<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>menopoz arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/menopoz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/menopoz</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Mar 2017 10:32:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>2017: Bilimde umutlar büyük</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 09:17:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[cassini]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[gen düzeltme]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kütleçekim dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz bebekleri]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[starcraft]]></category>
		<category><![CDATA[türler]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<category><![CDATA[zihin okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4965</guid>

					<description><![CDATA[<p>2017 yılında bilim dünyasını neler bekliyor? Gen düzeltme yeni yılda yaygınlaşacak 2015 yılında lösemi hastası küçük bir kız genleri düzeltilmiş bağışıklık hücresi yöntemi ile tedavi edildi. Yalnızca küçük kız için özel olarak geliştirilen ve uygulanan bu tedavi yönteminin 2017 yılından başlayarak yaygın olarak kullanılacağı tahmin ediliyor. Var olan bazı genlerin değiştirilmesini veya işlevsiz hale getirilmesini içeren gen düzeltme uygulaması ilk başlarda çok büyük zorluklar içeren bir teknolojiydi. Örneğin küçük kıza uygulanan tedavinin geliştirilmesi yıllar almıştı. Oysa CRISP adı verilen devrim niteliğindeki yeni bir teknik sayesinde bu süreç birkaç haftaya indi. Aslında 2016’nın son aylarında Çinliler CRISPR yöntemini ilk kez insanlar üzerinde denediler. Kanserli bir hastadan çıkartılan bağışıklık hücreleri içindeki PD-1 genini CRISP sayesinde işlevsiz hale getirdiler. Daha sonra bu düzeltilmiş hücreler hastaya yeniden nakledildi.  Böylece kanser hücreleri bağışıklık hücrelerinden kaçamamış oldu. ABD’de yeni yılda başlayacak olan çalışmalar daha büyük hedefler peşinde. Bu çalışmalarda bağışıklık hücrelerinin tümörleri hedef almasını sağlayacak ekstra bir gen ilave edilecek. Daha sonra CRISP tekniğinden yararlanarak PD-1 ve diğer iki gen daha etkisiz hale getirilecek. Lösemi gibi kanser türlerinin tedavisinde tümörleri hedef alan gen ilavesi, halihazırda umut verici bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Ne var ki bu yöntem katı tümörlerde pek işe yaramıyor. Şimdi bu iki tekniğin birleştirilmesiyle tedavi daha etkin bir hale getirilebilir. Bu deneyler hücre genomlarının düzeltilmesi tekniğinin güvenilir olduğunu ortaya koyarsa, çok kısa süre içinde başta göz hastalıkları olmak üzere çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılacak. Dikkat! Geliştirilmiş gerçeklik yanı başınızda… Dijital görüntülerle bezeli geliştirilmiş gerçeklik (augmented reality-AR)  teknolojinin ulaşmak istediği fütüristik bir hayal dünyasıdır. 2017 yılında bu hayal dünyası gerçek olabilir. 2016’da Niantic, Microsoft, Lenovo gibi teknoloji şirketleri, ürünleriyle bizi bu fantezi dünyaya taşıdı. Niantic’in Pokemon Go isimli akıllı telefon oyunu, Microsoft’un HoLoLens adını verdiği dijital ekranlı gözlüğü, Google’ın Tango AR platformunu kullanan Lenovo markalı Phab 2 Pro i telefonu, geliştirilmiş gerçekliğin ilk ürünleri olarak yaşantımızda önemli bir yer edindi. AR hayranları şimdi bu teknolojinin, yalnızca eğlence aracı olarak değil, iş hayatında da kullanılması için harekete geçiyor. Örneğin, fabrika işçileri yeni bir makinenin nasıl kullanılacağını yanı başlarında beliren özel öğretmenlerden öğrenebilecek; mimarlar restore edecekleri binanın içinde dolaşabilecek, dedektifler cinayet mahalini farklı bir açıdan inceleyebilecek. Bu arada bilgisayar oyunu bağımlıları tankları yalnızca ekranlarda değil yanı başlarında yönetecekler. Her yeni buluşta olduğu gibi, insanların AR’ye alışmaları için bir uyum sürecinden geçmek zorunda.   Örneğin bazı insanlar Pokemon Go oyununda canavarların binalarda, müzelerde ve mezarlıklarda aniden belirmesinden hoşnut olmayabilir. Bu teknolojinin kuralları oluşturuluncaya kadar yanı başınızda aniden beliren görüntülerden ürkmemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Cassini uzay aracı Satürn’e dalarak son nefesini verecek Cassini uzay aracı fırlatılışından 20 yıl sonra Eylül 2017’de Satürn’e dalış yaparak yaşamına son verecek. Cassini, 2004 yılında Satürn’ün yörüngesine girmesinden bu yana sürekli olarak gezene, halkalarına ve uydularına ilişkin binlerce göz kamaştırıcı görüntü gönderdi. Bu arada halkalarındaki yeni cisimleri ortaya çıkarttığı gibi Satürn’ün hava koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler de elde etti. Uzay aracının en önemli keşiflerinden biri küçük, buz kaplı Enceladus’un uzaya su buharları fışkırttığını görüntülemesiydi. Bu da uydunun yüzeyinin altında büyük bir denizin olduğunu ve böylece bu denizin içinde yaşam formlarının bulunabileceği olasılığını işaret ediyordu. İşte bu nedenle Cassini’nin yok olması gerekiyordu. Bu kadar önemli keşiflerde bulunmasına karşın uzay aracının yakıtı 2017’de bitecek. Eğer Enceladus’a çarpıp parçalanırsa Dünya’dan getirmiş olacağı mikroplarla uyguyu kirletebilir. Bunu engellemek için “Grand Finale” olarak isimlendirilen bir son ile gezegene çarparak yok olması sağlanacak. Grand Finale için Cassini, gezegenin kuzey kutbu üzerinde uçarken en dıştaki F halkası denilen halkaları delerek alçalacak. Daha sonra en iç halkalardan alacağı örnekleri Dünya’ya gönderecek. Son olarak daha önce hiç girmediği bölgelerin yörüngesinde 22 kez dönecek ve keşif yapacak. Her bir yörünge dönüşü 6 gün sürecek. Bu evrede gezegenin kütleçekimi ve manyetik alanları ile ilgili bilgiler edinecek. Nihai olarak Cassini Saturn’ün en üst atmosferine girecek ve yanacak. Ancak son nefesine kadar veri göndermeye devam edecek. Yakında zihin okuyacağız ve düşüncelerimizi paylaşacağız  İnsandan insana beyin iletişimi ilk kez 2017’de başlayacak. Beynimizin kendine özgü bir çalışma şekli vardır. Herhangi bir kavram üzerindeki düşüncelerimiz deneyim ve anılarımızın etkisi altındadır. Bu da herkesin beyin faaliyetinin farklı bir çalışma şablonu olduğu anlamına gelir. Eğer sinirbilimciler bir kişinin şablonunu öğrenirlerse, o