<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>metropol arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/metropol/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/metropol</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Jan 2019 13:45:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Mega-kentler ne kadar kırılgan?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2019 13:45:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[mega kent]]></category>
		<category><![CDATA[metropol]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son 50 yıl içinde kentleşme hızı tüm dünyada çok arttı. 1950 yılında New York kenti 10 milyon kişinin yaşadığı dünyanın tek metropolüydü. Bugün metropol sözcüğünün yerini mega-kent aldı ve dünyada 35 mega-kent var. En büyükleri 38 milyon nüfusu ile Tokyo. Dünyada kentsel nüfusun büyümesi devam ediyor; kent nüfusu 2015 yılında 3.9 milyar idi, 2030 yılında 5 milyar olacağı hesaplanıyor. Bu tür istatistikler ekolojik ölçekte önemli bir kötü gidişatın da habercisi. Dünya çok büyük bir hızla kentleşiyor. Ancak kentleşme hızı her yerde aynı değil. Bugün ve gelecekte en büyük nüfus artışının Afrika ve Asya’nın kentlerindeki gecekondu bölgelerinde görüleceği tahmin ediliyor. Çin, Hindistan ve Nijerya gelecek 10 yıl içinde küresel büyümenin %40’ını oluşturacak. Bu arada Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki pek çok kent küçülüyor. Kentleşmenin hızı şaşırtıcı boyutlarda. 1800’lü yıllarda dünya nüfusunun yalnızca %3’ü kentlerde yaşarken bu oran bugün %50’lere tırmanmış durumda. Ancak gelecekte kentleşme yalnızca mega-kentlerde değil, güney yarıküredeki küçük ve orta boyutlardaki kentlerde görülecek. Büyüme eğilimi taşıyan bu ortamlar muazzam fırsatlar içeriyor; ancak aynı ölçekte tehlikeler de eşlik ediyor. Bazı kentler özellikle şiddet ve terör olayları için çok uygun koşullara sahip. Hiçbir kent sağlıklı büyümüyor Bütün kentler kırılgandır. Ne var ki bu kırılganlığın boyutu, zaman ve mekan açısından çok büyük çeşitlilik içeriyor. Aleppo, Karakas, Kabil ve Mogadişu gibi bazı kentlerde kırılganlık çok vahim boyutlarda ve bu kentler çöküşün eşiğinde. Abuja, Baltimore, Dakka ve San Salvador gibi diğer kentlerde de tehlike büyük olmakla birlikte, bu ilk gruptakiler kadar vahim değil. Öyle ki Amsterdam, Londra, New York, Paris ve Tokyo bile %100 güvenli sayılmaz. Kırılganlık ne zaman başlar? Kırılganlık, kent yönetiminin yurttaşlarına temel hizmetleri götürmekte yetersiz kalması veya isteksiz davranmasıyla başlar. Bunu tetikleyen kentin toplumsal sözleşmesinin bozulmasıdır. Peki kentlerin çökmesi ne zaman başlar? Kırılganlığın boyutları, tehlikenin birikimine bağlı olarak değişir. Ve bazı tehlikelerin diğerlerin daha tehlikeli olması da bir diğer etmendir. Bu etmenler: Kentleşme hızı Gelir ve toplumsal eşitsizlik Gençlerde işsizlik Suç oranları Temel hizmetlere erişim olanakları İklim değişikliği tehdidi altında olma Hangi kentler en kırılgan? Bu soruyu yanıtlamak o kadar kolay değil. Bunun nedenlerinden biri, bir kenti neyin oluşturduğu konusunda kesin bir tanımlamanın olmamasıdır. Daha da kötüsü dünya kentlerinin çoğu ile ilgili yeterli veri mevcut değildir. Kentlerle ilişkin bilgi toplayan çok sayıda düşünce kuruluşu olmasına karşın, bunların coğrafi kapsamı son derece dardır. Günümüzde kent tartışmalarına çoğunlukla 30 kadar mega-kent ve 600 