşünüldüğü gibi rasyonel bir varlık olmadığını gösteriyor. Kimlikler, inançlar, aileden gelen aidiyetler, ideolojiler -kısacası duygusal faktörler- seçmen tercihlerinde “objektif” değerlendirmelerden ve çıkarlardan çok daha fazla etkili olabiliyor.</p>
<p>Toplumdaki siyasal kutuplaşma derinleştikçe, politikalardan bağımsız olarak aidiyetler üzerinden oy kullanmanın da en üst düzeylere çıktığını da biliyoruz. Türkiye özeline bakacak olursak, laikler, muhafazakârlar, Kürtler, Aleviler vs. giderek sadece “<strong>kendi mahallelerinin</strong>” partilerine/adaylarına oy vermeye başlıyor.</p>
<p><strong>Yüze bakıp siyasal tercih yapmak</strong></p>
<p>Peki, acaba seçmenler fiziki özelliklerle siyasal parti mensubiyetini, ideolojiyi vs. eşleştirip, başka hiçbir bilgi sahibi olmadan, <strong>sadece yüz görünümüne bakarak siyasal tercihler</strong> yapabilir mi?</p>
<p>Bu soruya verilecek olumlu cevabın, <strong>seçmen duygusallığının en uç noktasını</strong> oluşturacağından kimsenin kuşkusu olamaz.  Öyle ya, diyelim bir belediye başkanının sadece -ama sadece- yüzüne bakıyor ve “bu adam benden, benim oyum ona” diyorsunuz!</p>
<p>Yok artık, o kadarı da olmaz mı? Aşağıda özetlediğimiz deneyler, bu iddianın hiç de sandığımız kadar gerçek dışı olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Aslında hepimiz, yeni karşılaştığımız insanlarla ilgili tamamen görsel ipuçlarına dayalı yargılara varırız: güvenilir, iyi kalpli, üçkağıtçı, vs. Birçok araştırma, <strong>ilk izlenime dayalı</strong> ve çoğu zaman saniyeler içinde oluşturulan bu yargıların doğru çıkma olasılığının da yabana atılamayacak kadar yüksek olduğunu gösteriyor ve bu beceri, evrimin bize sağladığı bir avantaj olarak yorumlanıyor. Birçok ülkede yapılan deneysel araştırmalar, fiziki görünüşün ve yüz ifadesinin seçmen davranışını da etkilediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Hangisi AKP’li hangisi CHP’li</strong></p>
<p>Biz de, Türk seçmenlerinin, AKP’li ve CHP’li siyasetçileri sadece yüz fotoğraflarına bakarak ne ölçüde ayırt edebildiklerini ölçebilmek amacıyla bir dizi deney tasarımladık. Bu deneylerde, başlıca şu sorulara cevap aradık:</p>
<ol>
<li>Yanyana gösterilen iki erkek fotoğrafından hangisinin AKP’li, hangisinin ise CHP’li olduğu bilinebilir mi?</li>
<li>Biri AKP’li, biri CHP’li iki erkeğin fotoğrafına bakarak, kimler bu iki “aday”dan hangisini belediye başkanı adayı olarak tercih eder?</li>
<li>Siyasi yönü ağır basan bir mahkeme kararında, yargıçların sadece fotoğraflarından hangi yönde oy kullandıkları tahmin edilebilir mi?</li>
<li>Siyasi hiçbir yönü bulunmayan bir konuda bile, insanlar fotoğrafa bakarak kendi destekledikleri partiden kişiye (tabii parti mensubiyetini hiç bilmeden) daha fazla güven duyabilir mi?</li>
</ol>
<p>Bulgularımız özetle şöyle:</p>
<p><strong>Deney 1. Fotoğraftan teşhis</strong></p>
<p>Bu deneyde, katılımcılara İstanbul hariç, nüfusu en fazla olan 20 ilin AKP ve CHP il başkanlarının kendi internet sitelerinden alınan kravatlı ve omuz üstü fotoğrafları gösterildi <strong>[1]</strong> ve deneklerden bu fotoğraflardan hangisinin AKP’li, hangisinin ise CHP’li olduğunu söylemeleri istendi. <strong>[2]</strong></p>
<p>Fotoğrafların kime ait olduğunu bilmediği teyit edilen 100 denekten üçte ikisi (%66.8) daha önceden hiç görmedikleri siyasilerin partisini doğru tahmin etti. Oysa, denekler tesadüfen (yani yazı tura usulü) bir seçim yapmış olsalardı, bu oranın %50 civarında gerçekleşmesi beklenirdi. İstatistik diliyle ifade edecek olursak, başarı oranının tesadüfi olmadığını söylerken yanılma olasılığımız 10,000’de birden daha küçüktür.</p>
<p>Bir ilginç bulgu da, doğru cevap oranlarında AKP’e oy verdiğini söyleyenlerle (32 denek %65.6 doğru), CHP’ye oy verdiğini söyleyenler (30 denek %68.6 doğru) arasındaki farkın çok küçük olmasıdır. Başka deyişle, her iki partinin seçmeni de, fotoğraftan parti teşhisinde hemen hemen aynı oranda başarı sağladı.</p>
<p><em>Deney 1 bize, insanların sadece dış görünüşe bakarak bile siyasi mensubiyet hakkında çoğu zaman doğru karar verebildiklerini gösterdi ki, bu sonuç aslında diğer ülkelerde elde edilen bulgularla da uyum gösteriyor.</em></p>
<p><strong>Deney 2. Fiziki görünüş ve siyasi tercih</strong></p>
<p>İkinci çalışmada, 20 ilden, doğru teşhis oranı en yüksek 10 il<strong> [3] </strong>başkanlarının fotoğrafları kullanıldı. Bu deneyde, 100 kişilik ayrı bir denek kitlesine, 10 il için gene aynı fotoğraflar ikişer ikişer gösterildi ve belediye başkanlığı için aday olduklarını varsayarak, bu iki adaydan hangisinin göreve daha lâyık olduğunu söylemeleri istendi.</p>
<p>Bulgular, Deney 1’e göre biraz daha güçlü bir ilişkiye işaret ediyordu. Tercihinin CHP olduğu söyleyen deneklerin (45 kişi) %73’ü, daha önce hiç görmedikleri ve partileri hakkında bir bilgi sahibi olmadıkları fotoğraflara bakarak (tekrar edelim, sadece ilk kez gördükleri fotoğraflara dayanarak) CHP il başkanlarının göreve daha layık olduğunu belirtti. AKP’liler için de durum hemen hemen aynıydı. 43 AKP’li denek, %71 oranında AKP il başkanlarını göreve layık buldular.</p>
<p><em>Öyle anlaşılıyor ki, çoğunluk sadece fotoğraflara bakarak parti mensubiyetini doğru tahmin etmekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi tercihlerini belirlerken de dış görünüşten etkileniyor. Başka bir deyişle, adayların kişiliklerinden, ideolojilerinden, önerdikleri politikalardan tamamen bağımsız olarak, sadece dış görünüşlerine dayanarak “bu bizden; bu bizden değil” ayrımı yapılabiliyor.</em> <em>Ve bu teşhiste de neredeyse dörtte üç oranında isabet sağlanıyor.</em></p>
<p><strong>Deney 3. Yüz ifadesi ile siyasal tutum/ideoloji ilişkisi</strong></p>
<p>Can Dündar ve Erdem Gül’ün tahliyesi ile sonuçlanan Anayasa Mahkemesi oylamasında, 12 üye tahliye, üç üye ise tutukluğun devamı yönünde oy kullanmışlardı. Bu kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra, bir tahliye, bir de tutukluluk yönünde oy kullanan iki AYM üyesinin fotoğraflarını gene 100 kişilik ve fotoğrafların kime ait olduğunu bilmeyen bir denek grubuna gösterdik. <strong>Denekler tam %80 isabetle, hangi üyenin tutukluluk istediğini doğru bildi</strong>. Böyle bir oranın tesadüfen elde edilmesi olasılığı, hani neredeyse yarın dünyanın dönmekten vazgeçmesi olasılığına yakındır denilebilir.</p>
<p><strong>Deney 4. Ev sahibim de benim partimden olsun!</strong></p>
<p>Son olarak, fiziki özelliklerden algılanan siyasal yakınlığın, tamamen siyaset dışı bir alanda da etkili olup olmadığını sınamak istedik. Bu amaçla, bütünüyle farklı bir denek grubuna, Deney 2’deki 10 il başkanının fotoğraflarını gösterdik ve kendilerine şu soruyu yönelttik:</p>
<p><em>&#8220;Aynı semtte, aynı özelliklerde ve kiraları da aynı olan iki ev var. Ekranda ikişer ikişer düzenlenmiş fotoğraflar bu evlerin sahiplerine ait. Haklarında başka hiçbir bilgiye sahip olmadığımız iki ev sahibinin hangisinden evi kiralamak isterdiniz?&#8221;</em></p>
<p>Görüldüğü üzere, bu deneyde siyaset tamamen araştırmanın dışında tutuldu ve deneklere sadece kendilerine 10 çift ev sahibi fotoğrafı gösterileceği söylendi.</p>
<p><strong>“Bu benim adamım!” saptaması</strong></p>