kişinin beyninde bazı belirli düşünceleri tetikleyebilirler; kuramsal olarak bazı insanların beyin faaliyetlerini kullanarak bu düşünceleri devreye sokabilirler. Bugüne dek bilim insanları farklı odalarda oturan iki kişinin karar alırken, transkranial (kafatası içi) manyetik uyarı yöntemi ile etkileşim içine girebileceklerini keşfetmiş bulunuyor. Başka bir çalışmada da beyin implantları yardımı ile üç maymunun birlikte öğrenebilmeleri, birlikte düşünmeleri ve işbirliği yapmaları sağlandı. Daha sonra benzer bir deney farelere de uygulandı. Bir sonraki aşama ise 2017 yılında benzer bir deneyi ameliyatsız bir müdahale ile insanlar üzerinde yapmak. Bu öncü çalışmalar büyük bir olasılıkla EEG başlıkları takan felçli hastalar üzerinden gerçekleştirilecek. Antibiyotik direncinde dönüşü olmayan noktaya yaklaştık Çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız. 2017’de çok sayıda insan basit bir bakteriyel enfeksiyondan ölebilir. Antibiyotik direnci tırmandıkça bel soğukluğu veya idrar yolları iltihabı gibi tedavi edilebilir hastalıklar tedavi edilemez hale gelebilir. Edinburgh Üniversitesi’nden Mark Woolhouse bu tehlikeyi şöyle açıklıyor: “Dünyada çiftlik hayvanlarında insanlardan daha fazla antibiyotik kullanıldığı bir noktaya erişmek üzereyiz. Bu da bakterilerin direnç kazanmasına yol açıyor. Bu noktadan geriye dönüş ne yazık ki yok.” Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) hayvan yetiştiricilerinin artan miktarlarda antibiyotik kullanarak insanların sağlığını tehlikeye attıklarının farkında olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Örneğin insanlardan çok hayvanlarda kullanılan Colistin bugün insanlarda görülen bazı enfeksiyonlara karşı etkili olduğu bilinen tek antibiyotik. Oysa ona karşı da direnç geliştiği ileri sürülüyor. Avrupa İlaç Ajansı Colistin’e dirençli bakterilerin büyük bir olasılıkla çiftlik hayvanlarında artış göstereceğini ve bazı Avrupa ülkelerinin bu antibiyotiğin kullanılmasına sınır getirmesi gerektiğini bildiriyor. FAO gibi örgütler hayvanlarda bakterilere karşı savaşta antibiyotiklerden başka yolların bulunması gerektiğine vurgu yapıyor. Ancak artan et talebini karşılamak için hayvanlarda hızlı büyümeyi sağlayan antibiyotikleri sınırsızca kullanan yoksul ülkelerde, bu alternatiflerin bulunması yaşamsal önem taşıyor. Yapay zekâ ‘StarCraft’ oyununda insanları yenecek Yapay zekânın (AI) 2017’deki hedefi StarCraft adı verilen savaş stratejisi oyun serisinde insan zekâsının üzerine çıkmak.  Dünyanın en yetenekli AI araştırma grupları en iddialı oyuncuları yenmek için kolları sıvamış durumda. Google’ın sahibi olduğu DeepMind şirketinin kurucularından Demis Hassabis ve Jeff Dean bir sonraki hedeflerinin StarCraft olduğunu açıkladılar. StarCraft’ta başarı stratejik güç gerektiriyor. AI, Mart ayında dünyanın en iyi Go oyuncusu Lee Sedol’ü yenerek gücünü kanıtlamıştı. AI’nin Go’daki bu başarısı oyunun karmaşıklığı göz önüne alındığında çok önemli bir adımdır. Go’da olası hamlelerin sayısı evrendeki atom sayısından fazladır. Kaldı ki AlphaGo’nun stratejisi yalnızca oyunu çözmeye odaklı değildir. Tam tersi AlphaGo’nun sinir ağları, uzman insan oyuncuları tarafından yapılan 30 milyon hamleden oluşan bir vertabanı kullanılarak eğitilmiştir. Oysa StarCraft farklı bir mücadeledir. Bu popüler video oyunları, geniş bir sanal alanda devasa orduların oluşturulmasını gerektirir. Oyuncular rakiplerinin niyetlerini bilmez; dolayısıyla aynı gerçek hayatta olduğu gibi eksik bilgilere dayanarak kararlarını vermek zorundadırlar. Bu oyun AI’nin gerçekler karşısında uygulayacağı stratejileri büyük ölçüde geliştirecektir. Menopozdaki kadınlar artık anne olabilecek Artık biyolojik saatin bir anlamı kalmadı. 2017’de menopozdaki kadınlar kendi yumurtalarıyla hamile kalabilecekler. 2016’nın başlarında Atina’daki bir kısırlık kliniği menopozu tersine çevirdiğini ileri sürdü. Burada kadınların yumurtalıklarına, kendi kanlarından alınan trombosit açısından zengin plazma enjekte edildi. Bu yaklaşım genellikle kemik ve eklem yaralanmalarında kullanılır; amaç kök hücreleri harekete geçirmektir. Ne var ki bu yöntemim işe yarayıp yaramadığı tam olarak bilinmiyor. Yunanlı ekip hastalardan alınan yumurtaları döllemeyi başardıklarını duyurdular. Bu embriyoların bir kısmını pek yakında nakletmeyi planlıyorlar. Eğer normal olarak gelişirlerse bebeklerin bir kısmı 2017’de doğabilir. Aynı tedavi New York ve Mısır’daki iki klinikte daha kullanılmakta. Menopozdaki kadınların anne olabilmelerini sağlayan başka yöntemler de var. Biri yumurtaların mitokondriyalarını daha genç kadınlardan alınanlarla değiştirerek yumurtaları gençleştirmek. Bir diğeri de kadınların yumurtalarından kök hücre çıkartarak bunların laboratuvarda olgun yumurta haline gelmesini sağlamak. Eğer bu yöntem işe yararsa her yaşta kadının genç yumurta üretmesi sağlanmış olacak. Kadınlarda yumurta kök hücresinin gerçekten bulunup bulunmadığı bugün tartışma konusu. Ancak dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları bu kök hücrelerini bulup, olgunlaştırmanın peşinde. Bütün bu çalışmalar sessiz sedasız ve gizlice yürütüldüğü için başarılı olup olmadığını ancak menopozdaki bir kadının hamile kalmasıyla veya anne olmasıyla öğrenebileceğiz. Bunun da 2017’de olması büyük olasılık. Karanlık enerjinin gizi çözülecek 2016 Şubat ayında Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory (LIGO) ilk kütleçekim dalga işaretlerini tespit edebildi. 2017’de çok sayıda kütleçekimi dalgası keşfedilmeyi bekliyor. Kütleçekimi dalgaları, masif bir gök cismi hız kazandığı zaman, uzay-zamanda oluşan hareketliliktir. 14 Eylül 2015 tarihinde devasa bir kütleçekimi dalgası meydana geldi. Nedeni iki büyük kara deliğin çarpışması ve nihayetinde birleşmesiydi. Daha sonra Aralık ayında bir tane daha tespit edildi. 2017 yılında daha fazla miktarda kütleçekimi dalgasının saptanması bekleniyor. LIGO dedektörlerinin duyarlılığının %15-20 oranında artırılması ve İtalya’da VIRGO dedektörünün devreye alınmasıyla dalgaların keşfi kolaylaşacak. Bu keşifler ne işe yarayacak? Bir kere daha fazla sayıda kara delik çarpışmasının kayda geçmesi, kara deliklerin evrendeki dağılımının haritalanmasını kolaylaştıracak. Böylece kozmik mesafeleri daha iyi ölçebileceğimizden karanlık enerjinin yapısını anlamamız kolaylaşacak. Halklar iklim değişikliği için hükümetleriyle mücadele etmek zorunda 2016 yılında kıta sıcaklığında, karbon dioksit düzeyinde ve mercan ölümünde küresel rekorlar kırıldı. 