<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nobel arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nobel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nobel</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Nov 2023 15:48:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[biontech]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[Katalin Karikó]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[moderna]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü 2023]]></category>
		<category><![CDATA[nobel tıp ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan Katalin Karikó ve Drew Weissman, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü. Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi. Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu. İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı. Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı. Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi. Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó, çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı. Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu. O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu. Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi. Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi. Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı. Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin &#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221; belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi. İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin Nature ve Science dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda Immunity adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi. Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki Moderna ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki BioNTech. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı. Pandemi başlayınca Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor. 2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı. ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı. Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221; Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor. Gribe, sıtmaya, kansere karşı mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar. Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. İmmünolog Brian Ferguson, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221; Kaynaklar: nobelprize, NY Times ve ajanslar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_30259" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-30259" class="wp-image-30259 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png" alt="" width="800" height="448" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023-300x168.png 300w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-30259" class="wp-caption-text">Dr. Katalin Karikó ve Dr. Drew Weissman Görsel: The Nobel Prize sitesinden alınmıştır.</p></div>
<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan<strong> Katalin Karikó</strong> ve <strong>Drew Weissman</strong>, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü.</p>
<p>Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi.</p>
<p>Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu.</p>
<p>İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı.</p>
<p>Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı.</p>
<p>Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó,</strong> çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı.</p>
<p>Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu.</p>
<p>O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30260 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg" alt="" width="500" height="333" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs-300x200.jpeg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi.</p>
<p>Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi.</p>
<p>Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı.</p>
<p>Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin <strong>&#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221;</strong> belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi.</p>
<p>İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin <em>Nature</em> ve <em>Science</em> dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda <em>Immunity</em> adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi.</p>
<p>Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki <strong>Moderna</strong> ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki <strong>BioNTech</strong>. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı.</p>
<p><strong>Pandemi başlayınca</strong></p>
<p>Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor.</p>
<p>2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı.</p>
<p>ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı.</p>
<p>Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221;</p>
<p>Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor.</p>
<p><strong>Gribe, sıtmaya, kansere karşı</strong></p>
<p>mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar.</p>
<p>Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>İmmünolog <strong>Brian Ferguson</strong>, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Kaynaklar: <a href="https://www.nobelprize.org/">nobelprize</a>, <a href="https://www.nytimes.com/2023/10/02/health/nobel-prize-medicine.html">NY Times</a> ve ajanslar</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar’dan ülkeye ve siyasete 8 maddede bilim dersi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancardan-ulkeye-ve-siyasete-8-maddede-bilim-dersi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN BURSALI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jul 2023 09:35:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haziran’ın ilk haftasında Aziz Sancar, Semerkant’ta Türk Devletleri Teşkilatı Türk Üniversiteler Birliği Rektörler Özel Toplantısı’nda, 7 Haziran’da bir konuşma yapmıştı. Konuşmayı tam metin yayımlamayı HBT’ye bırakırken özellikle bilimde neler yapılması gerektiği konusunda 8 maddelik görüşlerini, aslına sadık kalarak burada özetleyeceğim. Bu saptamaların ülkemizin yönetimi ve siyaset dünyamız için ne kadar uyarıcı olacağını bilmiyorum. Ama bu ülke, ancak Sancar’ın bilimsel saptamalarından öğrenecektir. Sancar’a siyaset vitrin mankeni gözüyle bakmamalı. Önce konuşma özeti sonra 8 madde. *** “Biz büyük medeniyetler yaratmış büyük Türk milletiyiz. Ya, ben niye Nobel kazanan ilk Türk olayım? 750 ile 1250 yılları arasında Türk dünyası bilim dünyasının merkeziydi. Ama bir sürü nedenlerle sonra bilim yapmayı bıraktık ve Avrupa, ABD bizi geçti. Bunu çözmemiz lazım. Türkler&#8217;in son 500 yılda bilime doğru dürüst katkı yapamadığı ortada. Peki neden? Bazı insanlar buna ‘zeki olmadığınız için’ yanıtını verir. Ancak bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir. Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun %0.2’sini teşkil ediyor ve Nobel bilim ödüllerinin %20&#8217;sini almışlardır. Onlar diğer insanlardan daha üstün zekâlı mı? Onların kültüründe bilime, eğitime önem veriliyor. Biz de bunu bir gelenek haline getirmeli ve çocuklarımıza erken yaşta aşılamalıyız. Teknoloji önemli, fakat temel bilim olmadan teknoloji olmaz. Avrupa’dan, Amerika’dan makine alıp, ben teknoloji yapıyorum, ben patent aldım ile ne Türkiye ne Türk dünyası yükselir. Eğer yabancılar tarafından yönetilmek istemiyorsak bilimde kuvvetli olmalıyız. Unutmamalıyız ki biz çalıştığımız, ürettiğimiz sürece üstün olacağız. Türk dünyasında bilimsel geri kalmışlığın birçok kurumsal ve sosyal nedenleri vardır. Fakat anladığım o ki, maddi yatırım yapmaktan öte bir bilim ortamı geliştirmek lazım. Uluğ Bey, İbn-i Sina, El Biruni yoktan ortaya çıkmadılar, o zaman Türk dünyasında bir bilim ortamı vardı, yüzlerce başarılı bilim insanı vardı, bilime önem veriliyordu. Türk dünyasında bilimi geliştirmek, dünyayla yarışmak için neler yapmamız gerektiğini naçizane kendi gözlemlerime dayanarak özetlemek istiyorum. *** Birincisi, bilim, adaletin, özgür düşüncenin ve sorgulamanın olduğu ortamlarda yeşerir. Bunu unutmamak ve çocuklarımızı bu ruhla, bu alışkanlıkla büyütmemiz lazım, onlara bu ortamı sağlamamız lazım. Bilimde özgür düşünce çok önemli. Ben Türk cumhuriyetlerine gittiğimde beni merasimle karşılıyorsunuz. İnsan olarak, tabii bu hoşuma gidiyor. Fakat bunlar bilimde olmaz. Benim yanımda çalışan en başarılı bilim insanları, yetiştirdiğim en başarılı öğrenciler benimle münakaşa eden öğrenciler olmuştur. O bakımdan, özellikle genç çocuklarımıza özgür düşünmeyi ve yaşlıların, benim gibilerin söylediklerini sorgulamayı öğretmeliyiz. İkincisi, temel bilime öncelik vermeliyiz. Bizim temel bilimlere yatırım yapmamız, temel bilim yapan çocuklarımızı desteklememiz, onlara özgüven vermemiz lazım. Üçüncüsü, kız ve erkek çocuklarımıza aynı eğitim fırsatı vermeliyiz. Bunun bütün Türk toplumlarında, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sorun olduğunun farkındayım. Bunu çözemezsek, toplumumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın potansiyelinden kalkınma yolunda yararlanamayız, bu potansiyeli gerçekleştiren toplumlarla yarışamayız. Dördüncüsü, bilim, deney yapmakla öğrenilir. Amerika’ya geldiğimde Türkiye eğitim ve teorik bilim açısından beni çok iyi yetiştirmişti. Fakat deney yapma konusunda eksikliklerim vardı. Bunu erken yaşlarda çocuklarımıza öğretmemiz lazım. Bu alışkanlık haline gelmeli, yaparak öğrenilmelidir. Beşincisi, politika ve din bilime karıştırılıyor. Politika ve din ile bilim kurumları amaç ve yöntem açısından birbirlerinden ayrışıyor. Bunları birbirine karıştırırsanız bundan hem dini inancı olan bilim insanları dışlanır hem de bilim zarar görür, güvenilirliğini kaybeder, gelişemez. Keza, bilim insanlarını din ve politikanın dışında tutmak lazım. Din ve politika bilim insanlarının işine karışırsa, sonuç bilimin ortadan kalkması olur! Altıncısı, bilim insanlarına liyakate dayalı imkân sağlanmalıdır. Onları tayin etmek, terfi ettirmek için tek kriter liyakat olmalıdır. Mesela benim çalıştığım Amerika’da dün yaptığına bakmazlar. Nobel’i aldıktan sonra yayına gönderdiğim ilk makalem reddedildi.* Amerika’da çalışacaksınız, durmadan çalışacaksınız ve bir şeyler bulacaksınız. Bunun ölçüsü budur. Ne bilim insanları dinler, ne de bilimsel faaliyetlere fon sağlayan Amerikan Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar. Bilimle ilgili görevlere atamalarda da yine buna bakılır, dünyadan ve Amerika’dan en iyilerin bu görevlere getirilmesine çalışılıyor. Yedincisi, insanlar bilim yapmaya başladıktan sonra onlara özgürlük vereceksiniz, ‘Şunu yap, bunu yap’ demeyeceksiniz. Bilim insanı özgürlük ister. Onların bir şeye merakı olur ve onu takip eder. O, madem hayatını buna adamış, mutlaka insanlığa faydalı bir şeyler yapacaktır. Sekizincisi, bilim yaparken ben burada yalnız kendimi değil, Türk milletini temsil ediyorum diye düşündüm.” *Stockholm’de Nobel Haftası’ndayız. Grand Hotel’de sabah kahvaltısındayız. Aziz Hoca geldi ve “Orhan çok önem verdiğim bir makalemize yayıncıdan ret yanıtı geldi, gördüğün gibi Nobel falan takmıyorlar” dedi. Ve makalenin, deneylerin hemen gözden geçirilip yeniden yazılması sürecini başlattı. Bu ise 6 ay alacaktı! Orhan Bursalı  *Bu yazı, 16 Temmuz 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancardan-ulkeye-ve-siyasete-8-maddede-bilim-dersi">Aziz Sancar’dan ülkeye ve siyasete 8 maddede bilim dersi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haziran’ın ilk haftasında Aziz Sancar, Semerkant’ta <strong>Türk Devletleri Teşkilatı Türk Üniversiteler Birliği Rektörler Özel Toplantısı</strong>’nda, 7 Haziran’da bir konuşma yapmıştı. Konuşmayı tam metin yayımlamayı HBT’ye bırakırken özellikle bilimde neler yapılması gerektiği konusunda <strong>8 maddelik</strong> görüşlerini, aslına sadık kalarak burada özetleyeceğim. Bu saptamaların ülkemizin yönetimi ve siyaset dünyamız için ne kadar uyarıcı olacağını bilmiyorum. Ama bu ülke, ancak Sancar’ın bilimsel saptamalarından öğrenecektir. Sancar’a siyaset vitrin mankeni gözüyle bakmamalı. Önce konuşma özeti sonra 8 madde.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>“Biz büyük medeniyetler yaratmış büyük Türk milletiyiz. Ya, ben niye Nobel kazanan ilk Türk olayım? 750 ile 1250 yılları arasında Türk dünyası bilim dünyasının merkeziydi. Ama bir sürü nedenlerle sonra bilim yapmayı bıraktık ve Avrupa, ABD bizi geçti. Bunu çözmemiz lazım.</p>