<p>Bugün seçim olsa CHP’ye oy vereceğini belirten 41 denek, daha önce görmedikleri ve siyasetçi olduklarını bile bilmedikleri il başkanlarından, %75 oranla CHP’lileri ev sahibi olarak tercih etti. Aynı şekilde, bugün seçim olsa AKP’ye oy vereceğini belirten 44 denek de, gene %75 oranla AKP’li il başkanlarına güveneceğini belirtti.</p>
<p><em>Öyle anlaşılıyor ki,</em> <em>önemli bir çoğunluk, yalnızca fotoğrafına bakarak kendisine yakın bulduğu kişiyi sadece siyasi bir göreve layık bulmakla kalmıyor, günlük hayatta, alışverişte vs. de ona daha fazla güveniyor.</em></p>
<p>Deneylerin sonuçlarına yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyet kriterlerine göre ayrı ayrı bakıldığında ise, bu değişkenlerin cevaplar üzerinde belirleyici bir etkisinin bulunmadığı gözlemlendi. Örneğin <strong>ilkokul ve üniversite mezunlarının doğru cevap oranlarının yaklaşık aynı</strong> olması da ilginç bir bulgu.</p>
<p><strong>Sonuç</strong>: Deneylerimiz bize açıkça gösterdi ki, sadece bir fotoğraf bile bizlere siyasal parti mensubiyeti ve ideoloji hakkında önemli ipuçları veriyor ve bu ipuçları hem siyasal, hem de siyaset dışı tercihlerimizde çok büyük rol oynuyor.</p>
<p>Bulguların siyasetçilere verdiği mesaj ise birkaç kelime ile özetlenebilir:</p>
<p><strong>Seçim başarısı için akıldan çok duygulara hitap etmeniz gerekiyor.</strong></p>
<p>Öte yandan, genel okur kitlesinin varacağı sonucu tahmin etmek de güç olmayacak. Seçmenin rasyonel ekonomik verilere göre karar verdiğine iman etmiş okurlarımız, bu bulguları DUYGUSAL nedenlerle reddedecek, deneylerimizin “saçma” olduğunu düşünecek ve hiç vakit kaybetmeden karşı argümanlar üretmeye koyulacaklardır. Zira hiçbirimiz, duygularımıza yenilebileceğimizi kolay kolay kabullenemeyiz.</p>
<p><strong>Yılmaz Esmer (<a href="mailto:yilmaz.esmer@eas.bau.edu.tr">yilmaz.esmer@eas.bau.edu.tr</a>), Duygu Karadon, Sena Evren / Bahçeşehir Üniversitesi</strong></p>
<p><strong>Not: </strong>Yurt dışında yapılan benzer araştırmalar için aşağıdaki kaynaklara bakılabilir:</p>
<p>Olivola, C. Y., Sussman, A. B., Tsetsos, K., Kang, O. E. &amp; Todorov, A. (2012) Republicans prefer Republican-looking leaders: Political facial stereotypes predict candidate electoral success among right-leaning voters. <em>Social Psychology and Personality Science</em>, 3, 605-613.</p>
<p>Wanke, M. (2015). It’s All in the Face: Facial Appearance, Political Ideology and Voters’ Perceptions. Forgas, J. P., Fiedler, K. &amp; Crano, W. D. (Eds.), <em>Social Psychology and Politics</em> içinde (s. 143-162). New York: Routledge.</p>
<p>Wanke, M., Samochewiec, J. &amp; Landwehr, J. (2012). Facial politics: Political judgement based on looks. J. Forgas, K. Fiedler &amp;C. Sedikides (Eds.), <em>Social thinking and interpersonal behaviour</em> içinde (s.143-160). New York: Psychology Press.</p>
<p><strong>[1]</strong> İstanbul, deneklerden fotoğrafları tanıyabileceklerin çıkabileceği düşüncesi ile araştırmanın dışında tutuldu. Ayrıca, CHP il başkanları kadın olan Gaziantep ve Sakarya illeri de, bulguları cinsiyet etkisinden arındırmak için araştırmaya dahil edilmedi. Böylece, araştırma Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Hatay, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Van illerinin başkanlarıyla yürütüldü.</p>
<p><strong>[2] </strong>Fotoğrafların sırası da, herhangi bir yanlılığa meydan vermemek için, rassal olarak değiştirildi.</p>
<p><strong>[3] </strong>Ankara, Antalya, Bursa, Hatay, İzmir, Kocaeli, Konya, Mersin, Tekirdağ ve Van.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secmen-duygusalliginda-son-nokta-biz-adayimizi-yuzunden-taniriz">Seçmen duygusallığında son nokta: “Biz adayımızı yüzünden tanırız”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13094</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yakup bin İshak el-Kindi kimdir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yakup-bin-ishak-el-kindi-kimdir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2019 13:23:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[din tüccarı]]></category>
		<category><![CDATA[el-kindi]]></category>
		<category><![CDATA[ilim]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup bin İshak el-Kindi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akla öncelik tanıyan, ilk defa İslam toplumunda felsefe diye bir bilgi ve düşünce türünün temsilcisi: &#8220;Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur&#8230;&#8221; İlk İslam filozofu ve Meşşai okulunun kurucusu olarak bilinen Yakub bin İshak el-Kindi, soylu bir ailenin çocuğu olarak Küfe&#8217;de tahminen 866 yılında doğdu. Bağdat&#8217;ta kimlerden tahsil gördüğü bilinmiyorsa da kısa zamanda Halife Me&#8217;mun&#8217;un takdirini kazanmış, saraydaki dini, ilmi, felsefi ve edebi toplantılara katılarak bilim ve felsefe alanlarındaki başarısını ve yetkinliğini kanıtladığı gibi Me&#8217;mun&#8217;un 830 yılında kurduğu Beyt ül-Hikme&#8217;deki bilgin ve mütercimler kadrosu içinde yer almayı başarmıştı. Abbasi halifelerinden dokuz tanesinin döneminde yaşayan Kindi, özellikle Me&#8217;mun, Mu&#8217;tasım-Billah ve Vasi-Billah&#8217;tan yakın ilgi ve destek gördü. Adları geçen üç halife Mu&#8217;tezile mezhebini devletin resmi görüşü sayarken, daha sonra Mütevekkil-Alellah, ehl-i sünnet yanlısı bir politika izlemiş ve bu sırada Kindi gözden düşerek hayatının son yirmi yılını saraydan uzak, belki de münzevi olarak geçirmek zorunda kalmıştır. Bu durum, onun Mu&#8217;tezile&#8217;den sayılmasından değil, bu mezhep mensupları gibi, akla öncelik tanıyan, ilk defa İslam toplumunda felsefe diye bir bilgi ve düşünce türünün temsilcisi olmasından kaynaklanıyordu. “Dini ticareti yapıyorlar” Kelam ilminin Mu&#8217;tezile elinde bağımsız bir ilim olarak şekillenmesi döneminde yaşamış olan Kindi&#8217;nin Basra&#8217;da bulunduğu sırada, mezhebin Basra kolundan büyük ölçüde yararlandığı ve diyalektik alanındaki ilk zihinsel disiplinini burada kazandığı düşünülmektedir (Kelâm ilmi, Allah’ın zât ve sıfatlarından, Peygamberlik ve onunla ilgili meselelerden, evrenin yaratılışıyla ilgili konulardan İslâmî hükümler çerçevesinde bahseden bilimdir. Bunu Felsefe bilimiyle karıştırmamak gerekir. Çünkü kelâm ilminde asıl kaynak İslâm’ın kesin ve açık hükümleri olmaktadır. Kelâm ilmine Tevhid, Akâid veya Fıkh-ı Ekber de denir). Çeşitli çevrelerin baskı ve eleştirisine maruz kaldığı, Beni Musa diye tanınan ve dönemin büyük matematikçi ve astronomu olan Muhammed ve Ahmed adlı kardeşlerin düzenledikleri komplo sonucunda çok zengin olan özel kütüphanesine el konduğu, onların oyununu bozarak tekrar kütüphanesine kavuştuğu bilinmektedir. Filozof, Halife Mu&#8217;tasım-Billah&#8217;a takdim ettiği Kitâb fi&#8217;l-felsefeti&#8217;l-ulâ adlı eserinin giriş kısmında bazı çevrelerin baskısından yakınıp, &#8220;Zamanımızın düşünürü olarak tanındıkları halde gerçekten uzak olanların yanlış yorumlamalarından çekindiğimiz için karmaşık noktaları uzun uzadıya tahlil yerine kısa kesmek zorunda kaldık&#8221; dedikten sonra, o çevreleri din ticareti yapmakla suçlar ve &#8220;Bir şeyin ticaretini yapan onu satar, sattığı ise artık kendisinin değildir&#8221; öncül önermesinden hareketle, &#8220;Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur&#8220; yargısına ulaşır ki, mantık bakımından olduğu kadar din ve ahlak açısından da doğrudur. Kelam’dan felsefeye geçişi