<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>özgürlük arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ozgurluk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ozgurluk</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 May 2025 09:57:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Türkiye’den ABD’ye bilgi transferi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/turkiyeden-abdye-bilgi-transferi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 08:03:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi transferi]]></category>
		<category><![CDATA[Columbia Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[kayyım]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye akademisyenleri olarak özel kararnamelerle işten atılma; akademik kurumlardan dışlanma, yerine göre üniversitelerin toptan kapatılması, yerine göre kayyım atanması ile baştan aşağı zapt-ı rapta alınması, akademisyenlerin disiplin soruşturmaları, görevden alınması, projelerine, laboratuvarlarına el konulması, akademik ziyaretlerinin engellenmesi ile bezdirilmesi gibi uygulamalara, öğrencilere yapılan eziyetlere, karşı olunan kişilerin diplomalarının iptallerine, akademik programlara müdahaleye aşinayız. Bütün bunların akademik özgürlüğe, üniversitelerin kurumsal özerkliğine müdahale olduğunu söylediğimizde, hep ifade özgürlüğünün kalesi Amerikan üniversitelerini örnek gösterirdik. Var olduğunu sandığımız kalelerin üfleyince yıkıldığını Gazze saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler gösterdi. 2024 yılında Amerikan üniversite kampüslerinde Gazze savaşında yaşanan insan hakkı ihlallerine karşı yaygın protestolar oldu. Bu protestolardan bazılarına, Musevi akademisyen ve öğrencilerin de “benim adıma asla” sloganıyla destek verdiğini söylemek gerek. Ancak kampüslerdeki bir grup Musevi öğrenci ve akademisyen, protestolar nedeniyle kendilerini güvensiz hissettiklerini söyleyerek karşı protestolarda bulundu ve şikâyette bulundu. Sonuç olarak, 2024 baharında Filistin yanlısı protestolara karşı orantısız bir devlet tepkisi oluştu: Bu protestolara katılan öğrenciler polis şiddetiyle karşı karşıya kalırken, öğrencilere destek veren akademisyenler de şiddetten payını aldı. Üç büyük üniversitenin rektörü, Amerikan Kongresinde küstah bir sorgulamaya tabii tutuldu; bazıları istifaya zorlandı. Trump’dan talimatlar Meğer bu gelişmeler, 2025’te yaşanacak olanların provasıymış. Yeni ABD yönetimi, öğrenci protestolarının polis şiddeti ile bastırıldığı ve çok sayıda öğrencinin disiplin cezaları alıp bazılarının ilişiğinin kesildiği Columbia Üniversitesi’nin öğrenci hareketlerine müdahalesini yetersiz bulup üniversiteye 2025 yılında verilecek olan 400 milyon dolarlık merkezi fonu durdurdu. Columbia Üniversitesinin merkezi hükümetten fon alması için ön şartlarını sıralayan bir mektup gönderip, üniversiteye talepleri yerine getirmesi için bir hafta süre verdi. Talepler şunlar: Disiplin süreçlerini işletip anlamlı cezalar verin: Protestolara karışan öğrencileri okuldan atın ya da en azından birkaç yıllığına okuldan uzaklaştırın. Fakültelerin disiplin komisyonlarını lağvedin; tüm disiplin cezaları merkezi Davranışları düzenleyen yeni disiplin kuralları Maske takmayı yasaklayın. Özel güvenliğe polis yetkileri tanıyın, huzuru bozan öğrencileri tutuklasın. Yabancıları içerecek şekilde lisans ve lisansüstü öğrenci kabulü ve personel istihdamını merkezi hükümet politikaları ile uyumlu hale getirin. Anti-semitizm tanımını IHRA tanımına göre güncelleyin (IHRA tanımı, Yahudilere, onların dini kurumlarına nefret dolu ifadelerin yanı sıra İsrail devletini ve Siyonizm’i eleştirmeyi de antisemitizm olarak sınıflandırıyor ve kabul edilmesi durumunda nefret içermeyen ve şiddeti övmeyen ifadelerin özgürlüğünü de kısıtlayacak). Son olarak: Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika (MESAAS) bölümüne en az 5 yıl kayyım atanması için hazırlık yapın. Başüstüne efendim Mektubun başındaki paragraf, federal (merkezi) hükümetin parasını harcadıklarını ve buna layık olmaları gerektiğini söylüyor. Bu talepleri derhal yerine getirmeleri durumunda, üniversitenin bütçeden pay alması için gerekli diğer adımların görüşülmesine başlanabileceği belirtiliyor. Yani mealen, merkezi hükümet “parayı veren düdüğü çalar” diyor. Columbia Üniversitesi’nin yıllık 6,6 milyar dolarlık bütçesinin yaklaşık beşte biri, yani 1,3 milyarı federal hükümetten geliyor. Ancak Columbia özel bir üniversite ve bir kenarda 14,8 milyar dolar parası var. Mektubun alınmasından iki gün sonra, Columbia Üniversitesi, bir ve iki numaralı talepleri yerine getirerek geçen yılki protestolarda rol alan 22 öğrencinin okuldan atıldığını, uzun süreli uzaklaştırıldığı ve mezunların diplomalarının bir süreliğine askıya alındığını açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla Amerikan Üniversitesinin öncelikleri arasında özgürlük ve özerklik yok. Lale Akarun Not: Bu yazı, HBT Dergi 466. sayıda yayımlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/turkiyeden-abdye-bilgi-transferi">Türkiye’den ABD’ye bilgi transferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye akademisyenleri olarak özel kararnamelerle işten atılma; akademik kurumlardan dışlanma, yerine göre üniversitelerin toptan kapatılması, yerine göre kayyım atanması ile baştan aşağı zapt-ı rapta alınması, akademisyenlerin disiplin soruşturmaları, görevden alınması, projelerine, laboratuvarlarına el konulması, akademik ziyaretlerinin engellenmesi ile bezdirilmesi gibi uygulamalara, öğrencilere yapılan eziyetlere, karşı olunan kişilerin diplomalarının iptallerine, akademik programlara müdahaleye aşinayız.</p>
<p>Bütün bunların akademik özgürlüğe, üniversitelerin kurumsal özerkliğine müdahale olduğunu söylediğimizde, hep ifade özgürlüğünün kalesi Amerikan üniversitelerini örnek gösterirdik. Var olduğunu sandığımız kalelerin üfleyince yıkıldığını Gazze saldırıları sonrası yaşanan gelişmeler gösterdi.</p>
<p>2024 yılında Amerikan üniversite kampüslerinde Gazze savaşında yaşanan insan hakkı ihlallerine karşı yaygın protestolar oldu. Bu protestolardan bazılarına, Musevi akademisyen ve öğrencilerin de “benim adıma asla” sloganıyla destek verdiğini söylemek gerek. Ancak kampüslerdeki bir grup Musevi öğrenci ve akademisyen, protestolar nedeniyle kendilerini güvensiz hissettiklerini söyleyerek karşı protestolarda bulundu ve şikâyette bulundu.</p>
<p>Sonuç olarak, 2024 baharında Filistin yanlısı protestolara karşı orantısız bir devlet tepkisi oluştu: Bu protestolara katılan öğrenciler polis şiddetiyle karşı karşıya kalırken, öğrencilere destek veren akademisyenler de şiddetten payını aldı. Üç büyük üniversitenin rektörü, Amerikan Kongresinde küstah bir sorgulamaya tabii tutuldu; bazıları istifaya zorlandı.</p>
<p><strong>Trump’dan talimatlar</strong></p>
<p>Meğer bu gelişmeler, 2025’te yaşanacak olanların provasıymış. Yeni ABD yönetimi, öğrenci protestolarının polis şiddeti ile bastırıldığı ve çok sayıda öğrencinin disiplin cezaları alıp bazılarının ilişiğinin kesildiği <strong>Columbia Üniversitesi</strong>’nin öğrenci hareketlerine müdahalesini yetersiz bulup üniversiteye 2025 yılında verilecek olan <strong>400 milyon dolarlık merkezi fonu durdurdu</strong>. Columbia Üniversitesinin merkezi hükümetten fon alması için ön şartlarını sıralayan bir mektup gönderip, üniversiteye talepleri yerine getirmesi için bir hafta süre verdi. Talepler şunlar:</p>
<ol>
<li>Disiplin süreçlerini işletip anlamlı cezalar verin: Protestolara karışan <strong>öğrencileri okuldan atın</strong> ya da en azından birkaç yıllığına okuldan uzaklaştırın.</li>
<li>Fakültelerin disiplin komisyonlarını lağvedin; tüm <strong>disiplin cezaları merkezi</strong></li>
<li>Davranışları düzenleyen <strong>yeni disiplin kuralları</strong> Maske takmayı yasaklayın.</li>
<li>Özel güvenliğe <strong>polis yetkileri</strong> tanıyın, huzuru bozan öğrencileri tutuklasın.</li>
<li>Yabancıları içerecek şekilde lisans ve lisansüstü <strong>öğrenci kabulü</strong> <strong>ve personel istihdamını</strong> <strong>merkezi hükümet politikaları</strong> ile uyumlu hale getirin.</li>
<li>Anti-semitizm tanımını <strong>IHRA tanımına</strong> göre güncelleyin (IHRA tanımı, Yahudilere, onların dini kurumlarına nefret dolu ifadelerin yanı sıra İsrail devletini ve Siyonizm’i eleştirmeyi de antisemitizm olarak sınıflandırıyor ve kabul edilmesi durumunda nefret içermeyen ve şiddeti övmeyen ifadelerin özgürlüğünü de kısıtlayacak).</li>
<li>Son olarak: Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika (MESAAS) bölümüne en az 5 yıl <strong>kayyım atanması</strong> için hazırlık yapın.</li>
</ol>
<p><strong>Başüstüne efendim</strong></p>
<p>Mektubun başındaki paragraf, federal (merkezi) hükümetin parasını harcadıklarını ve buna layık olmaları gerektiğini söylüyor. Bu talepleri derhal yerine getirmeleri durumunda, üniversitenin bütçeden pay alması için gerekli diğer adımların görüşülmesine başlanabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Yani mealen, merkezi hükümet “parayı veren düdüğü çalar” diyor. Columbia Üniversitesi’nin yıllık 6,6 milyar dolarlık bütçesinin yaklaşık beşte biri, yani 1,3 milyarı federal hükümetten geliyor. Ancak Columbia özel bir üniversite ve bir kenarda 14,8 milyar dolar parası var.</p>
<p>Mektubun alınmasından iki gün sonra, Columbia Üniversitesi, bir ve iki numaralı talepleri yerine getirerek geçen yılki protestolarda rol alan 22 öğrencinin okuldan atıldığını, uzun süreli uzaklaştırıldığı ve mezunların diplomalarının bir süreliğine askıya alındığını açıkladı. Anlaşıldığı kadarıyla <strong>Amerikan Üniversitesinin öncelikleri arasında özgürlük ve özerklik yok</strong>.</p>
<p><strong>Lale Akarun</strong></p>
