<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nebi sümer arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nebi-sumer/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nebi-sumer</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Mar 2023 09:07:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 08:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[çadırkent]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[debriefing]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[norm]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[TSSB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29051</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘Aslında depremin insanlarda ilk yıktığı şey kontrol duygusu oluyor’ diyen sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunların üstesinden gelinmesi için psikososyal desteğin yaşamsal olduğunu söylüyor. Ancak Sümer’in ısrarla vurguladığı bir konu daha var: ‘Depremzedeleri mağdur olarak görmeyin; onlar hayata tutunmaya çalışan savaşçılar’. 6 Şubat Pazartesi günü iki büyük depremle sarsılan Türkiye yaralarını sarmaya çalışırken depremzedelerin psikolojik sorunları hafifletmek ve gidermek için bölgede Türk Psikologlar Derneği ekibi saha çalışması ve ön değerlendirme yapıyor ve destek için başvuran 8000’in üzerinde gönüllü psikolog ile desteğe hazırlanıyor. Depremler gibi beklenmedik doğa olayları, kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan ruhsal travmalar yaratma potansiyeline sahip. Ruhsal travmaları uzun süre atlatamayan kişilerde uzayan yas süreçleri ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler çoğu kişide travmayı izleyen günlerde görülüyor ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzeliyor, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor. Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi psikolog/sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer’e depremzedelerin bu ruhsal travmaları nasıl atlatabileceklerini sorduk. Sümer ilk günden bugüne dek bölge insanının yaşamış olduğu psikolojik travmalara ışık tuttu: Deprem sonrası insanlardaki ilk tepki ne oluyor? İlk tepki hayatta kalma güdüsü oluyor. Bu evrede bireysel farklılıklar görülür. Alt beynimiz bize ‘kaç-kendini koru’ emrini verir. Bu son derece anormal bir duruma verilen normal bir tepkidir. İnsanları, içinde bulundukları bu durumda mağdur gözüyle bakmamak gerekir. Bu kişiler hayatta kalma dürtüsüyle hareket ettikleri için aşırı tepki göstermeleri normaldir. Kendisini, korkusunu, kaygısını kontrol edemeyenlerin yaşadıkları normaldir. Herkes aynı durumdadır. “Bende bir gariplik mi var” sorusunu kendilerine sormamaları ve kendilerine öz-şefkat göstermeleri, zaman tanımları gerekir. Aslında depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur. Belirsizlik rahatsız edicidir. Barınma sorununun halledilmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması bu belirsizliğin giderilmesinde kritik ilk adımdır ve hızla yapılmalıdır. Maraş depreminde bu tepkilere nasıl yanıt verildi? Bizde o çok değerli iki gün kaybedildi. Bu da şoku ve belirsizliği büyüttü. &#160; Psikolojik destek ne zaman verilmeye başlanmalı? İlk aşamada depremzedenin elini tutmak bile psikolojik bir destektir. İlk günlerde bu desteği vermek için uzman olmaya gerek yok; temel anlayışa sahip olmak yeterli. Kısa bir süre sonra zaten insanlar kendini toparlar. Büyük çoğunluğu için uzun sürecek bir psikolojik desteğe ihtiyaç kalmaz. TSSB bazı kişilerde 4-5 ay sonra ortaya çıkabilir. Önceden de benzer şoklar, travmalar yaşamış veya çok kırılgan bir yapıya sahip olanlar daha fazla risk altında olabilir. Bu kırılgan kişilere “güçlü ol” demek yanlış. Zira bu, “sen zayıfsın” mesajı vermek anlamına gelir. Hangi yöntemler uygulanmalı? Psikolojide “debriefing”, travmaya maruz kalan kişileri duygu/düşüncelerini anlatma, dinleme, bilgilenme ve paylaşım yolu ile fark etmeleri, düzene sokmaları, anlamlandırmaları ve yeniden yapılandırmaları olarak tanımlanabilir. Debriefing iyileştirici bir etkiye sahiptir. Çünkü kişi olayın üzerinde hakimiyet kurduğu izlenimini edinir. TSSB durumunda debrief’ingi uzmanlar yapmalı. En önemli başa çıkma desteği depremzedelerin rutinlerine geri dönmelerini sağlamaktır. Çalışan kişilerin yapabiliyorsa işlerine, öğrencilerin eğitime geri dönmeleri gerekir. Sağlıklı olanların kurtarma/enkaz kaldırma, gönüllülere her işte destek sağlamaları kendilerini kısa zamanda toparlamalarına yardımcı olur. Çocuklar için ne yapılabilir? Çocuklar hassastır ama bazen bizden daha güçlü olabiliyorlar. Oyun oynamaları bu süreci daha kolay atlatmalarını sağlar. Çadır kentlerde oyun alanları kurulmalı. Onlar için de rutin çok önemli. Kısa zamanda okullarına geri dönerlerse yaşadıklarının yıkıcı etkisi ortadan kalkar. Ancak öğretmenler çocukları çok dikkatli izlemeli. Çocukta ani davranış bozuklukları, ani farklılıklar, daha önce görülmeyen öfke patlamaları, saldırganlık ya da içe kapanma vb işaretler görülüyorsa uzmana danışmak gerekebilir. Bölgede şiddet olaylarının yaşanma riski yüksek mi? Ne yazık ki sosyal medya karamsarlık pompalıyor. Yağma olaylarını, ırkçılığı sürekli öne çıkartıyor. Önyargıları besliyor. Bu görüntüleri izleyenlerde güven duygusu sarsılıyor. Sonuçta öfke ve kızgınlık başat hale geliyor. Seçkincilik, ayrımcılık, yukarıdan bakma, farklı olanı küçümseme gibi yıkıcı tutum ve davranışlar yardımlaşma ve dayanışmaya çok zarar veriyor. Bundan sonra bölgede nasıl bir psikososyal destek gerekli? Bölgede psikososyal desteğin kalıcı hale gelmesi ve ücretsiz olması gerekir. Klinik destek de bu evrede önemli. Bakanlıklar nezdinde kurulacak olan kalıcı sistemler ve psikososyal destek ekipleri konteynırlarda kurulacak birimlerle, çadır kentlerde, deprem bölgelerine erişimi kolay diğer mekanlarda çalışmalarını kesintisiz sürdürmeli. İnsanları kanun korumaz norm korur Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Bu depremin bu kadar yıkıcı olmasını neye bağlıyorsunuz? Bir ülkenin insanlarını kanun korumaz norm korur. Norm bir anlamda mahalle baskısı demektir. İlgili paydaşları kendiliğinden içine ele siyaset üstü bir süreçtir. Gönüllü bir harekettir. Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Yani utanma duygusu ve vicdanı içeren yazılı olmayan kurallara dayalı bir norm oluşturamadık. Trafik ölümlerinde, ihlallerindeki durum gibi.. Aslında yapılan cezai yaptırımı olan tehlikeli bir davranış olmasına karşın insanlar yaptıkları trafik ihlallerini, son surat araba kullanmayı her yerde utanmadan, hatta böbürlenerek anlatır. Çünkü aşırı süratli araba sürmek utanılacak bir hareket olarak algılanmaz. Ama hırsız yaptığı hırsızlığı anlatamaz çünkü hırsızlık utanma duygusu yaratır. Trafik ahlaki bir norm yaratamamıştır. Aynı şekilde inşaatlarda da vicdani yükümlülük yok. Normal zamanda sokakta dokunsan yıkılacak bina görsek, kimse “bunu kim yaptı ya deprem olursa yapanın hiç mi vicdani yok” diye düşünmez. Normlar sosyal psikolojiyi ilgilendiren bir konudur. Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalar yapma konusu, imar affı ile ödüllendirileceğine, hırsızlık gibi utanılması ve kınanmasını gereken bir mahalle baskısı yaratmadıkça engellenemez. Gelecekte deprem bölgesinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz? Benim bir hayalim var. Oraların yeni bir cazibe merkezi haline getirilmesi. Göçleri engelleyecek, azınlıklarla barış içinde yaşanabilecek yerleşim alanları kurmalıyız. Konut yapmakla bu sonuca ulaşamayız. Oralarda insanların verimli olabilecekleri, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, çatışmaların yaşanmadığı kentler kurulmalı. TSSB’nin olası belirtileri şunlardır: uykusuzluk, kabuslar, olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması, sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme, kolay irkilme, çabuk sinirlenme, gelecekle ilgili plan yapamama, yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi), olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve bu durumlardan kaçınma görülür Psikolojik debriefing şu amaçlarla yapılır : a) Duygu ve düşünceleri birbirinden ayırt ederek tanımak ve dışa vurmak, b) Bozulan anlamlandırma sistemini yeniden toparlamak, c) Travmatik bir durumu takip eden düşünceleri, izlenimleri ve tepkileri detaylı bir şekilde gözden geçirmek, d) Benzer tepkileri görerek kendi tepkilerini de normal olarak algılamak, e) Farklı başa çıkma yolları öğrenmek, f) Yaşama sevincinin desteklenerek korunmasına yardımcı olmak, g) İyileşme sürecini hızlandırmak, h) Karşılaşılabilecek başka felaketler için daima hazırlıklı olmayı sağlamak Reyhan Oksay https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali">Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Aslında depremin insanlarda ilk yıktığı şey kontrol duygusu oluyor’ diyen sosyal psikolog <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer</strong>, travma sonrası stres bozukluğu (<strong>TSSB</strong>) denilen psikolojik sorunların üstesinden gelinmesi için psikososyal desteğin yaşamsal olduğunu söylüyor. Ancak Sümer’in ısrarla vurguladığı bir konu daha var: ‘Depremzedeleri mağdur olarak görmeyin; onlar hayata tutunmaya çalışan savaşçılar’.</p>
<p>6 Şubat Pazartesi günü iki büyük depremle sarsılan Türkiye yaralarını sarmaya çalışırken depremzedelerin psikolojik sorunları hafifletmek ve gidermek için bölgede <strong>Türk Psikologlar Derneği</strong> ekibi saha çalışması ve ön değerlendirme yapıyor ve destek için başvuran 8000’in üzerinde gönüllü psikolog ile desteğe hazırlanıyor. Depremler gibi beklenmedik doğa olayları, kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan ruhsal travmalar yaratma potansiyeline sahip. Ruhsal travmaları uzun süre atlatamayan kişilerde uzayan yas süreçleri ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler çoğu kişide travmayı izleyen günlerde görülüyor ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzeliyor, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor.</p>
<p>Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi psikolog/sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer’e depremzedelerin bu ruhsal travmaları nasıl atlatabileceklerini sorduk. Sümer ilk günden bugüne dek bölge insanının yaşamış olduğu psikolojik travmalara ışık tuttu:</p>
<p><strong>Deprem sonrası insanlardaki ilk tepki ne oluyor?</strong></p>
<p>İlk tepki hayatta kalma güdüsü oluyor. Bu evrede bireysel farklılıklar görülür. Alt beynimiz bize ‘kaç-kendini koru’ emrini verir. Bu son derece anormal bir duruma verilen normal bir tepkidir. İnsanları, içinde bulundukları bu durumda mağdur gözüyle bakmamak gerekir. Bu kişiler hayatta kalma dürtüsüyle hareket ettikleri için aşırı tepki göstermeleri normaldir. Kendisini, korkusunu, kaygısını kontrol edemeyenlerin yaşadıkları normaldir. Herkes aynı durumdadır. “Bende bir gariplik mi var” sorusunu kendilerine sormamaları ve kendilerine öz-şefkat göstermeleri, zaman tanımları gerekir.</p>
<p>Aslında depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur. Belirsizlik rahatsız edicidir. Barınma sorununun halledilmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması bu belirsizliğin giderilmesinde kritik ilk adımdır ve hızla yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Maraş depreminde bu tepkilere nasıl yanıt verildi?</strong></p>
<p>Bizde o çok değerli iki gün kaybedildi. Bu da şoku ve belirsizliği büyüttü.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-29056 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele-300x169.jpeg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele-300x169.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik destek ne zaman verilmeye başlanmalı?</strong></p>
<p>İlk aşamada depremzedenin elini tutmak bile psikolojik bir destektir. İlk günlerde bu desteği vermek için uzman olmaya gerek yok; temel anlayışa sahip olmak yeterli. Kısa bir süre sonra zaten insanlar kendini toparlar. Büyük çoğunluğu için uzun sürecek bir psikolojik desteğe ihtiyaç kalmaz. TSSB bazı kişilerde 4-5 ay sonra ortaya çıkabilir. Önceden de benzer şoklar, travmalar yaşamış veya çok kırılgan bir yapıya sahip olanlar daha fazla risk altında olabilir. Bu kırılgan kişilere “güçlü ol” demek yanlış. Zira bu, “sen zayıfsın” mesajı vermek anlamına gelir.</p>
<p><strong>Hangi yöntemler uygulanmalı?</strong></p>
<p>Psikolojide “debriefing”, travmaya maruz kalan kişileri duygu/düşüncelerini anlatma, dinleme, bilgilenme ve paylaşım yolu ile fark etmeleri, düzene sokmaları, anlamlandırmaları ve yeniden yapılandırmaları olarak tanımlanabilir. Debriefing iyileştirici bir etkiye sahiptir. Çünkü kişi olayın üzerinde hakimiyet kurduğu izlenimini edinir. TSSB durumunda debrief’ingi uzmanlar yapmalı.</p>
<p>En önemli başa çıkma desteği depremzedelerin rutinlerine geri dönmelerini sağlamaktır. Çalışan kişilerin yapabiliyorsa işlerine, öğrencilerin eğitime geri dönmeleri gerekir. Sağlıklı olanların kurtarma/enkaz kaldırma, gönüllülere her işte destek sağlamaları kendilerini kısa zamanda toparlamalarına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Çocuklar için ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Çocuklar hassastır ama bazen bizden daha güçlü olabiliyorlar. Oyun oynamaları bu süreci daha kolay atlatmalarını sağlar. Çadır kentlerde oyun alanları kurulmalı. Onlar için de rutin çok önemli. Kısa zamanda okullarına geri dönerlerse yaşadıklarının yıkıcı etkisi ortadan kalkar. Ancak öğretmenler çocukları çok dikkatli izlemeli. Çocukta ani davranış bozuklukları, ani farklılıklar, daha önce görülmeyen öfke patlamaları, saldırganlık ya da içe kapanma vb işaretler görülüyorsa uzmana danışmak gerekebilir.</p>
<p><strong>Bölgede şiddet olaylarının yaşanma riski yüksek mi?</strong></p>