sağladı İslam toplumunda nakli ve akli ilimlerin sistemleştirildiği, yabancı milletlere ait bilim, düşünce ve kültür ürünlerinden Arapçaya yapılan tercümelerin Beyt ül-Hikme&#8217;de en verimli bir düzeye ulaştığı, kelam ve felsefe alanındaki spekülasyonların alabildiğine yoğunlaştığı, çeşitli din ve mezhepler arasındaki mücadelelerin kıyasıya devam ettiği 9. yüzyılda yaşayan Kindi, bu alanlardaki çalışma ve tartışmalara en üst düzeyde katılan ve uyguladığı yöntem, kullandığı terminolojiyle kelamdan felsefeye geçişi sağlayan ilk İslam filozofudur. Kindi, ilimleri dini ve insani diye ikiye ayırır. Dini ilimlerin kaynağı vahiydir. Vahiy, istek ve iradeye gerek kalmadan, çaba harcamadan, mantık ve matematik yöntemlerine başvurmadan Allah&#8217;ın peygamberlerin temiz ruhlarını aydınlatmasıyla oluşan bilgidir. Duyu ve akıl gücüyle elde edilemeyen, insanların benzerini ortaya koyamadıkları vahiy bilgisi insan fıtratına uygun olduğundan akıl onu kabul etmek durumundadır. Matematik ise başlıca aritmetik, geometri, astronomi ve müzik şeklinde dört disiplini içermektedir. Matematik insanı başarıya götürür Yöntem olarak genellikle mantık ve matematiği kullanan Kindi, her konuda insanı başarıya götüren bilimin matematik olduğunu ısrarla vurgular; felsefe öğrenimi için matematiği ön şart sayar. Kindi&#8217;ye göre matematik bilimlerini bilmeyen kimse, ömür boyu felsefe okursa da anlayamaz, sadece yazılanları tekrarlamış olur. Matematik bilgisinden yoksun olanların kendi eserlerinin özüne vakıf olamayacağını ifade eden Kindi&#8217;nin ortaya koyduğu esaslar daha sonra Farabi, İbn Sina, Safiyüddin Urmevi ve Abdülkadir Meragi için önemli hareket noktaları olmuştur. Kindi felsefeyi akli, ruhi ve ahlaki etkinlikler alanında insanı disiplin altına alıp olgunlaştıran bir bilgi dalı olarak görmektedir. Bilim tarihinde de Kindi&#8217;nin öncülüğü tartışılmaz. Tercümeler yoluyla Grek, Hint ve Fars bilim ve düşünce ürünlerini miras almıştır. İlahiyat ve edebiyat yanında teorik ve pratik bilgi dallarının hepsiyle ilgilenen, felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, optikten meteorolojiye, psikolojiden ahlaka, kimyadan müziğe varıncaya kadar her alanda eser vererek sonraki nesillere zengin bir bilim ve felsefe literatürü armağan eden ansiklopedik bir filozoftur. O güne kadar Süryani bilgin ve mütercimler eliyle temsil edilen bilim ve felsefe Kindi&#8217;nin çalışmaları sayesinde el değiştirmiş, sayıları 277&#8217;yi bulan külliyatı yabancı kültürler karşısında İslam toplumu için önemli bir moral güç oluşturmuştur. Kindi&#8217;nin optik (ilm ül-menazir) alanındaki çalışmaları da ayrı bir önem taşımaktadır. Işığın yayılma ve yansıması ile yakan, yanan aynalar ve bunların yapımını konu alan eserleriyle bu alanın ilki sayılmaktadır. Atmosferde meydana gelen olayları yorumlamak üzere ortaya koyduğu özgün sayılabilecek görüşleriyle meteoroloji bilimine önemli katkıda bulunmuştur. Klasik kaynaklar ondan şu şekilde söz eder: &#8220;Kindi, eski bilimlerin tamamını kuşatan, çağının biricik bilgini, soylu bir Arap filozofudur. Bilimin derinliklerine dalan, akli ilimlerle şeriatı uzlaştıran ve birçok eseri olan bir matematikçidir&#8221;. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / BAU Tıp Fakültesi KAYNAKLAR Al-Kindi: The Father Of Arab Philosophy. New York: The Rosen Publishing Group, Inc., 2006. Ya&#8217;kub b. İshak el-Kindi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Ankara: TDV Yayınları, 2002, 26. Cilt, s.41-59.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yakup-bin-ishak-el-kindi-kimdir">Yakup bin İshak el-Kindi kimdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akla öncelik tanıyan, ilk defa İslam toplumunda felsefe diye bir bilgi ve düşünce türünün temsilcisi: <em>&#8220;</em><em>Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur&#8230;&#8221;</em></p>
<p>İlk İslam filozofu ve Meşşai okulunun kurucusu olarak bilinen <strong>Yakub bin İshak el-Kindi</strong>, soylu bir ailenin çocuğu olarak Küfe&#8217;de tahminen 866 yılında doğdu. Bağdat&#8217;ta kimlerden tahsil gördüğü bilinmiyorsa da kısa zamanda Halife Me&#8217;mun&#8217;un takdirini kazanmış, saraydaki dini, ilmi, felsefi ve edebi toplantılara katılarak bilim ve felsefe alanlarındaki başarısını ve yetkinliğini kanıtladığı gibi Me&#8217;mun&#8217;un 830 yılında kurduğu Beyt ül-Hikme&#8217;deki bilgin ve mütercimler kadrosu içinde yer almayı başarmıştı.</p>
<p>Abbasi halifelerinden dokuz tanesinin döneminde yaşayan Kindi, özellikle Me&#8217;mun, Mu&#8217;tasım-Billah ve Vasi-Billah&#8217;tan yakın ilgi ve destek gördü. Adları geçen üç halife Mu&#8217;tezile mezhebini devletin resmi görüşü sayarken, daha sonra Mütevekkil-Alellah, ehl-i sünnet yanlısı bir politika izlemiş ve bu sırada Kindi gözden düşerek hayatının son yirmi yılını saraydan uzak, belki de münzevi olarak geçirmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Bu durum, onun Mu&#8217;tezile&#8217;den sayılmasından değil, bu mezhep mensupları gibi, akla öncelik tanıyan, ilk defa İslam toplumunda felsefe diye bir bilgi ve düşünce türünün temsilcisi olmasından kaynaklanıyordu.</p>
<p><strong>“Dini ticareti yapıyorlar”</strong></p>
<p>Kelam ilminin Mu&#8217;tezile elinde bağımsız bir ilim olarak şekillenmesi döneminde yaşamış olan Kindi&#8217;nin Basra&#8217;da bulunduğu sırada, mezhebin Basra kolundan büyük ölçüde yararlandığı ve <strong>diyalektik alanındaki ilk zihinsel disiplinini</strong> burada kazandığı düşünülmektedir (Kelâm ilmi, Allah’ın zât ve sıfatlarından, Peygamberlik ve onunla ilgili meselelerden, evrenin yaratılışıyla ilgili konulardan İslâmî hükümler çerçevesinde bahseden bilimdir. Bunu Felsefe bilimiyle karıştırmamak gerekir. Çünkü kelâm ilminde asıl kaynak İslâm’ın kesin ve açık hükümleri olmaktadır. Kelâm ilmine Tevhid, Akâid veya Fıkh-ı Ekber de denir).</p>
<p>Çeşitli çevrelerin baskı ve eleştirisine maruz kaldığı, Beni Musa diye tanınan ve dönemin büyük matematikçi ve astronomu olan <strong>Muhammed ve Ahmed</strong> adlı kardeşlerin düzenledikleri komplo sonucunda çok zengin olan özel kütüphanesine el konduğu, onların oyununu bozarak tekrar kütüphanesine kavuştuğu bilinmektedir.</p>
<p>Filozof, Halife Mu&#8217;tasım-Billah&#8217;a takdim ettiği <em>Kitâb fi&#8217;l-felsefeti&#8217;l-ulâ </em>adlı eserinin giriş kısmında bazı çevrelerin baskısından yakınıp, <em>&#8220;Z</em><em>amanımızın düşünürü </em><em>olarak </em><em>tanındıkları </em><em>halde gerçekten uzak </em><em>olanların yanlış yorumlamalarından </em><em>çe</em><em>kindiğimiz </em><em>için </em><em>karmaşık noktaları </em><em>uzun </em><em>uzadıya </em><em>tahlil yerine </em><em>kısa </em><em>kesmek zorunda </em><em>kaldık&#8221;</em> dedikten sonra, o çevreleri din ticareti yapmakla suçlar ve <em>&#8220;Bir </em><em>şeyin </em><em>ticaretini yapan onu satar, </em><em>sattığı </em><em>ise </em><em>artık </em><em>kendisinin </em><em>değildir&#8221;</em> öncül önermesinden hareketle, <em>&#8220;<strong>Kim din ticareti yaparsa onun dini yoktur</strong>&#8220;</em> yargısına ulaşır ki, mantık bakımından olduğu kadar din ve ahlak açısından da doğrudur.</p>
<p><strong>Kelam’dan felsefeye geçişi sağladı</strong></p>
