<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>marka arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/marka/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/marka</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Jul 2019 10:48:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 10:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[emoji]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[sanal dünya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14370</guid>

					<description><![CDATA[<p>2014 yılından beri her 17 Temmuz’da kutlanan Dünya Emoji Günü, markaların da radarına girdi. Birçok firma bugüne özel olarak emojili paylaşımlar yaparken, emoji dilini yılın geri kalanında da kullanan markalar var.  Emojinin özellikle Z kuşağı ve Milenyalleri kapsayan gençler için samimiyet dili olduğunu ifade eden TOBB E-ticaret Meclisi Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “E-ticarette firmalar artık emoji diliyle kurulan samimiyetin farkında. E-posta pazarlamadan sosyal medya paylaşımlarına, uygulama bildirimlerinden ürün tanıtımlarına kadar emoji dili her geçen gün daha çok kabul görüyor” dedi. Araştırmalara göre Türkiye’nin emoji kullanımında dünyada 14. sırada yer aldığını da belirten Çiğdemli, en çok kalp, gülücük, gözünden yaş gelerek gülme ve göz kırpma ifadelerini kullandığımızı söyledi. &#160; Türkiye 14. sırada Yapılan global araştırmalara göre Fransa ve İtalya romantik ifadeleri daha sık kullanıyor. Türkiye’nin en çok kullandığı emojinin ise klasik gülen yüz emojisi olduğu ortaya çıktı. Daha dini ve ruhani karaktere sahip ülkeler olan Hindistan ve Meksika gibi ülkeler en çok dua eden ifadeyi kullanıyormuş. Kolombiya, Arjantin ve Brezilya’da da en çok müzik notaları emojisi kullanılıyormuş. ABD ve İngiltere’de ise en çok gülmekten ağlayan ifade tercih ediliyormuş. Görüldüğü gibi emoji tercihleri ülkelerin genel eğilimleri ve kültürlere göre değişiyor. Emoji kullanmayı en çok seven ülke ise Hindistan. Video ekleme modülü E-ticarette samimiyet dili kurabilmek için emojilerin yanı sıra videolu paylaşımların da gittikçe trend haline gelmeye başladığına değinen Çiğdemli, “Bu sebeple biz de ürüne video ekleme modülü geliştirdik. Ürünü videoyla göstermek ve anlatmak yakın zamanda en çok tercih edilen yöntem olacak” dedi. Sosyal medya fenomenlerinin ürün tanıtımlarının başarısının videolu aktarım olduğuna da işaret eden Çiğdemli, “Videolu paylaşımlar, fotoğraf ve yazıyla yapılan paylaşımlardan daha çok dikkat çekiyor” dedi. Markaların emoji kampanyaları -Apple, Dünya Emoji Günü’ne özel olarak ilginç bir uygulamaya da imza attı. Web sitesinden yöneticilerin fotoğraflarını kaldıran şirket, fotoğrafların yerine yöneticilerin memoji karakterlerini yerleştirdi. -Pizza Hut Dünya Emoji Günü’ne özel İngiltere’deki 6 restoranında tamamen emojilerden oluşan menüler yarattı. -L’Oreal iş başvurularını Twitter üzerinden emojilerle yazılmış CV’lerle isteyen ilk şirket oldu. Bunu yapma amaçları da dil üstünlüğü nedeniyle değil, yaratıcı ve ifadesi güçlü olanların öne çıkmasını sağlamak. -Roger Federer, Twitter’da mesajlarını emojilerle yazarken, kendi emojisi yapılmış ve kendi emojisine reklam almayı başarmış ilk yıldızdır. Bu işbirliğini ise Nike ile yapmıştır. -WWF, nesli tükenmekte olan hayvan türlerinden 17 emoji oluşturdu. Fikir, bireylerin WWF’ye üye olmaları ve emojilerden herhangi biriyle attıkları her tweet ile 10 sent bağışta bulunmaları için geliştirildi. -Garanti Bankası da Twitter hesabı üzerinden ‘Emoji İhtiyaç Listem’ kampanyası ile ihtiyaçlarını emojilerle aktaran takipçilerine özel avantajlarla kredi kullanma fırsatı verdi. -Turkcell, emoji karakterlerinden esinlenerek oluşturduğu Emocanlar’ı yeni reklam ve iletişim yüzü olarak hayatımıza soktu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun">Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14371 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo-300x220.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo.jpg 600w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><span data-offset-key="bp3va-0-0">2014 yılından beri her 17 Temmuz’da kutlanan Dünya Emoji Günü, markaların da radarına girdi. Birçok firma bugüne özel olarak emojili paylaşımlar yaparken, emoji dilini yılın geri kalanında da kullanan markalar var. </span></p>
<p>Emojinin özellikle Z kuşağı ve Milenyalleri kapsayan gençler için samimiyet dili olduğunu ifade eden TOBB E-ticaret Meclisi Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “E-ticarette firmalar artık emoji diliyle kurulan samimiyetin farkında. E-posta pazarlamadan sosyal medya paylaşımlarına, uygulama bildirimlerinden ürün tanıtımlarına kadar emoji dili her geçen gün daha çok kabul görüyor” dedi. Araştırmalara göre Türkiye’nin emoji kullanımında dünyada 14. sırada yer aldığını da belirten Çiğdemli, en çok kalp, gülücük, gözünden yaş gelerek gülme ve göz kırpma ifadelerini kullandığımızı söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye 14. sırada</strong></p>
