<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>pozitif arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/pozitif/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/pozitif</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Dec 2017 12:12:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağ kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[endorfin]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8723</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz. Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek. Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici). Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu. Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu. 101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı. Geniş sosyal çevrenin etkisi Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir. Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi. Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir. Sevda Deniz Karali Kaynak: http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz.</strong></p>
<p>Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek.</p>
<p>Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici).</p>
<p><strong>Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor </strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu.</p>
<p>Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu.</p>
<p>101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı.</p>
<p><strong>Geniş sosyal çevrenin etkisi</strong></p>
<p>Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir.</p>
<p>Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi.</p>
<p>Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html">http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8723</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üç bilimsel devrim</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 10:02:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sinerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5136</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.&#8221; Yunus Emre HBT’nin 6. sayısında Prof. Dr. Türker Kılıç’ın bir konuşma özetini okurken, Sosyal Kültürel Değişme kitabıma ekli ‘Güncelleme 2015’ bölümünde “Üç bilimsel devrim”e yer vermeyişimden utandım. Kusurumu savunmaya değil düzeltmeye çalışıyorum. Gerçi, kültür ve uygarlığı ayakta tutan teknolojinin temelinde enerji olduğunu, DNA’nın canlı varlıkların evrimindeki yerini, kültür hayatında her şeyin her şeye bağlı olduğunu yazıyordum ama sonsuz büyükten sonsuz küçüklere, Evren’deki her şeyin her şeye enerjiyle bağlı olduğunu, düşüncenin DNA’yı değiştirebileceğini bilmiyordum. Bilimsel devrimler zihnimde aydınlık ufuklar açtı. Kültür ve uygarlık alanındaki bağımlılıkların bütün Evren’de geçerli olduğunu öğrenmek unutulmaz bir deneyim oldu. Birden, en uzak gökadalarındaki gizemli yıldızlarla ilişki kurdum. Dünya gezegenindeki yalnızlığımı ve çaresizliğimi unutur oldum sanki. Kültür ve teknoloji sorunlarıyla uğraşırken, bilim ve enerjiyi nasıl olup da görmediğimi hala açıklayamıyorum &#8211; doğrusu. Sonsuz büyükle sonsuz küçükten oluşan evrenin bir yerinde, katı, sıvı, gaz halindeki türlü enerji kaynaklarını sürekli tüketerek yaşıyoruz. Oysa Güneş dâhil, bütün enerji kaynaklarımız evrensel enerji ağının ürünü. Türker Çelik, &#8220;madde enerjiyi değil, enerji maddeyi yaratıyor” diyor ve ekliyor: Bilim ve bilgi, evreni algılayışımızı, toplum ve siyaseti değiştirdi. İnsanın biyolojik kaderini, DNA değil, genler belirliyor. Çevresel faktörler, hatta düşünce bile DNA’yı değiştirebiliyor. Prof. Gazi Yaşargil, &#8220;Beyni öğrendikçe bilmediklerimiz artıyor” derdi; galiba, bilim köşeyi dönüyor. Bilim insanları bile devrimleri izlemekte geri kalıyorsa, toplumlardan bilimi ciddiye almaları nasıl beklenebilir? Sıkça yinelendiği gibi, 80’lerin İletişim Devrimi (IT), dünya köyünde henüz bir &#8220;bilgi toplumu&#8221;  yaratamadı. Güncel ikilemler bilimsel bulgular Genom Araştırması’nın her olguyu genlere bağlayan bulgularına karşı, eğitimin önceliğini savunan sosyal bilimciler de var. Durum göründüğünce umutsuz değil. Dilimizle ifade ettiğimiz düşünceler, genlerden, inançlardan üstün olabiliyormuş. Spor yöneticileri, teknik müdürler, izleyicilerden moral destek ve takımdan oyuna konsantre olmalarını istemekte haklıymışlar. Bundan böyle yoğun düşünceyle bardak çatlatan, kilit açan, gaipten haber veren kişileri daha ciddiye almamız gerekecek. Ekranda izlediğimiz inanılmaz bazı mucizeler bir el çabukluğu ya da göz aldanması olmayabilir. Söz konusu bilimsel devrimler, Genetik mi eğitim mi? Doğa mı kültür mü? Savaş mı barış mı?  vb. çözümsüz görünen bazı ikilemlere ve tartışmalara son verebilir. Bu olguların tümü bir enerji dönüşümü ise ikilem ya da çelişki yoktur. Aslında bilimi ve bilimsel düşünmeyi öğrenirsek yaygın kaderciliği yenebilir; düşünce gücüyle, ‘yapısal’ deyip geçtiğimiz sorunların üstesinden gelebiliriz. Evrende her olgu enerji ise, doğal, toplumsal ve bireysel enerji kaynaklarımızı tüketirken daha akıllı davranmalıyız. &#8220;İyi de, nasıl daha akıllı davranabiliriz?”  