<p>İslam toplumunda nakli ve akli ilimlerin sistemleştirildiği, yabancı milletlere ait bilim, düşünce ve kültür ürünlerinden Arapçaya yapılan tercümelerin Beyt ül-Hikme&#8217;de en verimli bir düzeye ulaştığı, kelam ve felsefe alanındaki spekülasyonların alabildiğine yoğunlaştığı, çeşitli din ve mezhepler arasındaki mücadelelerin kıyasıya devam ettiği 9. yüzyılda yaşayan Kindi, bu alanlardaki çalışma ve tartışmalara en üst düzeyde katılan ve uyguladığı yöntem, kullandığı terminolojiyle kelamdan felsefeye geçişi sağlayan ilk İslam filozofudur.</p>
<p>Kindi, ilimleri dini ve insani diye ikiye ayırır. Dini ilimlerin kaynağı vahiydir. Vahiy, istek ve iradeye gerek kalmadan, çaba harcamadan, mantık ve matematik yöntemlerine başvurmadan Allah&#8217;ın peygamberlerin temiz ruhlarını aydınlatmasıyla oluşan bilgidir. Duyu ve akıl gücüyle elde edilemeyen, insanların benzerini ortaya koyamadıkları vahiy bilgisi insan fıtratına uygun olduğundan akıl onu kabul etmek durumundadır. <strong>Matematik</strong> ise başlıca aritmetik, geometri, astronomi ve müzik şeklinde dört disiplini içermektedir.</p>
<p><strong>Matematik insanı başarıya götürür</strong></p>
<p>Yöntem olarak genellikle mantık ve matematiği kullanan Kindi, her konuda insanı başarıya götüren bilimin matematik olduğunu ısrarla vurgular; felsefe öğrenimi için matematiği ön şart sayar. Kindi&#8217;ye göre matematik bilimlerini bilmeyen kimse, ömür boyu felsefe okursa da anlayamaz, sadece yazılanları tekrarlamış olur. <strong>Matematik bilgisinden yoksun olanla</strong><strong>rın </strong><strong>kendi eserlerinin özüne </strong><strong>vakıf </strong><strong>olama</strong><strong>yacağını</strong> ifade eden Kindi&#8217;nin ortaya koyduğu esaslar daha sonra Farabi, İbn Sina, Safiyüddin Urmevi ve Abdülkadir Meragi için önemli hareket noktaları olmuştur.</p>
<p>Kindi <strong>felsefeyi akli, ruhi ve ahlaki etkinlikler </strong><strong>alanında insanı </strong><strong>disiplin </strong><strong>altına alıp olgunlaştıran </strong><strong>bir bilgi </strong><strong>dalı</strong> olarak görmektedir.</p>
<p><strong>Bilim tarihinde de Kindi&#8217;nin öncü</strong><strong>lüğü tartışılmaz</strong>. Tercümeler yoluyla Grek, Hint ve Fars bilim ve düşünce ürünlerini miras almıştır. İlahiyat ve edebiyat yanında teorik ve pratik bilgi dallarının hepsiyle ilgilenen, <strong>felsefeden </strong><strong>tıbba, </strong><strong>matematikten astronomiye, optikten meteorolojiye, psikolojiden ahlaka, kimyadan müziğe</strong> varıncaya kadar her alanda eser vererek sonraki nesillere zengin bir bilim ve felsefe literatürü armağan eden ansiklopedik bir filozoftur.</p>
<p>O güne kadar Süryani bilgin ve mütercimler eliyle temsil edilen bilim ve felsefe Kindi&#8217;nin çalışmaları sayesinde el değiştirmiş, sayıları 277&#8217;yi bulan külliyatı yabancı kültürler karşısında İslam toplumu için önemli bir moral güç oluşturmuştur.</p>
<p>Kindi&#8217;nin optik (ilm ül-menazir) alanındaki çalışmaları da ayrı bir önem taşımaktadır. Işığın yayılma ve yansıması ile yakan, yanan aynalar ve bunların yapımını konu alan eserleriyle bu alanın ilki sayılmaktadır. Atmosferde meydana gelen olayları yorumlamak üzere ortaya koyduğu özgün sayılabilecek görüşleriyle meteoroloji bilimine önemli katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Klasik kaynaklar ondan şu şekilde söz eder: <em>&#8220;Kindi, eski bilimlerin </em><em>tamamını kuşatan, çağının </em><em>biricik bilgini, soylu bir Arap filozofudur. Bilimin derinliklerine dalan, akli ilimlerle </em><em>şeriatı uzlaştı</em><em>ran ve birçok eseri olan bir matematikçidir&#8221;.</em></p>
<p><strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / </strong><strong>BAU Tıp Fakültesi</strong></p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<ul>
<li>Al-Kindi: The Father Of Arab Philosophy. New York: The Rosen Publishing Group, Inc., 2006.</li>
<li>Ya&#8217;kub b. İshak el-Kindi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. Ankara: TDV Yayınları, 2002, 26. Cilt, s.41-59.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yakup-bin-ishak-el-kindi-kimdir">Yakup bin İshak el-Kindi kimdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12742</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nedir bu kuantum bilgisayar?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 09:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bit]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[qubit]]></category>
		<category><![CDATA[sayı]]></category>
		<category><![CDATA[temel bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuantum bilgisayarlar hakkında bir şeyler yazmak uzun süredir aklımdaydı. Öncelikle kendim de detayını öğrenmek istediğimden! Son zamanlarda ortaya çıkan ‘kuantum bilgisayarlar gerçek olduğunda kaos yaratacak’ haberleri de merakımı uzun süredir tetikliyordu. Bu tip haberlerin özü şu; elimizde gerçekten tam kapasite bir kuantum bilgisayar olduğunda, bu bilgisayar şu an güvenlik sistemlerimizin önemli bir kısmının dayandığı şifreleme (kriptografi) algoritmalarını rahatlıkla kırabilecek durumda olacak. Mevcut bilgisayarlar için yüzyıllar sürebilecek bir iş, birkaç gün, hatta birkaç saat seviyesine inebilecek gibi görünüyor… Ancak tabii ki her yeni gelişme gibi mevcut sistemi yok ederken yeni ve daha güçlüsünü de getireceğini öngörmek pek zor değil (bence). O yüzden gelin lafı uzatmadan kuantum bilgisayarların çalışma prensibini inceleyelim: Aslında konunun tarihçesi 1980’lere kadar uzanıyor. 1980’de Rus matematikçi Manin tarafından ortaya atılan bir fikir ve hatta 1981’de ünlü fizikçi Feynman tarafından da açıkça destekleniyor. Öncelikle biliyoruz ki normal bilişim sistemleri ‘bit’ ler üzerine yani 0 ve 1’ler üzerine kurulu… Bit; Binary Digit yani ‘ikilik sistemde basamak’ anlamında. Kuantum bilgisayarlarda da durum farklı değil aslında, onlar için de ikilik sistemde devam ediyoruz ve yeni terminoloji olarak bit yerine qubit (quantum bit) diyeceğiz… Klasik bilgisayarlarla kuantum bilgisayarlar arasındaki temel fark, klasik fizik ile kuantum fiziği arasındaki temel fark ile aşağı yukarı aynı: Klasik bir bilgisayarda bir bit kesilikle ve sadece 1 veya 0 sıfır olabilecekken bir kuantum bilgisayarda qubit, bu 1 ve 0’ların çok farklı kombinasyonlarından (süperpozisyonlarından) oluşabilir… Süperpozisyon kavramını ‘Kuantum Fiziğine Giriş’ yazısında anlatmıştım. Yani bir kuantum bilgisayar için artık kesin 1 ve 0’lar yok… Belli olasılıkla 1 ve belli olasılıkla 0’dan oluşan qubitler var. Diyeceksiniz ki klasik bilgisayarlarda bit kavramının bir fiziksel karşılığı var; bir klasik bilgisayarın harddiskinde, bilgi yani 1 ve 0’lar bildiğimiz +/- yük şeklinde eşleştirilerek kaydedilip saklanıyor… Kuantum bilgisayarlar için qubit kavramının fiziksel karşılığını nerede bulacağız?! Cevap, kuantum fiziğini yaşadığımız yer olan atomda… Elektronların ‘spin’ denilen özelliğini kullanarak, bir elektronun herhangi bir zamandaki temsili dalga fonksiyonunun bu iki spin olasılığının bir kombinasyonu (süperpozisyonu) olarak temsil edebilmemiz bize Qubit dediğimiz kavram için fiziksel bir dayanak sağlamakta… Ve bu temel farklılık o kadar büyük bir rahatlık getiriyor ki… İnceleyelim: 6 qubitlik bir sistem alalım. Klasik bir bilgisayar, sonuca ulaşmak için olası her rotayı tek tek denemek zorunda kalırken: