<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müneccimbaşı Takiyüddin arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/muneccimbasi-takiyuddin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/muneccimbasi-takiyuddin</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Jan 2018 13:53:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Osmanlı’da bilim &#8211; 1</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2016 14:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gözlemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Müneccimbaşı Takiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4884</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıl 1575. Müneccimbaşı Takiyüddin, padişah 3. Murad’ı dünyanın en iyi gözlemevinin İstanbul’da kurulması için on bin altın vermeye ikna ediyor. (Takiyüddin zamanının en iyi astronomlarından, ama bilim yapmak için gerekli kaynağı padişaha yıldızların gelecekle ilgili neler söylediğine ilişkin hikayeler uydurarak edinebiliyor.) İşe bakın, aynı yılda Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe da kendi gözlemevini kurmak için gerekli parayı kendi kralından koparıyor. Brahe’yı duymuşsunuzdur; o Kepler’e el verecek, sonra Galileo “Dünya yine de dönüyor işte!” diyecek, insanlık Evren’deki yerini anlayacak, üstündeki ölü toprağını atacak, bilim devrimi başlayacak! Peki ama Takiyüddin’in adı bu bilim öncülerinin arasında niye yazılı değil? Batılı tarihçilerin oyunu mu? Bakalım: Takiyüddin’in gözlemevi Tophane sırtlarında kuruluyor. Astronomlar çalıştığı büyük binada bir de kütüphane var. “Küçük Rasathane” diye anılan diğer binada ise cihazlar bulunduruluyor. Gözlem cihazlarını Takiyüddin kendisi imal ediyor. Daha teleskop icat edilmemiş, gözlem çıplak gözle yapılıyor. Gözlenen cismin gökteki yerinin ve görülme zamanının hassas ölçülmesi önemli. Takiyüddin’in cihazları, çağının en duyarlı olanları! 1577’de çok parlak bir kuyrukluyıldız Dünya’nın yanından geçiyor. Gezegendeki neredeyse herkes gibi Takiyüddin ve Tycho da bu müthiş gök olayını izliyorlar. Bu gözlemler sayesinde tarihte ilk kez kuyrukluyıldızların Ay’dan daha uzakta olduğunu kanıtlayabiliyorlar. Ay’ın ötesinde göklerin değişmez olduğuna dair Aristo’dan kalma inanış çöküyor. O kuyrukluyıldız bugünkü adlandırma kurallarına göre “C/1577 V1” diye anılıyor. C/1577 V1’i bugün göremiyoruz. Şu anda nerede olduğu hakkındaki tahminlerimizse tümüyle Brahe’nın kaydettiği 24 gözlem noktasına bir eğri oturtarak yapılan hesaplara dayanıyor ve büyük hata payı içeriyor. Peki ama neden sadece Brahe’nın verileri kullanılıyor da Takiyüddin’in daha sağlıklı gözlemleri hesaba katılmıyor? Sabredin… Padişah kuyrukluyıldız hakkında bilgi istiyor. Yanlış anlamayın; gökcisminin ne olduğuyla, neden parladığıyla, nereden gelip nereye gittiğiyle filan ilgili değil. Merak ettiği, kuyrukluyıldızın gelecek hakkında neler söylediği. Takiyüddin hemen göklerin müjdelerle dolu olduğunu, ülkeyi bir mutluluk devrinin beklediğini, İranlılara karşı ordumuzun başarılı olacağını uyduruyor. Ne yazık ki o sıralar Takiyüddin’in saraydaki en büyük destekçisi olan Hoca Saadettin, Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi’yle çekişme halinde. 