<p>Yapılan global araştırmalara göre Fransa ve İtalya romantik ifadeleri daha sık kullanıyor. Türkiye’nin en çok kullandığı emojinin ise klasik gülen yüz emojisi olduğu ortaya çıktı. Daha dini ve ruhani karaktere sahip ülkeler olan Hindistan ve Meksika gibi ülkeler en çok dua eden ifadeyi kullanıyormuş. Kolombiya, Arjantin ve Brezilya’da da en çok müzik notaları emojisi kullanılıyormuş. ABD ve İngiltere’de ise en çok gülmekten ağlayan ifade tercih ediliyormuş. Görüldüğü gibi emoji tercihleri ülkelerin genel eğilimleri ve kültürlere göre değişiyor. Emoji kullanmayı en çok seven ülke ise Hindistan.</p>
<p><strong>Video ekleme modülü</strong></p>
<p>E-ticarette samimiyet dili kurabilmek için emojilerin yanı sıra videolu paylaşımların da gittikçe trend haline gelmeye başladığına değinen Çiğdemli, “Bu sebeple biz de ürüne video ekleme modülü geliştirdik. Ürünü videoyla göstermek ve anlatmak yakın zamanda en çok tercih edilen yöntem olacak” dedi. Sosyal medya fenomenlerinin ürün tanıtımlarının başarısının videolu aktarım olduğuna da işaret eden Çiğdemli, “Videolu paylaşımlar, fotoğraf ve yazıyla yapılan paylaşımlardan daha çok dikkat çekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Markaların emoji kampanyaları</strong></p>
<p>-Apple, Dünya Emoji Günü’ne özel olarak ilginç bir uygulamaya da imza attı. Web sitesinden yöneticilerin fotoğraflarını kaldıran şirket, fotoğrafların yerine yöneticilerin memoji karakterlerini yerleştirdi.</p>
<p>-Pizza Hut Dünya Emoji Günü’ne özel İngiltere’deki 6 restoranında tamamen emojilerden oluşan menüler yarattı.</p>
<p>-L’Oreal iş başvurularını Twitter üzerinden emojilerle yazılmış CV’lerle isteyen ilk şirket oldu. Bunu yapma amaçları da dil üstünlüğü nedeniyle değil, yaratıcı ve ifadesi güçlü olanların öne çıkmasını sağlamak.</p>
<p>-Roger Federer, Twitter’da mesajlarını emojilerle yazarken, kendi emojisi yapılmış ve kendi emojisine reklam almayı başarmış ilk yıldızdır. Bu işbirliğini ise Nike ile yapmıştır.</p>
<p>-WWF, nesli tükenmekte olan hayvan türlerinden 17 emoji oluşturdu. Fikir, bireylerin WWF’ye üye olmaları ve emojilerden herhangi biriyle attıkları her tweet ile 10 sent bağışta bulunmaları için geliştirildi.</p>
<p>-Garanti Bankası da Twitter hesabı üzerinden ‘Emoji İhtiyaç Listem’ kampanyası ile ihtiyaçlarını emojilerle aktaran takipçilerine özel avantajlarla kredi kullanma fırsatı verdi.</p>
<p>-Turkcell, emoji karakterlerinden esinlenerek oluşturduğu Emocanlar’ı yeni reklam ve iletişim yüzü olarak hayatımıza soktu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun">Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14370</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Reklamlarda &#8220;Star Yüzü&#8221; savaşları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/reklamlarda-star-yuzu-savaslari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2016 14:36:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[dilsel]]></category>
		<category><![CDATA[etiket]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>
		<category><![CDATA[imge]]></category>
		<category><![CDATA[kişi]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[star]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4303</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Bir ürün bir fabrikasyondan çıkmış bir şeydir, bir marka ise müşteriler tarafından alınan bir şey. Ürün rakiplerin kopyasıdır, marka ise biriciktir. Bir ürün çabuk demode olur, bir marka ebedidir.” 1 Stephen King İmaj, imaj, imaj… Kişi imajı, kurum imajı, örgütsel imaj, marka imajı, grafik imajlar… Herkesin dilinde bir imaj söylemi… Hangi dergiyi, gazeteyi elimize alsak, hangi kitle iletişim aracına baksak, karşımıza sık sık çıkan &#8220;imaj&#8221; kavramına o kadar alıştık, kavramı o kadar sıradanlaştırdık ki, gerçekten kavrama yüklenen anlamı çözümleyemez duruma geldik. Bu bağlamda, dilsel ve görsel göstergeler aracılığıyla oluşturulan imajların anlamları ise, ancak hangi bağlamda ve hangi iletişim ortamlarında kullanıldığını gözlemlediğimizde ortaya çıkarılabiliyor. Ve ne yazıktır ki, bağlamına ve iletişim ortamına göre anlamlandırmaya çalıştığımız kimi imajlar, gerçekte &#8220;niyet edilen&#8221;, &#8220;istenen&#8221; ve &#8220;amaçlanan&#8221; anlamı da tam olarak aktaramıyor. İş yerinde, sokakta kısacası birçok toplumsal alanda, her yerde aynı biçimde giyinen, aynı renk ve aynı tarz saçlarla, aynı aksesuarları takan, aynı müzikleri dinleyen, aynı filmlere giden, aynı esprileri yapan ve gülen, aynı mekanları tercih eden, aynı yerlere seyahat eden, aynı içkileri içen, aynı düşünceler üreten, markaların benzer ürünleri sayesinde &#8220;prototip&#8221; olarak tanımlayabileceğimiz yüzlerce insanla karşılaşmaktayız. Sanki bu insanlar, birbirlerinin kopyalarıymış gibi görünmekte ve birbirlerinden hiçbir farkı olmayan, “türdeş” insanlar olarak yaşamlarını sürdürmekteler… O halde hangi imajdan söz etmekteyiz? Beğenilen, sevilen, rol model olarak seçilen insanlara öykünmek, taklit etmek mi bireylerin imajlarını oluşturmaktadır? Yoksa sahip olmak istenilen, özenilen yaşamlara, konumlara, statülere ulaşmak için “öteki” insanlar gibi olmak adına yerine getirilen eylemler mi (yapmak, görünmek, davranmak, olmak, kullanmak vb.) söz konusu imajın oluşmasına aracılık etmektedir? Marka imgesi, yalnızca markanın ortaya koyduğu ürün ya da hizmetle ilgili yapılan görsel ve dilsel değişimlerin ötesinde, o markanın diğer markalardan ayırıcı özelliklerinin açık bir biçimde ortaya koyulabilmesini, tüketicilerin o markayı tercih ettiklerinde kendilerine sağlayacağı yararın (psikolojik, sosyolojik, işlevsellik vb.) ön plana çıkarılabilmesini aktarmaktadır. Markaların, tüketiciler tarafından algılanabilmeleri, fark edilmeleri ve tüketicilerde karşı konulmaz bir satın alma isteği, arzusu yaratması bu bağlamda son derece önemlidir. Bu noktada, karşımıza marka-imge etkileşimi çıkmaktadır. Rekabetçi avantaj Markalar söz konusu olduğunda, &#8220;mantıksal çıkarımın duygusal algılara da dayanması gerektiğini bilmeliyiz. Bu nedenle, algılamalara duyarlı bir yapı oluşturmak ve bunları yararlı mesajlara çevirerek marka konumlandırması içinde uygulamak; sezgilerimiz doğrultusunda pazar beklentilerini anlamak ve bunu rekabetçi avantaj için kullanmak gerekmektedir.&#8221;2 Bu rekabetçi avantajı kullanırken de, markaların reklam iletilerinde birçok yöntemlere ve stratejilere başvurdukları da görülmektedir. Özellikle de marka simgesi olarak toplum tarafından tanınan, sevilen, onaylanan, başarılı bulunan, lider-karizmatik olarak nitelendirilen, popüler olan, zekasına ve bilgisine güvenilen kişilerin, reklam iletilerinde yer aldıkları gözlemlenmektedir. Gözlerinizi kapayın ve bir düşünün… Birçok reklamda yer alan, pek çok ünlü kişinin yüzleri gözlerinizin önüne gelecektir! Reklamlarda, hiç kuşkusuz, söz konusu ünlülerin imgeleri ve çağrışım güçleri aracılığıyla bir “değer evreni” yaratılarak, tüketicilerin etkilenmeleri amaçlanması son derece doğaldır. Bu çerçevede, kullanılan ünlünün imajından yararlanılmakta ve ünlü-marka etkileşimi sağlanarak, markaya “ünlü”nün çağrışımları aktarılmaktadır. Örneğin; &#8220;Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki&#8221; alaturka şarkısıyla &#8220;Filli Boya&#8221; reklamında oynayan Tarkan, &#8220;Aç bir Coca-Cola iç&#8221; şarkısıyla &#8220;Coca-Cola&#8221;nın yeni reklamında rol alan Sıla ve Özcan Deniz, &#8220;Şekillendirmeye evet, yıpranmaya hayır! Pantene farkını görün ve hissedin&#8221; sloganıyla &#8220;Pantene&#8221; reklamında rol alan Bergüzar Korel, eğlenceli bir reklam olarak karşımıza çıkan &#8220;Arçelik&#8221; reklamında oynayan Beren Saat ve Kenan Doğulu, ünlü kullanımı doğrultusunda rekabet halinde olan bankalardan &#8220;Akbank&#8221; reklam filminde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ-İlker Ayrılık ve “İş Bankası”nın seri reklamlarında rol alan Cem Yılmaz ilk akla gelen isimlerdir… Star stratejisi Özellikle reklam iletisinden aktarılan dilsel ve görsel göstergeler göz önünde bulundurulduğunda, kendini, aynı kategoride bulunan &#8220;diğer benzerlerinden farklılaştırdığı&#8221; açıkça görülmektedir. Bu bir tür, &#8220;imaj farklılaştırma&#8221;dır ve rakip sunumlar, iletiler, benzer görünse de tüketiciler kurum ya da marka/ürün farklılaşmasını temel alan farklılıkları kolayca algılayabilmektedir.3 Çünkü bilindiği gibi imaj, tüketicinin ürün ya da hizmetlerle ya da markayla ilgili ilişkilendirdiği özelliklerden, çağrışımlardan oluşur.4 Sonuç olarak, marka-ürün-reklam-imge etkileşimi söz konusu olduğunda verilen örneklerden de yola çıkılarak, ürün özelliklerinin aktarımının değişik görsel ve dilsel göstergelerden yararlanılarak ve çoğunlukla da kurumun/markayı anlatan sembolleri kullanarak (bunlar markanın ya da kurumu simgeleyen kişiler de olabilir) ve reklam iletişiminde ana stratejilerden sayılan star stratejisi uygulanarak ortaya çıkarılabilir. Bu bağlamda, star kişilerin, reklamı yapılan ürün ya da hizmete ilişkin olumlu söylemlerde bulunmaları, kendilerinin bu ürün ya da hizmeti kullandıklarını ve kendilerine sağladıkları yararları dile getirmeleri çok doğal olarak algılanabilinir. Ancak, &#8220;reklamcılık gerçeğe mahkumdur. Herhangi bir reklam, iddiasının doğruluğunu ispat etmek zorundadır. Çünkü yarattığı imaj en zorlu yargıç olan tüketici tarafından gerçekle kıyaslanacaktır. Yalnız yanlış bilgi veren reklamların değil, fazla iddialı olanların da sonu kötü, hatta felaketi olabilir.&#8221;5 &#8220;Kötü&#8221; yargısı almış bir reklamın zararı doğrudan markayı-ürünü-hizmeti etkiler. Dolayısıyla reklamlarda yer alan ünlülerin, sözcülerin de kendi imgeleriyle, reklamı yapılan ürünler ve hizmetlerle ne denli örtüştüğünün bilincinde olmaları, kendi imgelerine de zarar vermemeleri, güvenirliklerini yitirmemeleri adına son derece önemlidir. Prof. Dr. Işıl Zeybek / İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Sanatları Bölümü Kaynaklar: BLANCHET, Marcel Bleustein- (Çev. Cüneyt Akalın), İkna Hırsı, İstanbul, Yorum Ajans, 1995. ELDEN, Müge, Reklam Yazarlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003. ELİTOK, Bülent Hadi Markalaşalım, İstanbul, Sistem Yayıncılık, 2003. KORKMAZ, Sezer, ESER,  Zeliha, ÖZTÜRK, Sevgi Ayşe, IŞIN,  F. Bahar, Pazarlama Kavramlar-İlkeler-Kararlar, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2009. Dipnotlar: 1 &#8211; Bülent Elitok, Hadi Markalaşalım, İstanbul, Sistem Yayıncılık, 2003, s.2. 