<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>oksitosin arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/oksitosin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/oksitosin</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 May 2025 07:22:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Müzik dinleme alışkanlıklarınız aşk yaşamınızı etkiliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/muzik-dinleme-aliskanliklariniz-ask-yasaminizi-etkiliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 07:22:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[duygusallık]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[oksitosin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müziğin, ötüşerek birbirlerine kur yapan kuşlar gibi, insanların da eş seçmelerine yardımcı olmak üzere evrildiği ilk kez İnsanın Türeyişi yapıtında Charles Darwin tarafından öne sürülmüştü. Patrick Savage, “Kişinin düşlediği eşi bulmasında müziğin nasıl bir katkısı olabilir?” sorusuna, “Bir karaoke barına gidip birlikte bir düeti seslendirin. Bilim öncelikle bunu öneriyor,” yanıtını veriyor. Savage’ın bir müzikbilimci olduğu düşünülürse, müziğin eşiyle ilişkisinin önemli bir parçasını oluşturması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Ancak müzikten duygusal bir araç olarak yararlanmak yalnızca Savage’a özgü bir davranış değil. Tarih boyunca her kültürde var olan aşk şarkıları müziğin en gözde türünü oluşturmuş, liste başı şarkıların %67’si aşkı konu almıştır. Savage’ın da belirttiği gibi, aşk şarkılarını müzikal açıdan özel kılan bir şey olmasa bile, müzik ilişkilerin kurulup sürdürülmesi açısından son derece etkili bir araç. Müziğin, ötüşerek birbirlerine kur yapan kuşlar gibi, insanların da eş seçmelerine yardımcı olmak üzere evrildiği ilk kez İnsanın Türeyişi yapıtında Charles Darwin tarafından öne sürüldü. Şimdi Savage gibi kimi araştırmacılar müzik yapmamıza olanak tanıyan beceriler dizisinin insanları birbirine bağlayan bir araç takımı olarak evrildiğine, evrilme nedeni ne olursa olsun, müziğin gücünün duygusal ilişkilerin oluşturulmasına katkıda bulunabileceğine inanıyorlar. Toplumsal bağ Bu da ruhbilimde müzik yeteneğinin aşık olma ve aşık kalma sürecini destekleyen en eşsiz unsur olduğu yönündeki yeni bir görüşün temelini oluşturuyor. Bu görüşü öne süren Finlandiya’daki Jyväskylä Üniversitesi araştırmacılarından Joshua Bamford, eş seçimi ve duygusal ilişki sürecindeki toplumsal bağın sürdürülmesinde müziğin son derece etkili olduğuna inanıyor. Bamford, genelde eş seçimini içeren bir ilişkinin başlangıcında müziğin buluşma kararlarında etkili olabileceğine, bunun nedeninin şarkı söyleme ve dans etmenin bireyin genel sağlık durumunu ve genlerinin gücünü başkalarına sergilemeye yaramasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Müzik ile çekicilik arasındaki ilişki 2022’de, Viyana Üniversitesi’nden Manuela Marin ile Innsbruck Üniversitesi’nden Ines Rathgeber olası bir eşin müzikal becerilerinin onu daha çekici kılıp kılmadığını araştırdılar. Psikoloji eğitimi gören 58 heteroseksüel üniversite öğrencisinin katıldığı araştırmada, gelişigüzel iki gruba ayrılan katılımcılara iki deney uygulandı. İlkinde, sessizce otururlarken katılımcılara ekrandan karşı cinsten kişilerin yüzleri gösterildi. İkincisinde, bu yüzlere katılımcılara yüzün sahibi tarafından yorumlandığı söylenen piyano müzikleri eşlik etti. Katılımcılara gördükleri her yüzü ne denli çekici buldukları ve o kişiyle buluşmak isteyip istemeyecekleri soruldu. Beklendiği gibi, erkek ve kadın katılımcılar piyanist olduğunu düşündükleri kişiyle buluşmaya daha istekli olurlarken, kadınlar bu kişilerin yüzlerini de daha çekici buldular. Bir kişinin normal koşullarda çekici bulmayacağı bir müzisyene gönlünü kaptırması bunun somut bir örneğidir. Ancak tüm bunlar müzik kulağı olmayanları ürkütmemeli. Marin, tanık olunan bu etkinin istatistiksel açıdan anlamlı olsa bile, gerçekte iki deney arasındaki farklılığın küçük olduğuna, sonuçların yalnızca bir avuç heteroseksüel Alman ve Avusturyalı katılımcıya dayandığına dikkat çekiyor. São Paulo Üniversitesi müzikbilimcilerinden Marco Varella, kanıtlar bir noktada birleşse bile, konuyla ilgili kaynaklarda bunu geçersiz kılan verilerin de olduğunu ve bu nedenle çok daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiğini belirtiyor. Bunu destekleyici çok daha kayda değer araştırmaların olduğu bir alan da, müzik seçimlerinde kişiliğin rolüyle ilgili. Buna göre, müzikle ilgili zevkleriniz olası bir eş için uygunluğu gözler önüne seren toplumsal bir gösterge işlevini görebiliyor. Günümüzde Spotify’ın rolü Günümüzde denenip doğrulanmış bir yöntemden yararlanarak hoşlandığı kişiye dinlediği müziklerden bir seçki hazırlayanlara (ya da Spotify üzerinden bir çalma listesi oluşturanlara) bu durum şaşırtıcı gelmeyebilir. Cambridge Üniversitesi araştırmacılardan David Greenberg, “Tanışma ve flört sürecinin başlarında müzik tarafların birbirlerini tanımalarına yardımcı olur,” diyor. Gerçekten de, kişilik ve değerleri yansıtması açısından son derece etkili olan müzik yeni tanışanların en gözde sohbet konularından birini oluşturuyor. Kısa süre önce yapılan bir araştırmada Greenberg ve arkadaşları 36 ülkeden 70 bini aşkın yetişkinden kişiliklerini ve kendilerine izletilen 16 farklı batı müziği türünde video kliplerini ne denli beğendiklerini değerlendirmelerini istediler. Sonuçta, daha açık görüşlü kişilerin caz gibi karmaşık müzik türlerini yeğledikleri, buna karşılık dışa dönük kişilerin daha çok Europop gibi temposu hızlı çağdaş müziklerden, uysal ve uyumlu kişilerin de yumuşak rock ve R&#38;B gibi hafif ve rahatlatıcı müziklerden hoşlandıkları görüldü.     