<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>patent arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/patent/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/patent</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Dec 2018 15:32:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Türk bilim insanları “insan nöral kök hücreleri ile elektrik üreten biyoyakıt hücresi” geliştirdi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turk-bilim-insanlari-insan-noral-kok-hucreleri-ile-elektrik-ureten-biyoyakit-hucresi-gelistirdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Dec 2018 15:13:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[biyoyakıt]]></category>
		<category><![CDATA[kök hücre]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Belkıs Atasever Aslan (solda), Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi ve PROMER Müdürü Prof. Dr. Tunç Çatal (sağda), Sabancı Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fevzi Çakmak, Yıldız Teknik Üniversitesi Mekatronik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Akdoğan tarafından gerçekleştirilen ortak çalışmayla, insan kök hücreleriyle biyoyakıt hücresi geliştirildi. Avrupa Patent başvurusu yapıldı Bilimsel çalışmalarda model olarak kullanılan nöral hücre hatlarından tasarlanan, yüksek elektrik enerjisi üreten ve bu enerjiyle LED ampul yaktığı ispatlanan biyoyakıt hücresi için Avrupa Patent başvurusu yapıldı. Projenin ürüne dönüşmesi gurur verici Şu an Chicago’da Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi olarak nörofizyoloji çalışmaları için bulunan Doç. Dr. Belkıs Atasever Aslan, “Geliştirdiğimiz model elektronik cihazlara uygulanabilmektedir. Multidisipliner ekibimizle uzun yıllardır sürdürdüğümüz bu çalışmanın başarılı bir biyoteknoloji ürününe dönüştüğünü görmek mutluluk ve gurur verici. Patent başvurusu yapacağımız diğer modelin de çalışmaları devam etmektedir” dedi. Yenilenebilir Enerji Alanında PROMER Laboratuvarları İstanbul Protein Araştırma Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER) laboratuvarlarında mikroorganizmalarla yenilenebilir enerji üretimi alanında AR-GE çalışmalarının yıllardır yürütüldüğünü belirten PROMER Kurucu Müdürü Prof. Dr. Tunç ÇATAL insan hücre kültürü soyu kullanarak böyle bir çalışmanın ilk kez başarıldığını ve uygulamaya dönük geliştirilen sistemle LED ampül aydınlatılmış olmasının ileriye dönük, ulusal enerji ihtiyacımıza katkısı bakımından umut vadettiğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turk-bilim-insanlari-insan-noral-kok-hucreleri-ile-elektrik-ureten-biyoyakit-hucresi-gelistirdi">Türk bilim insanları “insan nöral kök hücreleri ile elektrik üreten biyoyakıt hücresi” geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-12470 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/belkistunc.jpg" alt="" width="800" height="349" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/belkistunc.jpg 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/12/belkistunc-300x131.jpg 300w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. <strong>Belkıs Atasever Aslan </strong>(solda), Üsküdar Üniversitesi, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi ve PROMER Müdürü Prof. Dr. <strong>Tunç Çatal </strong>(sağda), Sabancı Üniversitesi Malzeme Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fevzi Çakmak, Yıldız Teknik Üniversitesi Mekatronik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Akdoğan tarafından gerçekleştirilen ortak çalışmayla, insan kök hücreleriyle biyoyakıt hücresi geliştirildi.</p>
<p><strong>Avrupa Patent başvurusu yapıldı</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalarda model olarak kullanılan <strong>nöral hücre</strong> hatlarından tasarlanan, yüksek elektrik enerjisi üreten ve bu enerjiyle LED ampul yaktığı ispatlanan <strong>biyoyakıt</strong> hücresi için Avrupa Patent başvurusu yapıldı.</p>
<p><strong>Projenin ürüne dönüşmesi gurur verici</strong></p>
<p>Şu an Chicago’da Illinois Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi olarak nörofizyoloji çalışmaları için bulunan Doç. Dr. Belkıs Atasever Aslan, <em>“Geliştirdiğimiz model elektronik cihazlara uygulanabilmektedir. Multidisipliner ekibimizle uzun yıllardır sürdürdüğümüz bu çalışmanın başarılı bir biyoteknoloji ürününe dönüştüğünü görmek mutluluk ve gurur verici. Patent başvurusu yapacağımız diğer modelin de çalışmaları devam etmektedir”</em> dedi.</p>
<p><strong>Yenilenebilir Enerji Alanında PROMER Laboratuvarları</strong></p>
<p>İstanbul Protein Araştırma Geliştirme ve İnovasyon Merkezi (PROMER) laboratuvarlarında mikroorganizmalarla yenilenebilir enerji üretimi alanında AR-GE çalışmalarının yıllardır yürütüldüğünü belirten PROMER Kurucu Müdürü Prof. Dr. Tunç ÇATAL insan hücre kültürü soyu kullanarak böyle bir çalışmanın ilk kez başarıldığını ve uygulamaya dönük geliştirilen sistemle LED ampül aydınlatılmış olmasının ileriye dönük, ulusal enerji ihtiyacımıza katkısı bakımından umut vadettiğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turk-bilim-insanlari-insan-noral-kok-hucreleri-ile-elektrik-ureten-biyoyakit-hucresi-gelistirdi">Türk bilim insanları “insan nöral kök hücreleri ile elektrik üreten biyoyakıt hücresi” geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12469</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Patentte cinsiyetçilik: Kadının adı az&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patentte-cinsiyetcilik-kadinin-adi-az</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2017 09:16:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[dahi]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkek egemen]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[hedy lamarr]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın bilimci]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikoloji deneyinde 30 yaşlarında 700 kişiye soruldu: “Bilimsel bir buluş için ‘zihninde şimşek çaktı’ dersek, bu kişi erkek midir, kadın mıdır?” Ciddi istatistik analize, sağlam deney koşullarına uygun araştırmanın temel sonucu özetle: Eğer “şimşek çaktıysa” o bilimci erkektir, ona dâhi diyebiliriz. Ama kadın bilimcide “zihinde şimşek çakmaz,” onun buluşu zaman alır, zamanla olgunlaşır. ABD Cornell ve Columbia üniversitelerinden Kristen Elmore ile Myra Luna-Lucero’nun “ön yargıları doğrulayan” bu araştırması, 21. yüzyılın 20. yılında bilim dünyasında da cinsiyet ayrımının hâlâ aşılamadığını kanıtlıyor. Hem de dünyada bilimsel çalışmaların en yoğun yapıldığı ülkede: Erkeğe ilham şak diye, bir anda gelir, zihninde şimşekler çakar. Kadın ise nasıl bir bebeği 9 ay karnında taşıdıktan sonra doğurursa, sonra yıllarca beslerse, bilimsel fikri de evirir çevirir, zamanla olgunlaştırır. Bu yüzden dehâ ve dâhi denildiğinde erkek bilimciler akla gelir. Kadın bilimciler için bu sıfat kullanılmaz bile. Patentte kadının adı az Bu cinsiyetçi ön yargıların, gerçek yaşama yansımasıyla ilgili olarak ABD Kadınlık Araştırmaları Enstitüsü’nün (IWPR) bir çalışması var. 2010-16 döneminde ABD’de patent başvurularında “birinci isim” esasına göre 667 bin 500’ünü erkekler, 221 binini kadınlar yapmış. Fark büyük. Ama iş, patent onayına gelince durum şu: Erkeklerde onay oranı %73. Kadınlarsa, başvurudaki azlıklarına rağmen başarılı: %67 ile erkeklerin hemen arkasından geliyor. Ama, işin aması var: ABD’de halen “yaşayan” patentlerin %81’inde hiç kadın bilimci adı yok. Kadın bilimcinin de yer aldığı patent oranı %19. Bunun da sadece 7.7’sinde kadın bilimci “birinci isim” olarak yer alıyor. Veriler 2010 yılına aitse de aradan geçen 7 yılda anlamlı bir iyileşme olsaydı haberimiz olurdu (ülkemizdeki durum ise, çok çok “üzgün” bir araştırma konusu olur). Hedy Lamarr’ın kaderi Patente başvurup patenti alan birinci ismin kadın olması bazen patentin aleyhine bile olabiliyor. Bunun, çok medyatik bir örneği şu sırada ABD’de 1.5 saatlik belgesel film olarak gösterime girdi: Hedy Lamarr’ın Öyküsü. 1930-40’larda “dünyanın en güzel kadını” diye tanınan ABD’li sinema sanatçısı Hedy Lamarr, Nazilere silah satan kocasıyla katıldığı yemeklerde her halde dönemin en yenilikçi silahlarına dair konuşmalara tanık olmuştu. Kocasından ABD’ye kaçıp ünlü bir film yıldızı olduktan sonra “radyo kontrollü güdümlü torpil” fikrini, belli ki yıllarca zihninde evirip çevirip, George Antheil adlı piyanist ve besteci arkadaşıyla ortaklaşa bir patent başvurusuna dönüştürdü. 11 Ağustos 1942’de patentini aldı. Ancak ordu, buluşla ilgilenmedi. Savaş koşulları, başka öncelikler vardı. Hem, binlerce erkek mühendisin aklına gelmeyen bir teknolojiyi “bir artist” mi düşünmüştü? Üstelik bir de kadın! Oysa Lamarr’ın patenti, eğer uygulansaydı Amerikan donanmasının savaş gücünü daha artıracaktı. Patent 15 yıl sonra anlaşıldı Hedy Lamarr, patentini yaşatmak için hukuki işlemlere girişmedi. Orduya bıraktı.  Bu patent, 1950’lerde transistör icat edilene kadar unutuldu. Ne zaman ki Silikon Vadisi’nde teknoloji kümelenmesi, yarı-iletkenler derken bir iletişim devrimi başladı, patent akla geldi. Bugün cep telefonlardaki GSM, GPS, WiFi, Bluetooth işlemleri, hepsi Lamarr’ın patentiyle çalışıyor. Ama o, bir dâhi olarak tanınmıyor. Deminki psikoloji deneyine uygun bir sonuç bu. Belki yeni belgeselle gençler, ölümünden 17 yıl sonra onu bir “dâhi” olarak yeniden keşfeder? Hatayı telâfi gayretleri var ABD’de teknoloji geliştirmede rol almış ama “unutulmuş” kadınlara dair yeni yayınlara iki örnek: 1960’larda ırk ayrımcılığına rağmen NASA’da çalışan siyah matematikçi kadınların gerçek öyküsünden, 3 kadına odaklanan bir film yapıldı (Gizli Sayılar). Film, kadınları STEM eğitimine heveslendirecek bir kaynak olarak beğenildi, 32 ödül aldı. Yeni çıkan 416 sayfalık bir kitapta ise “isimsiz” kadın matematikçilerin İkinci Savaş’taki kod çözme öyküleri belgeleniyor (Code Girls). Edip Emil Öymen *Bu yazı 24.11.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patentte-cinsiyetcilik-kadinin-adi-az">Patentte cinsiyetçilik: Kadının adı az&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Psikoloji deneyinde 30 yaşlarında 700 kişiye soruldu: “Bilimsel bir buluş için ‘zihninde şimşek çaktı’ dersek, bu kişi erkek midir, kadın mıdır?” Ciddi istatistik analize, sağlam deney koşullarına uygun araştırmanın temel sonucu özetle: Eğer “şimşek çaktıysa” o bilimci erkektir, ona dâhi diyebiliriz. Ama kadın bilimcide “zihinde şimşek çakmaz,” onun buluşu zaman alır, zamanla olgunlaşır.</p>