2 &#8211; Bülent Elitok, A.g.y., s.69. 3 &#8211; Bkz.., Sezer Korkmaz, Zeliha Eser, Sevgi Ayşe Öztürk, F. Bahar Işın, Pazarlama Kavramlar-İlkeler-Kararlar, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2009, s.223. 4 &#8211; Bkz., Müge Elden, Reklam Yazarlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s.67. 5 &#8211; Marcel Bleustein-Blanchet (Çev. Cüneyt Akalın), İkna Hırsı, İstanbul, Yorum Ajans, 1995, s.86. &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/reklamlarda-star-yuzu-savaslari">Reklamlarda &#8220;Star Yüzü&#8221; savaşları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Bir ürün bir fabrikasyondan çıkmış bir şeydir, bir marka ise müşteriler tarafından alınan bir şey. Ürün rakiplerin kopyasıdır, marka ise biriciktir. Bir ürün çabuk demode olur, bir marka ebedidir.” <sup>1</sup> <strong>Stephen King</strong></em><em><br />
</em><br />
İmaj, imaj, imaj… Kişi imajı, kurum imajı, örgütsel imaj, marka imajı, grafik imajlar… Herkesin dilinde bir imaj söylemi… Hangi dergiyi, gazeteyi elimize alsak, hangi kitle iletişim aracına baksak, karşımıza sık sık çıkan &#8220;imaj&#8221; kavramına o kadar alıştık, kavramı o kadar sıradanlaştırdık ki, gerçekten kavrama yüklenen anlamı çözümleyemez duruma geldik.</p>
<p>Bu bağlamda, dilsel ve görsel göstergeler aracılığıyla oluşturulan imajların anlamları ise, ancak hangi bağlamda ve hangi iletişim ortamlarında kullanıldığını gözlemlediğimizde ortaya çıkarılabiliyor. Ve ne yazıktır ki, bağlamına ve iletişim ortamına göre anlamlandırmaya çalıştığımız kimi imajlar, gerçekte &#8220;niyet edilen&#8221;, &#8220;istenen&#8221; ve &#8220;amaçlanan&#8221; anlamı da tam olarak aktaramıyor.</p>
<p>İş yerinde, sokakta kısacası birçok toplumsal alanda, her yerde aynı biçimde giyinen, aynı renk ve aynı tarz saçlarla, aynı aksesuarları takan, aynı müzikleri dinleyen, aynı filmlere giden, aynı esprileri yapan ve gülen, aynı mekanları tercih eden, aynı yerlere seyahat eden, aynı içkileri içen, aynı düşünceler üreten, markaların benzer ürünleri sayesinde &#8220;prototip&#8221; olarak tanımlayabileceğimiz yüzlerce insanla karşılaşmaktayız. Sanki bu insanlar, birbirlerinin kopyalarıymış gibi görünmekte ve birbirlerinden hiçbir farkı olmayan, “türdeş” insanlar olarak yaşamlarını sürdürmekteler…</p>
<p><strong>O halde hangi imajdan söz etmekteyiz?</strong></p>
<p>Beğenilen, sevilen, rol model olarak seçilen insanlara öykünmek, taklit etmek mi bireylerin imajlarını oluşturmaktadır? Yoksa sahip olmak istenilen, özenilen yaşamlara, konumlara, statülere ulaşmak için “öteki” insanlar gibi olmak adına yerine getirilen eylemler mi (yapmak, görünmek, davranmak, olmak, kullanmak vb.) söz konusu imajın oluşmasına aracılık etmektedir?</p>
<p>Marka imgesi, yalnızca markanın ortaya koyduğu ürün ya da hizmetle ilgili yapılan görsel ve dilsel değişimlerin ötesinde, o markanın diğer markalardan ayırıcı özelliklerinin açık bir biçimde ortaya koyulabilmesini, tüketicilerin o markayı tercih ettiklerinde kendilerine sağlayacağı yararın (psikolojik, sosyolojik, işlevsellik vb.) ön plana çıkarılabilmesini aktarmaktadır.</p>
<p>Markaların, tüketiciler tarafından algılanabilmeleri, fark edilmeleri ve tüketicilerde karşı konulmaz bir satın alma isteği, arzusu yaratması bu bağlamda son derece önemlidir. Bu noktada, karşımıza marka-imge etkileşimi çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Rekabetçi avantaj</strong></p>
<p>Markalar söz konusu olduğunda, &#8220;mantıksal çıkarımın duygusal algılara da dayanması gerektiğini bilmeliyiz. Bu nedenle, algılamalara duyarlı bir yapı oluşturmak ve bunları yararlı mesajlara çevirerek marka konumlandırması içinde uygulamak; sezgilerimiz doğrultusunda pazar beklentilerini anlamak ve bunu rekabetçi avantaj için kullanmak gerekmektedir.&#8221;<sup>2</sup></p>
<p>Bu rekabetçi avantajı kullanırken de, markaların reklam iletilerinde birçok yöntemlere ve stratejilere başvurdukları da görülmektedir.</p>
<p>Özellikle de marka simgesi olarak toplum tarafından tanınan, sevilen, onaylanan, başarılı bulunan, lider-karizmatik olarak nitelendirilen, popüler olan, zekasına ve bilgisine güvenilen kişilerin, reklam iletilerinde yer aldıkları gözlemlenmektedir. Gözlerinizi kapayın ve bir düşünün…</p>
<p>Birçok reklamda yer alan, pek çok ünlü kişinin yüzleri gözlerinizin önüne gelecektir! Reklamlarda, hiç kuşkusuz, söz konusu ünlülerin imgeleri ve çağrışım güçleri aracılığıyla bir “değer evreni” yaratılarak, tüketicilerin etkilenmeleri amaçlanması son derece doğaldır. Bu çerçevede, kullanılan ünlünün imajından yararlanılmakta ve ünlü-marka etkileşimi sağlanarak, markaya “ünlü”nün çağrışımları aktarılmaktadır.</p>
