rönesans arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ronesans Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Tue, 06 Jun 2023 10:12:31 +0000 tr hourly 1 Resim ve heykelsiz yaşam https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/resim-ve-heykelsiz-yasam Sat, 20 May 2023 07:00:06 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29484 Avrupa’nın, Rönesans’ı yaşamaya başladığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları ve bilim insanları nerede? Toplum yasamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde uyduruk bir hadiseye dayanarak resim yasaklandı. Arkasından da heykel… Ben ve akranlarım sanat üzerine fazla bir şey öğrenmeden üniversiteye geldik. Mimarlık Fakültesi’nde haftada bir saat resim dersi kondu. Hocamız Ercümen Kalmuk kibar ve yetenekli bir ressamdı. Benden bir ağaç gövdesi çizmemi istedi. Bahçedeki çınarın gövdesini çizmek için bütün gün çalıştım. Hoca bizim yeteneklerimizi ölçmek istiyordu. Sonra düşündüm. Herhangi bir üslupta istemiyordu. Gerçeği yansıtan bir resim istiyordu. İnsanlar mağarada yaşarken, Fransa’daki Lascaux Mağarası’nın duvarlarına gerçek yaşamı yansıtmaya çalışmıştı… Rönesans ressamları bile doğayı yansıtan natüralist resimler çizdiler. Gotik yüzyıllarından ve insanın varlıkların ve yaşamın merkezi olduğu kabul edilmesinden sonra, ressamlar insanlarla birlikte bütün çevrelerini çizmeye başladılar. İnsan, hayalini yansıtıyor Bundan sonra ressamlar, Leonardo da Vinci’nin kitabında olduğu gibi, sadece çevreyi ve doğayı yansıtmak için değil, kendi algılarını yansıtmak için çeşitli üsluplar yarattılar. Bu, tahta arabadan başlayan ve uçağa kadar uzanan, insan hayalinin bir beyin yaratısıdır. Toplum yaşamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde resim yasağının arkasından heykel yasağı geldi. İnsan resmi yapmak günahtı. Doğru olmayan hadis Bu hadis bir ikonoklast Bizanslı tarafından Emevi döneminde hadisler arasına sokulmuştur. Bunu daha önce tekrarlamıştım. Kaldı ki bu hadisin doğru olmadığı kabul edilmiştir. Bizim mollalar insan figürleri için özel bir çizim yöntemi, minyatür uygulayarak, resmin gerçekçi karakterini yok etmiştir, dini yapılardaki tümel yaşamı kurutmuştur. Resim toplum yaşamının büyük bölümünde kullanılır; yapılan binaların vaziyet planı, yapı planı, çatı planınından temele kadar ayrıntı modelleri, kentlerin değişik konumlarının planlarları, reklamlar, haritalar ve ticaret yaşamının kullandığı değişik resim türleri… Leonardo da Vinci ve izleyenleri, değişik işlevleri uygulayan matematiksel çözüm örnekleriyle ve hepsinden önce de, perspektifi bularak insanın pratik yaşamında çok etkili oldular. Leonardo daha 29 yaşında Milano dükü Sforza’ya bir mektup yazarak, dışarıdaki her alanda kendisinin bütün sanatçılardan daha iyi resim yapacağını yazmıştı. Rönesans’ın ilklerinden Leonardo, Rönesans’ın önde gelen ressamlarındandır. Köprü inşaatı, su kanalları ve taşıması ve gemi tasarımı yapabilen Leonardo için “Eğer Leonardo olmasaydı, Rönesans da olmazdı” demişlerdir. Sultan’ın isteği üzerine Haliç’in iki yakası arasında bir köprü projesi Leonardo’dan istenmişti. Leonardo bunu bitirmiş fakat köprü yapılmamıştı. Olasılıkla hastaydı. Leonardo, II. François için köprüler ve su yapıları inşa etmişti. Leonardo’nun heykel yaptığı söylenir, fakat bilinen heykeli yoktur. Rönesans’ın en bilinen temsilcilerinden biridir, sanatçı, mühendis, bilim insanı… Leonardo’nun yaptığı kadın portreleri büyük beğeni toplamıştır. Leonardo’nun Arno nehri kıyısında Floransa kentinin tablosu, Mona Lisa (Jokondo) gibi efsanevi eserleri vardır. Perspektifi keşfeden Leonardo gerçekten bir öncüdür. Kargaşanın açtığı mucize sanat ortamı Rönesans belirli bir ressam grubu da değildir. Kanlı bir iç savaş içinde, siyasi çalkantılar, sanatçılara görece özgürlük kazandırmış ve onları kilise baskısından biraz kurtarmıştır. Bu bağlamda, egemen sınıflarla kilise arasındaki çekişmelerin, Machiavelli’nin anlattığı alt üst oluşların arasında özgürlük alanları açılmıştır. Böyle bir kargaşada sanat alanında Leonardo, Tiziano, Bellini ve daha pek çok sanatçının yaratmış olduğu sanat ortamı bir mucizedir. Peki, Osmanlı nerede? Aynı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. I. Dünya Savaşı öncesi ise Batı’nın en zengin gelişme dönemidir, sömürgecilik altın çağını yaşamaktadır. İngiliz ve Amerikalılar’ın Türkler’i Anadolu’dan çıkarma düşüncesi bu dönemde ortaya çıkmış, aynı süreçte Osmanlılar yüzlerini Avrupa’ya çevirmişlerdir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları, bilim insanları nerede? Doğan Kuban Doğan Kuban‘ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT Dergi 226. sayısında yayınlanmıştır.

Resim ve heykelsiz yaşam yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Avrupa’nın, Rönesans’ı yaşamaya başladığı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir. Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları ve bilim insanları nerede?

Toplum yasamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde uyduruk bir hadiseye dayanarak resim yasaklandı. Arkasından da heykel…

Ben ve akranlarım sanat üzerine fazla bir şey öğrenmeden üniversiteye geldik. Mimarlık Fakültesi’nde haftada bir saat resim dersi kondu. Hocamız Ercümen Kalmuk kibar ve yetenekli bir ressamdı. Benden bir ağaç gövdesi çizmemi istedi. Bahçedeki çınarın gövdesini çizmek için bütün gün çalıştım. Hoca bizim yeteneklerimizi ölçmek istiyordu.