1578’de İstanbul’da görülen ve saraydan da birkaç can alan veba salgını şeyhülislama bir koz veriyor. “Takiyüddin ve ekibinin yıldızlara bakma bahanesiyle meleklerin bacaklarını gözlediği” söylentisi cehalette kimseden aşağı kalmayan saray kadınlarının da etkisiyle padişahın kulağına gidiyor. Şeyhülislâm yemiyor içmiyor, padişaha konuyla ilgili bir “rapor” sunuyor. Raporda gözlem yapmanın uğursuz olduğu, gökyüzünün sırlarını bulmaya çalışan devletlerin hepsinin battığı, bir memlekette zic (gökbilimsel almanak) hazırlanacak olursa o memleketin mamur iken harap, devletin binalarının da deprem ile toprak olacağı ifade ediliyor. Ödü patlayan padişah, kendinden beklenen kararı hemen veriyor: “Derhal yıkıla!” Yıkım 1580 yılının Ocak ayında Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa padişahın gönderdiği Hatt-I Hümayun gereği büyük bir suç işlemek zorunda kalıyor. Önce Güneş’in gölgesinin ölçülmesi için hazırlanan halatı kesiyor. Sonra gündüzün kimi yıldızları görmek için inilen (evet, çok ilginç!) derin gözlem kuyusunu taşla dolduruyor. Sonra da bizim donanmamız bizim gözlemevimizi kütüphanesiyle, eşsiz cihazlarıyla birlikte top ateşiyle taş üstünde taş kalmayacak şekilde yok ediyor. Bugün tam yerini bile bilmiyoruz. Ecdadın bilim alanındaki tek başarısı bu değil elbet. Bir yazıya sığmaz. Devam ederiz. Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1">Osmanlı’da bilim &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1575. Müneccimbaşı Takiyüddin, padişah 3. Murad’ı dünyanın en iyi gözlemevinin İstanbul’da kurulması için on bin altın vermeye ikna ediyor. (Takiyüddin zamanının en iyi astronomlarından, ama bilim yapmak için gerekli kaynağı padişaha yıldızların gelecekle ilgili neler söylediğine ilişkin hikayeler uydurarak edinebiliyor.)</p>
<p>İşe bakın, aynı yılda Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe da kendi gözlemevini kurmak için gerekli parayı kendi kralından koparıyor. Brahe’yı duymuşsunuzdur; o Kepler’e el verecek, sonra Galileo “Dünya yine de dönüyor işte!” diyecek, insanlık Evren’deki yerini anlayacak, üstündeki ölü toprağını atacak, bilim devrimi başlayacak!</p>
<p>Peki ama Takiyüddin’in adı bu bilim öncülerinin arasında niye yazılı değil? Batılı tarihçilerin oyunu mu? Bakalım:</p>
<p>Takiyüddin’in gözlemevi Tophane sırtlarında kuruluyor. Astronomlar çalıştığı büyük binada bir de kütüphane var. “Küçük Rasathane” diye anılan diğer binada ise cihazlar bulunduruluyor. Gözlem cihazlarını Takiyüddin kendisi imal ediyor. Daha teleskop icat edilmemiş, gözlem çıplak gözle yapılıyor. Gözlenen cismin gökteki yerinin ve görülme zamanının hassas ölçülmesi önemli. Takiyüddin’in cihazları, çağının en duyarlı olanları!</p>
<p>1577’de çok parlak bir kuyrukluyıldız Dünya’nın yanından geçiyor. Gezegendeki neredeyse herkes gibi Takiyüddin ve Tycho da bu müthiş gök olayını izliyorlar. Bu gözlemler sayesinde tarihte ilk kez kuyrukluyıldızların Ay’dan daha uzakta olduğunu kanıtlayabiliyorlar. Ay’ın ötesinde göklerin değişmez olduğuna dair Aristo’dan kalma inanış çöküyor.</p>
<p>O kuyrukluyıldız bugünkü adlandırma kurallarına göre “C/1577 V1” diye anılıyor. C/1577 V1’i bugün göremiyoruz. Şu anda nerede olduğu hakkındaki tahminlerimizse tümüyle Brahe’nın kaydettiği 24 gözlem noktasına bir eğri oturtarak yapılan hesaplara dayanıyor ve büyük hata payı içeriyor. Peki ama neden sadece Brahe’nın verileri kullanılıyor da Takiyüddin’in daha sağlıklı gözlemleri hesaba katılmıyor? Sabredin…</p>
<p>Padişah kuyrukluyıldız hakkında bilgi istiyor. Yanlış anlamayın; gökcisminin ne olduğuyla, neden parladığıyla, nereden gelip nereye gittiğiyle filan ilgili değil. Merak ettiği, kuyrukluyıldızın gelecek hakkında neler söylediği. Takiyüddin hemen göklerin müjdelerle dolu olduğunu, ülkeyi bir mutluluk devrinin beklediğini, İranlılara karşı ordumuzun başarılı olacağını uyduruyor.</p>
