<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nanoteknoloji arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nanoteknoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nanoteknoloji</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Dec 2018 08:07:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Papa’nın “Gel bize bir gösteri yap” dediği Metin Sitti’ye Koç Madalyası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/papanin-gel-bize-bir-gosteri-yap-dedigi-metin-sittiye-koc-madalyasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2018 11:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[geko]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[mini robot]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[rahmi koç bilim madalyası]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Metin Sitti adını İngilizce bir dergide bir haberin içinde keşfetmiştik. Bir çeşi kertenkele olan geko’ların bir çırpıda ayaklarıyla düz duvarda, camda, tavanda nasıl yürüdükleri üzerine çalışmalardan yola çıkarak, geko ayağındaki tüyleri taklit eden bir polimer üretmişti. O yazıyı buldum, yıl 2002, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde yayınlamışız. Kaynak New Scientist. Her şeyde olduğu gibi önce işin temel bilimini yapacaksın ve nasıl oluyor sorusuna yanıt vereceksin, sonra da benzerini taklit edeceksin. İktidarın kulaklarına gitsin diye yazıyorum bunu. Çünkü iktidardakiler, bakanlık vb. bilim dünyasına “bize para getirecek teknoloji üretin” diye yaklaşıyor. Onlar için bilim demek teknoloji üretimi demek. Teknoloji temel bilim çalışmalarıyla gündeme gelir. Nasıl oluyor-nasıl işliyor, sorusuna yanıt bulmadan, hiçbir şey üretemezsiniz. Bilinen bilgilerden teknoloji üretebilmek için bile bilimin davranış yasalarını bilmek zorundasınız. Geko kertenkelenin ayaklarındaki olağanüstü kavrama yeteneği ayak tüylerinden kaynaklanıyordu. “Bu tüylerin uçları öylesine yapışkan ki, geko’lar tek parmaklarından tavana asılı durabiliyorlar”. Bilim tartıştı, bu yapışkanlığın nedeni güçlü bir kimyasal mıydı, yoksa başka bir şey mi? Acaba nasıl yürüyor?  Sıkı durun: Kaliforniya Üniversitesi’nden Ron Fearing ve arkadaşları bu yapışkanlığın gerçekte moleküller arasındaki Van der Waals güçleri adı verilen çekim gücünden kaynaklandığını ortaya koydu. Metin Sitti bu ekibin içindeki mühendis kökenli bilimciydi ve geko’ların tutunma özelliklerini polimer tabanlı bir dizi tüy üreterek taklit etti. Bu tüyler, henüz bir insanı tavanda asılı tutmaya yeterli güçte olmasa da, Metin Sitti, Setex markalı bir yapıştırıcının üreticisi oldu. Piyasada daha pek çok ürünü var. Metin Sitti’yi böylece 2002’den beri izlemeye aldık. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezundu. Kendisiyle haberleştik. Sık sık haber oldu bize. Hatta birkaç ay önce Herkese Bilim Teknoloji dergimizin kapağındaydı! Mini robotlarıyla Max Planck Enstitüsü’nde çok önemli bir direktörlüğe getirildi. Şunu yapacaksın bunu yapacaksın diye bir dayatma yok kendisine. Sitti diyor ki: “Bizden istenen yüksek kaliteli araştırma ve makaleler. Üç yılda bir ne ürettiğimize ne yaptığımıza bakarlar. Bir tür başarı değerlendirmesi…”  Tabii Max Planck öyle sıradan bilimcileri çağırmıyor. Konusunda en yetkinleri davet ediyor. En yetkinlerin de zaten direktif falan almaya ihtiyacı yok. Projeleri, vizyonları olan insanlar… Metin Sitti’nin vizyonu çok geniş, mini robotlar konusunda. Bu bile başlı başına bir meydan okumadır. Birkaç ay önce midede hareket eden bir robot ile gündeme gelmişti. Papa: Gel gösteri yap! Metin Sitti, Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası’nı kazandı geçen gün. Sohbet ettik. (Soldan sağa: Orhan Bursalı, Metin Sitti, Özlem Yüzak) İlginç bir olay anlattı: Papa davet etmiş Vatikan’a! Nedeni de Sitti’nin ürettiği su üzerinde yürüyen robotun bir gösterisini yapması için! Gidememiş veya gitmemiş! Robot, suyun yüzey gerilimi etkisiyle su üzerinde kalıp yürüyebiliyor. “Yüzey gerilimi” bir fiziksel olay, güç. Bilim bu fiziği tanımlarken, mühendis de bu bilgiyi kullanarak, su üzerinde gezen robot yapıyor! “Hayvanat Bahçem” Ödül gecesinde çalışmalarını anlatırken gösterdiği bir slaytta şu yazılıydı: Benim Hayvanat Bahçem. Başta geko kertenkelesi duruyordu ve diğerleri. Canlılardan öğreniyor, onların üstün yeteneklerini çeşitli amaçlar için taklit eden çalışmalar yapıyordu. Su üzerinde yürüyen robot da onlardan biriydi. Tabii burada suyun “güçlerini” bilmeniz gerekiyor üzerinde robot yürütmek için! Hayvanların insanlara kıyasla çok üstün yetenekleri var ve bunları taklit edebilirsiniz. Şimdi üzerinde yoğunlaştıkları kılcal damarlar ve beyin damarları içinde dolaşacak, teşhise yardımcı olacak, ilaç taşıyarak sorun da çözecek saç telinden daha ince robotlar. Tedavi edici özelliklerine gelince, bu mini robotların üzerine ilaç nano parçacıkları koyuyorlar ve hedefe yönlendiriyorlar. Mesela doğrudan kanser hücrelerine. Bütün bedene kanser ilacı verip harap bir bedene yol açmaktansa, doğrudan tümöre, kanser hücrelerine bulunduğu yerlerde ilaçla müdahale edilecek. Bu mini robotlar elektro manyetik olarak dışarıdan istendiği gibi yönetilebiliyor. Madalyası helal olsun! Orhan Bursalı *Bu yazı, 25 Kasım 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/papanin-gel-bize-bir-gosteri-yap-dedigi-metin-sittiye-koc-madalyasi">Papa’nın “Gel bize bir gösteri yap” dediği Metin Sitti’ye Koç Madalyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Metin Sitti </strong>adını İngilizce bir dergide bir haberin içinde keşfetmiştik. Bir çeşi kertenkele olan geko’ların bir çırpıda ayaklarıyla düz duvarda, camda, tavanda nasıl yürüdükleri üzerine çalışmalardan yola çıkarak, geko ayağındaki tüyleri taklit eden bir polimer üretmişti.</p>
<p>O yazıyı buldum, yıl 2002, <em>Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji</em> dergisinde yayınlamışız. Kaynak <em>New Scientist</em>. Her şeyde olduğu gibi önce işin temel bilimini yapacaksın ve nasıl oluyor sorusuna yanıt vereceksin, sonra da benzerini taklit edeceksin.</p>
<p>İktidarın kulaklarına gitsin diye yazıyorum bunu. Çünkü iktidardakiler, bakanlık vb. bilim dünyasına “<strong><em>bize para getirecek teknoloji üretin</em></strong>” diye yaklaşıyor. Onlar için bilim demek teknoloji üretimi demek. Teknoloji temel bilim çalışmalarıyla gündeme gelir. <strong><em>Nasıl oluyor-nasıl işliyor,</em></strong> sorusuna yanıt bulmadan, hiçbir şey üretemezsiniz. Bilinen bilgilerden teknoloji üretebilmek için bile bilimin davranış yasalarını bilmek zorundasınız.</p>
<p>Geko kertenkelenin ayaklarındaki olağanüstü kavrama yeteneği ayak tüylerinden kaynaklanıyordu. “Bu tüylerin uçları öylesine yapışkan ki, geko’lar tek parmaklarından tavana asılı durabiliyorlar”. Bilim tartıştı, bu yapışkanlığın nedeni güçlü bir kimyasal mıydı, yoksa başka bir şey mi?</p>
<p><strong>Acaba nasıl yürüyor?</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Sıkı durun</strong>: Kaliforniya Üniversitesi’nden Ron Fearing ve arkadaşları bu yapışkanlığın gerçekte moleküller arasındaki Van der Waals güçleri adı verilen çekim gücünden kaynaklandığını ortaya koydu. Metin Sitti bu ekibin içindeki mühendis kökenli bilimciydi ve geko’ların tutunma özelliklerini polimer tabanlı bir dizi tüy üreterek taklit etti. Bu tüyler, henüz bir insanı tavanda asılı tutmaya yeterli güçte olmasa da, Metin Sitti, <em>Setex</em> markalı bir yapıştırıcının üreticisi oldu. Piyasada daha pek çok ürünü var<strong>.</strong></p>