<p>ABD Cornell ve Columbia üniversitelerinden Kristen Elmore ile Myra Luna-Lucero’nun “ön yargıları doğrulayan” bu araştırması, 21. yüzyılın 20. yılında bilim dünyasında da cinsiyet ayrımının hâlâ aşılamadığını kanıtlıyor. Hem de dünyada bilimsel çalışmaların en yoğun yapıldığı ülkede: Erkeğe ilham şak diye, bir anda gelir, zihninde şimşekler çakar. Kadın ise nasıl bir bebeği 9 ay karnında taşıdıktan sonra doğurursa, sonra yıllarca beslerse, bilimsel fikri de evirir çevirir, zamanla olgunlaştırır. Bu yüzden dehâ ve dâhi denildiğinde erkek bilimciler akla gelir. Kadın bilimciler için bu sıfat kullanılmaz bile.</p>
<p><strong>Patentte kadının adı az</strong></p>
<p>Bu cinsiyetçi ön yargıların, gerçek yaşama yansımasıyla ilgili olarak ABD Kadınlık Araştırmaları Enstitüsü’nün (IWPR) bir çalışması var. 2010-16 döneminde ABD’de patent başvurularında “birinci isim” esasına göre 667 bin 500’ünü erkekler, 221 binini kadınlar yapmış. Fark büyük. Ama iş, patent onayına gelince durum şu: Erkeklerde onay oranı %73. Kadınlarsa, başvurudaki azlıklarına rağmen başarılı: %67 ile erkeklerin hemen arkasından geliyor.</p>
<p>Ama, işin aması var: ABD’de halen “yaşayan” patentlerin %81’inde hiç kadın bilimci adı yok. Kadın bilimcinin de yer aldığı patent oranı %19. Bunun da sadece 7.7’sinde kadın bilimci “birinci isim” olarak yer alıyor. Veriler 2010 yılına aitse de aradan geçen 7 yılda anlamlı bir iyileşme olsaydı haberimiz olurdu (ülkemizdeki durum ise, çok çok “üzgün” bir araştırma konusu olur).</p>
<p><strong>Hedy Lamarr’ın kaderi</strong></p>
<p>Patente başvurup patenti alan birinci ismin kadın olması bazen patentin aleyhine bile olabiliyor. Bunun, çok medyatik bir örneği şu sırada ABD’de 1.5 saatlik belgesel film olarak gösterime girdi: Hedy Lamarr’ın Öyküsü.</p>
<p>1930-40’larda “dünyanın en güzel kadını” diye tanınan ABD’li sinema sanatçısı Hedy Lamarr, Nazilere silah satan kocasıyla katıldığı yemeklerde her halde dönemin en yenilikçi silahlarına dair konuşmalara tanık olmuştu. Kocasından ABD’ye kaçıp ünlü bir film yıldızı olduktan sonra “radyo kontrollü güdümlü torpil” fikrini, belli ki yıllarca zihninde evirip çevirip, George Antheil adlı piyanist ve besteci arkadaşıyla ortaklaşa bir patent başvurusuna dönüştürdü. 11 Ağustos 1942’de patentini aldı. Ancak ordu, buluşla ilgilenmedi. Savaş koşulları, başka öncelikler vardı. Hem, binlerce erkek mühendisin aklına gelmeyen bir teknolojiyi “bir artist” mi düşünmüştü? Üstelik bir de kadın! Oysa Lamarr’ın patenti, eğer uygulansaydı Amerikan donanmasının savaş gücünü daha artıracaktı.</p>
<p><strong>Patent 15 yıl sonra anlaşıldı</strong></p>
<p>Hedy Lamarr, patentini yaşatmak için hukuki işlemlere girişmedi. Orduya bıraktı.  Bu patent, 1950’lerde transistör icat edilene kadar unutuldu. Ne zaman ki Silikon Vadisi’nde teknoloji kümelenmesi, yarı-iletkenler derken bir iletişim devrimi başladı, patent akla geldi. Bugün cep telefonlardaki GSM, GPS, WiFi, Bluetooth işlemleri, hepsi Lamarr’ın patentiyle çalışıyor. Ama o, bir dâhi olarak tanınmıyor. Deminki psikoloji deneyine uygun bir sonuç bu. Belki yeni belgeselle gençler, ölümünden 17 yıl sonra onu bir “dâhi” olarak yeniden keşfeder?</p>
<p><strong>Hatayı tel</strong><strong>â</strong><strong>fi gayretleri var</strong></p>
<p>ABD’de teknoloji geliştirmede rol almış ama “unutulmuş” kadınlara dair yeni yayınlara iki örnek: 1960’larda ırk ayrımcılığına rağmen NASA’da çalışan siyah matematikçi kadınların gerçek öyküsünden, 3 kadına odaklanan bir film yapıldı (Gizli Sayılar). Film, kadınları STEM eğitimine heveslendirecek bir kaynak olarak beğenildi, 32 ödül aldı. Yeni çıkan 416 sayfalık bir kitapta ise “isimsiz” kadın matematikçilerin İkinci Savaş’taki kod çözme öyküleri belgeleniyor (Code Girls).</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 24.11.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/patentte-cinsiyetcilik-kadinin-adi-az">Patentte cinsiyetçilik: Kadının adı az&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8366</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2017 07:59:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[ar-ge]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[endüstri 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[imalat]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma stratejisi]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabı: Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Bursalı her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz&#8230; Peki, ne ders çıkarmalı? Aykırı görüş ileri sürmenin eleştirildiği, yer yer yasaklandığı bir toplumda yaşıyoruz. İki insan arasında yapılan bir tartışmada dahi farklı, aykırı bir görüş ileri sürüldüğünde “icat çıkarma!” uyarısı sıkılıkla ifade edilir. Daha da genelleştirirsek soru sormanın, eleştirmenin, anlamanın bastırıldığı, oto-sansürün ve korkunun tüm toplumun hücrelerine işlediği bir iklimde neden bir Kant’ın, bir Newton’un ya da bir Marx’ın çıkmadığına şaşırmamak gerekiyor. Bu nedenle, teknolojik gelişmeyi ve yeniliği salt bir mühendislik/teknik olgu olarak değil, sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olarak çözümlemek daha da anlam kazanıyor. Aziz Sancar mı? Sancar’ın Nobel ile taçlanacak olan bilim yolculuğu engellerle doludur… Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Sancar’ın bilimsel serüvenini Orhan Bursalı henüz Kırmızı Kedi yayınlarında çıkan Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü isimli eserinde ustaca anlatıyor, çözümlüyor&#8230; Bursalı her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz. Peki, Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı bu başarımı yakalayabilir miydi? Ergun Türkcan’a göre bu sorunun yanıtı hayırdır. Yaklaşık yarım yüzyıldır B&#38;T politikaları ile uğraşan, henüz yayınlanmamış Bilim ve Teknoloji Politikaları isimli eserinin ikinci cildinin Epilog bölümünde Türkcan şunları yazıyor: &#8220;Bu yapısal eksiklik veya bozulmaların üstünü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülüyle örtemeyiz. O bir heyecan, bir teşvik ve gelecek kuşaklara bir örnektir. Ama unutulmasın ki, onun araştırmalarına bizim sistemden bir kuruş yardım gitmedi; acaba ülkesinde kalsaydı, araştırması için değil 25-30 milyon dolar, 20-30 bin TL bulabilir miydi? Bulsa, verilen proje parasının son kuruşuna kadar karışan ve hemen sonuç bekleyen ‘araştırma müfettişi’ görevliler nedeniyle kaç ay klinik deney yapabilir, kaç yardımcı çalıştırabilirdi?&#8221; İmalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sanayi 4.0’ün anahtar kavramlarından biri inovasyon. Teknolojik yenilik kapasitesini artıran ülkeler ve firmalar hızlı üretim ve gelir artışı sağlamanın yanında küresel ağlara eklemlenme kapasitelerini artırıp önemli avantajlar elde ediyor… Yenilikler; süreç-yenilikler (process-innovations) ve ürün-yenilikler (product-innovations) olarak iki kategori altında toplanıyor. Süreç-yenilikler; girdi fiyatları sabitken, teknolojideki üretim birimi başına ortalama maliyetleri düşüren iyileşmeler olarak tanımlanıyor. Teknolojideki yeni ürünlerin (malların) üretilmesine olanak veren iyileşmeler ise ürün-yenilikler kapsamında inceleniyor. Ancak birçok durumda, maliyet düşürücü bir süreç yeniliği, aynı zamanda ürün bileşiminde değişiklik yaparak veya yeni ürünlerin üretilmesini olanaklı hale getirebiliyor. Şimdi temel soruyu sormanın zamanı: Türkiye imalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sorunun yanıtı için biraz ampirizme başvurmak zorunlu… 2012-2014 dönemini kapsayan yenilik çalışmasına ilişkin bulgular aşağıda tabloda özetleniyor. Tablo şunu söylüyor: İmalat sanayinde işletmelerin sadece %25.7’si ürün yeniliği yapıyor… Süreç yeniliği, yani maliyetleri düşürmeye yönelik teknolojik yenilik oranı ise %31.6… Kısaca imalat sanayi yenilikçi değil. Yenilikçi olmayan imalat sanayinin ithalata bağımlılığı artıyor, ihracatta tökezliyor… İmalat sanayinde yenilikçi ve yenilikçi olmayan sektörler TÜİK tarafından sektörel düzeyde yayınlanan en son yenilik istatistikleri 2002-2004 dönemini kapsamasına karşın, ilginç bulgular söz konusu. Örneğin, imalat sanayinde en yenilikçi sektörlerin başında ileri teknoloji içerikli sektör kategorisinde yer alan radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları imalat sektörü geliyor. Söz konusu sektörde teknolojik yenilik oranı %80.6 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiş. İmalat sanayinde teknolojik yenilik yapma oranı görece yüksek diğer sektörler ise şunlar: Kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt imalatı (%69.4); motorlu kara taşıtları ve römork sektörü (%59.8); kağıt hamuru, kağıt ve kağıt ürünleri imalatı (%53). İmalat sanayinde teknolojik yenilik oranı en düşük sektörlerin başında ise tütün ürünleri imalatı (%12.1), derinin tabaklanması ve işlenmesi (%17.7), giyim eşyası imalatı (%21.9) ve gıda ürünleri ve içecek imalatı (%29.5) gibi teknoloji içeriği düşük emek ve kaynak yoğun sektörler geliyor. Dünyadaki yerimiz: Makedonya, Belarus, Vietnam ve Katar’ın altında Önceki satırlarda dünyayı hesaba katılmadan Türkiye üzerinde duruldu. Ancak Türkiye’nin dünyadaki göreli konumunu da incelemek gerekir. Uluslararası inovasyon ölçümü yapan Küresel İnovasyon Endeksi (Global Innovation Index) isimli çalışmanın 2015 bulguları incelendiğinde, en yenilikçi ülkeler sıralamasında İsviçre, İngiltere, İsveç, Hollanda ve ABD ilk beş sırada konumlanmış. Türkiye 141 ülke arasında 58. sırada yer almış. Türkiye’nin üzerinde Makedonya, Belarus, Vietnam, Katar gibi küçük ekonomiler bulunuyor. Dünyanın 18. ya da 19.ekonomisi olan Türkiye’nin inovasyon söz konusu olduğunda 58. sırada yer alması, Türkiye ekonomisinin yapısal/bağımlılık sorunlarına işaret ediyor. Türkiye teknoloji üreterek ve yenilik yaparak uluslararası ticarete eklemlenmiyor… Küresel üretim ağlarına temel olarak yenilikçi olmayan ve teknoloji düzeyi düşük emek ve kaynak yoğun sektörler temelinde katılıyor. Düşük profilli sektörlere dayanan ihracat tökezliyor. Türkiye tedarikçi ülke olma konumunu değiştiremiyor. Ne yapmalı? Aslında “ne yapmalı?” yerine, “nasıl yapmalı?” daha tercih edilebilir bir başlık olmalıydı. Ne yazık, henüz “ne yapmalı?” aşamasındayız. Türkiye’nin Sanayi 4.0 olarak tanımlanan ve giderek iktisadi ve sosyal alanlarda önemli alt-üst oluşlara neden olan/olacak gelişmelerin farkında olup olmadığından emin değiliz. Farkında ise buna uygun, bu dönüşümü önceleyecek hangi politika setlerinin hazırlandığını bilmiyoruz. Bildiklerimiz ise Sanayi 4.0’ün bileşenlerinden (Ar-Ge, eğitim, inovasyon, patent, yüksek teknoloji üretimi vs.) Türkiye’nin hiç de iç açı bir konumda olmadığı… Peki, ne yapmalı? 1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen neo-liberal politikalar Türkiye’yi düşük ve orta-teknoloji tuzağına mahkûm etti. Yapısal dönüşüm sağlanamadı. Üretkenlik artışları sınırlı kaldı. Ekonominin dışa/ithalata olan bağımlılığı daha da derinleşti. Ekonomi inşaatlaşırken, imalat gibi, tarım gibi üretken sektörler geriledi. Ekonominin geldiği bu noktada, üretim yapısını yüksek teknoloji içerikli sektörler temelinde yeniden yapılandıracak ve tempolu büyümeyi sağlayacak yeni bir kalkınma stratejisi ve bu stratejinin en temel bileşeni olarak seçici sanayi politikalarının hazırlanıp uygulanması zorunlu. Seçici sanayi ve teknoloji politikalarının yüksek sabit yatırım oranları ile teknolojik gelişmeye, teknolojik yeniliklere, üretim ve verim artışlarına ve hızlı büyümeye neden olacağı gerçeğini yeniden hatırlayarak&#8230; Ve sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin kaynak tahsis sürecinde piyasa yanında planlamayı kullandıkları gerçeğini hiç unutmayarak! Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali">Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabı:</strong> Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… <strong>Bursalı</strong> her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz&#8230; Peki, ne ders çıkarmalı?</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-5200 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg" alt="" width="206" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl-206x300.jpg 206w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/nbl.jpg 338w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" /></p>
<p>Aykırı görüş ileri sürmenin eleştirildiği, yer yer yasaklandığı bir toplumda yaşıyoruz. İki insan arasında yapılan bir tartışmada dahi farklı, aykırı bir görüş ileri sürüldüğünde “icat çıkarma!” uyarısı sıkılıkla ifade edilir. Daha da genelleştirirsek soru sormanın, eleştirmenin, anlamanın bastırıldığı, oto-sansürün ve korkunun tüm toplumun hücrelerine işlediği bir iklimde neden bir Kant’ın, bir Newton’un ya da bir Marx’ın çıkmadığına şaşırmamak gerekiyor. Bu nedenle, teknolojik gelişmeyi ve yeniliği salt bir mühendislik/teknik olgu olarak değil, sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olarak çözümlemek daha da anlam kazanıyor.</p>
<p>Aziz Sancar mı? Sancar’ın Nobel ile taçlanacak olan bilim yolculuğu engellerle doludur… Hiçbir şey altın tepsi içinde sunulmaz Sancar’a… Sancar’ın bilimsel serüvenini <strong>Orhan Bursalı</strong> henüz Kırmızı Kedi yayınlarında çıkan <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> isimli eserinde ustaca anlatıyor, çözümlüyor&#8230;</p>
<p><strong>Bursalı</strong> her kütüphanede bulunması gereken önemli bir yapıtla çıkmış okurun karşısına. Kitap boyunca bilime ve öğrenmeye tutkulu parlak bir beynin derslerle, mücadeleyle, yer yer hüzünle dolu bilimsel araştırma serüvenine tanık oluyorsunuz.</p>
<p>Peki, Aziz Sancar Türkiye’de kalsaydı bu başarımı yakalayabilir miydi? <strong>Ergun Türkcan’a</strong> göre bu sorunun yanıtı hayırdır. Yaklaşık yarım yüzyıldır B&amp;T politikaları ile uğraşan, henüz yayınlanmamış <strong>Bilim ve Teknoloji Politikaları</strong> isimli eserinin ikinci cildinin Epilog bölümünde Türkcan şunları yazıyor:</p>
<p><em>&#8220;Bu yapısal eksiklik veya bozulmaların üstünü Prof. Dr. Aziz Sancar’ın Nobel Ödülüyle örtemeyiz. O bir heyecan, bir teşvik ve gelecek kuşaklara bir örnektir. Ama unutulmasın ki, onun araştırmalarına bizim sistemden bir kuruş yardım gitmedi; acaba ülkesinde kalsaydı, araştırması için değil 25-30 milyon dolar, 20-30 bin TL bulabilir miydi? Bulsa, verilen proje parasının son kuruşuna kadar karışan ve hemen sonuç bekleyen ‘araştırma müfettişi’ görevliler nedeniyle kaç ay klinik deney yapabilir, kaç yardımcı çalıştırabilirdi?&#8221;</em></p>
<p><strong>İmalat sanayi inovasyon yapıyor mu?</strong></p>
<p>Sanayi 4.0’ün anahtar kavramlarından biri inovasyon. Teknolojik yenilik kapasitesini artıran ülkeler ve firmalar hızlı üretim ve gelir artışı sağlamanın yanında küresel ağlara eklemlenme kapasitelerini artırıp önemli avantajlar elde ediyor…</p>
<p>Yenilikler; <strong>süreç-yenilikler</strong> (process-innovations) ve <strong>ürün-yenilikler</strong> (product-innovations) olarak iki kategori altında toplanıyor. Süreç-yenilikler; girdi fiyatları sabitken, teknolojideki üretim birimi başına ortalama maliyetleri düşüren iyileşmeler olarak tanımlanıyor. Teknolojideki yeni ürünlerin (malların) üretilmesine olanak veren iyileşmeler ise ürün-yenilikler kapsamında inceleniyor. Ancak birçok durumda, maliyet düşürücü bir süreç yeniliği, aynı zamanda ürün bileşiminde değişiklik yaparak veya yeni ürünlerin üretilmesini olanaklı hale getirebiliyor.</p>
<p>Şimdi temel soruyu sormanın zamanı: Türkiye imalat sanayi inovasyon yapıyor mu? Sorunun yanıtı için biraz ampirizme başvurmak zorunlu… 2012-2014 dönemini kapsayan yenilik çalışmasına ilişkin bulgular aşağıda tabloda özetleniyor. Tablo şunu söylüyor: İmalat sanayinde işletmelerin sadece %25.7’si ürün yeniliği yapıyor… Süreç yeniliği, yani maliyetleri düşürmeye yönelik teknolojik yenilik oranı ise %31.6… Kısaca imalat sanayi yenilikçi değil. Yenilikçi olmayan imalat sanayinin ithalata bağımlılığı artıyor, ihracatta tökezliyor…</p>
<p><strong>İmalat sanayinde yenilikçi ve yenilikçi olmayan sektörler</strong><strong><br />
</strong></p>
<p>TÜİK tarafından sektörel düzeyde yayınlanan en son yenilik istatistikleri 2002-2004 dönemini kapsamasına karşın, ilginç bulgular söz konusu. Örneğin, imalat sanayinde en yenilikçi sektörlerin başında ileri teknoloji içerikli sektör kategorisinde yer alan radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları imalat sektörü geliyor. Söz konusu sektörde teknolojik yenilik oranı %80.6 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiş. İmalat sanayinde teknolojik yenilik yapma oranı görece yüksek diğer sektörler ise şunlar: Kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt imalatı (%69.4); motorlu kara taşıtları ve römork sektörü (%59.8); kağıt hamuru, kağıt ve kağıt ürünleri imalatı (%53).</p>
<p>İmalat sanayinde teknolojik yenilik oranı en düşük sektörlerin başında ise tütün ürünleri imalatı (%12.1), derinin tabaklanması ve işlenmesi (%17.7), giyim eşyası imalatı (%21.9) ve gıda ürünleri ve içecek imalatı</p>
<p>(%29.5) gibi teknoloji içeriği düşük emek ve kaynak yoğun sektörler geliyor.</p>
<p><strong>Dünyadaki yerimiz: Makedonya, Belarus, Vietnam ve Katar’ın altında</strong></p>
<p>Önceki satırlarda dünyayı hesaba katılmadan Türkiye üzerinde duruldu. Ancak Türkiye’nin dünyadaki göreli konumunu da incelemek gerekir. Uluslararası inovasyon ölçümü yapan <strong>Küresel İnovasyon Endeksi</strong> (Global Innovation Index) isimli çalışmanın 2015 bulguları incelendiğinde, en yenilikçi ülkeler sıralamasında İsviçre, İngiltere, İsveç, Hollanda ve ABD ilk beş sırada konumlanmış. Türkiye 141 ülke arasında 58. sırada yer almış. Türkiye’nin üzerinde Makedonya, Belarus, Vietnam, Katar gibi küçük ekonomiler bulunuyor.</p>
<p>Dünyanın 18. ya da 19.ekonomisi olan Türkiye’nin inovasyon söz konusu olduğunda 58. sırada yer alması, Türkiye ekonomisinin yapısal/bağımlılık sorunlarına işaret ediyor. Türkiye teknoloji üreterek ve yenilik yaparak uluslararası ticarete eklemlenmiyor… Küresel üretim ağlarına temel olarak yenilikçi olmayan ve teknoloji düzeyi düşük emek ve kaynak yoğun sektörler temelinde katılıyor. Düşük profilli sektörlere dayanan ihracat tökezliyor. Türkiye tedarikçi ülke olma konumunu değiştiremiyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Aslında “ne yapmalı?” yerine, “nasıl yapmalı?” daha tercih edilebilir bir başlık olmalıydı. Ne yazık, henüz “ne yapmalı?” aşamasındayız. Türkiye’nin Sanayi 4.0 olarak tanımlanan ve giderek iktisadi ve sosyal alanlarda önemli alt-üst oluşlara neden olan/olacak gelişmelerin farkında olup olmadığından emin değiliz. Farkında ise buna uygun, bu dönüşümü önceleyecek hangi politika setlerinin hazırlandığını bilmiyoruz. Bildiklerimiz ise Sanayi 4.0’ün bileşenlerinden (Ar-Ge, eğitim, inovasyon, patent, yüksek teknoloji üretimi vs.) Türkiye’nin hiç de iç açı bir konumda olmadığı… Peki, ne yapmalı?</p>