2017’de ise iklim değişikliği konusunda siyasi ve yasal mücadelenin şiddetlenmesi bekleniyor. Geçen yıl yürürlüğe giren Paris Antlaşması gereğince 197 hükümet karbon salımını sınırlayarak küresel ısınmayı 2 derecede sabitlemeği kabul etti. Ancak bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen uluslara herhangi bir resmi ceza uygulaması söz konusu değildi. Bunun sonucunda ABD gibi çevreyi en fazla kirleten uluslar antlaşmayı göz ardı etme şansına kavuştular. Buna karşın antlaşmaya uymayan uluslara siyasi, ekonomik ve sosyal baskıların uygulanması gündemde. Örneğin eğer ABD yükümlülüklerini yerine getirmezse diğer uluslar ABD’den gelen ithal mallarına karbon vergisi koyabilecek. Paris Antlaşması ayrıca yurttaşlara hükümetlerini yasal yollarla baskı altına alma konusunda destek sağlıyor. Çevre örgütleri yıllardır hükümetlerini sera gazı salımı gerekçesiyle dava ediyor olsa da, bu davalardan somut bir sonuç çıkmıyor. 2017 yılında bunun değişmesi bekleniyor. Paris Antlaşması’na konacak yeni hükümlerle hükümetlerin yasal olarak karbon salımını kesmeleri sağlanacak. 2016 yılında ABD, Belçika ve Yeni Zelanda’da bir grup yurttaş hükümetlerine karşı karbon salımına ilişkin ciddi tedbirler almadıkları gerekçesiyle dava açmış bulunuyor. Yok olma sınırındaki türler geri getirilebilecek  Bu, 2017’de mamutların geri döneceği anlamına gelmiyor. Ancak yok olmanın sınırındaki bazı türleri geri getirmek için 2017’de bazı projeler hayata geçirilecek. Bozulmamış DNA’ların var olması durumunda genetik ve kök hücre teknolojileri yardımıyla sayıları azalmakta olan bazı hayvanlar klonlanabilecek. Tamamen yok olmuş olan bazı türler ise en yakın akrabalarının genomuna müdahale edilerek yeniden aramıza katılabilecek. Örneğin Kenya’da yaşayan 3 adet beyaz gergedan kısır olmalarına karşın, kök hücre teknolojileriyle çoğalabilecekler. ABD’de yaşamakta olan kara ayaklı sansar (resim) bugün soyu tükenmekte olan hayvanların başında geliyor. Bunları çoğaltmak için laboratuvar deneyleri 2017’de başlayacak. Mamutların geri getirilmesi henüz ufukta görülmüyor. İlk klonlama girişimlerinin 2018’de başlaması planlanıyor. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynak: https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC&#124;NSNS&#124;2016-GLOBAL-inlinelink&#38;utm_medium=ILC&#38;utm_source=NSNS&#38;utm_campaign=inlinelink http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk">2017: Bilimde umutlar büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><strong>2017 yılında bilim dünyasını neler bekliyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>Gen düzeltme yeni yılda yaygınlaşacak</strong><img decoding="async" class="wp-image-4967 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-300x157.jpg" width="300" height="157" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-300x157.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-1024x536.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen.jpg 1500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2015 yılında lösemi hastası küçük bir kız genleri düzeltilmiş bağışıklık hücresi yöntemi ile tedavi edildi. Yalnızca küçük kız için özel olarak geliştirilen ve uygulanan bu tedavi yönteminin 2017 yılından başlayarak yaygın olarak kullanılacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Var olan bazı genlerin değiştirilmesini veya işlevsiz hale getirilmesini içeren gen düzeltme uygulaması ilk başlarda çok büyük zorluklar içeren bir teknolojiydi. Örneğin küçük kıza uygulanan tedavinin geliştirilmesi yıllar almıştı. Oysa CRISP adı verilen devrim niteliğindeki yeni bir teknik sayesinde bu süreç birkaç haftaya indi.</p>
<p>Aslında 2016’nın son aylarında Çinliler CRISPR yöntemini ilk kez insanlar üzerinde denediler. Kanserli bir hastadan çıkartılan bağışıklık hücreleri içindeki PD-1 genini CRISP sayesinde işlevsiz hale getirdiler. Daha sonra bu düzeltilmiş hücreler hastaya yeniden nakledildi.  Böylece kanser hücreleri bağışıklık hücrelerinden kaçamamış oldu.</p>
<p>ABD’de yeni yılda başlayacak olan çalışmalar daha büyük hedefler peşinde. Bu çalışmalarda bağışıklık hücrelerinin tümörleri hedef almasını sağlayacak ekstra bir gen ilave edilecek. Daha sonra CRISP tekniğinden yararlanarak PD-1 ve diğer iki gen daha etkisiz hale getirilecek. Lösemi gibi kanser türlerinin tedavisinde tümörleri hedef alan gen ilavesi, halihazırda umut verici bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Ne var ki bu yöntem katı tümörlerde pek işe yaramıyor. Şimdi bu iki tekniğin birleştirilmesiyle tedavi daha etkin bir hale getirilebilir.</p>
<p>Bu deneyler hücre genomlarının düzeltilmesi tekniğinin güvenilir olduğunu ortaya koyarsa, çok kısa süre içinde başta göz hastalıkları olmak üzere çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılacak.</p>
<p><strong>Dikkat! Geliştirilmiş gerçeklik yanı başınızda… </strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-4968 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Dijital görüntülerle bezeli geliştirilmiş gerçeklik (augmented reality-AR)  teknolojinin ulaşmak istediği fütüristik bir hayal dünyasıdır. 2017 yılında bu hayal dünyası gerçek olabilir.</p>
<p>2016’da Niantic, Microsoft, Lenovo gibi teknoloji şirketleri, ürünleriyle bizi bu fantezi dünyaya taşıdı. <strong>Niantic</strong>’in <em>Pokemon Go</em> isimli akıllı telefon oyunu, <strong>Microsoft</strong>’un <em>HoLoLens</em> adını verdiği dijital ekranlı gözlüğü, <strong>Google</strong>’ın <em>Tango AR platformunu</em> kullanan <strong>Lenovo</strong> markalı <em>Phab 2</em> Pro i telefonu, geliştirilmiş gerçekliğin ilk ürünleri olarak yaşantımızda önemli bir yer edindi.</p>
<p>AR hayranları şimdi bu teknolojinin, yalnızca eğlence aracı olarak değil, iş hayatında da kullanılması için harekete geçiyor. Örneğin, fabrika işçileri yeni bir makinenin nasıl kullanılacağını yanı başlarında beliren özel öğretmenlerden öğrenebilecek; mimarlar restore edecekleri binanın içinde dolaşabilecek, dedektifler cinayet mahalini farklı bir açıdan inceleyebilecek. Bu arada bilgisayar oyunu bağımlıları tankları yalnızca ekranlarda değil yanı başlarında yönetecekler.</p>