<p>Türkler&#8217;in son 500 yılda bilime doğru dürüst katkı yapamadığı ortada. Peki neden? Bazı insanlar buna ‘zeki olmadığınız için’ yanıtını verir. Ancak bilim yapmak genetik veya zekâ meselesi değil, gelenek meselesidir. Yahudi kardeşlerimiz dünya nüfusunun %0.2’sini teşkil ediyor ve Nobel bilim ödüllerinin %20&#8217;sini almışlardır. Onlar diğer insanlardan daha üstün zekâlı mı? Onların kültüründe bilime, eğitime önem veriliyor. Biz de bunu bir gelenek haline getirmeli ve çocuklarımıza erken yaşta aşılamalıyız.</p>
<p>Teknoloji önemli, fakat temel bilim olmadan teknoloji olmaz. Avrupa’dan, Amerika’dan makine alıp, ben teknoloji yapıyorum, ben patent aldım ile ne Türkiye ne Türk dünyası yükselir. Eğer yabancılar tarafından yönetilmek istemiyorsak bilimde kuvvetli olmalıyız. Unutmamalıyız ki biz çalıştığımız, ürettiğimiz sürece üstün olacağız.</p>
<p>Türk dünyasında bilimsel geri kalmışlığın birçok kurumsal ve sosyal nedenleri vardır. Fakat anladığım o ki, maddi yatırım yapmaktan öte bir bilim ortamı geliştirmek lazım. Uluğ Bey, İbn-i Sina, El Biruni yoktan ortaya çıkmadılar, o zaman Türk dünyasında bir bilim ortamı vardı, yüzlerce başarılı bilim insanı vardı, bilime önem veriliyordu. Türk dünyasında bilimi geliştirmek, dünyayla yarışmak için neler yapmamız gerektiğini naçizane kendi gözlemlerime dayanarak özetlemek istiyorum.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p><strong>Birincisi,</strong> bilim, adaletin, özgür düşüncenin ve sorgulamanın olduğu ortamlarda yeşerir. Bunu unutmamak ve çocuklarımızı bu ruhla, bu alışkanlıkla büyütmemiz lazım, onlara bu ortamı sağlamamız lazım. Bilimde özgür düşünce çok önemli. Ben Türk cumhuriyetlerine gittiğimde beni merasimle karşılıyorsunuz. İnsan olarak, tabii bu hoşuma gidiyor. Fakat bunlar bilimde olmaz. Benim yanımda çalışan en başarılı bilim insanları, yetiştirdiğim en başarılı öğrenciler benimle münakaşa eden öğrenciler olmuştur. O bakımdan, özellikle genç çocuklarımıza özgür düşünmeyi ve yaşlıların, benim gibilerin söylediklerini sorgulamayı öğretmeliyiz.</p>
<p><strong>İkincisi,</strong> temel bilime öncelik vermeliyiz. Bizim temel bilimlere yatırım yapmamız, temel bilim yapan çocuklarımızı desteklememiz, onlara özgüven vermemiz lazım.</p>
<p><strong>Üçüncüsü,</strong> kız ve erkek çocuklarımıza aynı eğitim fırsatı vermeliyiz. Bunun bütün Türk toplumlarında, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sorun olduğunun farkındayım. Bunu çözemezsek, toplumumuzun yarısını oluşturan kadınlarımızın potansiyelinden kalkınma yolunda yararlanamayız, bu potansiyeli gerçekleştiren toplumlarla yarışamayız.</p>
<p><strong>Dördüncüsü,</strong> bilim, deney yapmakla öğrenilir. Amerika’ya geldiğimde Türkiye eğitim ve teorik bilim açısından beni çok iyi yetiştirmişti. Fakat deney yapma konusunda eksikliklerim vardı. Bunu erken yaşlarda çocuklarımıza öğretmemiz lazım. Bu alışkanlık haline gelmeli, yaparak öğrenilmelidir.</p>
<p><strong>Beşincisi,</strong> politika ve din bilime karıştırılıyor. Politika ve din ile bilim kurumları amaç ve yöntem açısından birbirlerinden ayrışıyor. Bunları birbirine karıştırırsanız bundan hem dini inancı olan bilim insanları dışlanır hem de bilim zarar görür, güvenilirliğini kaybeder, gelişemez. Keza, bilim insanlarını din ve politikanın dışında tutmak lazım. Din ve politika bilim insanlarının işine karışırsa, sonuç bilimin ortadan kalkması olur!</p>
<p><strong>Altıncısı,</strong> bilim insanlarına liyakate dayalı imkân sağlanmalıdır. Onları tayin etmek, terfi ettirmek için tek kriter liyakat olmalıdır. Mesela benim çalıştığım Amerika’da dün yaptığına bakmazlar. Nobel’i aldıktan sonra yayına gönderdiğim <em><strong>ilk makalem reddedildi.*</strong> </em>Amerika’da çalışacaksınız, durmadan çalışacaksınız ve bir şeyler bulacaksınız. Bunun ölçüsü budur. Ne bilim insanları dinler, ne de bilimsel faaliyetlere fon sağlayan Amerikan Sağlık Bakanlığı gibi kurumlar. Bilimle ilgili görevlere atamalarda da yine buna bakılır, dünyadan ve Amerika’dan en iyilerin bu görevlere getirilmesine çalışılıyor.</p>
<p><strong>Yedincisi,</strong> insanlar bilim yapmaya başladıktan sonra onlara özgürlük vereceksiniz, ‘Şunu yap, bunu yap’ demeyeceksiniz. Bilim insanı özgürlük ister. Onların bir şeye merakı olur ve onu takip eder. O, madem hayatını buna adamış, mutlaka insanlığa faydalı bir şeyler yapacaktır.</p>
<p><strong>Sekizincisi,</strong> bilim yaparken ben burada yalnız kendimi değil, Türk milletini temsil ediyorum diye düşündüm.”</p>
<p><em><strong>*</strong>Stockholm’de Nobel Haftası’ndayız. Grand Hotel’de sabah kahvaltısındayız. Aziz Hoca geldi ve “Orhan çok önem verdiğim bir makalemize yayıncıdan<strong> ret yanıtı geldi,</strong> gördüğün gibi Nobel falan takmıyorlar” dedi. Ve makalenin, deneylerin hemen gözden geçirilip yeniden yazılması sürecini başlattı. Bu ise 6 ay alacaktı!</em></p>
<p><strong>Orhan Bursalı </strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 16 Temmuz 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancardan-ulkeye-ve-siyasete-8-maddede-bilim-dersi">Aziz Sancar’dan ülkeye ve siyasete 8 maddede bilim dersi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29770</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Matematiğin doğası üzerine düşünceler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/matematigin-dogasi-uzerine-dusunceler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erdal Musoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jul 2023 14:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erdal Musoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[Berhard Riemann]]></category>
		<category><![CDATA[biçimcilik]]></category>
		<category><![CDATA[buluş]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[düğüm kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[Ernst Mach]]></category>
		<category><![CDATA[eugene wigner]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[fibonacci]]></category>
		<category><![CDATA[fizik yasaları]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[kurallar]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[Sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[teorem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Einstein’ın deyişi ile: Nasıl oluyor ki, insan aklının bir ürünü ve onun deneyimlerinden bağımsız olan matematik, böylesine hayranlık verici bir biçimde gerçek dünyanın cisimlerine uygulanabiliyor? HBT&#8217;deki ‘Matematiğin doğuşunun eğlenceli öyküsü’ konulu yazımızı aşağıdaki paragraflarla bitirmiştik: Matematik disiplini, uzun süredir şu felsefi ve ontolojik soru ile karşı karşıyadır: Matematik, bizim aklımızın oluşturduğu, dünyayı ve evreni anlamamızı kolaylaştıran bir araç, bir çeşit model oluşturma dili midir? Yoksa, matematik, evrenin yapısının ayrılmaz bir parçası, bizim onu bulmamızı, yaratmamızı değil de keşfetmemizi bekleyen bir özelliği midir? Değilse, matematiğin bilimin tüm dallarına uygulanabilmesini ve fiziksel dünyamızı böylesine doğru betimlemesini nasıl açıklayacağız? Ya da, Einstein’ın deyişi ile: Nasıl oluyor ki, insan aklının bir ürünü ve onun deneyimlerinden bağımsız olan matematik, böylesine hayranlık verici bir biçimde gerçek dünyanın cisimlerine uygulanabiliyor? Bu ‘derin’ konuyu da bu yazımızda ele alıyoruz. Yukarıdaki soruların cevabı, doğayı ve evreni anlamamızı sağlayan mantık ve gerçeklik gibi temel kavramları bile sorgulatabilecek sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle gerek matematikçiler gerek filozoflar yüz yıllardır konuyu tartışageldiler ve matematiği doğanın bir parçası ya da insan aklının bir ürünü olarak görenler diye ikiye ayrıldılar. Günümüzdeki tüm bilimsel ve teknik gelişmelere rağmen bu konuda kesin bir sonuca varılmış değildir. Bu nedenle yazımız her iki görüşün de varsayım ve çözümlemelerine odaklanacak. 1. Matematik evrenin dilidir “Felsefe, Evren adlı o büyük ve bizlerin gözlemimize açık kitapta yazılıdır. Ama o kitabı anlayabilmek için önce onun dilini ve alfabesini öğrenmek gereklidir. O dil de matematiktir. Matematiğin harfleri olan üçgenler, daireler ve diğer geometrik şekilleri bilmeden de onun bir kelimesini anlamak bile olanaksızdır.” Bu cümleler Galieo Galilei’nin 1623 yılında yazdığı ‘Il Saggiatore’ (Deneyci) adlı kitabının girişinden alınmıştır. Bu görüşe göre, evrenin tüm özellikleri onun bir parçası olan matematiğin denklemleri ile ifade edilmiştir, matematiğin insan aklından bağımsız bir varlığı mevcuttur ve insanlara kalan bu kavramları ve denklemleri keşfetmektir. Öte yandan, bu önerge kanıtlanamadığından bir bilimsel gerçek değil bir inanç konusu olmaktadır. Bu görüşün birçok savunucusu da, bunu, evrenin önceden tasarlanmış bir yapısı olduğunun yani Tanrı’nın varlığının kanıtı olarak ileri sürmektedir. Bu görüş sahipleri, iki kere iki hep dört eder, elma yere hep 9.81 m/s2 ivme ile düşer, insanlara da bunları keşfetmek kalır demektedirler. Matematiğin, evreni çok doğru ve duyarlı biçimde modellemesi ve açıklaması, en önde gelen bilim insanlarını bile onun evrenin ayrılmaz bir parçası olduğu görüşüne yöneltmiştir. Matematiğin doğanın bir parçası olduğu savının en popüler biçimi Platonizmdir. Plato’nun bu metafizik duruşu, matematiğin öğelerinin soyut oldukları, uzay ve zamanla ilgili ya da neden-sonuç özellikleri olmadığı, ebedi ve değişmez oldukları biçimindedir. Plato dünyanın (evrenin) üç düzlemi olduğunu, bunların da fiziksel, düşünce ve his, sayılar ve mantık düzlemleri olduğunu öne sürmüştür. Binlerce yıl öncesinden gelen bu düşünceler ve kavramlar günümüzün bile filozofları etkilemeyi sürdürmektedir. Cumhuriyet (Republic) adlı eserinde, Plato, matematiğin gizemli doğasını ‘Mağara benzetmesi’ (Allegory of the cave) ile resmetmektedir. Bir grup mahkum yaşamlarını bir mağaranın duvarlarına zincirlenmiş ve yüzleri hep o duvarlara dönük olarak geçirmektedir. Mağaranın ortasında bir ateş yanmakta ve mahkumlar olup bitenleri ancak duvardaki gölgeler ile izleyebilmektedirler. Mahkumlar için gerçek o gölgelerdir, dünyayı yalnız onlar aracılığı ile algılayabilmektedirler. İnsanlar da, evrenin değişmez gerçeklerinin ancak bir kesitini, benzer biçimde, algılayabilirler. 2. Matematik insan zekasının bir ürünüdür Bu görüşe göre matematik, biz insanların, gözlemlediğimiz gerçeklerin modellerini yaratmamızın aracıdır. Bu modeller sayesinde öngörülerde bulunabilir ve gerçeği daha üst bir derecede algılayabiliriz. Birçok bilim ve düşünce insanı bu görüşü savunmuş ve savunmaktadır. İmmanuel Kant, geometrinin uzayın soyutlaması, sayıların da zamanın soyutlaması olduğunu savunmuştur. Fizikçi ve filozof Ernst Mach ise matematiğin yalnızca bir hesaplama yöntemi olduğunu ve kimsenin doğanın matematiksel modellerinin güvenilirliği konusunda bir öneride bulunamayacağı görüşündedir. Hareket noktası da, matematiğin evrenin içeriğinin tam ve doğru bir çevirisi olmadığıdır. Bizler, doğayı gözlemleyerek veri toplar ve onlardan hareketle, kendi yarattığımız bir dil olan matematik yardımı ile, teoriler ve denklemler oluştururuz. Matematiğin kuralları da doğa yasalarından kaynaklanmaz. Onları, doğanın davranışını en iyi yorumlayacak biçimde bizler belirleriz. Bütün bunları matematikten daha iyi yapacak bir araç bulunursa da onu kullanırız! Matematiğin insan zekasının bir ürünü olduğu görüşünün en yaygın türü ‘biçimcilik’tir (formalizm &#8211; formalism). Formalizm’e göre, tüm matematik, doğru oldukları kabul edilen temel önermelerden (axioms) hareketle türetilebilir. Doğrulukları kanıtlanamayan ama öyle kabul edilen bu temel önermeler keşfedilmezler, yalnızca varsayılırlar. Teoremler de bu temel önermelerden yol çıkarak yaratılırlar. Nobel’li Eugene Wigner ‘Doğa bilimlerinde matematiğin akıl almaz etkinliği’ (The unreasonable effectiveness of mathematics in natural sciences) başlıklı makalesinde ‘Matematiğin dilinin fizik yasalarının ifade edilmesine böylesine mucizevi biçimde uygun olması, bizlerin ne anlayabildiğimiz ne de hak ettiğimiz harika bir hediyedir!’ demektedir. Wigner, tamamen soyut biçimde geliştirilen matematik kuram ve denklemlerinin sonradan doğaya uygulanabilmeleri, fizikteki gelişmeler için yaşamsal önemde olmaları ve evrenin nasıl çalışmakta olduğunu açıklamalarına özellikle ilgi duydu. Bunun en etkileyici örneklerinden biri, tavşan popülasyonlarının gelişimini incelemek için geliştirilen Fibonacci dizisidir. Bu dizinin, daha sonra, doğadaki biyolojik oluşumlara, deniz kabuklarından, çiçeklere ve ciğerlerin bronşlarına kadar pek çok yapıya uygulanabildiği anlaşılmıştır. Aynı biçimde, düğümleri yani kendi üzerine kapanan üç boyutlu eğrileri inceleyen ‘Düğüm Kuramı’ (Knot Theory), bulunuşundan 300 yıl sonra, DNA’nın katlanıp açılmasının topolojik yapısının belirlenmesinde başarı ile kullanılmaktadır. Örneklere devam edersek: &#8211; Kuantum mekaniği matematiğinin denklemleri son derece karmaşık ve anlaşılmaları imkansız derecede güçtür, yine de bu denklemler atom ölçeğindeki evrenin en doğru ve tutarlı tasvirini (betimlemesini) yaparlar. Tranzistorlar, lazerler ve bilgisayarlar bu denklemler sayesinde bulunmuştur. &#8211; Birçok matematiksel yapılar bilimde kullanılmalarından çok önce geliştirilmiştir. Örneğin antimadde (antimatter) yalnızca matematik yoluyla bulunmuş ve başlangıçta doğada varlığının olanaksız olduğu düşünülmüştür. Daha sonra yürütülen deneyler ise, örneğin elektronun antimaddesi olan pozitronun ve diğer antimadde türlerinin varlığını kanıtlamıştır. Günümüzde, pozitron, tıpta PET (Pozitron Emisyonlu Tomografi) cihazlarında kullanılmaktadır. &#8211; 1850&#8217;lerde matematikçi Berhard Riemann, Euclid’in düzlem geometrisi yerine küre ya da at eyeri gibi eğrilerden oluşan bir uzayın geometrisini geliştirdi. 1915 yılında ise Albert Einstein genel görelilik kuramını geliştirirken tam da bu geometriye gerek duydu! Sonuç ve düşünceler Eğer matematik doğanın bir parçası ise onun soyut kavramları ve kuralları doğada nasıl bir biçimde bulunmakta ve zekamız onları nasıl keşfetmekte, onlara ne yollarla ulaşabilmektedir? Eğer matematik tamamen soyut insan zekasının bir ürünü, bir buluşu ise nasıl oluyor da doğayı, sonsuz küçükten sonsuz büyüğe kadar, böylesine doğru ve hassas betimleyebilmekte ve açıklayabilmekte? Buluş ve keşif sözcüklerinin anlamları arasındaki bu karşıtlık aslında onların kökeninden kaynaklanmakta. İşin içinde insan varsa buluş, yoksa keşif diyoruz. Ama bizler de doğanın bir parçası olduğumuza göre evren matematiği bizler aracılığı ile ‘keşfetmiş’ olmuyor mu? &#8230; Görüldüğü gibi bu temel sorular günümüzde de yanıtsız kalmakta. Günün birinde zeki uzaylılar ile karşılaştığımızda onların matematiği de bizimki ile aynı ise ne düşüneceğiz acaba?&#8230; Kaynaklar: https://www.kpbs.org/nova/article/great-math-mystery/ https://math.dartmouth.edu/~matc/MathDrama/reading/Wigner.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/matematigin-dogasi-uzerine-dusunceler">Matematiğin doğası üzerine düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p lang="tr-TR">Einstein’ın deyişi ile: Nasıl oluyor ki, insan aklının bir ürünü ve onun deneyimlerinden bağımsız olan matematik, böylesine hayranlık verici bir biçimde gerçek dünyanın cisimlerine uygulanabiliyor?</p>
<p lang="tr-TR">HBT&#8217;deki ‘<a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/erdal-musoglu/matematigin-dogusunun-eglenceli-oykusu-2">Matematiğin doğuşunun eğlenceli öyküsü</a>’ konulu yazımızı aşağıdaki paragraflarla bitirmiştik:</p>
<p lang="tr-TR">Matematik disiplini, uzun süredir şu felsefi ve ontolojik soru ile karşı karşıyadır: Matematik, bizim aklımızın oluşturduğu, dünyayı ve evreni anlamamızı kolaylaştıran bir araç, bir çeşit model oluşturma dili midir? Yoksa, matematik, evrenin yapısının ayrılmaz bir parçası, bizim onu bulmamızı, yaratmamızı değil de keşfetmemizi bekleyen bir özelliği midir? Değilse, matematiğin bilimin tüm dallarına uygulanabilmesini ve fiziksel dünyamızı böylesine doğru betimlemesini nasıl açıklayacağız?</p>
<p lang="tr-TR">Ya da, Einstein’ın deyişi ile: Nasıl oluyor ki, insan aklının bir ürünü ve onun deneyimlerinden bağımsız olan matematik, böylesine hayranlık verici bir biçimde gerçek dünyanın cisimlerine uygulanabiliyor?</p>
<p lang="tr-TR">Bu ‘derin’ konuyu da bu yazımızda ele alıyoruz.</p>
<p lang="tr-TR">Yukarıdaki soruların cevabı, doğayı ve evreni anlamamızı sağlayan mantık ve gerçeklik gibi temel kavramları bile sorgulatabilecek sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle gerek matematikçiler gerek filozoflar yüz yıllardır konuyu tartışageldiler ve matematiği doğanın bir parçası ya da insan aklının bir ürünü olarak görenler diye ikiye ayrıldılar. Günümüzdeki tüm bilimsel ve teknik gelişmelere rağmen bu konuda kesin bir sonuca varılmış değildir. Bu nedenle yazımız her iki görüşün de varsayım ve çözümlemelerine odaklanacak.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>1. Matematik evrenin dilidir</strong></p>
<p lang="tr-TR">“Felsefe, Evren adlı o büyük ve bizlerin gözlemimize açık kitapta yazılıdır. Ama o kitabı anlayabilmek için önce onun dilini ve alfabesini öğrenmek gereklidir. O dil de matematiktir. Matematiğin harfleri olan üçgenler, daireler ve diğer geometrik şekilleri bilmeden de onun bir kelimesini anlamak bile olanaksızdır.”</p>
<p lang="tr-TR">Bu cümleler Galieo Galilei’nin 1623 yılında yazdığı ‘Il Saggiatore’ (Deneyci) adlı kitabının girişinden alınmıştır. Bu görüşe göre, evrenin tüm özellikleri onun bir parçası olan matematiğin denklemleri ile ifade edilmiştir, matematiğin insan aklından bağımsız bir varlığı mevcuttur ve insanlara kalan bu kavramları ve denklemleri keşfetmektir. Öte yandan, bu önerge kanıtlanamadığından bir bilimsel gerçek değil bir inanç konusu olmaktadır. Bu görüşün birçok savunucusu da, bunu, evrenin önceden tasarlanmış bir yapısı olduğunun yani Tanrı’nın varlığının kanıtı olarak ileri sürmektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Bu görüş sahipleri, iki kere iki hep dört eder, elma yere hep 9.81 m/s2 ivme ile düşer, insanlara da bunları keşfetmek kalır demektedirler. Matematiğin, evreni çok doğru ve duyarlı biçimde modellemesi ve açıklaması, en önde gelen bilim insanlarını bile onun evrenin ayrılmaz bir parçası olduğu görüşüne yöneltmiştir.</p>
<p lang="tr-TR">Matematiğin doğanın bir parçası olduğu savının en popüler biçimi Platonizmdir. Plato’nun bu metafizik duruşu, matematiğin öğelerinin soyut oldukları, uzay ve zamanla ilgili ya da neden-sonuç özellikleri olmadığı, ebedi ve değişmez oldukları biçimindedir. Plato dünyanın (evrenin) üç düzlemi olduğunu, bunların da fiziksel, düşünce ve his, sayılar ve mantık düzlemleri olduğunu öne sürmüştür. Binlerce yıl öncesinden gelen bu düşünceler ve kavramlar günümüzün bile filozofları etkilemeyi sürdürmektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Cumhuriyet (Republic) adlı eserinde, Plato, matematiğin gizemli doğasını ‘Mağara benzetmesi’ (Allegory of the cave) ile resmetmektedir. Bir grup mahkum yaşamlarını bir mağaranın duvarlarına zincirlenmiş ve yüzleri hep o duvarlara dönük olarak geçirmektedir. Mağaranın ortasında bir ateş yanmakta ve mahkumlar olup bitenleri ancak duvardaki gölgeler ile izleyebilmektedirler. Mahkumlar için gerçek o gölgelerdir, dünyayı yalnız onlar aracılığı ile algılayabilmektedirler. İnsanlar da, evrenin değişmez gerçeklerinin ancak bir kesitini, benzer biçimde, algılayabilirler.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>2. Matematik insan zekasının bir ürünüdür</strong></p>
<p lang="tr-TR">Bu görüşe göre matematik, biz insanların, gözlemlediğimiz gerçeklerin modellerini yaratmamızın aracıdır. Bu modeller sayesinde öngörülerde bulunabilir ve gerçeği daha üst bir derecede algılayabiliriz. Birçok bilim ve düşünce insanı bu görüşü savunmuş ve savunmaktadır. İmmanuel Kant, geometrinin uzayın soyutlaması, sayıların da zamanın soyutlaması olduğunu savunmuştur. Fizikçi ve filozof Ernst Mach ise matematiğin yalnızca bir hesaplama yöntemi olduğunu ve kimsenin doğanın matematiksel modellerinin güvenilirliği konusunda bir öneride bulunamayacağı görüşündedir. Hareket noktası da, matematiğin evrenin içeriğinin tam ve doğru bir çevirisi olmadığıdır.</p>
<p lang="tr-TR">Bizler, doğayı gözlemleyerek veri toplar ve onlardan hareketle, kendi yarattığımız bir dil olan matematik yardımı ile, teoriler ve denklemler oluştururuz. Matematiğin kuralları da doğa yasalarından kaynaklanmaz. Onları, doğanın davranışını en iyi yorumlayacak biçimde bizler belirleriz. Bütün bunları matematikten daha iyi yapacak bir araç bulunursa da onu kullanırız!</p>
<p lang="tr-TR">Matematiğin insan zekasının bir ürünü olduğu görüşünün en yaygın türü ‘biçimcilik’tir (formalizm &#8211; formalism). Formalizm’e göre, tüm matematik, doğru oldukları kabul edilen temel önermelerden (axioms) hareketle türetilebilir. Doğrulukları kanıtlanamayan ama öyle kabul edilen bu temel önermeler keşfedilmezler, yalnızca varsayılırlar. Teoremler de bu temel önermelerden yol çıkarak yaratılırlar.</p>
<p lang="tr-TR">Nobel’li Eugene Wigner ‘Doğa bilimlerinde matematiğin akıl almaz etkinliği’ <em>(The unreasonable effectiveness of mathematics in natural sciences)</em> başlıklı makalesinde ‘Matematiğin dilinin fizik yasalarının ifade edilmesine böylesine mucizevi biçimde uygun olması, bizlerin ne anlayabildiğimiz ne de hak ettiğimiz harika bir hediyedir!’ demektedir.</p>
<p lang="tr-TR">Wigner, tamamen soyut biçimde geliştirilen matematik kuram ve denklemlerinin sonradan doğaya uygulanabilmeleri, fizikteki gelişmeler için yaşamsal önemde olmaları ve evrenin nasıl çalışmakta olduğunu açıklamalarına özellikle ilgi duydu. Bunun en etkileyici örneklerinden biri, tavşan popülasyonlarının gelişimini incelemek için geliştirilen Fibonacci dizisidir. Bu dizinin, daha sonra, doğadaki biyolojik oluşumlara, deniz kabuklarından, çiçeklere ve ciğerlerin bronşlarına kadar pek çok yapıya uygulanabildiği anlaşılmıştır. Aynı biçimde, düğümleri yani kendi üzerine kapanan üç boyutlu eğrileri inceleyen ‘Düğüm Kuramı’ (Knot Theory), bulunuşundan 300 yıl sonra, DNA’nın katlanıp açılmasının topolojik yapısının belirlenmesinde başarı ile kullanılmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Örneklere devam edersek:</strong></p>
<p lang="tr-TR">&#8211; Kuantum mekaniği matematiğinin denklemleri son derece karmaşık ve anlaşılmaları imkansız derecede güçtür, yine de bu denklemler atom ölçeğindeki evrenin en doğru ve tutarlı tasvirini (betimlemesini) yaparlar. Tranzistorlar, lazerler ve bilgisayarlar bu denklemler sayesinde bulunmuştur.</p>
<p lang="tr-TR">&#8211; Birçok matematiksel yapılar bilimde kullanılmalarından çok önce geliştirilmiştir. Örneğin antimadde (antimatter) yalnızca matematik yoluyla bulunmuş ve başlangıçta doğada varlığının olanaksız olduğu düşünülmüştür. Daha sonra yürütülen deneyler ise, örneğin elektronun antimaddesi olan pozitronun ve diğer antimadde türlerinin varlığını kanıtlamıştır. Günümüzde, pozitron, tıpta PET (Pozitron Emisyonlu Tomografi) cihazlarında kullanılmaktadır.</p>
<p lang="tr-TR">&#8211; 1850&#8217;lerde matematikçi Berhard Riemann, Euclid’in düzlem geometrisi yerine küre ya da at eyeri gibi eğrilerden oluşan bir uzayın geometrisini geliştirdi. 1915 yılında ise Albert Einstein genel görelilik kuramını geliştirirken tam da bu geometriye gerek duydu!</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Sonuç ve düşünceler</strong></p>