<p><strong><em>Not: Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-466-28-mart-2025-dijital-pdf/">466. sayıda</a> yayımlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/turkiyeden-abdye-bilgi-transferi">Türkiye’den ABD’ye bilgi transferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32302</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimin özgür ruhu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 May 2023 10:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[albert camus]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[özgür ruh]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid-19 salgını süresince 65+ kontenjanından evine hapsedilen birisi olarak, okumayı adeta bir karşı eylem biçimi olarak kullandım. Bu yazımda bunlardan Cesur Dâhiler’den1 söz etmek istiyorum. Kitabın kahramanları, 1965 Nobel Tıp Ödülü&#8217;nü François Jacob ve André Lwoff ile paylaşan Jacques Monod (1910-1976) ve 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından, 1957 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Albert Camus (1913-1960). Monod, bakteri genetiği alanındaki parlak çalışmalarına Alman Faşizmi’nin Fransa’yı işgal etmesiyle birlikte son vererek Fransız Komünist Partisi saflarında Direniş örgütüne katılmakta tereddüt etmedi. Monod’nun, Camus’yla yaşamı boyunca düşünce ve eylemde gerçek dostlar olarak kalmalarını sağlayan en önemli ortak yanları, beyin ve ruhlarını hiçbir gücün, ideolojinin, iradenin sultasına vermeden ilerici mücadelenin içinde yer almaları oldu. Monod, Fransa’nın ve Avrupa’nın faşist Hitler işgalinden kurtarılmasının hemen ertesinde Pasteur Enstitüsü’nde bakteri genetiği alanındaki araştırmalarına dönerek aradaki açığı kapatma çabasına girdi. Savaş süresince ABD’de moleküler biyoloji alanındaki heyecanlı gelişmeler (DNA’nın kalıtım maddesi olduğunu gösteren kanıtların ortaya çıkması) olmuştu. 1946 yazında dünyada küçük bir topluluk oluşturan ‘moleküler biyologlarla’ birlikte, savaş öncesi biyolojinin tartışıldığı yaz toplantılarına ev sahipliği yapmış Long Island’daki Cold Spring Harbor Laboratuvarı’nda, konusu “Mikroorganizmalarda Kalıtımsal Sapmalar” olan bir sempozyuma katılmak, savaş sonrası Avrupalı araştırmacıların uzun yıllardır ilk kez meslektaşlarıyla buluşmaları, gelişmeleri doğrudan izlemeleri ve ilişkiler kurmaları anlamına geliyordu. Toplantı mekanlarının güzelliği ve ilişkilerin rahatlığının yanı sıra Monod konuşmaları ve sonuçları olağanüstü etkileyici buldu. ABD’de bilim öyle hızlı ilerliyordu ki karısı Odette’e (Bruhl) yazdığı mektupta “yarı uyur haldeki Fransız laboratuvarlarında hem günceli yakalamanın hem de yararlı bir şekilde çalışmanın güç” olduğunu itiraf ediyordu. Monod’nun enzim adaptasyonunun çok ilgi görmesi sayesinde, bilim dünyasından, hatta olası rakiplerinden arkadaşlıklar kurdu. Ekibi ile birlikte yaptığı çalışmaların önemi nedeniyle dünyanın ilgisini çekmekte ve Pasteur Enstitüsü’nün çatı katına sıkışmış ekibi sürekli genişlemekteydi. Monod’nun küçük bir çalışma masası ve banktan oluşan çalışma alanı öğlen buluşmalarının merkeziydi. Monod’nun yarattığı dostluğa dayalı canlı sohbet ortamının konuları arasında müzik, sanat, din, de Gaulle, Amerika, atom bombası, Simone de Beauvoir’in İkinci Cins’i gibi kitaplar, Combat’nın (Fransız Direniş hareketi ve hareketin yayın organı) başyazıları da bulunuyordu. Kitabın, ideolojinin karıştığı bilimin düşeceği sefaleti anlatan, Stalin döneminin şarlatan genetik bilimci Trofim D. Lisenko’nun “burjuva genetiği” tartışmaları da dikkatle okunmalı. Nobel kazanması sonrası toplumsal sorumlulukları da arttı. Örneğin, Nobel arkadaşlarıyla birlikte 1976’da doğum kontrol yasağının kalkmasında etkili oldular. 28 Mart 1966’da Dr. Martin Luther King Jr’ı Paris’te beş bin kişilik topluluğa sunan da oydu. 2 Mayıs 1968’de Paris Üniversitesi’nde başlayan Mayıs ayaklanmalarında sorumluluk alarak de Gaulle’e varıncaya kadar arkadaşlarıyla yaptığı girişimler fayda vermeyince yeniden barikatlara çıkmakta tereddüt etmedi. Topluma ve insanlığa sorumlu bilim insanlarının tek istedikleri siyasi iradenin müdahalelerinden uzak, huzur ve olanaklara sahip bir ortamdır. Bu ortamın kendiliğinden oluşmayacağını görmek isteyen akademisyenlerin, ülkesinin bilim ve üniversite dünyası için Monod’nun ölümüne kadar süren mücadelesini dikkatle okumaları ve onun “Her ne zaman nesnellik, doğruluk ve adalet tehlikedeyse orada bir bilim insanının bir görüş ortaya koymak ve onu savunmak gibi bir ödevi vardır” deyişini anımsamaları gerekir. Müfit Akyos 1 Sean B. Carroll, Cesur Dâhiler, Jacques Monod, Albert Camus, e Yayınları, 2019.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu">Bilimin özgür ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 salgını süresince 65+ kontenjanından evine hapsedilen birisi olarak, okumayı adeta bir karşı eylem biçimi olarak kullandım. Bu yazımda bunlardan Cesur Dâhiler’den<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a> söz etmek istiyorum. Kitabın kahramanları, 1965 Nobel Tıp Ödülü&#8217;nü François Jacob ve André Lwoff ile paylaşan Jacques Monod (1910-1976) ve 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından, 1957 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Albert Camus (1913-1960).</p>
<p>Monod, bakteri genetiği alanındaki parlak çalışmalarına Alman Faşizmi’nin Fransa’yı işgal etmesiyle birlikte son vererek Fransız Komünist Partisi saflarında Direniş örgütüne katılmakta tereddüt etmedi. Monod’nun, Camus’yla yaşamı boyunca düşünce ve eylemde gerçek dostlar olarak kalmalarını sağlayan en önemli ortak yanları, beyin ve ruhlarını hiçbir gücün, ideolojinin, iradenin sultasına vermeden ilerici mücadelenin içinde yer almaları oldu.</p>
<p>Monod, Fransa’nın ve Avrupa’nın faşist Hitler işgalinden kurtarılmasının hemen ertesinde Pasteur Enstitüsü’nde bakteri genetiği alanındaki araştırmalarına dönerek aradaki açığı kapatma çabasına girdi. Savaş süresince ABD’de moleküler biyoloji alanındaki heyecanlı gelişmeler (DNA’nın kalıtım maddesi olduğunu gösteren kanıtların ortaya çıkması) olmuştu. 1946 yazında dünyada küçük bir topluluk oluşturan ‘moleküler biyologlarla’ birlikte, savaş öncesi biyolojinin tartışıldığı yaz toplantılarına ev sahipliği yapmış Long Island’daki Cold Spring Harbor Laboratuvarı’nda, konusu “Mikroorganizmalarda Kalıtımsal Sapmalar” olan bir sempozyuma katılmak, savaş sonrası Avrupalı araştırmacıların uzun yıllardır ilk kez meslektaşlarıyla buluşmaları, gelişmeleri doğrudan izlemeleri ve ilişkiler kurmaları anlamına geliyordu.</p>
<p>Toplantı mekanlarının güzelliği ve ilişkilerin rahatlığının yanı sıra Monod konuşmaları ve sonuçları olağanüstü etkileyici buldu. ABD’de bilim öyle hızlı ilerliyordu ki karısı Odette’e (Bruhl) yazdığı mektupta “yarı uyur haldeki Fransız laboratuvarlarında hem günceli yakalamanın hem de yararlı bir şekilde çalışmanın güç” olduğunu itiraf ediyordu. Monod’nun enzim adaptasyonunun çok ilgi görmesi sayesinde, bilim dünyasından, hatta olası rakiplerinden arkadaşlıklar kurdu. Ekibi ile birlikte yaptığı çalışmaların önemi nedeniyle dünyanın ilgisini çekmekte ve Pasteur Enstitüsü’nün çatı katına sıkışmış ekibi sürekli genişlemekteydi. Monod’nun küçük bir çalışma masası ve banktan oluşan çalışma alanı öğlen buluşmalarının merkeziydi. Monod’nun yarattığı dostluğa dayalı canlı sohbet ortamının konuları arasında müzik, sanat, din, de Gaulle, Amerika, atom bombası, Simone de Beauvoir’in İkinci Cins’i gibi kitaplar, Combat’nın (Fransız Direniş hareketi ve hareketin yayın organı) başyazıları da bulunuyordu. Kitabın, ideolojinin karıştığı bilimin düşeceği sefaleti anlatan, Stalin döneminin şarlatan genetik bilimci Trofim D. Lisenko’nun “burjuva genetiği” tartışmaları da dikkatle okunmalı.</p>
<p>Nobel kazanması sonrası toplumsal sorumlulukları da arttı. Örneğin, Nobel arkadaşlarıyla birlikte 1976’da doğum kontrol yasağının kalkmasında etkili oldular. 28 Mart 1966’da Dr. Martin Luther King Jr’ı Paris’te beş bin kişilik topluluğa sunan da oydu. 2 Mayıs 1968’de Paris Üniversitesi’nde başlayan Mayıs ayaklanmalarında sorumluluk alarak de Gaulle’e varıncaya kadar arkadaşlarıyla yaptığı girişimler fayda vermeyince yeniden barikatlara çıkmakta tereddüt etmedi.</p>
<p>Topluma ve insanlığa sorumlu bilim insanlarının tek istedikleri siyasi iradenin müdahalelerinden uzak, huzur ve olanaklara sahip bir ortamdır. Bu ortamın kendiliğinden oluşmayacağını görmek isteyen akademisyenlerin, ülkesinin bilim ve üniversite dünyası için Monod’nun ölümüne kadar süren mücadelesini dikkatle okumaları ve onun “Her ne zaman nesnellik, doğruluk ve adalet tehlikedeyse orada bir bilim insanının bir görüş ortaya koymak ve onu savunmak gibi bir ödevi vardır” deyişini anımsamaları gerekir.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<div id="sdfootnote1">
<p><span style="font-size: small;"><a class="sdfootnotesym" href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a><sup></sup> Sean B. Carroll, <i>Cesur Dâhiler, Jacques Monod, Albert Camus</i>, e Yayınları, 2019.</span></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu">Bilimin özgür ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29401</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Düşünce özgürlüğü ve hukuk</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/dusunce-ozgurlugu-ve-hukuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2019 12:48:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düşünce özgürlüğü konusunda hukukçuların yaptıkları bir seminere konuşmacı olarak çağrılmıştım. Sosyal bilimler ve Hukuk konusunda bir uzmanlığım yok. Sanat ve Kültür tarihçisiyim. İslam Kültürü üzerinde çok uzun zamandan buyana çalışan biri ve İslam dünyasını da 1970’lerden bu yana yakından tanımak olanağını bulan bir gözlemci olarak, İslamın şu anda geleceği en karanlık toplumlarından biri olduğuna inanıyorum. Batı kapitalizminin bundan sonraki geleceğini, bu 1,5 milyar büyüklüğündeki cahil ve fakir pazarının varlığı üzerine kurduğunu da düşünüyorum. Çünkü Doğu Asya’yı elden çıkardıktan sonra, daha büyük, kolayca yönlendirilen, hatta dayak atılan bir dünya ülkesi – bölgesi kalmadı. Temelde bu sorunlara geçmişin artık etkinliğini yitirmiş ideolojik perspektiflerinden bakmanın anlamı da kalmadı. Artık modası geçmiş, politik yaşamın cahil gevezeliğine indirgenmiş İslamcı söylemin, zavallı Müslüman halkları birbirinin katili haline getiren, utandırıcı gündemi de konu olarak ele almanın pratik faydası olduğuna da inanmıyorum. Kanımca İslam dünyasının çıkmazı Batı dünyasının ağzına zorla sıkıştırdığı sakızı çiğnemekten vazgeçip, tükürüp atması gerekliliğidir. İslam tarihinin sonunda sömürge olarak biten 20 yüzyıl tarihi, Batılılar onu parçalamaktan ya da sömürmekten vazgeçmedikleri için, günümüzde de birincil tehlike olarak devam ediyor. Endonezya’dan Fas’a kadar, Türkiye’yi de 1950’den sonra programlarına katarak, dünya politik tarihinin gelişmesini, ağzınıza zorla sokulan aptal sakızı çıkararak, inceleyin. Hem birikim yok hem yanlış yönlendirme var Bu noktada İslam dünyası birden şaşırıyor. Çünkü son 65 yıllık gelişmeleri inceleyecek bilgi birikimi bu toplumlarda yok. Ve olması gereken bilgi ve ilgisini de Batılı emperyalistlerle ortaklık yanlış yönlendirmiş. Bu kargaşa İsrail’in Filistin topraklarında kurulmasından sonra sistematik olarak yapılmış ve yapılmakta devam ediyor. Sistematik temeli ‘ötekileştirme’dir. Kendisini hor gören, köle kafalı için, en kolay sapılacak yoldur. Etrafınıza bakmak yetişir. Bu rasyonel bir değerlendirmedir. Ateş bizim ülkemize de sıçradı. İslam dünyasının en çağdaş ülkesi olan Türkiye’de bile halkın cehaletini onun yalanlarından, aldatmasından kurtaramıyoruz. Kurtarabilirdik, ama İkinci Dünya Savaşından sonra, Batılılar ve onların ortakları bu olasılığı yok ettiler. Bu sonucu görmek için bilge olmağa hacet yok. 1984’te yayınlanan Dictionary of Modern Culture adlı, 20. Yüzyılın ünlü yazar ve düşünürlerinden 320 kişinin görece ayrıntılı biyografilerini içeren güzel bir kültür biyografisi kitabında hiç Türk yoktu. Aynı yazarın 19. Yüzyıl için yazdığı sözlükte de hiç Türk yoktu. ‘The Scientists’ adlı Cambridge Üniversitesi’nin 1994’te yayınladığı ünlü sözlükte de 1500 kişi arasında 3 Müslüman vardı. Hiç Türk yoktu. Sevgili Okuyucular, Türkiye’de kendilerini çağdaş dünyanın parçası sanan sözde aydınları ve okumuşları da dahil, bir kültürel şok tedavisine gereksinimi var. Biz modern sanayinin müşterisiyiz ama, düşünce yapımız Ortaçağdan öteye geçmiş değil. İslamın etkili olduğu zamanlar İslamın, Bağdat’taki Bayt al-Hikma’dan sonra, yani 11. Yüzyıldan öteye, Dünya düşünce tarihinde kültüründe yeri yok! Fakat Eski Yunan ve Hellenistik yazın, bilim ve felsefeninin Arapçaya çevrılmesi üzerine dayalı bir Abbasi Hümanizması vardı. 