Sonra düşündüm. Herhangi bir üslupta istemiyordu. Gerçeği yansıtan bir resim istiyordu.

İnsanlar mağarada yaşarken, Fransa’daki Lascaux Mağarası’nın duvarlarına gerçek yaşamı yansıtmaya çalışmıştı… Rönesans ressamları bile doğayı yansıtan natüralist resimler çizdiler. Gotik yüzyıllarından ve insanın varlıkların ve yaşamın merkezi olduğu kabul edilmesinden sonra, ressamlar insanlarla birlikte bütün çevrelerini çizmeye başladılar.

İnsan, hayalini yansıtıyor

Bundan sonra ressamlar, Leonardo da Vinci’nin kitabında olduğu gibi, sadece çevreyi ve doğayı yansıtmak için değil, kendi algılarını yansıtmak için çeşitli üsluplar yarattılar. Bu, tahta arabadan başlayan ve uçağa kadar uzanan, insan hayalinin bir beyin yaratısıdır.

Toplum yaşamı ve insan beyni sürekli yeniyi yaratır. Bu uygarlığın yükselmesi olarak değerlendirilir. Yeniyi reddedenler uygarlıkta geri kalanlardır. Osmanlı döneminde resim yasağının arkasından heykel yasağı geldi. İnsan resmi yapmak günahtı.

Doğru olmayan hadis

Bu hadis bir ikonoklast Bizanslı tarafından Emevi döneminde hadisler arasına sokulmuştur. Bunu daha önce tekrarlamıştım. Kaldı ki bu hadisin doğru olmadığı kabul edilmiştir.

Bizim mollalar insan figürleri için özel bir çizim yöntemi, minyatür uygulayarak, resmin gerçekçi karakterini yok etmiştir, dini yapılardaki tümel yaşamı kurutmuştur.

Resim toplum yaşamının büyük bölümünde kullanılır; yapılan binaların vaziyet planı, yapı planı, çatı planınından temele kadar ayrıntı modelleri, kentlerin değişik konumlarının planlarları, reklamlar, haritalar ve ticaret yaşamının kullandığı değişik resim türleri…

Leonardo da Vinci ve izleyenleri, değişik işlevleri uygulayan matematiksel çözüm örnekleriyle ve hepsinden önce de, perspektifi bularak insanın pratik yaşamında çok etkili oldular. Leonardo daha 29 yaşında Milano dükü Sforza’ya bir mektup yazarak, dışarıdaki her alanda kendisinin bütün sanatçılardan daha iyi resim yapacağını yazmıştı.

Rönesans’ın ilklerinden

Leonardo, Rönesans’ın önde gelen ressamlarındandır. Köprü inşaatı, su kanalları ve taşıması ve gemi tasarımı yapabilen Leonardo için “Eğer Leonardo olmasaydı, Rönesans da olmazdı” demişlerdir.

Sultan’ın isteği üzerine Haliç’in iki yakası arasında bir köprü projesi Leonardo’dan istenmişti. Leonardo bunu bitirmiş fakat köprü yapılmamıştı. Olasılıkla hastaydı.

Leonardo, II. François için köprüler ve su yapıları inşa etmişti. Leonardo’nun heykel yaptığı söylenir, fakat bilinen heykeli yoktur. Rönesans’ın en bilinen temsilcilerinden biridir, sanatçı, mühendis, bilim insanı…

Leonardo’nun yaptığı kadın portreleri büyük beğeni toplamıştır. Leonardo’nun Arno nehri kıyısında Floransa kentinin tablosu, Mona Lisa (Jokondo) gibi efsanevi eserleri vardır. Perspektifi keşfeden Leonardo gerçekten bir öncüdür.

Kargaşanın açtığı mucize sanat ortamı

Rönesans belirli bir ressam grubu da değildir. Kanlı bir iç savaş içinde, siyasi çalkantılar, sanatçılara görece özgürlük kazandırmış ve onları kilise baskısından biraz kurtarmıştır.

Bu bağlamda, egemen sınıflarla kilise arasındaki çekişmelerin, Machiavelli’nin anlattığı alt üst oluşların arasında özgürlük alanları açılmıştır.

Böyle bir kargaşada sanat alanında Leonardo, Tiziano, Bellini ve daha pek çok sanatçının yaratmış olduğu sanat ortamı bir mucizedir.

Peki, Osmanlı nerede?

Aynı dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun da en görkemli dönemidir.

I. Dünya Savaşı öncesi ise Batı’nın en zengin gelişme dönemidir, sömürgecilik altın çağını yaşamaktadır. İngiliz ve Amerikalılar’ın Türkler’i Anadolu’dan çıkarma düşüncesi bu dönemde ortaya çıkmış, aynı süreçte Osmanlılar yüzlerini Avrupa’ya çevirmişlerdir.

Peki, o zaman, sormaya devam ediyoruz. Yüzünü Batı’ya çeviren İmparatorluğun sanatçıları, bilim insanları nerede?

Doğan Kuban

Doğan Kuban‘ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT Dergi 226. sayısında yayınlanmıştır.