Kuantum bilgisayar, aşama aşama bitirerek ilerler: Bu şekilde bakıldığında aradaki devasa işlem tasarrufu farkı daha iyi açığa çıkıyor… Tabii bir önemli nokta da şu: Kuantum bilgisayarın bize verdiği sonuç, olasılıksal bir sonuç… Başta da belirttiğim gibi her aşama birçok qubitin süperpozisyonu… Yani bilgisayarın verdiği sonuç olasılıksal. Örneğin son resimdeki son qubite bakarsak 1/5 olasılıkla [011101&#62;, 2/5 olasılıkla [001010&#62; çıkacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle işlemin belirli sayıda daha tekrar edilmesi bir gereksinim… Ancak bu durum az önceki örnekte olduğu gibi elde edilen işlem kazancından çok bir şey eksiltmiyor. Hatta daha karmaşık işlemlerde kazanç o kadar büyük ki yüz yıllar seviyesinde zaman alacak bazı problemler günler/saatler seviyesine iniyor. Haliyle bu işlem gücünün getirdiği bazı önemli sonuçlar mevcut: Örneğin mevcut internet güvenlik sistemlerinin çoğunun dayandığı şifreleme sistemi şu temel prensip üzerinde işlemekte. p ve q asal sayılarsa ve A bunların çarpımlarından oluşuyorsa, yani: A=p.q ise A’nın küçük olduğu durumlarda p ve q’yu tahmin etmek çok kolay. A=6 ise p=2, q=3 (veya tersi)… Ancak A’nın çok çok büyük olduğu durumlarda onun iki asal çarpandan oluştuğunu bulabilmek (örneğin 300 basamaklı iki asal çarpandan oluştuğunu) imkansıza yakın bir işlem. Bu durum hem asal sayılar hakkındaki yetersiz bilgimizin hem de klasik bilgisayarların işlemci gücünün yetersizliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla web sitelerinin, internet bankacılığının vb. güvenliği bu ‘yetersizlik’ üzerine kurulu… Ancak kuantum bilgisayarları sayesinde bu durumun değişeceği kesin. Sebebi de bu asal çarpanların kuantum bilgisayarlar tarafından hızlıca bulunmasını sağlayacak bazı algoritmalar mevcut: Örneğin Shor Algoritması adı verilen yöntemle… Not: Bir sonraki yazıda bu algoritmadan ve quantum bilgisayarlarının olası kıldığı yeni şifreleme tekniklerinden bahsedeceğim. Özellikle Shor algoritması kendi başına bir yazı konusu çünkü anlatmak için önce biraz matematik anlatmak gerekecek. Bu noktada birkaç şeyin farkına varmak lazım: Kuantum bilgisayarlarının üstünlüğü özellikle belirli tarz problemlerde ortaya çıkıyor… Örneğin çok değişkenli optimizasyon problemlerinde. Prensipte günlük yaşam için bir tehlike oluşturduğunu asla düşünmüyorum… Tehlike şundan kaynaklanıyor, bu teknolojiyi geliştirenler arasında kim önde gidiyorsa bunu kötü amaçlı kullanmak konusunda geride kalanlara yönelik bir avantaj sağlamış olacak. Yoksa prensip olarak kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme sistemlerini kolaylıkla kıracağı gibi kırılması imkansıza yakın yeni şifreleme tekniklerinin de önünü açacağı aşikar. Yani teknolojinin kendisinin getirdiği bir tehlike mevcut değil, bu teknolojiyi geliştirmede önde gidenlerin veya ele geçirenlerin elinde olacak inisiyatiften kaynaklı bir tehlike söz konusu. Şimdi bu işlemci gücünü yapay zeka üzerinde düşünün… Şu an satranç oynayan en güçlü program saniyede yüz milyonlarca hamle analiz edebiliyorsa, kuantum bilgisayarlarla beraber bu sayı trilyonlarla çarpılacak. Büyük veri analizi ile ilgili hemen her şey yeni bir anlam kazanabilir… Bundan borsa, şu an bile yapay zeka teknolojileri kullanan finans/sigorta şirketleri vs. hepsi dahil. Bu işlemci gücü ayrıca enerji tasarrufuna da imkan veriyor… Dünya da şu an her gün ~2.5 exabyte yani Türkçesi 5 milyon laptopu dolduracak veri üretiliyor… Her gün!.. Daha iyi veri depolamaya ve daha iyi işlemcilere ihtiyacımız olduğu kesin. Araştırırken benim dikkatimi çeken bir nokta da şu: Dikkat ederseniz bilgisayar teknolojisinin ilerleyişi yani bir harddiskin veriyi saklayış biçimi ve işlemci mantığı, fizik biliminin gelişimi ile paralellik gösteriyor. Bitlerin saklanışı +/- yüklere dayalı ve deterministik; Qubitlerin saklanışı, örneğin spin’lere dayalı ve olasılıksal. Biri klasik fiziğin diğeri kuantum fiziğinin araçlarını kullanıyor… İşte fizikte şu an sadece teori boyutunda çalıştığımız çok boyutlu evren modelleri String Theory, M-Theory gibi kuramların bir önemi de burada yatıyor… Günü gelecek bu çok boyutlu teorilerin sunduğu yeni fiziğin araçlarını kullanıp çok daha farklı ve güçlü bilgisayarlar da yapabileceğiz. Dünya gerçekten de yeni bir dönemin eşiğinde: Bir yandan IBM 1-2 yıla piyasaya sunulabilir kuantum bilgisayarlar üreteceğini açıklıyor: https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/ Bir yandan Google 2000 qubitlik yeni kuantum bilgisayarını (sırf araştırma amaçlı) ilan ediyor: https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353 Bu işlemci gücüne sahip yapay zeka programları belki şimdiden mevcut bile… Temel bilimlerde ve matematikte kim öndeyse geleceğin onun olduğu daha ne kadar açık olabilir bilemiyorum. Can Gürses / @canitti</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar">Nedir bu kuantum bilgisayar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuantum bilgisayarlar hakkında bir şeyler yazmak uzun süredir aklımdaydı. Öncelikle kendim de detayını öğrenmek istediğimden! Son zamanlarda ortaya çıkan ‘kuantum bilgisayarlar gerçek olduğunda kaos yaratacak’ haberleri de merakımı uzun süredir tetikliyordu.</p>
<p>Bu tip haberlerin özü şu; elimizde gerçekten tam kapasite bir kuantum bilgisayar olduğunda, bu bilgisayar şu an güvenlik sistemlerimizin önemli bir kısmının dayandığı şifreleme (kriptografi) algoritmalarını rahatlıkla kırabilecek durumda olacak. Mevcut bilgisayarlar için yüzyıllar sürebilecek bir iş, birkaç gün, hatta birkaç saat seviyesine inebilecek gibi görünüyor… Ancak tabii ki her yeni gelişme gibi mevcut sistemi yok ederken yeni ve daha güçlüsünü de getireceğini öngörmek pek zor değil (bence).</p>
<p>O yüzden gelin lafı uzatmadan <strong>kuantum bilgisayarların çalışma prensibini</strong> inceleyelim:</p>
<p>Aslında konunun tarihçesi 1980’lere kadar uzanıyor. 1980’de Rus matematikçi Manin tarafından ortaya atılan bir fikir ve hatta 1981’de ünlü fizikçi Feynman tarafından da açıkça destekleniyor.</p>
<p>Öncelikle biliyoruz ki normal bilişim sistemleri ‘bit’ ler üzerine yani 0 ve 1’ler üzerine kurulu… Bit; Binary Digit yani ‘ikilik sistemde basamak’ anlamında.</p>
<p>Kuantum bilgisayarlarda da durum farklı değil aslında, onlar için de ikilik sistemde devam ediyoruz ve yeni terminoloji olarak bit yerine qubit (quantum bit) diyeceğiz…</p>
<p>Klasik bilgisayarlarla kuantum bilgisayarlar arasındaki temel fark, klasik fizik ile kuantum fiziği arasındaki temel fark ile aşağı yukarı aynı:</p>
<p>Klasik bir bilgisayarda bir bit kesilikle ve sadece 1 veya 0 sıfır olabilecekken bir kuantum bilgisayarda qubit, bu 1 ve 0’ların çok farklı kombinasyonlarından (süperpozisyonlarından) oluşabilir… <a href="https://cangurses.wordpress.com/2017/10/04/kuantum-fizigi-temel-kavramlar-1/">Süperpozisyon kavramını ‘Kuantum Fiziğine Giriş’ yazısında anlatmıştım.</a></p>
<p>Yani bir kuantum bilgisayar için artık kesin 1 ve 0’lar yok… Belli olasılıkla 1 ve belli olasılıkla 0’dan oluşan qubitler var. Diyeceksiniz ki klasik bilgisayarlarda bit kavramının bir fiziksel karşılığı var; bir klasik bilgisayarın harddiskinde, bilgi yani 1 ve 0’lar bildiğimiz +/- yük şeklinde eşleştirilerek kaydedilip saklanıyor… Kuantum bilgisayarlar için qubit kavramının fiziksel karşılığını nerede bulacağız?!</p>
