<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nitelik arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nitelik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nitelik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Jun 2023 11:47:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/her-ile-bir-universite-her-ilceye-bir-myo</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2023 11:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğtimen]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[MYO]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[ünversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? Bir kitap anlatıyor. “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?*” Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkâr ve kanaatkâr çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor. Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabını okudum. Tekerek, 2006 yılından sonra, “her ile bir üniversite” sloganı ile kurulan beş üniversiteyi çalışmış, bu üniversiteleri birkaç kez ziyaret ederek, her birinde onlarca akademisyenle derinlemesine mülakatlar yaparak bu kitabı yazmış. Ele aldığı üniversiteler, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi. Yedi yılı aşan bu araştırmada 150’den çok kişiyle, birden çok kez görüşmüş. Anlattığı tanıklıklar hem dehşet verici hem de zihin açıcı; çünkü okudukça anlıyoruz ki, bu üniversitelerde uygulanan, bir değersizleştirme şablonu: Bu üniversitelerde başarıyla uygulanan yönetim modeli, gelişmiş üniversitelerde de uygulanmaya çalışılıyor. Bu şablonu tanıyıp yenmeyi başaramazsak, ülkemizde üniversite kalmayacak. Kitaptan birkaç örnek vereyim: Giresun’un Bulancak ilçesindeki dolmuş esnafı, ilçeye yolcu gelsin diye bir bina yaptırıp üniversiteye bağışlıyor. Öğrenci demek ya yolcu ya kiracı demek; çünkü ilçede yurt yok; öğrenciler ya ev kiralayacak ya da her gün ilçeden şehir merkezine gidecek. Her ile bir üniversite, her ilçeye bir Meslek Yüksek Okulu politikası ile birlikte geliyor. Yoklar üniversiteleri Bu yüksekokullara, yüksek lise bile denemez; çünkü uygulamalı olması gereken derslerin uygulaması yok; staj yapacak yer yok; bölümlerde değişik alanlarda olması gereken uzman öğretim elemanı yok. Öte yandan, üniversite yaşamının vermesi gereken sosyo-kültürel zenginlik, değil ilçelerde, küçük şehirlerin merkezinde bile yok. Bazı kampüslerde hem eğitimde, hem de sosyal hayatta kadınlar ve erkekler ayrılmış; dersliklerde, kantinlerde haremlik-selamlık uygulanıyor. Hocası olmayan bölümlerde derslere lise, hatta ilkokul öğretmenleri giriyor. Daha lisans programında yeterli hocası olmayan bölümlerde yüksek lisans ve doktora programları açılıyor. Buradan mezun olanlar, aynı yerde doktora yapıp hoca oluyor. Tavşanın suyunun suyunu öğrencilere yemek diye sunuyorlar. Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ve zaten sınırdan yeterli olan 70 Ya- bancı Dil Sınav notunun 55’e düşürülmesi ile, akademik kontrol noktaları tamamen kaldırılmış durumda. Akademik niteliğin düşüklüğüne verilen bir örnek çok çarpıcı: “Şerefe karşı suçlar” başlıklı bir hukuk makalesinin başlığı, İngilizceye çevrilirken, “Suçlara karşı şerefe” haline geliyor! Bu şekilde dergiye basılan makale, sonradan düzeltilse de, eski halinin kopyası hala var; inanamayanlar için! Akademik yönetim ise, tam anlamıyla bir felaket. Akademik alımlarda, kişilerin mezhebi, yerli ve milli değerlere bağlılıkları, siyasi görüş ve parti bağlantıları sorgulanıyor. Üniversiteler siyasi, dini gruplar tarafından paylaşılmış; kadroya girmek için bunlar sorgulanıyor. Araştırma üniversitelerinde, YÖK’ün üniversite- ye müdahalesi olarak görüp şikayet ettiğimiz Öğretim Üyesi Yetiştirme (ÖYP) ve Yurtdışı Lisansüstü Yetiştirme (YLSY) programları, bu üniversiteler için nitelikli öğretim üyesi girişinin tek yolu olarak görülüyor. Ancak bu programlar istenmiyor; çünkü değişik kültürden gelen, hâkim anlayışlara itiraz edecek muhalif öğretim elemanları istenmiyor. Kadroya girdikten sonra da inanılmaz bir hiyerarşi, çarpık değer yargıları ve beklentiler var: Bir üniversitede rektörün özel kalemi, yeni kadroya atanan araştırma görevlilerinden, kadroya atandıkları için teşekkür etmek üzere belli bir markadan rektöre hediye almalarını istiyor. Bu üniversiteler nasıl geliştirilir, nasıl gelişmiş üniversitelere benzer diye düşünüleceğine, tersi oluyor; tüm üniversiteler taşralaştırılıyor. Bu konuyu tekrar ele alacağım. O zamana kadar, Tuğba Tekerek’in kitabını okumanızı tavsiye ederim: * Tuğba Tekerek, Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü, İletişim Yayınları, 2023, İstanbul. Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 364. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/her-ile-bir-universite-her-ilceye-bir-myo">Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 3">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? Bir kitap anlatıyor.</p>
<p>“Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?*” Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkâr ve kanaatkâr çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor.</p>
<p><strong>Tuğba Tekerek</strong>’in <em>Taşra Üniversiteleri</em> kitabını okudum. Tekerek, 2006 yılından sonra, “her ile bir üniversite” sloganı ile kurulan beş üniversiteyi çalışmış, bu üniversiteleri birkaç kez ziyaret ederek, her birinde onlarca akademisyenle derinlemesine mülakatlar yaparak bu kitabı yazmış. Ele aldığı üniversiteler, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Giresun Üniversitesi, Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi.</p>
<p>Yedi yılı aşan bu araştırmada 150’den çok kişiyle, birden çok kez görüşmüş. Anlattığı tanıklıklar hem dehşet verici hem de zihin açıcı; çünkü okudukça anlıyoruz ki, bu üniversitelerde uygulanan, bir değersizleştirme şablonu: Bu üniversitelerde başarıyla uygulanan yönetim modeli, gelişmiş üniversitelerde de uygulanmaya çalışılıyor. Bu şablonu tanıyıp yenmeyi başaramazsak, ülkemizde üniversite kalmayacak.</p>
<p>Kitaptan birkaç örnek vereyim: Giresun’un Bulancak ilçesindeki dolmuş esnafı, ilçeye yolcu gelsin diye bir bina yaptırıp üniversiteye bağışlıyor. Öğrenci demek ya yolcu ya kiracı demek; çünkü ilçede yurt yok; öğrenciler ya ev kiralayacak ya da her gün ilçeden şehir merkezine gidecek. Her ile bir üniversite, her ilçeye bir Meslek Yüksek Okulu politikası ile birlikte geliyor.</p>
<p><strong>Yoklar üniversiteleri</strong></p>
<p>Bu yüksekokullara, yüksek lise bile denemez; çünkü uygulamalı olması gereken derslerin uygulaması yok; staj yapacak yer yok; bölümlerde değişik alanlarda olması gereken uzman öğretim elemanı yok. Öte yandan, üniversite yaşamının vermesi gereken sosyo-kültürel zenginlik, değil ilçelerde, küçük şehirlerin merkezinde bile yok. Bazı kampüslerde hem eğitimde, hem de sosyal hayatta kadınlar ve erkekler ayrılmış; dersliklerde, kantinlerde haremlik-selamlık uygulanıyor.</p>
<p>Hocası olmayan bölümlerde derslere lise, hatta ilkokul öğretmenleri giriyor. Daha lisans programında yeterli hocası olmayan bölümlerde yüksek lisans ve doktora programları açılıyor. Buradan mezun olanlar, aynı yerde doktora yapıp hoca oluyor. Tavşanın suyunun suyunu öğrencilere yemek diye sunuyorlar.</p>
<p>Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ve zaten sınırdan yeterli olan 70 Ya- bancı Dil Sınav notunun 55’e düşürülmesi ile, akademik kontrol noktaları tamamen kaldırılmış durumda. Akademik niteliğin düşüklüğüne verilen bir örnek çok çarpıcı: “Şerefe karşı suçlar” başlıklı bir hukuk makalesinin başlığı, İngilizceye çevrilirken, “Suçlara karşı şerefe” haline geliyor! Bu şekilde dergiye basılan makale, sonradan düzeltilse de, eski halinin kopyası hala var; inanamayanlar için!</p>
<p>Akademik yönetim ise, tam anlamıyla bir felaket. Akademik alımlarda, kişilerin mezhebi, yerli ve milli değerlere bağlılıkları, siyasi görüş ve parti bağlantıları sorgulanıyor. Üniversiteler siyasi, dini gruplar tarafından paylaşılmış; kadroya girmek için bunlar sorgulanıyor. Araştırma üniversitelerinde, YÖK’ün üniversite- ye müdahalesi olarak görüp şikayet ettiğimiz Öğretim Üyesi Yetiştirme (ÖYP) ve Yurtdışı Lisansüstü Yetiştirme (YLSY) programları, bu üniversiteler için nitelikli öğretim üyesi girişinin tek yolu olarak görülüyor. Ancak bu programlar istenmiyor; çünkü değişik kültürden gelen, hâkim anlayışlara itiraz edecek muhalif öğretim elemanları istenmiyor. Kadroya girdikten sonra da inanılmaz bir hiyerarşi, çarpık değer yargıları ve beklentiler var: Bir üniversitede rektörün özel kalemi, yeni kadroya atanan araştırma görevlilerinden, kadroya atandıkları için teşekkür etmek üzere belli bir markadan rektöre hediye almalarını istiyor.</p>