<p>1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen neo-liberal politikalar Türkiye’yi düşük ve orta-teknoloji tuzağına mahkûm etti. Yapısal dönüşüm sağlanamadı. Üretkenlik artışları sınırlı kaldı. Ekonominin dışa/ithalata olan bağımlılığı daha da derinleşti. Ekonomi inşaatlaşırken, imalat gibi, tarım gibi üretken sektörler geriledi. Ekonominin geldiği bu noktada, üretim yapısını yüksek teknoloji içerikli sektörler temelinde yeniden yapılandıracak ve tempolu büyümeyi sağlayacak <strong>yeni bir kalkınma stratejisi</strong> ve bu stratejinin en temel bileşeni olarak <strong>seçici sanayi politikalarının</strong> hazırlanıp uygulanması zorunlu.</p>
<p>Seçici sanayi ve teknoloji politikalarının yüksek sabit yatırım oranları ile teknolojik gelişmeye, teknolojik yeniliklere, üretim ve verim artışlarına ve hızlı büyümeye neden olacağı gerçeğini yeniden hatırlayarak&#8230; Ve sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin kaynak tahsis sürecinde piyasa yanında planlamayı kullandıkları gerçeğini hiç unutmayarak!<br />
<strong><br />
Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/aziz-sancar-inovasyon-imalat-sanayi-ne-yapmali">Aziz Sancar, inovasyon ve imalat sanayi: Ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İletişim tarihinde iki önemli buluş: Telgraf ve telefon</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/iletisim-tarihinde-iki-onemli-bulus-telgraf-telefon</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2017 14:39:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Graham Bell]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Sumner Tainter]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Thomas Jackson]]></category>
		<category><![CDATA[ilk telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ilk telgraf]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[Samuel Morse]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Watson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6978</guid>

					<description><![CDATA[<p>177 yıl önce bugün, Samuel Morse, telgrafın patentini aldı. Samuel Morse 1832 senesinde bir okyanus seyahatine çıktı. Burada tanıştığı Charles Thomas Jackson&#8217;un elektrikle ilgili son gelişmeleri anlatması, kafasında elektrikli telgraf fikrini doğurdu. Morse&#8217;un elektrikli telgrafı, bir elektrik devresinde bobinin bir kolu çekmesi ile rulo kâğıdı üzerine izler bırakması esasına dayanıyordu. Kısa ve uzun çekmeler, kısa ve uzun izler bırakıyordu. 1835 senesinde başlayan bu çalışmalarına destek bulmak için Avrupa devletlerine başvurularda bulundu. Ancak sonuç elde edemedi. Bunun üzerine arkadaşı Chamberlain&#8217;i İstanbul&#8217;a gönderdi. Chamberlain İstanbul&#8217;da ilgi ve destek gördü. Fakat elindeki alet henüz ilkel bir durumdaydı. Chamberlain aleti Viyana&#8217;da tekrar yapmak ve sonra padişaha takdim etmek üzere geri döndü. Ancak gemisi Tuna Nehri&#8217;nde battı ve beş arkadaşı ile birlikte öldü. Böylece Osmanlı Devleti’nde telgraf kurulması için yapılmak istenen birinci teşebbüs sonuçsuz kaldı. İlk telgrafın çalışma mesafesi 14 metreydi 1835 sonbaharında, Morse hareketli kâğıt şerit üstüne kayıt yapan bir telgraf geliştirdi ve sergiledi. 1836&#8217;nın kışında Morse çalışan ilk telgraf örneğini bitirdi. Bu telgraf tek elementli bir pil ve basit bir manyetizma kullanıyordu ve 13 &#8211; 14 metre gibi çok kısa mesafelerde çalışıyordu. Daha sonra bu mesafeyi 16 kilometreye kadar uzatabildi. Morse 1837&#8217;de elektrikli telgrafı icat etti ve aynı yıl 20 Haziran’da cihazın patentini aldı. Ayrıca Charles T. Jackson&#8217;la yaptığı telgraf görüşmelerinde kullandığı Morse Kodları olarak bilinen sinyal alfabesi fikirlerini geliştirdi. Radyo telgrafın öncüsü Morse, ilk elektrikli telgraf denemesini 1844 senesinde Washington ile Baltimore arasına 65 kilometrelik bir hat çekimiyle yaptı. Osmanlı Devleti de ilk defa 1855 senesinde Kırım Savaşı sırasında Morse telgraf sistemini kullandı. Morse elektrikli telgrafın ilk halka açık sunuşunu 8 Şubat 1838’de Philadelphia Pensilvanya’da bulunan Franklin Enstitüsü’nde bir bilim komitesinin karşısında gerçekleştirdi ve 21 Şubat’ta telgrafı ABD başkanı Martin Van Buren’e sundu. Morse bu buluşu ile bir su kütlesi üstünden, demiryolu altından veya iletken herhangi bir şeyden sinyal gönderebilen radyo telgrafın icadına öncülük etti. 140 yıl önce bugün, Alexander Graham Bell, dünyanın ilk ticari telefon hizmetini Kanada&#8217;nın Ontario bölgesindeki Hamilton şehrinde başlattı. Annesi doğuştan işitme engelli olan Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Babası işitme engellilere konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Bell, ABD&#8217;ye gitti. Önce Ontario&#8217;ya, daha sonra Boston&#8217;a yerleşti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne çağrıldı. İngiltere&#8217;deyken işitme fizyolojisine ilişkin bir kitap okudu. Müzik sesinin tel aracılığı ile aktarılabileceği düşüncesi üzerine yoğunlaştı ve işitme engellilerin duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. İlk telefon konuşması İngiltere&#8217;den dönen Bell, Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden iletildiğini gördü ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson&#8217;u yardıma çağırdı: &#8220;Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.&#8221; Bell, Watson’ı çağırırken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson, Bell&#8217;in sesini &#8220;telefon&#8221;dan duydu. ABD&#8217;nin 100’üncü kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu buluş onlara birçok ödül kazandırdı. “İşitme engellileri her zaman düşüneceğim” Bell’in önce öğrencisi olan ve daha sonra evlendiği eşi (Helen Keller-solda) de sağırdı. Eşine yazdığı bir mektupta &#8220;Hangi noktaya çıkarsam çıkayım, ne kadar zengin olursam olayım, emin ol işitme engellileri her zaman düşüneceğim&#8221; diye yazmıştı. Bell’in gölgede kalan yapıtlarının çoğu işitme engelliler ile ilgiliydi. Yine bu amaçla çalışırken bulduğu &#8220;Gramofon&#8221;dan kazandığı parayı ve Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı verdiği para ödülünü İşitme engelliler Kurumu’na harcadı. “Beni duyuyorsan şapkanı salla” Charles Sumner Tainter ve Alexander Graham Bell tarafından geliştirilen, konuşmaları açıkça aktaran ilk telefon aleti, ancak 4 yılda tamamlanabildi. İki bilim adamı, ilk başarılı denemeyi 15 Şubat 1880 günü gerçekleştirdi. Verici Washington&#8217;da, Franklin Okulu&#8217;nun tepesine konmuştu. Tainter, ahizeyi eline alarak Bell’den, eğer onu duyuyorsa elindeki şapkasını sallamasını istedi. Az sonra Bell, 14. Cadde&#8217;de bulunan laboratuvarının penceresine geldi, şapkasını sallamaya başladı. Bell, sağırların duymasını değil ama birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı. İşitme engeline karşı yürüttüğü savaşının sonucunda telefonu bulan Bell, bu buluşu insanlığa armağan etti.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/iletisim-tarihinde-iki-onemli-bulus-telgraf-telefon">İletişim tarihinde iki önemli buluş: Telgraf ve telefon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>177 yıl önce bugün, Samuel Morse, telgrafın patentini aldı.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-11770 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/samuelmorse-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></p>
<p>Samuel Morse 1832 senesinde bir okyanus seyahatine çıktı. Burada tanıştığı Charles Thomas Jackson&#8217;un elektrikle ilgili son gelişmeleri anlatması, kafasında elektrikli telgraf fikrini doğurdu. Morse&#8217;un elektrikli telgrafı, bir elektrik devresinde bobinin bir kolu çekmesi ile rulo kâğıdı üzerine izler bırakması esasına dayanıyordu. Kısa ve uzun çekmeler, kısa ve uzun izler bırakıyordu.</p>
<p>1835 senesinde başlayan bu çalışmalarına destek bulmak için Avrupa devletlerine başvurularda bulundu. Ancak sonuç elde edemedi. Bunun üzerine arkadaşı Chamberlain&#8217;i İstanbul&#8217;a gönderdi. Chamberlain İstanbul&#8217;da ilgi ve destek gördü. Fakat elindeki alet henüz ilkel bir durumdaydı. Chamberlain aleti Viyana&#8217;da tekrar yapmak ve sonra padişaha takdim etmek üzere geri döndü. Ancak gemisi Tuna Nehri&#8217;nde battı ve beş arkadaşı ile birlikte öldü. Böylece Osmanlı Devleti’nde telgraf kurulması için yapılmak istenen birinci teşebbüs sonuçsuz kaldı.</p>
<p><strong>İlk telgrafın çalışma mesafesi 14 metreydi</strong></p>
<p>1835 sonbaharında, Morse hareketli kâğıt şerit üstüne kayıt yapan bir telgraf geliştirdi ve sergiledi. 1836&#8217;nın kışında Morse çalışan ilk telgraf örneğini bitirdi. Bu telgraf tek elementli bir pil ve basit bir manyetizma kullanıyordu ve 13 &#8211; 14 metre gibi çok kısa mesafelerde çalışıyordu. Daha sonra bu mesafeyi 16 kilometreye kadar uzatabildi.</p>
<p>Morse 1837&#8217;de elektrikli telgrafı icat etti ve aynı yıl 20 Haziran’da cihazın patentini aldı. Ayrıca Charles T. Jackson&#8217;la yaptığı telgraf görüşmelerinde kullandığı Morse Kodları olarak bilinen sinyal alfabesi fikirlerini geliştirdi.</p>
<p><strong>Radyo telgrafın öncüsü</strong></p>