<p>Cevap, kuantum fiziğini yaşadığımız yer olan atomda… Elektronların ‘spin’ denilen özelliğini kullanarak,</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-9869 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1-300x178.png" alt="" width="270" height="160" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1-300x178.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c1.png 367w" sizes="(max-width: 270px) 100vw, 270px" /></p>
<p>bir elektronun herhangi bir zamandaki temsili dalga fonksiyonunun bu iki spin olasılığının bir kombinasyonu (süperpozisyonu) olarak temsil edebilmemiz bize Qubit dediğimiz kavram için fiziksel bir dayanak sağlamakta…</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-9870 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2-300x119.jpg" alt="" width="300" height="119" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2-300x119.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c2.jpg 356w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Ve bu temel farklılık o kadar büyük bir rahatlık getiriyor ki… İnceleyelim:</p>
<p>6 qubitlik bir sistem alalım.</p>
<p>Klasik bir bilgisayar, sonuca ulaşmak için olası her rotayı tek tek denemek zorunda kalırken:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9871" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3-300x156.png" alt="" width="400" height="209" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3-300x156.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c3.png 531w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Kuantum bilgisayar, aşama aşama bitirerek ilerler:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-9872" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4-300x159.png" alt="" width="400" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4-300x159.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/c4.png 512w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Bu şekilde bakıldığında aradaki devasa işlem tasarrufu farkı daha iyi açığa çıkıyor… Tabii bir önemli nokta da şu:</p>
<p>Kuantum bilgisayarın bize verdiği sonuç, olasılıksal bir sonuç… Başta da belirttiğim gibi her aşama birçok qubitin süperpozisyonu… Yani bilgisayarın verdiği sonuç olasılıksal. Örneğin son resimdeki son qubite bakarsak 1/5 olasılıkla [011101&gt;, 2/5 olasılıkla [001010&gt; çıkacağını söyleyebiliriz. Bu nedenle işlemin belirli sayıda daha tekrar edilmesi bir gereksinim… Ancak bu durum az önceki örnekte olduğu gibi elde edilen işlem kazancından çok bir şey eksiltmiyor.</p>
<p>Hatta daha karmaşık işlemlerde kazanç o kadar büyük ki yüz yıllar seviyesinde zaman alacak bazı problemler günler/saatler seviyesine iniyor.</p>
<p>Haliyle bu işlem gücünün getirdiği bazı önemli sonuçlar mevcut:</p>
<p>Örneğin mevcut internet güvenlik sistemlerinin çoğunun dayandığı şifreleme sistemi şu temel prensip üzerinde işlemekte. p ve q asal sayılarsa ve A bunların çarpımlarından oluşuyorsa, yani:</p>
<p>A=p.q ise A’nın küçük olduğu durumlarda p ve q’yu tahmin etmek çok kolay. A=6 ise p=2, q=3 (veya tersi)… Ancak A’nın çok çok büyük olduğu durumlarda onun iki asal çarpandan oluştuğunu bulabilmek (örneğin 300 basamaklı iki asal çarpandan oluştuğunu) imkansıza yakın bir işlem. Bu durum hem asal sayılar hakkındaki yetersiz bilgimizin hem de klasik bilgisayarların işlemci gücünün yetersizliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla web sitelerinin, internet bankacılığının vb. güvenliği bu ‘yetersizlik’ üzerine kurulu…</p>
<p>Ancak kuantum bilgisayarları sayesinde bu durumun değişeceği kesin. Sebebi de bu asal çarpanların kuantum bilgisayarlar tarafından hızlıca bulunmasını sağlayacak bazı algoritmalar mevcut: Örneğin Shor Algoritması adı verilen yöntemle…</p>
<p>Not: Bir sonraki yazıda bu algoritmadan ve quantum bilgisayarlarının olası kıldığı yeni şifreleme tekniklerinden bahsedeceğim. Özellikle Shor algoritması kendi başına bir yazı konusu çünkü anlatmak için önce biraz matematik anlatmak gerekecek.</p>
<p>Bu noktada birkaç şeyin farkına varmak lazım:</p>
<p>Kuantum bilgisayarlarının üstünlüğü özellikle belirli tarz problemlerde ortaya çıkıyor… Örneğin çok değişkenli optimizasyon problemlerinde.</p>
<p>Prensipte günlük yaşam için bir tehlike oluşturduğunu asla düşünmüyorum… Tehlike şundan kaynaklanıyor, bu teknolojiyi geliştirenler arasında kim önde gidiyorsa bunu kötü amaçlı kullanmak konusunda geride kalanlara yönelik bir avantaj sağlamış olacak. Yoksa prensip olarak kuantum bilgisayarların mevcut şifreleme sistemlerini kolaylıkla kıracağı gibi kırılması imkansıza yakın yeni şifreleme tekniklerinin de önünü açacağı aşikar.</p>
<p>Yani teknolojinin kendisinin getirdiği bir tehlike mevcut değil, bu teknolojiyi geliştirmede önde gidenlerin veya ele geçirenlerin elinde olacak inisiyatiften kaynaklı bir tehlike söz konusu.</p>
<p>Şimdi bu işlemci gücünü yapay zeka üzerinde düşünün… Şu an satranç oynayan en güçlü program saniyede yüz milyonlarca hamle analiz edebiliyorsa, kuantum bilgisayarlarla beraber bu sayı trilyonlarla çarpılacak. Büyük veri analizi ile ilgili hemen her şey yeni bir anlam kazanabilir… Bundan borsa, şu an bile yapay zeka teknolojileri kullanan finans/sigorta şirketleri vs. hepsi dahil.</p>
<p>Bu işlemci gücü ayrıca enerji tasarrufuna da imkan veriyor… Dünya da şu an her gün ~2.5 exabyte yani Türkçesi 5 milyon laptopu dolduracak veri üretiliyor… Her gün!.. Daha iyi veri depolamaya ve daha iyi işlemcilere ihtiyacımız olduğu kesin.</p>
<p>Araştırırken benim dikkatimi çeken bir nokta da şu:</p>
<p>Dikkat ederseniz bilgisayar teknolojisinin ilerleyişi yani bir harddiskin veriyi saklayış biçimi ve işlemci mantığı, fizik biliminin gelişimi ile paralellik gösteriyor. Bitlerin saklanışı +/- yüklere dayalı ve deterministik; Qubitlerin saklanışı, örneğin spin’lere dayalı ve olasılıksal. Biri klasik fiziğin diğeri kuantum fiziğinin araçlarını kullanıyor…</p>
<p>İşte fizikte şu an sadece teori boyutunda çalıştığımız çok boyutlu evren modelleri String Theory, M-Theory gibi kuramların bir önemi de burada yatıyor… Günü gelecek bu çok boyutlu teorilerin sunduğu yeni fiziğin araçlarını kullanıp çok daha farklı ve güçlü bilgisayarlar da yapabileceğiz.</p>
<p><strong>Dünya gerçekten de yeni bir dönemin eşiğinde:</strong></p>
<p>Bir yandan IBM 1-2 yıla piyasaya sunulabilir kuantum bilgisayarlar üreteceğini açıklıyor: <a href="https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/">https://www.wired.com/2017/03/race-sell-true-quantum-computers-begins-really-exist/</a></p>
<p>Bir yandan Google 2000 qubitlik yeni kuantum bilgisayarını (sırf araştırma amaçlı) ilan ediyor: <a href="https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353">https://www.nature.com/news/d-wave-upgrade-how-scientists-are-using-the-world-s-most-controversial-quantum-computer-1.21353</a></p>
<p>Bu işlemci gücüne sahip yapay zeka programları belki şimdiden mevcut bile…</p>
<p>Temel bilimlerde ve matematikte kim öndeyse geleceğin onun olduğu daha ne kadar açık olabilir bilemiyorum.</p>