İlişkiyi daha kalıcı hale de getiriyor Müziğin duygusal gücü aranan eş bulunduğunda sona ermiyor ve tarafların daha da yakınlaşıp ilişkiyi daha kalıcı kılmalarına da yardımcı oluyor. Araştırmalar birlikte şarkı söylemek türünde karşılıklı uyumu gerektiren davranışların beyinde haz duygusunu körükleyen oksitosin akışını hızlandırabileceğini, müzik dinlemenin stres hormonu kortizol düzeylerinde bir düşüşe neden olabileceğini ortaya koyuyor. Öyle ki, çiftlerin kendileri için anlamlı bir şarkı eşliğinde dans etmeleri ya da 40 yıllık birliktelikleriyle ilgili anılarını canlandıran müzikler dinlemeleri ilişkiyi ayakta tutmaya yarıyor. Ayrılık durumunda insanları rahatlatabilecek şarkılar da var, ama müzik psikolojisinde bu tür hüzünlü şeylerden söz edilmesinden pek hoşlanılmıyor. Rita Urgan Kaynak: https://www.theguardian.com/science/2025/jan/12/music-sounds-better-with-you-how-your-listening-habits-affect-your-love-life</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/muzik-dinleme-aliskanliklariniz-ask-yasaminizi-etkiliyor">Müzik dinleme alışkanlıklarınız aşk yaşamınızı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><b>Müziğin, ötüşerek birbirlerine kur yapan kuşlar gibi, insanların da eş seçmelerine yardımcı olmak üzere evrildiği ilk kez </b><b><i>İnsanın Türeyişi </i></b><b>yapıtında Charles Darwin tarafından öne sürülmüştü.</b></p>
<p class="p3">Patrick Savage, “Kişinin düşlediği eşi bulmasında müziğin nasıl bir katkısı olabilir?” sorusuna, “Bir karaoke barına gidip birlikte bir düeti seslendirin. Bilim öncelikle bunu öneriyor,” yanıtını veriyor. Savage’ın bir müzikbilimci olduğu düşünülürse, müziğin eşiyle ilişkisinin önemli bir parçasını oluşturması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Ancak müzikten duygusal bir araç olarak yararlanmak yalnızca Savage’a özgü bir davranış değil.</p>
<p class="p3">Tarih boyunca her kültürde var olan aşk şarkıları müziğin en gözde türünü oluşturmuş, liste başı şarkıların %67’si aşkı konu almıştır.</p>
<p class="p2">Savage’ın da belirttiği gibi, aşk şarkılarını müzikal açıdan özel kılan bir şey olmasa bile, müzik ilişkilerin kurulup sürdürülmesi açısından son derece etkili bir araç.</p>
<p class="p3">Müziğin, ötüşerek birbirlerine kur yapan kuşlar gibi, insanların da eş seçmelerine yardımcı olmak üzere evrildiği ilk kez <i>İnsanın Türeyişi </i>yapıtında Charles Darwin tarafından öne sürüldü. Şimdi Savage gibi kimi araştırmacılar müzik yapmamıza olanak tanıyan beceriler dizisinin insanları birbirine bağlayan bir araç takımı olarak evrildiğine, evrilme nedeni ne olursa olsun, müziğin gücünün duygusal ilişkilerin oluşturulmasına katkıda bulunabileceğine inanıyorlar.</p>
<p class="p3"><b>Toplumsal bağ</b></p>
<p class="p3">Bu da ruhbilimde müzik yeteneğinin aşık olma ve aşık kalma sürecini destekleyen en eşsiz unsur olduğu yönündeki yeni bir görüşün temelini oluşturuyor. Bu görüşü öne süren Finlandiya’daki Jyväskylä Üniversitesi araştırmacılarından Joshua Bamford, eş seçimi ve duygusal ilişki sürecindeki toplumsal bağın sürdürülmesinde müziğin son derece etkili olduğuna inanıyor.</p>
<p class="p2">Bamford, genelde eş seçimini içeren bir ilişkinin başlangıcında müziğin buluşma kararlarında etkili olabileceğine, bunun nedeninin şarkı söyleme ve dans etmenin bireyin genel sağlık durumunu ve genlerinin gücünü başkalarına sergilemeye yaramasından kaynaklandığına dikkat çekiyor.</p>
<p class="p4"><b>Müzik ile çekicilik arasındaki ilişki</b></p>
<p class="p4">2022’de, Viyana Üniversitesi’nden Manuela Marin ile Innsbruck Üniversitesi’nden Ines Rathgeber olası bir eşin müzikal becerilerinin onu daha çekici kılıp kılmadığını araştırdılar. Psikoloji eğitimi gören 58 heteroseksüel üniversite öğrencisinin katıldığı araştırmada, gelişigüzel iki gruba ayrılan katılımcılara iki deney uygulandı. İlkinde, sessizce otururlarken katılımcılara ekrandan karşı cinsten kişilerin yüzleri gösterildi. İkincisinde, bu yüzlere katılımcılara yüzün sahibi tarafından yorumlandığı söylenen piyano müzikleri eşlik etti. Katılımcılara gördükleri her yüzü ne denli çekici buldukları ve o kişiyle buluşmak isteyip istemeyecekleri soruldu.</p>