<p>Morse, ilk elektrikli telgraf denemesini 1844 senesinde Washington ile Baltimore arasına 65 kilometrelik bir hat çekimiyle yaptı. Osmanlı Devleti de ilk defa 1855 senesinde Kırım Savaşı sırasında Morse telgraf sistemini kullandı.</p>
<p>Morse elektrikli telgrafın ilk halka açık sunuşunu 8 Şubat 1838’de Philadelphia Pensilvanya’da bulunan Franklin Enstitüsü’nde bir bilim komitesinin karşısında gerçekleştirdi ve 21 Şubat’ta telgrafı ABD başkanı Martin Van Buren’e sundu. Morse bu buluşu ile bir su kütlesi üstünden, demiryolu altından veya iletken herhangi bir şeyden sinyal gönderebilen radyo telgrafın icadına öncülük etti.</p>
<p><strong>140 yıl önce bugün, Alexander Graham Bell, dünyanın ilk ticari telefon hizmetini Kanada&#8217;nın Ontario bölgesindeki Hamilton şehrinde başlattı.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11771 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/grahambell-300x206.jpg" alt="" width="300" height="206" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/grahambell-300x206.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/grahambell-1024x703.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/grahambell.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Annesi doğuştan işitme engelli olan Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Babası işitme engellilere konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Bell, ABD&#8217;ye gitti.</p>
<p>Önce Ontario&#8217;ya, daha sonra Boston&#8217;a yerleşti. Burada bir süre işitme engellilere dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne çağrıldı.</p>
<p>İngiltere&#8217;deyken işitme fizyolojisine ilişkin bir kitap okudu. Müzik sesinin tel aracılığı ile aktarılabileceği düşüncesi üzerine yoğunlaştı ve işitme engellilerin duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti.</p>
<p><strong>İlk telefon konuşması</strong></p>
<p>İngiltere&#8217;den dönen Bell, Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden iletildiğini gördü ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson&#8217;u yardıma çağırdı: &#8220;Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.&#8221;</p>
<p>Bell, Watson’ı çağırırken farkında olmadan 10 Mart 1876 günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson, Bell&#8217;in sesini &#8220;telefon&#8221;dan duydu. ABD&#8217;nin 100’üncü kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu buluş onlara birçok ödül kazandırdı.</p>
<p><strong>“İşitme engellileri her zaman düşüneceğim”</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-11772 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/helenkeller-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/helenkeller-212x300.jpg 212w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/helenkeller-724x1024.jpg 724w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/helenkeller.jpg 849w" sizes="auto, (max-width: 212px) 100vw, 212px" /></p>
<p>Bell’in önce öğrencisi olan ve daha sonra evlendiği eşi (Helen Keller-solda) de sağırdı. Eşine yazdığı bir mektupta &#8220;Hangi noktaya çıkarsam çıkayım, ne kadar zengin olursam olayım, emin ol işitme engellileri her zaman düşüneceğim&#8221; diye yazmıştı.</p>
<p>Bell’in gölgede kalan yapıtlarının çoğu işitme engelliler ile ilgiliydi. Yine bu amaçla çalışırken bulduğu &#8220;Gramofon&#8221;dan kazandığı parayı ve Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı verdiği para ödülünü İşitme engelliler Kurumu’na harcadı.</p>
<p><strong>“Beni duyuyorsan şapkanı salla”</strong></p>
<p>Charles Sumner Tainter ve Alexander Graham Bell tarafından geliştirilen, konuşmaları açıkça aktaran ilk telefon aleti, ancak 4 yılda tamamlanabildi. İki bilim adamı, ilk başarılı denemeyi 15 Şubat 1880 günü gerçekleştirdi. Verici Washington&#8217;da, Franklin Okulu&#8217;nun tepesine konmuştu. Tainter, ahizeyi eline alarak Bell’den, eğer onu duyuyorsa elindeki şapkasını sallamasını istedi. Az sonra Bell, 14. Cadde&#8217;de bulunan laboratuvarının penceresine geldi, şapkasını sallamaya başladı.</p>
<p>Bell, sağırların duymasını değil ama birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı. İşitme engeline karşı yürüttüğü savaşının sonucunda telefonu bulan Bell, bu buluşu insanlığa armağan etti.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/iletisim-tarihinde-iki-onemli-bulus-telgraf-telefon">İletişim tarihinde iki önemli buluş: Telgraf ve telefon</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6978</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanayi (4.0)’ün derinliklerinden Türkiye’ye bakınca gördüklerimiz…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/sanayi-4-0un-derinliklerinden-turkiyeye-bakinca-gorduklerimiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 13:38:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[arge]]></category>
		<category><![CDATA[dünya ekonomik forumu]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi 4.0]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[The Global Competitiveness Report]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanayi devriminin çekirdeğini oluşturan chiplerin fiyatları düşerken, performansları hızla artıyor ve bu nedenle giderek yaygınlaşıyor, artık her evde bir bilgisayar var ve internet güncel hayatın temel iletişim ağlarından en önemlisi olmaya başladı… Dördüncü sanayi devriminin ekonomi başta olmak üzere sosyal hayatın tüm alanlarında alt-üst oluşlara neden olması kaçınılmaz. Peki, Türkiye Sanayi 4.0’ün neresinde? Bunun için kimi nicel göstergelerin çözümlenmesi gerekiyor. Bu kısa yazıda eğitim, ARGE, inovasyon ve patent göstergelerine ilişkin uluslararası bulgular çözümleniyor. Sanayi 4.0 için nitelikli eğitim şart 21.yüzyıl koşullarında eğitimin niteliğini, dolayısıyla beşeri sermaye stokunun düzeyini yükseltmeden Sanayi 4.0’e geçmek olsa olsa bir fantezi olabilir. İnsan gücünün, eğitimin niteliğini ölçmeye yönelik birçok göstergeden yararlanılabilir. Uluslararası karşılaştırmaya imkân verdiği için PISA (Program for International Student Assessment &#8211; Uluslararası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı) bulgularına başvuralım İlki 2000 yılında yapılan ve Türkiye’yi içermeyen PISA uygulamasının sonuncusu 2012 yılı için yayınlandı. Türkiye 2012 sonuçlarına göre OECD ülkeleri arasında sondan 3.sırada yer alırken, 65 ülke arasında Matematikte 44. Sırada, Fen’de 43. ve okuduğunu anlamada 41.sırada yer almış. Kısaca okuduğunu anlamayan, bilim ve Matematikte sınıfta kalmış bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız… İlk beş sırada ise Çin, Japonya, Singapur, Güney Kore ve Finlandiya gibi ülkeler yer alıyor. İlk beş sırada Uzak Doğu Asya ülkelerinin (sadece bilimde Finlandiya ilk beşte yer alıyor) bulunması bu ülkelerin tempolu kalkınmalarında eğitimin önemine işaret ediyor. Hiç kuşkusuz nitelikli eğitimin ve hızlı teknolojik gelişmenin (Sanay, 4.0) temel belirleyeni olan yüksek sabit yatırımların önemine, yani reel birikime. Teknoloji üretmeyen sanayi inovasyon yapar mı? Çok genel olarak bilginin ürüne, üretim yöntemlerine, hizmetlere dönüştürülmesi olarak görülebilecek inovasyon olgusu, Sanayi 4.0’ün en temel bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor. 19. yüzyılın sonlarına kadar mucitlerin icatlarına dayalı gelişen teknolojik yenilikler, 19. yüzyılın sonlarında araştırma laboratuvarlarının kurulmasıyla sistemli ve kurumsallaşmış araştırmalara dayanıyor ve böylelikle icat süreci de sanayinin bir parçası haline geliyor. Dünya Ekonomik Formu’nun (WEF) her yıl yayınladığı The Global Competitiveness Report çalışmasında ülkelerin rekabet gücü 12 göstergeden hareketle ölçülüyor. Bu göstergelerden birisini de inovasyon oluşturuyor. İnovasyon ise 7 alt gösterge çerçevesinde değerlendiriliyor (Tablo 2). Çalışmanın inovasyon bulgularına kısaca değinelim: Türkiye inovasyon kapasitesine (CI) göre 114 ülke arasında 3.8 puan ile 83.sırada konumlanmış. Araştırma kurumlarının kalitesi (QSRI) göstergesine göre 82. sırada ancak kendine yer bulabilmiş. Şirketlerin Ar-Ge harcamaları göstergesine (CSR&#38;D) göre 79. sırada yer alan Türkiye, Ar-Ge’de sanayi üniversite işbirliği (U-ICR&#38;D) göstergesine göre 61.sıra ile düşük bir başarım sergilemiş. Yüksek teknoloji ürünlerinin hükümet tarafından tedariki (GPATP) göstergesine göre 39. sırada, bilim adamları ve mühendislerin uygunluğu göstergesine göre (ASE) 50. ve PCT patent başvuruları (PCTPA) göstergesine göre ise 42.sırada yer almış. Kısaca sanayide giderek dışa bağımlı hale gelen Türkiye inovasyon yaparak sanayisini geliştiremiyor&#8230; Orta ve düşük teknoloji tuzağına saplanmış gözüküyor. ARGE ve patentler Türkiye gibi İthal teknolojiye bağımlı sanayileri ARGE faaliyetlerine yönlendirmek oldukça zor. ARGE ile yeni bir teknolojinin geliştirilmesi, iyileştirilmesi yerine, lisansa ve montaja dayalı bir sanayileşme söz konusu. Oysa bugünün metropol ülkeleri yüksek ARGE yoğunluğu sayesinde yenilik yapmakta, yeni teknolojiler geliştirmekte ya da var olan teknolojiyi iyileştirerek uluslararası pazarlarda rekabet gücü elde etmektedir&#8230; Tablo 3 Türkiye’nin ARGE ve patentteki hal-i pür melalini ortaya koyuyor. Türkiye GSYH’dan ancak %0.92’sini ARGE’ye ayırıyor, İsrail ise %4.3’ünü. Patent verileri Sanayi 4.0’ün en temel göstergelerinden biri. Seçilmiş ekonomilere ilişkin “triadic patent sayıları” incelendiğinde, Türkiye 14.2 patent sayısı ile Finlandiya, İsrail ve Güney Kore gibi bilim ve teknolojide önemli gelişmeler sağlayan ülkelerin oldukça gerisinde. Kore’nin triadic patent sayısı Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar yüksek… Bu bulgu, Güney Kore’nin 1960’lardan günümüze bilim ve teknolojide sağaldığı muazzam gelişmenin arkasındaki dinamiği sergiliyor. Bu tablodan Sanayi 4.0 çıkmaz, çıksa çıksa harc-ı âlem sektörlere (gıda, tekstil vb) dayalı bir uzmanlaşmanın sürekliliği çıkar. Bu da “azgelişmişiliğin gelişmesi”nden başka bir şey değildir&#8230; Çözüm mü? Öncellikle eğitim sisteminin yeniden yapılandırılarak vasıflı/kalifiye iş gücünün yaratılması şart. Son yıllarda giderek %20’lerde durağanlık kazanan sabit yatırım oranlarının artırılması son derece önemli. İmalat sanayi gibi üretken sektörlerde sabit yatırım oranlarını %30-40 platosuna yerleştirmeden Türkiye’nin bırakınız Sanayi 4.0 hedefini yakalamayı var olan ve giderek aşınan sermaye stokunu koruması da zor. Diğer taraftan kısa ve orta dönemde ulusal gelirin %4’ü oranında bir kaynağın ARGE harcamalarına ayrılması gerekiyor… Kısaca üretimi, sabit yatırımları, ARGE faaliyetlerini, teknolojik gelişmeyi ve yenilikleri teşvik eden bir sanayi politikası ve tüm bunları kapsayan ve diğer ögeler ile desteklenen yeni bir kalkınma stratejisi temel çözüm olarak öne çıkıyor. Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/sanayi-4-0un-derinliklerinden-turkiyeye-bakinca-gorduklerimiz">Sanayi (4.0)’ün derinliklerinden Türkiye’ye bakınca gördüklerimiz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanayi devriminin çekirdeğini oluşturan chiplerin fiyatları düşerken, performansları hızla artıyor ve bu nedenle giderek yaygınlaşıyor, artık her evde bir bilgisayar var ve internet güncel hayatın temel iletişim ağlarından en önemlisi olmaya başladı… Dördüncü sanayi devriminin ekonomi başta olmak üzere sosyal hayatın tüm alanlarında alt-üst oluşlara neden olması kaçınılmaz.</p>
<p>Peki, Türkiye Sanayi 4.0’ün neresinde? Bunun için kimi nicel göstergelerin çözümlenmesi gerekiyor. Bu kısa yazıda eğitim, ARGE, inovasyon ve patent göstergelerine ilişkin uluslararası bulgular çözümleniyor.</p>
<p><strong>Sanayi 4.0 için nitelikli eğitim şart</strong></p>
<p>21.yüzyıl koşullarında eğitimin niteliğini, dolayısıyla beşeri sermaye stokunun düzeyini yükseltmeden Sanayi 4.0’e geçmek olsa olsa bir fantezi olabilir. İnsan gücünün, eğitimin niteliğini ölçmeye yönelik birçok göstergeden yararlanılabilir. Uluslararası karşılaştırmaya imkân verdiği için PISA (Program for International Student Assessment &#8211; Uluslararası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı) bulgularına başvuralım</p>
<p>İlki 2000 yılında yapılan ve Türkiye’yi içermeyen PISA uygulamasının sonuncusu 2012 yılı için yayınlandı. Türkiye 2012 sonuçlarına göre OECD ülkeleri arasında sondan 3.sırada yer alırken, 65 ülke arasında Matematikte 44. Sırada, Fen’de 43. ve okuduğunu anlamada 41.sırada yer almış. Kısaca okuduğunu anlamayan, bilim ve Matematikte sınıfta kalmış bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız…</p>
<p>İlk beş sırada ise Çin, Japonya, Singapur, Güney Kore ve Finlandiya gibi ülkeler yer alıyor. İlk beş sırada Uzak Doğu Asya ülkelerinin (sadece bilimde Finlandiya ilk beşte yer alıyor) bulunması bu ülkelerin tempolu kalkınmalarında eğitimin önemine işaret ediyor. Hiç kuşkusuz nitelikli eğitimin ve hızlı teknolojik gelişmenin (Sanay, 4.0) temel belirleyeni olan yüksek sabit yatırımların önemine, yani reel birikime.</p>
<div id="attachment_5770" style="width: 740px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-5770" class="wp-image-5770 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b1-1024x257.jpg" alt="" width="730" height="183" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b1-1024x257.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b1-300x75.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b1.jpg 1766w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-5770" class="wp-caption-text">Tablo 1: PISA sonuçlarına göre ilk 5 ülke ve Türkiye (2012) (65 Ülke) Kaynak: OECD</p></div>
<p><strong>Teknoloji üretmeyen sanayi inovasyon yapar mı?</strong></p>
<p>Çok genel olarak bilginin ürüne, üretim yöntemlerine, hizmetlere dönüştürülmesi olarak görülebilecek inovasyon olgusu, Sanayi 4.0’ün en temel bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor. 19. yüzyılın sonlarına kadar mucitlerin icatlarına dayalı gelişen teknolojik yenilikler, 19. yüzyılın sonlarında araştırma laboratuvarlarının kurulmasıyla sistemli ve kurumsallaşmış araştırmalara dayanıyor ve böylelikle icat süreci de sanayinin bir parçası haline geliyor.</p>
<p>Dünya Ekonomik Formu’nun (WEF) her yıl yayınladığı <strong><em>The Global Competitiveness Report </em></strong>çalışmasında ülkelerin rekabet gücü 12 göstergeden hareketle ölçülüyor. Bu göstergelerden birisini de inovasyon oluşturuyor. İnovasyon ise 7 alt gösterge çerçevesinde değerlendiriliyor (Tablo 2).</p>
<p>Çalışmanın inovasyon bulgularına kısaca değinelim: Türkiye inovasyon kapasitesine (CI) göre 114 ülke arasında 3.8 puan ile 83.sırada konumlanmış. Araştırma kurumlarının kalitesi (QSRI) göstergesine göre 82. sırada ancak kendine yer bulabilmiş. Şirketlerin Ar-Ge harcamaları göstergesine (CSR&amp;D) göre 79. sırada yer alan Türkiye, Ar-Ge’de sanayi üniversite işbirliği (U-ICR&amp;D) göstergesine göre 61.sıra ile düşük bir başarım sergilemiş. Yüksek teknoloji ürünlerinin hükümet tarafından tedariki (GPATP) göstergesine göre 39. sırada, bilim adamları ve mühendislerin uygunluğu göstergesine göre (ASE) 50. ve PCT patent başvuruları (PCTPA) göstergesine göre ise 42.sırada yer almış. Kısaca sanayide giderek dışa bağımlı hale gelen Türkiye inovasyon yaparak sanayisini geliştiremiyor&#8230; Orta ve düşük teknoloji tuzağına saplanmış gözüküyor.</p>
<div id="attachment_5771" style="width: 740px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-5771" class="wp-image-5771 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b2-1024x127.jpg" alt="" width="730" height="91" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b2-1024x127.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b2-300x37.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/b2.jpg 1804w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-5771" class="wp-caption-text">Tablo 2: İnovasyon bileşenlerine göre Türkiye’nin dünyadaki sırası (2015) Kaynak: WEF</p></div>
<p><strong>ARGE ve patentler</strong></p>
<p>Türkiye gibi İthal teknolojiye bağımlı sanayileri ARGE faaliyetlerine yönlendirmek oldukça zor. ARGE ile yeni bir teknolojinin geliştirilmesi, iyileştirilmesi yerine, lisansa ve montaja dayalı bir sanayileşme söz konusu. Oysa bugünün metropol ülkeleri yüksek ARGE yoğunluğu sayesinde yenilik yapmakta, yeni teknolojiler geliştirmekte ya da var olan teknolojiyi iyileştirerek uluslararası pazarlarda rekabet gücü elde etmektedir&#8230; Tablo 3 Türkiye’nin ARGE ve patentteki hal-i pür melalini ortaya koyuyor. Türkiye GSYH’dan ancak %0.92’sini ARGE’ye ayırıyor, İsrail ise %4.3’ünü.</p>
<p>Patent verileri Sanayi 4.0’ün en temel göstergelerinden biri. Seçilmiş ekonomilere ilişkin “triadic patent sayıları” incelendiğinde, Türkiye 14.2 patent sayısı ile Finlandiya, İsrail ve Güney Kore gibi bilim ve teknolojide önemli gelişmeler sağlayan ülkelerin oldukça gerisinde. Kore’nin triadic patent sayısı Türkiye ile kıyaslanmayacak kadar yüksek… Bu bulgu, Güney Kore’nin 1960’lardan günümüze bilim ve teknolojide sağaldığı muazzam gelişmenin arkasındaki dinamiği sergiliyor.</p>
<p>Bu tablodan Sanayi 4.0 çıkmaz, çıksa çıksa harc-ı âlem sektörlere (gıda, tekstil vb) dayalı bir uzmanlaşmanın sürekliliği çıkar. Bu da “azgelişmişiliğin gelişmesi”nden başka bir şey değildir&#8230;</p>
<p>Çözüm mü? Öncellikle eğitim sisteminin yeniden yapılandırılarak vasıflı/kalifiye iş gücünün yaratılması şart. Son yıllarda giderek %20’lerde durağanlık kazanan sabit yatırım oranlarının artırılması son derece önemli. İmalat sanayi gibi üretken sektörlerde sabit yatırım oranlarını %30-40 platosuna yerleştirmeden Türkiye’nin bırakınız Sanayi 4.0 hedefini yakalamayı var olan ve giderek aşınan sermaye stokunu koruması da zor.</p>
<p>Diğer taraftan kısa ve orta dönemde ulusal gelirin %4’ü oranında bir kaynağın ARGE harcamalarına ayrılması gerekiyor… Kısaca üretimi, sabit yatırımları, ARGE faaliyetlerini, teknolojik gelişmeyi ve yenilikleri teşvik eden bir sanayi politikası ve tüm bunları kapsayan ve diğer ögeler ile desteklenen yeni bir kalkınma stratejisi temel çözüm olarak öne çıkıyor.</p>