<p><strong>Can Gürses / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/nedir-kuantum-bilgisayar">Nedir bu kuantum bilgisayar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9868</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 08:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ajan]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[brexit]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ışid]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[politikacı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili. 2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı. Hatta Brexit yanlısı politikacı Micheal Gove, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki? Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi. Brexit referandumu ne anlama geliyor?  Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi. Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil. Korkunun cazibesi Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  argumentum and metum, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur: P ya da Q doğru Q korkutucu Bu nedenle de P doğru Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı. Korku neden kazanıyor? Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız. Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor. Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz. Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar. Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor. Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur. Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar. Duygular ve mantık bir araya gelmiyor Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır. Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler. Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir. Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız. Deniz Şahintürk Kaynak: http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili.</strong></p>
<p>2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı.</p>
<p>Hatta Brexit yanlısı politikacı <strong>Micheal Gove</strong>, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki?</p>
<p>Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi.</p>
<p><strong>Brexit referandumu ne anlama geliyor?  </strong></p>
<p>Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi.</p>
<p>Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil.</p>
<p><strong>Korkunun cazibesi</strong></p>
<p>Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  <em>argumentum and metum</em>, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur:</p>
<p>P ya da Q doğru</p>
<p>Q korkutucu</p>
<p>Bu nedenle de P doğru</p>
<p>Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı.</p>
<p><strong>Korku neden kazanıyor?</strong></p>
<p>Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız.</p>
<p>Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor.</p>
<p>Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz.</p>
<p>Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar.</p>
<p><strong>Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor</strong></p>
<p>Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor.</p>
<p>Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur.</p>
<p>Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Duygular ve mantık bir araya gelmiyor</strong></p>
<p>Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır.</p>
<p>Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler.</p>
<p>Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir.</p>
<p>Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız.</p>
<p><strong>Deniz Şahintürk</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629">http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8345</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim Akademisi&#8217;nin eğitim müfredatı ile ilgili duyurusu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-akademisinin-egitim-mufredati-ile-ilgili-duyurusu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 12:39:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[ezber]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[müfredat]]></category>
		<category><![CDATA[muhakeme yeteneği]]></category>
		<category><![CDATA[sistematik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim Akademisi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni eğitim müfredatı üzerine ayrıntılı bir çalışma hazırladı. Müfredatın, birçok açıdan yetersiz ve hatalı olduğunu belirten Bilim Akademisi’nin konu ile ilgili öne çıkardığı maddeler şunlar: Konular listeler halinde sıralanmakta, hangilerinin temel, hangilerinin ikincil öneme sahip olduğu açıklanmamaktadır. Filanca bilim insanının, âlimin “görüşü” öne çıkarılmaktadır. Esas olan bir fikrin kimin görüşü olduğu değil dünya ile ilgili ne söylendiği ve bu sonuca nasıl ulaşıldığıdır. Kişilere ve metinlere atıf, dünyanın kendisiyle ilgili kanıtların önüne çıkabilmektedir. Doğa bilimleri kadar toplum bilimleri ve tarih için de aklî yaklaşım, gözlem ve deneyime dayanan kanıt aramak esastır. Oysa bu müfredatın hâkim söylemi naklî bir yaklaşımdır. Tanımlardan başlayarak vaz edici bir üslup tercih edilmektedir. Oysa temel kavramlar tanımla oluşmazlar, dünyayı gözlemleyerek elde edilen bilgilere dayanırlar. Terimler bu bilgileri ifade edebilmek için tanımlanır. Matematik ve felsefe gibi soyut alanlarda da temel tanımlar konurken a) birbirleriyle tutarlılık b) çıkarımlara olanak ve temel sağlamak, c) çoğu zaman da dünya bilgisi için bir ifade ve çıkarım dili sağlamak gözetilir. Burada da muhakeme esastır. Bu müfredattaki yığma yapı ve söylem muhakemeyi arka plana atmaktadır. Doğa yasaları ve dünya ile ilgili birçok bilgi çocuklara ve gençlere basit, somut ama doğru olarak anlatılabilir. Müfredatta öne çıkan üslup ve dil iki üç katmanlı soyut cümlelerden oluşmakta, böylece konuşulan konudan uzaklaşılmakta, anlatılanın keyfi tanımlara tâbi ve hatta anlaşılamaz olduğu izlenimi doğmaktadır. Bilim konuları öğretilirken tarihe ölçeksiz bir ağırlık verilmektedir. Tarihi boyut öğrenilen bilginin nasıl kanıtlandığı çerçevesinde kalmalıdır. Rönesans’tan önce deney ve gözlemlerin yapılması sistematik değildi. İslam uygarlığında 14. yüzyıl öncesinde, akıllıca gözlemlerle ya da alet tasarımı ve uygulamalarıyla önemli buluşlar yapan büyük alimler çıkmıştır. Ancak İbn-i Sina’nın eylemsizlik konusundaki görüşlerini Newton ile birlikte anlatmak yanıltıcıdır. Tarihi bağlamda sistematik deney ve gözlemle elde edilen bilgi ile eski çağlardaki dâhiyane sezgi ve buluşlar arasındaki bu karıştırma, kültürlerarası bağlamda da yapılmıştır. Türk-İslam uygarlığının büyük âlimleri ele alınırken onların yaşadığı zaman itibariyle söylediklerini bilimsel olarak deney ve gözlemlerle kanıtlamamış oldukları göz ardı edilmiştir. Akıl batıya özgü değildir, bütün toplumların çocuklarına aynı şekilde bahşedilmiştir. Batı karşısındaki kültürel kompleks ile 600 yıl öncesinde kalan bir geleneği modern bilimle bir tutarak sunmak yerine bütün insanlığın ortak değeri olan akıl, muhakeme ve yaratıcılığı teşvik etmek gerekir. Ezbercilik Duyuruda, yeni eğitim müfredatının, çokça eleştirilen “ezbercilik”ten uzaklaşmadığı, aksine bunu beslediği ve oluşturacağı sanal kültür ile gerçek dünyadan bir kopuşa neden olacağı vurgulandı. PISA sonuçlarının endişe verici boyutuna değinen Bilim Akademisi, Türkçe okuduğunu anlama becerisindeki zayıflığın giderilmesi için MEB’in, kaliteyi artırmak yönünde adım atması