<p>Ne yazık ki sosyal medya karamsarlık pompalıyor. Yağma olaylarını, ırkçılığı sürekli öne çıkartıyor. Önyargıları besliyor. Bu görüntüleri izleyenlerde güven duygusu sarsılıyor. Sonuçta öfke ve kızgınlık başat hale geliyor. Seçkincilik, ayrımcılık, yukarıdan bakma, farklı olanı küçümseme gibi yıkıcı tutum ve davranışlar yardımlaşma ve dayanışmaya çok zarar veriyor.</p>
<p><strong>Bundan sonra bölgede nasıl bir psikososyal destek gerekli?</strong></p>
<p>Bölgede psikososyal desteğin kalıcı hale gelmesi ve ücretsiz olması gerekir. Klinik destek de bu evrede önemli. Bakanlıklar nezdinde kurulacak olan kalıcı sistemler ve psikososyal destek ekipleri konteynırlarda kurulacak birimlerle, çadır kentlerde, deprem bölgelerine erişimi kolay diğer mekanlarda çalışmalarını kesintisiz sürdürmeli.</p>
<p><strong>İnsanları kanun korumaz norm korur</strong></p>
<p>Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık.</p>
<p><strong>Bu depremin bu kadar yıkıcı olmasını neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir ülkenin insanlarını kanun korumaz norm korur. Norm bir anlamda mahalle baskısı demektir. İlgili paydaşları kendiliğinden içine ele siyaset üstü bir süreçtir. Gönüllü bir harekettir. Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Yani utanma duygusu ve vicdanı içeren yazılı olmayan kurallara dayalı bir norm oluşturamadık. Trafik ölümlerinde, ihlallerindeki durum gibi.. Aslında yapılan cezai yaptırımı olan tehlikeli bir davranış olmasına karşın insanlar yaptıkları trafik ihlallerini, son surat araba kullanmayı her yerde utanmadan, hatta böbürlenerek anlatır. Çünkü aşırı süratli araba sürmek utanılacak bir hareket olarak algılanmaz. Ama hırsız yaptığı hırsızlığı anlatamaz çünkü hırsızlık utanma duygusu yaratır. Trafik ahlaki bir norm yaratamamıştır. Aynı şekilde inşaatlarda da vicdani yükümlülük yok. Normal zamanda sokakta dokunsan yıkılacak bina görsek, kimse “bunu kim yaptı ya deprem olursa yapanın hiç mi vicdani yok” diye düşünmez. Normlar sosyal psikolojiyi ilgilendiren bir konudur. Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalar yapma konusu, imar affı ile ödüllendirileceğine, hırsızlık gibi utanılması ve kınanmasını gereken bir mahalle baskısı yaratmadıkça engellenemez.</p>
<p><strong>Gelecekte deprem bölgesinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?</strong></p>
<p>Benim bir hayalim var. Oraların yeni bir cazibe merkezi haline getirilmesi. Göçleri engelleyecek, azınlıklarla barış içinde yaşanabilecek yerleşim alanları kurmalıyız. Konut yapmakla bu sonuca ulaşamayız. Oralarda insanların verimli olabilecekleri, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, çatışmaların yaşanmadığı kentler kurulmalı.</p>
<p><strong>TSSB’nin olası belirtileri şunlardır:</strong></p>
<ul>
<li>uykusuzluk,</li>
<li>kabuslar,</li>
<li>olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması,</li>
<li>sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme,</li>
<li>kolay irkilme,</li>
<li>çabuk sinirlenme,</li>
<li>gelecekle ilgili plan yapamama,</li>
<li>yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi),</li>
<li>olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve bu durumlardan kaçınma görülür</li>
</ul>
<p><strong>Psikolojik debriefing şu amaçlarla yapılır :</strong></p>
<p>a) Duygu ve düşünceleri birbirinden ayırt ederek tanımak ve dışa vurmak,</p>
<p>b) Bozulan anlamlandırma sistemini yeniden toparlamak,</p>
<p>c) Travmatik bir durumu takip eden düşünceleri, izlenimleri ve tepkileri detaylı bir şekilde gözden geçirmek,</p>
<p>d) Benzer tepkileri görerek kendi tepkilerini de normal olarak algılamak,</p>
<p>e) Farklı başa çıkma yolları öğrenmek,</p>
<p>f) Yaşama sevincinin desteklenerek korunmasına yardımcı olmak,</p>
<p>g) İyileşme sürecini hızlandırmak,</p>
<p>h) Karşılaşılabilecek başka felaketler için daima hazırlıklı olmayı sağlamak</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong><a href="https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu">https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/">https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali">Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29051</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 07:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada! Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik? Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog Prof. Dr. Naci Görür, bir inşaat ve çevre mühendisi Prof. Dr. Derin Orhon ve bir çevre mühendisi Prof. Dr. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı. Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı? Depremin ilk yıktığı  Orhan Bursalı, ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen Prof. Dr. Polat Gülkan ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti. Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur’ diyor. Reyhan Oksay’ın söyleşisi. Doğan Kuban’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” Lale Akarun ‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor. Tanol Türkoğlu’nun yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. Mustafa Çetiner’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine Sırada ihmal barışı var inşallah! Tayfun Akgül haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230; Muhalefetin manifestosu ve teknoloji   Ali Akurgal muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün. Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü Alfred Wegener bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri Batuhan Sarıcan derledi. Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. Nilgün Özbaşaran Dede hazırladı. Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. Erdal Musoğlu’nun kaleminden. Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mehmet Ozansoy yazdı. Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Deniz Elber Börü ve Kültür Üniversitesi’nden Mustafa Bekmezci ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar. Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? Bilim ve Beslenme’de. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? Rita Urgan derledi. Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası’nda. DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı. Atların niye nalı var? Meraklının Köşesi’nde. Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı… *** Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için… Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması… HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-28951 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x.jpg 800w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: <strong>Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz?</strong></p>
<p>Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada!</p>
<p>Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik?</p>