kadar kent dahil edilir. Oysa dünyada 100 bin nüfuslu kabaca 3.400 kent daha vardır. Uluslararası tartışmalarda bunların ve geride kalan 50.000 kentin adı dahi anılmaz. Kent yönetimi uzmanları, adı geçmeyen bu kentlerin önemsenmemesinin kaygı verici bir durum olduğunu, çünkü geleceğin bu kentler üzerinde kurulacağını işaret ediyor. Kırılganlığı tetikleyen etmenler Aralarında Birleşmiş Milletler Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Bankası gibi pek çok uluslararası kuruluşun bulunduğu konsorsiyum, kentlerle ilgili bu veri eksikliğini gidermek için kentleri kırılgan yapan etmenleri tek tek açığa çıkartmaya başladı. Öncelikle bir kenti diğer kentlerden daha tehlikeli hale sokan tetikleyiciler üzerine odaklandı. Nüfusu 250.000’den daha fazla olan 2.137 kent incelendi ve bunlara 1’den 5’e (1 düşük, 5 en yüksek kırılganlık) kadar kırılganlık puanları verildi. Bu çalışmadan elde edilen önemli bulgular şöyle: Bir kentin kırılganlığı yalnızca gelişmekte olan yoksul ülkelerle sınırlı değildir. Kuşkusuz Sahra Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kentlerin kronik olarak kırılgan olduğu biliniyor. Ancak gelişmiş ülkelerin yüksek ve üst gelir gruplarının yaşadığı kentlerde de kırılganlık yüksek olabiliyor (4-5 puan). Kırılgan kentler silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerle sınırlı değildir. Irak, Güney Sudan veya Suriye’deki kentlerin istikrarsız ve tehlikeli olduğu biliniyor. Ancak savaş bölgelerinin dışında kalan daha fazla sayıda kent de en az onlar kadar riskli olabiliyor. Kırılganlık yalnızca en büyük ve en kalabalık kentlerle sınırlı değil. Tam tersi daha küçük, orta büyüklükteki kentler en yüksek kırılganlığa sahip. Nüfusu 10 milyonun üzerinde üç mega-kent ve nüfusu 5-10 milyon arasında olan üç büyük kent çok kırılgan. Bunlar Bağdat, Darüsselam, Johannesburg, Karaçi, Lagos ve Şanghay’dır. Fakat nüfusu 1-5 milyon arasında olan 56 büyük kent, nüfusu 500.000-1 milyon arasında olan 42 orta büyüklükte kent ve nüfusu 250.000-500.000 arasında olan 40 küçük kent bugün “kırılgan” olarak değerlendiriliyor. Kırılganlığı en yüksek kentler en hızlı büyüyen kentlerdir. Dünyada pek çok kentin büyüme hızı % 0-3 arasındadır. ABD’nin orta kuşağı, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Rusya, Ukrayna, Çin’in bir kısmında bulunan kentlerin boyutlarının küçüldüğü görülüyor. Ancak dünyadaki bazı kentler % 4 gibi büyük bir hızla büyüyor. Tehlike Sahra Altı Afrika, Ortadoğu, Güney ve Doğu Asya gibi bölgelerde gelecekteki kentlerin % 4 ve üzeri bir hızda büyüyeceği öngörülüyor. Şiddetin en yoğun olduğu kentler hiç umulmadık bölgelerde yer alır. Bazı araştırma kurumları kentleri cinayet oranlarına göre değerlendirir. Ancak bu değerlendirmeler güvenlik birimlerinin bildirdiği cinayet olaylarına dayanır. Oysa kırılgan kentlerdeki şiddet olayları, hem cinayet raporları, hem de binlerce medya kanalının taranması sonucu elde edilir. Cinayetler genellikle Güney Amerika ve Karayip Adaları çevresinde yoğunlaşırken, farklı kaynaklardan bildirilen şiddet olayları Kuzey ve Orta Amerika’da, Sahra Altı Afrika’da, Ortadoğu’da ve Güney Asya’daki kentsel yerleşim alanlarında yaygındır. Reyhan Oksay Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/ ve https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan">Mega-kentler ne kadar kırılgan?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son 50 yıl içinde kentleşme hızı tüm dünyada çok arttı. 1950 yılında New York kenti 10 milyon kişinin yaşadığı dünyanın tek metropolüydü. Bugün metropol sözcüğünün yerini mega-kent aldı ve dünyada 35 mega-kent var. En büyükleri 38 milyon nüfusu ile Tokyo. Dünyada kentsel nüfusun büyümesi devam ediyor; kent nüfusu 2015 yılında 3.9 milyar idi, 2030 yılında 5 milyar olacağı hesaplanıyor. Bu tür istatistikler ekolojik ölçekte önemli bir kötü gidişatın da habercisi.</p>