sorunuzu duyar gibiyim. Yıllarca matematik öğretmenliği yaptıktan sonra, Calculus’ün Latince  ‘çakıl taşı’ndan geldiğini ve DNA’yı koruyan enzimin nasıl çözüldüğünü HBT&#8217;nin son sayısında öğrendim. Mustafa Kemal Atatürk, &#8220;Hayatta en gerçek yol gösterici bilim&#8221; dir demişti. Türker Kılıç, &#8220;Düşünce, genden, inançtan ve maddeden üstündür. Çünkü düşüncenin; maddeyi, biyolojiyi ve bilinci şekillendirme yeteneği vardır” görüşüyle, Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmış oluyor. Prof. Kılıç&#8217;ın, beraberlikten doğan&#8220;sinerji”  kavramı üzerindeki yorumlarını da kısa bir süre sonra öğreneceğimizi umuyorum. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim">Üç bilimsel devrim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.&#8221; Yunus Emre</strong></p>
<p>HBT’nin 6. sayısında Prof. Dr. Türker Kılıç’ın bir konuşma özetini okurken, <em>Sosyal Kültürel Değişme</em> kitabıma ekli ‘Güncelleme 2015’ bölümünde “Üç bilimsel devrim”e yer vermeyişimden utandım. Kusurumu savunmaya değil düzeltmeye çalışıyorum.</p>
<p>Gerçi, kültür ve uygarlığı ayakta tutan teknolojinin temelinde enerji olduğunu, <em>DNA</em>’nın canlı varlıkların evrimindeki yerini, kültür hayatında her şeyin her şeye bağlı olduğunu yazıyordum ama sonsuz büyükten sonsuz küçüklere, Evren’deki her şeyin her şeye enerjiyle bağlı olduğunu, düşüncenin <em>DNA</em>’yı değiştirebileceğini bilmiyordum. Bilimsel devrimler zihnimde aydınlık ufuklar açtı. Kültür ve uygarlık alanındaki bağımlılıkların bütün Evren’de geçerli olduğunu öğrenmek unutulmaz bir deneyim oldu.</p>
<p>Birden, en uzak gökadalarındaki gizemli yıldızlarla ilişki kurdum. Dünya gezegenindeki yalnızlığımı ve çaresizliğimi unutur oldum sanki. Kültür ve teknoloji sorunlarıyla uğraşırken, <em>bilim ve enerjiyi </em>nasıl olup da görmediğimi hala açıklayamıyorum &#8211; doğrusu.</p>
<p>Sonsuz büyükle sonsuz küçükten oluşan evrenin bir yerinde, katı, sıvı, gaz halindeki türlü enerji kaynaklarını sürekli tüketerek yaşıyoruz. Oysa Güneş dâhil, bütün enerji kaynaklarımız evrensel enerji ağının ürünü. Türker Çelik, <em>&#8220;madde enerjiyi değil, enerji maddeyi yaratıyor</em>” diyor ve ekliyor:</p>
<ul>
<li>Bilim ve bilgi, evreni algılayışımızı, toplum ve siyaseti değiştirdi.</li>
<li>İnsanın biyolojik kaderini, <em>DNA</em> değil, genler belirliyor.</li>
<li>Çevresel faktörler, hatta düşünce bile <em>DNA</em>’yı değiştirebiliyor.</li>
</ul>
<p>Prof. Gazi Yaşargil, <em>&#8220;Beyni öğrendikçe bilmediklerimiz artıyor</em>” derdi; galiba, bilim köşeyi dönüyor. Bilim insanları bile devrimleri izlemekte geri kalıyorsa, toplumlardan bilimi ciddiye almaları nasıl beklenebilir? Sıkça yinelendiği gibi, 80’lerin İletişim Devrimi <em>(IT)</em>, <em>dünya köyünde </em>henüz bir <em>&#8220;bilgi toplumu&#8221;</em>  yaratamadı.</p>
<p><strong>Güncel ikilemler bilimsel bulgular</strong></p>
<p>Genom Araştırması’nın her olguyu genlere bağlayan bulgularına karşı, eğitimin önceliğini savunan sosyal bilimciler de var. Durum göründüğünce umutsuz değil. Dilimizle ifade ettiğimiz düşünceler, genlerden, inançlardan üstün olabiliyormuş. Spor yöneticileri, teknik müdürler, izleyicilerden moral destek ve takımdan oyuna konsantre olmalarını istemekte haklıymışlar. Bundan böyle yoğun düşünceyle bardak çatlatan, kilit açan, gaipten haber veren kişileri daha ciddiye almamız gerekecek. Ekranda izlediğimiz inanılmaz bazı mucizeler bir el çabukluğu ya da göz aldanması olmayabilir.</p>
<p>Söz konusu bilimsel devrimler, <em>Genetik mi eğitim mi? Doğa mı kültür mü? Savaş mı barış mı?</em>  vb. çözümsüz görünen bazı ikilemlere ve tartışmalara son verebilir. Bu olguların tümü bir enerji dönüşümü ise ikilem ya da çelişki yoktur. Aslında bilimi ve bilimsel düşünmeyi öğrenirsek yaygın kaderciliği yenebilir; düşünce gücüyle, ‘yapısal’ deyip geçtiğimiz sorunların üstesinden gelebiliriz.</p>
<p>Evrende her olgu enerji ise, doğal, toplumsal ve bireysel enerji kaynaklarımızı tüketirken daha akıllı davranmalıyız. <em>&#8220;İyi de, nasıl daha akıllı davranabiliriz?”</em>  sorunuzu duyar gibiyim.</p>
<p>Yıllarca matematik öğretmenliği yaptıktan sonra, <em>Calculus</em>’ün Latince  ‘çakıl taşı’ndan geldiğini ve DNA’yı koruyan <em>enzimin nasıl çözüldüğünü</em> <em>HBT&#8217;</em>nin son sayısında öğrendim.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk, <em>&#8220;Hayatta en gerçek yol gösterici bilim&#8221; </em>dir demişti. Türker Kılıç, <em>&#8220;Düşünce, genden, inançtan ve maddeden üstündür. Çünkü düşüncenin; maddeyi, biyolojiyi ve bilinci şekillendirme yeteneği vardır</em>” görüşüyle, Atatürk’ün manevi mirasına sahip çıkmış oluyor.</p>
<p>Prof. Kılıç&#8217;ın, beraberlikten doğan<em>&#8220;sinerji”</em>  kavramı üzerindeki yorumlarını da kısa bir süre sonra öğreneceğimizi umuyorum.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/uc-bilimsel-devrim">Üç bilimsel devrim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5136</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