17. Yüzyıla kadar Avrupa Rönesansı üzerine etkili olmuştu. İslam düşüncesininin tutucu olmadığının kanıtlandığı zaman dilimi 9-12. yüzyıllardır. Bu etki, Gazali’nin felsefe düşmanı ünlü kitabından sonra, Selçuklu ve Moğol göçerlerin fetih darbeleriyle ortadan kalktı. Grek antikitesinin 900’den fazla yapıtını Arapçaya çeviren Abbasi halifeleri, sonradan Sicilya’ya ve İspanya yolu üzerinden Avrupa düşünce ortamına Grek hümanizmasının, özellikle Eflatun ve Aristo vurgusu üzerinde, örnek olmuşlardı. Farabi, İbni Sina (Avicenna), İbni Rüşt (Averroes) ortaçağ ve Rönesansın Müslüman temsilcileridir. Bunlara Harezmi gibi bir matematikçiyi, İbn-ül Haysam gibi bir fizikçiyi, İbni Sina’nın Tıp Ansiklopedisini de katabilirsınız. Peki İstanbul’un fethini, bundan 250 yıl sonra gerçekleştirmiş olan Osmanlı’nın Bilim ve Felsefesi nerede? Osmanlının bilimsel dünya görüşü oldu mu? Sorun, bu noktada başlıyor. Bugün de Türkiye’yi kendilerine göre planlamakla meşgul olanların dünya görüşleri Abbasi Rönesansını yıkan Türk ve Moğol göçerleri düzeyinde. İstanbul Üniversitesi ve Fatih Medresesi Türkiye’de cahillik akut ve inatçı bir zihinsel hastalıktır. İstanbul Üniversitesi hala ‘Bizim ilk kuruluşumuz Fatih Medresesidir’ der. Kendinizi böyle aldatmağa başlarsanız, bugün varacağınız demokrasi kavramı da bu kadar olur. Cambridge Üniversitesi Oxford’tan bir kaç yıl sonra 1225 yıllarında kurulmuştur. İlk üç yıl Latince gramer, retorik ve mantık okunurdu. Bugünkü lisansa tekabül eder. Lisansüstü 4 yıldı. Aritmetik, geometri, musiki ve astronomi okunurdu. Teoloji, hukuk ve tıp bunlardan sonra okutulurdu. Cambridge, Fatih Mederesesi&#8217;nden 225 yıl önce açılmıştır. Fatih Medresesi sadece din adamı yetiştiren orta öğretim düzeyinde bir bir okuldu. Hiç değişmeden günümüze kadar geldi. Bu toplum ya kördür, ya da özel aptal yetiştirmektedir. 12. yüzyıldan bu yana felsefe, bilim, sanat alanlarında bir şey üretmemiş, yani var olmayan bir İslam ve Türk düşünce tarihinin yokluğu üzerinde, ifade özgürlüğü konusunda konuşmanın ne anlama geldiğini düşündüm. Elektrik tesisatı tamir etmek, evlenme ya da satış akti imzalamak gibi bir teknik sorun olarak hukukçular için de, doktorlar, mühendisler için de spesifik teknik sayısız sorun olduğu açık. Fakat bunların sizi çağdaş yaşama paralel bazı etkinliklere götürmesi, toplumun düşünce yapısının ortaçağı aştığını kanıtlamıyor. Osmanlı İmparatorluğunun nüfusu kadar öğrencimiz var. Yaşamsal sorunumuz ne? Türkiye gibi İslam ülkelerinin yaşamsal sorunu nedir? Bizim gibi geri kalmışlığı tasdikli ülkeleri içine düştükleri kaostan çıkaracak sorunların neresinden başlayacağız? Bu bağlamda hiç bir şey üretmemiş Türk düşünce tarihinin gelişmemiş olma nedenleri üzerinde konuşmağa başlayınca, Avrupa örneklerini çok kimse anımsıyor. Ne var ki, bu bilgi, toplumsal yaşamı etkileyen bir davranışsal dürtüyü harekete geçirmiyor, Voltaire 18 yüzyılda ünlü ‘Candide’ romanını yazmıştı. Bu roman, büyük Lizbon depreminde deprem, su baskını, deniz faciası nedeniyle ölen on binlerce insanın başlarına geleni anlatarak, Alman Filozofu Wilhelm Leibniz’in ‘Bu dünya olabileceklerin en iyisidir’ düşüncesiyle alay etmek için yazılmştır. O zamandan bu yana hala buradaki ironiyi kavramamış, Avrupa düşünürlerinin kiliseye karşı süren iki yüz yıllık savaşını vermemiş bir toplumun, düşünce özgürlüğü bağlamında tartışma açması, kuşkusuz bir savaş değildir. Acaba ifade özgürlüğünün pratikte olanaksız olan uygulamasından önce, toplumun koyun sürüsünden ne farkı olduğunu sorgulasak? Anne, baba, çocuktan oluşan ilk toplumsal sistemden, çağdaşa devlete ulaşmak için binlerce yıl geçti. Sistem’in uygarlığın ilk basamağı olduğunu bilen insanlardan mı konuşuyoruz? Doğan Kuban *Bu yazı HBT&#8217;nin 46. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/dusunce-ozgurlugu-ve-hukuk">Düşünce özgürlüğü ve hukuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düşünce özgürlüğü konusunda hukukçuların yaptıkları bir seminere konuşmacı olarak çağrılmıştım. Sosyal bilimler ve Hukuk konusunda bir uzmanlığım yok. Sanat ve Kültür tarihçisiyim. İslam Kültürü üzerinde çok uzun zamandan buyana çalışan biri ve İslam dünyasını da 1970’lerden bu yana yakından tanımak olanağını bulan bir gözlemci olarak, İslamın şu anda geleceği en karanlık toplumlarından biri olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Batı kapitalizminin bundan sonraki geleceğini, bu 1,5 milyar büyüklüğündeki cahil ve fakir pazarının varlığı üzerine kurduğunu da düşünüyorum. Çünkü Doğu Asya’yı elden çıkardıktan sonra, daha büyük, kolayca yönlendirilen, hatta dayak atılan bir dünya ülkesi – bölgesi kalmadı.</p>
<p>Temelde bu sorunlara geçmişin artık etkinliğini yitirmiş ideolojik perspektiflerinden bakmanın anlamı da kalmadı. Artık modası geçmiş, politik yaşamın cahil gevezeliğine indirgenmiş İslamcı söylemin, zavallı Müslüman halkları birbirinin katili haline getiren, utandırıcı gündemi de konu olarak ele almanın pratik faydası olduğuna da inanmıyorum.</p>
<p>Kanımca İslam dünyasının çıkmazı Batı dünyasının ağzına zorla sıkıştırdığı sakızı çiğnemekten vazgeçip, tükürüp atması gerekliliğidir.</p>
<p>İslam tarihinin sonunda sömürge olarak biten 20 yüzyıl tarihi, Batılılar onu parçalamaktan ya da sömürmekten vazgeçmedikleri için, günümüzde de birincil tehlike olarak devam ediyor. Endonezya’dan Fas’a kadar, Türkiye’yi de 1950’den sonra programlarına katarak, dünya politik tarihinin gelişmesini, ağzınıza zorla sokulan aptal sakızı çıkararak, inceleyin.</p>
<p><strong>Hem birikim yok hem yanlış yönlendirme var</strong></p>
<p>Bu noktada İslam dünyası birden şaşırıyor. Çünkü son 65 yıllık gelişmeleri inceleyecek bilgi birikimi bu toplumlarda yok. Ve olması gereken bilgi ve ilgisini de Batılı emperyalistlerle ortaklık yanlış yönlendirmiş. Bu kargaşa İsrail’in Filistin topraklarında kurulmasından sonra sistematik olarak yapılmış ve yapılmakta devam ediyor. Sistematik temeli ‘<strong>ötekileştirme’</strong>dir. Kendisini hor gören, köle kafalı için, en kolay sapılacak yoldur. Etrafınıza bakmak yetişir.</p>
<p>Bu rasyonel bir değerlendirmedir. Ateş bizim ülkemize de sıçradı. İslam dünyasının en çağdaş ülkesi olan Türkiye’de bile halkın cehaletini onun yalanlarından, aldatmasından kurtaramıyoruz. Kurtarabilirdik, ama İkinci Dünya Savaşından sonra, Batılılar ve onların ortakları bu olasılığı yok ettiler.</p>
<p>Bu sonucu görmek için bilge olmağa hacet yok. 1984’te yayınlanan <strong>Dictionary of Modern Culture</strong> adlı, 20. Yüzyılın ünlü yazar ve düşünürlerinden 320 kişinin görece ayrıntılı biyografilerini içeren güzel bir kültür biyografisi kitabında hiç Türk yoktu. Aynı yazarın 19. Yüzyıl için yazdığı sözlükte de hiç Türk yoktu. ‘The Scientists’ adlı Cambridge Üniversitesi’nin 1994’te yayınladığı ünlü sözlükte de 1500 kişi arasında 3 Müslüman vardı. Hiç Türk yoktu.</p>
<p>Sevgili Okuyucular,</p>
<p>Türkiye’de kendilerini çağdaş dünyanın parçası sanan sözde aydınları ve okumuşları da dahil, bir kültürel şok tedavisine gereksinimi var. Biz modern sanayinin müşterisiyiz ama, düşünce yapımız Ortaçağdan öteye geçmiş değil.</p>
<p><strong>İslamın etkili olduğu zamanlar</strong></p>
<p>İslamın, Bağdat’taki Bayt al-Hikma’dan sonra, yani 11. Yüzyıldan öteye, Dünya düşünce tarihinde kültüründe yeri yok! Fakat Eski Yunan ve Hellenistik yazın, bilim ve felsefeninin Arapçaya çevrılmesi üzerine dayalı bir Abbasi Hümanizması vardı. 17. Yüzyıla kadar Avrupa Rönesansı üzerine etkili olmuştu. İslam düşüncesininin tutucu olmadığının kanıtlandığı zaman dilimi 9-12. yüzyıllardır.</p>
<p>Bu etki, Gazali’nin felsefe düşmanı ünlü kitabından sonra, Selçuklu ve Moğol göçerlerin fetih darbeleriyle ortadan kalktı. Grek antikitesinin 900’den fazla yapıtını Arapçaya çeviren Abbasi halifeleri, sonradan Sicilya’ya ve İspanya yolu üzerinden Avrupa düşünce ortamına Grek hümanizmasının, özellikle Eflatun ve Aristo vurgusu üzerinde, örnek olmuşlardı.</p>
<p><strong>Farabi, İbni Sina</strong> (Avicenna), <strong>İbni Rüşt</strong> (Averroes) ortaçağ ve Rönesansın Müslüman temsilcileridir. Bunlara <strong>Harezmi</strong> gibi bir matematikçiyi, <strong>İbn-ül Haysam</strong> gibi bir fizikçiyi, <strong>İbni Sina</strong>’nın Tıp Ansiklopedisini de katabilirsınız.</p>
<p>Peki İstanbul’un fethini, bundan 250 yıl sonra gerçekleştirmiş olan Osmanlı’nın Bilim ve Felsefesi nerede? Osmanlının bilimsel dünya görüşü oldu mu?</p>
<p>Sorun, bu noktada başlıyor. Bugün de Türkiye’yi kendilerine göre planlamakla meşgul olanların dünya görüşleri Abbasi Rönesansını yıkan Türk ve Moğol göçerleri düzeyinde.</p>
<p><strong>İstanbul Üniversitesi ve Fatih Medresesi</strong></p>
<p>Türkiye’de cahillik akut ve inatçı bir zihinsel hastalıktır. İstanbul Üniversitesi hala ‘<strong>Bizim ilk kuruluşumuz Fatih Medresesidir’</strong> der. Kendinizi böyle aldatmağa başlarsanız, bugün varacağınız demokrasi kavramı da bu kadar olur.</p>
<p><strong>Cambridge Üniversitesi</strong> Oxford’tan bir kaç yıl sonra 1225 yıllarında kurulmuştur. İlk üç yıl Latince gramer, retorik ve mantık okunurdu. Bugünkü lisansa tekabül eder. Lisansüstü 4 yıldı. Aritmetik, geometri, musiki ve astronomi okunurdu. Teoloji, hukuk ve tıp bunlardan sonra okutulurdu.</p>
<p>Cambridge, Fatih Mederesesi&#8217;nden 225 yıl önce açılmıştır.</p>
<p><strong>Fatih Medresesi sadece din adamı yetiştiren orta öğretim düzeyinde bir bir okuldu</strong>. Hiç değişmeden günümüze kadar geldi. Bu toplum ya kördür, ya da özel aptal yetiştirmektedir.</p>
<p>12. yüzyıldan bu yana felsefe, bilim, sanat alanlarında bir şey üretmemiş, yani var olmayan bir İslam ve Türk düşünce tarihinin yokluğu üzerinde, <strong>ifade özgürlüğü konusunda konuşmanın ne anlama</strong> geldiğini düşündüm.</p>
<p>Elektrik tesisatı tamir etmek, evlenme ya da satış akti imzalamak gibi bir teknik sorun olarak hukukçular için de, doktorlar, mühendisler için de spesifik teknik sayısız sorun olduğu açık. Fakat bunların sizi çağdaş yaşama paralel bazı etkinliklere götürmesi, toplumun düşünce yapısının ortaçağı aştığını kanıtlamıyor. Osmanlı İmparatorluğunun nüfusu kadar öğrencimiz var.</p>
<p><strong>Yaşamsal sorunumuz ne?</strong></p>
<p>Türkiye gibi İslam ülkelerinin yaşamsal sorunu nedir? Bizim gibi geri kalmışlığı tasdikli ülkeleri içine düştükleri kaostan çıkaracak sorunların neresinden başlayacağız?</p>
<p>Bu bağlamda hiç bir şey üretmemiş Türk düşünce tarihinin gelişmemiş olma nedenleri üzerinde konuşmağa başlayınca, Avrupa örneklerini çok kimse anımsıyor.</p>
<p>Ne var ki, bu bilgi, toplumsal yaşamı etkileyen bir davranışsal dürtüyü harekete geçirmiyor,</p>
<p><strong>Voltaire</strong> 18 yüzyılda ünlü ‘Candide’ romanını yazmıştı. Bu roman, büyük Lizbon depreminde deprem, su baskını, deniz faciası nedeniyle ölen on binlerce insanın başlarına geleni anlatarak, Alman Filozofu <strong>Wilhelm Leibniz</strong>’in ‘Bu dünya olabileceklerin en iyisidir’ düşüncesiyle alay etmek için yazılmştır.</p>
<p>O zamandan bu yana hala buradaki ironiyi kavramamış, Avrupa düşünürlerinin kiliseye karşı süren iki yüz yıllık savaşını vermemiş bir toplumun, düşünce özgürlüğü bağlamında tartışma açması, kuşkusuz bir savaş değildir. Acaba ifade özgürlüğünün pratikte olanaksız olan uygulamasından önce, toplumun koyun sürüsünden ne farkı olduğunu sorgulasak?</p>