<p>Bu üniversiteler nasıl geliştirilir, nasıl gelişmiş üniversitelere benzer diye düşünüleceğine, tersi oluyor; tüm üniversiteler taşralaştırılıyor. Bu konuyu tekrar ele alacağım. O zamana kadar, Tuğba Tekerek’in kitabını okumanızı tavsiye ederim:</p>
<p>* Tuğba Tekerek, Taşra Üniversiteleri: AK Parti’nin Arka Kampüsü, İletişim Yayınları, 2023, İstanbul.</p>
<p><strong>Lale Akarun / </strong><strong><a href="mailto:akarun@boun.edu.tr">akarun@boun.edu.tr</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-364-23-mart-2023-dijital-pdf/">364. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/her-ile-bir-universite-her-ilceye-bir-myo">Her ile bir üniversite, her ilçeye bir MYO</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29581</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Nov 2018 14:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[jack dorsey]]></category>
		<category><![CDATA[nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[platform]]></category>
		<category><![CDATA[popüler bilim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12055</guid>

					<description><![CDATA[<p>Twitter’ın kurucusu ve CEO’su Jack Dorsey, sosyal medyada takipçi sayısına kafayı takmamak gerektiğine dikkat çekti. Dorsey’e göre takipçi sayısının niceliği belki 12 yıl önce önemliydi, ama bugün önemini yitirdi. Bugün, platform üzerinden anlamlı diyaloglar kurmak verimi artırıyor. Mesela, sorduğunuz bir soruya kaç kişinin yanıt verdiği, yanıtların niteliği, takipçi sayısından daha değerli. Dorsey, Aaılan tweet’lerin yeniden düzenlenebilmesi için çalışmalar yapıldığını da ekledi. Bu arada, en fazla takipçisi olan ünlüler Katy Perry (107 milyon), Justin Timberlake (104 milyon) ve Barack Obama (102 milyon). Sosyal medya troller, zorbalar ve yalan bilgi üreten ve yayan kaynaklar tarafından da kullanılıyor. Bu nedenle Twitter, Facebook gibi popüler platformlar sıkça eleştiriliyor. Twitter’ın kurucularından Williams, platformun popülerlik yarışına döndüğünü ve sistemin sağlığı için bot ve sahte hesapların silindiğini belirtti. Geçtiğimiz Temmuz ayında 300 bin takipçi kaybeden ABD Başkanı Donald Trump ise firmayı politik ön yargılara sahip olmakla suçlamıştı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli">Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Twitter’ın kurucusu ve CEO’su Jack Dorsey, sosyal medyada takipçi sayısına kafayı takmamak gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Dorsey’e göre takipçi sayısının niceliği belki 12 yıl önce önemliydi, ama bugün önemini yitirdi. Bugün, platform üzerinden anlamlı diyaloglar kurmak verimi artırıyor. Mesela, sorduğunuz bir soruya kaç kişinin yanıt verdiği, yanıtların niteliği, takipçi sayısından daha değerli.</p>
<p>Dorsey, Aaılan tweet’lerin yeniden düzenlenebilmesi için çalışmalar yapıldığını da ekledi.</p>
<p>Bu arada, en fazla takipçisi olan ünlüler Katy Perry (107 milyon), Justin Timberlake (104 milyon) ve Barack Obama (102 milyon).</p>
<p>Sosyal medya troller, zorbalar ve yalan bilgi üreten ve yayan kaynaklar tarafından da kullanılıyor. Bu nedenle Twitter, Facebook gibi popüler platformlar sıkça eleştiriliyor. Twitter’ın kurucularından Williams, platformun popülerlik yarışına döndüğünü ve sistemin sağlığı için bot ve sahte hesapların silindiğini belirtti. Geçtiğimiz Temmuz ayında 300 bin takipçi kaybeden ABD Başkanı Donald Trump ise firmayı politik ön yargılara sahip olmakla suçlamıştı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli">Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2017 05:44:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim hırsızlığı]]></category>