<p class="p4">Beklendiği gibi, erkek ve kadın katılımcılar piyanist olduğunu düşündükleri kişiyle buluşmaya daha istekli olurlarken, kadınlar bu kişilerin yüzlerini de daha çekici buldular. Bir kişinin normal koşullarda çekici bulmayacağı bir müzisyene gönlünü kaptırması bunun somut bir örneğidir.</p>
<p class="p4">Ancak tüm bunlar müzik kulağı olmayanları ürkütmemeli. Marin, tanık olunan bu etkinin istatistiksel açıdan anlamlı olsa bile, gerçekte iki deney arasındaki farklılığın küçük olduğuna, sonuçların yalnızca bir avuç heteroseksüel Alman ve Avusturyalı katılımcıya dayandığına dikkat çekiyor.</p>
<p class="p2">São Paulo Üniversitesi müzikbilimcilerinden Marco Varella, kanıtlar bir noktada birleşse bile, konuyla ilgili kaynaklarda bunu geçersiz kılan verilerin de olduğunu ve bu nedenle çok daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p class="p2">Bunu destekleyici çok daha kayda değer araştırmaların olduğu bir alan da, müzik seçimlerinde kişiliğin rolüyle ilgili. Buna göre, müzikle ilgili zevkleriniz olası bir eş için uygunluğu gözler önüne seren toplumsal bir gösterge işlevini görebiliyor.</p>
<p class="p4"><b>Günümüzde Spotify’ın rolü</b></p>
<p class="p4">Günümüzde denenip doğrulanmış bir yöntemden yararlanarak hoşlandığı kişiye dinlediği müziklerden bir seçki hazırlayanlara (ya da Spotify üzerinden bir çalma listesi oluşturanlara) bu durum şaşırtıcı gelmeyebilir.</p>
<p class="p2">Cambridge Üniversitesi araştırmacılardan David Greenberg, “Tanışma ve flört sürecinin başlarında müzik tarafların birbirlerini tanımalarına yardımcı olur,” diyor. Gerçekten de, kişilik ve değerleri yansıtması açısından son derece etkili olan müzik yeni tanışanların en gözde sohbet konularından birini oluşturuyor.</p>
<p class="p2">Kısa süre önce yapılan bir araştırmada Greenberg ve arkadaşları 36 ülkeden 70 bini aşkın yetişkinden kişiliklerini ve kendilerine izletilen 16 farklı batı müziği türünde video kliplerini ne denli beğendiklerini değerlendirmelerini istediler. Sonuçta, daha açık görüşlü kişilerin caz gibi karmaşık müzik türlerini yeğledikleri, buna karşılık dışa dönük kişilerin daha çok Europop gibi temposu hızlı çağdaş müziklerden, uysal ve uyumlu kişilerin de yumuşak rock ve R&amp;B gibi hafif ve rahatlatıcı müziklerden hoşlandıkları görüldü. <span class="Apple-converted-space">   </span></p>
<p class="p2"><b>İlişkiyi daha kalıcı hale de getiriyor</b></p>
<p class="p3">Müziğin duygusal gücü aranan eş bulunduğunda sona ermiyor ve tarafların daha da yakınlaşıp ilişkiyi daha kalıcı kılmalarına da yardımcı oluyor. Araştırmalar birlikte şarkı söylemek türünde karşılıklı uyumu gerektiren davranışların beyinde haz duygusunu körükleyen oksitosin akışını hızlandırabileceğini, müzik dinlemenin stres hormonu kortizol düzeylerinde bir düşüşe neden olabileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p class="p2">Öyle ki, çiftlerin kendileri için anlamlı bir şarkı eşliğinde dans etmeleri ya da 40 yıllık birliktelikleriyle ilgili anılarını canlandıran müzikler dinlemeleri ilişkiyi ayakta tutmaya yarıyor. Ayrılık durumunda insanları rahatlatabilecek şarkılar da var, ama müzik psikolojisinde bu tür hüzünlü şeylerden söz edilmesinden pek hoşlanılmıyor.</p>
<p class="p2"><b>Rita Urgan</b></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/science/2025/jan/12/music-sounds-better-with-you-how-your-listening-habits-affect-your-love-life">https://www.theguardian.com/science/2025/jan/12/music-sounds-better-with-you-how-your-listening-habits-affect-your-love-life</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/muzik-dinleme-aliskanliklariniz-ask-yasaminizi-etkiliyor">Müzik dinleme alışkanlıklarınız aşk yaşamınızı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk, bilimle tanışıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-bilimle-tanisiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2019 18:16:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk hormonları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın kimyası]]></category>
		<category><![CDATA[oksitosin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14051</guid>

					<description><![CDATA[<p>İçi içine sığmamak, canlılık, mutluluk, tutku ve aşırı güven. Hepimiz aşkın bir anı diğerine uymayan bu duygusal dalgalanmalarının ne demek olduğunu biliriz. Ancak bu duygu sağanağının yol açtığı şaşkınlıkla -hatta sersemlikle- başımıza gelenleri değerlendirmekte zorluk çekiyoruz. Acaba aşkın ne olduğunu anlamakta bilim bize yol gösterebilir mi? Yoksa bu görevi ozanlara bırakmak daha mı doğru? Aşkın çeşitleri vardır. Annenin çocuğuna duyduğu koruyucu aşk, çiçeği burnunda taze aşıkların birbirine duyduğu yoğun tutku, uzun süredir birlikte olan çiftlerin temelleri derinlere inen aşkı, Tanrı’ya duyulan ilahi aşk bunlardan yalnızca birkaçı. Bazı kültürlerde farklı aşk türleri için 10’dan fazla sözcük kullanılır. Bu arada esin kaynağı olarak aşktan yoğun biçimde yararlanan ozanlar ve şarkı sözü yazarları, yüzyıllardır aşkı tanımlayamaya, çözmeye uğraşıyor. Aşk denilen bu karmaşanın ardında acaba evrensel tek bir kavram yatıyor olabilir mi? Aşkın bilimi daha emekleme