<p>Anne, baba, çocuktan oluşan ilk toplumsal sistemden, çağdaşa devlete ulaşmak için binlerce yıl geçti. Sistem’in uygarlığın ilk basamağı olduğunu bilen insanlardan mı konuşuyoruz?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 46. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/dusunce-ozgurlugu-ve-hukuk">Düşünce özgürlüğü ve hukuk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16277</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayal kurmak ve özgür olmak</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/hayal-kurmak-ve-ozgur-olmak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akurgal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2019 07:40:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali Akurgal]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeniliğe giden yolun başlangıç noktası hayal kurmak. Hayal kuramıyorsanız, başkasının hayalleri ile “idare etmeniz” gerekiyor. Ülkemizde, hayal kurma alışkanlığını giderek kaybediyoruz. Eğitim sistemimiz, bize “sorunlarımıza hangi çözümlerin çare olacağını giderek daha fazla gösteren” bir şekle dönüşüyor. Böyle yetişmiş kişi, çözümü ezberletilmemiş bir sorunla karşılaşınca kendisi çözüm üretemiyor. İşin başı eğitim diyoruz ya, ne tür bir eğitim derseniz, insanların sorunları için kendi çözümlerini hayal etmelerini ve hayal ettiklerini hayata geçirmeleri için gerekli bilgi ve öğrenme altyapısını sağlayan bir eğitim. Bu da yeterli değil, kişinin hayal kurması, toplumun ya da devletin baskısı ile kısıtlanıyorsa, gene bir yere varamıyorsunuz. Tam özgürlük gerek. Hiçbir fikrin “zararlı” olarak nitelenmediği bir çevre gerek. Hayal etmekte sınır olmamalı. Ama, gerçekleştirilebilir, ayakları, en azından birkaç tanesi yere basan hayaller kurmalısınız. Hayatımıza giren birçok yenilik, bilim-kurgu filmlerinde hayal edilerek başladı. Star Trek (Uzay Yolu) dizisinde üst düzey mürettebatın gemi ile iletişim kurduğu “cep telefonları” günümüzde o dizide hayal edilenin çok ötesinde yeteneklerle cebimizde. GSM yalnızca çeyrek asırdır kullanımda. Ama hemen hepimiz, sanki atalarımız bile cep telefonu kullanırmış gibi onu benimsemiş durumdayız. Demek bunu hayal edenler güçlü ve gerçekçi bir hayal süreci yaşamışlar. GSM, AB’de yönlendirici gücün “Avrupa’nın bir ucundan diğerine kesintisiz iletişim sağlayacak bir hücresel sistem” tanımı ile ayakları ciddi biçimde yere basan bir hayal olarak başladı. Öyle bir başarıya ulaştı ki, bırakın Avrupa’yı, dünyanın her yerinde kesintisiz çalışıyor. Burada teknolojik yenilik kadar, işletme yöntemindeki yeniliğin de (rakiplerin işbirliği) payı var. Üzerine, GSM telefonların ABD’deki benzerlerine göre daha küçük ve hafif olması da eklenince başarı geldi. Demek ki: “Hayal edeceğiz”, “Özgür olacağız”. Ufukları zorlayalım: Gelecekte şehir içi ulaşım Ne yazık ki, şehirlerimizi planlı biçimde kuramıyoruz. İnsanlar kuralsız olarak yerleşiyorlar, onlara medeniyet (yol, su, elektrik, belediye hizmetleri gaz ve iletişim) sonradan sağlanıyor. Ulaşım en son ele alınıyor. Toplu taşıma olanakları keşke yeterli olarak her noktaya ulaşsa, şehir içinde araç kullanmaya hiç gerek kalmasa. Ama günümüzdeki şehirleşme yapısı ve ulaşım mantığı çerçevesinde olmuyor. Üstelik, şehir içini çözseniz bile, şehir dışına çıktığınızda bir araç kullanmanız, dahası, onu evinize yakın bir yerde tutmanız gerekiyor. Hayal kurmadan bir “yenilik” yapılamıyor, gelişmiş ülkelerde dile getirilen ama yakın zamanda uygulama olanağı pek olmayan, bilim-kurgu filmlerindeki fantezilerden öteye geçemeyen çözümlere bakalım: İBB’nin Sahilyolu’nda kiralık bisiklet bulundurması gibi, tek kişilik, iki kişilik, çok kişilik taşıt araçlarının bir elektronik çağrı ile kapınıza geleceği; sizi istediğiniz yere şoförsüz olarak götüreceği kişisel ulaşım sistemi yakın zamanda pek mümkün görünmüyor. Olsa, şoförsüz olduklarından tampon tampona yol alabilecek, böylece yolu en verimli şekilde kullanacaklar. Ama, şehir içinde elektrikli araçların yaygınlaşması, hattâ belediyelerin şehrin hava kalitesini korumak için elektrikli araçları zorunlu tutması gündeme geliyor. Bu araçları “yolda giderken temassız şarj etme” düşüncesi de yer etmeye başladı. Enerjili alan dışına çıkınca da, aküden yola devam. Enerjisi ile yola “bağımlı” olan bu araçlar, gideceği yere doğru izleyeceği yolu en kısa süreli kılmak için de bir trafik yönetim sistemi tarafından yönlendirilecek. Teknolojik darboğazlar enerjinin depolanması ve aktarımı. Günümüzde, benzinliğe gittiğinizde deponuza 2 dakikada 50 litre yakıt dolduruyorlar ve siz bununla 700km yol gidebiliyorsunuz. Buna yakın bir çözüm gerek. Ali Akurgal</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/hayal-kurmak-ve-ozgur-olmak">Hayal kurmak ve özgür olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeniliğe giden yolun başlangıç noktası hayal kurmak. Hayal kuramıyorsanız, başkasının hayalleri ile “idare etmeniz” gerekiyor. Ülkemizde, hayal kurma alışkanlığını giderek kaybediyoruz. Eğitim sistemimiz, bize “sorunlarımıza hangi çözümlerin çare olacağını giderek daha fazla gösteren” bir şekle dönüşüyor. Böyle yetişmiş kişi, çözümü ezberletilmemiş bir sorunla karşılaşınca kendisi çözüm üretemiyor.</p>
<p>İşin başı eğitim diyoruz ya, ne tür bir eğitim derseniz, <strong>insanların sorunları için kendi çözümlerini hayal etmelerini ve hayal ettiklerini hayata geçirmeleri için gerekli bilgi ve öğrenme altyapısını sağlayan bir eğitim</strong>. Bu da yeterli değil, kişinin hayal kurması, toplumun ya da devletin baskısı ile kısıtlanıyorsa, gene bir yere varamıyorsunuz. Tam özgürlük gerek. Hiçbir fikrin “zararlı” olarak nitelenmediği bir çevre gerek.</p>
<p>Hayal etmekte sınır olmamalı. Ama, gerçekleştirilebilir, ayakları, en azından birkaç tanesi yere basan hayaller kurmalısınız. Hayatımıza giren birçok yenilik, bilim-kurgu filmlerinde hayal edilerek başladı. Star Trek (Uzay Yolu) dizisinde üst düzey mürettebatın gemi ile iletişim kurduğu “cep telefonları” günümüzde o dizide hayal edilenin çok ötesinde yeteneklerle cebimizde. GSM yalnızca çeyrek asırdır kullanımda. Ama hemen hepimiz, sanki atalarımız bile cep telefonu kullanırmış gibi onu benimsemiş durumdayız. Demek bunu hayal edenler güçlü ve gerçekçi bir hayal süreci yaşamışlar.</p>
<p>GSM, AB’de yönlendirici gücün “Avrupa’nın bir ucundan diğerine kesintisiz iletişim sağlayacak bir hücresel sistem” tanımı ile ayakları ciddi biçimde yere basan bir hayal olarak başladı. Öyle bir başarıya ulaştı ki, bırakın Avrupa’yı, dünyanın her yerinde kesintisiz çalışıyor. Burada teknolojik yenilik kadar, işletme yöntemindeki yeniliğin de (rakiplerin işbirliği) payı var. Üzerine, GSM telefonların ABD’deki benzerlerine göre daha küçük ve hafif olması da eklenince başarı geldi.</p>
<p>Demek ki: “Hayal edeceğiz”, “Özgür olacağız”.</p>
<p><strong>Ufukları zorlayalım: Gelecekte şehir içi ulaşım</strong></p>
<p>Ne yazık ki, şehirlerimizi planlı biçimde kuramıyoruz. İnsanlar kuralsız olarak yerleşiyorlar, onlara medeniyet (yol, su, elektrik, belediye hizmetleri gaz ve iletişim) sonradan sağlanıyor. Ulaşım en son ele alınıyor. Toplu taşıma olanakları keşke yeterli olarak her noktaya ulaşsa, şehir içinde araç kullanmaya hiç gerek kalmasa. Ama günümüzdeki şehirleşme yapısı ve ulaşım mantığı çerçevesinde olmuyor. Üstelik, şehir içini çözseniz bile, şehir dışına çıktığınızda bir araç kullanmanız, dahası, onu evinize yakın bir yerde tutmanız gerekiyor.</p>
<p>Hayal kurmadan bir “yenilik” yapılamıyor, gelişmiş ülkelerde dile getirilen ama yakın zamanda uygulama olanağı pek olmayan, bilim-kurgu filmlerindeki fantezilerden öteye geçemeyen çözümlere bakalım: İBB’nin Sahilyolu’nda kiralık bisiklet bulundurması gibi, tek kişilik, iki kişilik, çok kişilik taşıt araçlarının bir elektronik çağrı ile kapınıza geleceği; sizi istediğiniz yere şoförsüz olarak götüreceği kişisel ulaşım sistemi yakın zamanda pek mümkün görünmüyor. Olsa, şoförsüz olduklarından tampon tampona yol alabilecek, böylece yolu en verimli şekilde kullanacaklar.</p>
<p>Ama, şehir içinde elektrikli araçların yaygınlaşması, hattâ belediyelerin şehrin hava kalitesini korumak için elektrikli araçları zorunlu tutması gündeme geliyor. Bu araçları “yolda giderken temassız şarj etme” düşüncesi de yer etmeye başladı. Enerjili alan dışına çıkınca da, aküden yola devam. Enerjisi ile yola “bağımlı” olan bu araçlar, gideceği yere doğru izleyeceği yolu en kısa süreli kılmak için de bir trafik yönetim sistemi tarafından yönlendirilecek. Teknolojik darboğazlar enerjinin depolanması ve aktarımı. Günümüzde, benzinliğe gittiğinizde deponuza 2 dakikada 50 litre yakıt dolduruyorlar ve siz bununla 700km yol gidebiliyorsunuz. Buna yakın bir çözüm gerek.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/hayal-kurmak-ve-ozgur-olmak">Hayal kurmak ve özgür olmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15402</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Savaş ve barış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/savas-ve-baris</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 13:59:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15158</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Savaşın kanlı bir diplomasi; diplomasinin ise kansız bir savaş’ olduğu söylenir. Bu anlamda barış, savaşa hazırlık için verilen bir moladır. Neler diyor ne yapıyoruz: Söylem – eylem çelişkisi! Sosyal demokrat Erich Fromm, Marx ile Freud’u karşılaştırıp yorumladığı bir denemesinde, uygarlığın üç gerçeğinden söz eder: Her şeyden şüphe et; İnsanca şeyler insana yabancı değildir; Gerçek, seni özgürlüğe kavuşturacak. Doğa tarihçileri aydınlanma çağını başlatmıştı. Elen kültürüyle yetişmiş Kartacalı Terence, insana ve sanata bakışıyla Rönesans’a ve sosyal bilime esin kaynağı olmuştu. Son günlerin ‘gerçek ve post gerçekleri’ tartışmalıdır. Tek gerçek mi post gerçekler mi? ‘Özerlik’ güvencesi olmayan bir özgürlük sürdürülebilir mi? Düşünce özgürdür ama ifade özgürlüğü kısıtlıdır. Bu bağlamda, çağdaş kent ve sanayi uygarlığının geleceği pek parlak görünmüyor. “Barış istersen savaşa hazır ol!” Ziya Paşa’nın, Latince’den çevirdiği ‘savaşa hazır ol’ deyimi geçerlidir. Roma Ordusu, barışı iki yüzyıl korumuştu. Rakipler güçlenince ‘savaşa hazır ol’ deyimine gerek duyulmuş olabilir. Oysa, bu söz, Roma Barışı’nı sürdüremediği gibi; 30-40, 100 yıllık savaşları bile önleyememişti.. Milli savunma örgütleri, ‘Barış için savaşa hazır olmak” deyimini gündemde tutarlar. Oysa, Körfez Savaşı’na girişen emperyalizm ‘Barış için savaştıklarını’ ilan etmekten çekinmemişti. Bu savaş, küreselleşen dünyanın bir ‘post gerçeği’ idi. “Savaşın kanlı bir diplomasi; diplomasinin ise kansız bir savaş’ olduğu söylenir. Bu anlamda barış, savaşa hazırlık için verilen bir moladır. “Birinci Dünya Savaşı ne zaman bitti?’ sorusuna, bir tarihçinin, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş olarak sürüyor’ yanıtını vermiş. Bireyler arası ilişkileri araştıran Levi-Strauss, en yaygın davranışın ‘karşıtlık’, ‘barış değil çatışma’ olduğunu bulmuştu. E. Gellner, bulgunun İslam dünyasında geçerliğini doğrulamıştır. “İlkel” olarak bilinen geleneksel toplumlarda, “öteki”, eğer yoksa yaratılır (Güvenç). Sosyolog A. Touraine ‘ötekileştirmeyen toplum’ olarak tanımlıyor demokrasiyi. Otokrasi mi demokrasi mi? Atina’daki ünlü ‘Otokrasi-Demokrasi’ tartışması günümüzde sürüyor. Solon kanunları, Aristos’larla Demos’ların seçim çatışmasına çare bulamayınca, sorun filozoflara kalmış. Eflatun, az eğitimli toplumlarda demokrasinin yaşamadığı gerekçesiyle Otokrasi’yi; Aristo ise, yoksul laikos (laik)’leri yani ‘geniş tabanlı Demokrasi’yi savunmuş; Atina’nın yönetimi ‘demagog’ Perikles’e kalmış. (Bkz. Güvenç 2015) Roma Cumhuriyeti’nin de çözemediği laicus, Akdeniz ülkelerinin dilinde yaşamıştır. Amerikan Özgürlük Bildirgesi ile Fransız Devrimi demokrasi ülküsünü gündemde tutmayı başardı. Türk Devrimi, kadınların seçme seçilme haklarını savunmada, Kuzey Avrupa’nın ‘sekülerizm’ ve laikçiliği değil laiklik ilkesini seçti; demokrasilerinin gerisinde kalmadı (Kili). 2016 sonunda, sistem değişikliği olarak sunulan yeni Anayasa bir rejim değişikliğidir. Umalım ki yurttaşlar, Atatürk’ün ‘akıl ve bilim’ mirasına sadık kalırlar. Gerçekler ve özgürlükler Gerçekler ve Özgürlükler, çözümü kolay olmayan sorunlara yol açar. Bizi özgürlüğe kavuşturacak olanlar hangi gerçekler’dir? Hıristiyan Kilisesi’nin 6-günlük ‘Yaratılış’ (Tekvin) öyküsü mü, yoksa tartışma ve sorgulamaya açık bilimsel Evrim mi? İnançlara baş kaldıran özgür kişileri diri diri yakan ya da derisini yüzen cehalet gerçeği mi? Bir inancın sandıkta desteklenmesi; çoğunluğun yanıldığını gösterir (Russell). Kadınları Cadı veya Şeytan olarak görüp avlayanlar, faşizm çılgını dazlaklar, dünyanın düz olduğuna, uzaya çıkılmadığına inananlar hangi özgürlüğü temsil ediyorlar? İnançlar, şiddetle değil, aydınlanma ile aşılabilir. Her şeyin olabileceğine inanan çağımız, ‘post gerçek’lere neden şaşıyor ki? Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/savas-ve-baris">Savaş ve barış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>Savaşın kanlı bir diplomasi; diplomasinin ise kansız bir savaş’ olduğu</em> söylenir. Bu anlamda barış, savaşa hazırlık için verilen bir moladır.</p></blockquote>