		<category><![CDATA[evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[Herkese Bilim Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[intihal]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[kapak konusu]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[rektör ataması]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun zamandır tezim şu, bir kaç kez geçmişte yazdım: Eğer üniversitelerimizin en azından bir kısmı, evrensel çapta birer üniversite olabilselerdi, mesela dünya üniversite sıralamalarında ilk 100 içinde görünenleri olabilseydi.. bir kaç uluslararası ses getiren buluşa imza atabilselerdi.. en azından bir –iki Nobel veya bilim madalyaları almış olsalardı.. evrensel işbirlikleriyle sıkı bir bilim ağı içinde olabilselerdi&#8230; bilim veya teknoloji alanında ülkeye en azından önemli bir kaç kazanç sağlayabilselerdi&#8230; Sadece bu kadar değil: Felsefe, politik ve sosyal alanda kabul görmüş kuramlar ortaya atmış olabilselerdi&#8230; Üniversitelerimizin başında üniversitenin kimliğini her şeyden yüksekte tutan ve üniversitesinin sadece ve sadece bilimsel alanda yükselişi için ter dökenler olsaydı.. atandıkları siyasi makamların emir ve talimatları içinde, derin çukurlarda yalpalanan yönetimler olmasaydı&#8230; Bilim üretimine odaklı olabilselerdi.. vb. Şüpheniz olmasın ki, üniversitelerimiz geçmişte olduğu gibi sürekli dayak yiyen kurumlar olmazlardı. Atanan rektörlerin çoğu siyasi Düşünün ki, üniversitelere rektör atama yetkisine sahip yöneticiler asla liyakata göre davranmadılar. Geçmişte de sorunluydu üniversitelere atamaları, AKP iktidarı döneminde de tepeden tırnağa sorumlu. Gül zamanında da derin sorunluydu ve tüm o atamaların acısını çekti kurumlar.. Erdoğan zamanında da etkisi uzun yıllar sürecek atamaların acısını çekecek. Düşünün ki mesela bir zamanlar Cumhurbaşkanı Gül, çoğunluk olarak sürekli Cemaatçi rektörleri üniversitelerin başına getirdi. Fethullah Gülen’e bağlı üniversite örgütlenmesi, bu dönemde inanılmaz bir ölçüde yatay ve dikey yaygınlık kazandı. Bir ağ halinde tüm üniversiteleri sarıp sarmaladılar. Rektörlüklerden başlayın, dekanlara bölüm başkanlarına ve alınacak öğretim üyelerinin Cemaatçi niteliklerine kadar. Bir alçak düzen kuruldu. Ele geçirdikleri sınav sistemleri, neredeyse tamamı Cemaatçilerden oluşan üniversite ve yönetimleri, komiteleri, jürileri vb sayesinde bu kurumlar bilim aleyhine manipüle edildi. Üniversite tabelası altında yeni liseler açıldıkça da, genellikle cemaatçilerle dolduruldu. Çok hızlı akademik yükseltmelerle, düşük eğitim kalitesi, sıfır araştırma ile öğrenciler bilgi ve bilim yoksunu diplomalarla salıverildiler. Bunları yazıyorum, kimse alınmasın. Genel durumun fotoğrafını çekiyorum. HBT’de Üniversitelere neşter İyi bazı üniversitelerimizin olması, gerçekten kaliteli ve evrensel düzeyde araştırma yapan, dışarıya gitmeyen ve burada kalan çok iyi araştırmacılarımızın olması, Türkiye’nin açısından durumu değiştirmiyor. Yarın yayımlanacak Herkese Bilim Teknoloji dergisinin kapak konusu, üniversitenin öncelikle akademik sorunlarına neşter atıyor. Üniversiteye derin bir neşter &#8211; Akademik yükseltmelerde sorunlar ve öneriler, başlıklı Prof. Metin Balcı’nın yazısında, akademik kriterlerin giderek aşağıya doğru çekildiği, değeri düşük ve para ödenen dergilerde yayınlanan makalelerle akademik yükseltmeler yapıldığı ve üstelik birbirinin makalelerine atıf veren çetelerin her yeri sardığı belirtilmekte ve önerilerde bulunmakta. Ayrıca şu araştırmaya da dikkat çekiyor Balcı: “Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ziya Toprak tarafından yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34’ünde &#8220;ağır intihal &#8211; bilim hırsızlığı&#8221; olduğunu göstermiştir. Bu sayı Vakıf üniversitelerinde %46 seviyesine kadar çıkmakta..” Askeri vurmuş siyasisi vurmuş Askeri vurmuş siyasisi vurmuş, siyasi olarak hoşlanmamış vurmuş, adamını atamış &#8211; çetesini kurmuş vurmuş üniversiteye.. Atama ve bilimsel kriterler koyup akademik düzeyi yükselteceğine, üniversitelerin önüne ülkenin büyük sorunlarına çözüm arama problemleri koyacağına, sürekli baskı alınan üniversite, Türkiye’nin temel gerçeği. Bunu sanırım kasıtlı yapıyorlar aynı zamanda. Üniversitelerimiz evrensel niteliğe ulaşırsa, baş edemeyiz, en iyisi biz şimdiden ve durmadan canlarına okuyalım, diyorlar. En azından elimizde olan sonuç bu. Bilimi ve araştırması ile yükselen üniversite değil, sürekli baskılar ile adından bahsedilen bir üniversite ve baskılarla yaratılan kahramanlar var elimizde. Yazık ki yazık.. Orhan Bursalı *Bu yazı, 23 Şubat 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor">Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır tezim şu, bir kaç kez geçmişte yazdım: Eğer üniversitelerimizin en azından bir kısmı, evrensel çapta birer üniversite olabilselerdi, mesela dünya üniversite sıralamalarında ilk 100 içinde görünenleri olabilseydi.. bir kaç uluslararası ses getiren buluşa imza atabilselerdi.. en azından bir –iki Nobel veya bilim madalyaları almış olsalardı.. evrensel işbirlikleriyle sıkı bir bilim ağı içinde olabilselerdi&#8230; bilim veya teknoloji alanında ülkeye en azından önemli bir kaç kazanç sağlayabilselerdi&#8230;</p>