<p>Dünya çok büyük bir hızla kentleşiyor. Ancak kentleşme hızı her yerde aynı değil. Bugün ve gelecekte en büyük nüfus artışının Afrika ve Asya’nın kentlerindeki gecekondu bölgelerinde görüleceği tahmin ediliyor. Çin, Hindistan ve Nijerya gelecek 10 yıl içinde küresel büyümenin %40’ını oluşturacak. Bu arada Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki pek çok kent küçülüyor.</p>
<p>Kentleşmenin hızı şaşırtıcı boyutlarda. 1800’lü yıllarda dünya nüfusunun yalnızca %3’ü kentlerde yaşarken bu oran bugün %50’lere tırmanmış durumda. Ancak gelecekte kentleşme yalnızca mega-kentlerde değil, güney yarıküredeki küçük ve orta boyutlardaki kentlerde görülecek. Büyüme eğilimi taşıyan bu ortamlar muazzam fırsatlar içeriyor; ancak aynı ölçekte tehlikeler de eşlik ediyor. Bazı kentler özellikle şiddet ve terör olayları için çok uygun koşullara sahip.</p>
<p><strong>Hiçbir kent sağlıklı büyümüyor</strong></p>
<p>Bütün kentler kırılgandır. Ne var ki bu kırılganlığın boyutu, zaman ve mekan açısından çok büyük çeşitlilik içeriyor. Aleppo, Karakas, Kabil ve Mogadişu gibi bazı kentlerde kırılganlık çok vahim boyutlarda ve bu kentler çöküşün eşiğinde. Abuja, Baltimore, Dakka ve San Salvador gibi diğer kentlerde de tehlike büyük olmakla birlikte, bu ilk gruptakiler kadar vahim değil. Öyle ki Amsterdam, Londra, New York, Paris ve Tokyo bile %100 güvenli sayılmaz.</p>
<p><strong>Kırılganlık ne zaman başlar?</strong></p>
<p>Kırılganlık, kent yönetiminin yurttaşlarına temel hizmetleri götürmekte yetersiz kalması veya isteksiz davranmasıyla başlar. Bunu tetikleyen kentin toplumsal sözleşmesinin bozulmasıdır. Peki kentlerin çökmesi ne zaman başlar? Kırılganlığın boyutları, tehlikenin birikimine bağlı olarak değişir. Ve bazı tehlikelerin diğerlerin daha tehlikeli olması da bir diğer etmendir. Bu etmenler:</p>
<ul>
<li>Kentleşme hızı</li>
<li>Gelir ve toplumsal eşitsizlik</li>
<li>Gençlerde işsizlik</li>
<li>Suç oranları</li>
<li>Temel hizmetlere erişim olanakları</li>
<li>İklim değişikliği tehdidi altında olma</li>
</ul>
<p><strong>Hangi kentler en kırılgan?</strong></p>
<p>Bu soruyu yanıtlamak o kadar kolay değil. Bunun nedenlerinden biri, bir kenti neyin oluşturduğu konusunda kesin bir tanımlamanın olmamasıdır. Daha da kötüsü dünya kentlerinin çoğu ile ilgili yeterli veri mevcut değildir. Kentlerle ilişkin bilgi toplayan çok sayıda düşünce kuruluşu olmasına karşın, bunların coğrafi kapsamı son derece dardır.</p>
<p>Günümüzde kent tartışmalarına çoğunlukla 30 kadar mega-kent ve 600 kadar kent dahil edilir. Oysa dünyada 100 bin nüfuslu kabaca 3.400 kent daha vardır. Uluslararası tartışmalarda bunların ve geride kalan 50.000 kentin adı dahi anılmaz. Kent yönetimi uzmanları, adı geçmeyen bu kentlerin önemsenmemesinin kaygı verici bir durum olduğunu, çünkü geleceğin bu kentler üzerinde kurulacağını işaret ediyor.</p>
<p><strong>Kırılganlığı tetikleyen etmenler</strong></p>