<p>Her yeni buluşta olduğu gibi, insanların AR’ye alışmaları için bir uyum sürecinden geçmek zorunda.   Örneğin bazı insanlar Pokemon Go oyununda canavarların binalarda, müzelerde ve mezarlıklarda aniden belirmesinden hoşnut olmayabilir. Bu teknolojinin kuralları oluşturuluncaya kadar yanı başınızda aniden beliren görüntülerden ürkmemeyi öğrenmeniz gerekiyor.</p>
<p><strong>Cassini uzay aracı Satürn’e dalarak son nefesini verecek</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-4969 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-300x169.jpg" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Cassini uzay aracı fırlatılışından 20 yıl sonra Eylül 2017’de Satürn’e dalış yaparak yaşamına son verecek.</p>
<p>Cassini, 2004 yılında Satürn’ün yörüngesine girmesinden bu yana sürekli olarak gezene, halkalarına ve uydularına ilişkin binlerce göz kamaştırıcı görüntü gönderdi. Bu arada halkalarındaki yeni cisimleri ortaya çıkarttığı gibi Satürn’ün hava koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler de elde etti.</p>
<p>Uzay aracının en önemli keşiflerinden biri küçük, buz kaplı Enceladus’un uzaya su buharları fışkırttığını görüntülemesiydi. Bu da uydunun yüzeyinin altında büyük bir denizin olduğunu ve böylece bu denizin içinde yaşam formlarının bulunabileceği olasılığını işaret ediyordu.</p>
<p>İşte bu nedenle Cassini’nin yok olması gerekiyordu. Bu kadar önemli keşiflerde bulunmasına karşın uzay aracının yakıtı 2017’de bitecek. Eğer Enceladus’a çarpıp parçalanırsa Dünya’dan getirmiş olacağı mikroplarla uyguyu kirletebilir. Bunu engellemek için “<strong>Grand Finale</strong>” olarak isimlendirilen bir son ile gezegene çarparak yok olması sağlanacak.</p>
<p>Grand Finale için Cassini, gezegenin kuzey kutbu üzerinde uçarken en dıştaki F halkası denilen halkaları delerek alçalacak. Daha sonra en iç halkalardan alacağı örnekleri Dünya’ya gönderecek.</p>
<p>Son olarak daha önce hiç girmediği bölgelerin yörüngesinde 22 kez dönecek ve keşif yapacak. Her bir yörünge dönüşü 6 gün sürecek. Bu evrede gezegenin kütleçekimi ve manyetik alanları ile ilgili bilgiler edinecek.</p>
<p>Nihai olarak Cassini Saturn’ün en üst atmosferine girecek ve yanacak. Ancak son nefesine kadar veri göndermeye devam edecek.</p>
<p><strong>Yakında zihin okuyacağız ve düşüncelerimizi paylaşacağız  </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4970 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />İnsandan insana beyin iletişimi ilk kez 2017’de başlayacak.</p>
<p>Beynimizin kendine özgü bir çalışma şekli vardır. Herhangi bir kavram üzerindeki düşüncelerimiz deneyim ve anılarımızın etkisi altındadır. Bu da herkesin beyin faaliyetinin farklı bir çalışma şablonu olduğu anlamına gelir. Eğer sinirbilimciler bir kişinin şablonunu öğrenirlerse, o kişinin beyninde bazı belirli düşünceleri tetikleyebilirler; kuramsal olarak bazı insanların beyin faaliyetlerini kullanarak bu düşünceleri devreye sokabilirler.</p>
<p>Bugüne dek bilim insanları farklı odalarda oturan iki kişinin karar alırken, transkranial (kafatası içi) manyetik uyarı yöntemi ile etkileşim içine girebileceklerini keşfetmiş bulunuyor. Başka bir çalışmada da beyin implantları yardımı ile üç maymunun birlikte öğrenebilmeleri, birlikte düşünmeleri ve işbirliği yapmaları sağlandı. Daha sonra benzer bir deney farelere de uygulandı.</p>
<p>Bir sonraki aşama ise 2017 yılında benzer bir deneyi ameliyatsız bir müdahale ile insanlar üzerinde yapmak. Bu öncü çalışmalar büyük bir olasılıkla EEG başlıkları takan felçli hastalar üzerinden gerçekleştirilecek.</p>
<p><strong>Antibiyotik direncinde dönüşü olmayan noktaya yaklaştık</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-4971 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1-300x248.jpg" width="300" height="248" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1-300x248.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1.jpg 369w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız. 2017’de çok sayıda insan basit bir bakteriyel enfeksiyondan ölebilir. Antibiyotik direnci tırmandıkça bel soğukluğu veya idrar yolları iltihabı gibi tedavi edilebilir hastalıklar tedavi edilemez hale gelebilir.</p>
<p>Edinburgh Üniversitesi’nden <strong>Mark Woolhouse</strong> bu tehlikeyi şöyle açıklıyor: “Dünyada çiftlik hayvanlarında insanlardan daha fazla antibiyotik kullanıldığı bir noktaya erişmek üzereyiz. Bu da bakterilerin direnç kazanmasına yol açıyor. Bu noktadan geriye dönüş ne yazık ki yok.” Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) hayvan yetiştiricilerinin artan miktarlarda antibiyotik kullanarak insanların sağlığını tehlikeye attıklarının farkında olmaları gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Örneğin insanlardan çok hayvanlarda kullanılan <em>Colistin</em> bugün insanlarda görülen bazı enfeksiyonlara karşı etkili olduğu bilinen tek antibiyotik. Oysa ona karşı da direnç geliştiği ileri sürülüyor. Avrupa İlaç Ajansı Colistin’e dirençli bakterilerin büyük bir olasılıkla çiftlik hayvanlarında artış göstereceğini ve bazı Avrupa ülkelerinin bu antibiyotiğin kullanılmasına sınır getirmesi gerektiğini bildiriyor.</p>
<p>FAO gibi örgütler hayvanlarda bakterilere karşı savaşta antibiyotiklerden başka yolların bulunması gerektiğine vurgu yapıyor. Ancak artan et talebini karşılamak için hayvanlarda hızlı büyümeyi sağlayan antibiyotikleri sınırsızca kullanan yoksul ülkelerde, bu alternatiflerin bulunması yaşamsal önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ‘StarCraft’ oyununda insanları yenecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4972 size-thumbnail alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/yap-150x150.jpg" width="150" height="150" />Yapay zekânın (AI) 2017’deki hedefi StarCraft adı verilen savaş stratejisi oyun serisinde insan zekâsının üzerine çıkmak.  Dünyanın en yetenekli AI araştırma grupları en iddialı oyuncuları yenmek için kolları sıvamış durumda.</p>
<p>Google’ın sahibi olduğu <strong>DeepMind</strong> şirketinin kurucularından <strong>Demis Hassabis</strong> ve <strong>Jeff Dean</strong> bir sonraki hedeflerinin <strong>StarCraft</strong> olduğunu açıkladılar.</p>