aşamasında. Ancak farklı dallardaki bilim insanları yavaş yavaş aşkın doğasına ve kökenlerine iniyor. Beyin görüntüleme teknolojilerindeki gelişmelerden yararlanan bilim insanları, farklı aşk türlerinde beyinde meydana gelen biyokimyasal değişiklikleri ve faaliyetleri izleyebiliyor; insanların aşk karşısındaki farklı tepkilerini karşılaştırabiliyor ve hayvanlarda da aşkın evrimsel kökenlerini araştırabiliyor. Ortak evrimsel başlangıç Farklı şekillerde karşımıza çıkan aşk, acaba ortak evrimsel bir başlangıçtan doğmuş olabilir mi? Eğer böyle bir başlangıç varsa, bunu nerede aramamız gerekir? İşe anne ile çocuk arasındaki aşk ile başlamak en doğrusudur. Bütün aşk türlerinin içinde, anne ile çocuk arasındaki aşk kadar derin, güçlü, dayanıklı ve verici olanı yoktur. Ayrıca hayvanlar aleminde de en yaygın olan aşk türü budur. Biyolojik kaynaklı bu bağ çok anlamlıdır. Bu bağ sayesinde yeni doğanlar hayatta kalma şansına erişir. Dolayısıyla annenin genlerinin bir sonraki nesile geçmesi garantilenmiş olur. Bu bağ nasıl oluşur? Birbirine bağlanmanın beyindeki kimyasal etkisi konusunda bildiklerimizin çoğu kemirgenler üzerinde yapılan çalışmalardan elde edildi. Kemirgenlerin yaşadığı duygunun aşk olup olmadığını bilmiyoruz; bildiğimiz tek şey yavrularını canlarını dişlerine takarak koruyor olmaları. Bu eğilimi doğrudan doğruya annelik olgusunun tetiklediği sanılıyor. Bakire dişi sıçanlar, hatta hamile olanlar yavrulara saldırabiliyor. Ancak yavrulamadan hemen önce bu davranışı tümüyle terk ediyorlar. Anahtar hormon oksitosin Yeni doğan bir yavrunun anne için özel bir önem taşımasının nedeni ne? Bu bağlamda kritik bağın oksitosin hormonu olduğu söyleniyor. Hamileliğin ileri evrelerinde yüksek düzeylerde seyreden östrojen, beynin bazı bölgelerinde bulunan oksitosin reseptörlerinin sayısını artırır. Doğum sırasında, doğum sancılarının tetiklemesiyle oksitosin salgısı artar ve bu hormonlar sensörlere eriştiği zaman annede, yavrularına ve bunların kokularına karşı bir bağımlılık gelişir. “Bağımlılık” çok iddialı bir sözcük olmasına karşın, yeni doğan yavrulara karşı duyulan yoğun duygular, beyindeki ödül sisteminin faal hale gelmesiyle yakından ilişkilidir. Bu da kokain veya eroin gibi uyuşturucuların yapay olarak tetiklediği dopamin ödül devresine benzer. Anne, sıçan yavruları ile arasındaki bağı oluştururken, ödül sistemi oksitosin tarafından körüklenir. Aynı anda bu hormon kokulara karşı duyarlılığı da artırır. Böylece bu bağın yavruların özel kokusu ile ilgili olması sağlanmış olur. Anne yavrularını her kokladığında aynı ödül duygusunu tadar. Bu da uyuşturucu bağımlılarının, uyuşturucu düşüncesinden bile uyarılmalarına benzer. Tek eşlilik gerekli mi? Gelişmiş memelilerde yavruların bakımı daha da önemlidir. Şempanzeler 7 yaşına gelmeden annelerini terk etmezler; insanlarda çocuklar çok daha uzun bir süre ebeveynleri ile yaşar. Anne ve baba arasındaki tek eşliliğe dayanan bağın, çocuğun hayatta kalmasını garantilemek için evrilmiş olabileceğini düşünebiliriz. Ancak bu konuda bir kez daha düşünmekte yarar var; zira böyle bir eğilimin her zaman söz konusu olmadığını da biliyoruz. Memeliler arasında aşık olmak ile bir sure sonra terk etmek/edilmek birbirinden ayrılmaz bir ikilidir. Memeli türlerin %5’inden azı tek eşlidir ve bu aşkın ortaya çıkışını açıklayacak basit bir şablon söz konusu değildir. İlk bakışta şaşırtıcı gelebilecek bir keşif de, iki ebeveynin ilgisinin çok da gerekli olmamasıdır. Öyle ki tek eşli türlerde bile yavrular babalarının ilgisi olmadan da büyüyebiliyorlar. Kaldı ki tek eşlilik ile gerçek cinsel sadakati birbiri ile karıştırmamak gerekiyor. Bütün bunlardan sonra sıra ilginç bir soruya geliyor: Tek eşlilik bir genel bir eğilim değil de, seyrek görülen bir olgu ise, evrim, türlerin davranışlarını niçin sürekli olarak değiştiriyor? Bunun yanıtı şu olabilir: Evrim, anneyi çocuğuna bağlayan sinirsel ve biyokimyasal yapının bir kısmını çalarak, bunu dişi ile erkeği birbirine bağlamakta kullanıyor olabilir. Kadın-erkek aşkını pekiştiren unsurlar Kadın erkek arasındaki aşk ve sadakat ile ilgili en önemli deney iki tür tarla faresi üzerinde yürütüldü. Türlerden birinde eşler birbirine son derece sadıktır. Oysa tam tersi diğer türde fareler çok eşlidir. Bu çok eşli türde eşler çiftleşir ve akabinde hemen ayrılır. Bu iki türün arasındaki fark, oksitosin ve bununla yakından ilgili olan diğer bir hormon olan vasopressin reseptörlerinin yerlerinin değişik olmasıdır. Bu hormonlar “çiftleşme sırasındaki uzatılmış dokunma zevkleri” sırasında üretilir. Çok eşli olan türde, vasopressin hormonu sensor sayısının, dopamin ödül bölgesinde çok az olduğu görülürken, çok eşlilerde bu bölgede çok sayıda reseptör olduğu ortaya çıktı. Böylece cinsellik, erkeği eşine bağlamakta çok güçlü bir ödül haline geliyor olabilir. Tek bir gendeki küçük değişiklikler, ödül bölgesindeki vasopressin reseptörlerinin sayısını belirliyor. Georgia, Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nden Larry Young ve