Resim ve heykelsiz yaşam yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
29484
Mucize ilaç diye sunuldu, tedavi edici etkisi sorgulanıyor https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/mucize-ilac-diye-sunuldu-tedavi-edici-etkisi-sorgulaniyor Mon, 01 Jun 2020 15:44:55 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18752 Türkiye’de ve tüm dünyada COVID-19 hastalığın tedavisinde kullanılan hidroksiklorokin / klorokin ilacının etkili olup olmadığı tartışılıyor. Biliyorsunuz bu bir sıtma ilacı. SARS ve MERS salgınlarında laboratuvar deneylerinde etkili olduğu iler sürülmüş ama insanlarda klinik olarak test edilmemişti. Aynı aileden olup dünyayı saran yeni koronavirüse karşı bu kez hemen hastalara verilmeye başlandı. Kimilerince mucize ilaçtı ve etkililiği tartışılmazdı, öyle ki hasta olmayan insanlar ve hatta doktorlar bile koruyucu amaçlı olarak kullanmaya başladı. İhtiyacı olan insanlar bile ilacı bulamaz oldular. Oysa COVID-19’a karşı gerçekten etkisinin olup olmadığı, çok tartışmalı bir iki üstünkörü denebilecek klinik araştırma dışında bilinmiyordu. Hastaların normal destek programı ile yüzde 84’ünün iyileşebildiği hesaplanırken, klorokinin iyileştirici etkisi neydi? Son bir haftadır da ilaç üzerine “etkisiz” olduğunu söyleyen, üstelik kalpte ritm bozukluğu yaptığı belirtilen araştırmalarla sıtma ilacı geldi gündeme oturdu. Kapak konumuzu çeşitli yönleriyle Prof. Dr. Önder Ergönül ve Prof. Dr. Mustafa Çetiner yazdılar, üstelik tüm geçmişleri ve bugünleriyle… Bence bu yazılar uluslararası nitelikte kapsayıcı oldu. Her iki yazarımıza da teşekkür ederiz. Pandemi sonrası… Beslenmenin önemi.. Şüphesiz, hayatı esir alan virüs ile ilgili bilgilendirici yazılarımız bu kadar değil. Özlem Yüzak, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Oral ile pandemi sonrası süreci, travma etkisini ve toplumsal, siyasi olası değişimleri konuştu. Koronavirüsün ilk çıktığı yerin Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarı olduğu ileri sürülüyordu. Ancak son çalışmalar bunun doğru olmayabileceği yönünde. Koronavirüse karşı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu artık biliyoruz. Peki ama bağışıklık sistemini beslenmeyle nasıl güçlendirebiliriz? İstanbul Kültür Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Pelin Cin, Covid-19’a karşı besinlerle bağışıklık sistemini nasıl güçlendirebileceğimizi 5 adımda anlattı. Atılım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Füsun Terzioğlu, yazılarına devam ediyor. Terzioğlu, zorlukların üstesinden gelebilen sağlık sistemlerini oluşturabilmek için COVID-19 sürecinde başarılması gereken hedefleri sıralıyor. Dijitalem ve ilk çeşme anıt Lale Akarun modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’i bilinmeyen bir yönü olan veri bilimciliği ile anlattı bize. Nanobilimin en saygın ödüllerinden  biri olan KAVLI Ödülü sahiplerini buldu. Doğan Kuban hoca “Bugün toplum kavramının temel ilkeleri insan özgürlüğünden başlıyor” diyor “Rönesansı anlatma sorunsalı” başlıklı yazısında.. Müfit Akyos Teknoloji Transfer ofislerini anlattığı yazı serisine başladı. Erdal Musoğlu ekolasyon kullanan görme engelli insanları ve diğer canlıları yazdı… Tanol Türkoğlu, dijital dünyanın incilerini, püf noktalarını ve yorumlarını paylaşmaya devam ediyor.  Twitter’ın Türkiye aleyhinde içerikler üreten hesaplara yönelik yaptırımı; bir WhatsApp grubunda sadece sizin mesaj göndermenizi sağlayacak ufak bir ayarlamayı ve daha fazlasını Dijitalem’de bulacaksınız. Mustafa Kemal, albay rütbesindeyken, yani henüz Cumhuriyet kurulmadan, adına ilk anıt Urfa’da 1917 yılında yaptırılmıştı. Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in kaleminden okuyacaksınız. “İlk ekmek, muhtemelen hamur yapılmaktayken tahılların üzerinde yaşayan bazı mayaların fermente olmaya başlamasıyla ortaya çıkan mutlu bir tesadüftür…” Bilim ve beslenmede bu haftanın konusu maya ve evde maya yapmak… Sağlıklı iyileşme manifestosu Dünya Sağlık Örgütü 26 Mayıs’ta ‘Sağlıklı İyileşme Manifestosu’nu açıkladı. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Meltem Bilikmen bu önemli manifestoyu özetledi. İsrailli araştırmacılar insanlık tarihinin en eski “kutsal alanı” Göbekli Tepe’nin geometrik bir plana göre inşa edildiğini söylüyorlar. Evrenin 10 gizi başlıklı yazı serimizin bu haftaki konusu süpernovalar. Avusturyalı arkeologlar Efes’te 125 yıldır kazı yapmaları, zayıflık geninin bulunması; bakteri  yiyen jelin yaraları daha çabuk iyileştirmesi, Avustralya’da 40 bin yıllık fosillerin bulunması… Araştırma Gündemi sayfalarımızda. Bir HBT klasiği olan Hayvanlar Dünyası’nda ise yine ilginç haberler sizi bekliyor: Almanya’da bulunan 300.000 yıllık fil fosilinin bugüne söyledikleri ve yılanların suda yaşamaya başlamasıyla birlikte görme yetilerinin nasıl arttığına dair bulgular, hayvanlar âleminin evrimine ışık tutuyor. Murat Altaş derledi. HBT, COVID-19 önlemlerinin gitgide gevşetilmesine karşın konuyla ilgili son bilgi, haber ve görüşleri de salgının ilk günündeki ciddiyetimizle paylaşmaya devam ediyoruz. İlginç Sorular, bulmaca, satranç, sudoku ve Düşün Bul gibi etkinliklerin bulunduğu sayfamız ise soluk almanızı ve vaktinizi güzel geçirmenizi sağlayacaktır. Dergiye ulaşmakta zorluk yaşamamanız için de elimizden geleni yapıyoruz. Hafta sonu karantinaları sebebiyle dergimizden yoksun kalmamanız için yeni sayılarımızı bir süredir cuma değil çarşamba günleri size ulaştırıyoruz. Evinden çıkamayanlar için de Migros Sanal Market uygulamalarında yer alıyoruz. Lütfen desteğinizi çevrenizi HBT okumaya teşvik ederek sürdürün.. Bizi yalnız bırakmayarak dergimize destek olduğunuz için teşekkür ederiz. Gelecek sayıda bilimin yol göstericiliğinde yeniden bir arada olmak umuduyla… Sağlıkla sevgiyle kalın. Gençlere dijital abonelik Koronavirüs yüzünden okulların  kapanması ile başlattığımız gençlere abonelik kampanyası gerek gençlerimizden gelen talepler gerekse sizlerin destekleri ile hızla büyüdü. Bu hafta da okurlarımızdan Mehmet Boran 10 öğrenciye, Gazi Zorer 5 öğrenciye, Prof. Güven Erbil 6 öğrenciye, Ayten Nurten Kam 5 öğrenciye, Mesut Erkoyun, Hülya Özdemir,  Güzide Aslı Güzel, Ali Rıza Bilginer, Yücel Gün 2’şer öğrenciye dijital dergi aboneliği hediye ettiler. Bursa’da Emek Yağ Sanayi AŞ yöneticileri de Gıda Mühendisliği eğitimi olan 10 kız öğrenciye dergi aboneliği hediye ettiler. Okurlarımıza gençler adına teşekkür ediyoruz.