<p>Örneğin; &#8220;Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki&#8221; alaturka şarkısıyla &#8220;Filli Boya&#8221; reklamında oynayan Tarkan, &#8220;Aç bir Coca-Cola iç&#8221; şarkısıyla &#8220;Coca-Cola&#8221;nın yeni reklamında rol alan Sıla ve Özcan Deniz, &#8220;Şekillendirmeye evet, yıpranmaya hayır! Pantene farkını görün ve hissedin&#8221; sloganıyla &#8220;Pantene&#8221; reklamında rol alan Bergüzar Korel, eğlenceli bir reklam olarak karşımıza çıkan &#8220;Arçelik&#8221; reklamında oynayan Beren Saat ve Kenan Doğulu, ünlü kullanımı doğrultusunda rekabet halinde olan bankalardan &#8220;Akbank&#8221; reklam filminde oynayan Kıvanç Tatlıtuğ-İlker Ayrılık ve “İş Bankası”nın seri reklamlarında rol alan Cem Yılmaz ilk akla gelen isimlerdir…</p>
<p><strong>Star stratejisi</strong></p>
<p>Özellikle reklam iletisinden aktarılan dilsel ve görsel göstergeler göz önünde bulundurulduğunda, kendini, aynı kategoride bulunan &#8220;diğer benzerlerinden farklılaştırdığı&#8221; açıkça görülmektedir. Bu bir tür, &#8220;imaj farklılaştırma&#8221;dır ve rakip sunumlar, iletiler, benzer görünse de tüketiciler kurum ya da marka/ürün farklılaşmasını temel alan farklılıkları kolayca algılayabilmektedir.<sup>3</sup> Çünkü bilindiği gibi imaj, tüketicinin ürün ya da hizmetlerle ya da markayla ilgili ilişkilendirdiği özelliklerden, çağrışımlardan oluşur.<sup>4</sup></p>
<p>Sonuç olarak, marka-ürün-reklam-imge etkileşimi söz konusu olduğunda verilen örneklerden de yola çıkılarak, ürün özelliklerinin aktarımının değişik görsel ve dilsel göstergelerden yararlanılarak ve çoğunlukla da kurumun/markayı anlatan sembolleri kullanarak (bunlar markanın ya da kurumu simgeleyen kişiler de olabilir) ve reklam iletişiminde ana stratejilerden sayılan star stratejisi uygulanarak ortaya çıkarılabilir.</p>
<p>Bu bağlamda, star kişilerin, reklamı yapılan ürün ya da hizmete ilişkin olumlu söylemlerde bulunmaları, kendilerinin bu ürün ya da hizmeti kullandıklarını ve kendilerine sağladıkları yararları dile getirmeleri çok doğal olarak algılanabilinir. Ancak, &#8220;reklamcılık gerçeğe mahkumdur. Herhangi bir reklam, iddiasının doğruluğunu ispat etmek zorundadır. Çünkü yarattığı imaj en zorlu yargıç olan tüketici tarafından gerçekle kıyaslanacaktır. Yalnız yanlış bilgi veren reklamların değil, fazla iddialı olanların da sonu kötü, hatta felaketi olabilir.&#8221;<sup>5</sup></p>
<p>&#8220;Kötü&#8221; yargısı almış bir reklamın zararı doğrudan markayı-ürünü-hizmeti etkiler. Dolayısıyla reklamlarda yer alan ünlülerin, sözcülerin de kendi imgeleriyle, reklamı yapılan ürünler ve hizmetlerle ne denli örtüştüğünün bilincinde olmaları, kendi imgelerine de zarar vermemeleri, güvenirliklerini yitirmemeleri adına son derece önemlidir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Işıl Zeybek / İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, İletişim Sanatları Bölümü</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
BLANCHET, Marcel Bleustein- (Çev. Cüneyt Akalın), <strong>İkna Hırsı</strong>, İstanbul, Yorum Ajans, 1995.<br />
ELDEN, Müge, <strong>Reklam Yazarlığı</strong>, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003.<br />
ELİTOK, Bülent <strong>Hadi Markalaşalım</strong>, İstanbul, Sistem Yayıncılık, 2003.<br />
KORKMAZ, Sezer, ESER,  Zeliha, ÖZTÜRK, Sevgi Ayşe, IŞIN,  F. Bahar, <strong>Pazarlama Kavramlar-İlkeler-Kararlar</strong>, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2009.</p>
<p><strong>Dipnotlar:<br />
</strong>1 &#8211; Bülent Elitok, <strong>Hadi Markalaşalım</strong>, İstanbul, Sistem Yayıncılık, 2003, s.2.<br />
2 &#8211; Bülent Elitok, A.g.y., s.69.<br />
3 &#8211; Bkz.., Sezer Korkmaz, Zeliha Eser, Sevgi Ayşe Öztürk, F. Bahar Işın, <strong>Pazarlama Kavramlar-İlkeler-Kararlar</strong>, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2009, s.223.<br />
4 &#8211; Bkz., Müge Elden, <strong>Reklam Yazarlığı</strong>, İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s.67.<br />
5 &#8211; Marcel Bleustein-Blanchet (Çev. Cüneyt Akalın), <strong>İkna Hırsı</strong>, İstanbul, Yorum Ajans, 1995, s.86.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/reklamlarda-star-yuzu-savaslari">Reklamlarda &#8220;Star Yüzü&#8221; savaşları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4303</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amal Hanım’ın çantası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2016 08:19:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[taklit]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor. Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta. Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar. Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor. Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor. İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı. Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz. Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16) İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16) Edip Emil Öymen *Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor.</p>
<p>Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta.</p>
<p>Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar.</p>
<p>Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor.</p>
<p>Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor.</p>
<p>İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı.</p>