<p>Metin Sitti’yi böylece 2002’den beri izlemeye aldık. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezundu. Kendisiyle haberleştik. Sık sık haber oldu bize. Hatta birkaç ay önce <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergimizin kapağındaydı! Mini robotlarıyla Max Planck Enstitüsü’nde çok önemli bir direktörlüğe getirildi. Şunu yapacaksın bunu yapacaksın diye bir dayatma yok kendisine. Sitti diyor ki: <em>“Bizden istenen yüksek kaliteli araştırma ve makaleler. Üç yılda bir ne ürettiğimize ne yaptığımıza bakarlar. Bir tür başarı değerlendirmesi…”</em><em> </em></p>
<p>Tabii <em>Max Planck</em> öyle sıradan bilimcileri çağırmıyor. Konusunda en yetkinleri davet ediyor. En yetkinlerin de zaten direktif falan almaya ihtiyacı yok. Projeleri, vizyonları olan insanlar…</p>
<p>Metin Sitti’nin vizyonu çok geniş, mini robotlar konusunda. Bu bile başlı başına bir meydan okumadır. Birkaç ay önce midede hareket eden bir robot ile gündeme gelmişti.</p>
<p><strong>Papa: Gel gösteri yap!</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-12162 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/metinobiozi-225x300.jpeg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/metinobiozi-225x300.jpeg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/metinobiozi-768x1024.jpeg 768w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/metinobiozi.jpeg 1200w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Metin Sitti,<strong> Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası’nı </strong>kazandı geçen gün. Sohbet ettik. <em>(Soldan sağa: Orhan Bursalı, Metin Sitti, Özlem Yüzak)</em></p>
<p>İlginç bir olay anlattı: <strong>Papa</strong> davet etmiş Vatikan’a! Nedeni de Sitti’nin ürettiği <strong>su üzerinde yürüyen robotun</strong> bir gösterisini yapması için! Gidememiş veya gitmemiş! Robot, suyun yüzey gerilimi etkisiyle su üzerinde kalıp yürüyebiliyor. “Yüzey gerilimi” bir fiziksel olay, güç. Bilim bu fiziği tanımlarken, mühendis de bu bilgiyi kullanarak, su üzerinde gezen robot yapıyor!</p>
<p><strong>“Hayvanat Bahçem”</strong></p>
<p>Ödül gecesinde çalışmalarını anlatırken gösterdiği bir slaytta şu yazılıydı: <strong>Benim Hayvanat Bahçem</strong>. Başta geko kertenkelesi duruyordu ve diğerleri. Canlılardan öğreniyor, onların üstün yeteneklerini çeşitli amaçlar için taklit eden çalışmalar yapıyordu. Su üzerinde yürüyen robot da onlardan biriydi. Tabii burada suyun “güçlerini” bilmeniz gerekiyor üzerinde robot yürütmek için! Hayvanların insanlara kıyasla çok üstün yetenekleri var ve bunları taklit edebilirsiniz.</p>
<p>Şimdi üzerinde yoğunlaştıkları kılcal damarlar ve beyin damarları içinde dolaşacak, teşhise yardımcı olacak, ilaç taşıyarak sorun da çözecek saç telinden daha ince robotlar.</p>
<p>Tedavi edici özelliklerine gelince, bu mini robotların üzerine ilaç nano parçacıkları koyuyorlar ve hedefe yönlendiriyorlar. Mesela doğrudan kanser hücrelerine. Bütün bedene kanser ilacı verip harap bir bedene yol açmaktansa, doğrudan tümöre, kanser hücrelerine bulunduğu yerlerde ilaçla müdahale edilecek.</p>
<p>Bu mini robotlar elektro manyetik olarak dışarıdan istendiği gibi yönetilebiliyor.</p>
<p>Madalyası helal olsun!</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<div id="article-body" class="formatted news-content">
<p><strong><em>*Bu yazı, 25 Kasım 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/papanin-gel-bize-bir-gosteri-yap-dedigi-metin-sittiye-koc-madalyasi">Papa’nın “Gel bize bir gösteri yap” dediği Metin Sitti’ye Koç Madalyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12161</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası Prof. Dr. Metin Sitti’ye verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/koc-universitesi-rahmi-koc-bilim-madalyasi-prof-dr-metin-sittiye-verildi-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 13:49:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özlem Yüzak]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı Sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[koç universitesi]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik alan]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[minimal invaziv cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[rahmi koç bilim madalyası]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Metin Sitti’yi “Mikro robotlarla devrim yaratan Türk bilim insanı” olarak tanımlayabiliriz. Dünyanın en önemli bilim ve araştırma kuruluşlarından biri olan Max Planck Enstitüsü’nün Akıllı Sistemler Direktörü ve topluluğun tek Türk üyesi. Mühendislik alanında dünya çapında ses getiren çalışmalarıyla mikro ve nano biyomedikal robotik teknolojilerinde öncü katkıları olan bir isim. Sitti, Koç Üniversitesi&#8217;nin başarılı ve öncü bilim insanlarını ödüllendirmek üzere 2016&#8217;da başlatmış olduğu Rahmi M. Koç Bilim Madalyası’nın bu yılki sahibi oldu. Metin Sitti, Rahmi Koç Müzesi’nde düzenlenen törende ödülünü Koç Holding ve Koç Üniversitesi Mütevelli Heyet Şeref Başkanı Rahmi M. Koç’un elinden alırken, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç yaptığı konuşmada Atatürk’ün bilime verdiği öneme dikkat çekerek “Bilginin saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna eriştiği bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın herhangi bir yerindeki bilimsel çalışmalarla elde edilen bilgi ve teknolojik gelişmenin herkese ışık tuttuğundan bahsedebiliriz. Bizlere düşen, insanlık için bu denli önemli bilgiyi üreten, bunun için yılmadan çalışan tüm bilim insanlarına hak ettikleri desteği vermek ve aynı zamanda onların kıymetini bilip takdir etmek” dedi. Sitti aynı zamanda Carnegie Mellon Üniversitesi’nde seçkin profesör ve Stuttgart Üniversitesi’nde onursal profesör unvanlarına da sahip. Şimdi Türkiye’de Koç Üniversitesi’nde de yarı zamanlı olarak çalışmalarını yürüteceğini açıklayan Sitti sözlerini şöyle sürdürdü: “Bilim bana göre sırf beyinle çalışan ya da beynin önemli olduğu bir alan değil, arkadaşlık ve sosyal ortam da çok önemli. Çünkü biz bilimsel çalışmalarımızı sırf iş olsun diye yapmıyoruz, bilim benim büyük bir tutkum ve aynı zamanda öğrencilerimin ve araştırmacılarımın da tutkusu. Birlikte çalıştığım ekibi bir diğer ailem olarak görüyorum, dolayısıyla beraber aile olarak bilimsel çalışmalar yapmak, hem de mutlu bir sosyal ortamın olması her açıdan çok önemli.” Türkiye’nin en büyük kaybı doktora öğrencisini tutamaması Bir bilim insanı&#8230; Dünyaca ünlü, çığır açan katkılarından dolayı ödül üzerine ödül alan, üstelik hayli genç&#8230; Bu toprakların yetiştirdiği, içimizden biri Prof. Dr. Metin Sitti. Kırşehirli Köy Enstitülü öğretmen bir babanın oğlu. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği’nde lisans ve yüksek lisansını yapmış. Doktora derecesini Tokyo Üniversitesi’nden almış. Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde araştırmalarını yürütmüş. Max Planck Enstitüsü Akıllı Sistemler Bölümü yöneticisi. Küçük-ölçekli fiziksel akıllı sistemler, gezgin mikro-robotlar, tıbbi ve doğadan esinlenen minyatür robotlar, mikro/nano-malzemeler ve mikro/nano-manipülasyon konularında dünya çapında ses getiren araştırmalar yapıyor ve bunların bazılarını halihazırda ürün haline getirmiş durumda. Sitti’yi biz tanıyorduk. Hatta kendisini ve çalışmalarını Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’nde sıkça gündeme getiriyorduk. Sitti ile ödül töreni öncesinde küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Bilimsel çalışmaları çok önemli Sitti’nin ama bir o kadar önemli olan bu noktaya nasıl geldiği, hevesleri, tutkuları, bu ülkeye ve gençlere verdiği mesajlar. &#8220;Bilim insanları yurda dönmeli” çağrısı yapan ama bunu yaparken eş zamanlı olarak bilim insanlarını gözaltına alan, akademik özgürlükleri kısıtlayan siyasi iktidarın Sitti’nin bu sözlerini ne kadar umursayacağını bilmiyoruz ama aktarmak görevimiz. “Bir ülkede araştırmanın ana kaynağı doktora öğrencisidir” diyor Sitti ve ekliyor &#8220;Türkiye’nin en büyük kaybı doktora öğrencisini tutamaması&#8221;. Kendinden örnek veriyor. “Doktoramı da Türkiye’de yapmayı istiyordum. Başarılı bir öğrenciydim. Boğaziçi’nden kabul geldi. Koridorda karşılaştığım hocam beni görünce “Vah vah sen burada mı kaldın? Bir yere gidemedin mi?