<p>Sadece bu kadar değil:</p>
<p>Felsefe, politik ve sosyal alanda kabul görmüş kuramlar ortaya atmış olabilselerdi&#8230;</p>
<p>Üniversitelerimizin başında üniversitenin kimliğini her şeyden yüksekte tutan ve üniversitesinin sadece ve sadece bilimsel alanda yükselişi için ter dökenler olsaydı.. atandıkları siyasi makamların emir ve talimatları içinde, derin çukurlarda yalpalanan yönetimler olmasaydı&#8230;</p>
<p>Bilim üretimine odaklı olabilselerdi.. vb.</p>
<p>Şüpheniz olmasın ki, üniversitelerimiz geçmişte olduğu gibi sürekli dayak yiyen kurumlar olmazlardı.</p>
<p><strong>Atanan rektörlerin çoğu siyasi</strong></p>
<p>Düşünün ki, üniversitelere rektör atama yetkisine sahip yöneticiler asla liyakata göre davranmadılar. Geçmişte de sorunluydu üniversitelere atamaları, AKP iktidarı döneminde de tepeden tırnağa sorumlu. Gül zamanında da derin sorunluydu ve tüm o atamaların acısını çekti kurumlar.. Erdoğan zamanında da etkisi uzun yıllar sürecek atamaların acısını çekecek.</p>
<p>Düşünün ki mesela bir zamanlar Cumhurbaşkanı Gül, çoğunluk olarak sürekli Cemaatçi rektörleri üniversitelerin başına getirdi.</p>
<p><strong>Fethullah Gülen</strong>’e bağlı üniversite örgütlenmesi, bu dönemde inanılmaz bir ölçüde yatay ve dikey yaygınlık kazandı.</p>
<p>Bir ağ halinde tüm üniversiteleri sarıp sarmaladılar. Rektörlüklerden başlayın, dekanlara bölüm başkanlarına ve alınacak öğretim üyelerinin Cemaatçi niteliklerine kadar.</p>
<p>Bir alçak düzen kuruldu.</p>
<p>Ele geçirdikleri sınav sistemleri, neredeyse tamamı Cemaatçilerden oluşan üniversite ve yönetimleri, komiteleri, jürileri vb sayesinde bu kurumlar bilim aleyhine manipüle edildi.</p>
<p>Üniversite tabelası altında yeni liseler açıldıkça da, genellikle cemaatçilerle dolduruldu. Çok hızlı akademik yükseltmelerle, düşük eğitim kalitesi, sıfır araştırma ile öğrenciler bilgi ve bilim yoksunu diplomalarla salıverildiler.</p>
<p>Bunları yazıyorum, kimse alınmasın. Genel durumun fotoğrafını çekiyorum.</p>
<p><strong>HBT’de Üniversitelere neşter</strong></p>
<p>İyi bazı üniversitelerimizin olması, gerçekten kaliteli ve evrensel düzeyde araştırma yapan, dışarıya gitmeyen ve burada kalan çok iyi araştırmacılarımızın olması, Türkiye’nin açısından durumu değiştirmiyor.</p>
<p>Yarın yayımlanacak <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergisinin kapak konusu, üniversitenin öncelikle akademik sorunlarına neşter atıyor.</p>
<p>Üniversiteye derin bir neşter &#8211; Akademik yükseltmelerde sorunlar ve öneriler, başlıklı Prof. <strong>Metin Balcı</strong>’nın yazısında, akademik kriterlerin giderek aşağıya doğru çekildiği, değeri düşük ve para ödenen dergilerde yayınlanan makalelerle akademik yükseltmeler yapıldığı ve üstelik birbirinin makalelerine atıf veren çetelerin her yeri sardığı belirtilmekte ve önerilerde bulunmakta.</p>
<p>Ayrıca şu araştırmaya da dikkat çekiyor Balcı: “<em>Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. <strong>Ziya Toprak</strong> tarafından yayımlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34’ünde &#8220;<strong>ağır intihal &#8211; bilim hırsızlığı</strong>&#8221; olduğunu göstermiştir. Bu sayı Vakıf üniversitelerinde %46 seviyesine kadar çıkmakta.</em>.”</p>
<p><strong>Askeri vurmuş siyasisi vurmuş</strong></p>
<p>Askeri vurmuş siyasisi vurmuş, siyasi olarak hoşlanmamış vurmuş, adamını atamış &#8211; çetesini kurmuş vurmuş üniversiteye..</p>
<p>Atama ve bilimsel kriterler koyup akademik düzeyi yükselteceğine, üniversitelerin önüne ülkenin büyük sorunlarına çözüm arama problemleri koyacağına, sürekli baskı alınan üniversite, Türkiye’nin temel gerçeği.</p>