<p>Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz.</p>
<p>Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16)</p>
<p>İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toplumun en tehlikeli cahilliği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/toplumun-en-tehlikeli-cahilligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2016 12:41:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[cahillik]]></category>
		<category><![CDATA[doğan kuban]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4139</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birkaç ay önce Cumhuriyet gazetesi 30 yıldır ek olarak çıkardığı bilim ve teknoloji dergisini kapattı. On yıldır dergiye yazanlardan biri olarak bu olaydan sonra Türkiye de sanat, felsefe, düşünce, bilim konularında ki yayınların içerikleri okurları ve toplumun bu bağlamdaki eğilimi üzerinde daha fazla düşündüm. Doğan Kuban *** Gerçi moda, spor, turizm, sosyete konuları bütün dünyada yayınların ağırlıklı yüzdesini oluşturuyor. Fakat gelişmiş ülkelerin ciddi yayınlarında bilimsel, sanatsal ve genelde entelektüel konulara verilen önem ve bu konularda yayınların çokluğu ve niteliği, üniversitelerin yayınları tartışılamayacak kadar çok. Türkiye’de, bilim, sanat ve felsefenin gelişmemişliğine paralel bir yayın kıtlığı var. Bundan elli yıl önce Beyoğlu’nda satılan yabancı dilde dergi ve gazetelerin sayısı daha fazla idi, şimdi azaldı. Bilimsel ve entelektüel konuların müşterisi de herhalde kitapçıların yerine açılan kahve ve lokantaların müşterisi oldu. Bu gözlem Beyoğlu’nu dolduran kalabalıktaki entelektüel oranını açıklıyor. Gerçi çağdaş görsel çevre toplumu, eskiye göre çok daha fazla etkiliyor, ve onu eğitiyor. Fakat bu entelektüel bir aydınlanma değil. Peki internet okurluğu? Internet yeni bir bilgi kaynağı. Ama yoğunlaşan bir okuma göstergesi değil. Her ortamda okuyan bir eski kafalı olarak, kitaplarımın her birini özel yetişmiş bir çiçek gibi görerek yetiştim. internetten uzun kitap okumanın entelektüelden çok bir öğrenci ve araştırıcı işi olduğunu düşünmeğe devam ediyorum. Bizim kuşağın okuyanları kitaba bir sanat eseri gibi davranılmasını öğrendiler. Bunda sayının da rolü var. Bugün telefonlarını ustalıkla ve çok yoğun kullanan, parmakları bir piyaniste benzeyen genç kuşaklar bizden çok farklı bit iletişim ortamında yaşıyor. Fakat bu iletişimin içeriği güncel kahve söylemi ve haberleşme niteliğinde. Bir mimar olarak, öğrencilerin bizim elle çizdiğimiz projeleri bilgisayarda çizdiklerini görüyorum. Fakat o çizimlere ne kadar duyarlık katılıyor, onu bilmiyorum. Gerçi dünyadaki uygulamalarda sanatsal duyarlıkla teknolojiyi birleştiren tasarımlar var. Fakat Türkiye&#8217;de pek rastlamadım. Çünkü bu örtüşme de gelişmiş, belki daha kompleks bir eğitim, gelişmiş bir algı düzeyi gerekiyor. Bilim, sanayi, sanat, felsefe gelişmeyen bir toplumda mimarlar da bilgisayarı, yerli şoförlerin yabancı arabaları kullandıkları kadar kullanabiliyorlar. Geçmişte olmayan bir duyarlılık bugüne de ulaşamazdı. Bunu sade mimarlık alanında değil sanatta, felsefe de, edebiyatta her alanda görüyoruz. Dünyadan haberi olmayan, dil bilmeyen, okumayan toplumların öğrencileri de aynı niteliklere sahipler. Kimliksiz ortaklar İletişim teknolojisi ve evrensel ekonomi dünyayı kapitalist yapı içinde bütünleştirdikçe, bütün toplumlar, kullandıkları ortak teknikler ve araçlar nedeniyle maddi yaşam ortamının kimliksiz ortakları oldular. Mutfağında buz dolabı, çamaşır makinası olanlar, cep telefonu olanlar, otomobili olanlar, uçakla oradan oraya gidenler, yabancı ülkeleri ziyaret edenler, kullandıkları eşya ve araçları hiç üretmeseler, üreten ülkelerin insanlarının yazdıklarını okumasalar, onlarla anlaşmasalar bile Alman marka alet ya da otomobil sahibi olunca kendilerini Almanlarla bir tür teknolojik akraba olarak görüyorlar. Bu çok uzak bir akrabalık ilişkisi. Fakat bilinçli bir kimlik ortaklığı değil. Beethoven, Goethe, Herman Hesse ya da Kandinsky ile ortak tarafları yok. Ya da Ankara’nın Berlin’le benzediği anlamına gelmiyor. Uygar bir Alman ya da Avrupalı gibi davranmak ve yaşamak anlamı da taşımıyor. Gerçi ortak bir bakkaldan alışveriş etmek bir tür eşitlik anlamına gelir. İnsanlar birbirlerine merhaba derler, Buna Türkiye’nin Almanya ile ‘Merhaba Eşitliği’ diyebiliriz. Gençliğimde Türkiye de Volkswagen, Citroen sahipleri sokaklarda birbirlerine korna çalarak selam verirlerdi. Biz de bugünkü Türkiye’de gelişmiş ülkelere korna çalarak bir tür fiyaka satıyoruz anlaşılan. Bu müşteri fiyakası sonunda kendisinin de sanayileştiği ve uygarlaştığı türünden bir algıya dönüşürse bilimsel çalışma ve yayınlama, dergi çıkarmağa da gerek kalmayacak. Bu bir kültür ortaklığı değil Çevrenize bir göz atınca Migros, Carrefour, Hilton, Starbucks’dan geçilmiyor. Pantolon, gömlek, tenis raketi markalara dönüştü. Bugün Apple, Google, Internet, Whatsapp, Facebook, Twitter gibi ortaklıklarımız var. Bu müşteri ortaklığı gerçek bir kültür ortaklığı değildir. Fakat giderek boyutu artıyor, toplum yaşamının kavrıyor. Ne var ki Apple kullanan Amerikalı, Mercedes kullanan Alman olmuyor. Bu yeni