&#8221; dedi. “Aman hocam burada kalmayı kendim istedim” desem de kafama bir kurt düşmüştü. Tam da bu sırada Tokyo Üniversitesi’nden gelen önemli bir teklif vardı. Kabul ettim ve gittim. Aslında iyi ki de gitmiş.  &#8220;Japonya’ya ilk gittiğimde akıllı robotlar üzerine çalışıyordum. Orada beni küçük robotlarla çalışmaya yönelttiler. Akıllı robotlar güzel bir konuydu ama küçük robotlar daha da meydan okuyucu bir konu olarak dikkat çekiciydi, hatta o zamanlar nano robotlar yoktu” diye anlatıyor nedenini. Sitti’nin üzerinde çalıştığı projesinden bahsedelim bu noktada: En ulaşılmaz bölgelere girebilen mikro robot kapsüller. Hedefteki bölgeye gerekli ilacı salgılayabiliyor, hatta mide içinde birkaç gün kalarak mide iltihaplarını veya tümörleri tedavi edebiliyor. Şimdilik hayvan deneyleri sürüyor. (Uzun söyleşiyi 30 Kasım Cuma günü çıkacak olan 140. sayımızda okuyabilirsiniz.) Türkiye’de bilimde ve akademide özgürlük şart diyor ve ekliyor: &#8220;Mutlaka ve mutlaka bilim politikadan ayrılmalı. Siyasetten arındırılmalı. En büyük sorun bu. Uzun vadeli politikalarla bilimi özerkleştirip ona kaynak ayırmak sağlanmalı. Japonya ve Güney Kore çok geriden başlamasına rağmen çok ilerledi. Türkiye her zaman potansiyeli çok olan bir ülke ama bir türlü değerlendiremiyor.&#8221; Sitti’nin Koç Üniversitesi’nde kısmi zamanlı olarak çalışmaya başlayacak olması önemli. Zaten kendisi de “bilim insanlarına yurda dönün çağrısı” konusunda ortak işbirlikleri ve kısmi zamanlı çalışma gibi akıllıca yöntemler geliştirilebileceğini ve geçiş sürecinde bir Köprü oluşturulabileceğini vurguluyor. Gençlere de mesajı var Sitti’nin: “En iyi not illa başarı anlamına gelmiyor. Bir dünya vizyonu kazanmaya çalışın, sosyal alanlar ve özellikle sanat  da aynı şekilde önemli. Sadece bilimsel çalışmaya odaklanmak yerine kendi kişisel olarak  zevk aldığınız alanları saptamaya çalışın. Ben suluboya resim çok yaptım, film yapım derslerine girdim. Bunların faydasını kendi mesleğim ve çalışma alanımda da hayli gördüm&#8230;”  Özlem Yüzak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/koc-universitesi-rahmi-koc-bilim-madalyasi-prof-dr-metin-sittiye-verildi-2">Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası Prof. Dr. Metin Sitti’ye verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Metin Sitti’yi “Mikro robotlarla devrim yaratan Türk bilim insanı” olarak tanımlayabiliriz. Dünyanın en önemli bilim ve araştırma kuruluşlarından biri olan Max Planck Enstitüsü’nün Akıllı Sistemler Direktörü ve <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/einsteinin-kurdugu-enstitude-ilk-turk-direktor">topluluğun tek Türk üyesi</a>. Mühendislik alanında dünya çapında ses getiren çalışmalarıyla mikro ve nano biyomedikal robotik teknolojilerinde öncü katkıları olan bir isim.</p>
<p>Sitti, Koç Üniversitesi&#8217;nin başarılı ve öncü bilim insanlarını ödüllendirmek üzere 2016&#8217;da başlatmış olduğu Rahmi M. Koç Bilim Madalyası’nın bu yılki sahibi oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-12152 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/koc-300x171.jpg" alt="" width="300" height="171" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/koc-300x171.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/11/koc.jpg 585w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Metin Sitti, Rahmi Koç Müzesi’nde düzenlenen törende ödülünü Koç Holding ve Koç Üniversitesi Mütevelli Heyet Şeref Başkanı Rahmi M. Koç’un elinden alırken, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç yaptığı konuşmada Atatürk’ün bilime verdiği öneme dikkat çekerek <em>“Bilginin saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna eriştiği bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın herhangi bir yerindeki bilimsel çalışmalarla elde edilen bilgi ve teknolojik gelişmenin herkese ışık tuttuğundan bahsedebiliriz. Bizlere düşen, insanlık için bu denli önemli bilgiyi üreten, bunun için yılmadan çalışan tüm bilim insanlarına hak ettikleri desteği vermek ve aynı zamanda onların kıymetini bilip takdir etmek”</em> dedi.</p>
<p>Sitti aynı zamanda Carnegie Mellon Üniversitesi’nde seçkin profesör ve Stuttgart Üniversitesi’nde onursal profesör unvanlarına da sahip. Şimdi Türkiye’de Koç Üniversitesi’nde de yarı zamanlı olarak çalışmalarını yürüteceğini açıklayan Sitti sözlerini şöyle sürdürdü: <em>“Bilim bana göre sırf beyinle çalışan ya da beynin önemli olduğu bir alan değil, arkadaşlık ve sosyal ortam da çok önemli. Çünkü biz bilimsel çalışmalarımızı sırf iş olsun diye yapmıyoruz, bilim benim büyük bir tutkum ve aynı zamanda öğrencilerimin ve araştırmacılarımın da tutkusu. Birlikte çalıştığım ekibi bir diğer ailem olarak görüyorum, dolayısıyla beraber aile olarak bilimsel çalışmalar yapmak, hem de mutlu bir sosyal ortamın olması her açıdan çok önemli.”</em></p>
<p><strong>Türkiye’nin en büyük kaybı doktora öğrencisini tutamaması</strong></p>
<p>Bir bilim insanı&#8230; Dünyaca ünlü, çığır açan katkılarından dolayı ödül üzerine ödül alan, üstelik hayli genç&#8230; Bu toprakların yetiştirdiği, içimizden biri <strong>Prof. Dr. Metin Sitti</strong>. Kırşehirli Köy Enstitülü öğretmen bir babanın oğlu. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği’nde lisans ve yüksek lisansını yapmış. Doktora derecesini Tokyo Üniversitesi’nden almış. Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde araştırmalarını yürütmüş.</p>
<p>Max Planck Enstitüsü Akıllı Sistemler Bölümü yöneticisi.<a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/turk-direktor-ve-ekibinden-4-milimetrelik-robot-bu-cuma-100-sayimizda"> Küçük-ölçekli fiziksel akıllı sistemler</a>, gezgin mikro-robotlar, tıbbi ve doğadan esinlenen minyatür robotlar, mikro/nano-malzemeler ve mikro/nano-manipülasyon konularında dünya çapında ses getiren araştırmalar yapıyor ve bunların bazılarını halihazırda ürün haline getirmiş durumda. Sitti’yi biz tanıyorduk. Hatta kendisini ve çalışmalarını Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’nde sıkça gündeme getiriyorduk. Sitti ile ödül töreni öncesinde küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Bilimsel çalışmaları çok önemli Sitti’nin ama bir o kadar önemli olan bu noktaya nasıl geldiği, hevesleri, tutkuları, bu ülkeye ve gençlere verdiği mesajlar.</p>
<p><em>&#8220;Bilim insanları yurda dönmeli”</em> çağrısı yapan ama bunu yaparken eş zamanlı olarak bilim insanlarını gözaltına alan, akademik özgürlükleri kısıtlayan siyasi iktidarın Sitti’nin bu sözlerini ne kadar umursayacağını bilmiyoruz ama aktarmak görevimiz.</p>
<p><em>“Bir ülkede araştırmanın ana kaynağı doktora öğrencisidir”</em> diyor Sitti ve ekliyor <em>&#8220;</em><strong><em>Türkiye’nin en büyük kaybı doktora öğrencisini tutamaması&#8221;. </em></strong>Kendinden örnek veriyor. “Doktoramı da Türkiye’de yapmayı istiyordum. Başarılı bir öğrenciydim. Boğaziçi’nden kabul geldi. Koridorda karşılaştığım hocam beni görünce <em>“Vah vah sen burada mı kaldın? Bir yere gidemedin mi?&#8221;</em> dedi. <em>“Aman hocam burada kalmayı kendim istedim” </em>desem de kafama bir kurt düşmüştü. Tam da bu sırada Tokyo Üniversitesi’nden gelen önemli bir teklif vardı. Kabul ettim ve gittim.</p>