<p>Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog<strong> Prof. Dr. Naci Görür</strong>, bir inşaat ve çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Derin Orhon</strong> ve bir çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Seval Sözen </strong>Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı.</p>
<p>Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı?</p>
<p><strong>Depremin ilk yıktığı</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı,</strong> ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen <strong>Prof. Dr. Polat Gülkan</strong> ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer</strong> bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘<strong>Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur</strong>’ diyor. <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın söyleşisi.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” <strong>Lale Akarun </strong>‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nu<strong>n</strong> yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong>’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine</p>
<p>Sırada ihmal barışı var inşallah! <strong>Tayfun Akgül</strong> haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230;</p>
<p><strong>Muhalefetin manifestosu ve teknoloji </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün.</p>
<p>Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü <strong>Alfred Wegener</strong> bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri <strong>Batuhan Sarıcan</strong> derledi.</p>
<p><strong>Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi</strong></p>
<p>Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. <strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong> hazırladı.</p>
<p>Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun kaleminden.</p>
<p>Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Mehmet Ozansoy</strong> yazdı.</p>
<p><strong>Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? </strong></p>
<p>Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. <strong>Deniz Elber Börü</strong> ve Kültür Üniversitesi’nden <strong>Mustafa Bekmezci</strong> ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar.</p>
<p>Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? <strong>Bilim ve Beslenme’de</strong>. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? <strong>Rita Urgan</strong> derledi.</p>
<p>Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? <strong>Murat Altaş</strong>’ın hazırladığı <strong>Hayvanlar Dünyası’nda</strong>.</p>
<p>DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? <strong>Meraklı Çocuk</strong> sordu <strong>Mercan Bursalı</strong> yanıtladı. Atların niye nalı var? <strong>Meraklının Köşesi</strong>’nde.</p>
<p>Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı…</p>
<p>***</p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için…</p>
<p>Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması…</p>
<p>HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28953</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jul 2018 11:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[muharrem ince]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[oy]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sahte fikir birliği]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[yankı odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Neden bu seçimler de benzer sonuçları üretti? Muhalefetin en azından Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura taşımayı ya da mecliste çoğunluğu elde etmeyi beklediği bir seçim, mevcut durumu, en azından iktidar açısından, değiştirmeyecek şekilde sonuçlandı. Aslında çıkan sonuç bir anlamda, 20 yıllık kimlik ve karşıt kimlik siyaseti ile keskinleşen, kutuplaşan, gettolaşan siyası ortamın kendisini tekrarlaması olarak da okunabilir. Kutuplaşma ve güvensizlik aşılmadan, karşıt politik gruplar ya da kimlikler arası iletişimi, geçirgenliği kolaylaştıracak temas sağlanmadan ve adil seçim ortamı oluşturulmadan, seçimlerin mevcut durumu değiştirmesi de çok zor görünüyor. Seçim sonucunu genellikle seçim öncesi yapılan stratejik manevralar ve kampanya değil, iki seçim arasında yapılacaklar belirler. Bu nedenle bu yazıda seçim sonuçlarının neden kutuplaşma ve güvensizlikle yakından ilişki olduğunu ve iki seçim arasında demokratik seçim ortamı için ne yapılması gerektiğini tartışmaya çalışacağım. Ancak, bu seçim aynı zamanda gelecekte somut etkisini gösterecek olan birçok ilki de beraberinde getirdi. Bu yüzden önce bunlardan başlayalım. Siyasi sonuçlar 24 Haziran seçimlerinin kazananlar ve kaybedenler açısından siyası sonuçları ayrıntılı olarak tartışıldı. Özetlersek, 16 Nisan 2017 referandumundaki AK Parti &#8211; MHP dayanışması Cumhur İttifakına taşınmış ve ittifak hem meclisi hem de Cumhurbaşkanlığını elde tutmayı başarmıştır. Ancak her iki başarı da AK Parti&#8217;nin MHP’ye tek yönlü bağımlılığı şeklinde somutlaştı. 16 Nisan&#8217;da resmi bir anlaşma olmadan yürütülen “Hayır Bloku” ise varlığını Millet İttifakı ile daha sistematik bir blok hareketine dönüştürmüştür. Bu sayede yıllar sonra merkez bir sağ parti kuruluşunu tamamlayarak dayanışmayla meclise girmiştir. Stratejik oy kullanan batıdaki sol muhalif seçmenin desteği ile de HDP baraj üzerine taşınmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Sn. Erdoğan ile Sn. İnce arasında %20 fark olsa da, gerçekte sadece kendi partisinin adayı olan Muharrem İnce ile medya ordusu ve MHP desteği ile kazanan Cumhurbaşkanı&#8217;nın partisi arasındaki fark ilk kez %11’e düşmüştür. Bu sayede CHP’nin kendisinin de inandığı sosyolojik üst sınır tartışmalarının saçmalığı görülmüştür. Görece &#8216;özgürleştirici&#8217; etki Bu siyasi sonuçları dışında 24 Haziran seçimleri sosyal ve politik psikolojik süreçleri somut olarak gözlemek bakımından zengin fırsatlar sunmuştur. Yerleşik hale gelen kutuplaşma ve beraberinde getirdiği güvensizlik hem yukarıda yöneten partiler ile muhalefet arasında hem de tabanda taraftarlar arasında daha keskinleşmiştir. Bunu aşağıda tartışacağım. Ancak, açık eşitsiz koşullarda yapılmasından ve mevcut ikiye bölünmüşlüğü tescilleyen sonucundan bağımsız olarak, sırf çok partili/adaylı seçim yapabiliyor olmanın bile görece özgürleştirici etkisi hissedildi. Erken seçim kararıyla birlikte bu etki, özellikle muhalefette artan özgüven ve politik yetkinlik inancında belirgin olarak gözlendi. Seçimlerin özgürleştirici etkisinden aslında iktidar da nasibini aldı. Örneğin, artık OHAL ilelebet kalacak denilmiyor, gazeteciler hapishaneden salınırken yargıçlar fırça yemiyor! Bir de seçimlerin gerçekten özgür demokratik ortamda ve eşit rekabet koşullarında yapıldığı, kaybedenin üzüldüğü ama asla korkmadığı; hatta, kazananın, kaybedenlerin