<p>Ne yazık ki o sıralar Takiyüddin’in saraydaki en büyük destekçisi olan Hoca Saadettin, Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi’yle çekişme halinde. 1578’de İstanbul’da görülen ve saraydan da birkaç can alan veba salgını şeyhülislama bir koz veriyor. “Takiyüddin ve ekibinin yıldızlara bakma bahanesiyle meleklerin bacaklarını gözlediği” söylentisi cehalette kimseden aşağı kalmayan saray kadınlarının da etkisiyle padişahın kulağına gidiyor.</p>
<p>Şeyhülislâm yemiyor içmiyor, padişaha konuyla ilgili bir “rapor” sunuyor. Raporda gözlem yapmanın uğursuz olduğu, gökyüzünün sırlarını bulmaya çalışan devletlerin hepsinin battığı, bir memlekette zic (gökbilimsel almanak) hazırlanacak olursa o memleketin mamur iken harap, devletin binalarının da deprem ile toprak olacağı ifade ediliyor.</p>
<p>Ödü patlayan padişah, kendinden beklenen kararı hemen veriyor: “Derhal yıkıla!”</p>
<p><strong>Yıkım</strong></p>
<p>1580 yılının Ocak ayında Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa padişahın gönderdiği Hatt-I Hümayun gereği büyük bir suç işlemek zorunda kalıyor. Önce Güneş’in gölgesinin ölçülmesi için hazırlanan halatı kesiyor. Sonra gündüzün kimi yıldızları görmek için inilen (evet, çok ilginç!) derin gözlem kuyusunu taşla dolduruyor. Sonra da bizim donanmamız bizim gözlemevimizi kütüphanesiyle, eşsiz cihazlarıyla birlikte top ateşiyle taş üstünde taş kalmayacak şekilde yok ediyor. Bugün tam yerini bile bilmiyoruz.</p>
<p>Ecdadın bilim alanındaki tek başarısı bu değil elbet. Bir yazıya sığmaz. Devam ederiz.</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-1">Osmanlı’da bilim &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4884</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beyne bak, neyi seviyor: Hikaye, masal vb.</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beyne-bak-neyi-seviyor-hikaye-masal-vb</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 12:30:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[black friday]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kara cuma]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Müneccimbaşı Takiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harika bir iş! Rakam ve tek boyutlu anlatımlarla süslü bir yazı ve konuşma veya bir gazete haberine beynimizin ilgisi fazla değil! Beynimizin ancak iki üç yerinde “ışık” yakıyor. Ama, bir masal, öykü, roman, anlatı gibi olaylar beynimizin duruma göre bazen tamamında “ışıklar” yakıp söndürüyor; beynin büyük bölümünün ilgisini çekiyor; aktivite son derece artıyor. Mesele beynin (şüphesiz aynı zamanda başkalarının beyninin!) mümkün olduğu kadar ilgisini çekmekse, anlatacağınız, yazacağınız şeyleri öyküyle süsleyin. Beyni uyanık tutmanın yolu yordamı&#8230; Mesela Amerikan-Anglosakson gazeteciliğinde bir konu anlatımın veya yazımına genellikle tekil bir öykü ile başlanır. Der Spiegel dergisi de bunu ilke edinir. Eğer söz konusu bir kişi ise, onunla ilgili ilginç bir öyküyle girilir yazıya. Böylece beyinde bir uyanıklık yaratılır, arkasından gelecek olanları dinlemeye hazır hale gelir. Masalı neden severiz? Peki dedikoduyu? Güzel bir öyküyü? Çünkü hepsi beynimizde çok yönlü çağırışımlar yapar. Çocuklar masala bayılır, biz de dedikoduya! Dedikodunun şampiyonu kadınlardır. Burada üstünlüklerini tartışamayız, yoksa erkekler beyinlerini epey tek taraflı da oluşturuyor? Kıvılcımlı Kayabalı’nın “Beyin hikayeleri sever” yazısı, hemen herkesi okumaya çağırıyor. Beynimizi nasıl kullanmamız gerektiğine ilişkin de ipuçları sunuyor. Biyolojide devrimler çağındayız Geçen sayımızda CRISPR yöntemiyle, bu kez doğrudan insan genlerine kolay ve etkin müdahale ile mesela kanser ve daha pek çok hastalığa yeni tedavi yollarının açılabileceğini duyurmuştuk. Bu sayımızda da yeni bir kimyayı doğuracak gelişmeyi, yeni bir yaşama bir kapı açıldığını haber veriyoruz: yaşam, silisyum tabanlı da olabilir! Bilimciler, karbon ile silikonu birleştirmeyi başardı, “ilaçlardan LED lambalara, yarı iletkenlere ve bilgisayar ekranlarına kadar uzanan geniş yelpazede yeni ürünlerin önü açıldı.” “Bilimsel beslenme” konusu, dergimizin kuruluşundan beri tam sayfa ayırdığı ve son araştırmaları duyurduğu önemli bir alan. İzlemeyi unutmayın sayfayı.. Aykut Göker’i bir başka dostu anlatıyor, yine sıcak bir duyguyla&#8230; 1960 başlarında hemen hemen aynı sosyo-ekonomik koşullara sahip iken, Güney Kore nasıl oldu da büyük bir atılımla bir dünya ekonomi devi oldu? Yeni ve ilginç bir karşılaştırmayı bu kez Bayram Ali Eşiyok sunuyor&#8230; Turgut Uzel, eğitim ve toplum başlığı altında, çocuklarımızı yıpratıyoruz, diyor ve ekliyor: “İlköğretimden itibaren çocuklarımızı yıpratıyoruz. Onları, en iyi diye değerlendirdiğimiz liseye veya üniversiteye girebilmeleri için ileride işlerine yaramayacak bir sürü bilgiyle yüklüyoruz. Bahçede, parkta oyun oynaması gereken çocuklarımızı veya buluğ çağındaki gençlerimizi cendereye sokuyoruz. Böylece, üniversiteye, motivasyonunu yitirmiş ve yaratıcılığı körelmiş öğrenciler geliyor&#8230; Eğitimin amacı bu mu olmalı?” Nükhet Yılmaz Turgut’un, ülkemizin fotoğrafını çektiği yazısının başlığı “Kandırılmamak” İçin Demokrasiye Sığınalım: Demokrasi Masal Olmasın&#8230; Cem Say, Osmanlı’da bilime el attı ve önce şu ünlü Müneccimbaşı Takiyüddin’i inceledi. Bilmediğimiz özellikleri var. Doğan Kuban Frankurt ile İstanbul arasında İstanbullu olarak utanacağımız ilginç karşılaştırmalar yapıyor. Ali Akurgal, teknolojik olarak toplumun her birimine giren akıllı yaşam konusuna başka açılardan bakıyor&#8230; Bozkurt Güvenç, eğitime, “’zaman aşımı” açısından bakıyor ve Atatürk’ten önemli bir anımsatma yapıyor: “Öğretmenlerin maaşı milletvekili maaşlardan düşük olmasın!” Tanol Türkoğlu’ndan bir öneri var. Amerikalılar Şükran Günü’nden sonraki günü Kara Cuma yapıyorsa, bizim “Kara Cumamız” hangi gün olmalı? Peki Mustafa Çetiner’i insan öyküleriyle etkileyen üç kitap hangisi? *** Diyoruz ki, biz geleceği kuruyoruz HBT ile. Entelektüel kimliğimizin ayrılmaz bir parçası. Hayat boyu öğrenimin kalesi. Ülkemizin geleceği için yol gösterici ve hepimiz için esas dünya ve varlık konusu&#8230; HBT’yi izleyin. Hem dijital, hem de basılı dergi aboneliği için, herkesebilimteknoloji.com internet haber sitemiz sizi bekliyor. Gelecek sayıda yeniden buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beyne-bak-neyi-seviyor-hikaye-masal-vb">Beyne bak, neyi seviyor: Hikaye, masal vb.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harika bir iş! Rakam ve tek boyutlu anlatımlarla süslü bir yazı ve konuşma veya bir gazete haberine beynimizin ilgisi fazla değil! Beynimizin ancak iki üç yerinde “ışık” yakıyor. Ama, bir masal, öykü, roman, anlatı gibi olaylar beynimizin duruma göre bazen tamamında “ışıklar” yakıp söndürüyor; beynin büyük bölümünün ilgisini çekiyor; aktivite son derece artıyor.</p>
<p>Mesele beynin (şüphesiz aynı zamanda başkalarının beyninin!) mümkün olduğu kadar ilgisini çekmekse, anlatacağınız, yazacağınız şeyleri öyküyle süsleyin. Beyni uyanık tutmanın yolu yordamı&#8230;</p>
<p>Mesela Amerikan-Anglosakson gazeteciliğinde bir konu anlatımın veya yazımına genellikle tekil bir öykü ile başlanır. Der Spiegel dergisi de bunu ilke edinir. Eğer söz konusu bir kişi ise, onunla ilgili ilginç bir öyküyle girilir yazıya. Böylece beyinde bir uyanıklık yaratılır, arkasından gelecek olanları dinlemeye hazır hale gelir.</p>