ekibi, çok eşli farelere tek bir virüs enjekte ederek, tek eşli yapmayı başardı. Virüs, tek eşli farenin gen varyantını çok eşli farenin beynine taşıdı. Ve bunun tam tersi, tek eşli farelere sensorları bloke eden bir ilaç verildiği zaman, çok eşli fareler gibi, tek eşliler çiftleşme sona erer ermez yeni bir eşin peşine düştüler. Kuşkusuz fare ile insan farklıdır. İnsanlarda da reseptörlerin dağılımını kontrol eden genler kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak kimse bu reseptörlerin dağılımının sadakat ile bir bağlantısının olup olmadığını bilmiyor. Oysa oksitosin ve vasopressin hormonlarının insanlardaki aşk olgusunda çok önemli bir rol oynadığı kesin. Aşkta güven zirve yapar Oksitosin düzeyi kadınlarda orgazm sırasında, erkeklerde ise cinsel arzunun arttığı sırada yükseliyor. Oksitosin ayrıca güveni de artırıyor. Kaldı ki aşkın söz konusu olduğu ilişkilerde güven çok önemli bir unsurdur. İsviçre’de Zürih Üniversitesi’nde sinir-ekonomisti Ernst Fehr’in laboratuvarında gerçekleştirdiği deneysel amaçlı bir yatırım oyununda, “yatırımcı” rolünü oynayan kişilerin hemen hemen yarısı, önceden oksitosin kokladıkları zaman, ellerindeki tüm parayı hiç tanımadıkları bir kişiye emanet etmekte bir sakınca görmedi. Üstelik bu kişinin paraları iade edeceği garanti değildi. Kuşkusuz, bir bağın oluşması için önceden dişi ve erkeğin bir araya gelmesi gerekir. Bir araya gelişlerde aşk her zaman mutluluk veren bir duygu olmaktan çıkar; aşkın iniş ve çıkışları kaçınılmaz olur. Yoğun duygusal iniş çıkışlarda neler yaşanır? En yüksek tepede, romantik aşk beyni tutuşturmuş gibidir. Rutgers Üniversitesi’nden Helen Fisher’ın ekibi, sevgililerinin resimlerine bakan yeni aşık çiftlerin beyinlerini görüntüledi. Beynin ödüllendirme bölgesinde faaliyet en yüksek düzeydeydi. Fisher sonuçları şöyle değerlendiriyor: “Bu sonuçlar, olağanüstü bir enerji, ödüle kenetlenmiş bir motivasyon, kendini havalarda hissetme, hatta mani durumunu işaret eder. Bütün bunlar romantik aşkın çekirdeğini oluşturan duygulardır”. Negatif duygular devre dışı Bu arada negatif duygular ve diğer insanların niyetlerini değerlendirme ile ilgili bölgelerde en ufak bir hareketlilik tespit edilemedi. Aynı bölgeler anneler çocuklarının fotoğraflarına bakarken de devre dışıydı. François Mauriac’ın söylediği gibi: “Aşkın gözü kördür ve birine aşık olmak başkalarının göremediği bir mucizeyi görmektir”. Romantik aşk ile anne sevgisi tümüyle aynı değildir. Romantik aşkta ayrıca hipotalamus da faal duruma geçer. Burada seks hormonu testosteron üretilir. Aşkın cinsel kısmı olan ihtiras, tahmin edileceği üzere, romantik aşkta devrededir, ancak anne-çocuk aşkında söz konusu edilemez. Reyhan Oksay Kaynak: New Scientist, 29 Nisan 2006 https://www.newscientist.com/article/mg19025491-200-love-special-what-is-this-thing-called-love/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-bilimle-tanisiyor">Aşk, bilimle tanışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14054" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/06/bilimveask-300x157.jpg" alt="" width="400" height="209" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/06/bilimveask-300x157.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/06/bilimveask.jpg 500w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>İçi içine sığmamak, canlılık, mutluluk, tutku ve aşırı güven. Hepimiz aşkın bir anı diğerine uymayan bu duygusal dalgalanmalarının ne demek olduğunu biliriz. Ancak bu duygu sağanağının yol açtığı şaşkınlıkla -hatta sersemlikle- başımıza gelenleri değerlendirmekte zorluk çekiyoruz. Acaba aşkın ne olduğunu anlamakta bilim bize yol gösterebilir mi? Yoksa bu görevi ozanlara bırakmak daha mı doğru?</p>
<p>Aşkın çeşitleri vardır. Annenin çocuğuna duyduğu koruyucu aşk, çiçeği burnunda taze aşıkların birbirine duyduğu yoğun tutku, uzun süredir birlikte olan çiftlerin temelleri derinlere inen aşkı, Tanrı’ya duyulan ilahi aşk bunlardan yalnızca birkaçı. Bazı kültürlerde farklı aşk türleri için 10’dan fazla sözcük kullanılır. Bu arada esin kaynağı olarak aşktan yoğun biçimde yararlanan ozanlar ve şarkı sözü yazarları, yüzyıllardır aşkı tanımlayamaya, çözmeye uğraşıyor. Aşk denilen bu karmaşanın ardında acaba evrensel tek bir kavram yatıyor olabilir mi?</p>
<p>Aşkın bilimi daha emekleme aşamasında. Ancak farklı dallardaki bilim insanları yavaş yavaş aşkın doğasına ve kökenlerine iniyor. Beyin görüntüleme teknolojilerindeki gelişmelerden yararlanan bilim insanları, farklı aşk türlerinde beyinde meydana gelen biyokimyasal değişiklikleri ve faaliyetleri izleyebiliyor; insanların aşk karşısındaki farklı tepkilerini karşılaştırabiliyor ve hayvanlarda da aşkın evrimsel kökenlerini araştırabiliyor.</p>
<p><strong>Ortak evrimsel başlangıç</strong></p>