<div id="attachment_5773" style="width: 740px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-5773" class="wp-image-5773 size-large" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/B3-1024x151.jpg" alt="" width="730" height="108" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/B3-1024x151.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/B3-300x44.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/03/B3.jpg 1400w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-5773" class="wp-caption-text">Tablo 3: Seçilmiş ülkelerde ADGE yoğunluğu ve Triadic* Patent Sayıları (2012) Kaynak: OECD, MSTI veritabanı. (*) Triadic patent; Avrupa Patent Ofisi (EPO); ABD Patent ve Marka Tescili Ofisi (USPTO) ve Japon Patent Ofisinde (JPO) dosyalanmış patentlere verilen isim olarak tanımlanmaktadır.</p></div>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/sanayi-4-0un-derinliklerinden-turkiyeye-bakinca-gorduklerimiz">Sanayi (4.0)’ün derinliklerinden Türkiye’ye bakınca gördüklerimiz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5769</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Amal Hanım’ın çantası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2016 08:19:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[taklit]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4248</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor. Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta. Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar. Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor. Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor. İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı. Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz. Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16) İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16) Edip Emil Öymen *Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir moda ikonuna dönüşmekte olan insan hakları hukukçusu Amal Clooney’nin (soyadını, evlendiği aktör George Clooney’den alıyor) favori çantasına, onun adı marka olarak verildi. Çantanın tasarımcısı İtalyan şirketi Ballin, 1.200 Dolar değerindeki çantanın ABD’de patentini de bu yaz aldı. Bir moda şirketi, bir ürününe bir “moda ikonunun” adını ilk kez vermiyor. Monako Prensesi Grace Kelly’nin favori çantasını tasarlayan Hermès, çantaya onun adını vermişti (1977). Hermès ayrıca, İngiliz-Fransız sanatçı Jane Birkin’in kişisel kullanımı için onun adıyla çanta tasarladı (1984). Hermès’in halen satılan Birkin Çantası, tamamen elişi. Bu nedenle satış fiyatı 6 bin Dolardan başlıyor ve çok çok yukarılara çıkıyor. Tasarımcısı Pierre Hardy’nin iki yılda tamamladığı elmas bezeli bir Birkin Çantası 1.9 milyon Dolara alıcı buldu. Bir başkasına bir müzayedede 203 bin Dolar ödendi. ABD’de tescilli olan bu markayı taklit edenlere karşı Hermès hemen davalar açıyor.</p>
<p>Çünkü: Tasarım, entelektüel sermayedir. Fikri bir üründür. Maddi ve manevi değeri vardır, sahiplenmek gerekir. Aksi halde taklit edilir. Taklit, hırsızlıktır. Haksız kazançtır. Nokta.</p>
<p>Tasarım – patent ilişkisine dair en sağlam gerekçe Fransa’dan: Sadece son iki yılda orada moda tasarımcıları Yves Saint Laurent 27 patent aldı. Louis Vuitton 17, Balenciaga 10, Christian Dior 17, Bottega Veneta 8 (aslında 20 kadar patenti var), Céline 5 patent aldılar. Balenciaga kreatif direktörü Alexander Wang, kendi kişisel markası için de patentler alıyor. Ayrıca, Amerikan moda yıldızı Diane von Furstenberg de bazı tasarımları için patent alıyor: Örneğin, tablet taşımaya da uygun bir çantasına&#8230; Bu isimler ve markalar, sadece medyaya yansıyanlar.</p>
<p>Fransız moda sektörü; yasa tanımayan, sadece paragöz, kopyacı taklitçi hırsızlara karşı kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü modada yaratıcılık ve yenilikçilik, Fransız ve İtalyanların büyük gelir kapısı. Fransa’nın ulusal istatistik araştırmaları kurumu INSEE’nin Fransız Moda Enstitüsü için yaptığı araştırmaya göre moda ürünleri, ülkeye 2015’te 150 milyar Euro kazandırdı. Oysa havacılık 102 milyar, otomotiv 39 milyar kazandırıyor. Moda üretimi, Fransa’nın aslında 1 numaralı sektörü. 58 bin kişi tam zamanlı çalışıyor. Bu sayı, moda iletişimi, model ajansları, pazarlama vb ile 1 milyona çıkıyor.</p>
<p>Paris’te yılda 6 kez moda haftası düzenleniyor. İkisi konfeksiyon ürünleri tanıtımı için. İkisi erkek giyimi için. İkisi de kadın tasarım ürünleri için. INSEE, bunların 10.3 milyar Euro satış değeri yarattığını hesapladı. Ek olarak, bu haftalarda Paris’i ziyaret edenlerin restoran, otel, tiyatro, taksi vb ödediği miktar 1.2 milyar Euro’yu buluyor.</p>
<p>İtalyanlar da yarışta elbette: Sadece 2015 yılında ayakkabı, giyim ve aksesuar ihracatından ülke 48 milyar Euro kazandı. İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, geçen Eylül’de, dünyaca ünlü Milano Moda Haftası’nı şimdiye kadar “açan” ilk başbakan oldu. Küresel moda dergisi Vogue, Renzi’nin, sektöre hükümetin 30 milyon Euro yatırım yapacağını, “Moda, ekonomik bir motordur. Bu sektöre saygı istiyorum,” dediğini yazdı.</p>
<p>Bütün bunların anlamı açık: Tasarım, para ediyor. Bu nedenle tasarım, titizlikle korunmalı. Marka, sadece yenilikçi tasarımla yaratılır. Kendi kendine oluşmaz.</p>
<p>Ekonomi Bakanı Zeybekçi çok haklı: “Ürettiğimizin tasarımını, teknolojisini, finansını, tüketim alışkanlığını, dağıtım-tüketim kanallarının dizaynını, bizzat kendimiz yapmamız gerekiyor.” (28.10.16)</p>
<p>İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi çok haklı: “Artık, taklit değil, tasarım istiyoruz. Ancak bu şekilde yüksek katma değer yaratarak, küresel arenada rekabet gücü sağlayabiliriz.” (19.10.16)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 14.11.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/amal-hanimin-cantasi">Amal Hanım’ın çantası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4248</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tasarım ve mimarlık  öğrencileri&#8230; Bu yazıya dikkat!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tasarim-mimarlik-ogrencileri-yaziya-dikkat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 May 2016 12:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[emin capa]]></category>
		<category><![CDATA[iksv]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım bienali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zenginleşmenin yolu nedir?  / Emin Çapa Aslına bakarsanız iktisat dediğimiz alanın en önemli uğraşlarından biri bu. Neden bazı ülkeler zengin, bazıları fakirdir? (Bu konuda Daron Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü kitabını hala okumamışlar varsa hararetle tavsiye ederim.) Neden bazı şirketler başarılı, bazıları başarısızdır? Neden bazı insanlara yürü ya kulum, bazılarına sürün ya kulum? Elbette bilimle zenginlik arasında güçlü bir bağ var. Petrol zenginlerini bir tarafa bırakırsanız bu bağın çok güçlü olduğunu görürsünüz. Bence bunun en güzel göstergesi periyodik cetveldir. Kimyanın temelinde yer alan bu tabloya o elementleri bulan ülkelerin bayrağını koyduğumuzda ortaya çıkan durum bize gücün, zenginliğin, refahın, uygarlığın sırrının akıl ve bilimde olduğunu açıklıyor. Bu sene ilk kez o tabloya Batılı olmayan bir ülke Japonya eklendi. Ama bizim milyarlık coğrafyamızdan bir tek ülke yok. İyi de bu tabloda olmayan ama hızla yükselen ülkeler var. Örneğin Kore gibi. İşte burası çok önemli çünkü Kore, tıpkı daha önce Japonya’nın yaptığı gibi zengin ülkeler arasına sonradan girdi. Ama iki ülkenin de özelliği, bilimi ve  ona bağlı teknoloji geliştirmeyi başarmasında yatıyor. Japonya ve Kore’nin bilim literatürüne son yıllarda yaptığı katkıları basit bir şekilde taramak bunun için yeterli. Ama bu yazının konusu bu değil. Türkiye’nin zengin ülkeler arasına girememesinin nedeni de bilim üretiminde geri kalması, buna bağlı olarak teknoloji üretememesidir. Bunun en önemli göstergelerinden biri patent sayıları. Elbette patent her zaman teknolojiyle aynı değildir, ama gene de önemli bir göstergedir. (Türkiye’de bilim, teknoloji, Ar-GE, ÜRGE birbirine karıştırılıyor. Bunlar kesişim kümeleri olsa da, birbirleriyle aynı şeyler değildir) Lütfen grafiğe bakın. Dünya milli gelirinden % 1 pay alan bir ülkenin, patentten 0,4 pay alması normal midir? Bu ülkenin ihracatının kilo fiyatının  artmak bir yana gerilemesi normal değil midir? Patent Rekortmenleri: 2014&#8217;te dünyada 214.500 patent alındı. PATENT                 PAY ABD                       61.492      % 28,7 JAPONYA              42.459      % 19,8 ÇİN                        25.539       % 11,9 ALMANYA             18.008        % 8,4 G.KORE                 13.151        % 6,1 TÜRKİYE                   802         % 0,4 Patent konusunda ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu anlatmak için ikinci bir karşılaştırma daha yapalım. Dünyanın en çok patent alan şirketleri ile Türkiye’yi kıyaslayalım. Ne yazık ki, Türkiye bir şirket olsaydı, en çok patent alan şirketler sıralamasında ilk ona giremezdi. Koskoca bir ülke, patent konusunda şirketlerle yarışamıyorsa o ülkenin dünyada büyüklük iddiası olabilir mi? Patent Rekortmenleri: 2014&#8217;te Türkiye&#8217;de 802 patent alındı. Şirket                      Ülke                    Patent HUAWEI                  ÇİN                        3.442 QUALCOMM          ABD                       2.409 ZTE                          ÇİN                         2.179 PANASONIC           JAPONYA               1.682 MITSUBISHI           JAPONYA               1.593 INTEL                      ABD                        1.539 ERICSSON               İSVEÇ                    1.512 MICROSOFT           ABD                        1.460 SIEMENS                ALMANYA               1.399 PHILIPS                  HOLLANDA             1.391 Ancak, bu yazının asıl amacı Türkiye’nin neden yoksul kaldığını anlatmak değil. Bu bir davet yazısı. Zenginliğin önemli kaynaklarından biri de dizayn. Endüstriyel dizayna uluslararası koruma alan ilk üç ülkeyi ve Türkiye’yi görüyorsunuz tabloda. Üstelik bu dizaynların kalite/gelir yaratma açısından kıyaslaması yok. Dizayn: Uluslararası koruma (2014) ALMANYA      3.868 İSVİÇRE         3.189 FRANSA         1.559 TÜRKİYE        427 (Kaynak: WIPO) Herhalde zenginliğin önemli bir kaynağının tasarım olduğu konusunu kimse tartışmayacaktır. Ne yazık ki Türkiye tasarım konusunda da istediğimiz yerde değil. İşte bu yüzden İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, bir tasarım bianeli düzenliyor. Bu sene üçüncüsü gerçekleştirilecek tasarım bianelinin teması, “Biz İnsan mıyız?” İlgilenenler için internet adresi; http://bizinsanmiyiz.iksv.org/ 10 öğrenciye tasarım bienali bursu benden Bu sene ben de kısıtlı imkanlarımla bu çorbada bir tuzum olsun diye düşündüm. İstanbul, Ankara ve İzmir dışından, tasarım ve ona bağlı alanlardan 10 öğrenciyi tüm masrafları bana ait olmak üzere İstanbul’da ağırlayacağım. İKSV bu öğrencilerin hem bianeli gezmesini, hem de tasarımcılarla bir araya gelmesini sağlayacak. İşte bu yazıyı yazmamın nedeni başvuru koşullarını buradan yayınlamak. Başvurular dunyanin1001hali@cnnturk.com.tr adresine yapılacak. Benim oluşturduğum küçük bir jüri başvuruları eleyecek. Koşullar: 1. Tasarım (mimari 1 öğrenci, peyzaj 1 öğrenci, moda 1 öğrenci, endüstriyel tasarım 3 öğrenci, grafik 2 öğrenci, web tasarım 2 öğrenci / jüri bu sayılarda kaydırma yapabilir) öğrencisi olduğunu belgelemek. (öğrenci belgesi veya okuldan bir yazı) 2. 