<p>Masalı neden severiz? Peki dedikoduyu? Güzel bir öyküyü? Çünkü hepsi beynimizde çok yönlü çağırışımlar yapar. Çocuklar masala bayılır, biz de dedikoduya! Dedikodunun şampiyonu kadınlardır. Burada üstünlüklerini tartışamayız, yoksa erkekler beyinlerini epey tek taraflı da oluşturuyor?</p>
<p><strong>Kıvılcımlı Kayabalı</strong>’nın “Beyin hikayeleri sever” yazısı, hemen herkesi okumaya çağırıyor. Beynimizi nasıl kullanmamız gerektiğine ilişkin de ipuçları sunuyor.</p>
<p><strong>Biyolojide devrimler çağındayız</strong></p>
<p>Geçen sayımızda CRISPR yöntemiyle, bu kez doğrudan insan genlerine kolay ve etkin müdahale ile mesela kanser ve daha pek çok hastalığa yeni tedavi yollarının açılabileceğini duyurmuştuk. Bu sayımızda da yeni bir kimyayı doğuracak gelişmeyi, yeni bir yaşama bir kapı açıldığını haber veriyoruz: yaşam, silisyum tabanlı da olabilir! Bilimciler, karbon ile silikonu birleştirmeyi başardı, “ilaçlardan LED lambalara, yarı iletkenlere ve bilgisayar ekranlarına kadar uzanan geniş yelpazede yeni ürünlerin önü açıldı.”</p>
<p>“Bilimsel beslenme” konusu, dergimizin kuruluşundan beri tam sayfa ayırdığı ve son araştırmaları duyurduğu önemli bir alan. İzlemeyi unutmayın sayfayı.. Aykut Göker’i bir başka dostu anlatıyor, yine sıcak bir duyguyla&#8230;</p>
<p>1960 başlarında hemen hemen aynı sosyo-ekonomik koşullara sahip iken, Güney Kore nasıl oldu da büyük bir atılımla bir dünya ekonomi devi oldu? Yeni ve ilginç bir karşılaştırmayı bu kez Bayram Ali Eşiyok sunuyor&#8230;</p>
<p><strong>Turgut Uzel</strong>, eğitim ve toplum başlığı altında, çocuklarımızı yıpratıyoruz, diyor ve ekliyor: “İlköğretimden itibaren çocuklarımızı yıpratıyoruz. Onları, en iyi diye değerlendirdiğimiz liseye veya üniversiteye girebilmeleri için ileride işlerine yaramayacak bir sürü bilgiyle yüklüyoruz. Bahçede, parkta oyun oynaması gereken çocuklarımızı veya buluğ çağındaki gençlerimizi cendereye sokuyoruz. Böylece, üniversiteye, motivasyonunu yitirmiş ve yaratıcılığı körelmiş öğrenciler geliyor&#8230; Eğitimin amacı bu mu olmalı?”</p>
<p><strong>Nükhet Yılmaz Turgut</strong>’un, ülkemizin fotoğrafını çektiği yazısının başlığı “Kandırılmamak” İçin Demokrasiye Sığınalım: Demokrasi Masal Olmasın&#8230;</p>
<p><strong>Cem Say,</strong> Osmanlı’da bilime el attı ve önce şu ünlü Müneccimbaşı Takiyüddin’i inceledi. Bilmediğimiz özellikleri var. <strong>Doğan Kuban</strong> Frankurt ile İstanbul arasında İstanbullu olarak utanacağımız ilginç karşılaştırmalar yapıyor. <strong>Ali Akurgal</strong>, teknolojik olarak toplumun her birimine giren akıllı yaşam konusuna başka açılardan bakıyor&#8230; <strong>Bozkurt Güvenç</strong>, eğitime, “’zaman aşımı” açısından bakıyor ve Atatürk’ten önemli bir anımsatma yapıyor: “Öğretmenlerin maaşı milletvekili maaşlardan düşük olmasın!”</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>’ndan bir öneri var. Amerikalılar Şükran Günü’nden sonraki günü Kara Cuma yapıyorsa, bizim “Kara Cumamız” hangi gün olmalı? Peki <strong>Mustafa Çetiner</strong>’i insan öyküleriyle etkileyen üç kitap hangisi?</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Diyoruz ki, biz geleceği kuruyoruz HBT ile. Entelektüel kimliğimizin ayrılmaz bir parçası. Hayat boyu öğrenimin kalesi. Ülkemizin geleceği için yol gösterici ve hepimiz için esas dünya ve varlık konusu&#8230;</p>
<p>HBT’yi izleyin.</p>
<p>Hem dijital, hem de basılı dergi aboneliği için, <strong>herkesebilimteknoloji.com</strong> internet haber sitemiz sizi bekliyor.</p>
<p>Gelecek sayıda yeniden buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beyne-bak-neyi-seviyor-hikaye-masal-vb">Beyne bak, neyi seviyor: Hikaye, masal vb.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4409</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