hayal kırıklığını ve öfkesini anlayışla karşılama olgunluğu gösterdiği demokrasileri düşünün! En değerli sosyal sermaye İşte bu tür ideal demokrasiler, olmazsa olmaz, üç yerleşik psikolojik temele dayanır. Bunlar; (1) kişiler arası güven, (2) sosyal çatışmaları müzakereyle çözme becerisi ve (3) farklılıklara azami hoşgörüdür1. İlk temel olan başkasına güven ya da daha yaygın kullanımı ile kişiler arası güven, aynı zamanda diğer iki temelin de önkoşuludur. Özellikle eş, dost, akraba, hemşeri yani iç gruptan olmayana güvenme ve onun iyi niyetine teslim olabilme sadece demokrasinin temeli değil, toplumların en değerli sosyal sermayesidir. Uluslararası araştırmalar kişiler arası güvenin bir ülkedeki ekonomik ve insanı gelişimden, demokratik katılıma, cinsiyet eşitliğine, saydamlık ve yolsuzluk göstergelerine, suç oranlarına kadar çok sayıda kritik sosyal göstergelerle ve de psikolojik ve fiziksel sağlık, mutluluk düzeyi gibi bireysel göstergelerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bunu biraz daha açalım ve kutuplaşmayla olan ilişkisine geçelim. 1980’lerden başlayarak başta Dünya Değerler Araştırması olmak üzere çok sayıda uluslararası araştırmada başkalarına güven konusunda hem ülkelerin sıralaması düzenli olarak yapılmakta hem de güvenin siyasi süreçlerle ilişkisi incelenmektedir. Başkalarına güven: %10 Bu araştırmalarda, “Sizce, genelde insanların çoğunluğuna güvenilebilir mi?” sorusuna verilen cevaba göre ülkeler sıralanmaktadır. 1993 &#8211; 2014 yılları arasında yapılan altı ölçümde de Türkiye’den katılımcıların sadece yaklaşık %10’u başkasına güvenilebileceğini söylemiştir (bkz. https://ourworldindata.org/trust). Bu düşük güven oranı nedeniyle neredeyse bütün ülkeleri kapsayan uluslararası güven araştırmalarında Türkiye en son sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de, başta Yılmaz Esmer, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu olmak üzere çok sayıda akademisyen kişiler arası güvenin sosyal ve politik etkisini sistematik olarak incelemektedirler. Örneğin, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu’nun yaptığı bir araştırmada2  Türkiye’deki katılımcıların %14’ü başkalarına ‘güvenilebileceğini’ söylerken, bu oran Rusya’da %22, Japonya’da %32, ABD’de %48, Danimarka’da ise en yüksek oranla, %77 olarak bulunmuştur. Bir ülkede kişiler arası güvenin yüksek ya da düşük olmasında politik kutuplaşmadan görece bağımsız olarak çok sayıda psikososyal, kültürel ve ülkeye özgü etmenler rol oynamaktadır. Örneğin, Türkiye gibi ağırlıkla toplulukçu olan kültürlerde arkadaşa, eşe, dosta güven yüksekken, yabancılara güven düşüktür. Bireyci ülkelerde ise grup dışı üyelere güven görece daha yüksektir. Yine Türkiye gibi gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde kişiler arası güvenin düşük olduğu, gelirin dengeli dağıtıldığı ülkelerde ise yüksek olduğu bulunmuştur. Yer kısıtlığı nedeniyle güvensizlikte etkili olan psikolojik faktörlere (örneğin, çocuk yetiştirme tutumları, bağlanma vb.) girmeyeceğim. Özetle, ülkeye ve kültüre özgü bazı etmenlerin başkasına, özellikle dış grup üyelerine güvensizliğe yatkınlığı artırdığı çok sayıda araştırmada gösterilmiştir. Güvensizlik ve lidere bağlılık Politik kutuplaşma durumunda bu yatkınlık politik kuramlara ve dış (karşı) gruplara güvensizlik olarak yaygınlaşmaktadır. Bu da bir grubun sosyal kimliği ve lideri ile aşırı örtüşme ve özdeşime yol açmaktadır. Bu durum hem grup içi homojenleşmeyi hem dış gruptan uzaklaşmayı artırmaktadır. Bu görüşlerle tutarlı olarak araştırmalar kişiler arası güven azaldıkça otoriteye itaatin arttığını da göstermektedir. Kutuplaşma bu anlamda dolaylı olarak otoriter sistemlerin sürekliliğine katkıda bulunmakta, değerler sistemi ve yaşam biçimi temelindeki ayrışmayı derinleştirmektedir. Son 20 yılda Türkiye’de genel güvensizlik ile siyasi kutuplaşma birbirini karşılıklı besleyen süreçler olarak derinleşmiştir. Özellikle son iki seçimin OHAL altında ve adil olmayan koşullarda yapılması güvensizliği pekiştirmiştir. İki sonuç Güvensizlik sarmalında siyasi kutuplaşmanın ayrışmaya ve gettolaşmaya dönüşmesinin getirdiği iki temel sonuç vardır. Birincisi, siyasi parti veya liderlerle siyasi ve sosyal kimliklerin aşırı örtüşmesidir. İkincisi ise, bir arada yaşamanın örtük sözleşmesi olan genel değerler sisteminde ayrışmaya, yarılmaya yol açması ve kutupların sadece kendi değerler sistemini referans alarak bunu genelleme hatası yapmasıdır. İlk etkide gördüğümüz otoriter eğilimli liderle onu destekleyen seçmenlerin aşırı özdeşim kurması, oy verme davranışını kalıcı bir aidiyet ve adanmışlık ilişkisine dönüştürmektedir. Bu bir taraftan bir grup seçmenin karşı grup ve alternatif akımlarla her türlü olası temasını ve iletişimini engellerken, diğer taraftan demokrasilerde ortalama seçmenin yapması beklenen performansa dayalı değerlendirme yapma yetisini sınırlamaktadır. İkinci etki ise güvensizliğin pekişmesine, kendi grubundan olmayanı dışlama ve kendi normunu, statükonun ve meşruiyetin tek kaynağı olarak görme eğilimine yol açmaktadır. Bu durum günlük hayata ve politik davranışlara doğrudan yansımakta ve tarafların kendi grubu ile karşı grup arasındaki farkı/mesafeyi yüksek algılamasına yol açmaktadır. Ayrışma ve gettolaşmayı hızlandıran bu farklılaşmanın etkileri Bilgi Üniversitesi’nden Emre Erdoğan’ın3 bu yıl yayınlanan “Türkiye’de kutuplaşmanın boyutları” araştırmasında somut verilerle gösterilmiştir. Örneğin, kişilere kendilerine sosyal mesafe olarak en uzak hissettikleri parti taraftarıyla olası ilişkileri sorulduğunda, %79’u kızlarının bu kişilerle evlenmesini, %74’ü bu kişilerle iş yapmayı, %70’i komşusu olmasını, %68’i de çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemiyor. &#8216;Sahte fikir birliği&#8217; Güvensizlik, kutuplaşma ve beraberinde getirdiği iç grup ile karşıt görülen dış grup arasında algılanan yüksek sosyal mesafe ile kalın duvarlı kimlik hapishanelerinde yaşayanların, sosyal psikolojide sahte fikir birliği yanlılığı etkisinden kurtulması mümkün değildir. Bu kavram, kişilerin kendi inandıkları değerlerin, tutumların ve görüşlerin herkes tarafından paylaşılan yaygın bir &#8216;norm&#8217; olduğuna dair gerçek dışı, yanlı inancı olarak tanımlanabilir. Hep aynı grup kimliği ile düşünen ve ona göre yaşayan kişiler sadece kendi gibi düşünenlerle iletişim kurduklarından, düşüncelerinin doğruluğunu sınama, temas yoluyla yumuşatma ve zamanla değiştirebilme şansı bulunmamaktadır. Emre Erdoğan aynı yanlılığı “Yankı Odaları” olarak isimlendirmiş ve şöyle tanımlamış, &#8220;..insanların hem aile çevresinde, hem geleneksel medyada, hem de sosyal medyada sadece kendi görüşlerini paylaşanlarla bir arada yaşamalarından dolayı, sadece benzer görüşlerin var olduğu yanılsamasına varmaları. Farklı görüşlerle karşılaşmayan kişiler, kendi görüşlerini paylaşmayanların azınlıkta olduğunu varsayıyor, kendi görüşlerini paylaşmayanlarla karşılaştıkları zaman da “gerçeği” kavrayamayan bu kişilere karşı reaksiyon veriyorlar.