18 yaşını doldurmuş olmak. (İstanbul’da reşit olmayan gençlerin sorumluluğunu almam mümkün değil ne yazık ki) 3. İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki illerde yer alan okullarda öğrenci olmak. 4. Neden bu projede yer almak istediğini anlatan yarım sayfayı geçmeyen bir yazı ve çalışmalarından örnekleri göndermek. (Jüri değerlendirmesi bu ikisi üzerinden yapılacak.) Sunulacak olanaklar: 1. Ulaşım 2. 4-5 yıldızlı otellerde 27 Ekim-3 Ekim arası konaklama 3. Günlük 100 TL harcırah 4. Tasarım Bianeli’nin tüm sergilerini profesyonellerle gezme imkanı 5. Tasarımcılarla söyleşiler 6. Tasarım atölye ve stüdyolarına geziler NOT: Katılımcı gençlerin İstanbul’daki programdan azami faydayı sağlamaları tamamen kendi çabalarıyla mümkün olacaktır. Bu organizasyon tamamen benim amatör çaba ve küçük bütçemle gerçekleştirilecek. İKSV’nin ve bazı dostların desteği hayati önem taşısa da bütçe kısıtı nedeniyle sınırlı sayıda genç bu imkandan yararlanacak. Elimden gelse bu imkanı çok daha fazla gence tanımak isterdim. Ancak olanaklarım daha fazlasına izin vermiyor. O yüzden seçilemeyen gençler lütfen gönül koymasın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tasarim-mimarlik-ogrencileri-yaziya-dikkat">Tasarım ve mimarlık  öğrencileri&#8230; Bu yazıya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zenginleşmenin yolu nedir?  / Emin Çapa</strong></p>
<p>Aslına bakarsanız iktisat dediğimiz alanın en önemli uğraşlarından biri bu. Neden bazı ülkeler zengin, bazıları fakirdir? (Bu konuda Daron Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü kitabını hala okumamışlar varsa hararetle tavsiye ederim.) Neden bazı şirketler başarılı, bazıları başarısızdır? Neden bazı insanlara yürü ya kulum, bazılarına sürün ya kulum?</p>
<p>Elbette bilimle zenginlik arasında güçlü bir bağ var. Petrol zenginlerini bir tarafa bırakırsanız bu bağın çok güçlü olduğunu görürsünüz. Bence bunun en güzel göstergesi periyodik cetveldir. Kimyanın temelinde yer alan bu tabloya o elementleri bulan ülkelerin bayrağını koyduğumuzda ortaya çıkan durum bize gücün, zenginliğin, refahın, uygarlığın sırrının akıl ve bilimde olduğunu açıklıyor. Bu sene ilk kez o tabloya Batılı olmayan bir ülke Japonya eklendi. Ama bizim milyarlık coğrafyamızdan bir tek ülke yok.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-2526" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/05/ELEMENTLER-1-150x150.jpg" alt="ELEMENTLER (1)" width="150" height="150" /></p>
<p>İyi de bu tabloda olmayan ama hızla yükselen ülkeler var. Örneğin Kore gibi. İşte burası çok önemli çünkü Kore, tıpkı daha önce Japonya’nın yaptığı gibi zengin ülkeler arasına sonradan girdi. Ama iki ülkenin de özelliği, bilimi ve  ona bağlı teknoloji geliştirmeyi başarmasında yatıyor. Japonya ve Kore’nin bilim literatürüne son yıllarda yaptığı katkıları basit bir şekilde taramak bunun için yeterli. Ama bu yazının konusu bu değil. Türkiye’nin zengin ülkeler arasına girememesinin nedeni de bilim üretiminde geri kalması, buna bağlı olarak teknoloji üretememesidir.</p>
<p>Bunun en önemli göstergelerinden biri patent sayıları. Elbette patent her zaman teknolojiyle aynı değildir, ama gene de önemli bir göstergedir. (Türkiye’de bilim, teknoloji, Ar-GE, ÜRGE birbirine karıştırılıyor. Bunlar kesişim kümeleri olsa da, birbirleriyle aynı şeyler değildir) Lütfen grafiğe bakın. Dünya milli gelirinden % 1 pay alan bir ülkenin, patentten 0,4 pay alması normal midir? Bu ülkenin ihracatının kilo fiyatının  artmak bir yana gerilemesi normal değil midir?</p>
<p><strong>Patent Rekortmenleri: </strong>2014&#8217;te dünyada 214.500 patent alındı.</p>
<p><strong>PATENT                 PAY<br />
</strong>ABD                       61.492      % 28,7<br />
JAPONYA              42.459      % 19,8<br />
ÇİN                        25.539       % 11,9<br />
ALMANYA             18.008        % 8,4<br />
G.KORE                 13.151        % 6,1<br />
TÜRKİYE                   802         % 0,4</p>
<p>Patent konusunda ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu anlatmak için ikinci bir karşılaştırma daha yapalım. Dünyanın en çok patent alan şirketleri ile Türkiye’yi kıyaslayalım. Ne yazık ki, Türkiye bir şirket olsaydı, en çok patent alan şirketler sıralamasında ilk ona giremezdi. Koskoca bir ülke, patent konusunda şirketlerle yarışamıyorsa o ülkenin dünyada büyüklük iddiası olabilir mi?</p>
<p><strong>Patent Rekortmenleri: </strong>2014&#8217;te Türkiye&#8217;de 802 patent alındı.</p>
<p><strong>Şirket                      Ülke                    Patent<br />
</strong><span style="line-height: 1.5;">HUAWEI                  ÇİN                        3.442<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">QUALCOMM          ABD                       2.409<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">ZTE                          ÇİN                         2.179<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">PANASONIC           JAPONYA               1.682<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">MITSUBISHI           JAPONYA               1.593<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">INTEL                      ABD                        1.539<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">ERICSSON               İSVEÇ                    1.512<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">MICROSOFT           ABD                        1.460<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">SIEMENS                ALMANYA               1.399<br />
</span><span style="line-height: 1.5;">PHILIPS                  HOLLANDA             1.391</span></p>
<p>Ancak, bu yazının asıl amacı Türkiye’nin neden yoksul kaldığını anlatmak değil. Bu bir davet yazısı. Zenginliğin önemli kaynaklarından biri de dizayn. Endüstriyel dizayna uluslararası koruma alan ilk üç ülkeyi ve Türkiye’yi görüyorsunuz tabloda. Üstelik bu dizaynların kalite/gelir yaratma açısından kıyaslaması yok.</p>
<p><strong>Dizayn: </strong>Uluslararası koruma (2014)</p>
<p>ALMANYA      3.868<br />
İSVİÇRE         3.189<br />
FRANSA         1.559<br />
TÜRKİYE        427</p>
<p><em>(Kaynak: WIPO)</em></p>
<p>Herhalde zenginliğin önemli bir kaynağının tasarım olduğu konusunu kimse tartışmayacaktır. Ne yazık ki Türkiye tasarım konusunda da istediğimiz yerde değil. İşte bu yüzden İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, bir tasarım bianeli düzenliyor. Bu sene üçüncüsü gerçekleştirilecek tasarım bianelinin teması, “Biz İnsan mıyız?” İlgilenenler için internet adresi; <a href="http://bizinsanmiyiz.iksv.org/">http://bizinsanmiyiz.iksv.org/</a></p>
<p><strong>10 öğrenciye tasarım bienali bursu benden</strong></p>
<p>Bu sene ben de kısıtlı imkanlarımla bu çorbada bir tuzum olsun diye düşündüm. İstanbul, Ankara ve İzmir dışından, tasarım ve ona bağlı alanlardan 10 öğrenciyi tüm masrafları bana ait olmak üzere İstanbul’da ağırlayacağım. İKSV bu öğrencilerin hem bianeli gezmesini, hem de tasarımcılarla bir araya gelmesini sağlayacak. İşte bu yazıyı yazmamın nedeni başvuru koşullarını buradan yayınlamak.</p>
<p>Başvurular <a href="mailto:dunyanin1001hali@cnnturk.com.tr">dunyanin1001hali@cnnturk.com.tr</a> adresine yapılacak. Benim oluşturduğum küçük bir jüri başvuruları eleyecek.</p>
<p><strong>Koşullar:<br />
</strong>1. Tasarım (mimari 1 öğrenci, peyzaj 1 öğrenci, moda 1 öğrenci, endüstriyel tasarım 3 öğrenci, grafik 2 öğrenci, web tasarım 2 öğrenci / jüri bu sayılarda kaydırma yapabilir) öğrencisi olduğunu belgelemek. (öğrenci belgesi veya okuldan bir yazı)<br />
2. 18 yaşını doldurmuş olmak. (İstanbul’da reşit olmayan gençlerin sorumluluğunu almam mümkün değil ne yazık ki)<br />
3. İstanbul, Ankara, İzmir dışındaki illerde yer alan okullarda öğrenci olmak.<br />
4. Neden bu projede yer almak istediğini anlatan yarım sayfayı geçmeyen bir yazı ve çalışmalarından örnekleri göndermek. (Jüri değerlendirmesi bu ikisi üzerinden yapılacak.)</p>
<p><strong>Sunulacak olanaklar:<br />
</strong>1. Ulaşım<br />
2. 4-5 yıldızlı otellerde 27 Ekim-3 Ekim arası konaklama<br />
3. Günlük 100 TL harcırah<br />
4. Tasarım Bianeli’nin tüm sergilerini profesyonellerle gezme imkanı<br />
5. Tasarımcılarla söyleşiler<br />
6. Tasarım atölye ve stüdyolarına geziler</p>
<p>NOT: Katılımcı gençlerin İstanbul’daki programdan azami faydayı sağlamaları tamamen kendi çabalarıyla mümkün olacaktır. Bu organizasyon tamamen benim amatör çaba ve küçük bütçemle gerçekleştirilecek. İKSV’nin ve bazı dostların desteği hayati önem taşısa da bütçe kısıtı nedeniyle sınırlı sayıda genç bu imkandan yararlanacak. Elimden gelse bu imkanı çok daha fazla gence tanımak isterdim. Ancak olanaklarım daha fazlasına izin vermiyor. O yüzden seçilemeyen gençler lütfen gönül koymasın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tasarim-mimarlik-ogrencileri-yaziya-dikkat">Tasarım ve mimarlık  öğrencileri&#8230; Bu yazıya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2525</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