<p>Bunu sanırım kasıtlı yapıyorlar aynı zamanda. <em>Üniversitelerimiz evrensel niteliğe ulaşırsa, baş edemeyiz, en iyisi biz şimdiden ve durmadan canlarına okuyalım,</em> diyorlar.</p>
<p>En azından elimizde olan sonuç bu.</p>
<p>Bilimi ve araştırması ile yükselen üniversite değil, sürekli baskılar ile adından bahsedilen bir üniversite ve baskılarla yaratılan kahramanlar var elimizde.</p>
<p>Yazık ki yazık..</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 23 Şubat 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universiteler-niye-durmadan-dayak-yiyor">Üniversiteler niye durmadan dayak yiyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5531</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerimiz neden evrensel ölçekte değil ve hep sorun yaşıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/universitelerimiz-evrensel-olcekte-degil-hep-sorun-yasiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2017 13:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[askeri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[buluş]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[diploma]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimci]]></category>
		<category><![CDATA[evrensel]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[işsiz]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[kuram]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5453</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sizin böyle bir probleminiz var mı düşüncelerinizde? Türkiye’nin uzun zamandır bir üniversite sorunu var. Bu sorunun ana niteliği, siyasi iktidarların (tabii askeri darbecilerin de) üniversiteler üzerindeki siyasi denetimlerini sürekli olarak kötüye kullanması&#8230; Bugüne kadar iktidarların üniversiteleri olumlu yönde bir gelişme çizgisine soktukları, onların evrensel nitelikte bilim-bilgi üreten kurumlar olmasını istedikleri, bu yönde destekledikleri görülmemiştir.. Türkiye neredeyse periyodik olarak olağanüstü dönemlere girer ve kabak da genellikle üniversitelerin başında patlar. Ne akademik liyakata ilişkin kriterleri vardır, ne de çağdaş bilimsel bir eğitim ve programları. Birbirini reddeden isteklere sahipler: Hem üniversitelerin ülke gururunu, kendi iktidarlarının gururunu okşayacak, mesela ekonomik değeri büyük işler de üretmesini beklerler; öte yandan da evrensel nitelikte bilgi üreten kurumlara dönüşmesini şu veya bu şekilde, ama mutlaka engelleyici işler yaparlar! Üniversite hocalarının fikirlerini, öğrencilerin isteklerini beğenmezler, buralarda sanki iktidarlarını yıkacak planlar programlar yapıldığını veya üniversite demek ülkeyi bölmek demek diye düşünürler. Böyle anlarda siyaset ve üniversite, Nature gibi en üst düzeyde bilim dergilerinin diline dolanır. Üniversite özgürlüklerin olduğu yerde vardır. Bu özgürlükleri yok ederseniz, üniversiteleri de yok edersiniz. Veya üniversiteleri tonlarca öğrencinin yığılacağı ve ellerine birer üniversite diploması tutuşturularak salıverileceği yerler sanırlar. Hele Türkiye gibi, mesleklere yönelik ortaokuldan başlayarak hiçbir planlamanın yapılmadığı bir ülkede, üniversite önünde yığılı milyonların oluşturduğu kuyrukları eritmek için durmadan lise düzeyinde üniversite açar ve üniversitelerin kontenjanlarını artırırlar. Böylece nitelik diye bir şey kalmaz. Değeri epey düşük diplomalar ellerinde, işsiz kalabalıklar oluşur. Akademik derin sorunlar Bunlar dışarıdan görünenler. İçerideki durum derken, üniversitedeki salt Cemaatçi yapılanmadan bahsetmiyoruz. Zaten böyle bir yapılanma üniversitenin ruhuna aykırıdır. Prof. Metin Balcı’nın çeşitli yönleriyle üniversitenin özellikle akademik hastalıklarını ortaya koyan makalesindeki ana fikirlere bakın: Doktoralar ve ağır hırsızlıklar.. yardımcı doçentlik kadrolarına sıradan atamalar&#8230; kriterler yükseleceğine aşağı çekiliyor&#8230; paralı dergilere giren makaleler kaliteyi dibe vuruyor.. şaibeli makalelerle akademik unvan dağıtılıyor.. YÖK uygulamalarının yol açtığı bilim dışı sonuçlar.. Atıf çeteleri.. Uyduruk uluslararası kongrelerde Türkçe sunumlar ile doçentlik puanları toplanıyor... Bunlar sadece bir kısmı. Yazının tamamını okursanız, yine de fotoğrafın salt bir kısmını görmüş olursunuz.. Evrensel