<p lang="tr-TR">Eğer matematik doğanın bir parçası ise onun soyut kavramları ve kuralları doğada nasıl bir biçimde bulunmakta ve zekamız onları nasıl keşfetmekte, onlara ne yollarla ulaşabilmektedir? Eğer matematik tamamen soyut insan zekasının bir ürünü, bir buluşu ise nasıl oluyor da doğayı, sonsuz küçükten sonsuz büyüğe kadar, böylesine doğru ve hassas betimleyebilmekte ve açıklayabilmekte?</p>
<p lang="tr-TR">Buluş ve keşif sözcüklerinin anlamları arasındaki bu karşıtlık aslında onların kökeninden kaynaklanmakta. İşin içinde insan varsa buluş, yoksa keşif diyoruz. Ama bizler de doğanın bir parçası olduğumuza göre evren matematiği bizler aracılığı ile ‘keşfetmiş’ olmuyor mu? &#8230;</p>
<p lang="tr-TR">Görüldüğü gibi bu temel sorular günümüzde de yanıtsız kalmakta. Günün birinde zeki uzaylılar ile karşılaştığımızda onların matematiği de bizimki ile aynı ise ne düşüneceğiz acaba?&#8230;</p>
<p lang="tr-TR"><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p lang="tr-TR"><a href="https://www.kpbs.org/nova/article/great-math-mystery/"><strong>https://www.kpbs.org/nova/article/great-math-mystery/</strong></a></p>
<p><a href="https://math.dartmouth.edu/~matc/MathDrama/reading/Wigner.html"><strong>https://math.dartmouth.edu/~matc/MathDrama/reading/Wigner.html</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/matematigin-dogasi-uzerine-dusunceler">Matematiğin doğası üzerine düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29767</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 13:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=24941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu. 2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü. Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti. 2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü. Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor. İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir. Kaynak: https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/ https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu.</p>
<p>2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü.</p>
<p>Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti.</p>
<p>2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü.</p>
<p>Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor.</p>
<p>İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/">https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/</a></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/">https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">24941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 15:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biriz Kutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[K12]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kültür koleji]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nobel Ödülleri sahiplerini teker teker buluyor. Fizik ve kimyadan fizyoloji ve tıp alanına kadar birkaç dalda verilen Nobel Ödülleri; bilim ve teknoloji dünyasında bugünü anlamak ve geleceğe adım atan çalışmaları ödüllendirmek adına çok önemli. Nobel Ödülleri, çığır açıcı bilimsel çalışmaları ödüllendirirken geleceğin bilim insanlarını bugünden kazanmak/heveslendirmek gibi de bir avantaj sağlıyor. Anaokulundan üniversiteye nitelik açısından zengin ve bütünlüklü bir eğitim sunan Kültür Koleji, bu yıl da eğitim öğretime adapte ettikleri Nobel etkinliklerine devam ediyor. Daha anaokulundan bilim teknoloji merakı uyandırma gayretinde olan eğitim sistemlerinde Nobel Ödülleri’nin büyük bir önemi var. K12’de düzenlenen Nobel Haftası da bunun en önemli göstergesi. Daha önce kendisiyle görüştüğümüz Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, öğrencilerin merak duygusunu beslemek ve onları bilim ve teknoloji konusunda heveslendirmek için Nobel Ödülleri’ne ilişkin eğitim sistemlerini ve 2017’deki ödül törenine öğrencilerle birlikte yaptıkları çıkarmayı anlatmıştı. Bu hafta ise K12 Anadolu ve Fen Liseleri için Nobel Haftası etkinlikleri düzenleniyor. Etkinlikler kapsamında Stockholm ve Oslo’dan canlı yayınlar yapılıyor. Fizyoloji ve Tıp, Fizik, Kimya ve Barış dallarında verilen ödüller sınıflardan canlı yayınlanıyor. 2017’deki Ödül Töreni’ne katılan öğrenciler, deneyimlerini paylaşıyor. Kültür Koleji’nin Bilim Merkezi’nde Nobel değerlendirmesi, Radyo Kültür’de ise Nobel Özel yayını yapılıyor. Geleceğin bilim insanlarını bugünden yetiştirme amacı güden Kültür Koleji’nde ayrıca, 9. sınıfların tarih, fizik, kimya ve biyoloji derslerinde Nobel Ödülleri’nin hikâyesi, Alfred Nobel’in vasiyeti, ilk Nobel Ödülü sahipleri ve Nobel Ödülü’nü kazananların nasıl seçildiği gibi konularda eğitimler veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi">Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nobel Ödülleri sahiplerini teker teker buluyor. Fizik ve kimyadan fizyoloji ve tıp alanına kadar birkaç dalda verilen Nobel Ödülleri; bilim ve teknoloji dünyasında bugünü anlamak ve geleceğe adım atan çalışmaları ödüllendirmek adına çok önemli. Nobel Ödülleri, çığır açıcı bilimsel çalışmaları ödüllendirirken geleceğin bilim insanlarını bugünden kazanmak/heveslendirmek gibi de bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Anaokulundan üniversiteye nitelik açısından zengin ve bütünlüklü bir eğitim sunan Kültür Koleji, bu yıl da eğitim öğretime adapte ettikleri Nobel etkinliklerine devam ediyor. Daha anaokulundan bilim teknoloji merakı uyandırma gayretinde olan eğitim sistemlerinde Nobel Ödülleri’nin büyük bir önemi var. K12’de düzenlenen Nobel Haftası da bunun en önemli göstergesi.</p>
<div id="attachment_15487" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15487" class="wp-image-15487 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-1024x768.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1.jpg 2000w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-15487" class="wp-caption-text">Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu ve öğrenciler, 2017 yılında İsveç&#8217;teki Nobel Ödülleri Töreni&#8217;ne katılmıştı.</p></div>
<p>Daha önce kendisiyle görüştüğümüz Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, öğrencilerin merak duygusunu beslemek ve onları bilim ve teknoloji konusunda heveslendirmek için Nobel Ödülleri’ne ilişkin eğitim sistemlerini ve 2017’deki ödül törenine öğrencilerle birlikte yaptıkları çıkarmayı anlatmıştı.</p>
<p>Bu hafta ise K12 Anadolu ve Fen Liseleri için Nobel Haftası etkinlikleri düzenleniyor. Etkinlikler kapsamında Stockholm ve Oslo’dan canlı yayınlar yapılıyor. Fizyoloji ve Tıp, Fizik, Kimya ve Barış dallarında verilen ödüller sınıflardan canlı yayınlanıyor. 2017’deki Ödül Töreni’ne katılan öğrenciler, deneyimlerini paylaşıyor. Kültür Koleji’nin Bilim Merkezi’nde Nobel değerlendirmesi, Radyo Kültür’de ise Nobel Özel yayını yapılıyor.</p>
<p>Geleceğin bilim insanlarını bugünden yetiştirme amacı güden Kültür Koleji’nde ayrıca, 9. sınıfların tarih, fizik, kimya ve biyoloji derslerinde Nobel Ödülleri’nin hikâyesi, Alfred Nobel’in vasiyeti, ilk Nobel Ödülü sahipleri ve Nobel Ödülü’nü kazananların nasıl seçildiği gibi konularda eğitimler veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi">Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15485</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 06:18:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[pierre curie]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanlarını bilime bağlayan şey, dünyanın en zor zamanlarında sekteye uğrasa da terk edemediği doğuştan gelen bir merak, bir aşk belki de. Bilim insanı bir problemi çözmeye ya da bir olguyu açıklamaya çalışırken sorular sorar ve sorularına yanıtlar arar. Bazen son derece uzun soluklu olabilen bu süreçte kendi bilgi birikimini, gözlem gücünü ve mantıksal çıkarım yeteneğini kullanmanın yanı sıra, bazı bilim insanları takım çalışmasının verdiği destekten de faydalanmıştır. Sonuçta bilim insanı kendini, küçücük bir kar topundan, devasa bir çığ yığınına dönüşebilen bir işe adamıştır. İşte bilimde adanmışlığın ve iş birliğinin en güzel örneğini bir aile ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bilimden ve insancıllıktan başka bir hayali olmayan Curie ailesi. Marie Salomea Sklodowska (1867-1934) Polonya’da doğmuştu. Temel eğitimden sonra Varşova’da Endüstri ve Tarım Müzesi adı altında, gizli eğitim veren bir okula gitti. Bu müze, o dönem Rus işgalinde olan Polonya’da genç Polonyalıların zorunlu Rusça eğitim yerine Lehçe eğitim alabildiği ve bilim öğrenebildiği gizli bir yerdi. O dönemde Polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi ve bu isteğini gerçekleştirebilmesi için Marie’nin yurt dışına çıkması gerekiyordu. Bu nedenle, Fransa Sorbonne’da tıp eğitimi alan ablası Bronya’nın yardımıyla Fransa’ya giderek fizik ve matematik alanlarında eğitim aldı. Önce sınıf birincisi olarak fizik, ardından da matematik diploması sahibi oldu. 1894 yılında, 27 yaşındayken Marie’nin bir sonraki hedefi öğretmenlik diploması almaktı. Aynı yıl bir arkadaşı vasıtasıyla Pierre Curie ile tanıştırıldı. Aslen Fransız olan Pierre Curie (1859-1906), tıp doktoru babasının verdiği eğitim sırasında erken yaşlarda matematik ve geometriye ilgi duymaya başladı. Öyle ki, 16 yaşına geldiğinde matematik derecesini eline almış, 18 yaşında yüksek lisansını tamamlamıştı. 1880’de ağabeyi ile beraber bazı kristallere mekanik basınç uygulanmasıyla kristallerin elektrik potansiyelinde meydana gelen değişimi (piezoelektrik kavramı) keşfetti. Henüz 20’li yaşlarındayken Fizik alanında ünü çoktan Fransa’yı aşmıştı. Fransa’da tanışan Marie ve Pierre 1895 yılında evlendiler. Bu dönemde Marie’nin desteğiyle Pierre Curie ferromanyetizm ve paramanyetizmi konu alan doktora tezinde, şimdi Curie yasası olarak bilinen manyetizma ile sıcaklık arasındaki bağıntıyı gösterdi. Bir sonraki yıl Marie öğretmenlik diplomasını aldı. 1897’de kızları Irene’in doğmasından sonra Pierre başkanlık yaptığı Endüstriyel Fizik ve Kimya okulunun laboratuvarına Marie’yi aldırdı. O sıralar Henri Becquerel’in uranyum tuzlarının ışın (radyoaktivite) yaydığına dair yaptığı gözlemler Marie’nin dikkatini çekti ve bu konu üzerine araştırma yapmaya koyuldu. Bunun için de Pierre’in ağabeyi ile bulduğu piezoelektrik etkisine dayanan zayıf elektrik akımı ölçümünde kullanılabilen elektrometreyi ölçüm aracı olarak kullandı. 1898’e kadar uranyum bilinen tek radyoaktif maddeydi ancak önce uranyumun bozunmasıyla ortaya çıkan polonyumun ve sonrasında toryumun radyoaktif olduğunu keşfetti. Oysa Gerhard Schmidt isimli Alman fizikçi toryum bulgusunu çoktan yayımlamıştı. Bir sonraki hedefleri uraninit doğal cevherinden, bilinen tüm radyoaktif maddeleri çıkartmaktı. İşlem sonunda kalan maddeye radyum diyerek izolasyona başladılar. Büyük ölçekli uraninit kullanma ihtiyacını Avusturya-Macaristan’daki Joachimsthal madenlerinden çıkarılan uranyumun istenmeyen kalıntılarından sağladılar ve dört ton malzeme kullandılar. İzolasyon için uyguladıkları işlemler gözle görülür radyoaktif işaretler gösteriyordu. 1902’de bir gramın onda biri kadar radyum klorür ayrıştırdıklarında Fransa ve Britanya’da meşhur olmuşlardı. Bu araştırmayla doktora unvanı alan Marie eşiyle beraber ağır sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1903’te radyasyon çalışmalarından ötürü Curie çiftine ve Henri Becquerel’e Nobel Fizik Ödülü verildi. Böylece Marie Curie, Nobel ödülü alan ilk kadın oldu. Ödülle gelen ün yerine, her daim mütevazı hayatı tercih eden Pierre, Sorbonne’da fizik öğretmenliğine başladı ve çiftin ikinci kızları Eve dünyaya geldi. 1906’da Pierre Curie at arabası çarpması sonucu öldü. Zor zamanlar geçiren Marie, Pierre’e ait çalışmaları yayımladı. 1908 yılında Sorbonne’a ilk kadın profesör olarak atandı. 