<p>Farklı şekillerde karşımıza çıkan aşk, acaba ortak evrimsel bir başlangıçtan doğmuş olabilir mi? Eğer böyle bir başlangıç varsa, bunu nerede aramamız gerekir? İşe anne ile çocuk arasındaki aşk ile başlamak en doğrusudur. Bütün aşk türlerinin içinde, anne ile çocuk arasındaki aşk kadar derin, güçlü, dayanıklı ve verici olanı yoktur. Ayrıca hayvanlar aleminde de en yaygın olan aşk türü budur. Biyolojik kaynaklı bu bağ çok anlamlıdır. Bu bağ sayesinde yeni doğanlar hayatta kalma şansına erişir. Dolayısıyla annenin genlerinin bir sonraki nesile geçmesi garantilenmiş olur.</p>
<p>Bu bağ nasıl oluşur? Birbirine bağlanmanın beyindeki kimyasal etkisi konusunda bildiklerimizin çoğu kemirgenler üzerinde yapılan çalışmalardan elde edildi. Kemirgenlerin yaşadığı duygunun aşk olup olmadığını bilmiyoruz; bildiğimiz tek şey yavrularını canlarını dişlerine takarak koruyor olmaları. Bu eğilimi doğrudan doğruya annelik olgusunun tetiklediği sanılıyor. Bakire dişi sıçanlar, hatta hamile olanlar yavrulara saldırabiliyor. Ancak yavrulamadan hemen önce bu davranışı tümüyle terk ediyorlar.</p>
<p><strong>Anahtar hormon oksitosin </strong></p>
<p>Yeni doğan bir yavrunun anne için özel bir önem taşımasının nedeni ne? Bu bağlamda kritik bağın oksitosin hormonu olduğu söyleniyor. Hamileliğin ileri evrelerinde yüksek düzeylerde seyreden östrojen, beynin bazı bölgelerinde bulunan oksitosin reseptörlerinin sayısını artırır. Doğum sırasında, doğum sancılarının tetiklemesiyle oksitosin salgısı artar ve bu hormonlar sensörlere eriştiği zaman annede, yavrularına ve bunların kokularına karşı bir bağımlılık gelişir. “Bağımlılık” çok iddialı bir sözcük olmasına karşın, yeni doğan yavrulara karşı duyulan yoğun duygular, beyindeki ödül sisteminin faal hale gelmesiyle yakından ilişkilidir. Bu da kokain veya eroin gibi uyuşturucuların yapay olarak tetiklediği dopamin ödül devresine benzer.</p>
<p>Anne, sıçan yavruları ile arasındaki bağı oluştururken, ödül sistemi oksitosin tarafından körüklenir. Aynı anda bu hormon kokulara karşı duyarlılığı da artırır. Böylece bu bağın yavruların özel kokusu ile ilgili olması sağlanmış olur. Anne yavrularını her kokladığında aynı ödül duygusunu tadar. Bu da uyuşturucu bağımlılarının, uyuşturucu düşüncesinden bile uyarılmalarına benzer.</p>
<p><strong>Tek eşlilik gerekli mi?</strong></p>
<p>Gelişmiş memelilerde yavruların bakımı daha da önemlidir. Şempanzeler 7 yaşına gelmeden annelerini terk etmezler; insanlarda çocuklar çok daha uzun bir süre ebeveynleri ile yaşar. Anne ve baba arasındaki tek eşliliğe dayanan bağın, çocuğun hayatta kalmasını garantilemek için evrilmiş olabileceğini düşünebiliriz. Ancak bu konuda bir kez daha düşünmekte yarar var; zira böyle bir eğilimin her zaman söz konusu olmadığını da biliyoruz. Memeliler arasında aşık olmak ile bir sure sonra terk etmek/edilmek birbirinden ayrılmaz bir ikilidir. Memeli türlerin %5’inden azı tek eşlidir ve bu aşkın ortaya çıkışını açıklayacak basit bir şablon söz konusu değildir. İlk bakışta şaşırtıcı gelebilecek bir keşif de, iki ebeveynin ilgisinin çok da gerekli olmamasıdır. Öyle ki tek eşli türlerde bile yavrular babalarının ilgisi olmadan da büyüyebiliyorlar. Kaldı ki tek eşlilik ile gerçek cinsel sadakati birbiri ile karıştırmamak gerekiyor.</p>
<p>Bütün bunlardan sonra sıra ilginç bir soruya geliyor: Tek eşlilik bir genel bir eğilim değil de, seyrek görülen bir olgu ise, evrim, türlerin davranışlarını niçin sürekli olarak değiştiriyor? Bunun yanıtı şu olabilir: Evrim, anneyi çocuğuna bağlayan sinirsel ve biyokimyasal yapının bir kısmını çalarak, bunu dişi ile erkeği birbirine bağlamakta kullanıyor olabilir.</p>
<p><strong>Kadın-erkek aşkını pekiştiren unsurlar</strong></p>
<p>Kadın erkek arasındaki aşk ve sadakat ile ilgili en önemli deney iki tür tarla faresi üzerinde yürütüldü. Türlerden birinde eşler birbirine son derece sadıktır. Oysa tam tersi diğer türde fareler çok eşlidir. Bu çok eşli türde eşler çiftleşir ve akabinde hemen ayrılır. Bu iki türün arasındaki fark, oksitosin ve bununla yakından ilgili olan diğer bir hormon olan vasopressin reseptörlerinin yerlerinin değişik olmasıdır. Bu hormonlar “çiftleşme sırasındaki uzatılmış dokunma zevkleri” sırasında üretilir. Çok eşli olan türde, vasopressin hormonu sensor sayısının, dopamin ödül bölgesinde çok az olduğu görülürken, çok eşlilerde bu bölgede çok sayıda reseptör olduğu ortaya çıktı. Böylece cinsellik, erkeği eşine bağlamakta çok güçlü bir ödül haline geliyor olabilir.</p>
<p>Tek bir gendeki küçük değişiklikler, ödül bölgesindeki vasopressin reseptörlerinin sayısını belirliyor. Georgia, Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nden Larry Young ve ekibi, çok eşli farelere tek bir virüs enjekte ederek, tek eşli yapmayı başardı. Virüs, tek eşli farenin gen varyantını çok eşli farenin beynine taşıdı. Ve bunun tam tersi, tek eşli farelere sensorları bloke eden bir ilaç verildiği zaman, çok eşli fareler gibi, tek eşliler çiftleşme sona erer ermez yeni bir eşin peşine düştüler.</p>
<p>Kuşkusuz fare ile insan farklıdır. İnsanlarda da reseptörlerin dağılımını kontrol eden genler kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak kimse bu reseptörlerin dağılımının sadakat ile bir bağlantısının olup olmadığını bilmiyor. Oysa oksitosin ve vasopressin hormonlarının insanlardaki aşk olgusunda çok önemli bir rol oynadığı kesin.</p>