<p><strong>Neler diyor ne yapıyoruz: Söylem – eylem çelişkisi!</strong></p>
<p>Sosyal demokrat <strong>Erich Fromm</strong>, Marx ile Freud’u karşılaştırıp yorumladığı bir denemesinde, uygarlığın üç gerçeğinden söz eder:</p>
<ul>
<li><em>Her şeyden şüphe et;</em></li>
<li><em>İnsanca şeyler insana yabancı değildir;</em></li>
<li><em>Gerçek, seni özgürlüğe kavuşturacak.</em></li>
</ul>
<p>Doğa tarihçileri aydınlanma çağını başlatmıştı. Elen kültürüyle yetişmiş Kartacalı <strong>Terence, </strong>insana ve sanata bakışıyla Rönesans’a ve sosyal bilime esin kaynağı olmuştu. Son günlerin ‘<em>gerçek</em> ve post gerçekleri’ tartışmalıdır. Tek g<em>erçek</em> mi <em>post gerçekler </em>mi?</p>
<p>‘<em>Özerlik’ </em>güvencesi olmayan bir <em>özgürlük</em> sürdürülebilir mi? Düşünce özgürdür ama ifade özgürlüğü kısıtlıdır. Bu bağlamda, çağdaş kent ve sanayi uygarlığının geleceği pek parlak görünmüyor.</p>
<p><strong><em>“Barış istersen savaşa hazır ol!” </em></strong></p>
<p><strong>Ziya Paşa</strong>’nın, Latince’den çevirdiği ‘<strong><em>savaşa hazır ol</em></strong><em>’</em> deyimi geçerlidir. Roma Ordusu, barışı iki yüzyıl korumuştu. Rakipler güçlenince ‘savaşa hazır ol’ deyimine gerek duyulmuş olabilir. Oysa, bu söz, Roma Barışı’nı sürdüremediği gibi; 30-40, 100 yıllık savaşları bile önleyememişti.. Milli savunma örgütleri, <em>‘Barış için savaşa hazır olmak</em>” deyimini gündemde tutarlar. Oysa, Körfez Savaşı’na girişen emperyalizm ‘<em>Barış için savaştıklarını’</em> ilan etmekten çekinmemişti. Bu savaş, küreselleşen dünyanın bir ‘post gerçeği’ idi.</p>
<p>“<em>Savaşın kanlı bir diplomasi; diplomasinin ise kansız bir savaş’ olduğu</em> söylenir. Bu anlamda barış, savaşa hazırlık için verilen bir moladır. “Birinci Dünya Savaşı ne zaman bitti?’ sorusuna, bir tarihçinin, İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş olarak sürüyor’ yanıtını vermiş.</p>
<p>Bireyler arası ilişkileri araştıran <strong>Levi-Strauss,</strong> en yaygın davranışın ‘karşıtlık’, ‘barış değil çatışma’ olduğunu bulmuştu. <strong>E. Gellner, </strong>bulgunun İslam dünyasında geçerliğini doğrulamıştır.</p>
<p>“İlkel” olarak bilinen geleneksel toplumlarda, “öteki”, eğer yoksa yaratılır (<strong>Güvenç</strong>). Sosyolog<strong> A. Touraine ‘</strong><em>ötekileştirmeyen toplum’</em> olarak tanımlıyor demokrasiyi.</p>
<p><strong>Otokrasi mi demokrasi mi? </strong></p>
<p>Atina’daki ünlü ‘Otokrasi-Demokrasi’ tartışması günümüzde sürüyor. <strong>Solon</strong> kanunları, <strong><em>Aristos</em></strong>’larla <strong><em>Demos</em></strong>’ların seçim çatışmasına çare bulamayınca, sorun filozoflara kalmış. <strong>Eflatun,</strong> az eğitimli toplumlarda demokrasinin yaşamadığı gerekçesiyle <em>Otokrasi</em>’yi; <strong>Aristo </strong>ise, yoksul<strong><em> laikos</em> (</strong>laik)’leri yani ‘geniş tabanlı <em>Demokrasi</em>’yi savunmuş; Atina’nın yönetimi ‘<em>demagog’ </em><strong>Perikles’e</strong> kalmış. (Bkz. <strong>Güvenç </strong>2015)</p>
<p>Roma Cumhuriyeti’nin de çözemediği<em> laicus</em>, Akdeniz ülkelerinin dilinde yaşamıştır. <em>Amerikan Özgürlük Bildirgesi</em> ile Fransız Devrimi demokrasi ülküsünü gündemde tutmayı başardı. Türk Devrimi, kadınların seçme seçilme haklarını savunmada, Kuzey Avrupa’nın ‘<em>sekülerizm</em>’ ve<em> laikçiliği </em>değil <em>laiklik</em> ilkesini seçti; demokrasilerinin gerisinde kalmadı (<strong>Kili</strong>).</p>
<p>2016 sonunda, sistem değişikliği olarak sunulan yeni Anayasa bir rejim değişikliğidir. Umalım ki yurttaşlar, <strong>Atatürk</strong>’ün ‘<em>akıl ve bilim’ </em>mirasına sadık kalırlar.</p>
<p><strong>Gerçekler ve özgürlükler</strong></p>
<p>Gerçekler ve Özgürlükler, çözümü kolay olmayan sorunlara yol açar. Bizi <em>özgürlüğe</em> kavuşturacak olanlar hangi <em>gerçekler</em>’dir?</p>
<p>Hıristiyan Kilisesi’nin 6-günlük ‘Yaratılış’ (<em>Tekvin</em>) <em>öyküsü</em> mü, yoksa tartışma ve sorgulamaya açık bilimsel Evrim mi?</p>
<p>İnançlara baş kaldıran özgür kişileri diri diri yakan ya da derisini yüzen cehalet gerçeği mi?</p>
<p>Bir inancın sandıkta desteklenmesi; çoğunluğun yanıldığını gösterir (<strong>Russell</strong>). Kadınları Cadı veya Şeytan olarak görüp avlayanlar, faşizm çılgını dazlaklar, dünyanın düz olduğuna, uzaya çıkılmadığına inananlar hangi özgürlüğü temsil ediyorlar?</p>
<p>İnançlar, şiddetle değil, <em>aydınlanma</em> ile aşılabilir.</p>
<p>Her şeyin olabileceğine inanan çağımız, ‘post gerçek’lere neden şaşıyor ki?</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><strong><em>*Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/savas-ve-baris">Savaş ve barış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimin ufkunda ne gözüküyor? Ve: Yasaklar, bilimle birlikte geleceği de boğar&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimin-ufkunda-ne-gozukuyor-ve-yasaklar-bilimle-birlikte-gelecegi-de-bogar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2017 05:20:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı sistem]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[mikro robot]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Metin Sitti]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7418</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu hafta bilimin özellikle tıp alanında açtığı yepyeni bir ufku önünüze getiriyoruz. Akıllı sistemlerle donatılmış mikro robotlar. Bedenimizde olan bitenleri net olarak görecek ve haber verecek, hastalıkları teşhis edecek, insanların ulaşamadığı yerlerde gözlem yapacak, bütün bunların ötesinde başka alanlarda da insanın minik gözü kulağı olacak mikro robotlar. Boyutları 1 milimetreden birkaç santime kadar değişiyor&#8230; Ve bu işlerin önde gelen uzmanlarından, Boğaziçi mezunu, ABD’de uzmanlaşmış ve başarılı çalışmalara imza atmış bir Türk, Prof. Metin Sitti ve çalışmalarını okuyacaksınız. Sitti, Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü ve Robotik Enstitüsü’nde profesör iken, aldığı davet ile aynı zamanda Almanların ünlü bilim kurumu Max-Planck Zeki Sistemler Enstitüsü direktörlüğüne de soyundu. İlk Türk direktör. Reyhan Oksay arkadaşımız bu mikro robotlar konusuna bir giriş yapıyor ve Metin Sitti ile söyleşiyi yazıyor. Çok ilginç bir sohbet, mikro robotlar konusunda bilimin neleri hedeflediğini öğreniyoruz. Ayrıca Sitti’nin son projesini de göreceksiniz: En ulaşılmaz bölgelere girebilen kapsüller, hedefteki bölgeye gerekli ilacı salgılayabiliyor. Hatta mide içinde birkaç gün kalarak mide iltihaplarını veya tümörleri tedavi edebiliyor. Koç ve Boğaziçi Üniversitesi’nde değişik gruplarla işbirliği yapmaya hazırlanıyor Sitti. Bir soru üzerine akademik özgürlüğün önemini vurguluyor ve “üniversiteler finansal ve politik olarak ne kadar bağımsızlar” sorusunu gündeme taşıyor. Bilim özgürlüğü olmadan bilim mi olur! Evet, akademik özgürlük! Çok az, vakıf üniversitemizde var, var olan bir kaç devlet üniversitemiz de siyasal denetim altında. Akademik özgürlük için şunu söyleyebiliriz: Geldinse kapıya üç kez vur! Avrupa Uygarlığı ve İslam Hızla sağlığına kavuşmakta olan Doğan Kuban hocanın Avrupa uygarlığı ve İslam konulu başlığı, İslam dünyasının çağdaşlık ve uygarlık ilintili olarak gerçekçi bir panoramasını çiziyor. Mutlaka okunmalı, makalede son sözü: “Temelsiz övünmeler uygar bir toplum olduğumuzu kanıtlamaz, fakat ona ulaşmamızı engeller.” Bu bağlamda, Prof. Mehmet Özel, güncel tartışma konusu olan Evrim ile ilgili, İslam’ın Altın Çağı diye nitelendirilen dönemde Evrim üzerine filiz veren düşüncelerden bazılarını özetliyor. Kuban hocanın yazısıyla birlikte okunmalı. Ali Akurgal ortaya attığı enerji dengesinin sağlanması ile ilgili ilginç çözümü, bu “Basit Güzeldir” başlığı ile sürdürüyor. Bu kez Buffalo Üniversitesi’nden evrim antropoloğu Ömer Gökçümen, yaptığı bir genetik araştırmada ilginç sonuçlara ulaştı ve henüz bilinmeyen bir insan türünün varlığını gösterdi. İlgiyle okuyacaksınız. Bilim ve beslenme sayfamızda brokolinin yararları konusundaki yazımızı, “Bizden Sonra Dünya” köşesinde bu kez geçmişin bitki ve hayvanlarını günümüze taşıyan fosiller konusunu; “Bilge Nedir?” köşemizde hayvanlar nasıl biliyor ilginç konusunu sunuyoruz. Hala ısrarla 3,5 TL’de kalacağız! Ve hafta boyunca okuyacağınız dünyayı izleyeceğiniz, öğreneceğiniz, yeni düşünce ve bakışlarla karşılaşacağınız dolu bir dergi. Unutmayın, dünya bilimin üzerinde kuruluyor ve HBT ile biz de karınca kararınca ülkeyi inşa etmeye soyunduk. İstanbul’da Perşembe, Türkiye genelinde Cuma gününden itibaren HBT ile beyin besleme zamanı&#8230; Yayacağız, çoğalacağız. Ve 3,5 TL fiyatını artırmama kararındayız! *** BAŞVURU BEKLİYORUZ! 20 gencimize daha 1 yıl ücretsiz dijital abonelik HBT okurları ve yazarlarının başlattığı, gençlerin HBT ile tanışmasını, buluşmasını, bu yolla bilim ve teknoloji dünyasıyla birleşmesini ve bütünleşmesini amaçlayan Gençlere Dijital Abonelik Bursu kampanyasına iki okurumuz 10’ar abonelik bursu ile katıldılar. Okurumuz Ayla Çınaroğlu 10 gence, kurumsal olarak Atıl Aydınlatma da 10 gence, bir yıllık HBT Dijital Abonelik Bursu ile destek oluyor. Bu sayede 20 genç daha aramıza katılacak. Ayla Çınaroğlu’na ve Atıl Aydınlatma’ya çok teşekkür ederiz&#8230; Liseli ve üniversiteli gençler, başvurularınızı bekliyoruz! HBT sizlerle tanışmaktan mutlu olacak! Başvuru için: info@herkesebilimteknoloji.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimin-ufkunda-ne-gozukuyor-ve-yasaklar-bilimle-birlikte-gelecegi-de-bogar">Bilimin ufkunda ne gözüküyor? Ve: Yasaklar, bilimle birlikte geleceği de boğar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hafta bilimin özellikle tıp alanında açtığı yepyeni bir ufku önünüze getiriyoruz. <strong>Akıllı sistemlerle donatılmış mikro robotlar</strong>. Bedenimizde olan bitenleri net olarak görecek ve haber verecek, hastalıkları teşhis edecek, insanların ulaşamadığı yerlerde gözlem yapacak, bütün bunların ötesinde başka alanlarda da insanın minik gözü kulağı olacak mikro robotlar. Boyutları 1 milimetreden birkaç santime kadar değişiyor&#8230;</p>