&#8221; (sf. 4). Her seçim dönemi öncesi kendi gerçek ya da sanal mahallesindeki fikirdaşlarının coşkusuna bakıp bu kez kazandık sanrısına kapılma da bu durumu anlatır. Muharrem İnce’nin muhalefet içinde yarattığı grup içi dip dalganın aslında bütün toplumu sardığını sanmak da bir anlamda bu yanlılığın bir örneği olmuştur. Bununla tutarlı olarak, KONDA ve diğer kurumların yaptığı düzenli araştırmalar, kutuplar arasında temasın azaldığını, kutupların sadece kendi çizgisindeki basın yayın kurumlarından haber aldığını ve diğer iletişim kanallarına tamamen kapalı olduklarını göstermektedir. Bu anlamda merkez medya olarak adlandırılan ve her iki kutba aynı yakınlıkta (uzaklıkta) olmaya çalışan basın kuruluşlarının seçim öncesi el değiştirmesi, bütün toplumun neredeyse sadece kendi görüşünü destekleyen kanallardan bilgi almasına yöneltmiş, kutupların toplumdan geri bildirim alma şansını iyice azaltmış ve söz konusu yanlılığı kolaylaştırmıştır. Kalıp yargı ve önyargı Kutuplaşma nedeniyle etkisi normal koşullardan daha yüksek olan sahte fikir birliği yanlılığı, kişilerde kendi grubundan olmayanlara karşı önyargı, kalıp yargı ve ayrımcılık motivasyonunu da güçlendirmektedir. Keskinleşen kalıp yargı ve önyargılar da kimlik hapishanesi içindeki grupların &#8216;hakikat sonrası&#8217; yalan mesajlara ve komplo teorilerine inanma olasılığının artırmaktadır. Bu süreç kısırdöngüyle güvensizliği perçinlemektedir.. Son iki seçimde kutuplaşmanın aynı zamanda bloklaşma olarak gerçekleşmesi, ironik bir şekilde, bazı olumlu gelişmelere de yol açmaya başlamıştır. Bu yolla, dünyaya kimlik hapishanesinden bakan grupların kendi içinde çeşitlenerek daha yumuşaması için zemin oluşmaya başlamıştır. AK Parti ve MHP’den oluşan sağ kanat bloğun görece daha homojen olmasına karşın, AK Parti&#8217;nin çoğunluk için MHP’ye bağımlı olacak olması, kararın her zaman tek elden değil müzakere ile alınması zorunluluğunu doğuracaktır. 16 Nisan 2017 referandumundaki Hayır Bloğundan 24 Haziran 2018 seçimlerine taşınan muhalefet ise, kendi içinde demokratik farklılaşmayı doğal olarak barındırmakta, demokratik yumuşama ve (karşıt) kimlik hapishanesinden kurtulma konusunda daha fazla ümit vaat etmektedir. Bu bloklaşma sürecin iki kanatlı siyasi temsile geçiş için bir aşama olduğunu söylemek için henüz erken olmasına karşın, toplumdaki keskin kutuplaşmanın ve ikiye bölünmüşlüğün zamanla kutuplar arasında temasa dönüşmesi için de fırsat sunmaktadır. Muhalefet ne yapmalı? Kutuplaşma ve güvensizliğin bu derece yüksek olduğu ve seçim koşullarının adil olmadığı durumlarda muhalefet, seçim kazanmaya odaklanmak yerine, yarış koşullarını demokratikleştirmeye, gruplar arası teması ve zamanla geçirgenliği kolaylaştıracak yaratıcı stratejiler geliştirmeye odaklanmalıdır. Bunun için de hemen seçim öncesinde değil, iki seçim arasında demokrasi kültürünün, ortak vicdanın ve politik hakkaniyet duygusunun gelişimi için yapılması gereken mikro politikalara ağırlık vermelidir. Adil yarış ve liyakat sistemini hem kendi içinde hem de bütün toplumda yaygınlaştıracak mikro politikaların neler olabileceği başka bir yazının konusu. Seçim sadece seçim öncesi etkin kampanyalarla değil, iki seçim arasında yapılanlarla kazanılır. Ancak, yarışın kendisi adil ve demokratik değilse, odaklanılması gereken öncelikle sonuç değil süreçtir, yöntemdir. Eşit olmayan koşullarda yapılmış adil olmayan seçimlerin kanıksanmasına izin vermeden, adil seçimleri yasaların ve toplumsal vicdanın güvencesine alacak adımlara öncelik vermek gerekiyor. Sonuç olarak, kaybedenin üzüldüğü ancak asla korkmadığı özgür ve adil seçimler yapabilmenin kazanmaktan daha önemli olduğunu anlayacağımız demokrasi kültürüne ulaşmada aşırı güvensizlik ve kültürel kutuplaşma iki büyük engel olarak önümüzde duruyor. Prof. Dr. Nebi Sümer, ODTÜ Psikoloji, Bilim Akademisi Derneği Üyesi nsumer@metu.edu.tr Dipnotlar: Nebi Sümer. (2011). Demokrasinin Psikolojik Temelleri. Türk Metal İş Dergisi, Sayı,146, 24-28. Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu (2015). Türkiye’de ve Dünya’da Vatandaşlık – 2014 ISSP Araştırma Raporu. https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu">Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neden bu seçimler de benzer sonuçları üretti?</strong></p>
<p>Muhalefetin en azından Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura taşımayı ya da mecliste çoğunluğu elde etmeyi beklediği bir seçim, mevcut durumu, en azından iktidar açısından, değiştirmeyecek şekilde sonuçlandı. Aslında çıkan sonuç bir anlamda, 20 yıllık kimlik ve karşıt kimlik siyaseti ile keskinleşen, kutuplaşan, gettolaşan siyası ortamın kendisini tekrarlaması olarak da okunabilir.</p>
<p>Kutuplaşma ve güvensizlik aşılmadan, karşıt politik gruplar ya da kimlikler arası iletişimi, geçirgenliği kolaylaştıracak temas sağlanmadan ve adil seçim ortamı oluşturulmadan, seçimlerin mevcut durumu değiştirmesi de çok zor görünüyor.<strong> Seçim sonucunu genellikle seçim öncesi yapılan stratejik manevralar ve kampanya değil, iki seçim arasında yapılacaklar belirler.</strong> Bu nedenle bu yazıda seçim sonuçlarının neden kutuplaşma ve güvensizlikle yakından ilişki olduğunu ve iki seçim arasında demokratik seçim ortamı için ne yapılması gerektiğini tartışmaya çalışacağım.</p>
<p>Ancak, bu seçim aynı zamanda gelecekte somut etkisini gösterecek olan birçok ilki de beraberinde getirdi. Bu yüzden önce bunlardan başlayalım.</p>
<p><strong>Siyasi sonuçlar</strong></p>
<p>24 Haziran seçimlerinin kazananlar ve kaybedenler açısından siyası sonuçları ayrıntılı olarak tartışıldı. Özetlersek, 16 Nisan 2017 referandumundaki AK Parti &#8211; MHP dayanışması Cumhur İttifakına taşınmış ve ittifak hem meclisi hem de Cumhurbaşkanlığını elde tutmayı başarmıştır. Ancak her iki başarı da AK Parti&#8217;nin MHP’ye tek yönlü bağımlılığı şeklinde somutlaştı.</p>
<p>16 Nisan&#8217;da resmi bir anlaşma olmadan yürütülen “Hayır Bloku” ise varlığını Millet İttifakı ile daha sistematik bir blok hareketine dönüştürmüştür. Bu sayede yıllar sonra merkez bir sağ parti kuruluşunu tamamlayarak dayanışmayla meclise girmiştir. Stratejik oy kullanan batıdaki sol muhalif seçmenin desteği ile de HDP baraj üzerine taşınmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Sn. Erdoğan ile Sn. İnce arasında %20 fark olsa da, gerçekte sadece kendi partisinin adayı olan Muharrem İnce ile medya ordusu ve MHP desteği ile kazanan Cumhurbaşkanı&#8217;nın partisi arasındaki fark ilk kez %11’e düşmüştür. Bu sayede CHP’nin kendisinin de inandığı sosyolojik üst sınır tartışmalarının saçmalığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Görece &#8216;özgürleştirici&#8217; etki</strong></p>