<p><strong>Aşkta güven zirve yapar</strong></p>
<p>Oksitosin düzeyi kadınlarda orgazm sırasında, erkeklerde ise cinsel arzunun arttığı sırada yükseliyor. Oksitosin ayrıca güveni de artırıyor. Kaldı ki aşkın söz konusu olduğu ilişkilerde güven çok önemli bir unsurdur. İsviçre’de Zürih Üniversitesi’nde sinir-ekonomisti Ernst Fehr’in laboratuvarında gerçekleştirdiği deneysel amaçlı bir yatırım oyununda, “yatırımcı” rolünü oynayan kişilerin hemen hemen yarısı, önceden oksitosin kokladıkları zaman, ellerindeki tüm parayı hiç tanımadıkları bir kişiye emanet etmekte bir sakınca görmedi. Üstelik bu kişinin paraları iade edeceği garanti değildi.</p>
<p>Kuşkusuz, bir bağın oluşması için önceden dişi ve erkeğin bir araya gelmesi gerekir. Bir araya gelişlerde aşk her zaman mutluluk veren bir duygu olmaktan çıkar; aşkın iniş ve çıkışları kaçınılmaz olur. Yoğun duygusal iniş çıkışlarda neler yaşanır? En yüksek tepede, romantik aşk beyni tutuşturmuş gibidir. Rutgers Üniversitesi’nden Helen Fisher’ın ekibi, sevgililerinin resimlerine bakan yeni aşık çiftlerin beyinlerini görüntüledi. Beynin ödüllendirme bölgesinde faaliyet en yüksek düzeydeydi. Fisher sonuçları şöyle değerlendiriyor: <em>“Bu sonuçlar, olağanüstü bir enerji, ödüle kenetlenmiş bir motivasyon, kendini havalarda hissetme, hatta mani durumunu işaret eder. Bütün bunlar romantik aşkın çekirdeğini oluşturan duygulardır”.</em></p>
<p><strong>Negatif duygular devre dışı</strong></p>
<p>Bu arada negatif duygular ve diğer insanların niyetlerini değerlendirme ile ilgili bölgelerde en ufak bir hareketlilik tespit edilemedi. Aynı bölgeler anneler çocuklarının fotoğraflarına bakarken de devre dışıydı. François Mauriac’ın söylediği gibi: <em>“Aşkın gözü kördür ve birine aşık olmak başkalarının göremediği bir mucizeyi görmektir”.</em></p>
<p>Romantik aşk ile anne sevgisi tümüyle aynı değildir. Romantik aşkta ayrıca hipotalamus da faal duruma geçer. Burada seks hormonu testosteron üretilir. Aşkın cinsel kısmı olan ihtiras, tahmin edileceği üzere, romantik aşkta devrededir, ancak anne-çocuk aşkında söz konusu edilemez.</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak: New Scientist, 29 Nisan 2006 <a href="https://www.newscientist.com/article/mg19025491-200-love-special-what-is-this-thing-called-love/">https://www.newscientist.com/article/mg19025491-200-love-special-what-is-this-thing-called-love/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-bilimle-tanisiyor">Aşk, bilimle tanışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14051</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşk, beyni nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-beyni-nasil-etkiliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 08:12:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adrenalin]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk hormonları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın beyindeki etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın kimyası]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kimyasalları]]></category>
		<category><![CDATA[dopamin]]></category>
		<category><![CDATA[nörepinefrin]]></category>
		<category><![CDATA[oksitosin]]></category>
		<category><![CDATA[opioid]]></category>
		<category><![CDATA[serotonin]]></category>
		<category><![CDATA[vazopressin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşk beyinde nasıl örgütleniyor? “Aşkın gözü kördür”. Shakespeare&#8217;in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ komedyasında, Helena böyle söyler. Shakespeare bu cümlesiyle, aşık bir kişinin sevdiğini gözleriyle değil, beyniyle gördüğünü söylemek istemektedir. Muhtemelen sinirbilimciler de böyle düşünür. Aşkın gizemli hamlelerle yol aldığı düşünülür, ancak bilim insanları aşkın beyni nasıl etkisi altına aldığını oldukça net bir şekilde biliyor. Aşık bir beyin, keyif, takıntı ve bağlanma hissi üreten kimyasal maddelerin ve hormonların istilasına uğruyor. Aşkın beyni nasıl etkilediğine bir göz atalım. Hormonlar kontrolden çıkar Sinirbilimciler aşkı üç evreye ayırır: şehvet, çekim ve bağlanma. Şehvet evresi boyunca, vücuda yoğun arzuları tetikleyen hormonlar akın eder.  Adrenalin ve nörepinefrin homonları ile kalp atışları hızlanır ve avuç içleri terlerken; beyin kimyasallarından dopamin, coşku duygusunu yaratır. Beyin, ilaçlar da dahil olmak üzere keyif verici uyaranlara tepki olarak dopamin salgılar. Bu durum aşıkların coşku dolu duygularını açıklar. Aşk ilaç gibi çalışır İnsanlar aşık olmadan önce, çekici bir yüz gördüklerinde bile, vücudun morfin benzeri ağrı kesiciler gibi etki gösteren kısmı harekete geçer: opioid sistem. Beynin bu kısmı hoşlanma ve beğenme duygularından sorumludur. Kısa bir süre önce yapılan bir araştırmada, az miktarda morfin verilen erkeklerin kadın fotoğraflarını, morfin almayan erkeklerinkinden daha çekici bulduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, opioid sisteminin çekiciliği algılayacak duruma getirilebileceği anlamına geliyor.  