1911 yılında polonyum ve radyumun keşfinden ötürü Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü ve ödülü iki kez alan ilk bilim insanı oldu. 1914’te Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie müdür olarak atandı. I. Dünya Savaşı yıllarında 200’den fazla taşınabilir röntgen cihazıyla ve kızı Irene ile X-ışını teknolojisini genç kadınlara ve uzmanlara öğretti. Bu süreçte radyoaktif ışından çokça etkilendi. Sağlık sorunları git gide artsa da öğrenmekten ve öğretmekten vazgeçmedi. 1934 yılında yüksek enerjili radyasyona maruz kalmaktan kaynaklanan kan kanserinden öldü. Marie Curie’nin not defterleri de maruz kaldığı yüksek doz radyasyon sebebiyle kurşun kaplarda korunmaktadır. Büyük kızları Irene Curie (1897-1956) Sorbonne Bilim Fakültesinde lisans eğitimi aldı. I. Dünya Savaşı sırasında annesiyle beraber yaralıların vücutlarındaki şarapnel parçalarının yerlerini bulmaya yardım eden radyograf hemşiresiydi. Bu süreçte annesiyle çokça radyoaktif ışınına maruz kaldı. 1925 yılında ebeveynlerinin keşfi olan polonyumun alfa ışınları üzerine bir doktora tezi hazırladı. Bu dönemde Kimya mühendisi Frederic Juliot’a radyokimya araştırmalarında laboratuvar yöntemlerini öğretti. 1926 yılında evlenen çift çalışmalarını atom çekirdeği üzerine yoğunlaştırdı. Alüminyumun doğal kararlı izotopuna alfa ışınları gönderildiğinde kararsız fosfor izotopunun elde edildiğini buldukları çalışmayla tıpta radyoaktif maddelere hızlı ve kolay ulaşılmasını sağladılar. Bu çalışmalarıyla çift 1935’te Nobel Kimya ödülü aldı. Irene Juliot-Curie bu ödül sonrası bilim fakültesinde profesör oldu ve nükleer füzyon çalışmalarına öncülük etti. Kan kanseri teşhisinin ardından hayata veda etti. Küçük kızları Eve Curie ise felsefe ve bilim lisansını tamamladıktan sonra bilim yerine gazeteciliği seçti. Annesinin ölümünden sonra Madame Curie isimli bir biyografi hazırladı. 1960 yılında UNICEF ile çalışmaya başladı. UNICEF adına Nobel Barış Ödülünü alan Henry Richardson Labouisse ile evlendi. Beş Nobel ödülü sahibi ailenin Nobel Ödülü almamış tek üyesidir ve 102 yaşında hayata veda etmiştir. İrem YILMAZ, ODTÜ Fizik Bölümü Filiz KORKMAZ, Atılım Üniversitesi, Biyofizik Laboratuvarı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde">Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanlarını bilime bağlayan şey, dünyanın en zor zamanlarında sekteye uğrasa da terk edemediği doğuştan gelen bir merak, bir aşk belki de. Bilim insanı bir problemi çözmeye ya da bir olguyu açıklamaya çalışırken sorular sorar ve sorularına yanıtlar arar. Bazen son derece uzun soluklu olabilen bu süreçte kendi bilgi birikimini, gözlem gücünü ve mantıksal çıkarım yeteneğini kullanmanın yanı sıra, bazı bilim insanları takım çalışmasının verdiği destekten de faydalanmıştır. Sonuçta bilim insanı kendini, küçücük bir kar topundan, devasa bir çığ yığınına dönüşebilen bir işe adamıştır. İşte bilimde adanmışlığın ve iş birliğinin en güzel örneğini bir aile ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bilimden ve insancıllıktan başka bir hayali olmayan Curie ailesi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15371 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/maria.png" alt="" width="154" height="218" />Marie Salomea Sklodowska (1867-1934) Polonya’da doğmuştu. Temel eğitimden sonra Varşova’da Endüstri ve Tarım Müzesi adı altında, gizli eğitim veren bir okula gitti. Bu müze, o dönem Rus işgalinde olan Polonya’da genç Polonyalıların zorunlu Rusça eğitim yerine Lehçe eğitim alabildiği ve bilim öğrenebildiği gizli bir yerdi. O dönemde Polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi ve bu isteğini gerçekleştirebilmesi için Marie’nin yurt dışına çıkması gerekiyordu. Bu nedenle, Fransa Sorbonne’da tıp eğitimi alan ablası Bronya’nın yardımıyla Fransa’ya giderek fizik ve matematik alanlarında eğitim aldı. Önce sınıf birincisi olarak fizik, ardından da matematik diploması sahibi oldu. 1894 yılında, 27 yaşındayken Marie’nin bir sonraki hedefi öğretmenlik diploması almaktı. Aynı yıl bir arkadaşı vasıtasıyla Pierre Curie ile tanıştırıldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright  wp-image-15373" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/pierre.png" alt="" width="148" height="207" />Aslen Fransız olan Pierre Curie (1859-1906), tıp doktoru babasının verdiği eğitim sırasında erken yaşlarda matematik ve geometriye ilgi duymaya başladı. Öyle ki, 16 yaşına geldiğinde matematik derecesini eline almış, 18 yaşında yüksek lisansını tamamlamıştı. 1880’de ağabeyi ile beraber bazı kristallere mekanik basınç uygulanmasıyla kristallerin elektrik potansiyelinde meydana gelen değişimi (piezoelektrik kavramı) keşfetti. Henüz 20’li yaşlarındayken Fizik alanında ünü çoktan Fransa’yı aşmıştı.</p>
<p>Fransa’da tanışan Marie ve Pierre 1895 yılında evlendiler. Bu dönemde Marie’nin desteğiyle Pierre Curie ferromanyetizm ve paramanyetizmi konu alan doktora tezinde, şimdi Curie yasası olarak bilinen manyetizma ile sıcaklık arasındaki bağıntıyı gösterdi. Bir sonraki yıl Marie öğretmenlik diplomasını aldı. 1897’de kızları Irene’in doğmasından sonra Pierre başkanlık yaptığı Endüstriyel Fizik ve Kimya okulunun laboratuvarına Marie’yi aldırdı. O sıralar Henri Becquerel’in uranyum tuzlarının ışın (radyoaktivite) yaydığına dair yaptığı gözlemler Marie’nin dikkatini çekti ve bu konu üzerine araştırma yapmaya koyuldu. Bunun için de Pierre’in ağabeyi ile bulduğu piezoelektrik etkisine dayanan zayıf elektrik akımı ölçümünde kullanılabilen elektrometreyi ölçüm aracı olarak kullandı. 1898’e kadar uranyum bilinen tek radyoaktif maddeydi ancak önce uranyumun bozunmasıyla ortaya çıkan polonyumun ve sonrasında toryumun radyoaktif olduğunu keşfetti. Oysa Gerhard Schmidt isimli Alman fizikçi toryum bulgusunu çoktan yayımlamıştı.</p>
<p>Bir sonraki hedefleri uraninit doğal cevherinden, bilinen tüm radyoaktif maddeleri çıkartmaktı. İşlem sonunda kalan maddeye radyum diyerek izolasyona başladılar. Büyük ölçekli uraninit kullanma ihtiyacını Avusturya-Macaristan’daki Joachimsthal madenlerinden çıkarılan uranyumun istenmeyen kalıntılarından sağladılar ve dört ton malzeme kullandılar. İzolasyon için uyguladıkları işlemler gözle görülür radyoaktif işaretler gösteriyordu. 1902’de bir gramın onda biri kadar radyum klorür ayrıştırdıklarında Fransa ve Britanya’da meşhur olmuşlardı. Bu araştırmayla doktora unvanı alan Marie eşiyle beraber ağır sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1903’te radyasyon çalışmalarından ötürü Curie çiftine ve Henri Becquerel’e Nobel Fizik Ödülü verildi. Böylece Marie Curie, Nobel ödülü alan <em>ilk kadın</em> oldu. Ödülle gelen ün yerine, her daim mütevazı hayatı tercih eden Pierre, Sorbonne’da fizik öğretmenliğine başladı ve çiftin ikinci kızları Eve dünyaya geldi. 1906’da Pierre Curie at arabası çarpması sonucu öldü. Zor zamanlar geçiren Marie, Pierre’e ait çalışmaları yayımladı. 1908 yılında Sorbonne’a ilk kadın profesör olarak atandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15377" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie-300x222.png" alt="" width="300" height="222" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie-300x222.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie.png 318w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />1911 yılında polonyum ve radyumun keşfinden ötürü Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü ve ödülü iki kez alan <em>ilk bilim insanı</em> oldu. 1914’te Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie müdür olarak atandı. I. Dünya Savaşı yıllarında 200’den fazla taşınabilir röntgen cihazıyla ve kızı Irene ile X-ışını teknolojisini genç kadınlara ve uzmanlara öğretti. Bu süreçte radyoaktif ışından çokça etkilendi. Sağlık sorunları git gide artsa da öğrenmekten ve öğretmekten vazgeçmedi. 1934 yılında yüksek enerjili radyasyona maruz kalmaktan kaynaklanan kan kanserinden öldü. Marie Curie’nin not defterleri de maruz kaldığı yüksek doz radyasyon sebebiyle kurşun kaplarda korunmaktadır.</p>
<p>Büyük kızları Irene Curie (1897-1956) Sorbonne Bilim Fakültesinde lisans eğitimi aldı. I. Dünya Savaşı sırasında annesiyle beraber yaralıların vücutlarındaki şarapnel parçalarının yerlerini bulmaya yardım eden radyograf hemşiresiydi. Bu süreçte annesiyle çokça radyoaktif ışınına maruz kaldı. 1925 yılında ebeveynlerinin keşfi olan polonyumun alfa ışınları üzerine bir doktora tezi hazırladı. Bu dönemde Kimya mühendisi Frederic Juliot’a radyokimya araştırmalarında laboratuvar yöntemlerini öğretti. 1926 yılında evlenen çift çalışmalarını atom çekirdeği üzerine yoğunlaştırdı. Alüminyumun doğal kararlı izotopuna alfa ışınları gönderildiğinde kararsız fosfor izotopunun elde edildiğini buldukları çalışmayla tıpta radyoaktif maddelere hızlı ve kolay ulaşılmasını sağladılar. Bu çalışmalarıyla çift 1935’te Nobel Kimya ödülü aldı. Irene Juliot-Curie bu ödül sonrası bilim fakültesinde profesör oldu ve nükleer füzyon çalışmalarına öncülük etti. Kan kanseri teşhisinin ardından hayata veda etti.</p>
<p>Küçük kızları Eve Curie ise felsefe ve bilim lisansını tamamladıktan sonra bilim yerine gazeteciliği seçti. Annesinin ölümünden sonra Madame Curie isimli bir biyografi hazırladı. 1960 yılında UNICEF ile çalışmaya başladı. UNICEF adına Nobel Barış Ödülünü alan Henry Richardson Labouisse ile evlendi. Beş Nobel ödülü sahibi ailenin Nobel Ödülü almamış tek üyesidir ve 102 yaşında hayata veda etmiştir.</p>
<p><strong>İrem YILMAZ, ODTÜ Fizik Bölümü</strong></p>
<p><strong>Filiz KORKMAZ, Atılım Üniversitesi, Biyofizik Laboratuvarı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde">Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15370</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ig Nobel ödülleri sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ig-nobel-odulleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Sep 2019 14:43:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15206</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi-kötü, önemli-önemsiz olsun duyduğunuzda gülümseten bilimsel araştırmalar vardır. Düşündürmeden önce en çok güldüren bilimsel çalışmalara verilen Ig Nobel ödüllerinin bu yılki sahipleri, Harvard Üniversitesi’nde düzenlenen törenle belli oldu. İşte on dalda verilen 2019 Ig Nobel ödüllerinin sahipleri: Tıp ödülü: İtalya&#8217;da yapılıp yendiğinde pizzanın hastalıklar ve ölüme karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair çalışma ile Silvano Gallus. (İtalya, Hollanda) Tıp eğitimi ödülü: Karen Pryor ve Theresa McKeon, ortopedik ameliyatlar için doktorları eğitmek amacıyla, &#8220;clicker eğitimi&#8221; adı verilen köpek eğitimi tekniğini kullanan çalışma ile Karen Pryor ve Theresa McKeon. (ABD) Biyoloji ödülü: Manyetize olmuş ölü hamamböceklerinin, manyetize olmuş canlı hamamböceklerinden daha farklı davrandıklarını keşfeden çalışma ile Ling-Jun Kong, Herbert Crepaz, Agnieszka Górecka, Aleksandra Urbanek, Rainer Dumke ve Tomasz Paterek. (Singapur, Çin, Almanya, Avustralya, Polonya, ABD, Bulgaristan) Anatomi ödülü: Çıplak ve kıyafetli Fransız postacıların testis ısısı asimetrisini ölçen çalışma ile Roger Mieusset ve Bourras Bengoudifa. (Fransa) Kimya ödülü: Beş yaşındaki tipik bir çocuğun ürettiği toplam tükürük miktarını tespit etmeye yönelik çalışma ile Shigeru Watanabe, Mineko Ohnishi, Kaori Imai, Eiji Kawano ve Seiji Igarashi. (Japonya) Mühendislik ödülü: Bebek bezi değiştirme makinesini icat eden Iman Farahbakhsh. (İran) Ekonomi ödülü: Tehlikeli bakterileri yaymada hangi ülkenin kağıt parasının en başarılı olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik çalışma ile Habip Gedik, Timothy A. Voss ve Andreas Voss. (Türkiye, Hollanda, Almanya) Barış ödülü: Kaşıntı tuttuğunda kaşımanın verdiği zevki ölçmeye yönelik çalışma ile Ghada A. bin Saif, Alexandru Papoiu, Liliana Banari, Francis McGlone, Shawn G. Kwatra, Yiong-Huak Chan ve Gil Yosipovitch. (Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Singapur, ABD) Psikoloji: Ağızda kalem tutmanın kişiyi gülümsettiğini, mutlu ettiğini keşfeden ve ardından öyle olmadığını keşfeden Fritz Strack. (Almanya) Fizik ödülü: Vombatların nasıl ve neden küp şeklinde dışkıladığını inceleyen çalışma ile Patricia Yang, Alexander Lee, Miles Chan, Alynn Martin, Ashley Edwards, Scott Carver ve David Hu. (ABD, Tayvan, Avustralya, Yeni Zelanda, İsveç, Birleşik Krallık) Çalışmalarıyla Ig Nobel’e adlarını yazdıran bilim insanlarına 10 trilyon Zimbabve Doları (tedavülden kalkmış banknot) olan nakit ödülü törende takdim edildi. ABD&#8217;deki Georgia Teknoloji Enstitüsü&#8217;nden mühendisler Patricia Yang ve David Hu, bu yıl ikinci kez Ig Nobel ödülüyle onurlandırıldı. Tüm memelilerin mesanelerini yaklaşık 21 saniyede boşalttığı şeklindeki “idrar yasası”nı keşfettikleri çalışmayla 2015 yılında ilk Ig Nobellerini alan araştırmacılar, aldıkları bu ödüllerle, merakın bilimde neşe ve sürpriz getirdiğine dair inançlarının güçlendiğini belirtiyor. Kaynak: Ig Nobel, The Guardian</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ig-nobel-odulleri-sahiplerini-buldu">Ig Nobel ödülleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyi-kötü, önemli-önemsiz olsun duyduğunuzda gülümseten bilimsel araştırmalar vardır. Düşündürmeden önce en çok güldüren bilimsel çalışmalara verilen <em>Ig Nobel</em> ödüllerinin bu yılki sahipleri, Harvard Üniversitesi’nde düzenlenen törenle belli oldu. İşte on dalda verilen 2019 Ig Nobel ödüllerinin sahipleri:</p>