<p>Aralarında Birleşmiş Milletler Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Bankası gibi pek çok uluslararası kuruluşun bulunduğu konsorsiyum, kentlerle ilgili bu veri eksikliğini gidermek için kentleri kırılgan yapan etmenleri tek tek açığa çıkartmaya başladı. Öncelikle bir kenti diğer kentlerden daha tehlikeli hale sokan tetikleyiciler üzerine odaklandı. Nüfusu 250.000’den daha fazla olan 2.137 kent incelendi ve bunlara 1’den 5’e (1 düşük, 5 en yüksek kırılganlık) kadar kırılganlık puanları verildi.</p>
<p>Bu çalışmadan elde edilen önemli bulgular şöyle:</p>
<ul>
<li>Bir kentin kırılganlığı yalnızca gelişmekte olan yoksul ülkelerle sınırlı değildir. Kuşkusuz Sahra Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kentlerin kronik olarak kırılgan olduğu biliniyor. Ancak gelişmiş ülkelerin yüksek ve üst gelir gruplarının yaşadığı kentlerde de kırılganlık yüksek olabiliyor (4-5 puan).</li>
<li>Kırılgan kentler silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerle sınırlı değildir. Irak, Güney Sudan veya Suriye’deki kentlerin istikrarsız ve tehlikeli olduğu biliniyor. Ancak savaş bölgelerinin dışında kalan daha fazla sayıda kent de en az onlar kadar riskli olabiliyor.</li>
<li>Kırılganlık yalnızca en büyük ve en kalabalık kentlerle sınırlı değil. Tam tersi daha küçük, orta büyüklükteki kentler en yüksek kırılganlığa sahip. Nüfusu 10 milyonun üzerinde üç mega-kent ve nüfusu 5-10 milyon arasında olan üç büyük kent çok kırılgan. Bunlar Bağdat, Darüsselam, Johannesburg, Karaçi, Lagos ve Şanghay’dır. Fakat nüfusu 1-5 milyon arasında olan 56 büyük kent, nüfusu 500.000-1 milyon arasında olan 42 orta büyüklükte kent ve nüfusu 250.000-500.000 arasında olan 40 küçük kent bugün “kırılgan” olarak değerlendiriliyor.</li>
<li>Kırılganlığı en yüksek kentler en hızlı büyüyen kentlerdir. Dünyada pek çok kentin büyüme hızı % 0-3 arasındadır. ABD’nin orta kuşağı, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Rusya, Ukrayna, Çin’in bir kısmında bulunan kentlerin boyutlarının küçüldüğü görülüyor. Ancak dünyadaki bazı kentler % 4 gibi büyük bir hızla büyüyor. Tehlike Sahra Altı Afrika, Ortadoğu, Güney ve Doğu Asya gibi bölgelerde gelecekteki kentlerin % 4 ve üzeri bir hızda büyüyeceği öngörülüyor.</li>
<li>Şiddetin en yoğun olduğu kentler hiç umulmadık bölgelerde yer alır. Bazı araştırma kurumları kentleri cinayet oranlarına göre değerlendirir. Ancak bu değerlendirmeler güvenlik birimlerinin bildirdiği cinayet olaylarına dayanır. Oysa kırılgan kentlerdeki şiddet olayları, hem cinayet raporları, hem de binlerce medya kanalının taranması sonucu elde edilir. Cinayetler genellikle Güney Amerika ve Karayip Adaları çevresinde yoğunlaşırken, farklı kaynaklardan bildirilen şiddet olayları Kuzey ve Orta Amerika’da, Sahra Altı Afrika’da, Ortadoğu’da ve Güney Asya’daki kentsel yerleşim alanlarında yaygındır.</li>
</ul>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/">https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/ </a>ve <a href="https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science">https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan">Mega-kentler ne kadar kırılgan?