Mucize ilaç diye sunuldu, tedavi edici etkisi sorgulanıyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Türkiye’de ve tüm dünyada COVID-19 hastalığın tedavisinde kullanılan hidroksiklorokin / klorokin ilacının etkili olup olmadığı tartışılıyor. Biliyorsunuz bu bir sıtma ilacı. SARS ve MERS salgınlarında laboratuvar deneylerinde etkili olduğu iler sürülmüş ama insanlarda klinik olarak test edilmemişti. Aynı aileden olup dünyayı saran yeni koronavirüse karşı bu kez hemen hastalara verilmeye başlandı.

Kimilerince mucize ilaçtı ve etkililiği tartışılmazdı, öyle ki hasta olmayan insanlar ve hatta doktorlar bile koruyucu amaçlı olarak kullanmaya başladı. İhtiyacı olan insanlar bile ilacı bulamaz oldular.

Oysa COVID-19’a karşı gerçekten etkisinin olup olmadığı, çok tartışmalı bir iki üstünkörü denebilecek klinik araştırma dışında bilinmiyordu. Hastaların normal destek programı ile yüzde 84’ünün iyileşebildiği hesaplanırken, klorokinin iyileştirici etkisi neydi?

Son bir haftadır da ilaç üzerine “etkisiz” olduğunu söyleyen, üstelik kalpte ritm bozukluğu yaptığı belirtilen araştırmalarla sıtma ilacı geldi gündeme oturdu. Kapak konumuzu çeşitli yönleriyle Prof. Dr. Önder Ergönül ve Prof. Dr. Mustafa Çetiner yazdılar, üstelik tüm geçmişleri ve bugünleriyle… Bence bu yazılar uluslararası nitelikte kapsayıcı oldu. Her iki yazarımıza da teşekkür ederiz.

Pandemi sonrası… Beslenmenin önemi..

Şüphesiz, hayatı esir alan virüs ile ilgili bilgilendirici yazılarımız bu kadar değil. Özlem Yüzak, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Oral ile pandemi sonrası süreci, travma etkisini ve toplumsal, siyasi olası değişimleri konuştu. Koronavirüsün ilk çıktığı yerin Çin’in Wuhan kentindeki hayvan pazarı olduğu ileri sürülüyordu. Ancak son çalışmalar bunun doğru olmayabileceği yönünde.

Koronavirüse karşı beslenmenin ne kadar önemli olduğunu artık biliyoruz. Peki ama bağışıklık sistemini beslenmeyle nasıl güçlendirebiliriz? İstanbul Kültür Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Pelin Cin, Covid-19’a karşı besinlerle bağışıklık sistemini nasıl güçlendirebileceğimizi 5 adımda anlattı. Atılım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Füsun Terzioğlu, yazılarına devam ediyor. Terzioğlu, zorlukların üstesinden gelebilen sağlık sistemlerini oluşturabilmek için COVID-19 sürecinde başarılması gereken hedefleri sıralıyor.

Dijitalem ve ilk çeşme anıt

Lale Akarun modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’i bilinmeyen bir yönü olan veri bilimciliği ile anlattı bize. Nanobilimin en saygın ödüllerinden  biri olan KAVLI Ödülü sahiplerini buldu. Doğan Kuban hoca “Bugün toplum kavramının temel ilkeleri insan özgürlüğünden başlıyor” diyor “Rönesansı anlatma sorunsalı” başlıklı yazısında.. Müfit Akyos Teknoloji Transfer ofislerini anlattığı yazı serisine başladı. Erdal Musoğlu ekolasyon kullanan görme engelli insanları ve diğer canlıları yazdı…

Tanol Türkoğlu, dijital dünyanın incilerini, püf noktalarını ve yorumlarını paylaşmaya devam ediyor.  Twitter’ın Türkiye aleyhinde içerikler üreten hesaplara yönelik yaptırımı; bir WhatsApp grubunda sadece sizin mesaj göndermenizi sağlayacak ufak bir ayarlamayı ve daha fazlasını Dijitalem’de bulacaksınız.

Mustafa Kemal, albay rütbesindeyken, yani henüz Cumhuriyet kurulmadan, adına ilk anıt Urfa’da 1917 yılında yaptırılmıştı. Prof. Dr. Coşkun Özdemir’in kaleminden okuyacaksınız. “İlk ekmek, muhtemelen hamur yapılmaktayken tahılların üzerinde yaşayan bazı mayaların fermente olmaya başlamasıyla ortaya çıkan mutlu bir tesadüftür…” Bilim ve beslenmede bu haftanın konusu maya ve evde maya yapmak…

Sağlıklı iyileşme manifestosu

Dünya Sağlık Örgütü 26 Mayıs’ta ‘Sağlıklı İyileşme Manifestosu’nu açıkladı. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Meltem Bilikmen bu önemli manifestoyu özetledi. İsrailli araştırmacılar insanlık tarihinin en eski “kutsal alanı” Göbekli Tepe’nin geometrik bir plana göre inşa edildiğini söylüyorlar.

Evrenin 10 gizi başlıklı yazı serimizin bu haftaki konusu süpernovalar. Avusturyalı arkeologlar Efes’te 125 yıldır kazı yapmaları, zayıflık geninin bulunması; bakteri  yiyen jelin yaraları daha çabuk iyileştirmesi, Avustralya’da 40 bin yıllık fosillerin bulunması… Araştırma Gündemi sayfalarımızda.