<p><strong>Tıp ödülü: </strong>İtalya&#8217;da yapılıp yendiğinde pizzanın hastalıklar ve ölüme karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair çalışma ile Silvano Gallus. (İtalya, Hollanda)</p>
<p><strong>Tıp eğitimi ödülü: </strong>Karen Pryor ve Theresa McKeon, ortopedik ameliyatlar için doktorları eğitmek amacıyla, &#8220;clicker eğitimi&#8221; adı verilen köpek eğitimi tekniğini kullanan çalışma ile Karen Pryor ve Theresa McKeon. (ABD)</p>
<p><strong>Biyoloji ödülü: </strong>Manyetize olmuş ölü hamamböceklerinin, manyetize olmuş canlı hamamböceklerinden daha farklı davrandıklarını keşfeden çalışma ile Ling-Jun Kong, Herbert Crepaz, Agnieszka Górecka, Aleksandra Urbanek, Rainer Dumke ve Tomasz Paterek. (Singapur, Çin, Almanya, Avustralya, Polonya, ABD, Bulgaristan)</p>
<p><strong>Anatomi ödülü: </strong>Çıplak ve kıyafetli Fransız postacıların testis ısısı asimetrisini ölçen çalışma ile Roger Mieusset ve Bourras Bengoudifa. (Fransa)</p>
<p><strong>Kimya ödülü: </strong>Beş yaşındaki tipik bir çocuğun ürettiği toplam tükürük miktarını tespit etmeye yönelik çalışma ile Shigeru Watanabe, Mineko Ohnishi, Kaori Imai, Eiji Kawano ve Seiji Igarashi. (Japonya)</p>
<p><strong>Mühendislik ödülü: </strong>Bebek bezi değiştirme makinesini icat eden Iman Farahbakhsh. (İran)</p>
<p><strong>Ekonomi ödülü: </strong>Tehlikeli bakterileri yaymada hangi ülkenin kağıt parasının en başarılı olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik çalışma ile Habip Gedik, Timothy A. Voss ve Andreas Voss. (Türkiye, Hollanda, Almanya)</p>
<p><strong>Barış ödülü: </strong>Kaşıntı tuttuğunda kaşımanın verdiği zevki ölçmeye yönelik çalışma ile Ghada A. bin Saif, Alexandru Papoiu, Liliana Banari, Francis McGlone, Shawn G. Kwatra, Yiong-Huak Chan ve Gil Yosipovitch. (Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Singapur, ABD)</p>
<p><strong>Psikoloji: </strong>Ağızda kalem tutmanın kişiyi gülümsettiğini, mutlu ettiğini keşfeden ve ardından öyle olmadığını keşfeden Fritz Strack. (Almanya)</p>
<p><strong>Fizik ödülü: </strong>Vombatların nasıl ve neden küp şeklinde dışkıladığını inceleyen çalışma ile Patricia Yang, Alexander Lee, Miles Chan, Alynn Martin, Ashley Edwards, Scott Carver ve David Hu. (ABD, Tayvan, Avustralya, Yeni Zelanda, İsveç, Birleşik Krallık)</p>
<p>Çalışmalarıyla Ig Nobel’e adlarını yazdıran bilim insanlarına 10 trilyon Zimbabve Doları (tedavülden kalkmış banknot) olan nakit ödülü törende takdim edildi.</p>
<p>ABD&#8217;deki Georgia Teknoloji Enstitüsü&#8217;nden mühendisler Patricia Yang ve David Hu, bu yıl ikinci kez Ig Nobel ödülüyle onurlandırıldı. Tüm memelilerin mesanelerini yaklaşık 21 saniyede boşalttığı şeklindeki “idrar yasası”nı keşfettikleri çalışmayla 2015 yılında ilk Ig Nobellerini alan araştırmacılar, aldıkları bu ödüllerle, merakın bilimde neşe ve sürpriz getirdiğine dair inançlarının güçlendiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.improbable.com/ig-about/the-2019-winners/">Ig Nobel</a>, <a href="https://www.theguardian.com/science/2019/sep/13/study-french-postmens-testicles-ig-nobel-winner">The Guardian</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ig-nobel-odulleri-sahiplerini-buldu">Ig Nobel ödülleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15206</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Birçokları için Nobel Ödülü hayal oluyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bircoklari-icin-nobel-odulu-hayal-oluyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 14:54:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir bilim insanının Nobel Ödülü alabilmesi için elbette çok fazla bilgiye ve yeteneğe sahip olması gerekir. Ama bunlar her zaman yeterli olmuyor, işin ucunda biraz şansa da var. Çünkü ödüle giden yol pürüzlerle dolu. Çeşitli nedenlerden dolayı birçok araştırmacı için Nobel hayali gerçekleşmiyor. İşte nedenleri&#8230; Uzun bekleme süresi Bazen bir buluşa çok çabuk ödül verilebiliyor. Ama bilim insanları ödül alabilmek için genelde çok uzun süre beklemek zorunda. O an geldiği zamansa iyice yaşlanmış hatta belki de ölmüş oluyorlar. Aslında Nobel Vakfı&#8217;nın tüzüğünde şöyle bir paragraf var: “Ölmüş biri ödül alamaz.” Ama yine de ölümünden sonra ödüllendirilenler de var. Mesela 2011 yılında tıp ödülü bağışıklık araştırmacısı Ralph Steinman’a verilmişti. Komite Steinman’ın, bu karardan birkaç gün önce hayatını kaybettiğini bilmiyordu. Araştırmacılar arasındaki tartışmalar Gen makası Crispr-Cas9’un geliştirilmesi yüzyılın buluşu sayılmakta. Kalıtımı bir bisturiyle değiştirmeye izin veren mucize aracın patenti için bir yanda Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna, diğer tarafta ise Feng Zhang hararetli bir tartışma yaşıyorlar. Araştırmacılar sonuçları 2012 yılında kısa aralıklara Science dergisinde yayımlamışlar. Gerçi adli bir tartışma Nobel Ödülü için bir dışlanma kriteri değil ama bilim insanları tartışma halindeyken, ödülü kimin hak ettiğine karar vermek jüri için kolay olmuyor. Elini çabuk tutan kazanıyor Bir buluşu kim önce yaptı? En azından yayımlanma tarihi jüri üyelerine bir ipucu veriyor. Kimin bir buluş hakkındaki sonuçları ilk önce yayımladığını anlamak için, bilimsel literatürün ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Elini çabuk tutmayan rekabeti kaybediyor. Fakat iki yayın arasında çok az bir zaman varsa bu eşit zaman olarak kabul ediliyor ve iki araştırmacı da ödül alabiliyor. En fazla üç kişinin şansı var Bir buluşta kimin en fazla katkısı olduğu çok önemli. Bunu bulmak jüri için çok çaba gerektiren bir görev. Alfred B. Nobel’in zamanında bir konuda araştırma yapıp buluş yapan genelde bir kişi olurdu. Bu yüzden ödül onun isteği üzerine bir kişiye ya da en fazla üç kişiye veriliyor. Eğer bir projede dört araştırmacı eşit katkıda bulundularsa içlerinden biri muhakkak dışarıda kalıyor. Çünkü jüri Nobel ödüllerine sıkı sıkıya bağlı kalıyor. Ekip çalışması Eskilerden farklı olarak günümüzde araştırma artık bir ekip işi. Özellikle de fizikte büyük bir işbirliği söz konusu diyor fizik jürisinden Gunnar Ingelmann. Bu yüzden birçokları ödülün organizasyonlara verilmesini daha uygun buluyor. Fakat bu konu bugüne dek pek kabul görmedi. Mesela 2013’te Peter Higgs ve François Englert, Higgs-Bozonları için Nobel Fizik Ödülü’nü aldıklarında, “Tanrı parçacıklarının” keşfedildiği Cern araştırma merkezinin de ödüllendirilmesi gerektiği söylenmişti. Ama bu sadece lafta kaldı. Jüri üyelerinin durumu Özellikle de ilk yıllarda jüri üyeleri daha çok kendi araştırma alanlarındaki bilim insanlarını ödüllendirmeyi seviyorlardı diyor Stockholm Nobel Müzesi’nden Gustav Kallstrand. 1901’de fizik jürisinde çok az teorikçi yer alıyordu. Albert Einstein aday gösterildiğinde, jüri üyeleri teorik fizik hakkında pek bir şey bilmiyorlardı. 1922 yılında komitede daha fazla teorik fizikçi yer almaya başlayınca Einstein Nobel ödülü aldı. Günümüzde neredeyse tam tersi bir durum var diyor Kallstrand: “Günümüzde jüri üyeleri bu gibi durumları önlemeye çalışıyor.” Seçme zorluğu Ödülü alanlardan çok daha fazla ödülü hak eden bilimsel buluş var. Dünyadaki tüm dahi ve çalışkan bilim insanları, günümüzde çok fazla çığır açan araştırma başarılarının varlığı gibi basit bir nedenden dolayı ödülü hiçbir zaman alamayacaklarını bilmeliler diyor Kallstrand. Küçük belirsizlikler Jüri, Nobel Ödülü verdiği zaman, buluşun ilk andaki kadar sansasyonel göründüğü konusunda emin olmak ister. Bu durumda bazen buluşun önemi anlaşılmaz. Bu konuda bazı örnekler var. Mesela Kanadalı Oswald Avery 20. yy’ın başlarında DNA’yı kalıtımın taşıyıcısı olarak keşfettiğinde komite ilk başka Avery’nin haklı olup olmadığına karar verememişti. Ve adaylığı çok kez tekrarlanmasına rağmen, Avery Nobel Ödülü&#8217;nü alamadan yaşamını yitirdi. Geç kalan bildirimler Amerikalı bilim insanları fizik alanında çok önemli bir buluşu bildirdi: Yerçekimi dalgalarının kanıtlanması. Buluş kesin bir Nobel Ödülü adayıydı. Ne var ki geç kalınmıştı. Çünkü ödül almak isteyenler bulgularını Ocak ayının sonuna kadar yayımlamış olmalılardı. Adaylık için son tarih 31 Ocak, o tarihe kadar bir buluş yayımlanmamışsa şansını kaybediyor. Nilgün Özbaşaran Dede</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bircoklari-icin-nobel-odulu-hayal-oluyor">Birçokları için Nobel Ödülü hayal oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bilim insanının Nobel Ödülü alabilmesi için elbette çok fazla bilgiye ve yeteneğe sahip olması gerekir. Ama bunlar her zaman yeterli olmuyor, işin ucunda biraz şansa da var. Çünkü ödüle giden yol pürüzlerle dolu. Çeşitli nedenlerden dolayı birçok araştırmacı için Nobel hayali gerçekleşmiyor. İşte nedenleri&#8230;</p>
<p><strong>Uzun bekleme süresi</strong></p>
<p>Bazen bir buluşa çok çabuk ödül verilebiliyor. Ama bilim insanları ödül alabilmek için genelde çok uzun süre beklemek zorunda. O an geldiği zamansa iyice yaşlanmış hatta belki de ölmüş oluyorlar. Aslında Nobel Vakfı&#8217;nın tüzüğünde şöyle bir paragraf var: “Ölmüş biri ödül alamaz.” Ama yine de ölümünden sonra ödüllendirilenler de var. Mesela 2011 yılında tıp ödülü bağışıklık araştırmacısı Ralph Steinman’a verilmişti. Komite Steinman’ın, bu karardan birkaç gün önce hayatını kaybettiğini bilmiyordu.</p>
<p><strong>Araştırmacılar arasındaki tartışmalar </strong></p>
<p>Gen makası Crispr-Cas9’un geliştirilmesi yüzyılın buluşu sayılmakta. Kalıtımı bir bisturiyle değiştirmeye izin veren mucize aracın patenti için bir yanda Emmanuelle Charpentier ve Jennifer Doudna, diğer tarafta ise Feng Zhang hararetli bir tartışma yaşıyorlar. Araştırmacılar sonuçları 2012 yılında kısa aralıklara <em>Science</em> dergisinde yayımlamışlar. Gerçi adli bir tartışma Nobel Ödülü için bir dışlanma kriteri değil ama bilim insanları tartışma halindeyken, ödülü kimin hak ettiğine karar vermek jüri için kolay olmuyor.</p>
<p><strong>Elini çabuk tutan kazanıyor </strong></p>
<p>Bir buluşu kim önce yaptı? En azından yayımlanma tarihi jüri üyelerine bir ipucu veriyor. Kimin bir buluş hakkındaki sonuçları ilk önce yayımladığını anlamak için, bilimsel literatürün ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerekiyor. Elini çabuk tutmayan rekabeti kaybediyor. Fakat iki yayın arasında çok az bir zaman varsa bu eşit zaman olarak kabul ediliyor ve iki araştırmacı da ödül alabiliyor.</p>
<p><strong>En fazla üç kişinin şansı var </strong></p>
<p>Bir buluşta kimin en fazla katkısı olduğu çok önemli. Bunu bulmak jüri için çok çaba gerektiren bir görev. Alfred B. Nobel’in zamanında bir konuda araştırma yapıp buluş yapan genelde bir kişi olurdu. Bu yüzden ödül onun isteği üzerine bir kişiye ya da en fazla üç kişiye veriliyor. Eğer bir projede dört araştırmacı eşit katkıda bulundularsa içlerinden biri muhakkak dışarıda kalıyor. Çünkü jüri Nobel ödüllerine sıkı sıkıya bağlı kalıyor.</p>