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jun 2017 10:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makale]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlik]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[metropol]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Schumpeter]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[temel bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pre-historik dönemden 18. yüzyıla kadar oldukça yavaş, evrimsel bir çizgide gelişen teknoloji, son iki yüzyılda yaşanan sanayi devrimleri sonucunda hızlandı. Bu nedenle, hızlı teknolojik gelişmelerin tarihini, modern kapitalizmin tarihi olarak okumak mümkün. ‘Yaratıcı yıkım’a dayalı bir tarih… Avusturya okulunun en bilinen ismi Schumpeter’in ifadesiyle; kapitalizmde ‘sürekli yaratıcı yıkım fırtınası’ (Perennial gale of creative destruction) esmektedir. Yüksek teknoloji üretiminde başarılı olmuş metropol ülkelerin hemen hepsinin bilimde, özellikle de temel bilimlerde başarılı olması bir rastlantı mı? Kuşkusuz hayır. Teknoloji aysbergin görünen kısmı ise, fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimlerdeki nitel gelişmeler aysbergin görünmeyen temel bileşenlerini oluşturuyor. Bu nedenle, temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmadan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmak olası değil. Ancak, temel bilimlere yönelik araştırmalar, uzun, zahmetli ve maliyetli bir iş… Araştırma faaliyetlerinin yüksek maliyetli olması, elde edilen sonuçların hemen getiriye dönüştürülememesi, yatırım sonuçlarının belirsiz olması ve risk içermesi gibi nedenlerle özel kesimin temel bilimlere yönelik araştırma faaliyetleri sınırlı. Türkiye gibi yarı-sanayileşmiş bir ülkenin bırakınız temel bilimlere yönelik Ar-Ge faaliyetlerini, uygulamaya yönelik Ar-Ge faaliyetleri de düşük. Türkiye uluslararası ticarete yenilik ve üretkenlik artışları ile değil, düşük teknoloji içerikli sektörlerde, göreli fiyatlara dayalı avantajlar ile eklemleniyor, bu da fakirleşerek büyüme demek. 21. yüzyılın sofistike teknolojilerini üretmek için sadece bir ya da bir kaç temel bilim dalında değil, tüm temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmak gerekiyor. Disiplinler-arası bir işbirliği olmadan yüksek teknoloji üretmek daha da zor artık. Örneğin, milimetrenin milyonda biri boyutlarında, nanometre ölçeği ile ilgilenen, maddenin atom seviyesinde işlenmesiyle, gelişmiş ve tümüyle değişmiş malzemeler elde etmeyi hedefleyen nano-teknoloji, farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının ortaklaşa geliştirdiği bir teknoloji…  Eğitimin kamusal niteliğini korumak gerekiyor  Eğitimin giderek kamusal niteliğinden uzaklaşıp metalaşması temel bilimler başta olmak üzere bilimsel bilgi üretmenin önündeki en temel engel. Eğitim kurumlarının sıradan işletmeler olmadığını, “piyasa” kurallarına göre çalıştırılamayacaklarını ısrara savunmak gerekiyor. Öğrenciyi herhangi bir müşteri olarak gören, bilgi üretiminin ve eğitimin firmaların kar güdülerince belirlendiği bir eğitim modelinde, “piyasa değeri” olmayan temel bilimlere yatırırım yapmak “eğitim işletmeleri” açısından rasyonel değil… Ancak ülkenin geleceği açısından son derece stratejik… Temel bilimler ülkenin yarınıdır, temel bilimler olmadan ülke karanlıkta kalır, bilim üretmeyen bir ülkenin köleleşmesi kaçınılmaz. Kısaca, fizik, kimya, biyoloji gibi bilgi üretmenin kısa dönemde kara dönüştürülemediği, parlak beyinlerin tercih etmediği temel bilimlerin kamusal niteliğinin korunarak, gerekli önlemlerin alınması hayat mayat meselesi… Bilimsel makale sayısı Çin’in %7,6’sı Ülkelerin bilim üretmedeki başarımı için birçok gösterge yanında, temel bilimlerde ürettiği bilimsel makale sayısı kullanılabilir. Türkiye ile aynı kategoride yer alan seçilmiş gelişmekte olan büyük ekonomilere ilişkin yayınlanan bilimsel makale sayısını gösteren tablo Türkiye açısından son derece olumsuz. Türkiye aynı kaderi paylaştığı ekonomiler arasında en az bilimsel makale yayınlayan ülke konumunda. 