<p>Aslında iyi ki de gitmiş.  <em>&#8220;Japonya’ya ilk gittiğimde akıllı robotlar üzerine çalışıyordum. Orada beni küçük robotlarla çalışmaya yönelttiler. Akıllı robotlar güzel bir konuydu ama küçük robotlar daha da meydan okuyucu bir konu olarak dikkat çekiciydi, hatta o zamanlar nano robotlar yoktu” </em>diye anlatıyor nedenini.</p>
<p>Sitti’nin üzerinde çalıştığı projesinden bahsedelim bu noktada: En ulaşılmaz bölgelere girebilen mikro robot kapsüller. Hedefteki bölgeye gerekli ilacı salgılayabiliyor, hatta mide içinde birkaç gün kalarak mide iltihaplarını veya tümörleri tedavi edebiliyor. Şimdilik hayvan deneyleri sürüyor. (Uzun söyleşiyi 30 Kasım Cuma günü çıkacak olan 140. sayımızda okuyabilirsiniz.)</p>
<p>Türkiye’de bilimde ve akademide özgürlük şart diyor ve ekliyor: <em>&#8220;Mutlaka ve mutlaka bilim politikadan ayrılmalı. Siyasetten arındırılmalı. En büyük sorun bu. Uzun vadeli politikalarla bilimi özerkleştirip ona kaynak ayırmak sağlanmalı. Japonya ve Güney Kore çok geriden başlamasına rağmen çok ilerledi. Türkiye her zaman potansiyeli çok olan bir ülke ama bir türlü değerlendiremiyor.&#8221;</em></p>
<p>Sitti’nin Koç Üniversitesi’nde kısmi zamanlı olarak çalışmaya başlayacak olması önemli. Zaten kendisi de “bilim insanlarına yurda dönün çağrısı” konusunda ortak işbirlikleri ve kısmi zamanlı çalışma gibi akıllıca yöntemler geliştirilebileceğini ve geçiş sürecinde bir Köprü oluşturulabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Gençlere de mesajı var</strong> Sitti’nin: <em>“En iyi not illa başarı anlamına gelmiyor. Bir dünya vizyonu kazanmaya çalışın, sosyal alanlar ve özellikle sanat  da aynı şekilde önemli. </em><em>Sadece bilimsel çalışmaya odaklanmak yerine kendi kişisel olarak  zevk aldığınız alanları saptamaya çalışın. Ben suluboya resim çok yaptım, film yapım derslerine girdim. Bunların faydasını kendi mesleğim ve çalışma alanımda da hayli gördüm&#8230;”</em><em> </em></p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/koc-universitesi-rahmi-koc-bilim-madalyasi-prof-dr-metin-sittiye-verildi-2">Koç Üniversitesi Rahmi Koç Bilim Madalyası Prof. Dr. Metin Sitti’ye verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanoğlu en yakın yıldız sistemine yelken açıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanoglu-en-yakin-yildiz-sistemine-yelken-aciyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2016 14:37:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[alpha centauri]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[breakthrough starshot]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[mikro]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[proxima centauri]]></category>
		<category><![CDATA[roket]]></category>
		<category><![CDATA[stephen hawking]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzayda yaşama uygun gezegen arayışları Dünya’da yaşamın sonsuza dek devam etmeyeceği konusunda dünya kamuoyunu sürekli olarak uyaran Profesör Stephen Hawking, uzayda insan yaşamına uygun gezegen arayışlarına başlanması için sıra dışı bir projeye öncülük ediyor.  Başta Rus milyarder Yuri Milner ve Silicon Vadisi girişimcileri olmak üzere diğer iş adamlarının desteği ile geliştirilecek olan yepyeni bir teknoloji sayesinde, mikroçip boyutlarında bir dizi uzay aracı 20 yıl içinde Dünya’ya en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’ye ulaşmaya çalışacak.  Breakthrough Starshot adı verilen bu proje, belki de hiçbir zaman başarıya ulaşamayacak, ancak insanları veya insan-yapımı uzay araçlarını yıldızlara taşımak için gerekli olan teknolojinin geliştirilmesine ön ayak olacak. Bu arada yol üzerindeki gezegenlerin insan yaşamına uygun olup olmayacağı incelenecek. Milyarder Yuri Milner ve ünlü fizikçi Stephen Hawking, geçenlerde yaptıkları bir basın açıklamasıyla minik bir uzay aracını uzaya göndermek için 100 milyon dolarlık bir girişim başlattıklarını duyurdu. Bu uzay aracı bir bilgisayar çipi boyutlarında olacak. Aracın 25 trilyon mil uzaktaki en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’ye 20 yıl içinde ulaşması bekleniyor. 55 yıl sonra Uzay Çağı’nda gelinen nokta Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan. 12 Nisan 1961 tarihinde Dünya yörüngesinde turlamasının üzerinden tam 55 yıl geçti. Bu tarihte başladığı varsayılan Uzay Çağı, Breakthrough Starshot projesi ile büyük bir atılım gerçekleştirecek. Böylece yıldızlararası yolculuklar bilim kurgu konusu olmaktan çıkarak gerçek olacak. Hawking ve Milner’e bu projede Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg de destek veriyor. Güçlü bir ekip oluşturmak için kolları sıvayan üçlü, NASA Ames Araştırma Merkezi eski yöneticisi Pete Worden’ın da aralarında bulunduğu Harvard, Princeton, Cornell gibi ABD’nin saygın üniversitelerinden bilim insanlarını, Nobel Ödüllü Saul Perlmutter’ı, astronom Martin Rees’i ekiplerine dahil ettiler. Nano-araç ile uzay yolculuğu     Breakthrough Starshot projesinin hedefi, nano-boyutlarda bir uzay aracı geliştirmek. Nano-boyutlarda bir bilgisayar çipi görüntüsündeki uzay aracı, itici güç kaynağı, kamera ve navigasyon sistemi içerecek. “StarChip” adı verilecek olan araç, Moore Yasası’nda öngörülen ilkeler çerçevesinde geliştirilen teknoloji yardımıyla uzaya çıkacak. Moore Yasası, bir çip üzerindeki transistör sayısının her iki yılda bir ikiye katlanacağını öngörür. Bir sonraki aşama ise bir metrekare civarında ve birkaç yüz atom kalınlığında yelkenler geliştirmek. Önünde çözmesi gereken çok sayıda teknolojik engeli bulunan projenin tamamlanması için 5 ile 10 milyar dolar gerekebilir. Milner şimdilik kendi hesabından 100 milyon dolar yatırmış bulunuyor. Geleneksel roketlerden farklı Bir kere itici mekanizma geleneksel roket fırlatıcısından çok farklı bir yapıda olacak. Breakthrough Starshot ayrıca yerde konuşlanmış bir dizi lazer demeti yaratmayı planlıyor. Kuramsal olarak lazer grubu binlerce nano-aracını uzaya fırlatabilecek. Nano-araçlar bir kez yörüngeye girdiği zaman lazerler tek tek yelkenlere odaklanarak hızlarını ışık hızının % 20’sine çıkartacaklar. Alpha Centauri’ye 30.000 yılda ulaşmak yerine Starchip saatte 100 milyon mil hıza çıkarak 20 yılda varacak. Starchip hedefine ulaşırsa üzerindeki kamera, yıldız sisteminin fotoğraflarını çekmeye başlayacak. Böylece sistemde yaşanabilir bir gezegen olup olmadığı anlaşılabilecek. En ileri teknolojiyle bile bu fotoğrafların Yeryüzü’ne erişmesi 4 yılı bulacak. Breakthrough Starshot şu anda emekleme aşamasında; önünde aşılması gereken çok sayıda teknolojik engel var. Ayrıca yıldızlararası yolculuk pek çok tehlikeye açık. Örneğin herhangi bir cisimle çarpışması Starchip’in sonunu getirebilir. “Dünya şahane bir yer, ama sonsuza dek dayanamayacak” diye konuşan Hawking, “Yeni yerler bulmak için er veya geç yıldızlara ulaşmak zorundayız. Breakthrough Starshot bu yolculuğun ilk adımı” diyor. Alpha Centauri Hakkında Ne Biliyoruz? Alpha Centauri’nin yıldızları bizden 4.3 ışık-yılı uzaktadır. Bu da Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin 270.000 katı anlamına gelir. Milner’e göre bu mesafeyi bir nesil içinde kat etmek için bugün kullandığımız kimyasal roketler, Samanyolu’ndaki tüm yıldızların ağırlığına eşit miktarda yakıta ihtiyaç duyar. Bir füzyon roketi sisteme 50 yıl içinde ulaşabilir ama bu teknolojinin ne zaman işlerlik kazanabileceği henüz bilinmiyor. Oysa Starshot teknolojisi ile bu mesafe 20 yıl içinde kat edilebilecek. Alpha Centauri Dünya’dan yalnızca bir ışık noktası olarak görülüyor. Bu nokta kuzey gökyüzünün en parlak yıldızlarından biridir. Teleskoptan bakınca sistemin iki yıldızı görülebiliyor. Bunlar Alpha Centauri A ve çapı daha küçük olan Alpha Centauri B. Bu ikisi de bizim Güneş’imize yakın bir kütleye sahip. Bunlar, Uranüs’ün Güneş’in yörüngesinde döndüğü mesafeye yakın bir uzaklıkta birbirlerinin yörüngesinde dönerler. Üçüncü yıldız Proxima Centauri Dünya’ya biraz daha yakındır. Aslında bu, Dünya’nın Güneş sistemi dışında kalan en yakın yıldızdır. Ve çok daha küçük ve daha az parlaktır. Bazı astronomlar bunun sistemin bir parçası olup olmadığını halen sorguluyor. Proxima Centauri gelip geçmekte olan bir yıldız da olabilir. Ne zaman keşfedildi? Astronomlar ilk kez birbirinin yörüngesinde dönen iki Alpha Centauri’yi 1689’da keşfettiler. Proxima ise 1915’te tespit edildi. 