<p>StarCraft’ta başarı stratejik güç gerektiriyor. AI, Mart ayında dünyanın en iyi Go oyuncusu <strong>Lee Sedol</strong>’ü yenerek gücünü kanıtlamıştı. AI’nin Go’daki bu başarısı oyunun karmaşıklığı göz önüne alındığında çok önemli bir adımdır. Go’da olası hamlelerin sayısı evrendeki atom sayısından fazladır. Kaldı ki AlphaGo’nun stratejisi yalnızca oyunu çözmeye odaklı değildir. Tam tersi AlphaGo’nun <strong>sinir ağları,</strong> uzman insan oyuncuları tarafından yapılan 30 milyon hamleden oluşan bir vertabanı kullanılarak eğitilmiştir.</p>
<p>Oysa StarCraft farklı bir mücadeledir. Bu popüler video oyunları, geniş bir sanal alanda devasa orduların oluşturulmasını gerektirir. Oyuncular rakiplerinin niyetlerini bilmez; dolayısıyla aynı gerçek hayatta olduğu gibi eksik bilgilere dayanarak kararlarını vermek zorundadırlar. Bu oyun AI’nin gerçekler karşısında uygulayacağı stratejileri büyük ölçüde geliştirecektir.</p>
<p><strong>Menopozdaki kadınlar artık anne olabilecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4973 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men-300x188.jpg" width="300" height="188" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men-300x188.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men.jpg 640w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Artık biyolojik saatin bir anlamı kalmadı. 2017’de menopozdaki kadınlar kendi yumurtalarıyla hamile kalabilecekler.</p>
<p>2016’nın başlarında Atina’daki bir kısırlık kliniği menopozu tersine çevirdiğini ileri sürdü. Burada kadınların yumurtalıklarına, kendi kanlarından alınan trombosit açısından zengin plazma enjekte edildi. Bu yaklaşım genellikle kemik ve eklem yaralanmalarında kullanılır; amaç kök hücreleri harekete geçirmektir. Ne var ki bu yöntemim işe yarayıp yaramadığı tam olarak bilinmiyor.</p>
<p>Yunanlı ekip hastalardan alınan yumurtaları döllemeyi başardıklarını duyurdular. Bu embriyoların bir kısmını pek yakında nakletmeyi planlıyorlar. Eğer normal olarak gelişirlerse bebeklerin bir kısmı 2017’de doğabilir. Aynı tedavi New York ve Mısır’daki iki klinikte daha kullanılmakta.</p>
<p>Menopozdaki kadınların anne olabilmelerini sağlayan başka yöntemler de var. Biri yumurtaların mitokondriyalarını daha genç kadınlardan alınanlarla değiştirerek yumurtaları gençleştirmek. Bir diğeri de kadınların yumurtalarından kök hücre çıkartarak bunların laboratuvarda olgun yumurta haline gelmesini sağlamak. Eğer bu yöntem işe yararsa her yaşta kadının genç yumurta üretmesi sağlanmış olacak.</p>
<p>Kadınlarda yumurta kök hücresinin gerçekten bulunup bulunmadığı bugün tartışma konusu. Ancak dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları bu kök hücrelerini bulup, olgunlaştırmanın peşinde. Bütün bu çalışmalar sessiz sedasız ve gizlice yürütüldüğü için başarılı olup olmadığını ancak menopozdaki bir kadının hamile kalmasıyla veya anne olmasıyla öğrenebileceğiz. Bunun da 2017’de olması büyük olasılık.</p>
<p><strong>Karanlık enerjinin gizi çözülecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4975 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek-300x179.jpg" width="300" height="179" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek-300x179.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek.jpg 676w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2016 Şubat ayında <strong>Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory</strong> (LIGO) ilk kütleçekim dalga işaretlerini tespit edebildi. 2017’de çok sayıda kütleçekimi dalgası keşfedilmeyi bekliyor.</p>
<p>Kütleçekimi dalgaları, masif bir gök cismi hız kazandığı zaman, uzay-zamanda oluşan hareketliliktir. 14 Eylül 2015 tarihinde devasa bir kütleçekimi dalgası meydana geldi. Nedeni iki büyük kara deliğin çarpışması ve nihayetinde birleşmesiydi. Daha sonra Aralık ayında bir tane daha tespit edildi.</p>
<p>2017 yılında daha fazla miktarda kütleçekimi dalgasının saptanması bekleniyor. LIGO dedektörlerinin duyarlılığının %15-20 oranında artırılması ve İtalya’da VIRGO dedektörünün devreye alınmasıyla dalgaların keşfi kolaylaşacak.</p>
<p>Bu keşifler ne işe yarayacak? Bir kere daha fazla sayıda kara delik çarpışmasının kayda geçmesi, kara deliklerin evrendeki dağılımının haritalanmasını kolaylaştıracak. Böylece kozmik mesafeleri daha iyi ölçebileceğimizden karanlık enerjinin yapısını anlamamız kolaylaşacak.</p>
<p><strong>Halklar iklim değişikliği için hükümetleriyle mücadele etmek zorunda</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4977 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />2016 yılında kıta sıcaklığında, karbon dioksit düzeyinde ve mercan ölümünde küresel rekorlar kırıldı. 2017’de ise iklim değişikliği konusunda siyasi ve yasal mücadelenin şiddetlenmesi bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl yürürlüğe giren Paris Antlaşması gereğince 197 hükümet karbon salımını sınırlayarak küresel ısınmayı 2 derecede sabitlemeği kabul etti. Ancak bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen uluslara herhangi bir resmi ceza uygulaması söz konusu değildi. Bunun sonucunda ABD gibi çevreyi en fazla kirleten uluslar antlaşmayı göz ardı etme şansına kavuştular.</p>
<p>Buna karşın antlaşmaya uymayan uluslara siyasi, ekonomik ve sosyal baskıların uygulanması gündemde. Örneğin eğer ABD yükümlülüklerini yerine getirmezse diğer uluslar ABD’den gelen ithal mallarına karbon vergisi koyabilecek.</p>
<p>Paris Antlaşması ayrıca yurttaşlara hükümetlerini yasal yollarla baskı altına alma konusunda destek sağlıyor. Çevre örgütleri yıllardır hükümetlerini sera gazı salımı gerekçesiyle dava ediyor olsa da, bu davalardan somut bir sonuç çıkmıyor.</p>
<p>2017 yılında bunun değişmesi bekleniyor. Paris Antlaşması’na konacak yeni hükümlerle hükümetlerin yasal olarak karbon salımını kesmeleri sağlanacak.</p>
<p>2016 yılında ABD, Belçika ve Yeni Zelanda’da bir grup yurttaş hükümetlerine karşı karbon salımına ilişkin ciddi tedbirler almadıkları gerekçesiyle dava açmış bulunuyor.</p>
<p><strong>Yok olma sınırındaki türler geri getirilebilecek </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4976 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /> Bu, 2017’de mamutların geri döneceği anlamına gelmiyor. Ancak yok olmanın sınırındaki bazı türleri geri getirmek için 2017’de bazı projeler hayata geçirilecek.</p>