Bir HBT klasiği olan Hayvanlar Dünyası’nda ise yine ilginç haberler sizi bekliyor: Almanya’da bulunan 300.000 yıllık fil fosilinin bugüne söyledikleri ve yılanların suda yaşamaya başlamasıyla birlikte görme yetilerinin nasıl arttığına dair bulgular, hayvanlar âleminin evrimine ışık tutuyor. Murat Altaş derledi.

HBT, COVID-19 önlemlerinin gitgide gevşetilmesine karşın konuyla ilgili son bilgi, haber ve görüşleri de salgının ilk günündeki ciddiyetimizle paylaşmaya devam ediyoruz. İlginç Sorular, bulmaca, satranç, sudoku ve Düşün Bul gibi etkinliklerin bulunduğu sayfamız ise soluk almanızı ve vaktinizi güzel geçirmenizi sağlayacaktır.

Dergiye ulaşmakta zorluk yaşamamanız için de elimizden geleni yapıyoruz. Hafta sonu karantinaları sebebiyle dergimizden yoksun kalmamanız için yeni sayılarımızı bir süredir cuma değil çarşamba günleri size ulaştırıyoruz. Evinden çıkamayanlar için de Migros Sanal Market uygulamalarında yer alıyoruz. Lütfen desteğinizi çevrenizi HBT okumaya teşvik ederek sürdürün..

Bizi yalnız bırakmayarak dergimize destek olduğunuz için teşekkür ederiz.

Gelecek sayıda bilimin yol göstericiliğinde yeniden bir arada olmak umuduyla…

Sağlıkla sevgiyle kalın.

Gençlere dijital abonelik

Koronavirüs yüzünden okulların  kapanması ile başlattığımız gençlere abonelik kampanyası gerek gençlerimizden gelen talepler gerekse sizlerin destekleri ile hızla büyüdü. Bu hafta da okurlarımızdan Mehmet Boran 10 öğrenciye, Gazi Zorer 5 öğrenciye, Prof. Güven Erbil 6 öğrenciye, Ayten Nurten Kam 5 öğrenciye, Mesut Erkoyun, Hülya Özdemir,  Güzide Aslı Güzel, Ali Rıza Bilginer, Yücel Gün 2’şer öğrenciye dijital dergi aboneliği hediye ettiler.

Bursa’da Emek Yağ Sanayi AŞ yöneticileri de Gıda Mühendisliği eğitimi olan 10 kız öğrenciye dergi aboneliği hediye ettiler.

Okurlarımıza gençler adına teşekkür ediyoruz.

Mucize ilaç diye sunuldu, tedavi edici etkisi sorgulanıyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
18752
HBT Dergi 219. Sayı – 5 Haziran 2020 https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-219-sayi-5-haziran-2020 Mon, 01 Jun 2020 14:26:20 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18746 Sıtma ilacı yeni koronavirüs tedavisinde ne kadar etkili? – Mustafa Çetiner / Önder Ergönül Gökhan Oral: Gündelik hayatın da, tüketimin de felsefesini değiştirmek zorundayız! – Özlem Yüzak Rönesansı anlatma sorunsalı – Doğan Kuban Dijital zombi (misin ?) – Tanol Türkoğlu Teknoloji transfer ofisleri – Müfit Akyos Florence Nightingale: Bir veri bilimci – Lale Akarun Ekolasyon kullanan canlılar – Erdal Musoğlu İlk Mustafa Kemal Paşa anıt çeşmesi Urfa’da açıldı – Coşkun Özdemir Kambur balinaları ölümüne sevmek – Bayram Öztürk Göbeklitepe geometrik bir plana göre inşa edilmiş – Nilgün Özbaşaran Dede Evde maya nasıl yaparız? Virüsün ilk çıktığı yer Wuhan hayvan pazarı değil – Reyhan Oksay Nanobilimde 2020 KAVLI Ödülleri açıklandı “Zayıflık geni” keşfedildi 125 yıllık macera: Efes kazıları Bakteri içeren jel, yaraları daha çabuk iyileştiriyor Avustralya’da 40.000 yıllık dev fosiller bulundu Yabanarıları bitkileri çiçek açmaları için teşvik ediyor Dijitalem: Dijital üfürükçü COVID-19’dan sonra: Sağlıklı ve yeşil bir iyileşmenin reçetesi – Lara Meltem Bilikmen Besinlerle bağışıklık sistemini COVID-19’a karşı güçlendirmek – Pelin Cin Sağlık sistemlerinin COVID-19 sürecinde başarması gereken hedefler – Füsun Terzioğlu Almanya’da 300.000 yıllık fil fosili bulundu Suda yaşamaya başlayan yılanların görme becerisi artmış Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 219. Sayı – 5 Haziran 2020 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sıtma ilacı yeni koronavirüs tedavisinde ne kadar etkili? – Mustafa Çetiner / Önder Ergönül
Gökhan Oral: Gündelik hayatın da, tüketimin de felsefesini değiştirmek zorundayız! – Özlem Yüzak
Rönesansı anlatma sorunsalı – Doğan Kuban
Dijital zombi (misin ?) – Tanol Türkoğlu
Teknoloji transfer ofisleri – Müfit Akyos
Florence Nightingale: Bir veri bilimci – Lale Akarun
Ekolasyon kullanan canlılar – Erdal Musoğlu
İlk Mustafa Kemal Paşa anıt çeşmesi Urfa’da açıldı – Coşkun Özdemir
Kambur balinaları ölümüne sevmek – Bayram Öztürk
Göbeklitepe geometrik bir plana göre inşa edilmiş – Nilgün Özbaşaran Dede
Evde maya nasıl yaparız?
Virüsün ilk çıktığı yer Wuhan hayvan pazarı değil – Reyhan Oksay
Nanobilimde 2020 KAVLI Ödülleri açıklandı
“Zayıflık geni” keşfedildi
125 yıllık macera: Efes kazıları
Bakteri içeren jel, yaraları daha çabuk iyileştiriyor
Avustralya’da 40.000 yıllık dev fosiller bulundu
Yabanarıları bitkileri çiçek açmaları için teşvik ediyor
Dijitalem: Dijital üfürükçü
COVID-19’dan sonra: Sağlıklı ve yeşil bir iyileşmenin reçetesi – Lara Meltem Bilikmen
Besinlerle bağışıklık sistemini COVID-19’a karşı güçlendirmek – Pelin Cin
Sağlık sistemlerinin COVID-19 sürecinde başarması gereken hedefler – Füsun Terzioğlu
Almanya’da 300.000 yıllık fil fosili bulundu
Suda yaşamaya başlayan yılanların görme becerisi artmış

Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 219. Sayı – 5 Haziran 2020 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
18746
HBT Dergi 178. Sayı – 23 Ağustos 2019 https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-178-sayi-23-agustos-2019 Thu, 22 Aug 2019 12:11:16 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14912 Merak, yaratıcılık ve yetenek: Süper insan Leonardo da Vinci İnsanda yaratıcılığın kökenine bir yolculuk Doğan Kuban: Rönesans’tan bu yana topallıyor muyuz? Laboratuvarda Güneş rüzgarı 3D yazıcıdan kalp odacığı Tanol Türkoğlu: Çin’de YZ! Yaşanan iklim değişimi son 2000 yılın en şiddetlisi Ali Akurgal: İklim değişikliği ve su Türker Kılıç: Beyin araştırmaları penceresinden yaşam – 3 İnsan vücudunun bilinmeyenler – 7: Vücudun değişik boy ve şekilleri Zayıf kalmak için en iyi 5 spor Evde yemek pişirmede 10 ipucu Sağlıklı yaşlanmanın anahtarı pozitif düşünme ve davranma Mustafa Çetiner: Ölmek üzerine… Hacer Gülşen: Bir çiçeğin düşündürdükleri – Krizantem Batıl inançlar nasıl yayılır? Günseli Gümüşel: Cumhuriyet basınında hilafetin kaldırılmasının yankıları Soyu tükenen atlar Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 178. Sayı – 23 Ağustos 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Merak, yaratıcılık ve yetenek: Süper insan Leonardo da Vinci
İnsanda yaratıcılığın kökenine bir yolculuk
Doğan Kuban: Rönesans’tan bu yana topallıyor muyuz?
Laboratuvarda Güneş rüzgarı
3D yazıcıdan kalp odacığı
Tanol Türkoğlu: Çin’de YZ!
Yaşanan iklim değişimi son 2000 yılın en şiddetlisi
Ali Akurgal: İklim değişikliği ve su
Türker Kılıç: Beyin araştırmaları penceresinden yaşam – 3
İnsan vücudunun bilinmeyenler – 7: Vücudun değişik boy ve şekilleri
Zayıf kalmak için en iyi 5 spor
Evde yemek pişirmede 10 ipucu
Sağlıklı yaşlanmanın anahtarı pozitif düşünme ve davranma
Mustafa Çetiner: Ölmek üzerine…
Hacer Gülşen: Bir çiçeğin düşündürdükleri – Krizantem
Batıl inançlar nasıl yayılır?
Günseli Gümüşel: Cumhuriyet basınında hilafetin kaldırılmasının yankıları
Soyu tükenen atlar

Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 178. Sayı – 23 Ağustos 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
14912
Örgütlü cehaletin tahrip edici etkisi çok büyüktür https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/orgutlu-cehaletin-tahrip-edici-etkisi-cok-buyuktur Thu, 13 Sep 2018 14:00:47 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10992 Doğan Kuban hocanın son yıllarda en önem verdiği, sürekli üzerinde çalıştığı ve yazdığı konu nedir, sorusuna ne yanıt verebilirsiniz? Yazılarını düzenli izleyenler şüphesiz bu sorunun yanıtını bilir. Doğan hoca bugünün toplumsal meselenin odağında cehaleti görüyor ve geçmişe dönük nedenlerini didikliyor. Toplum, geçmişten geleceğe doğru akan bir nehir gibidir. Geçmişin iyi kötü birikimleri, tortuları, tahribatları ile akar. Fakat bu akışta bir denge yoksa yani ileriye yönelişi güçlendiren unsurlar eksikse, derin sorunlar ortaya çıkar. Yaratıcı ve önder insan gücü önemli bir unsurdur çünkü toplumu bilim, sanat ve hayatın tüm alanlarında ileriye doğru taşır. Doğan hoca, Türkiye’nin Osmanlı’dan devraldığı mirasın tüm bu konularda eksikliğini veya yer yer hiçliğini yazıyor ve vurguluyor. Osmanlı, Rönesans’ı yaşamamış bir toplum. Son dönemlerinde bu alandaki çabaları ise tabii ki ayağa kalkması için yeterli olmamış. Büyük bestekâr Itri örneğini bu nedenle veriyor. Itri, evrensel büyük bir yetenek. Fakat onun zamanında etkin olan büyük barok kompozitörleri, mesela Bach ve Vivaldi, bugün neredeyse asla eskimez büyük yaratıcılar olarak dünya tarihinde yer alırken, Itri, benzer üstün yeteneklere sahip olmasına rağmen, evrensel bir isim ve güç olamamış. Burada en büyük etken, Rönesans döneminde Batı’da her türlü sanatçıya, düşünüre, bilimciye büyük destekler verilirken, aynı dönemde Osmanlı’nın toplumları etkileyen ve dönüştüren bu fırtınadan mahrum kalmasıdır. Bugün bile Türkiye bugünün Rönesans’ını yaşamaktan uzaktır. En büyük sorun da, cahilliğin bir örgütlü cehalete dönüşme olasılığıdır. Bugünkü temel sorunlarımızın kökenine bir yolculuk olarak görün Doğan Kuban’ın yazısını. Galileo’nun teleskobu neleri değiştirdi? Toplumun, insanlığın, tarih boyunca aldığı ve alacağı yolun taşlarını bilim döşer. Bu yüzden bilim tarihini anlamak önemlidir. Gerçeğin bilgisini “her şeye rağmen” savunarak kilisenin dogmatizmine sağlam bir yumruk indiren Galileo’nun 400 yıl önce icat ettiği teleskop neden önemliydi? İnsanlığın yerküreyi, gökyüzünü ve uzayı keşfetme isteğiyle çıktığı yolculuğun ilk adımıdır teleskop. Bu bağlamda Müfit Akyos’un “Karanlığa bakmak: Yıldız turizmi” yazısı da ilginizi çekecektir. Ve yine bilim tarihinin sayfalarından bir soru: Çok hücreli yaşama geçiş bir devrim miydi? Yanan müze ve kül olan tarih 2 Eylül’de Rio de Janerio’daki Brezilya Ulusal Müzesi’nde çıkan yangında kül olan 20 milyon tarihi ve bilimsel eserin arasında, Amerika’nın ilk sömürgecilerinin Güneydoğu Asya’dan geldiğine dair kanıt niteliği taşıyan bir kafatası da vardı. Luzia adı verilen kafatası 12 bin yaşındaydı ve bir kadına aitti. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, 7 haftadır kaleme aldığı “Beyin nasıl düşünce ve zihin oluşturur?” başlıklı serinin sonuna geldi. Bu kez işin biraz da felsefe boyutunu ele aldı: Bacon’dan Descartes’a Mevlana’dan Spinoza’ya… Türker hocaya son derece ufuk açıcı yazıları için teşekkür ederiz. Konuyla ilgili sohbete devam etmek için Twitter üzerinden kendisine ulaşabilirsiniz: @turkerkilic Beyin demişken ilginç bir soru daha: Beynin bir kısmı çıkartılırsa geri kalan kısım eksikliği giderebilir mi? Bu konuda yapılan araştırmalar hayli şaşırtıcı. “Bilimin merceğinden Zekâ” yazı serimiz bu hafta zekânın ölçülüp ölçülemeyeceği ile ilgili. Cem Say, geçen hafta kuantum şifreleme konusuna el atmıştı ve bu hafta da devam ediyor. Tanol Türkoğlu, arama motoru istatistikleri topluma yönelik bilimsel araştırmalarda kullanılabilir mi, sorusuna yanıt arıyor. Sağlıkta neler var? Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Kayhan Yakın, D vitamininin hamileler için önemini yazdı. Prof. Dr. Coşkun Özdemir, önemli bir kas hastalığı olan Duchenne hastalığında kök hücre ve genetik tedavi olanaklarının umut verici bir noktaya geldiğini haber veriyor. Yazarımız Prof. Dr. Mustafa Çetiner, ilaç firmalarının nasıl çalıştığını irdelemeye devam ediyor. Son günlerin en önemli konularından şarbon hastalığı ve türleri de sayfamızda. Bilim ve Beslenme’de karanfili inceledik: Tıp, kozmetik, besin ve tarım alanında kullanılan mucize bir tomurcuk… Türkiye su fakiri olma yolunda hızla ilerliyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabay, Türkiye ve dünyada su sorununa ilişkin yazdı. Yıldıray Erdener ise gıda emperyalizmini türküler üzerinden değerlendirdi. Önümüzdeki hafta, 130. sayımızda buluşmak üzere, hoşça kalın.