2012’de bilim insanları Yüksek Duyarlılıkta Radyal Hız Gezegen Araştırıcısı adı verilen bir enstrüman yardımı ile Alpha Centauri B çevresinde başka bir gezegen olup olmadığını araştırdılar. Avrupa Uzay Ajansı’na bağlı olan enstrüman, Dünya’dan biraz daha büyük bir gezegenin her 3.24 günde bir yıldızın çevresinde döndüğünü gözlemledi. Bu tarihten sonra gezegenin varlığı kesinleştirilmek istendiyse de somut bir kanıta ulaşılamadı. Orijinal verilerin yeniden incelenmesi sonucu gezegenin veri işlemindeki bir yanılsamadan kaynaklanmış olabileceği ileri sürüldü. En uygun yer Alpha Centauri ikizlerinin ve Proxima’nın uzak uzayda gezegen aranacak en uygun yerde oldukları düşüncesi ağır basıyor. Mesafe çok uzun olmakla birlikte Starshot’un nano-araçları veya diğer yıldızlararası araçlar üzerinden Dünya ile haberleşme ağı kurulabilir –dört yıllık bir gecikme ile olsa da- . Kaldı ki yıldızların bizim güneşimize olan benzerliğine bağlı olarak, Dünya’ya benzer gezegen arayışları için Alpha Centauri en akıllı tercih olabilir. Teknik engeller Projenin başarıyla tamamlanması için üç önemli teknik engelin aşılması gerekiyor: 1-Mikro boyutta üretim Milner’e göre mikro-fabrikasyon engeli cep telefonu sanayinden yararlanarak aşılacak. Projenin en önemli parçalarından biri olan Starchip, aslında bir çip üzerine sığdırılmış uzay aracı. Bu uzay aracı 9 kamera, foton iticiler, enerji kaynağı, navigasyon ve iletişim gereçlerinden oluşacak. Ekip böyle bir çipin 370 miligram ağırlığında olacağını hesaplıyor. 2030 yılında bu ağırlık 220 miligrama düşürülebilir. Milner’e göre bu çipin seri üretim maliyeti bir iPhone’nun maliyetine yakın olacak. 2-Nanoteknoloji İkinci engel nanoteknolojiden yararlanarak yelkenleri üretmek. Bu yelkenlerin birkaç atom kalınlığında olması gerekiyor. Çünkü bir metre genişliğindeki yelkenin ağırlığının birkaç gramdan daha ağır olmaması gerekiyor. 3- Lazer teknolojisi Planlandığı kadar güçlü lazerler henüz mevcut değil. Ancak gelişmelerin Moore Yasası’nı izlemesi durumunda teknolojinin birkaç on yıl içinde hazır olması bekleniyor. Ekibin kurmayı planladığı “ışık yansıtıcısı” adı verilen düzen şöyle: Bir kilometre uzunluğunda bir mesafede konuşlandırılacak olan yüzlerce veya binlerce güçlü lazerden oluşan demet, birleşince 100 gigawatt’lık bir ışın oluşturacak. Bu ışın gün içinde birkaç dakikalık süre için tek bir nano-araca yönlendirilecek; enerjisini şehir şebekesinden çekecek. Ancak her bir vuruş için yüzlerce gigawatt saat depolama yapmak zorunda kalacak. Depolama ya pillere ya da diğer depolama teknolojilerine yapılacak. Parçacık hızlandırıcılar ve füzyon reaktörleri de bugün benzer tekniklerden yararlanıyor. İnsanın uzayda 55 Yıllık Macerası: 12 Nisan tarihinin önemi 12 Nisan,  insanın uzay macerasında çok özel bir tarih. 12 Nisan 2016’da uzayda insan yerleşimine uygun gezegen arayışlarına yönelik ilk girişim olan Breakthrough Starshot Projesi başlatıldı. 1961 yılında aynı gün insan ilk kez uzaya çıktı. 20 yıl sonra yine o tarihte NASA’nın yeniden kullanılabilir uzay mekiği ilk uçuşunu gerçekleştirdi.       -12 Nisan 1961’de kozmonot Yuri Gagarin Vostok 1 kapsülü ile Dünya çevresinde 108 dakikalık bir uçuş gerçekleştirdi ve uzaya çıkan ilk insan olarak tarihe geçti. -Bu olayın üzerinden 1 ay geçmeden 5 Mayıs 1961’de NASA ilk insanlı uzay aracını uzaya gönderdi. Astronot Alan Shepard, Freedom 7  isimli araç ile 185 km yükseklikte 15 dakikalık bir uçuş gerçekleştirdi. -16 Haziran 1963 tarihinde Sovyetler Birliği’nden Valentina Tereshkova uzaya çıkan ilk kadın olarak uzay uçuşlarındaki erkek egemenliğini sona erdirdi. -18 Mart 1965 tarihinde kozmonot Alexey Leonov ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Leonov aracın dışında tam 12 dakika kaldı. -Aralık 1968’de NASA’nın Apollo 8 isimli uzay aracı ilk kez Dünya yörüngesinden çıkarak Ay’ın çevresinde tur attı. -20 Temmuz 1969 tahinde Apollo 11 ile Ay’a inen üç NASA astronotu ilk Ay yürüyüşünü gerçekleştirdi. -11 Nisan 1970 tarihinde Apollo 13, ay misyonu sırasında çok ciddi bir sorun yaşandı.  Servis modülündeki oksijen tankı patladı. Ancak uzay aracındaki üç astronot Dünya’ya dönmeyi başardı. -Temmuz 1975’te ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaş’a rağmen iki ülke tarihin ilk uluslararası insanlı uzay uçuşunu gerçekleştirdi. -12 Nisan 1981 tarihinde NASA birçok kereler kullanılabilir uzay gemisini uzaya fırlattı.  30 yıl boyunca uzay mekikleri 133 kez uzayda çeşitli görevleri yerine getirdiler. -Ululslararası Uzay İstasyonu’nun yapımına 1998 yılında başlandı. Kasım 2000’de yörüngede dönmekte olan laboratuvarda bir NASA astronotu ve 2 kozmonottan oluşan ekip,  dört ay sürecek olan görevlerine başladılar. -Nisan 2001’de ilk uzay turisti Dennis Tito 20 milyon dolar ödeyerek Uluslararası Uzay İstasyonu’nda  tam 8 gün geçirdi. Tito’nun gezisini düzenleyen şirket bugüne dek uzay laboratuvarına 7 turist daha gönderdi. -2003 yılında uzay çalışmalarına Çin de katıldı. O yıl 15 Ekim tarihinde uzay gemisi Çin’de üretilen bir roketi yardımıyla uzaya çıktı. 2008 yılında bir taykonot ilk uzay uçuşunu yaptı. -2004 yılında devlet yardımı olmaksızın ilk özel  yapım SpaceShipOne,  Burt Rutan’ın önderliğinde uzayda 5 günlük bir yolculuğa çıktı. Bunu SpaceShipTwo izledi. -Özel sektör öncülüğünde uzay uçuşları çok büyük bir atılım yaptı. SpaceX adı verilen Amerikan şirketi, Dragon isimli kapsülü,  Falcon 9 roketi yardımıyla uzaya çıkarttı. Uzay aracı Dünya çevresinde iki kez döndükten sonra Büyük Okyanus’a iniş yaptı. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynaklar: http://www.space.com/11329-human-spaceflight-biggest-moments-50th-anniversary.html http://www.space.com/32560-alpha-centauri-what-we-know.html http://www.nytimes.com/2016/04/13/science/alpha-centauri-breakthrough-starshot-yuri-milner-stephen-hawking.html?smid=tw-nytimesscience&#38;smtyp=cur&#38;_r=0 http://www.wired.co.uk/news/archive/2016-04/13/breakthrough-starshot-alpha-centauri http://steamregister.com/hawkings-ambitious-starshot-project-to-set-sail-for-alpha-centauri-rpb/ https://www.inverse.com/article/14254-apocalyptic-fears-drive-stephen-hawking-s-support-for-breakthrough-starshot</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanoglu-en-yakin-yildiz-sistemine-yelken-aciyor">İnsanoğlu en yakın yıldız sistemine yelken açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzayda yaşama uygun gezegen arayışları</strong></p>