<p>Bu siyasi sonuçları dışında 24 Haziran seçimleri sosyal ve politik psikolojik süreçleri somut olarak gözlemek bakımından zengin fırsatlar sunmuştur. Yerleşik hale gelen kutuplaşma ve beraberinde getirdiği güvensizlik hem yukarıda yöneten partiler ile muhalefet arasında hem de tabanda taraftarlar arasında daha keskinleşmiştir. Bunu aşağıda tartışacağım.</p>
<p>Ancak, açık eşitsiz koşullarda yapılmasından ve mevcut ikiye bölünmüşlüğü tescilleyen sonucundan bağımsız olarak, sırf çok partili/adaylı seçim yapabiliyor olmanın bile görece özgürleştirici etkisi hissedildi. Erken seçim kararıyla birlikte bu etki, özellikle muhalefette artan özgüven ve politik yetkinlik inancında belirgin olarak gözlendi.</p>
<p>Seçimlerin <strong>özgürleştirici</strong> etkisinden aslında iktidar da nasibini aldı. Örneğin, artık OHAL ilelebet kalacak denilmiyor, gazeteciler hapishaneden salınırken yargıçlar fırça yemiyor! Bir de seçimlerin gerçekten özgür demokratik ortamda ve eşit rekabet koşullarında yapıldığı, kaybedenin üzüldüğü ama asla korkmadığı; hatta, kazananın, kaybedenlerin hayal kırıklığını ve öfkesini anlayışla karşılama olgunluğu gösterdiği demokrasileri düşünün!</p>
<p><strong>En değerli sosyal sermaye</strong></p>
<p>İşte bu tür ideal demokrasiler, olmazsa olmaz, <strong>üç yerleşik psikolojik temele</strong> dayanır. Bunlar; (1) kişiler arası güven, (2) sosyal çatışmaları müzakereyle çözme becerisi ve (3) farklılıklara azami hoşgörüdür<sup>1</sup>.</p>
<p>İlk temel olan başkasına güven ya da daha yaygın kullanımı ile kişiler arası güven, aynı zamanda diğer iki temelin de önkoşuludur. Özellikle eş, dost, akraba, hemşeri yani iç gruptan olmayana güvenme ve onun iyi niyetine teslim olabilme sadece demokrasinin temeli değil, <strong>toplumların en değerli sosyal sermayesidir</strong>.</p>
<p>Uluslararası araştırmalar kişiler arası güvenin bir ülkedeki ekonomik ve insanı gelişimden, demokratik katılıma, cinsiyet eşitliğine, saydamlık ve yolsuzluk göstergelerine, suç oranlarına kadar çok sayıda kritik sosyal göstergelerle ve de psikolojik ve fiziksel sağlık, mutluluk düzeyi gibi bireysel göstergelerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bunu biraz daha açalım ve kutuplaşmayla olan ilişkisine geçelim.</p>
<p>1980’lerden başlayarak başta Dünya Değerler Araştırması olmak üzere çok sayıda uluslararası araştırmada başkalarına güven konusunda hem ülkelerin sıralaması düzenli olarak yapılmakta hem de güvenin siyasi süreçlerle ilişkisi incelenmektedir.</p>
<p><strong>Başkalarına güven: %10</strong></p>
<p>Bu araştırmalarda, <em>“<strong>Sizce, genelde insanların çoğunluğuna güvenilebilir mi?</strong>”</em> sorusuna verilen cevaba göre ülkeler sıralanmaktadır. 1993 &#8211; 2014 yılları arasında yapılan altı ölçümde de <strong>Türkiye’den katılımcıların sadece yaklaşık %10’u başkasına </strong>güvenilebileceğini söylemiştir (bkz. <a href="https://ourworldindata.org/trust">https://ourworldindata.org/trust</a>). Bu düşük güven oranı nedeniyle neredeyse bütün ülkeleri kapsayan uluslararası güven araştırmalarında Türkiye en son sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de, başta <strong>Yılmaz Esmer</strong>,<strong> Ersin Kalaycıoğlu </strong>ve<strong> Ali Çarkoğlu</strong> olmak üzere çok sayıda akademisyen kişiler arası güvenin sosyal ve politik etkisini sistematik olarak incelemektedirler.</p>
<p>Örneğin, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu’nun yaptığı bir araştırmada<sup>2</sup>  Türkiye’deki katılımcıların %14’ü başkalarına ‘güvenilebileceğini’ söylerken, bu oran Rusya’da %22, Japonya’da %32, ABD’de %48, Danimarka’da ise en yüksek oranla, %77 olarak bulunmuştur.</p>
<p>Bir ülkede kişiler arası güvenin yüksek ya da düşük olmasında politik kutuplaşmadan görece bağımsız olarak çok sayıda psikososyal, kültürel ve ülkeye özgü etmenler rol oynamaktadır. Örneğin, Türkiye gibi ağırlıkla toplulukçu olan kültürlerde arkadaşa, eşe, dosta güven yüksekken, yabancılara güven düşüktür. Bireyci ülkelerde ise grup dışı üyelere güven görece daha yüksektir.</p>
<p>Yine Türkiye gibi <strong>gelir eşitsizliğinin yüksek</strong> olduğu ülkelerde kişiler arası güvenin düşük olduğu, gelirin dengeli dağıtıldığı ülkelerde ise yüksek olduğu bulunmuştur. Yer kısıtlığı nedeniyle güvensizlikte etkili olan psikolojik faktörlere (örneğin, çocuk yetiştirme tutumları, bağlanma vb.) girmeyeceğim. Özetle, ülkeye ve kültüre özgü bazı etmenlerin başkasına, özellikle dış grup üyelerine güvensizliğe yatkınlığı artırdığı çok sayıda araştırmada gösterilmiştir.</p>
<p><strong>Güvensizlik ve lidere bağlılık</strong></p>
<p>Politik kutuplaşma durumunda bu yatkınlık politik kuramlara ve dış (karşı) gruplara güvensizlik olarak yaygınlaşmaktadır. Bu da bir grubun sosyal kimliği ve lideri ile aşırı örtüşme ve özdeşime yol açmaktadır. <strong>Bu durum hem grup içi homojenleşmeyi hem dış gruptan uzaklaşmayı artırmaktadır.</strong> Bu görüşlerle tutarlı olarak araştırmalar kişiler arası güven azaldıkça otoriteye itaatin arttığını da göstermektedir.</p>
<p>Kutuplaşma bu anlamda dolaylı olarak otoriter sistemlerin sürekliliğine katkıda bulunmakta, değerler sistemi ve yaşam biçimi temelindeki ayrışmayı derinleştirmektedir. Son 20 yılda Türkiye’de genel güvensizlik ile siyasi kutuplaşma birbirini karşılıklı besleyen süreçler olarak derinleşmiştir. Özellikle <strong>son iki seçimin </strong><strong>OHAL altında ve adil olmayan koşullarda</strong> yapılması güvensizliği pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>İki sonuç</strong></p>
<p>Güvensizlik sarmalında siyasi kutuplaşmanın ayrışmaya ve gettolaşmaya dönüşmesinin getirdiği iki temel sonuç vardır. <strong>Birincisi</strong>, siyasi parti veya liderlerle siyasi ve sosyal kimliklerin aşırı örtüşmesidir. <strong>İkincisi</strong> ise, bir arada yaşamanın örtük sözleşmesi olan genel değerler sisteminde ayrışmaya, yarılmaya yol açması ve kutupların sadece kendi değerler sistemini referans alarak bunu genelleme hatası yapmasıdır.</p>
<p>İlk etkide gördüğümüz otoriter eğilimli liderle onu destekleyen seçmenlerin aşırı özdeşim kurması, oy verme davranışını <strong>kalıcı bir aidiyet ve adanmışlık ilişkisine</strong> dönüştürmektedir. Bu bir taraftan bir grup seçmenin karşı grup ve alternatif akımlarla her türlü olası temasını ve iletişimini engellerken, diğer taraftan demokrasilerde ortalama seçmenin yapması beklenen <strong>performansa dayalı değerlendirme yapma yetisini</strong> sınırlamaktadır.</p>
<p><strong>İkinci etki</strong> ise güvensizliğin pekişmesine, kendi grubundan olmayanı dışlama ve kendi normunu, statükonun ve meşruiyetin tek kaynağı olarak görme eğilimine yol açmaktadır. Bu durum günlük hayata ve politik davranışlara doğrudan yansımakta ve tarafların kendi grubu ile karşı grup arasındaki farkı/mesafeyi yüksek algılamasına yol açmaktadır.</p>