Örgütlü cehaletin tahrip edici etkisi çok büyüktür yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Doğan Kuban hocanın son yıllarda en önem verdiği, sürekli üzerinde çalıştığı ve yazdığı konu nedir, sorusuna ne yanıt verebilirsiniz? Yazılarını düzenli izleyenler şüphesiz bu sorunun yanıtını bilir. Doğan hoca bugünün toplumsal meselenin odağında cehaleti görüyor ve geçmişe dönük nedenlerini didikliyor.

Toplum, geçmişten geleceğe doğru akan bir nehir gibidir. Geçmişin iyi kötü birikimleri, tortuları, tahribatları ile akar. Fakat bu akışta bir denge yoksa yani ileriye yönelişi güçlendiren unsurlar eksikse, derin sorunlar ortaya çıkar. Yaratıcı ve önder insan gücü önemli bir unsurdur çünkü toplumu bilim, sanat ve hayatın tüm alanlarında ileriye doğru taşır.

Doğan hoca, Türkiye’nin Osmanlı’dan devraldığı mirasın tüm bu konularda eksikliğini veya yer yer hiçliğini yazıyor ve vurguluyor. Osmanlı, Rönesans’ı yaşamamış bir toplum. Son dönemlerinde bu alandaki çabaları ise tabii ki ayağa kalkması için yeterli olmamış.

Büyük bestekâr Itri örneğini bu nedenle veriyor. Itri, evrensel büyük bir yetenek. Fakat onun zamanında etkin olan büyük barok kompozitörleri, mesela Bach ve Vivaldi, bugün neredeyse asla eskimez büyük yaratıcılar olarak dünya tarihinde yer alırken, Itri, benzer üstün yeteneklere sahip olmasına rağmen, evrensel bir isim ve güç olamamış.

Burada en büyük etken, Rönesans döneminde Batı’da her türlü sanatçıya, düşünüre, bilimciye büyük destekler verilirken, aynı dönemde Osmanlı’nın toplumları etkileyen ve dönüştüren bu fırtınadan mahrum kalmasıdır.

Bugün bile Türkiye bugünün Rönesans’ını yaşamaktan uzaktır. En büyük sorun da, cahilliğin bir örgütlü cehalete dönüşme olasılığıdır. Bugünkü temel sorunlarımızın kökenine bir yolculuk olarak görün Doğan Kuban’ın yazısını.

Galileo’nun teleskobu neleri değiştirdi?

Toplumun, insanlığın, tarih boyunca aldığı ve alacağı yolun taşlarını bilim döşer. Bu yüzden bilim tarihini anlamak önemlidir. Gerçeğin bilgisini “her şeye rağmen” savunarak kilisenin dogmatizmine sağlam bir yumruk indiren Galileo’nun 400 yıl önce icat ettiği teleskop neden önemliydi? İnsanlığın yerküreyi, gökyüzünü ve uzayı keşfetme isteğiyle çıktığı yolculuğun ilk adımıdır teleskop. Bu bağlamda Müfit Akyos’un “Karanlığa bakmak: Yıldız turizmi” yazısı da ilginizi çekecektir.

Ve yine bilim tarihinin sayfalarından bir soru: Çok hücreli yaşama geçiş bir devrim miydi?