<p>Dünya’da yaşamın sonsuza dek devam etmeyeceği konusunda dünya kamuoyunu sürekli olarak uyaran Profesör Stephen Hawking, uzayda insan yaşamına uygun gezegen arayışlarına başlanması için sıra dışı bir projeye öncülük ediyor.  Başta Rus milyarder Yuri Milner ve Silicon Vadisi girişimcileri olmak üzere diğer iş adamlarının desteği ile geliştirilecek olan yepyeni bir teknoloji sayesinde, mikroçip boyutlarında bir dizi uzay aracı 20 yıl içinde Dünya’ya en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’ye ulaşmaya çalışacak.  Breakthrough Starshot adı verilen bu proje, belki de hiçbir zaman başarıya ulaşamayacak, ancak insanları veya insan-yapımı uzay araçlarını yıldızlara taşımak için gerekli olan teknolojinin geliştirilmesine ön ayak olacak. Bu arada yol üzerindeki gezegenlerin insan yaşamına uygun olup olmayacağı incelenecek.</p>
<p>Milyarder Yuri Milner ve ünlü fizikçi Stephen Hawking, geçenlerde yaptıkları bir basın açıklamasıyla minik bir uzay aracını uzaya göndermek için 100 milyon dolarlık bir girişim başlattıklarını duyurdu. Bu uzay aracı bir bilgisayar çipi boyutlarında olacak. Aracın 25 trilyon mil uzaktaki en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri’ye 20 yıl içinde ulaşması bekleniyor.</p>
<p><strong>55 yıl sonra Uzay Çağı’nda gelinen nokta </strong></p>
<p>Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan. 12 Nisan 1961 tarihinde Dünya yörüngesinde turlamasının üzerinden tam 55 yıl geçti. Bu tarihte başladığı varsayılan Uzay Çağı, Breakthrough Starshot projesi ile büyük bir atılım gerçekleştirecek. Böylece yıldızlararası yolculuklar bilim kurgu konusu olmaktan çıkarak gerçek olacak.</p>
<p>Hawking ve Milner’e bu projede Facebook’un kurucusu ve CEO’su <strong>Mark Zuckerberg</strong> de destek veriyor. Güçlü bir ekip oluşturmak için kolları sıvayan üçlü, NASA Ames Araştırma Merkezi eski yöneticisi <strong>Pete Worden</strong>’ın da aralarında bulunduğu Harvard, Princeton, Cornell gibi ABD’nin saygın üniversitelerinden bilim insanlarını, Nobel Ödüllü <strong>Saul Perlmutter</strong>’ı, astronom <strong>Martin Rees</strong>’i ekiplerine dahil ettiler.</p>
<p><strong>Nano-araç ile uzay yolculuğu     </strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-4318 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/breakt-300x278.jpg" alt="breakt" width="213" height="197" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/breakt-300x278.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/breakt.jpg 470w" sizes="(max-width: 213px) 100vw, 213px" />Breakthrough Starshot projesinin hedefi, nano-boyutlarda bir uzay aracı geliştirmek. Nano-boyutlarda bir bilgisayar çipi görüntüsündeki uzay aracı, itici güç kaynağı, kamera ve navigasyon sistemi içerecek. “StarChip” adı verilecek olan araç, Moore Yasası’nda öngörülen ilkeler çerçevesinde geliştirilen teknoloji yardımıyla uzaya çıkacak. Moore Yasası, bir çip üzerindeki transistör sayısının her iki yılda bir ikiye katlanacağını öngörür. Bir sonraki aşama ise bir metrekare civarında ve birkaç yüz atom kalınlığında yelkenler geliştirmek.</p>
<p>Önünde çözmesi gereken çok sayıda teknolojik engeli bulunan projenin tamamlanması için 5 ile 10 milyar dolar gerekebilir. Milner şimdilik kendi hesabından 100 milyon dolar yatırmış bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleneksel roketlerden farklı</strong></p>
<p>Bir kere itici mekanizma geleneksel roket fırlatıcısından çok farklı bir yapıda olacak. Breakthrough Starshot ayrıca yerde konuşlanmış bir dizi lazer demeti yaratmayı planlıyor. Kuramsal olarak lazer grubu binlerce nano-aracını uzaya fırlatabilecek. Nano-araçlar bir kez yörüngeye girdiği zaman lazerler tek tek yelkenlere odaklanarak hızlarını ışık hızının % 20’sine çıkartacaklar. Alpha Centauri’ye 30.000 yılda ulaşmak yerine Starchip saatte 100 milyon mil hıza çıkarak 20 yılda varacak. Starchip hedefine ulaşırsa üzerindeki kamera, yıldız sisteminin fotoğraflarını çekmeye başlayacak. Böylece sistemde yaşanabilir bir gezegen olup olmadığı anlaşılabilecek. En ileri teknolojiyle bile bu fotoğrafların Yeryüzü’ne erişmesi 4 yılı bulacak.</p>
<p>Breakthrough Starshot şu anda emekleme aşamasında; önünde aşılması gereken çok sayıda teknolojik engel var. Ayrıca yıldızlararası yolculuk pek çok tehlikeye açık. Örneğin herhangi bir cisimle çarpışması Starchip’in sonunu getirebilir.</p>
<p>“Dünya şahane bir yer, ama sonsuza dek dayanamayacak” diye konuşan Hawking, “Yeni yerler bulmak için er veya geç yıldızlara ulaşmak zorundayız. Breakthrough Starshot bu yolculuğun ilk adımı” diyor.</p>
<p><strong>Alpha Centauri Hakkında Ne Biliyoruz?</strong></p>
<p>Alpha Centauri’nin yıldızları bizden 4.3 ışık-yılı uzaktadır. Bu da Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin 270.000 katı anlamına gelir. Milner’e göre bu mesafeyi bir nesil içinde kat etmek için bugün kullandığımız kimyasal roketler, Samanyolu’ndaki tüm yıldızların ağırlığına eşit miktarda yakıta ihtiyaç duyar. Bir füzyon roketi sisteme 50 yıl içinde ulaşabilir ama bu teknolojinin ne zaman işlerlik kazanabileceği henüz bilinmiyor. Oysa Starshot teknolojisi ile bu mesafe 20 yıl içinde kat edilebilecek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-4316 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/alpha-300x119.jpg" alt="alpha" width="337" height="134" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/alpha-300x119.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/alpha.jpg 550w" sizes="auto, (max-width: 337px) 100vw, 337px" /></p>
<p>Alpha Centauri Dünya’dan yalnızca bir ışık noktası olarak görülüyor. Bu nokta kuzey gökyüzünün en parlak yıldızlarından biridir. Teleskoptan bakınca sistemin iki yıldızı görülebiliyor. Bunlar <strong>Alpha Centauri A</strong> ve çapı daha küçük olan <strong>Alpha Centauri B</strong>. Bu ikisi de bizim Güneş’imize yakın bir kütleye sahip. Bunlar, Uranüs’ün Güneş’in yörüngesinde döndüğü mesafeye yakın bir uzaklıkta birbirlerinin yörüngesinde dönerler.</p>
<p>Üçüncü yıldız <strong>Proxima Centauri</strong> Dünya’ya biraz daha yakındır. Aslında bu, Dünya’nın Güneş sistemi dışında kalan en yakın yıldızdır. Ve çok daha küçük ve daha az parlaktır. Bazı astronomlar bunun sistemin bir parçası olup olmadığını halen sorguluyor. Proxima Centauri gelip geçmekte olan bir yıldız da olabilir.</p>
<p><strong>Ne zaman keşfedildi?</strong></p>
<p>Astronomlar ilk kez birbirinin yörüngesinde dönen iki Alpha Centauri’yi 1689’da keşfettiler. Proxima ise 1915’te tespit edildi.</p>
<p>2012’de bilim insanları Yüksek Duyarlılıkta Radyal Hız Gezegen Araştırıcısı adı verilen bir enstrüman yardımı ile Alpha Centauri B çevresinde başka bir gezegen olup olmadığını araştırdılar. Avrupa Uzay Ajansı’na bağlı olan enstrüman, Dünya’dan biraz daha büyük bir gezegenin her 3.24 günde bir yıldızın çevresinde döndüğünü gözlemledi. Bu tarihten sonra gezegenin varlığı kesinleştirilmek istendiyse de somut bir kanıta ulaşılamadı. Orijinal verilerin yeniden incelenmesi sonucu gezegenin veri işlemindeki bir yanılsamadan kaynaklanmış olabileceği ileri sürüldü.</p>
<p><strong>En uygun yer</strong></p>
<p>Alpha Centauri ikizlerinin ve Proxima’nın uzak uzayda gezegen aranacak en uygun yerde oldukları düşüncesi ağır basıyor. Mesafe çok uzun olmakla birlikte Starshot’un nano-araçları veya diğer yıldızlararası araçlar üzerinden Dünya ile haberleşme ağı kurulabilir –dört yıllık bir gecikme ile olsa da- . Kaldı ki yıldızların bizim güneşimize olan benzerliğine bağlı olarak, Dünya’ya benzer gezegen arayışları için Alpha Centauri en akıllı tercih olabilir.</p>
<p><strong>Teknik engeller</strong></p>