alışkanlık ve kullanımlar gelişmemişliğin kölelik rozetleridir. Eskiden farklı bir kölelik. Kimse hapis değil, kimse kırbaç yemiyor. Her şey paraya çevrilmiş. Alacaklılar kimseyi dövmüyor. Bu işleri borçlular kendi aralarında yapıyorlar. Modern köleler dünyanın çıplaklarıdır. kendi ülkelerinde hapse girer, cinayete kurban gider, aç kalabilir, kaçar, göç eder, denizde boğulabilirler. Sevgili Okuyucular, Biz geçmiş sözlüğümüzü 21. yüzyıl sömürü lehçesine çevirdik. Bu durumun nedenlerini Marksist ya da liberal namuslu tarihçilerden, bazı nadir ekonomistler ya da düşünürlerden öğrenebilirsiniz. Adı ‘gelişmekte olan’ terfi ettirilmiş cahil toplumlar bu cendereden kurtulmak zorundalar. Eskiden öğrendiğimiz kadar bunun öncüleri, ülkelerinin iyi okumuşları, aydınları ya da, şansımız olursa entellektüelleri olacak. Bunu aşmak toplum için de, bilinçli ve namuslu aydın için de bir insanlık görevidir. Kentlere göçenler henüz çağdaş kentli olamadılar, diyelim. Toplumun aydın geçinenleri çağdaş dünyayı doğru anlayıp onlara anlattılar mı? Açtıkları üniversitelerde bilimsel araştırma yapıyorlar mı? Sanata değer verip, yardım ediyorlar mı? Kente gelen halk kargaşaya ayak uyduruyor, sıkıntılarına katlanıyor, toprağına geri dönmüyor. Aydın geçinenler ulaşımdan, televizyondan, gazetelerden, mimariden şikayet ediyorlar. Kentle ilişkilerinde alıştıkları ya da başka ülkeler de gördükleri davranış, temizlik , estetik standartları arıyorlar. Kırsaldan göçenlerse istediklerini bulduklarına inanıyorlar. Aranan standart kent yaşamının rahatından öte, uygarlık ise, Türkiye o düzeyde değil. Uygar bir yaşamının standartlarına ulaşamazdık. Aydını sorgulamak Kanımca halkı sorgulamadan önce ona ulaşmak için kılını kıpırdatmayan aydını sorgulamak gerekiyor. Dünyanın milyarları kuşkusuz çok farklı ortam, koşul ve bilgi düzeyinde yaşıyorlar. Türkiye’nin kırsal halkı elli yılda uygar toplum düzeyine yükselmedi. Sorgulanacak olanlar onlar mı, yoksa onların gözlerini açmaya olanak tanımayan ve 1950 den bu yana iktidarda olanlar, onların yardakçıları mı? Hiç eleştirmeden yaşayanlar haklı mı? Cahiller açlık ve yokluktan şikayet ederler, fakat uygarlık koşullarından şikayet etmezler. Cahil ve fakir bir ülkede kalorifer, buz dolabı, çamaşır makinesi, otomobil gibi konfor araçlarını, gerçek uygarlığı gözden uzaklaştıran perdeler olarak, hatta çağdaş kölelik işaretleri olarak düşünün. Bu ilişkileri doğru yorumlayamayan aydın, köyden gelenden daha cahil sayılmayı hak etmiyor mu? Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/toplumun-en-tehlikeli-cahilligi">Toplumun en tehlikeli cahilliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Birkaç ay önce Cumhuriyet gazetesi 30 yıldır ek olarak çıkardığı bilim ve teknoloji dergisini kapattı. On yıldır dergiye yazanlardan biri olarak bu olaydan sonra Türkiye de sanat, felsefe, düşünce, bilim konularında ki yayınların içerikleri okurları ve toplumun bu bağlamdaki eğilimi üzerinde daha fazla düşündüm.</em> Doğan Kuban</p>
<p>***</p>
<p>Gerçi moda, spor, turizm, sosyete konuları bütün dünyada yayınların ağırlıklı yüzdesini oluşturuyor. Fakat gelişmiş ülkelerin ciddi yayınlarında bilimsel, sanatsal ve genelde entelektüel konulara verilen önem ve bu konularda yayınların çokluğu ve niteliği, üniversitelerin yayınları tartışılamayacak kadar çok.</p>
<p>Türkiye’de, bilim, sanat ve felsefenin gelişmemişliğine paralel bir yayın kıtlığı var. Bundan elli yıl önce Beyoğlu’nda satılan yabancı dilde dergi ve gazetelerin sayısı daha fazla idi, şimdi azaldı. Bilimsel ve entelektüel konuların müşterisi de herhalde kitapçıların yerine açılan kahve ve lokantaların müşterisi oldu. Bu gözlem Beyoğlu’nu dolduran kalabalıktaki entelektüel oranını açıklıyor. Gerçi çağdaş görsel çevre toplumu, eskiye göre çok daha fazla etkiliyor, ve onu eğitiyor. Fakat bu entelektüel bir aydınlanma değil.</p>
<p><strong>Peki internet okurluğu?</strong></p>
<p>Internet yeni bir bilgi kaynağı. Ama yoğunlaşan bir okuma göstergesi değil. Her ortamda okuyan bir eski kafalı olarak, kitaplarımın her birini özel yetişmiş bir çiçek gibi görerek yetiştim. internetten uzun kitap okumanın entelektüelden çok bir öğrenci ve araştırıcı işi olduğunu düşünmeğe devam ediyorum. Bizim kuşağın okuyanları kitaba bir sanat eseri gibi davranılmasını öğrendiler. Bunda sayının da rolü var. Bugün telefonlarını ustalıkla ve çok yoğun kullanan, parmakları bir piyaniste benzeyen genç kuşaklar bizden çok farklı bit iletişim ortamında yaşıyor. Fakat bu iletişimin içeriği güncel kahve söylemi ve haberleşme niteliğinde.</p>
<p>Bir mimar olarak, öğrencilerin bizim elle çizdiğimiz projeleri bilgisayarda çizdiklerini görüyorum. Fakat o çizimlere ne kadar duyarlık katılıyor, onu bilmiyorum. Gerçi dünyadaki uygulamalarda sanatsal duyarlıkla teknolojiyi birleştiren tasarımlar var. Fakat Türkiye&#8217;de pek rastlamadım. Çünkü bu örtüşme de gelişmiş, belki daha kompleks bir eğitim, gelişmiş bir algı düzeyi gerekiyor. Bilim, sanayi, sanat, felsefe gelişmeyen bir toplumda mimarlar da bilgisayarı, yerli şoförlerin yabancı arabaları kullandıkları kadar kullanabiliyorlar.</p>