2013’te Çin’in bilimsel makale sayısı 401.435. Türkiye’nin ise sadece 30.402 adet. Çin’in %7,6’sı kadar. Brezilya, Hindistan ve Güney Kore menşeili yayınlanan bilimsel makale sayısı da Türkiye’den fazla… 2010-2013 arasında Çin’in bilimsel makale sayısı %31,3 (95.608 adet) artarken, Hindistan’ının %41,6 (27.433 adet), Brezilya’nın %20,0 (8.091 adet), Kore’nin %18,8 (9.305 adet) ve Türkiye’nin %16,2 (4.229 adet) artmış. Türkiye’nin bilimsel makale sayısı düşük olduğu gibi, artış sayısı ve oranı da hiç parlak değil. Kısaca, 21. yüzyıl koşullarında teknoloji geliştirmeyi ve yeniliği salt mühendislik/teknik bir olgu olarak değil, merkezinde bilim politikalarının (ve temel bilimlerin) yer aldığı, teknoloji üretmenin her şeyden önce sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olduğu gerçeğini unutmadan işe başlamak gerekiyor. Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi">Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pre-historik dönemden 18. yüzyıla kadar oldukça yavaş, evrimsel bir çizgide gelişen teknoloji, son iki yüzyılda yaşanan sanayi devrimleri sonucunda hızlandı. Bu nedenle, hızlı teknolojik gelişmelerin tarihini, modern kapitalizmin tarihi olarak okumak mümkün. ‘Yaratıcı yıkım’a dayalı bir tarih… Avusturya okulunun en bilinen ismi <strong>Schumpeter</strong>’in ifadesiyle; kapitalizmde ‘sürekli yaratıcı yıkım fırtınası’ (Perennial gale of creative destruction) esmektedir.</p>
<p>Yüksek teknoloji üretiminde başarılı olmuş metropol ülkelerin hemen hepsinin bilimde, özellikle de temel bilimlerde başarılı olması bir rastlantı mı? Kuşkusuz hayır. Teknoloji aysbergin görünen kısmı ise, fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimlerdeki nitel gelişmeler aysbergin görünmeyen temel bileşenlerini oluşturuyor. Bu nedenle, temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmadan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmak olası değil.</p>
<p>Ancak, temel bilimlere yönelik araştırmalar, uzun, zahmetli ve maliyetli bir iş… Araştırma faaliyetlerinin yüksek maliyetli olması, elde edilen sonuçların hemen getiriye dönüştürülememesi, yatırım sonuçlarının belirsiz olması ve risk içermesi gibi nedenlerle özel kesimin temel bilimlere yönelik araştırma faaliyetleri sınırlı.</p>
<p>Türkiye gibi yarı-sanayileşmiş bir ülkenin bırakınız temel bilimlere yönelik Ar-Ge faaliyetlerini, uygulamaya yönelik Ar-Ge faaliyetleri de düşük. Türkiye uluslararası ticarete yenilik ve üretkenlik artışları ile değil, düşük teknoloji içerikli sektörlerde, göreli fiyatlara dayalı avantajlar ile eklemleniyor, bu da <strong>fakirleşerek büyüme</strong> demek.</p>