<p><strong>Ekip çalışması </strong></p>
<p>Eskilerden farklı olarak günümüzde araştırma artık bir ekip işi. Özellikle de fizikte büyük bir işbirliği söz konusu diyor fizik jürisinden Gunnar Ingelmann. Bu yüzden birçokları ödülün organizasyonlara verilmesini daha uygun buluyor. Fakat bu konu bugüne dek pek kabul görmedi. Mesela 2013’te Peter Higgs ve François Englert, Higgs-Bozonları için Nobel Fizik Ödülü’nü aldıklarında, “Tanrı parçacıklarının” keşfedildiği Cern araştırma merkezinin de ödüllendirilmesi gerektiği söylenmişti. Ama bu sadece lafta kaldı.</p>
<p><strong>Jüri üyelerinin durumu</strong></p>
<p>Özellikle de ilk yıllarda jüri üyeleri daha çok kendi araştırma alanlarındaki bilim insanlarını ödüllendirmeyi seviyorlardı diyor Stockholm Nobel Müzesi’nden Gustav Kallstrand. 1901’de fizik jürisinde çok az teorikçi yer alıyordu. Albert Einstein aday gösterildiğinde, jüri üyeleri teorik fizik hakkında pek bir şey bilmiyorlardı. 1922 yılında komitede daha fazla teorik fizikçi yer almaya başlayınca Einstein Nobel ödülü aldı. Günümüzde neredeyse tam tersi bir durum var diyor Kallstrand: “Günümüzde jüri üyeleri bu gibi durumları önlemeye çalışıyor.”</p>
<p><strong>Seçme zorluğu </strong></p>
<p>Ödülü alanlardan çok daha fazla ödülü hak eden bilimsel buluş var. Dünyadaki tüm dahi ve çalışkan bilim insanları, günümüzde çok fazla çığır açan araştırma başarılarının varlığı gibi basit bir nedenden dolayı ödülü hiçbir zaman alamayacaklarını bilmeliler diyor Kallstrand.</p>
<p><strong>Küçük belirsizlikler </strong></p>
<p>Jüri, Nobel Ödülü verdiği zaman, buluşun ilk andaki kadar sansasyonel göründüğü konusunda emin olmak ister. Bu durumda bazen buluşun önemi anlaşılmaz. Bu konuda bazı örnekler var. Mesela Kanadalı Oswald Avery 20. yy’ın başlarında DNA’yı kalıtımın taşıyıcısı olarak keşfettiğinde komite ilk başka Avery’nin haklı olup olmadığına karar verememişti. Ve adaylığı çok kez tekrarlanmasına rağmen, Avery Nobel Ödülü&#8217;nü alamadan yaşamını yitirdi.</p>
<p><strong>Geç kalan bildirimler </strong></p>
<p>Amerikalı bilim insanları fizik alanında çok önemli bir buluşu bildirdi: Yerçekimi dalgalarının kanıtlanması. Buluş kesin bir Nobel Ödülü adayıydı. Ne var ki geç kalınmıştı. Çünkü ödül almak isteyenler bulgularını Ocak ayının sonuna kadar yayımlamış olmalılardı. Adaylık için son tarih 31 Ocak, o tarihe kadar bir buluş yayımlanmamışsa şansını kaybediyor.</p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bircoklari-icin-nobel-odulu-hayal-oluyor">Birçokları için Nobel Ödülü hayal oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13110</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Oct 2018 14:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[Abel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cahit arf]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[fields madalyası]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[langlangs programı]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[matematik köyü]]></category>
		<category><![CDATA[matematikçi]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[robert langlands]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adı Robert Langlands. Matematik alanında yaptığı büyük katkı sonucu Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin Nobel ayarındaki Abel Ödülü’nü aldı. Geçenlerde Türkiye Matematik Derneği’nin davetiyle geldi, iki hafta kaldı ve Türkçe konuşmalar yaptı. Nobel ayarında dedik, çünkü Nobel, ödüllerini kategorize ederken matematik bilimini es geçmişti. Nedeni konusunda kişisel bazı rivayetler dolaşır. Bunlara girmeyelim. Norveç, bu eksikliği gidermek için “Biz de Abel Ödülü verelim” önerisinde bulundu ve 2003 yılından beri her yıl bu ödül veriliyor. Aslında Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin 4 yılda bir 40 yaş altı parlak matematikçilere verdiği bir büyük ödül var: Fields Madalyası! Abel Ödülü’nde, Nobel’de olduğu yaşa bakılmıyor, ve tek bir konu değil, matematiksel süreç dikkate alınıyor. Abel’e adını veren kişi ise Niels Henrik Abel, Norveçli matematikçi (1802- 1829). İşte bu ödülü aldı Langlands. Aslında Fields Madalyası’nı da alacaktı ama komite arasında anlaşmazlıkların çıkması üzerine süre uzadı. Verilmesi düşünüldüğünde de Langlands’ın 43 yaşına bastığı anlaşıldı ve vazgeçildi. Yani Langlands’a haksızlık yapıldığını söyleyebiliriz. Nedenine gelince: Langlands’ın yaptığı katkılar matematikte yeni bir çalışma ve düşünme alanı açmıştı: Langlands Programı. Bu alanda çalışan 4 büyük matematikçiye önemli katkıları nedeniyle Fields Madalyası verilmişti! Langlands Türkçe konuşuyor, ODTÜ’de bulundu ve en önemlisi büyük ödüle konu olan katkısına Türkiye sahne oldu. Bugün bile Türk öğrencileri var. Peki nasıl biri Langlands? Matematik çözümlerine bile “şüphe” ile yaklaşan, ileride beni çok aşacaklar diyen, acaba çözümüm sürekli olur mu? diye soran, aldığı 1 milyon dolar ödülü “paraya ihtiyacım yok” diyerek, matematikle ilgili kurumlara, bu arada bizim Matematik Köyü’ne de paylaştıran, ünlü matematikçimiz Cahit Arf’ın henüz 1967’de “bu adam dahi” diye öngörüde bulunduğu, saf ve tam bir bilim insanı&#8230; Orhan Bursalı’nın hazırladığı geniş söyleşiyi, bizimle yani Türkiye ile ilgili yönleriyle birlikte okuyacaksınız. Matematiğin bir numaralı  isimlerinden biri olan Langlands nasıl biri ve siz olsanız onunla nasıl bir sohbete girişirdiniz? Dergimizde başka neler var? Doğan Kuban hoca “Ülkenin Gündemi” başlıklı yazısında ülkenin gerçek sorunları üzerine kafa yormak yerine politik kör döğüşü ile nasıl zaman kaybedildiğini yazdı. Müfit Akyos doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı çalışacak politika kurullarını ele aldı. Kurulan yapı ve yapılan atamalarla Türkiye’nin bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, kültür politikalarını nasıl yapılacağını sorgulayan önemli bir yazı. Mustafa Çetiner tıpta son söz söyleyici sayılan sihirli p değeri üzerine bir tartışma başlattı. Tanol Türkoğlu ise “Teknoloji destekli ilerleme insan zekasını geriletiyor mu? Dümene yapay zeka geçtiğinde tablo nasıl dönüşecek?” sorularına yanıt aradı. Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Prof. Dr. Burak Koçak kronik böbrek yetmezliği üzerine yazdı. Dünyanın ilk hayvanlarından biri ile tanışmaya hazır mısınız? 558 milyon yıl öncesine dayanıyor geçmişi. Rusya’da bulunan yeni fosiller bu canlının özelliklerine ilişkin yeni bir kapı araladı. Bu hafta yeni ve sürekli bir seri daha başlattık. Adını da Yeşil Köşe koyduk. İklim değişikliği karşısında yeni icatlar, yeni bilimsel gelişmelerden örneklerle karşınızda olacağız. Konu önemli. Doğanın tahribatı ve tüm canlılar açısından yaşanılabilir olmaktan çıkması kadar sağlık üzerindeki etkileri de giderek artıyor. Onlardan biri ağır metaller ve dergimizde ağır metallerin kanser vakalarını artırmanın yanı sıra kalp hastalıkları riskini de arttırdığının ortaya çıktığını okuyacaksınız. Ev tipi arıtma cihazları ne kadar sağlıklı? Hepimizi yakından ilgilendiren bu sorunun yanıtını Tıbbi jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey’in yazısından öğrenebilirsiniz. Kültür Üniversitesi’nden Gıda Mühendisi Dr. Sezen Sevdin ise 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2018 yılında koyduğu “2030 yılına kadar dünyada açlık çeken insan kalmasın” hedefi üzerine yazdı. Beslenme ve bilim sayfamızın bu haftaki konuğu ise antik dönemlerde Bergamalı Galen’in ‘şifa kaynağı’ olarak tanımladığı kuşkonmaz bitkisi. Hayvanlar Dünyası’nda da zekaları ve becerileri ile insanları şaşırtan kimi hayvanlardan örnekler var&#8230; Bu sayımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na denk geliyor. Biz de son söz olarak Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Biliyorsunuz Herkese Bilim Teknoloji dergisi, Türkiye’nin ancak bilim, teknoloji ve inovasyonla gelişebileceği inancından hareketle, bilimsel gelişmelerin sadece bir kesim için değil tüm ülke için ulaşılabilir olması adına çalışmalarını sürdürüyor. Sizlerin de katkıları ile hep birlikte “geleceği inşa edecek” küçük taşları döşemeye çalışıyoruz. Atatürk’ün Cumhuriyeti&#8217;ni daima saygı ile anıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz">Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11676 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/135.jpg 1587w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Adı <strong>Robert Langlands</strong>. Matematik alanında yaptığı büyük katkı sonucu Norveç Bilim ve Edebiyat Akademisi’nin Nobel ayarındaki Abel Ödülü’nü aldı. Geçenlerde Türkiye Matematik Derneği’nin davetiyle geldi, iki hafta kaldı ve Türkçe konuşmalar yaptı.</p>
<p>Nobel ayarında dedik, çünkü Nobel, ödüllerini kategorize ederken matematik bilimini es geçmişti. Nedeni konusunda kişisel bazı rivayetler dolaşır. Bunlara girmeyelim. Norveç, bu eksikliği gidermek için “Biz de Abel Ödülü verelim” önerisinde bulundu ve 2003 yılından beri her yıl bu ödül veriliyor. Aslında Uluslararası Matematikçiler Birliği’nin 4 yılda bir 40 yaş altı parlak matematikçilere verdiği bir büyük ödül var: Fields Madalyası!</p>
<p>Abel Ödülü’nde, Nobel’de olduğu yaşa bakılmıyor, ve tek bir konu değil, matematiksel süreç dikkate alınıyor. Abel’e adını veren kişi ise <strong>Niels Henrik Abel</strong>, Norveçli matematikçi (1802- 1829).</p>
<p>İşte bu ödülü aldı Langlands. Aslında Fields Madalyası’nı da alacaktı ama komite arasında anlaşmazlıkların çıkması üzerine süre uzadı. Verilmesi düşünüldüğünde de Langlands’ın 43 yaşına bastığı anlaşıldı ve vazgeçildi. Yani Langlands’a haksızlık yapıldığını söyleyebiliriz. Nedenine gelince:</p>
<p>Langlands’ın yaptığı katkılar matematikte yeni bir çalışma ve düşünme alanı açmıştı: <strong>Langlands Programı</strong>. Bu alanda çalışan 4 büyük matematikçiye önemli katkıları nedeniyle Fields Madalyası verilmişti!</p>
<p>Langlands Türkçe konuşuyor, ODTÜ’de bulundu ve en önemlisi büyük ödüle konu olan katkısına Türkiye sahne oldu. Bugün bile Türk öğrencileri var.</p>
<p>Peki nasıl biri Langlands? Matematik çözümlerine bile “şüphe” ile yaklaşan, <em>ileride beni çok aşacaklar</em> diyen, <em>acaba çözümüm sürekli olur mu?</em> diye soran, aldığı 1 milyon dolar ödülü “paraya ihtiyacım yok” diyerek, matematikle ilgili kurumlara, bu arada bizim <strong>Matematik Köyü</strong>’ne de paylaştıran, ünlü matematikçimiz <strong>Cahit Arf</strong>’ın henüz 1967’de “bu adam dahi” diye öngörüde bulunduğu, saf ve tam bir bilim insanı&#8230;</p>
<p>Orhan Bursalı’nın hazırladığı geniş söyleşiyi, bizimle yani Türkiye ile ilgili yönleriyle birlikte okuyacaksınız. Matematiğin bir numaralı  isimlerinden biri olan Langlands nasıl biri ve siz olsanız onunla nasıl bir sohbete girişirdiniz?</p>
<p><strong>Dergimizde başka neler var?</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>hoca “Ülkenin Gündemi” başlıklı yazısında ülkenin gerçek sorunları üzerine kafa yormak yerine politik kör döğüşü ile nasıl zaman kaybedildiğini yazdı.</p>
<p><strong>Müfit Akyos </strong>doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı çalışacak politika kurullarını ele aldı. Kurulan yapı ve yapılan atamalarla Türkiye’nin bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, kültür politikalarını nasıl yapılacağını sorgulayan önemli bir yazı.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner </strong>tıpta son söz söyleyici sayılan sihirli p değeri üzerine bir tartışma başlattı.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong> ise “Teknoloji destekli ilerleme insan zekasını geriletiyor mu? Dümene yapay zeka geçtiğinde tablo nasıl dönüşecek?” sorularına yanıt aradı.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden <strong>Prof. Dr. Burak Koçak</strong> kronik böbrek yetmezliği üzerine yazdı.</p>
<p>Dünyanın ilk hayvanlarından biri ile tanışmaya hazır mısınız? 558 milyon yıl öncesine dayanıyor geçmişi. Rusya’da bulunan yeni fosiller bu canlının özelliklerine ilişkin yeni bir kapı araladı.</p>