<p>Bozulmamış DNA’ların var olması durumunda genetik ve kök hücre teknolojileri yardımıyla sayıları azalmakta olan bazı hayvanlar klonlanabilecek. Tamamen yok olmuş olan bazı türler ise en yakın akrabalarının genomuna müdahale edilerek yeniden aramıza katılabilecek.</p>
<p>Örneğin Kenya’da yaşayan 3 adet beyaz gergedan kısır olmalarına karşın, kök hücre teknolojileriyle çoğalabilecekler. ABD’de yaşamakta olan kara ayaklı sansar (resim) bugün soyu tükenmekte olan hayvanların başında geliyor. Bunları çoğaltmak için laboratuvar deneyleri 2017’de başlayacak.</p>
<p>Mamutların geri getirilmesi henüz ufukta görülmüyor. İlk klonlama girişimlerinin 2018’de başlaması planlanıyor.</p>
<p><strong>Derleyen: Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC|NSNS|2016-GLOBAL-inlinelink&amp;utm_medium=ILC&amp;utm_source=NSNS&amp;utm_campaign=inlinelink">https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC|NSNS|2016-GLOBAL-inlinelink&amp;utm_medium=ILC&amp;utm_source=NSNS&amp;utm_campaign=inlinelink</a></p>
<p><a href="http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors">http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors</a></p>
<p><a href="http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm">http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm</a></p>
<p><a href="http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm">http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk">2017: Bilimde umutlar büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Menopoz gerekli midir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Oct 2016 22:26:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[katil balinalar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3946</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan, pek çok bakımdan tuhaf bir varlık. Bazı açılardan memeliler arasındaki durumu son derece ilginç ve sıradışı. Bunlardan biri, babanın çocuk bakımında yüklendiği büyük rol; diğeri ise kadınlardaki menopoz. Jared Diamond bu özellikleriyle insanın diğer memelilerle karşılaştırıldığında oldukça &#8220;sapkın&#8221; bir tür olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Gene eğilimin epey dışında çünkü&#8230; Esasında bu durum insan yavrusunun özellikleri göz önüne alındığında son derece olağan. Zira insan, alet kullanmaya bağımlı bir tür. Herhangi başka bir memeli yavrusu daha doğduğunda pek çok şeyi becerebilir ve kısa sürede kendi yiyeceğini bulmaya başlayabilirken, insan yavrusu için bu süre oldukça uzundur. Hele ki yiyeceğini toplamak için ihtiyaç duyduğu alet edevatı kullanabilmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel gelişim yıllarını alır. Bu da iki ebeveyn tarafından büyütülmesini zorunlu kılar (Belki de bu nedenle Bertrand Russel, devlet bakımının artması ile tek ebeveynli ailelerin sayısının çoğalması arasındaki ilişkiye dikkat çeker). Belki de insan yavrusunun bu özel durumu &#8220;menopoz&#8221; olgusunu da ortaya çıkarmıştır, diye düşünüyor evrimsel biyologlar. Sebeplerini de bu yazı sonunda açıklamış olacağım. Lakin ilk etapta insanın aklına yine de şu soru takılıyor: Neden sadece kadın? Niçin erkekler neredeyse ömürlerinin sonuna dek üreme yetisine sahipken, kadınlar için durum böyle değil ve belli bir yaştan sonra doğurganlıklarını kaybediyorlar? Bu konudaki teorilerden birisi, esasında insanların da diğer hayvanlar gibi ancak ömürlerinin sonunda üreme yeteneklerini kaybettiklerini, lakin insan ömrü uzadıkça dişi üreme sisteminin buna uyum sağlayamadığı yönünde bir teori. Başka bir deyişle: Ezelden kimse menopoza girecek kadar hayatta kalmıyordu zaten&#8230; Bu durum değişti ve kadınlar ayak uyduramadı&#8230; Niçin erkeklerin uyum sağlayıp, kadınların uyum sağlayamadığı kısmını boş bırakan bu teori, büyük ölçüde kabul görmüyor. Ki zaten bu teori kemik yaşı tahminlerine dayandığı için biraz prim yapsa da, hâlâ ortalama ömür beklentisi oldukça düşük olan bazı kabilelerde menopozun var olduğunun görülmesi teoriyi çürütmüş sayılıyor. Bir başka teori ise kadınların doğduklarında zaten sınırlı sayıda yumurtayla dünyaya geldikleri fikrine dayanıyor. Her adet çevriminde bu yumurtaların sayısı azalıyor ve nihayetinde bitiyor&#8230; O halde menopozun özel bir nedenini araştırmaya ne gerek var? Lakin bu tezin anti-tezi var: Yumurta sayısının sınırlılığının diğer hayvanlar için de geçerli olmasına rağmen bunun bir ömür yetmesi mümkünken, insanda değil&#8230; O halde insan menopozu hala açıklamaya muhtaçtır. Esas teori Son derece geçerli olan -ve kabul edilen- teori ise şu (bunu biraz daha detaylı anlatacağım): Yumurta üretmek ve doğurmak, büyük bir yatırımdır. Hem kadınların bedenini yıpratması açısından, hem de sarf edilen biyolojik enerji bakımından. Esasında bu enerjinin büyük kısmını, zamana karşı yıpranmalarımızı onarmaya kullanıyoruz. Yıpranma her daim devam ediyor. Onarım yeteneğimiz ise yaşla birlikte azalıyor. İşte nasıl ki gün gelip de elektronik bir cihazımız çok eskiyip bozulduğunda, yenisini alıp eskisini çöpe atmak daha mantıklı geliyorsa, bedenimiz için de aynısı geçerlidir. Lakin mantık ters çalışır, zira &#8220;eskisini&#8221;, yani kendimizi çöpe atmak, hayatta kalmaya yönelik diğer tüm eğilimlerimizle terstir. O halde &#8220;yenisini yapmaktan vazgeçmek&#8221; daha olağan olacaktır. Başka bir deyişle, bir kadının onarıma ayırması gereken yatırım onun için daha önemli olduğundan, bebek yapmak yerine hayatta kalmayı tercih edecektir. İnsan, ömrü oldukça uzun bir memelidir. Diğer memelilerden çoğunun ömürleri kısadır. Kısadır, çünkü neredeyse onarıma hiç yatırım yapmazlar. Ömrü pek kısa olan hayvanların üremek -ve genlerini yaymak- için pek az zamanları vardır: Bu yüzden de hem sık doğururlar, hem de tek seferde birden çok yavru&#8230; İşte doğanın getir-götür hesabı: Uzun yıllar yaşayan, tek seferde genelde sadece bir yavru doğuran, üstelik bunu 9 aylık bir gebelik sonrasında gerçekleştiren insan için &#8220;doğurmak&#8221; son derece maliyetlidir. Veeeee bir noktadan sonra yeni çocuk doğurarak iyice yıpranmak yerine, HAYATTA DAHA UZUN SÜRE KALARAK zaten az sayıda ve büyük zahmetlerle doğurulmuş bir çocuğa çok daha iyi bakım sağlamak