<p>Projenin başarıyla tamamlanması için üç önemli teknik engelin aşılması gerekiyor:</p>
<p><strong>1-Mikro boyutta üretim</strong></p>
<p>Milner’e göre mikro-fabrikasyon eng<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4320 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/chip-300x217.jpg" alt="chip" width="198" height="143" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/chip-300x217.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/chip.jpg 812w" sizes="auto, (max-width: 198px) 100vw, 198px" />eli cep telefonu sanayinden yararlanarak aşılacak. Projenin en önemli parçalarından biri olan Starchip, aslında bir çip üzerine sığdırılmış uzay aracı. Bu uzay aracı 9 kamera, foton iticiler, enerji kaynağı, navigasyon ve iletişim gereçlerinden oluşacak. Ekip böyle bir çipin 370 miligram ağırlığında olacağını hesaplıyor. 2030 yılında bu ağırlık 220 miligrama düşürülebilir. Milner’e göre bu çipin seri üretim maliyeti bir iPhone’nun maliyetine yakın olacak.</p>
<p><strong>2-Nanoteknoloji</strong></p>
<p>İkinci engel nanoteknolojiden yararlanarak yelkenleri üretmek. Bu yelkenlerin birkaç atom kalınlığında olması gerekiyor. Çünkü bir metre genişliğindeki yelkenin ağırlığının birkaç gramdan daha ağır olmaması gerekiyor.</p>
<p><strong>3- Lazer teknolojisi<img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4319 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/laser-300x300.png" alt="laser" width="173" height="173" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/laser-300x300.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/laser-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/11/laser.png 400w" sizes="auto, (max-width: 173px) 100vw, 173px" /></strong></p>
<p>Planlandığı kadar güçlü lazerler henüz mevcut değil. Ancak gelişmelerin Moore Yasası’nı izlemesi durumunda teknolojinin birkaç on yıl içinde hazır olması bekleniyor. Ekibin kurmayı planladığı “ışık yansıtıcısı” adı verilen düzen şöyle: Bir kilometre uzunluğunda bir mesafede konuşlandırılacak olan yüzlerce veya binlerce güçlü lazerden oluşan demet, birleşince 100 gigawatt’lık bir ışın oluşturacak. Bu ışın gün içinde birkaç dakikalık süre için tek bir nano-araca yönlendirilecek; enerjisini şehir şebekesinden çekecek. Ancak her bir vuruş için yüzlerce gigawatt saat depolama yapmak zorunda kalacak. Depolama ya pillere ya da diğer depolama teknolojilerine yapılacak. Parçacık hızlandırıcılar ve füzyon reaktörleri de bugün benzer tekniklerden yararlanıyor.</p>
<p><strong>İnsanın uzayda 55 Yıllık Macerası: 12 Nisan tarihinin önemi</strong></p>
<p><strong>12 Nisan,  insanın uzay macerasında çok özel bir tarih. 12 Nisan 2016’da uzayda insan yerleşimine uygun gezegen arayışlarına yönelik ilk girişim olan Breakthrough Starshot Projesi başlatıldı. 1961 yılında aynı gün insan ilk kez uzaya çıktı. 20 yıl sonra yine o tarihte NASA’nın yeniden kullanılabilir uzay mekiği ilk uçuşunu gerçekleştirdi.       </strong></p>
<p>-12 Nisan 1961’de kozmonot Yuri Gagarin Vostok 1 kapsülü ile Dünya çevresinde 108 dakikalık bir uçuş gerçekleştirdi ve uzaya çıkan ilk insan olarak tarihe geçti.</p>
<p>-Bu olayın üzerinden 1 ay geçmeden 5 Mayıs 1961’de NASA ilk insanlı uzay aracını uzaya gönderdi. Astronot Alan Shepard, Freedom 7  isimli araç ile 185 km yükseklikte 15 dakikalık bir uçuş gerçekleştirdi.</p>
<p>-16 Haziran 1963 tarihinde Sovyetler Birliği’nden Valentina Tereshkova uzaya çıkan ilk kadın olarak uzay uçuşlarındaki erkek egemenliğini sona erdirdi.</p>
<p>-18 Mart 1965 tarihinde kozmonot Alexey Leonov ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Leonov aracın dışında tam 12 dakika kaldı.</p>
<p>-Aralık 1968’de NASA’nın Apollo 8 isimli uzay aracı ilk kez Dünya yörüngesinden çıkarak Ay’ın çevresinde tur attı.</p>
<p>-20 Temmuz 1969 tahinde Apollo 11 ile Ay’a inen üç NASA astronotu ilk Ay yürüyüşünü gerçekleştirdi.</p>
<p>-11 Nisan 1970 tarihinde Apollo 13, ay misyonu sırasında çok ciddi bir sorun yaşandı.  Servis modülündeki oksijen tankı patladı. Ancak uzay aracındaki üç astronot Dünya’ya dönmeyi başardı.</p>
<p>-Temmuz 1975’te ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaş’a rağmen iki ülke tarihin ilk uluslararası insanlı uzay uçuşunu gerçekleştirdi.</p>
<p>-12 Nisan 1981 tarihinde NASA birçok kereler kullanılabilir uzay gemisini uzaya fırlattı.  30 yıl boyunca uzay mekikleri 133 kez uzayda çeşitli görevleri yerine getirdiler.</p>
<p>-Ululslararası Uzay İstasyonu’nun yapımına 1998 yılında başlandı. Kasım 2000’de yörüngede dönmekte olan laboratuvarda bir NASA astronotu ve 2 kozmonottan oluşan ekip,  dört ay sürecek olan görevlerine başladılar.</p>
<p>-Nisan 2001’de ilk uzay turisti Dennis Tito 20 milyon dolar ödeyerek Uluslararası Uzay İstasyonu’nda  tam 8 gün geçirdi. Tito’nun gezisini düzenleyen şirket bugüne dek uzay laboratuvarına 7 turist daha gönderdi.</p>
<p>-2003 yılında uzay çalışmalarına Çin de katıldı. O yıl 15 Ekim tarihinde uzay gemisi Çin’de üretilen bir roketi yardımıyla uzaya çıktı. 2008 yılında bir taykonot ilk uzay uçuşunu yaptı.</p>
<p>-2004 yılında devlet yardımı olmaksızın ilk özel  yapım SpaceShipOne,  Burt Rutan’ın önderliğinde uzayda 5 günlük bir yolculuğa çıktı. Bunu SpaceShipTwo izledi.</p>
<p>-Özel sektör öncülüğünde uzay uçuşları çok büyük bir atılım yaptı. SpaceX adı verilen Amerikan şirketi, Dragon isimli kapsülü,  Falcon 9 roketi yardımıyla uzaya çıkarttı. Uzay aracı Dünya çevresinde iki kez döndükten sonra Büyük Okyanus’a iniş yaptı.</p>
<p><strong>Derleyen: Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><a href="http://www.space.com/11329-human-spaceflight-biggest-moments-50th-anniversary.html">http://www.space.com/11329-human-spaceflight-biggest-moments-50th-anniversary.html</a></p>
<p><a href="http://www.space.com/32560-alpha-centauri-what-we-know.html">http://www.space.com/32560-alpha-centauri-what-we-know.html</a></p>
<p><a href="http://www.nytimes.com/2016/04/13/science/alpha-centauri-breakthrough-starshot-yuri-milner-stephen-hawking.html?smid=tw-nytimesscience&amp;smtyp=cur&amp;_r=0">http://www.nytimes.com/2016/04/13/science/alpha-centauri-breakthrough-starshot-yuri-milner-stephen-hawking.html?smid=tw-nytimesscience&amp;smtyp=cur&amp;_r=0</a></p>
<p><a href="http://www.wired.co.uk/news/archive/2016-04/13/breakthrough-starshot-alpha-centauri">http://www.wired.co.uk/news/archive/2016-04/13/breakthrough-starshot-alpha-centauri</a></p>
<p><a href="http://steamregister.com/hawkings-ambitious-starshot-project-to-set-sail-for-alpha-centauri-rpb/">http://steamregister.com/hawkings-ambitious-starshot-project-to-set-sail-for-alpha-centauri-rpb/</a></p>