<p>Ve bu işlerin önde gelen uzmanlarından, Boğaziçi mezunu, ABD’de uzmanlaşmış ve başarılı çalışmalara imza atmış bir Türk, Prof. <strong>Metin Sitti</strong> ve çalışmalarını okuyacaksınız. Sitti, Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü ve Robotik Enstitüsü’nde profesör iken, aldığı davet ile aynı zamanda Almanların ünlü bilim kurumu Max-Planck Zeki Sistemler Enstitüsü direktörlüğüne de soyundu. İlk Türk direktör.</p>
<p>Reyhan Oksay arkadaşımız bu mikro robotlar konusuna bir giriş yapıyor ve Metin Sitti ile söyleşiyi yazıyor. Çok ilginç bir sohbet, mikro robotlar konusunda bilimin neleri hedeflediğini öğreniyoruz. Ayrıca Sitti’nin son projesini de göreceksiniz: En ulaşılmaz bölgelere girebilen kapsüller, hedefteki bölgeye gerekli ilacı salgılayabiliyor. Hatta mide içinde birkaç gün kalarak mide iltihaplarını veya tümörleri tedavi edebiliyor.</p>
<p>Koç ve Boğaziçi Üniversitesi’nde değişik gruplarla işbirliği yapmaya hazırlanıyor Sitti. Bir soru üzerine <strong>akademik özgürlüğün </strong>önemini vurguluyor ve<strong> “üniversiteler finansal ve politik olarak ne kadar bağımsızlar” </strong>sorusunu gündeme taşıyor. Bilim özgürlüğü olmadan bilim mi olur!</p>
<p><strong>Evet, akademik özgürlük! </strong>Çok az, vakıf üniversitemizde var, var olan bir kaç devlet üniversitemiz de siyasal denetim altında. Akademik özgürlük için şunu söyleyebiliriz: <strong>Geldinse kapıya üç kez vur!</strong></p>
<p><strong>Avrupa Uygarlığı ve İslam</strong></p>
<p>Hızla sağlığına kavuşmakta olan Doğan Kuban hocanın Avrupa uygarlığı ve İslam konulu başlığı, İslam dünyasının çağdaşlık ve uygarlık ilintili olarak gerçekçi bir panoramasını çiziyor. Mutlaka okunmalı, makalede son sözü: “Temelsiz övünmeler uygar bir toplum olduğumuzu kanıtlamaz, fakat ona ulaşmamızı engeller.”</p>
<p>Bu bağlamda, Prof. <strong>Mehmet Özel</strong>, güncel tartışma konusu olan Evrim ile ilgili, İslam’ın Altın Çağı diye nitelendirilen dönemde Evrim üzerine filiz veren düşüncelerden bazılarını özetliyor. Kuban hocanın yazısıyla birlikte okunmalı.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> ortaya attığı enerji dengesinin sağlanması ile ilgili ilginç çözümü, bu “Basit Güzeldir” başlığı ile sürdürüyor. Bu kez Buffalo Üniversitesi’nden evrim antropoloğu <strong>Ömer Gökçümen</strong>, yaptığı bir genetik araştırmada ilginç sonuçlara ulaştı ve henüz bilinmeyen bir insan türünün varlığını gösterdi. İlgiyle okuyacaksınız. Bilim ve beslenme sayfamızda brokolinin yararları konusundaki yazımızı, “<strong>Bizden Sonra Dünya</strong>” köşesinde bu kez geçmişin bitki ve hayvanlarını günümüze taşıyan fosiller konusunu; “<strong>Bilge Nedir?</strong>” köşemizde <em>hayvanlar nasıl biliyor</em> ilginç konusunu sunuyoruz.</p>
<p><strong>Hala ısrarla 3,5 TL’de kalacağız!</strong></p>
<p>Ve hafta boyunca okuyacağınız dünyayı izleyeceğiniz, öğreneceğiniz, yeni düşünce ve bakışlarla karşılaşacağınız dolu bir dergi. Unutmayın, dünya bilimin üzerinde kuruluyor ve HBT ile biz de karınca kararınca ülkeyi inşa etmeye soyunduk. İstanbul’da Perşembe, Türkiye genelinde Cuma gününden itibaren HBT ile beyin besleme zamanı&#8230;</p>
<p>Yayacağız, çoğalacağız. Ve 3,5 TL fiyatını artırmama kararındayız!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>BAŞVURU BEKLİYORUZ!</strong></p>
<p><strong>20 gencimize daha 1 yıl ücretsiz dijital abonelik </strong></p>
<p>HBT okurları ve yazarlarının başlattığı, gençlerin HBT ile tanışmasını, buluşmasını, bu yolla bilim ve teknoloji dünyasıyla birleşmesini ve bütünleşmesini amaçlayan <strong>Gençlere Dijital Abonelik Bursu</strong> kampanyasına iki okurumuz 10’ar abonelik bursu ile katıldılar. Okurumuz <strong>Ayla Çınaroğlu</strong> 10 gence, kurumsal olarak <strong>Atıl Aydınlatma</strong> da 10 gence, bir yıllık HBT Dijital Abonelik Bursu ile destek oluyor.</p>
<p>Bu sayede 20 genç daha aramıza katılacak. Ayla Çınaroğlu’na ve Atıl Aydınlatma’ya çok teşekkür ederiz&#8230;</p>
<p>Liseli ve üniversiteli gençler, başvurularınızı bekliyoruz! HBT sizlerle tanışmaktan mutlu olacak!</p>
<p>Başvuru için: <a href="mailto:info@herkesebilimteknoloji.com">info@herkesebilimteknoloji.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimin-ufkunda-ne-gozukuyor-ve-yasaklar-bilimle-birlikte-gelecegi-de-bogar">Bilimin ufkunda ne gözüküyor? Ve: Yasaklar, bilimle birlikte geleceği de boğar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7418</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür ve sanat</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 09:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[ustalık]]></category>
		<category><![CDATA[voltaire]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! Anonim Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir. Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu Voltaire, eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”. İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. Karl Marx’ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda… Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü Picasso’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor. Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir. Kültür, Fransızca üretmek, sanat ise Arapça beceri ve ustalık sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe ekin denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. M. Ertuğrul Saraçbaşı, Damıtılmış Sözler ve Celâl Üster, Sözün Özü.) Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, toplumcu kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı Darwin, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof Nietzsche, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez. Aziz Nesin, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü Guernica eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı. Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim vb. tartışmalı sanatlar vardır. Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe sanatçı payesi veririz. Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü Kawabata’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi Mişima’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler. Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, özgürlük ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran Dante ve Machiavelli Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı özgür sanatların özerkliğini savundular. İmam Ghazali (Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde kendini bilmek erdemi haddini bilmek olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a şirk koşmakla yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (Suna Kili 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında C.M. Altar gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor. Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. André Malraux Sanatçı, olmazı olur kılan insan. Adnan Binyazar (Yazarın düzeltisiyle. BG) *Henry Glassie, Turkish Traditional Arts Today (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! </em><strong>Anonim</strong></p>
<p>Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir.</p>
<p>Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu <strong>Voltaire,</strong> eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”.</p>
<p>İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. <strong>Karl Marx’</strong>ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda…</p>
<p>Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü <strong>Picasso</strong>’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor.</p>
<p>Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir.</p>
<p>Kültür, Fransızca <em>üretmek</em>, sanat ise Arapça beceri ve <em>ustalık</em> sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe <em>ekin</em> denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. <strong>M.</strong> <strong>Ertuğrul</strong> <strong>Saraçbaşı</strong>, <em>Damıtılmış Sözler</em> ve <strong>Celâl Üster, </strong><em>Sözün Özü</em>.)</p>
<p>Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, <em>toplumcu </em>kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı <strong>Darwin</strong>, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof <strong>Nietzsche</strong>, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez.</p>
<p><strong>Aziz Nesin</strong>, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü <em>Guernica</em> eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı.</p>
<p>Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: <em>Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim</em> vb. tartışmalı sanatlar vardır.</p>
<p>Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe<em> sanatçı</em> payesi veririz.</p>
<p>Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü<strong> Kawabata</strong>’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi <strong>Mişima</strong>’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler.</p>
<p>Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, <em>özgürlük</em> ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran <strong>Dante</strong> ve<strong> Machiavelli</strong> Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı <em>özgür sanatların özerkliğini</em> savundular.</p>
<p><strong>İmam Ghazali </strong>(Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde <em>kendini bilmek</em> erdemi <em>haddini bilmek </em>olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a <em>şirk koşmakla</em> yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (<strong>Suna Kili</strong> 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında <strong>C.M. Altar</strong> gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor.</p>
<p><em>Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. </em><strong>André Malraux</strong></p>
<p><em>Sanatçı, olmazı olur kılan insan.</em> <strong>Adnan Binyazar </strong>(Yazarın düzeltisiyle. BG)</p>