ölçüde ve evrensel ses getiren bir kuram, buluş, yüksek teknoloji keşfinin bugüne kadar üniversitelerimizden arzu edildiği nitelikte ve çoklukta çıkmamış olmasının bir kısım nedenleri bunlar. Böyle bir durum şüphesiz ki üniversitelerimizi zayıf kılıyor, siyasilerin veya askeri diktaların üniversiteler ile istedikleri gibi oynamalarına, bu kurumları baskılamalarına ve dağıtmalarına olanak veriyor. Eğer üniversitelerimiz üzerinde bağnaz baskılar olmasaydı, mesela Antalya’da görüldüğü gibi uçkuruna düşkün çıkarcı rektör bozuntularının yönetiminde, Cemaat ve yandaş atamalarıyla üniversiteler kendi bağlamlarından koparılmamış olsalardı, çok farklı bir üniversite yapısına sahip olurduk. “Şimdi sahnede miyiz?” Geçen haftaki sayımızda Doğan Kuban Bilimsel Araştırma Yokluğu başlıklı mükemmel yazısında soruyordu: Osmanlılar, “Bilim tarihinde bir evrensel bilimci yetiştiremeden, bir bilim akademisi kuramadan, bir Kopernik, Galileo, Newton, Francis Bacon ya da Benjamin Franklin yetiştiremeden dünya sahnesinden silindiler. Şimdi sahnede miyiz?” Bu sayısındaki yazısında da farklı açıdan yaklaşıyor: “İslam dünyasının ortalama geliri, Hristiyan dünyasının beşte birini geçmiyor. Üstelik Hristiyanlar iki buçuk milyar.. Sanayi de onların elinde. Türkiye de dahil onların müşterisiyiz. Gelir oranı 1/12&#8230; Birbirimizi öldüren silahları da onlardan satın alıyoruz..” İşaret ettiği sorunların kökeninde bilimsizlik yatıyor. İşte Bayram Ali Eşiyok da yazısında politikasızlığın ekonomik sonuçlarını yazıyor: 2013 yüksek teknoloji ihracatı: 4,8 milyar$, pay: %3,4. 2016: yüksek teknoloji ihracatı: 4,7 milyar$, pay: %3,5 İnsan olmak Bu sayımızda Bozkurt Güvenç, kültürel birikimini köşesinde damıtıyor: İnsan olmak üçlemesinin sonuncusunda bu kez İnsanın Geleceği var. Pakize Doğan ve Mehmet Doğan, sağlıklı yaşamın kimyasını bu kez bedenimizdeki 11 element ve diğer eser elementlerin gereklilikleri, yarar ve zararları açısından yazıyor. Tanol Türkoğlu, Bilgi çağında Enis Batur başlıklı yazısında, Borges için cennet kütüphane ise, Batur için ne olabilir, diye soruyor. Ali Akurgal, Yüksek katma değer ve ileri teknoloji için teşvik önerisi’nde bulunuyor. Yer darlığından burada anmaya fırsat bulamadığımız ilginç konularla dolu dergimiz. Sloganımız: Geleceği inşa ediyoruz burada.. Bir beyin besleme haftası ile yine karşınızdayız. Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/universitelerimiz-evrensel-olcekte-degil-hep-sorun-yasiyor">Üniversitelerimiz neden evrensel ölçekte değil ve hep sorun yaşıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sizin böyle bir probleminiz var mı düşüncelerinizde? Türkiye’nin uzun zamandır bir üniversite sorunu var. Bu sorunun ana niteliği, siyasi iktidarların (tabii askeri darbecilerin de) üniversiteler üzerindeki siyasi denetimlerini sürekli olarak kötüye kullanması&#8230; Bugüne kadar iktidarların üniversiteleri olumlu yönde bir gelişme çizgisine soktukları, onların evrensel nitelikte bilim-bilgi üreten kurumlar olmasını istedikleri, bu yönde destekledikleri görülmemiştir.. Türkiye neredeyse periyodik olarak olağanüstü dönemlere girer ve kabak da genellikle üniversitelerin başında patlar. Ne akademik liyakata ilişkin kriterleri vardır, ne de çağdaş bilimsel bir eğitim ve programları.</p>
<p>Birbirini reddeden isteklere sahipler: Hem üniversitelerin ülke gururunu, kendi iktidarlarının gururunu okşayacak, mesela ekonomik değeri büyük işler de üretmesini beklerler; öte yandan da evrensel nitelikte bilgi üreten kurumlara dönüşmesini şu veya bu şekilde, ama mutlaka engelleyici işler yaparlar!</p>
<p>Üniversite hocalarının fikirlerini, öğrencilerin isteklerini beğenmezler, buralarda <em>sanki iktidarlarını yıkacak planlar programlar</em> yapıldığını veya üniversite demek ülkeyi bölmek demek diye düşünürler. Böyle anlarda siyaset ve üniversite, <strong><em>Nature</em></strong> gibi en üst düzeyde bilim dergilerinin diline dolanır. Üniversite özgürlüklerin olduğu yerde vardır. Bu özgürlükleri yok ederseniz, üniversiteleri de yok edersiniz.</p>