Aşk beyni aydınlatır Aşık olmak, kan akışının beynimizin zevk merkezine (nükleus akumbens)  doğru artmasına neden olur. İnsanlar aşık olduklarında beynin bu bölümü MR taramalarında ışık saçar. Bu, daha çok çiftler birbirleriyle etkileşim içinde olduklarında ve birbirlerine odaklandıklarında gerçekleşir. Aşk biraz obsesiftir Aşk, serotonin denilen beyin kimyasalında düşüşe neden olur. Bu obsesif kompulsif bozuklukların en önemli özelliğidir. Serotonindeki bu azalma, aşıkların sevdikleri kişiye karşı niçin sabit fikirli olduklarını açıklayabilir. Bu duygular sevgililerin, ilişkinin ilk aşamalarında eşlerinin olumsuz özelliklerini görmezden gelmelerini ve yalnızca iyi özelliklerine odaklanmalarını açıklayabilir. Bağlılık duygusu yaratır İnsanlar bir süre aşık olduktan sonra, vücut coşku hissettiren kimyasallara karşı geliştirir. Oksitosin ve vazopressin hormonları beyne nüfuz ederken, çekim evresi biter ve bağlanma evresi başlar. Bu yeni hormonlar, insanın kendini iyi ve güvenli hissetmesine yol açar Kaynak: http://www.livescience.com/43395-ways-love-affects-the-brain.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-beyni-nasil-etkiliyor">Aşk, beyni nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aşk beyinde nasıl örgütleniyor?</strong></p>
<p>“Aşkın gözü kördür”. Shakespeare&#8217;in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ komedyasında, Helena böyle söyler. Shakespeare bu cümlesiyle, aşık bir kişinin sevdiğini gözleriyle değil, beyniyle gördüğünü söylemek istemektedir. Muhtemelen sinirbilimciler de böyle düşünür.</p>
<p>Aşkın gizemli hamlelerle yol aldığı düşünülür, ancak bilim insanları aşkın beyni nasıl etkisi altına aldığını oldukça net bir şekilde biliyor. Aşık bir beyin, keyif, takıntı ve bağlanma hissi üreten kimyasal maddelerin ve hormonların istilasına uğruyor.</p>
<p>Aşkın beyni nasıl etkilediğine bir göz atalım.</p>
<p><strong>Hormonlar kontrolden çıkar</strong></p>
<p>Sinirbilimciler aşkı üç evreye ayırır: şehvet, çekim ve bağlanma. Şehvet evresi boyunca, vücuda yoğun arzuları tetikleyen hormonlar akın eder.  Adrenalin ve nörepinefrin homonları ile kalp atışları hızlanır ve avuç içleri terlerken; beyin kimyasallarından dopamin, coşku duygusunu yaratır. Beyin, ilaçlar da dahil olmak üzere keyif verici uyaranlara tepki olarak dopamin salgılar. Bu durum aşıkların coşku dolu duygularını açıklar.<br />
<strong><br />
Aşk ilaç gibi çalışır</strong><strong> <img decoding="async" class="alignleft wp-image-5356" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/tumblr_ogfolj701O1vpealy_og_1280.jpg" alt="" width="222" height="166" /></strong></p>
<p>İnsanlar aşık olmadan önce, çekici bir yüz gördüklerinde bile, vücudun morfin benzeri ağrı kesiciler gibi etki gösteren kısmı harekete geçer: opioid sistem. Beynin bu kısmı hoşlanma ve beğenme duygularından sorumludur. Kısa bir süre önce yapılan bir araştırmada, az miktarda morfin verilen erkeklerin kadın fotoğraflarını, morfin almayan erkeklerinkinden daha çekici bulduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, opioid sisteminin çekiciliği algılayacak duruma getirilebileceği anlamına geliyor.</p>
<p><strong> Aşk beyni aydınlatır</strong></p>
<p>Aşık olmak, kan akışının beynimizin zevk merkezine (nükleus akumbens)  doğru artmasına neden olur. İnsanlar aşık olduklarında beynin bu bölümü MR taramalarında ışık saçar. Bu, daha çok çiftler birbirleriyle etkileşim içinde olduklarında ve birbirlerine odaklandıklarında gerçekleşir.</p>
<p><strong>Aşk biraz obsesiftir</strong></p>
<p>Aşk, serotonin denilen beyin kimyasalında düşüşe neden olur. Bu obsesif kompulsif bozuklukların en önemli özelliğidir. Serotonindeki bu azalma, aşıkların sevdikleri kişiye karşı niçin sabit fikirli olduklarını açıklayabilir. Bu duygular sevgililerin, ilişkinin ilk aşamalarında eşlerinin olumsuz özelliklerini görmezden gelmelerini ve yalnızca iyi özelliklerine odaklanmalarını açıklayabilir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-5357 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/02/as.jpg" width="1024" height="670" /></p>
<p><strong>Bağlılık duygusu yaratır</strong></p>
<p>İnsanlar bir süre aşık olduktan sonra, vücut coşku hissettiren kimyasallara karşı geliştirir. Oksitosin ve vazopressin hormonları beyne nüfuz ederken, çekim evresi biter ve bağlanma evresi başlar. Bu yeni hormonlar, insanın kendini iyi ve güvenli hissetmesine yol açar</p>
<p>Kaynak:<br />
<a href="http://www.livescience.com/43395-ways-love-affects-the-brain.html?utm_source=lsh-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20170211-lsh">http://www.livescience.com/43395-ways-love-affects-the-brain.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ask-beyni-nasil-etkiliyor">Aşk, beyni nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5353</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