<p>21. yüzyılın sofistike teknolojilerini üretmek için sadece bir ya da bir kaç temel bilim dalında değil, tüm temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmak gerekiyor. Disiplinler-arası bir işbirliği olmadan yüksek teknoloji üretmek daha da zor artık. Örneğin, milimetrenin milyonda biri boyutlarında, nanometre ölçeği ile ilgilenen, maddenin atom seviyesinde işlenmesiyle, gelişmiş ve tümüyle değişmiş malzemeler elde etmeyi hedefleyen nano-teknoloji, farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının ortaklaşa geliştirdiği bir teknoloji…<strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitimin kamusal niteliğini korumak gerekiyor</strong><strong> </strong></p>
<p>Eğitimin giderek kamusal niteliğinden uzaklaşıp metalaşması temel bilimler başta olmak üzere bilimsel bilgi üretmenin önündeki en temel engel. Eğitim kurumlarının sıradan işletmeler olmadığını, “piyasa” kurallarına göre çalıştırılamayacaklarını ısrara savunmak gerekiyor. Öğrenciyi herhangi bir müşteri olarak gören, bilgi üretiminin ve eğitimin firmaların kar güdülerince belirlendiği bir eğitim modelinde, “piyasa değeri” olmayan temel bilimlere yatırırım yapmak “eğitim işletmeleri” açısından rasyonel değil… Ancak ülkenin geleceği açısından son derece stratejik…</p>
<p>Temel bilimler ülkenin yarınıdır, temel bilimler olmadan ülke karanlıkta kalır, bilim üretmeyen bir ülkenin köleleşmesi kaçınılmaz. Kısaca, fizik, kimya, biyoloji gibi bilgi üretmenin kısa dönemde kara dönüştürülemediği, parlak beyinlerin tercih etmediği temel bilimlerin kamusal niteliğinin korunarak, gerekli önlemlerin alınması hayat mayat meselesi…</p>
<p><strong>Bilimsel makale sayısı Çin’in %7,6’sı </strong></p>
<p>Ülkelerin bilim üretmedeki başarımı için birçok gösterge yanında, temel bilimlerde ürettiği bilimsel makale sayısı kullanılabilir. Türkiye ile aynı kategoride yer alan seçilmiş gelişmekte olan büyük ekonomilere ilişkin yayınlanan bilimsel makale sayısını gösteren tablo Türkiye açısından son derece olumsuz. Türkiye aynı kaderi paylaştığı ekonomiler arasında en az bilimsel makale yayınlayan ülke konumunda. 2013’te Çin’in bilimsel makale sayısı 401.435. Türkiye’nin ise sadece 30.402 adet. Çin’in %7,6’sı kadar. Brezilya, Hindistan ve Güney Kore menşeili yayınlanan bilimsel makale sayısı da Türkiye’den fazla…</p>
<p>2010-2013 arasında Çin’in bilimsel makale sayısı %31,3 (95.608 adet) artarken, Hindistan’ının %41,6 (27.433 adet), Brezilya’nın %20,0 (8.091 adet), Kore’nin %18,8 (9.305 adet) ve Türkiye’nin %16,2 (4.229 adet) artmış. <strong>Türkiye’nin bilimsel makale sayısı düşük olduğu gibi, artış sayısı ve oranı da hiç parlak değil.</strong></p>
<div id="attachment_7028" style="width: 513px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7028" class="wp-image-7028 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be.png" alt="" width="503" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be.png 503w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be-300x147.png 300w" sizes="(max-width: 503px) 100vw, 503px" /><p id="caption-attachment-7028" class="wp-caption-text">Bilimsel ve teknik dergilerde yayınlanan makale sayısı. World Bank veri tabanından hareketle oluşturuldu.</p></div>
<p>Kısaca, 21. yüzyıl koşullarında teknoloji geliştirmeyi ve yeniliği salt mühendislik/teknik bir olgu olarak değil, merkezinde bilim politikalarının (ve temel bilimlerin) yer aldığı, teknoloji üretmenin her şeyden önce sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olduğu gerçeğini unutmadan işe başlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi">Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7027</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