gerektiğinin altını çizdi. Buna göre, sistemin temel kazanımı, muhakeme yeteneği gelişmiş öğrenciler olmalıdır denildi. Evrim Duyuruda, eğitim müfredatından çıkartılmış olan evrim konusuna da değinildi. Evrimin, bilimsel olarak kanıtlarla doğrulanmış bir kuram olduğu belirtildi ve ülkemizde artık reçete ile satılan antibiyotik örneği verildi: antibiyotiğin yanlış kullanımı ile antibiyotik direnci ilişkisi. Evrim kuramı öğrenilmediği ve anlaşılmadığı sürece, antibiyotik direnci ile ilgili bir çalışma yapmak veya yeni bir ilaç geliştirmek mümkün değildir denildi. Tıpta çığır açabilen bilim insanlarının, henüz küçük birer öğrenciyken almış oldukları doğru ve sağlıklı eğitim ile bunu başarabildikleri vurgulandı. Evrim konusunun işlenmemesini, fizik dersinde Newton yasalarını es geçmeye, ya da bir binayı kolonları olmadan inşa etmeye benzeten Akademi, temel konuların bütünleşik bir mantık çevresinde aktarılabilmesi ve kavranabilmesi için çalışılması gerektiğini belirtti. Atatürk Cumhuriyet tarihi ve Kurtuluş Savaşı’nın anlatımında tarihi gerçeklere ve kanıtlara bağlı kalınması gerektiğini vurgulayan Akademi, eğitimin temel taşı olması gereken akıl ve bilimin, aynı zamanda Atatürk’ün de manevi mirası olduğunu dile getirdi. Bilim Akademisi’nin hazırladığı yeni müfredat duyurusunun tam metni için: http://bilimakademisi.org/bilim-akademisinin-yarin-ic%CC%A7in-bugu%CC%88nden-i%CC%87simli-yeni-mu%CC%88fredat-c%CC%A7alis%CC%A7masina-i%CC%87lis%CC%A7kin-duyurusu/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-akademisinin-egitim-mufredati-ile-ilgili-duyurusu">Bilim Akademisi&#8217;nin eğitim müfredatı ile ilgili duyurusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim Akademisi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni eğitim müfredatı üzerine ayrıntılı bir çalışma hazırladı. Müfredatın, birçok açıdan yetersiz ve hatalı olduğunu belirten Bilim Akademisi’nin konu ile ilgili öne çıkardığı maddeler şunlar:</p>
<ol>
<li>Konular listeler halinde sıralanmakta, hangilerinin temel, hangilerinin ikincil öneme sahip olduğu açıklanmamaktadır.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Filanca bilim insanının, âlimin “görüşü” öne çıkarılmaktadır. Esas olan bir fikrin kimin görüşü olduğu değil dünya ile ilgili ne söylendiği ve bu sonuca nasıl ulaşıldığıdır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Kişilere ve metinlere atıf, dünyanın kendisiyle ilgili kanıtların önüne çıkabilmektedir. Doğa bilimleri kadar toplum bilimleri ve tarih için de aklî yaklaşım, gözlem ve deneyime dayanan kanıt aramak esastır. Oysa bu müfredatın hâkim söylemi naklî bir yaklaşımdır. Tanımlardan başlayarak vaz edici bir üslup tercih edilmektedir. Oysa temel kavramlar tanımla oluşmazlar, dünyayı gözlemleyerek elde edilen bilgilere dayanırlar. Terimler bu bilgileri ifade edebilmek için tanımlanır.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Matematik ve felsefe gibi soyut alanlarda da temel tanımlar konurken a) birbirleriyle tutarlılık b) çıkarımlara olanak ve temel sağlamak, c) çoğu zaman da dünya bilgisi için bir ifade ve çıkarım dili sağlamak gözetilir. Burada da muhakeme esastır. Bu müfredattaki yığma yapı ve söylem muhakemeyi arka plana atmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Doğa yasaları ve dünya ile ilgili birçok bilgi çocuklara ve gençlere basit, somut ama doğru olarak anlatılabilir. Müfredatta öne çıkan üslup ve dil iki üç katmanlı soyut cümlelerden oluşmakta, böylece konuşulan konudan uzaklaşılmakta, anlatılanın keyfi tanımlara tâbi ve hatta anlaşılamaz olduğu izlenimi doğmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Bilim konuları öğretilirken tarihe ölçeksiz bir ağırlık verilmektedir. Tarihi boyut öğrenilen bilginin nasıl kanıtlandığı çerçevesinde kalmalıdır. Rönesans’tan önce deney ve gözlemlerin yapılması sistematik değildi. İslam uygarlığında 14. yüzyıl öncesinde, akıllıca gözlemlerle ya da alet tasarımı ve uygulamalarıyla önemli buluşlar yapan büyük alimler çıkmıştır. Ancak İbn-i Sina’nın eylemsizlik konusundaki görüşlerini Newton ile birlikte anlatmak yanıltıcıdır.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Tarihi bağlamda sistematik deney ve gözlemle elde edilen bilgi ile eski çağlardaki dâhiyane sezgi ve buluşlar arasındaki bu karıştırma, kültürlerarası bağlamda da yapılmıştır. Türk-İslam uygarlığının büyük âlimleri ele alınırken onların yaşadığı zaman itibariyle söylediklerini bilimsel olarak deney ve gözlemlerle kanıtlamamış oldukları göz ardı edilmiştir. Akıl batıya özgü değildir, bütün toplumların çocuklarına aynı şekilde bahşedilmiştir. Batı karşısındaki kültürel kompleks ile 600 yıl öncesinde kalan bir geleneği modern bilimle bir tutarak sunmak yerine bütün insanlığın ortak değeri olan akıl, muhakeme ve yaratıcılığı teşvik etmek gerekir.</li>
</ol>
<p><strong>Ezbercilik</strong></p>
<p>Duyuruda, yeni eğitim müfredatının, çokça eleştirilen “ezbercilik”ten uzaklaşmadığı, aksine bunu beslediği ve oluşturacağı sanal kültür ile gerçek dünyadan bir kopuşa neden olacağı vurgulandı. PISA sonuçlarının endişe verici boyutuna değinen Bilim Akademisi, Türkçe okuduğunu anlama becerisindeki zayıflığın giderilmesi için MEB’in, kaliteyi artırmak yönünde adım atması gerektiğinin altını çizdi. Buna göre, sistemin temel kazanımı, muhakeme yeteneği gelişmiş öğrenciler olmalıdır denildi.</p>
<p><strong>Evrim</strong></p>
<p>Duyuruda, eğitim müfredatından çıkartılmış olan evrim konusuna da değinildi. Evrimin, bilimsel olarak kanıtlarla doğrulanmış bir kuram olduğu belirtildi ve ülkemizde artık reçete ile satılan antibiyotik örneği verildi: antibiyotiğin yanlış kullanımı ile antibiyotik direnci ilişkisi. Evrim kuramı öğrenilmediği ve anlaşılmadığı sürece, antibiyotik direnci ile ilgili bir çalışma yapmak veya yeni bir ilaç geliştirmek mümkün değildir denildi. Tıpta çığır açabilen bilim insanlarının, henüz küçük birer öğrenciyken almış oldukları doğru ve sağlıklı eğitim ile bunu başarabildikleri vurgulandı.</p>
<p>Evrim konusunun işlenmemesini, fizik dersinde Newton yasalarını es geçmeye, ya da bir binayı kolonları olmadan inşa etmeye benzeten Akademi, temel konuların bütünleşik bir mantık çevresinde aktarılabilmesi ve kavranabilmesi için çalışılması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Atatürk</strong></p>
<p>Cumhuriyet tarihi ve Kurtuluş Savaşı’nın anlatımında tarihi gerçeklere ve kanıtlara bağlı kalınması gerektiğini vurgulayan Akademi, eğitimin temel taşı olması gereken akıl ve bilimin, aynı zamanda Atatürk’ün de manevi mirası olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Bilim Akademisi’nin hazırladığı yeni müfredat duyurusunun tam metni için: <a href="http://bilimakademisi.org/bilim-akademisinin-yarin-ic%CC%A7in-bugu%CC%88nden-i%CC%87simli-yeni-mu%CC%88fredat-c%CC%A7alis%CC%A7masina-i%CC%87lis%CC%A7kin-duyurusu/">http://bilimakademisi.org/bilim-akademisinin-yarin-ic%CC%A7in-bugu%CC%88nden-i%CC%87simli-yeni-mu%CC%88fredat-c%CC%A7alis%CC%A7masina-i%CC%87lis%CC%A7kin-duyurusu/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-akademisinin-egitim-mufredati-ile-ilgili-duyurusu">Bilim Akademisi&#8217;nin eğitim müfredatı ile ilgili duyurusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5119</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