mantıklı hale geliverir. Bu da bize &#8220;neden erkek değil de kadın&#8221; sorusunun yanıtını da veriyor. Çünkü bir erkeğin doğum için yaptığı yatırım sadece bir sperm üretmekten ibarettir. Kadınlarsa doğumun tüm yükünü ve zahmetini çekerek, bir de maddi olarak &#8220;canlarından bir parça&#8221; ortaya çıkarırlar. Nineler işe yarıyor mu? Şu halde bu teorinin dayandığı hipotez geçerliyse, kadınların uzun yaşamalarının gerçekten de çocukların hayatta kalmasına bir katkısı olması gerekir. Yani doğurganlığını yitirdiği için daha uzun yaşayan bir kadının çocuklarının hayatta kalma şanslarının daha çok artmasını bekleriz değil mi? Öncelikle mantık zaten bize şunu söylüyor: Daha bir ay önce doğmuş çocuğu bir yaşına basmamışken tekrar doğuran bir kadın, son çocuğunu bir miktar tehlikeye atmış olur (Günümüz şartlarında değil, avcı toplayıcı dönemimizdeki şartları dikkate alın: Vahşi hayvanlar, yiyecek kıtlığı, emzirme gerekliliği vb&#8230;). Ancak bu gerçeğe sadece mantıkla ulaşmak mümkün değil. Gözlem de gerek&#8230; Bazı toplumlar için, özellikle geniş ailelerde, evdeki büyük kadının önemi barizdir. Çevremizde gözlemlemediysek, daha eski toplumları anlatan filmlerde izlemediysek dahi, sadece Marquez&#8217;in &#8220;Yüzyıllık Yalnızlık&#8221; romanını okumak bile, bize nine varlığı ve denetiminin hayatta kalma olasılığını nasıl artırdığı hakkında bir fikir verir. Yeter mi? Yetmez&#8230; Daha sağlam gözlemler, nitelikli veriler gerek. Katil balinalar İnsanlara benzer bir şekilde menopoz geçiren ve dişi bireylerin hayatlarının kaydadeğer kısmını menopoz sonrasında yaşayan başka canlı türleri de var. Kara balinaları ve katil balinalar. Katil balinalar, 30-40 yaşlarında menopoze girerek doğurganlıklarını yitiriyorlar ama 90 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik yaşlandıktan sonra da sürüde varlıklarını sürdürerek, her bakımdan bizlere benzer bir menopoz ve yaşam profili gösteriyorlar. Yani katil balinalarda da &#8220;geniş aile&#8221; durumu görünüyor veya başka bir deyişle iki kuşak bir arada bulunuyor ve aile bağlarını koparmıyorlar. 2012 yılında Exeter Üniversitesi&#8217;nden Emma Foster ve ekibi,  katil balinalarda annenin -veya ninenin- sürüde kalmasının çocukları ve torunlarının hayatta kalma olasılığını artırdığını ortaya koydu. Yani menopoza girerek doğurganlığını yitirse de, hayatta kalarak genlerini yaymak konusunda daha başarılı bir girişimde bulunmuş olduğunu. Sayılar ise oldukça kayda değer: Annesi hayatta olan 30 yaşından büyük erkek balinaların olmayanlara göre yaşama şansı 14 kat daha fazla! 30 yaşından genç erkek yavruların annelerinin ölümünü takip eden yıl ölme olasılıkları 3 kat artarken, 30 yaşından büyük erkek balinalar için bu olasılık 8 kat artıyor. Lakin dişi yavrular annelerinin ölümünden erkekler kadar etkilenmiyor. Zira dişilerin yavruları sürüde kalıyor (baba çekip gidiyor ve bu yavrular kıt kaynakları anneyle, nineyle bölüşüyorlar), erkeklerin yavruları ise başka bir sürüde büyüyorlar (baba bakımı olmadığından, başka bir sürüde anne tarafından büyütülüyor). Bu durum, nine için erkek yavruların daha kıymetli olmasına, onları desteklemenin daha verimli olmasına neden oluyor. Sonuç Kadın menopozuyla ilgili Işıl Arıcan&#8217;ın kaynaklarda da yer alan nefis çevirisini okuduğum gün, &#8220;öksüz&#8221; sıfatının da anlamını çok iyi bir şekilde kavradığım gündür. Zira Ök, eski türkçede, akıl ve zekâ demektir&#8230; Sizce de yazı boyunca anlattığım teoriyi çok iyi ifade etmiyor mu? Kaynaklar: (1) Diamond, Jared. Seks Neden Keyiflidir? Çev. Sinem Gül. İstanbul: Varlık, 2011 (2) Yong, Ed. &#8220;Yardımcı Nineler ve Menopozdaki Katil Balinalar&#8220;, Açık Bilim. Çev. Işıl Arıcan. Ekim, 2012.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi">Menopoz gerekli midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan, pek çok bakımdan tuhaf bir varlık. Bazı açılardan memeliler arasındaki durumu son derece ilginç ve sıradışı. Bunlardan biri, babanın çocuk bakımında yüklendiği büyük rol; diğeri ise kadınlardaki menopoz. Jared Diamond bu özellikleriyle insanın diğer memelilerle karşılaştırıldığında oldukça &#8220;sapkın&#8221; bir tür olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor. Gene eğilimin epey dışında çünkü&#8230;</p>
<p>Esasında bu durum insan yavrusunun özellikleri göz önüne alındığında son derece olağan. Zira insan, alet kullanmaya bağımlı bir tür. Herhangi başka bir memeli yavrusu daha doğduğunda pek çok şeyi becerebilir ve kısa sürede kendi yiyeceğini bulmaya başlayabilirken, insan yavrusu için bu süre oldukça uzundur. Hele ki yiyeceğini toplamak için ihtiyaç duyduğu alet edevatı kullanabilmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel gelişim yıllarını alır. Bu da iki ebeveyn tarafından büyütülmesini zorunlu kılar (Belki de bu nedenle Bertrand Russel, devlet bakımının artması ile tek ebeveynli ailelerin sayısının çoğalması arasındaki ilişkiye dikkat çeker).</p>
<p>Belki de insan yavrusunun bu özel durumu &#8220;menopoz&#8221; olgusunu da ortaya çıkarmıştır, diye düşünüyor evrimsel biyologlar. Sebeplerini de bu yazı sonunda açıklamış olacağım. Lakin ilk etapta insanın aklına yine de şu soru takılıyor: Neden sadece kadın? Niçin erkekler neredeyse ömürlerinin sonuna dek üreme yetisine sahipken, kadınlar için durum böyle değil ve belli bir yaştan sonra doğurganlıklarını kaybediyorlar?</p>
<p>Bu konudaki teorilerden birisi, esasında insanların da diğer hayvanlar gibi ancak ömürlerinin sonunda üreme yeteneklerini kaybettiklerini, lakin insan ömrü uzadıkça dişi üreme sisteminin buna uyum sağlayamadığı yönünde bir teori. Başka bir deyişle: Ezelden kimse menopoza girecek kadar hayatta kalmıyordu zaten&#8230; Bu durum değişti ve kadınlar ayak uyduramadı&#8230; Niçin erkeklerin uyum sağlayıp, kadınların uyum sağlayamadığı kısmını boş bırakan bu teori, büyük ölçüde kabul görmüyor. Ki zaten bu teori kemik yaşı tahminlerine dayandığı için biraz prim yapsa da, hâlâ ortalama ömür beklentisi oldukça düşük olan bazı kabilelerde menopozun var olduğunun görülmesi teoriyi çürütmüş sayılıyor.</p>