<p>Veya üniversiteleri tonlarca öğrencinin yığılacağı ve ellerine birer üniversite diploması tutuşturularak salıverileceği yerler sanırlar. Hele Türkiye gibi, mesleklere yönelik ortaokuldan başlayarak hiçbir planlamanın yapılmadığı bir ülkede, üniversite önünde yığılı milyonların oluşturduğu kuyrukları eritmek için durmadan lise düzeyinde üniversite açar ve üniversitelerin kontenjanlarını artırırlar. Böylece nitelik diye bir şey kalmaz. Değeri epey düşük diplomalar ellerinde, işsiz kalabalıklar oluşur.</p>
<p><strong>Akademik derin sorunlar</strong></p>
<p>Bunlar dışarıdan görünenler. İçerideki durum derken, üniversitedeki salt Cemaatçi yapılanmadan bahsetmiyoruz. Zaten böyle bir yapılanma üniversitenin ruhuna aykırıdır. Prof. <strong>Metin Balcı</strong>’nın çeşitli yönleriyle üniversitenin özellikle akademik hastalıklarını ortaya koyan makalesindeki ana fikirlere bakın:</p>
<p><strong><em>Doktoralar ve ağır hırsızlıklar.. yardımcı doçentlik kadrolarına sıradan atamalar&#8230; kriterler yükseleceğine aşağı çekiliyor&#8230; paralı dergilere giren makaleler kaliteyi dibe vuruyor.. şaibeli makalelerle akademik unvan dağıtılıyor.. YÖK uygulamalarının yol açtığı bilim dışı sonuçlar.. Atıf çeteleri.. Uyduruk uluslararası kongrelerde Türkçe sunumlar ile doçentlik puanları toplanıyor..</em></strong><strong>.</strong></p>
<p>Bunlar sadece bir kısmı. Yazının tamamını okursanız, yine de fotoğrafın salt bir kısmını görmüş olursunuz.. Evrensel ölçüde ve evrensel ses getiren bir kuram, buluş, yüksek teknoloji keşfinin bugüne kadar üniversitelerimizden arzu edildiği nitelikte ve çoklukta çıkmamış olmasının bir kısım nedenleri bunlar.</p>
<p>Böyle bir durum şüphesiz ki üniversitelerimizi zayıf kılıyor, siyasilerin veya askeri diktaların üniversiteler ile istedikleri gibi oynamalarına, bu kurumları baskılamalarına ve dağıtmalarına olanak veriyor.</p>
<p>Eğer üniversitelerimiz üzerinde bağnaz baskılar olmasaydı, mesela Antalya’da görüldüğü gibi uçkuruna düşkün çıkarcı rektör bozuntularının yönetiminde, Cemaat ve yandaş atamalarıyla üniversiteler kendi bağlamlarından koparılmamış olsalardı, çok farklı bir üniversite yapısına sahip olurduk.</p>
<p><strong>“Şimdi sahnede miyiz?”</strong></p>
<p>Geçen haftaki sayımızda <strong>Doğan Kuban</strong> <em>Bilimsel Araştırma Yokluğu</em> başlıklı mükemmel yazısında soruyordu: Osmanlılar, “<strong><em>Bilim tarihinde bir evrensel bilimci yetiştiremeden, bir bilim akademisi kuramadan, bir Kopernik, Galileo, Newton, Francis Bacon ya da Benjamin Franklin yetiştiremeden dünya sahnesinden silindiler. Şimdi sahnede miyiz?”</em></strong></p>
<p>Bu sayısındaki yazısında da farklı açıdan yaklaşıyor: “<em>İslam dünyasının ortalama geliri, Hristiyan dünyasının beşte birini geçmiyor. Üstelik Hristiyanlar iki buçuk milyar.. Sanayi de onların elinde. Türkiye de dahil onların müşterisiyiz. Gelir oranı 1/12&#8230; Birbirimizi öldüren silahları da onlardan satın alıyoruz..”</em></p>
<p>İşaret ettiği sorunların kökeninde bilimsizlik yatıyor. İşte <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong> da yazısında politikasızlığın ekonomik sonuçlarını yazıyor:</p>
<p>2013 yüksek teknoloji ihracatı: 4,8 milyar$, pay: %3,4.</p>
<p>2016: yüksek teknoloji ihracatı: 4,7 milyar$, pay: %3,5</p>
<p><strong>İnsan olmak</strong></p>
<p>Bu sayımızda <strong>Bozkurt Güvenç</strong>, kültürel birikimini köşesinde damıtıyor: İnsan olmak üçlemesinin sonuncusunda bu kez İnsanın Geleceği var. <strong>Pakize Doğan</strong> ve <strong>Mehmet Doğan</strong>, sağlıklı yaşamın kimyasını bu kez bedenimizdeki 11 element ve diğer eser elementlerin gereklilikleri, yarar ve zararları açısından yazıyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Bilgi çağında Enis Batur başlıklı yazısında, Borges için cennet kütüphane ise, Batur için ne olabilir, diye soruyor. <strong>Ali Akurgal</strong>, Yüksek katma değer ve ileri teknoloji için teşvik önerisi’nde bulunuyor.</p>
<p>Yer darlığından burada anmaya fırsat bulamadığımız ilginç konularla dolu dergimiz. Sloganımız: Geleceği inşa ediyoruz burada.. Bir beyin besleme haftası ile yine karşınızdayız.</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/universitelerimiz-evrensel-olcekte-degil-hep-sorun-yasiyor">Üniversitelerimiz neden evrensel ölçekte değil ve hep sorun yaşıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5453</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