<p>Ayrışma ve gettolaşmayı hızlandıran bu farklılaşmanın etkileri Bilgi Üniversitesi’nden <strong>Emre Erdoğan</strong>’ın<sup>3</sup> bu yıl yayınlanan “<strong>Türkiye’de kutuplaşmanın boyutları</strong>” araştırmasında somut verilerle gösterilmiştir. Örneğin, kişilere kendilerine sosyal mesafe olarak en uzak hissettikleri parti taraftarıyla olası ilişkileri sorulduğunda, %79’u kızlarının bu kişilerle evlenmesini, %74’ü bu kişilerle iş yapmayı, %70’i komşusu olmasını, %68’i de çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemiyor.</p>
<p><strong>&#8216;Sahte fikir birliği&#8217;</strong></p>
<p>Güvensizlik, kutuplaşma ve beraberinde getirdiği iç grup ile karşıt görülen dış grup arasında algılanan <strong>yüksek sosyal mesafe ile kalın duvarlı kimlik hapishanelerinde</strong> yaşayanların, sosyal psikolojide<strong> sahte fikir birliği yanlılığı</strong> etkisinden kurtulması mümkün değildir. Bu kavram, kişilerin kendi inandıkları değerlerin, tutumların ve görüşlerin herkes tarafından paylaşılan yaygın bir &#8216;norm&#8217; olduğuna dair gerçek dışı, yanlı inancı olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Hep aynı grup kimliği ile düşünen ve ona göre yaşayan kişiler sadece kendi gibi düşünenlerle iletişim kurduklarından, düşüncelerinin doğruluğunu sınama, temas yoluyla yumuşatma ve zamanla değiştirebilme şansı bulunmamaktadır. Emre Erdoğan aynı yanlılığı “<strong>Yankı Odaları</strong>” olarak isimlendirmiş ve şöyle tanımlamış<em>, &#8220;..insanların hem aile çevresinde, hem geleneksel medyada, hem de sosyal medyada sadece kendi görüşlerini paylaşanlarla bir arada yaşamalarından dolayı, sadece benzer görüşlerin var olduğu yanılsamasına varmaları. Farklı görüşlerle karşılaşmayan kişiler, kendi görüşlerini paylaşmayanların azınlıkta olduğunu varsayıyor, kendi görüşlerini paylaşmayanlarla karşılaştıkları zaman da “gerçeği” kavrayamayan bu kişilere karşı reaksiyon veriyorlar.&#8221;</em> (sf. 4).</p>
<p>Her seçim dönemi öncesi kendi gerçek ya da sanal mahallesindeki fikirdaşlarının coşkusuna bakıp <strong>bu kez kazandık</strong> sanrısına kapılma da bu durumu anlatır. Muharrem İnce’nin muhalefet içinde yarattığı grup içi dip dalganın aslında bütün toplumu sardığını sanmak da bir anlamda bu yanlılığın bir örneği olmuştur.</p>
<p>Bununla tutarlı olarak, KONDA ve diğer kurumların yaptığı düzenli araştırmalar, kutuplar arasında temasın azaldığını, kutupların sadece kendi çizgisindeki basın yayın kurumlarından haber aldığını ve diğer iletişim kanallarına tamamen kapalı olduklarını göstermektedir. Bu anlamda merkez medya olarak adlandırılan ve her iki kutba aynı yakınlıkta (uzaklıkta) olmaya çalışan <strong>basın kuruluşlarının seçim öncesi el değiştirmesi,</strong> bütün toplumun neredeyse sadece kendi görüşünü destekleyen kanallardan bilgi almasına yöneltmiş, kutupların toplumdan geri bildirim alma şansını iyice azaltmış ve söz konusu yanlılığı kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>Kalıp yargı ve önyargı</strong></p>
<p>Kutuplaşma nedeniyle etkisi normal koşullardan daha yüksek olan sahte fikir birliği yanlılığı, kişilerde kendi grubundan olmayanlara karşı önyargı, kalıp yargı ve ayrımcılık motivasyonunu da güçlendirmektedir. <strong>Keskinleşen kalıp yargı ve önyargılar da kimlik hapishanesi içindeki grupların &#8216;</strong><strong>hakikat sonrası&#8217; yalan mesajlara ve komplo teorilerine inanma olasılığının artırmaktadır.</strong> Bu süreç kısırdöngüyle güvensizliği perçinlemektedir..</p>
<p>Son iki seçimde kutuplaşmanın aynı zamanda <strong>bloklaşma</strong> olarak gerçekleşmesi, ironik bir şekilde, bazı olumlu gelişmelere de yol açmaya başlamıştır. Bu yolla, dünyaya kimlik hapishanesinden bakan grupların kendi içinde çeşitlenerek daha yumuşaması için zemin oluşmaya başlamıştır. AK Parti ve MHP’den oluşan sağ kanat bloğun görece daha homojen olmasına karşın, AK Parti&#8217;nin çoğunluk için MHP’ye bağımlı olacak olması, kararın her zaman tek elden değil müzakere ile alınması zorunluluğunu doğuracaktır.</p>
<p>16 Nisan 2017 referandumundaki <strong>Hayır Bloğundan</strong> 24 Haziran 2018 seçimlerine taşınan muhalefet ise, kendi içinde demokratik farklılaşmayı doğal olarak barındırmakta, <strong>demokratik yumuşama ve (karşıt) kimlik hapishanesinden kurtulma</strong> konusunda daha fazla ümit vaat etmektedir. Bu bloklaşma sürecin iki kanatlı siyasi temsile geçiş için bir aşama olduğunu söylemek için henüz erken olmasına karşın, toplumdaki keskin kutuplaşmanın ve ikiye bölünmüşlüğün zamanla kutuplar arasında temasa dönüşmesi için de fırsat sunmaktadır.</p>
<p><strong>Muhalefet ne yapmalı?</strong></p>
<p>Kutuplaşma ve güvensizliğin bu derece yüksek olduğu ve seçim koşullarının adil olmadığı durumlarda muhalefet, seçim kazanmaya odaklanmak yerine, <strong>yarış koşullarını demokratikleştirmeye, gruplar arası teması ve zamanla geçirgenliği kolaylaştıracak yaratıcı</strong> stratejiler geliştirmeye odaklanmalıdır.</p>
<p>Bunun için de hemen <strong>seçim öncesinde değil, iki seçim arasında</strong> demokrasi kültürünün, ortak vicdanın ve politik hakkaniyet duygusunun gelişimi için yapılması gereken <strong>mikro politikalara</strong> ağırlık vermelidir. Adil yarış ve liyakat sistemini hem kendi içinde hem de bütün toplumda yaygınlaştıracak <strong>mikro politikaların neler olabileceği başka bir yazının</strong> konusu.</p>
<p>Seçim sadece seçim öncesi etkin kampanyalarla değil, iki seçim arasında yapılanlarla kazanılır. Ancak, yarışın kendisi adil ve demokratik değilse, odaklanılması gereken öncelikle sonuç değil süreçtir, yöntemdir.</p>
<p>Eşit olmayan koşullarda yapılmış adil olmayan seçimlerin kanıksanmasına izin vermeden, adil seçimleri yasaların ve toplumsal vicdanın güvencesine alacak adımlara öncelik vermek gerekiyor. Sonuç olarak, kaybedenin üzüldüğü ancak asla korkmadığı özgür ve adil seçimler yapabilmenin kazanmaktan daha önemli olduğunu anlayacağımız demokrasi kültürüne ulaşmada aşırı güvensizlik ve kültürel kutuplaşma iki büyük engel olarak önümüzde duruyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nebi Sümer, ODTÜ Psikoloji, </strong><strong>Bilim Akademisi Derneği Üyesi<br />
<a href="mailto:nsumer@metu.edu.tr">nsumer@metu.edu.tr</a><br />
</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong>:</p>
<ol>
<li>Nebi Sümer. (2011). Demokrasinin Psikolojik Temelleri. <em>Türk Metal İş Dergisi, Sayı,146, </em>24-28.</li>
<li>Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu (2015). Türkiye’de ve Dünya’da Vatandaşlık – 2014 ISSP Araştırma Raporu.</li>
<li><a href="https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf">https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu">Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10473</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