<p>Bir başka teori ise kadınların doğduklarında zaten sınırlı sayıda yumurtayla dünyaya geldikleri fikrine dayanıyor. Her adet çevriminde bu yumurtaların sayısı azalıyor ve nihayetinde bitiyor&#8230; O halde menopozun özel bir nedenini araştırmaya ne gerek var? Lakin bu tezin anti-tezi var: Yumurta sayısının sınırlılığının diğer hayvanlar için de geçerli olmasına rağmen bunun bir ömür yetmesi mümkünken, insanda değil&#8230; O halde insan menopozu hala açıklamaya muhtaçtır.</p>
<p><strong>Esas teori</strong></p>
<p>Son derece geçerli olan -ve kabul edilen- teori ise şu (bunu biraz daha detaylı anlatacağım):</p>
<p>Yumurta üretmek ve doğurmak, büyük bir yatırımdır. Hem kadınların bedenini yıpratması açısından, hem de sarf edilen biyolojik enerji bakımından. Esasında bu enerjinin büyük kısmını, zamana karşı yıpranmalarımızı onarmaya kullanıyoruz. Yıpranma her daim devam ediyor. Onarım yeteneğimiz ise yaşla birlikte azalıyor.</p>
<p>İşte nasıl ki gün gelip de elektronik bir cihazımız çok eskiyip bozulduğunda, yenisini alıp eskisini çöpe atmak daha mantıklı geliyorsa, bedenimiz için de aynısı geçerlidir. Lakin mantık ters çalışır, zira &#8220;eskisini&#8221;, yani kendimizi çöpe atmak, hayatta kalmaya yönelik diğer tüm eğilimlerimizle terstir. O halde &#8220;yenisini yapmaktan vazgeçmek&#8221; daha olağan olacaktır. Başka bir deyişle, bir kadının onarıma ayırması gereken yatırım onun için daha önemli olduğundan, bebek yapmak yerine hayatta kalmayı tercih edecektir.</p>
<p>İnsan, ömrü oldukça uzun bir memelidir. Diğer memelilerden çoğunun ömürleri kısadır. Kısadır, çünkü neredeyse onarıma hiç yatırım yapmazlar. Ömrü pek kısa olan hayvanların üremek -ve genlerini yaymak- için pek az zamanları vardır: Bu yüzden de hem sık doğururlar, hem de tek seferde birden çok yavru&#8230; İşte doğanın getir-götür hesabı: Uzun yıllar yaşayan, tek seferde genelde sadece bir yavru doğuran, üstelik bunu 9 aylık bir gebelik sonrasında gerçekleştiren insan için &#8220;doğurmak&#8221; son derece maliyetlidir.</p>
<p>Veeeee bir noktadan sonra yeni çocuk doğurarak iyice yıpranmak yerine, HAYATTA DAHA UZUN SÜRE KALARAK zaten az sayıda ve büyük zahmetlerle doğurulmuş bir çocuğa çok daha iyi bakım sağlamak mantıklı hale geliverir.</p>
<p>Bu da bize &#8220;neden erkek değil de kadın&#8221; sorusunun yanıtını da veriyor. Çünkü bir erkeğin doğum için yaptığı yatırım sadece bir sperm üretmekten ibarettir. Kadınlarsa doğumun tüm yükünü ve zahmetini çekerek, bir de maddi olarak &#8220;canlarından bir parça&#8221; ortaya çıkarırlar.</p>
<p><strong>Nineler işe yarıyor mu?</strong></p>
<p>Şu halde bu teorinin dayandığı hipotez geçerliyse, kadınların uzun yaşamalarının gerçekten de çocukların hayatta kalmasına bir katkısı olması gerekir. Yani doğurganlığını yitirdiği için daha uzun yaşayan bir kadının çocuklarının hayatta kalma şanslarının daha çok artmasını bekleriz değil mi?</p>
<p>Öncelikle mantık zaten bize şunu söylüyor: Daha bir ay önce doğmuş çocuğu bir yaşına basmamışken tekrar doğuran bir kadın, son çocuğunu bir miktar tehlikeye atmış olur (Günümüz şartlarında değil, avcı toplayıcı dönemimizdeki şartları dikkate alın: Vahşi hayvanlar, yiyecek kıtlığı, emzirme gerekliliği vb&#8230;). Ancak bu gerçeğe sadece mantıkla ulaşmak mümkün değil. Gözlem de gerek&#8230;</p>
<p>Bazı toplumlar için, özellikle geniş ailelerde, evdeki büyük kadının önemi barizdir. Çevremizde gözlemlemediysek, daha eski toplumları anlatan filmlerde izlemediysek dahi, sadece Marquez&#8217;in &#8220;Yüzyıllık Yalnızlık&#8221; romanını okumak bile, bize nine varlığı ve denetiminin hayatta kalma olasılığını nasıl artırdığı hakkında bir fikir verir. Yeter mi? Yetmez&#8230; Daha sağlam gözlemler, nitelikli veriler gerek.</p>
<p><strong>Katil balinalar</strong></p>
<p>İnsanlara benzer bir şekilde menopoz geçiren ve dişi bireylerin hayatlarının kaydadeğer kısmını menopoz sonrasında yaşayan başka canlı türleri de var. Kara balinaları ve katil balinalar.</p>
<p>Katil balinalar, 30-40 yaşlarında menopoze girerek doğurganlıklarını yitiriyorlar ama 90 yaşına kadar yaşayabiliyorlar. Üstelik yaşlandıktan sonra da sürüde varlıklarını sürdürerek, her bakımdan bizlere benzer bir menopoz ve yaşam profili gösteriyorlar. Yani katil balinalarda da &#8220;geniş aile&#8221; durumu görünüyor veya başka bir deyişle iki kuşak bir arada bulunuyor ve aile bağlarını koparmıyorlar.</p>
<p>2012 yılında Exeter Üniversitesi&#8217;nden Emma Foster ve ekibi,  katil balinalarda annenin -veya ninenin- sürüde kalmasının çocukları ve torunlarının hayatta kalma olasılığını artırdığını ortaya koydu. Yani menopoza girerek doğurganlığını yitirse de, hayatta kalarak genlerini yaymak konusunda daha başarılı bir girişimde bulunmuş olduğunu. Sayılar ise oldukça kayda değer: Annesi hayatta olan 30 yaşından büyük erkek balinaların olmayanlara göre yaşama şansı 14 kat daha fazla! 30 yaşından genç erkek yavruların annelerinin ölümünü takip eden yıl ölme olasılıkları 3 kat artarken, 30 yaşından büyük erkek balinalar için bu olasılık 8 kat artıyor. Lakin dişi yavrular annelerinin ölümünden erkekler kadar etkilenmiyor. Zira dişilerin yavruları sürüde kalıyor (baba çekip gidiyor ve bu yavrular kıt kaynakları anneyle, nineyle bölüşüyorlar), erkeklerin yavruları ise başka bir sürüde büyüyorlar (baba bakımı olmadığından, başka bir sürüde anne tarafından büyütülüyor). Bu durum, nine için erkek yavruların daha kıymetli olmasına, onları desteklemenin daha verimli olmasına neden oluyor.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kadın menopozuyla ilgili Işıl Arıcan&#8217;ın kaynaklarda da yer alan nefis çevirisini okuduğum gün, &#8220;öksüz&#8221; sıfatının da anlamını çok iyi bir şekilde kavradığım gündür. Zira <em>Ök</em>, eski türkçede, akıl ve zekâ demektir&#8230;</p>
<p>Sizce de yazı boyunca anlattığım teoriyi çok iyi ifade etmiyor mu?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) Diamond, Jared. <em>Seks Neden Keyiflidir?</em> Çev. Sinem Gül. İstanbul: Varlık, 2011<br />
(2) Yong, Ed. &#8220;<a href="http://www.acikbilim.com/2012/10/ceviri/yardimci-nineler-ve-menopozdaki-katil-balinalar.html">Yardımcı Nineler ve Menopozdaki Katil Balinalar</a>&#8220;, <em>Açık Bilim. </em>Çev. Işıl Arıcan. Ekim, 2012.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/menopozun-islevi">Menopoz gerekli midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3946</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