<p><a href="https://www.inverse.com/article/14254-apocalyptic-fears-drive-stephen-hawking-s-support-for-breakthrough-starshot">https://www.inverse.com/article/14254-apocalyptic-fears-drive-stephen-hawking-s-support-for-breakthrough-starshot</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/insanoglu-en-yakin-yildiz-sistemine-yelken-aciyor">İnsanoğlu en yakın yıldız sistemine yelken açıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4315</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir kitabı evlat edinin</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bir-kitabi-evlat-edinin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2016 12:01:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4038</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çok eski kitapların sayfalarının “zaman aşımına” uğrayarak parçalanmasını önleyecek bir “çamaşır makinesi” (!) icat edildi. Avusturya’da Graz ve Krems-Donau (Tuna) Üniversitelerinde geliştirilen yöntemle eski kitaplar daha kolay korunabilecek. Geçen yüzyıllarda kağıdın düzgün yüzlü olması, mürekkebi dağıtmaması için kağıt hamuruna şap (potasyum-alüminyum sülfat) eklenmeye başlanmıştı. Bugünkü sorunları bu yarattı. Şap, havadaki nemi çektiği için sülfürik asit oluşuyor. Selülöz kaynaklı kağıdı yavaş yavaş yakan, bu&#8230; Ayrıca böcekler, kurtlar, güveler, mantarlar da var&#8230; Ar-Ge sonucunda, Graz’da magnezyum, kalsiyum, azot nanopartiküllerinden oluşan bir ortam geliştirildi. “Hasta kitap” metal bir silindir içine yerleştiriliyor. Nanoteknoloji, kitaba musallat olan asidi yok ediyor. Prototipi denenen yenilikçi bir buluş bu&#8230; Dünyadaki büyük kütüphaneler bu sorunla yıllardır meşgul. AB Kültür Fonu desteğiyle, Avrupa Kitap ve Kağıt Restorasyon Merkezi Avusturya’da Horn kasabasında kuruldu. Viyana’nın 90 km kuzey batısındaki kasaba, Avrupa kitap yayıncılığında 500 yıldır kilit bir adresti. Bunun anısını korumak için Merkez burada. AB’nin 7’inci Ar-Ge Çerçeve Programı kapsamında 15 üniversite ve araştırma kurumu, nanoteknolojinin sadece basılı eserler değil, bütün eski eserlerin korunmasında nasıl kullanılabileceğini Nano for Art (Sanat İçin Nano) çalışmasıyla araştırdı. MIT Media Lab bilimcileri ise, çok eski kitapların sayfalarını bile açmadan terahertz radyasyon teknolojisiyle “okuma” yöntemi geliştirdi. Burada “sayfa” derken, eski yüzyıllarda kullanılan kalın parşömen kağıt anlamına (https://youtu.be/6i25SuJzb0A). Kitapların (bilginin, verinin) korunması sorununda çok boyut var: En başlıcası parasal, sonra bilimsel yenilikçilik geliyor. Örneğin British Library (İngiliz Milli Kütüphanesi), sayfaları dağılmaya doğru giden gazete, dergi ve kitapların korunmasına bizzat halkın katkısını sağlayan mükemmel bir sosyal sorumluluk kampanyasını 30 yıldır sürdürüyor. “Bir Kitabı Evlat Edinin” diyerek halktan gönlünden ne koparsa bağışlamasını sağlıyor. 50 Sterlin verirseniz (200 TL) bu para, yayına ilk yardım için kullanılacak. 200 verirseniz (800 TL) yayının bilimsel onarımı başlayacak. Asitten arındırma, cildin düzeltilmesi, asitten koruyacak özel bir korunağa konulması gibi. Daha da kalitesiz kağıda basılan eski gazeteleri korumak amacıyla British Library’nin muazzam Gazete Arşivi Londra’dan taşındı. Boston Spa adlı taşra kentinde özel yapım bir binada yeniden kuruldu. 53 bini aşkın gazete/dergi başlığı altında 664 bin cildin raf uzunluğu 32 km tutuyor. 470 bin kutu mikrofilm, 13 km uzunlukta rafta duruyor (2014 verileri). Günde 8 bin sayfa dijitale çevriliyor. Ama bu hızla, şimdiki koleksiyonun tamamen e-ortama geçmesi 188 yıl sürecek. Bu arada, koleksiyon ha bire artıyor. Bu hazine karanlık, 15 derece serinlikte, sadece % 15 oksijenli, nemi % 55’de sabit havalı bir ortamda duruyor. Rafların yüksekliği 20 metre. Böyle bir yer insana değil, robota uygun. Robotlar, okuyucunun istediği cildi gidip alıp, okuma salonuna getiriyor. Burada, bizdeki gibi arşivde eski bir gazete/dergi cildinde, sayfaları kopuk, jiletle kesilip alınmış yamalı bohçayla karşılaşmanız sıfır olasılık. Buraya aslında “medya arşivi” demek daha doğru: Yüz binlerce radyo, TV, web kaydı da saklanıyor çünkü. Ayrıca, İngiltere’de yabancı dillerde yayınlanan gazeteler de. Bunların arasında, 1867-68’de Londra’da Ali Suavi’nin yayınladığı “Muhbir” (The Mukhbir) bile var. Namık Kemal’in başlattığı, Ziya Paşa’nın sürdürdüğü, 1868-70’de yayınlanan “Hürriyet” de British Library’de.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bir-kitabi-evlat-edinin">Bir kitabı evlat edinin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çok eski kitapların sayfalarının “zaman aşımına” uğrayarak parçalanmasını önleyecek bir “çamaşır makinesi” (!) icat edildi. Avusturya’da Graz ve Krems-Donau (Tuna) Üniversitelerinde geliştirilen yöntemle eski kitaplar daha kolay korunabilecek.</p>
<p>Geçen yüzyıllarda kağıdın düzgün yüzlü olması, mürekkebi dağıtmaması için kağıt hamuruna şap (potasyum-alüminyum sülfat) eklenmeye başlanmıştı. Bugünkü sorunları bu yarattı. Şap, havadaki nemi çektiği için sülfürik asit oluşuyor. Selülöz kaynaklı kağıdı yavaş yavaş yakan, bu&#8230; Ayrıca böcekler, kurtlar, güveler, mantarlar da var&#8230;</p>
<p>Ar-Ge sonucunda, Graz’da magnezyum, kalsiyum, azot nanopartiküllerinden oluşan bir ortam geliştirildi. “Hasta kitap” metal bir silindir içine yerleştiriliyor. Nanoteknoloji, kitaba musallat olan asidi yok ediyor. Prototipi denenen yenilikçi bir buluş bu&#8230;</p>
<p>Dünyadaki büyük kütüphaneler bu sorunla yıllardır meşgul. AB Kültür Fonu desteğiyle, Avrupa Kitap ve Kağıt Restorasyon Merkezi Avusturya’da Horn kasabasında kuruldu. Viyana’nın 90 km kuzey batısındaki kasaba, Avrupa kitap yayıncılığında 500 yıldır kilit bir adresti. Bunun anısını korumak için Merkez burada.</p>
<p>AB’nin 7’inci Ar-Ge Çerçeve Programı kapsamında 15 üniversite ve araştırma kurumu, nanoteknolojinin sadece basılı eserler değil, bütün eski eserlerin korunmasında nasıl kullanılabileceğini Nano for Art (Sanat İçin Nano) çalışmasıyla araştırdı. MIT Media Lab bilimcileri ise, çok eski kitapların sayfalarını bile açmadan terahertz radyasyon teknolojisiyle “okuma” yöntemi geliştirdi. Burada “sayfa” derken, eski yüzyıllarda kullanılan kalın parşömen kağıt anlamına (<a href="https://youtu.be/6i25SuJzb0A">https://youtu.be/6i25SuJzb0A</a>).</p>
<p>Kitapların (bilginin, verinin) korunması sorununda çok boyut var: En başlıcası parasal, sonra bilimsel yenilikçilik geliyor. Örneğin British Library (İngiliz Milli Kütüphanesi), sayfaları dağılmaya doğru giden gazete, dergi ve kitapların korunmasına bizzat halkın katkısını sağlayan mükemmel bir sosyal sorumluluk kampanyasını 30 yıldır sürdürüyor. “Bir Kitabı Evlat Edinin” diyerek halktan gönlünden ne koparsa bağışlamasını sağlıyor. 50 Sterlin verirseniz (200 TL) bu para, yayına ilk yardım için kullanılacak. 200 verirseniz (800 TL) yayının bilimsel onarımı başlayacak. Asitten arındırma, cildin düzeltilmesi, asitten koruyacak özel bir korunağa konulması gibi.</p>
<p>Daha da kalitesiz kağıda basılan eski gazeteleri korumak amacıyla British Library’nin muazzam Gazete Arşivi Londra’dan taşındı. Boston Spa adlı taşra kentinde özel yapım bir binada yeniden kuruldu. 53 bini aşkın gazete/dergi başlığı altında 664 bin cildin raf uzunluğu 32 km tutuyor. 470 bin kutu mikrofilm, 13 km uzunlukta rafta duruyor (2014 verileri). Günde 8 bin sayfa dijitale çevriliyor. Ama bu hızla, şimdiki koleksiyonun tamamen e-ortama geçmesi 188 yıl sürecek. Bu arada, koleksiyon ha bire artıyor.</p>
<p>Bu hazine karanlık, 15 derece serinlikte, sadece % 15 oksijenli, nemi % 55’de sabit havalı bir ortamda duruyor. Rafların yüksekliği 20 metre. Böyle bir yer insana değil, robota uygun. Robotlar, okuyucunun istediği cildi gidip alıp, okuma salonuna getiriyor. Burada, bizdeki gibi arşivde eski bir gazete/dergi cildinde, sayfaları kopuk, jiletle kesilip alınmış yamalı bohçayla karşılaşmanız sıfır olasılık.</p>
<p>Buraya aslında “medya arşivi” demek daha doğru: Yüz binlerce radyo, TV, web kaydı da saklanıyor çünkü. Ayrıca, İngiltere’de yabancı dillerde yayınlanan gazeteler de. Bunların arasında, 1867-68’de Londra’da Ali Suavi’nin yayınladığı “Muhbir” (The Mukhbir) bile var. Namık Kemal’in başlattığı, Ziya Paşa’nın sürdürdüğü, 1868-70’de yayınlanan “Hürriyet” de British Library’de.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/bir-kitabi-evlat-edinin">Bir kitabı evlat edinin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4038</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