<p>Bu hafta yeni ve sürekli bir seri daha başlattık. Adını da Yeşil Köşe koyduk. İklim değişikliği karşısında yeni icatlar, yeni bilimsel gelişmelerden örneklerle karşınızda olacağız. Konu önemli. Doğanın tahribatı ve tüm canlılar açısından yaşanılabilir olmaktan çıkması kadar sağlık üzerindeki etkileri de giderek artıyor. Onlardan biri ağır metaller ve dergimizde ağır metallerin kanser vakalarını artırmanın yanı sıra kalp hastalıkları riskini de arttırdığının ortaya çıktığını okuyacaksınız.</p>
<p>Ev tipi arıtma cihazları ne kadar sağlıklı? Hepimizi yakından ilgilendiren bu sorunun yanıtını Tıbbi jeoloji uzmanı <strong>Dr. Eşref Atabey</strong>’in yazısından öğrenebilirsiniz.</p>
<p>Kültür Üniversitesi’nden Gıda Mühendisi <strong>Dr. Sezen Sevdin</strong> ise 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2018 yılında koyduğu “2030 yılına kadar dünyada açlık çeken insan kalmasın” hedefi üzerine yazdı.</p>
<p>Beslenme ve bilim sayfamızın bu haftaki konuğu ise antik dönemlerde Bergamalı Galen’in ‘şifa kaynağı’ olarak tanımladığı kuşkonmaz bitkisi.</p>
<p>Hayvanlar Dünyası’nda da zekaları ve becerileri ile insanları şaşırtan kimi hayvanlardan örnekler var&#8230;</p>
<p>Bu sayımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na denk geliyor. Biz de son söz olarak Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Biliyorsunuz Herkese Bilim Teknoloji dergisi, Türkiye’nin ancak bilim, teknoloji ve inovasyonla gelişebileceği inancından hareketle, bilimsel gelişmelerin sadece bir kesim için değil tüm ülke için ulaşılabilir olması adına çalışmalarını sürdürüyor. Sizlerin de katkıları ile hep birlikte “geleceği inşa edecek” küçük taşları döşemeye çalışıyoruz.</p>
<p>Atatürk’ün Cumhuriyeti&#8217;ni daima saygı ile anıyoruz.</p>
<p>29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunyanin-en-buyuk-matematikcisi-ile-ne-konusurdunuz">Dünyanın en büyük matematikçisi ile ne konuşurdunuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fields Madalyası 4 kişiye verildi, Caucher Birkar&#8217;ın madalyası çalındı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/fields-madalyasi-4-kisiye-verildi-caucher-birkarin-madalyasi-calindi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2018 11:49:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Akshay Venkatesh]]></category>
		<category><![CDATA[Alessio Figalli]]></category>
		<category><![CDATA[Caucher Birkar]]></category>
		<category><![CDATA[fields madalyası]]></category>
		<category><![CDATA[Gaspard Monge]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Pierre Serre]]></category>
		<category><![CDATA[John Charles Fields]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[maryam mirzakhani]]></category>
		<category><![CDATA[matematiğin nobel'i]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[O Globo]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Scholze]]></category>
		<category><![CDATA[Rio de Janeiro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her dört yılda bir, Uluslararası Matematikçiler Kongresi&#8217;nde, 40 ya da daha küçük yaştaki en genç ve parlak matematikçilere verilen Fields Madalyası, &#8220;Matematiğin Nobeli&#8221; olarak adlandırılıyor. Bu yılın kazananları, Bonn Üniversitesi&#8217;nde matematik profesörü olan 30 yaşındaki Peter Scholze, Cambridge Üniversitesi&#8217;nden 40 yaşındaki Caucher Birkar, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü&#8217;nden 34 yaşındaki Alessio Figalli ve Stanford Üniversitesi&#8217;nden 36 yaşındaki Akshay Venkatesh oldu. Caucher Birkar&#8216;ın alanı sayılar ve şekiller arasındaki bağlantıları araştıran cebirsel geometri. Bir dizi denklemin çözüm kümesi geometrik bir alan ile temsil edilebiliyor. O ve çalışma arkadaşları çözümlerin daha kolay anlaşılabilen daha basit bir dizi ile değiştirilebildiği “minimal modeller” adlı konu üzerine çalışıyor. Fraktal yapılar üzerine çalışan Dr. Scholze için “neslinin en yetenekli aritmetik geometricisi” olduğu söyleniyor. 2010 yılında henüz lisansüstü eğitimini alırken, 288 sayfalık karmaşık bir kitap uzunluğundaki kanıtı, 37 sayfalık yeni bir versiyona dönüştürerek basitleştirmişti. Dr. Figalli ise, “optimal transport” ya da ulaştırma teorisi adı verilen bir alanda çalışıyor. 1781&#8217;de Fransız matematikçi Gaspard Monge tarafından temelleri atılan bu alan, taşımacılık maliyetlerinin mümkün olduğu kadar düşük olması için en verimli ulaşım şekli ve kaynakların belirlenmesi ile ilgileniyor. Venkatesh’in araştırması ise çok çeşitli matematiksel disiplinlerini kapsıyor. Eski mezun öğrencilerinden biri olan Brian Lawrence ile birlikte, 1980&#8217;lerden beri kullanılan ve sadece denklemlerin formuna bakarak sınırlı mı, yoksa sonsuz sayıda mı çözümü olduğu gösteren teoremi kanıtlamak için farklı bir yol buldu. Sonuç yeni olmamasına rağmen, bu yeni yaklaşım, denklemlerin çözülebilirliğini anlama konusunda daha fazla ilerleme sağlayabilir. Matematik alanında verilen en prestijli ödül İlk olarak 1936&#8217;da verilen Fields Madalyası, Kanadalı matematikçi John Charles Fields tarafından başlatıldı. Ödülün en genç kazananı, 1954&#8217;te madalya alan, 27 yaşındaki Jean-Pierre Serre’ydi. 2014 yılında ise, Stanford Üniversitesi&#8217;nden Maryam Mirzakhani, Fields Madalyası alan ilk kadın olmuştu. Mirzakhani ne yazık ki, madalyasını aldıktan yalnızca 3 yıl sonra kanser nedeniyle hayatını kaybetmişti. Madalyası çalındı Bu yıl kazanan 4 genç ve başarılı matematikçi, madalyalarını Rio de Janeiro’da düzenlenen kongrede aldı. Ancak Birkar, ödülünü aldıktan yarım saat sonra madalyası çalındı. Birkar, içinde madalyonun bulunduğu evrak çantasını, törenin düzenlendiği alanda bir masanın üzerine bırakmıştı. Birkaç dakika sonra, çanta kayboldu. Güvenlik çantayı bulduğunda ise, içinde madalya yoktu. Rio’nun O Globo gazetesi, hırsızın güvenlik kamerası görüntülerinden zaten tespit edildiğini söyledi. Organizasyon komitesi, soruşturmalarında yerel polis makamlarıyla işbirliği yapıyor. Kaynak: https://www.nytimes.com/2018/08/01/science/fields-medals-mathematics.html https://www.theguardian.com/world/2018/aug/01/fields-medal-award-stolen-brazil-maths-prize</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/fields-madalyasi-4-kisiye-verildi-caucher-birkarin-madalyasi-calindi">Fields Madalyası 4 kişiye verildi, Caucher Birkar&#8217;ın madalyası çalındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_11884" style="width: 310px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11884" class="wp-image-11884 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/caucherbirkar-300x180.jpg" alt="" width="300" height="180" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/caucherbirkar-300x180.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/caucherbirkar-1024x614.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/caucherbirkar.jpg 1240w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-11884" class="wp-caption-text">Caucher Birkar, 1 Ağustos&#8217;ta Rio de Janeiro&#8217;da Fields Madalyası&#8217;nı aldı.</p></div>
<p>Her dört yılda bir, Uluslararası Matematikçiler Kongresi&#8217;nde, 40 ya da daha küçük yaştaki en genç ve parlak matematikçilere verilen Fields Madalyası, &#8220;Matematiğin Nobeli&#8221; olarak adlandırılıyor.</p>
<p>Bu yılın kazananları, Bonn Üniversitesi&#8217;nde matematik profesörü olan 30 yaşındaki <strong>Peter Scholze,</strong> Cambridge Üniversitesi&#8217;nden 40 yaşındaki <strong>Caucher Birkar</strong>, İsviçre Federal Teknoloji Enstitüsü&#8217;nden 34 yaşındaki <strong>Alessio Figalli</strong> ve Stanford Üniversitesi&#8217;nden 36 yaşındaki <strong>Akshay Venkatesh</strong> oldu.</p>
<div id="attachment_11883" style="width: 310px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11883" class="wp-image-11883 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/fields-300x165.jpg" alt="" width="300" height="165" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/fields-300x165.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/fields-1024x564.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/fields.jpg 1240w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-11883" class="wp-caption-text">Soldan sağa: Caucher Birkar, Alessio Figalli, Akshay Venkatesh, Peter Scholze</p></div>
<p><strong>Caucher Birkar</strong>&#8216;ın alanı sayılar ve şekiller arasındaki bağlantıları araştıran cebirsel geometri. Bir dizi denklemin çözüm kümesi geometrik bir alan ile temsil edilebiliyor. O ve çalışma arkadaşları çözümlerin daha kolay anlaşılabilen daha basit bir dizi ile değiştirilebildiği “minimal modeller” adlı konu üzerine çalışıyor.</p>
<p>Fraktal yapılar üzerine çalışan <strong>Dr. Scholze</strong> için “neslinin en yetenekli aritmetik geometricisi” olduğu söyleniyor. 2010 yılında henüz lisansüstü eğitimini alırken, 288 sayfalık karmaşık bir kitap uzunluğundaki kanıtı, 37 sayfalık yeni bir versiyona dönüştürerek basitleştirmişti.</p>
<p><strong>Dr. Figalli</strong> ise, “optimal transport” ya da ulaştırma teorisi adı verilen bir alanda çalışıyor. 1781&#8217;de Fransız matematikçi Gaspard Monge tarafından temelleri atılan bu alan, taşımacılık maliyetlerinin mümkün olduğu kadar düşük olması için en verimli ulaşım şekli ve kaynakların belirlenmesi ile ilgileniyor.</p>
<p><strong>Venkatesh</strong>’in araştırması ise çok çeşitli matematiksel disiplinlerini kapsıyor. Eski mezun öğrencilerinden biri olan Brian Lawrence ile birlikte, 1980&#8217;lerden beri kullanılan ve sadece denklemlerin formuna bakarak sınırlı mı, yoksa sonsuz sayıda mı çözümü olduğu gösteren teoremi kanıtlamak için farklı bir yol buldu. Sonuç yeni olmamasına rağmen, bu yeni yaklaşım, denklemlerin çözülebilirliğini anlama konusunda daha fazla ilerleme sağlayabilir.</p>
<p><strong>Matematik alanında verilen en prestijli ödül</strong></p>
<p>İlk olarak 1936&#8217;da verilen Fields Madalyası, Kanadalı matematikçi <strong>John Charles Fields</strong> tarafından başlatıldı. Ödülün en genç kazananı, 1954&#8217;te madalya alan, 27 yaşındaki <strong>Jean-Pierre Serre</strong>’ydi. 2014 yılında ise, Stanford Üniversitesi&#8217;nden <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/soyut-yuzeylerin-inatci-kasifi-maryam-mirzakhani"><strong>Maryam Mirzakhani</strong></a>, Fields Madalyası alan ilk kadın olmuştu. <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/iranli-matematikci-maryam-mirzakhani-hayatini-kaybetti">Mirzakhani </a>ne yazık ki, madalyasını aldıktan yalnızca 3 yıl sonra kanser nedeniyle hayatını kaybetmişti.</p>
<p><strong>Madalyası çalındı</strong></p>
<p>Bu yıl kazanan 4 genç ve başarılı matematikçi, madalyalarını Rio de Janeiro’da düzenlenen kongrede aldı. Ancak Birkar, ödülünü aldıktan yarım saat sonra madalyası çalındı.</p>
<p>Birkar, içinde madalyonun bulunduğu evrak çantasını, törenin düzenlendiği alanda bir masanın üzerine bırakmıştı. Birkaç dakika sonra, çanta kayboldu. Güvenlik çantayı bulduğunda ise, içinde madalya yoktu. Rio’nun <em>O Globo</em> gazetesi, hırsızın güvenlik kamerası görüntülerinden zaten tespit edildiğini söyledi. Organizasyon komitesi, soruşturmalarında yerel polis makamlarıyla işbirliği yapıyor.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong><br />
<a href="https://www.nytimes.com/2018/08/01/science/fields-medals-mathematics.html">https://www.nytimes.com/2018/08/01/science/fields-medals-mathematics.html</a><br />
<a href="https://www.theguardian.com/world/2018/aug/01/fields-medal-award-stolen-brazil-maths-prize">https://www.theguardian.com/world/2018/aug/01/fields-medal-award-stolen-brazil-maths-prize</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/fields-madalyasi-4-kisiye-verildi-caucher-birkarin-madalyasi-calindi">Fields Madalyası 4 kişiye verildi, Caucher Birkar&#8217;ın madalyası çalındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10648</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