<p><strong>*Henry Glassie, </strong><em>Turkish Traditional Arts Today</em> (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Matematik yenilik için neden önemlidir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2016 09:45:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[oyun teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4184</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” John Forbes Nash Jr. [1] İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi’nde [2], Maria Esteban (Universite Paris Dauphine) tarafından “İnovasyon İçin Önemli Bir Araç, Matematik” başlıklı bir seminer verildi (29 Mart 2016). Doğrusu beni bu seminere çeken öncelikle inovasyon sözcüğü oldu. Seminer duyurusunda yer alan özette “Birçok teknolojik problem matematik denklemler biçiminde ifade edilen modeller üzerine oturtulduğundan, matematik inovasyon için çok önemli bir araçtır. Matematik problemleri çözme için bir dil ve araçtır. Matematik aynı zamanda söz konusu problemler için önerilen çözümlere sağlamlık, kararlılık ve etkinlik de sağlar. Matematiğin endüstri ve hizmet sektörlerinde kullanılmasının önemi örneklerle tartışılacaktır.”  denilmekteydi. Sunuşta verilen örnekler matematiğin nitelikli yenilikler için ne denli önemli olduğunu göstermeye yeterliydi. Sunumu özetlemeye çalışacağım. Fizik, mekanik, ekonomi, finans hatta krimonolojide bütün denklemler matematik terimleriyle yazılabilir. Matematiği kullanarak sağlık, salgın hastalıklar, biyoloji, ekoloji, malzeme bilimi, taşıma ve ulaşım, enerji üretimi, depolaması ve dağıtımı alanlarında modelleme-benzetim (simülasyon)-optimizasyon yapılıyor. Matematik yalnızca bilimin ifade dili değil aynı zamanda yenilik ve yeni teknolojiler için de emsalsiz bir araçtır. Pek çok durumda bir ön-ürün (prototip) üretmek olanaksız veya çok pahalı olabilir. Örneğin bir uçağın farklı yüksekliklerde sürtünme nedeniyle farklı bölgelerinde oluşacak ısınmanın gerçek boyutta bir uçakla denenmesi nerede ise olanaksız ve çok pahalı bir işlemdir.  Bunun benzetim modellemesi ile uygun tasarım yapılması ve malzemelerin seçimi olanaklıdır. Ya da solunum sistemimizin benzetimi ile astım vb. hastalıkların çalışılması (REO; Biyolojik Akışların Matematik Modellenmesi ve Sayısal Benzetimi), sanal endoskopi ile üç boyutlu görüntü elde edilmesi örnekleri. Doğa en büyük optimize edicidir. Bizler de kurumlar da maliyet, zaman, biçim optimizasyonu için çabalarız. Şimdilerde Avrupa’da gaz taşıması konusundaki yeni düzenlemeler nedeniyle matematikçiler yeni ağyapılar tasarlamaya çalışırlarken akışkanlar mekaniği ve &#8220;graph theory&#8221; kullanarak optimizasyon sağlamaya çalışmaktadırlar. By-pass ameliyatında bağlantının dar açıyla yapılması kan akışında burgaca (türbülans) neden olmaktadır. “Bypass hesaplamaları” ve benzetim çalışmalarıyla hasta özelinde kan akışı modellenerek optimum bağlantı açısı bulunabilmektedir. Aligni Project kapsamında America Cup yelken yarışları için tamamı matematik analizle tasarlanan tekneler bu büyük yarışı kazanabilmektedir. Çektiğimiz fotoğraflarımızın görüntü kalitesini matematik kullanılarak geliştirilen yazılımlarla kolayca iyileştirebilmekteyiz (denoising of images). Matematikçi Maria Esteban, yaşamımızın hemen her alanında etkisi olan matematiğin önemini vurgulamak için geliştirilen makinelerin üzerine ‘matematik içerir! (math inside)’ damgası vurulmasını öneriyor. HBT Sayı 2 ve 3’te yer verilen yazılarında Doç. Dr. Serdar Durdağı bu konuda ilaç tasarımından örnekler vermektedir. Matematikten beslenen yenilikçi çalışmalar gücünü usavurma, yaratıcılık, soyut ya da uzamsal düşünme, eleştirel düşünme, problem çözme yeteneği ve hatta etkili iletişim becerilerinden almaktadır. Aslında bu saydıklarımızın hepsi yenilikçilerde bulunması gereken özelliklerdir. 2016 PISA Raporu’na göre 64 OECD ülkesi içinde ülkemizin matematikte 45. sırada yer alması “özgürlük ve adaletin” olmadığı yerde yeniliğin de olamayacağının matematiksel doğrulaması olmasın… [1] John Forbes Nash Jr. (1928 – 2015): Matematikçi. Oyun Teorisi’ni kullanılır duruma getirmesiyle (1949), Nobel Ekonomi Ödülü’nü (1994) kazandı. [2] İMBM, Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesi içinde, matematiğin çeşitli alanlarında araştırma yapılması, araştırmacıların birlikte çalışacağı bir ortam yaratılması, lisansüstü seminerler ve doktora sonrası çalışmaları aracılığıyla genç matematikçilerin yetişmesine ve kamuda matematiksel bilincin gelişmesine katkıda bulunulması, toplumun matematik araştırmaları konusunda bilinçlenmesinin sağlanması amacıyla kurulmuş bir merkezdir. Müfit Akyos / mufita@ttmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir">Matematik yenilik için neden önemlidir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” </em>John Forbes Nash Jr. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi’nde <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>, Maria Esteban (Universite Paris Dauphine) tarafından “<strong>İnovasyon İçin Önemli Bir Araç, Matematik</strong>” başlıklı bir seminer verildi (29 Mart 2016). Doğrusu beni bu seminere çeken öncelikle inovasyon sözcüğü oldu. Seminer duyurusunda yer alan özette <em>“Birçok teknolojik problem matematik denklemler biçiminde ifade edilen modeller üzerine oturtulduğundan, matematik inovasyon için çok önemli bir araçtır. Matematik problemleri çözme için bir dil ve araçtır. Matematik aynı zamanda söz konusu problemler için önerilen çözümlere sağlamlık, kararlılık ve etkinlik de sağlar. Matematiğin endüstri ve hizmet sektörlerinde kullanılmasının önemi örneklerle tartışılacaktır.”</em>  denilmekteydi.</p>
<p>Sunuşta verilen örnekler matematiğin nitelikli yenilikler için ne denli önemli olduğunu göstermeye yeterliydi. <strong>Sunumu özetlemeye</strong> çalışacağım.</p>
<p>Fizik, mekanik, ekonomi, finans hatta krimonolojide bütün denklemler matematik terimleriyle yazılabilir. Matematiği kullanarak sağlık, salgın hastalıklar, biyoloji, ekoloji, malzeme bilimi, taşıma ve ulaşım, enerji üretimi, depolaması ve dağıtımı alanlarında modelleme-benzetim (simülasyon)-optimizasyon yapılıyor. Matematik yalnızca bilimin ifade dili değil aynı zamanda yenilik ve yeni teknolojiler için de emsalsiz bir araçtır.</p>
<p>Pek çok durumda bir ön-ürün (prototip) üretmek olanaksız veya çok pahalı olabilir. Örneğin bir uçağın farklı yüksekliklerde sürtünme nedeniyle farklı bölgelerinde oluşacak ısınmanın gerçek boyutta bir uçakla denenmesi nerede ise olanaksız ve çok pahalı bir işlemdir.  Bunun benzetim modellemesi ile uygun tasarım yapılması ve malzemelerin seçimi olanaklıdır. Ya da solunum sistemimizin benzetimi ile astım vb. hastalıkların çalışılması (REO; Biyolojik Akışların Matematik Modellenmesi ve Sayısal Benzetimi), sanal endoskopi ile üç boyutlu görüntü elde edilmesi örnekleri.</p>
<p>Doğa en büyük optimize edicidir. Bizler de kurumlar da maliyet, zaman, biçim optimizasyonu için çabalarız. Şimdilerde Avrupa’da gaz taşıması konusundaki yeni düzenlemeler nedeniyle matematikçiler yeni ağyapılar tasarlamaya çalışırlarken akışkanlar mekaniği ve &#8220;g<em>raph theory</em>&#8221; kullanarak optimizasyon sağlamaya çalışmaktadırlar. By-pass ameliyatında bağlantının dar açıyla yapılması kan akışında burgaca (türbülans) neden olmaktadır. “Bypass hesaplamaları” ve benzetim çalışmalarıyla hasta özelinde kan akışı modellenerek optimum bağlantı açısı bulunabilmektedir. Aligni Project kapsamında America Cup yelken yarışları için tamamı matematik analizle tasarlanan tekneler bu büyük yarışı kazanabilmektedir. Çektiğimiz fotoğraflarımızın görüntü kalitesini matematik kullanılarak geliştirilen yazılımlarla kolayca iyileştirebilmekteyiz (<em>denoising of images</em>).</p>
<p>Matematikçi Maria Esteban, yaşamımızın hemen her alanında etkisi olan matematiğin önemini vurgulamak için geliştirilen makinelerin üzerine ‘<em>matematik içerir! (math inside)’</em> damgası vurulmasını öneriyor.</p>
<p>HBT Sayı 2 ve 3’te yer verilen yazılarında Doç. Dr. Serdar Durdağı bu konuda ilaç tasarımından örnekler vermektedir.</p>
<p>Matematikten beslenen yenilikçi çalışmalar gücünü usavurma, yaratıcılık, soyut ya da uzamsal düşünme, eleştirel düşünme, problem çözme yeteneği ve hatta etkili iletişim becerilerinden almaktadır. Aslında bu saydıklarımızın hepsi yenilikçilerde bulunması gereken özelliklerdir.</p>
<p>2016 PISA Raporu’na göre 64 OECD ülkesi içinde ülkemizin matematikte 45. sırada yer alması “özgürlük ve adaletin” olmadığı yerde yeniliğin de olamayacağının matematiksel doğrulaması olmasın…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> John Forbes Nash Jr. (1928 – 2015): Matematikçi. Oyun Teorisi’ni kullanılır duruma getirmesiyle (1949), Nobel Ekonomi Ödülü’nü (1994) kazandı.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İMBM, Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesi içinde, matematiğin çeşitli alanlarında araştırma yapılması, araştırmacıların birlikte çalışacağı bir ortam yaratılması, lisansüstü seminerler ve doktora sonrası çalışmaları aracılığıyla genç matematikçilerin yetişmesine ve kamuda matematiksel bilincin gelişmesine katkıda bulunulması, toplumun matematik araştırmaları konusunda bilinçlenmesinin sağlanması amacıyla kurulmuş bir merkezdir.</p>
<p><em><strong>Müfit Akyos / <a href="mailto:mufita@ttmail.com">mufita@ttmail.com</a></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir">Matematik yenilik için neden önemlidir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4184</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anayasa’da Laiklik tartışması</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2016 12:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor: ABD merkezli PEW araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş. Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor, Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!” Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.” Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde “Türkiye laiktir, laik kalacaktır!” Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu. Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor. Laiklik, demokrasinin önkoşulu Laiklik, yalnız dinle, devlet işlerinin ayrılması; devletin dinlere eşit mesafede olması; yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “laique”lerin (yani kadın ve yoksulların) eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur. Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri dinsizlik ve “laikçilik”le itham etti. “Laiklik dinsizlik”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(izm) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “laiklik”tir. Yaygın “Laiklik dinsizliktir!” söylemini hoş gören L a i k l i k: Anayasa&#8217;ya gerek yok; Kur’an-ı Kerim neyimize yetmiyorsa? Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa? Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa? Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa? Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki? Diyorsa&#8230; Başkan Erdoğan, laik bir Anayasa’ya neden karşı çıksın ki? Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, din, inanç ve ifade özgürlüğü yasal güvence altındadır? Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur*. Son yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız. Diyalektik mantık, ‘kendini bil’emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor. Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “Halife Sultanlık” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım. Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına. Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın. Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan. *Not: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “Anayasa Teklifi’nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008). Bozkurt Güvenç *Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli <em>Cumhuriyet</em> Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor:</p>
<ul>
<li>ABD merkezli <em>PEW</em> araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş.</li>
<li>Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor,</li>
<li>Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!”</li>
<li>Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.”</li>
<li>Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde <em>“Türkiye laiktir, laik kalacaktır!”</em></li>
<li>Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu.</li>
</ul>
<p>Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor.</p>
<p><strong>Laiklik, demokrasinin önkoşulu</strong></p>
<p><em>Laiklik</em>, yalnız <em>dinle, devlet işlerinin ayrılması</em>; devletin dinlere <em>eşit mesafede olması;</em> yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “<em>laique</em>”lerin (<u>yani kadın ve yoksulların)</u> eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur.</p>