<p>Geçmişte olmayan bir duyarlılık bugüne de ulaşamazdı. Bunu sade mimarlık alanında değil sanatta, felsefe de, edebiyatta her alanda görüyoruz. Dünyadan haberi olmayan, dil bilmeyen, okumayan toplumların öğrencileri de aynı niteliklere sahipler.</p>
<p><strong>Kimliksiz ortaklar </strong></p>
<p>İletişim teknolojisi ve evrensel ekonomi dünyayı kapitalist yapı içinde bütünleştirdikçe, bütün toplumlar, kullandıkları ortak teknikler ve araçlar nedeniyle maddi yaşam ortamının kimliksiz ortakları oldular.</p>
<p>Mutfağında buz dolabı, çamaşır makinası olanlar, cep telefonu olanlar, otomobili olanlar, uçakla oradan oraya gidenler, yabancı ülkeleri ziyaret edenler, kullandıkları eşya ve araçları hiç üretmeseler, üreten ülkelerin insanlarının yazdıklarını okumasalar, onlarla anlaşmasalar bile Alman marka alet ya da otomobil sahibi olunca kendilerini Almanlarla bir tür teknolojik akraba olarak görüyorlar. Bu çok uzak bir akrabalık ilişkisi.</p>
<p>Fakat bilinçli bir kimlik ortaklığı değil. <strong>Beethoven, Goethe, Herman Hesse </strong>ya da <strong>Kandinsky</strong> ile ortak tarafları yok. Ya da Ankara’nın Berlin’le benzediği anlamına gelmiyor. Uygar bir Alman ya da Avrupalı gibi davranmak ve yaşamak anlamı da taşımıyor. Gerçi ortak bir bakkaldan alışveriş etmek bir tür eşitlik anlamına gelir. İnsanlar birbirlerine merhaba derler, Buna Türkiye’nin Almanya ile ‘Merhaba Eşitliği’ diyebiliriz.</p>
<p>Gençliğimde Türkiye de Volkswagen, Citroen sahipleri sokaklarda birbirlerine korna çalarak selam verirlerdi. Biz de bugünkü Türkiye’de gelişmiş ülkelere korna çalarak bir tür fiyaka satıyoruz anlaşılan. Bu müşteri fiyakası sonunda kendisinin de sanayileştiği ve uygarlaştığı türünden bir algıya dönüşürse bilimsel çalışma ve yayınlama, dergi çıkarmağa da gerek kalmayacak.</p>
<p><strong>Bu bir kültür ortaklığı değil</strong></p>
<p>Çevrenize bir göz atınca Migros, Carrefour, Hilton, Starbucks’dan geçilmiyor. Pantolon, gömlek, tenis raketi markalara dönüştü. Bugün Apple, Google, Internet, Whatsapp, Facebook, Twitter gibi ortaklıklarımız var. Bu müşteri ortaklığı gerçek bir kültür ortaklığı değildir. Fakat giderek boyutu artıyor, toplum yaşamının kavrıyor. Ne var ki Apple kullanan Amerikalı, Mercedes kullanan Alman olmuyor. Bu yeni alışkanlık ve kullanımlar gelişmemişliğin kölelik rozetleridir.</p>
<p>Eskiden farklı bir kölelik. Kimse hapis değil, kimse kırbaç yemiyor. Her şey paraya çevrilmiş. Alacaklılar kimseyi dövmüyor. Bu işleri borçlular kendi aralarında yapıyorlar. Modern köleler dünyanın çıplaklarıdır. kendi ülkelerinde hapse girer, cinayete kurban gider, aç kalabilir, kaçar, göç eder, denizde boğulabilirler.</p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p>Biz geçmiş sözlüğümüzü 21. yüzyıl sömürü lehçesine çevirdik. Bu durumun nedenlerini Marksist ya da liberal namuslu tarihçilerden, bazı nadir ekonomistler ya da düşünürlerden öğrenebilirsiniz.</p>
<p>Adı ‘gelişmekte olan’ terfi ettirilmiş cahil toplumlar bu cendereden kurtulmak zorundalar. Eskiden öğrendiğimiz kadar bunun öncüleri, ülkelerinin iyi okumuşları, aydınları ya da, şansımız olursa entellektüelleri olacak. Bunu aşmak toplum için de, bilinçli ve namuslu aydın için de bir insanlık görevidir.</p>
<p>Kentlere göçenler henüz çağdaş kentli olamadılar, diyelim. Toplumun aydın geçinenleri çağdaş dünyayı doğru anlayıp onlara anlattılar mı? Açtıkları üniversitelerde bilimsel araştırma yapıyorlar mı? Sanata değer verip, yardım ediyorlar mı?</p>
<p>Kente gelen halk kargaşaya ayak uyduruyor, sıkıntılarına katlanıyor, toprağına geri dönmüyor. Aydın geçinenler ulaşımdan, televizyondan, gazetelerden, mimariden şikayet ediyorlar. Kentle ilişkilerinde alıştıkları ya da başka ülkeler de gördükleri davranış, temizlik , estetik standartları arıyorlar. Kırsaldan göçenlerse istediklerini bulduklarına inanıyorlar. Aranan standart kent yaşamının rahatından öte, uygarlık ise, Türkiye o düzeyde değil. Uygar bir yaşamının standartlarına ulaşamazdık.</p>
<p><strong>Aydını sorgulamak</strong></p>
<p>Kanımca halkı sorgulamadan önce ona ulaşmak için kılını kıpırdatmayan aydını sorgulamak gerekiyor. Dünyanın milyarları kuşkusuz çok farklı ortam, koşul ve bilgi düzeyinde yaşıyorlar. Türkiye’nin kırsal halkı elli yılda uygar toplum düzeyine yükselmedi. Sorgulanacak olanlar onlar mı, yoksa onların gözlerini açmaya olanak tanımayan ve 1950 den bu yana iktidarda olanlar, onların yardakçıları mı? Hiç eleştirmeden yaşayanlar haklı mı?</p>
<p>Cahiller açlık ve yokluktan şikayet ederler, fakat uygarlık koşullarından şikayet etmezler. Cahil ve fakir bir ülkede kalorifer, buz dolabı, çamaşır makinesi, otomobil gibi konfor araçlarını, gerçek uygarlığı gözden uzaklaştıran perdeler olarak, hatta çağdaş kölelik işaretleri olarak düşünün.</p>
<p>Bu ilişkileri doğru yorumlayamayan aydın, köyden gelenden daha cahil sayılmayı hak etmiyor mu?</p>
<p>Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/toplumun-en-tehlikeli-cahilligi">Toplumun en tehlikeli cahilliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4139</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