<p>Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri <strong>dinsizlik ve “<em>laikçilik</em>”le itham</strong> etti. “<em>Laiklik dinsizlik</em>”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(<em>izm</em>) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “<em>laiklik</em>”tir.</p>
<ul>
<li>Yaygın “<em>Laiklik dinsizliktir</em>!” söylemini hoş gören <strong>L a i k l i k:</strong></li>
<li>Anayasa&#8217;ya gerek yok; <em>Kur’an-ı Kerim</em> neyimize yetmiyorsa?</li>
<li>Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa?</li>
<li>Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa?</li>
<li>Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa?</li>
<li>Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki?</li>
</ul>
<p>Diyorsa&#8230;</p>
<p><strong>Başkan Erdoğan, <em>laik bir Anayasa’ya</em> neden karşı çıksın ki? </strong></p>
<p>Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, <em>din, inanç ve ifade özgürlüğü</em> yasal güvence altındadır? <em>Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur<strong>*</strong>. S</em>on yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız.</p>
<p>Diyalektik mantık, ‘<em>kendini bil’</em>emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor.</p>
<p>Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “<em>Halife Sultanlık</em>” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım.</p>
<p>Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına.</p>
<p>Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın.</p>
<p><em>Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan</em>.</p>
<p>*<strong>Not</strong>: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “<em>Anayasa Teklifi’</em>nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008).</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><em>*Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Herkesin sahip olması gereken dört temel özgürlük</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dort-temel-ozgurluk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2016 00:36:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün de tehlike altında olan, özgür bilim ve düşünce ve gelecek için vazgeçilmez ihtiyaçlar olarak görülen 4 temel özgürlük ve evrensel değer için çağrı: İfade özgürlüğü; Tapınma özgürlüğü; Yoksulluk çekmeme özgürlüğü ve Korkusuzca yaşama özgürlüğü. 6 Ocak 1941’de ABD II.Dünya Savaşı’na henüz katılmamıştı. Gerçekte o dönem bu ülkede büyük ölçüde kendini savaştan soyutlamadan yana bir tavır egemendi. Başkan Franklin Roosevelt Ulusa Sesleniş konuşmasında bu geleneğin dışına çıkarak sürmekte olan savaş yüzünden tehlike altında olduğunu düşündüğü ve evrensel değerler olarak dünya çapında korunması gerektiğine inandığı dört temel özgürlüğe dikkat çekiyordu. Roosevelt konuşmasında bu özgürlükleri şöyle tanımlıyordu: Dünyanın her yerinde konuşma ve ifade özgürlüğü. Dünyanın her yerinde, her bireyin Tanrı’ya kendi istediği biçimde tapınma özgürlüğü. Dünyanın her yerinde, yoksulluk çekmeme özgürlüğü; ki bu her ulusa kendi vatandaşlarının sağlıklı bir barışçıl yaşam sürdürmelerine olanak tanıyacak ekonomik koşulların sağlanması anlamına geliyor. Dünyanın herhangi bir yerinde korkudan uzak yaşama özgürlüğü; ki bu da gerçekte bir ulusun herhangi bir komşusuna karşı fiziksel bir saldırı eylemi gerçekleştirmek durumunda kalmayacağı bir noktaya ve davranış aşamasına gelene dek sürecek dünya çapında etkin bir silahsızlanma anlamına geliyor. Başkan tüm bunların binlerce yıl sonra gerçeğe dönüşebilecek bir düş olmadığına dikkat çekiyor ve konuşmasını, “Bu özgürlükler içinde bulunduğumuz dönemde kendi kuşağımızın ulaşabileceği türde bir dünyanın temelini oluşturuyor,” diyerek noktalıyordu.  Her zaman geçerli ilkeler   10 Aralık 2015 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında yaptığı konuşmada “her zaman geçerli ilkeler” adını verdiği bu ilkelere ulaşmak için çok daha yoğunluklu bir küresel yaklaşımın gerekli olduğuna parmak bastı. Günümüz dünyasının koşulları söz konusu ilkelerin ilk kez sunulduğu döneme kıyasla çok daha farklı güçlükleri içinde barındırsa da, taşıdıkları değerler bugün de geçerliliğini koruyor. Ban Ki-moon’un konuşmasında insanların sahip olmaları gereken bu dört temel hakka günümüzün küresel koşulları bağlamında şöyle yer veriliyor: Günümüz koşullarında 4 temel özgürlük Milyonlarca kişinin yoksun bırakıldığı ve varlığı her geçen gün daha da tehlikede olan ifade özgürlüğü. Demokratik uygulamaları ve küresel anlamda bir sivil toplum için gerekli özgürlükleri savunmak, korumak ve geliştirmek zorundayız. Kalıcı bir denge için bu kaçınılmaz bir gerekliliktir. Tapınma özgürlüğü. Dünyanın her bir yanında teröristler din adına insanları öldürerek dinin özünde sahip olduğu değerleri kötüye kullanıyorlar. Kimileri dinsel azınlıkları hedef alıyor ve siyasal kazançlar sağlamak uğruna dehşet saçıyor. Bu duruma tepki olarak, tüm insanların eşit olduğu ve herkesin kendi dinini özgürce seçme hakkına sahip olduğu görüşünü temel alıp farklılıklara saygı göstermeliyiz. Yoksulluktan uzak bir yaşam sürdürme özgürlüğü günümüzde de ulaşılması en güç koşulları içeriyor. Dünya liderleri BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde 2030 yılına dek yoksulluğu sona erdirmeyi, eşitsizlik ve adaletsizlikle savaşmayı ve tüm dünyada insanların barış içinde ve sağlıklı bir gezegende yaşamalarını sağlamayı hedeflediler. Şimdi bu hedefe ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor. Korkusuzca yaşama özgürlüğü. Milyonlarca sığınmacı ve ülkesi içinde yerinden edilmiş insanlar bu özgürlüğün sağlanmasındaki başarısızlığın yürek sızlatan bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. II.Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez onca sayıda insan evinden uzak yaşamaya zorlanmış durumda. Bu insanlar çelişki, şiddet ve eşitsizlikten kaçmak için anakara ve okyanusları aşmak ve çoğu zaman canlarından olmak zorunda kalıyorlar. Bu durum karşısında kapıları kapatmak yerine açık tutmak ve ayrım yapmaksızın herkese sığınma hakkı tanımak zorundayız. Yoksulluk ve umutsuzluktan kaçan insanların da temel özgürlüklerden en az başkaları denli yararlanma hakkına sahip olduklarını akıldan çıkartmamak gerekiyor. Rita Urgan Kaynak: World Economic Forum</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dort-temel-ozgurluk">Herkesin sahip olması gereken dört temel özgürlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün de tehlike altında olan, özgür bilim ve düşünce ve gelecek için vazgeçilmez ihtiyaçlar olarak görülen 4 temel özgürlük ve evrensel değer için çağrı: İfade özgürlüğü; Tapınma özgürlüğü; Yoksulluk çekmeme özgürlüğü ve Korkusuzca yaşama özgürlüğü.</strong></p>
<p>6 Ocak 1941’de ABD II.Dünya Savaşı’na henüz katılmamıştı. Gerçekte o dönem bu ülkede büyük ölçüde kendini savaştan soyutlamadan yana bir tavır egemendi. Başkan <strong>Franklin Roosevelt</strong> Ulusa Sesleniş konuşmasında bu geleneğin dışına çıkarak sürmekte olan savaş yüzünden tehlike altında olduğunu düşündüğü ve evrensel değerler olarak dünya çapında korunması gerektiğine inandığı dört temel özgürlüğe dikkat çekiyordu. Roosevelt konuşmasında bu özgürlükleri şöyle tanımlıyordu:</p>
<ol>
<li>Dünyanın her yerinde konuşma ve <strong>ifade özgürlüğü</strong>.</li>
<li>Dünyanın her yerinde, her bireyin Tanrı’ya kendi istediği biçimde <strong>tapınma özgürlüğü.</strong></li>
<li>Dünyanın her yerinde, <strong>yoksulluk çekmeme özgürlüğü</strong>; ki bu her ulusa kendi vatandaşlarının sağlıklı bir barışçıl yaşam sürdürmelerine olanak tanıyacak ekonomik koşulların sağlanması anlamına geliyor.</li>
<li>Dünyanın herhangi bir yerinde <strong>korkudan uzak yaşama özgürlüğü</strong>; ki bu da gerçekte bir ulusun herhangi bir komşusuna karşı fiziksel bir saldırı eylemi gerçekleştirmek durumunda kalmayacağı bir noktaya ve davranış aşamasına gelene dek sürecek dünya çapında etkin bir silahsızlanma anlamına geliyor.</li>
</ol>
<p>Başkan tüm bunların binlerce yıl sonra gerçeğe dönüşebilecek bir düş olmadığına dikkat çekiyor ve konuşmasını, “Bu özgürlükler içinde bulunduğumuz dönemde kendi kuşağımızın ulaşabileceği türde bir dünyanın temelini oluşturuyor,” diyerek noktalıyordu.</p>
<p><strong> Her zaman geçerli ilkeler  </strong></p>
<p><strong> </strong>10 Aralık 2015 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri <strong>Ban Ki-moon</strong>, <em>Dünya İnsan Hakları Günü</em> kapsamında yaptığı konuşmada “her zaman geçerli ilkeler” adını verdiği bu ilkelere ulaşmak için çok daha yoğunluklu bir küresel yaklaşımın gerekli olduğuna parmak bastı. Günümüz dünyasının koşulları söz konusu ilkelerin ilk kez sunulduğu döneme kıyasla çok daha farklı güçlükleri içinde barındırsa da, taşıdıkları değerler bugün de geçerliliğini koruyor. Ban Ki-moon’un konuşmasında insanların sahip olmaları gereken bu dört temel hakka günümüzün küresel koşulları bağlamında şöyle yer veriliyor:</p>
<p><strong>Günümüz koşullarında 4 temel özgürlük</strong></p>
<ol>
<li>Milyonlarca kişinin yoksun bırakıldığı ve varlığı her geçen gün daha da tehlikede olan <strong>ifade özgürlüğü</strong>. Demokratik uygulamaları ve küresel anlamda bir sivil toplum için gerekli özgürlükleri savunmak, korumak ve geliştirmek zorundayız. Kalıcı bir denge için bu kaçınılmaz bir gerekliliktir.</li>
<li><strong>Tapınma özgürlüğü</strong>. Dünyanın her bir yanında teröristler din adına insanları öldürerek dinin özünde sahip olduğu değerleri kötüye kullanıyorlar. Kimileri dinsel azınlıkları hedef alıyor ve siyasal kazançlar sağlamak uğruna dehşet saçıyor. Bu duruma tepki olarak, tüm insanların eşit olduğu ve herkesin kendi dinini özgürce seçme hakkına sahip olduğu görüşünü temel alıp farklılıklara saygı göstermeliyiz.</li>
<li><strong>Yoksulluktan uzak bir yaşam sürdürme özgürlüğü</strong> günümüzde de ulaşılması en güç koşulları içeriyor. Dünya liderleri BM Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde 2030 yılına dek yoksulluğu sona erdirmeyi, eşitsizlik ve adaletsizlikle savaşmayı ve tüm dünyada insanların barış içinde ve sağlıklı bir gezegende yaşamalarını sağlamayı hedeflediler. Şimdi bu hedefe ulaşmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor.</li>
<li><strong>Korkusuzca yaşama özgürlüğü</strong>. Milyonlarca sığınmacı ve ülkesi içinde yerinden edilmiş insanlar bu özgürlüğün sağlanmasındaki başarısızlığın yürek sızlatan bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. II.Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez onca sayıda insan evinden uzak yaşamaya zorlanmış durumda. Bu insanlar çelişki, şiddet ve eşitsizlikten kaçmak için anakara ve okyanusları aşmak ve çoğu zaman canlarından olmak zorunda kalıyorlar.</li>
</ol>
<p>Bu durum karşısında kapıları kapatmak yerine açık tutmak ve ayrım yapmaksızın herkese sığınma hakkı tanımak zorundayız. Yoksulluk ve umutsuzluktan kaçan insanların da temel özgürlüklerden en az başkaları denli yararlanma hakkına sahip olduklarını akıldan çıkartmamak gerekiyor.</p>
<p><em>Rita Urgan</em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> World Economic Forum</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dort-temel-ozgurluk">Herkesin sahip olması gereken dört temel özgürlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">610</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