Yanan müze ve kül olan tarih

2 Eylül’de Rio de Janerio’daki Brezilya Ulusal Müzesi’nde çıkan yangında kül olan 20 milyon tarihi ve bilimsel eserin arasında, Amerika’nın ilk sömürgecilerinin Güneydoğu Asya’dan geldiğine dair kanıt niteliği taşıyan bir kafatası da vardı. Luzia adı verilen kafatası 12 bin yaşındaydı ve bir kadına aitti.

Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, 7 haftadır kaleme aldığı “Beyin nasıl düşünce ve zihin oluşturur?” başlıklı serinin sonuna geldi. Bu kez işin biraz da felsefe boyutunu ele aldı: Bacon’dan Descartes’a Mevlana’dan Spinoza’ya… Türker hocaya son derece ufuk açıcı yazıları için teşekkür ederiz. Konuyla ilgili sohbete devam etmek için Twitter üzerinden kendisine ulaşabilirsiniz: @turkerkilic

Beyin demişken ilginç bir soru daha: Beynin bir kısmı çıkartılırsa geri kalan kısım eksikliği giderebilir mi? Bu konuda yapılan araştırmalar hayli şaşırtıcı.

“Bilimin merceğinden Zekâ” yazı serimiz bu hafta zekânın ölçülüp ölçülemeyeceği ile ilgili.

Cem Say, geçen hafta kuantum şifreleme konusuna el atmıştı ve bu hafta da devam ediyor. Tanol Türkoğlu, arama motoru istatistikleri topluma yönelik bilimsel araştırmalarda kullanılabilir mi, sorusuna yanıt arıyor.

Sağlıkta neler var?

Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Kayhan Yakın, D vitamininin hamileler için önemini yazdı. Prof. Dr. Coşkun Özdemir, önemli bir kas hastalığı olan Duchenne hastalığında kök hücre ve genetik tedavi olanaklarının umut verici bir noktaya geldiğini haber veriyor. Yazarımız Prof. Dr. Mustafa Çetiner, ilaç firmalarının nasıl çalıştığını irdelemeye devam ediyor. Son günlerin en önemli konularından şarbon hastalığı ve türleri de sayfamızda.

Bilim ve Beslenme’de karanfili inceledik: Tıp, kozmetik, besin ve tarım alanında kullanılan mucize bir tomurcuk…

Türkiye su fakiri olma yolunda hızla ilerliyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabay, Türkiye ve dünyada su sorununa ilişkin yazdı. Yıldıray Erdener ise gıda emperyalizmini türküler üzerinden değerlendirdi.

Önümüzdeki hafta, 130. sayımızda buluşmak üzere, hoşça kalın.

Örgütlü cehaletin tahrip edici etkisi çok büyüktür yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
10992
Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tehlike-giderek-isiniyor-ulus-devletlerin-uzerinde-bir-yonetimin-kacinilmazligi Thu, 19 Apr 2018 14:00:32 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9911 Küresel ısınma kimin derdidir? Tüm dünyanın. Çünkü bu ısınmadan, “iklim çözülmesi”nden etkilenmeyecek kimse yoktur dünyada. Ulus devletlerin ilgi ve yetki alanlarının dışına çıkan bu konu, küresel bir yönetimin temel sorunu olarak önümüzdedir. Küresel yönetim? Evet; çünkü artık yerküre tek tek ulus devletlerin çıkarlarına göre yaşayamaz. Ulus devletlere bırakılsa, dünya ölür, canlılar ölür. Dolayısıyla dünya üzerinde “ulus devletler ötesi” bir yönetim biçimi, küreselleşmenin gelişmesiyle birlikte, kendiliğinden oluşmuş durumdadır. Özellikle bilimin yerkürenin gelişmesiyle ilgili ve yaşamsal sorunlara giderek daha egemen olması, araştırma boyutlarının sıçramalarla büyümesi, bilimi de, yerkürenin ve insanlığın temel sorunlarını evrenselleştirmede temel bir rol üstlenme noktasına getirdi! Bilim, evrensel özelliğini geçen yıl güce ve büyük bir farkındalığa dönüştürdü. Özellikle Trump’ın küresel ısınmada “alternatif bilim” zırvalığını öne sürmesine karşı, “Bilim İçin Yürüyüş” örgütlenmiş ve dünyada on binlerce bilim insanı gösteriler yapmıştı. 6 gün önce Bilim İçin Yürüyüş’ün ikincisi yapıldı. Bilimi savunmak, kurumsallaştı; bu da bilimin evrensel gücünü ortaya koyması bakımından son derece önemli. Kapak konumuza dönersek, iklim değişikliğinin çok önemli işareti, Kuzey Atlantik akıntısının son derece yavaşlaması, dahası yer yer durma noktasına gelmesi. Biliyoruz ki okurlarımızın evrensele ilgisi gelişmiştir ve merak etmektedir. Gulf Stream olarak bilinen bu akıntı, Kuzey Avrupa’nın var olan iklim düzeni için son derece tayin edici bir role sahip. Ilıman iklimin oluşmasında etkisi olan akıntının durması, Avrupa’yı donduracak, okyanus sahillerinde sular hızla yükselecek ve Afrika’da şiddetli bir kuraklık hüküm sürecek. Bunun ilk işaretlerini mi görüyoruz? Kapak konumuz bilimin alarm verici araştırmalarını önümüze koyuyor. Gulf Stream akıntılarının durması durumunda dünyanın buzul çağa girdiğini kurgulayan örneğin The Day After Tomorrow gibi filmleri anımsayın. Bu kadar değil, iklim değişikliği salgın hastalıkları da gündeme getirmektedir. Bu konuyu da ana yazıya paralel okuyacaksınız. Yakın gelecekte evde çalışacaklar artıyor ABD temelinde bakıldığında, çalışanların %36’sı dışarıdan işini yapıyor. Bu 56 milyon insan demek. Ofise gitmeden işini evden vb. yapanların oranı %55’i bulacak diyen araştırmada, aynı zamanda 25 gözde meslek sıralanıyor. İki ayak üzerinde insanoğlunun nasıl yürüdüğü üzerine son bir araştırmayı paylaşıyoruz: “Ardi” hem yürüyor ve hem de tırmanıyordu. Peki, Ardi kimdi? Doğan Kuban hoca diyor ki Paganizm vurgusu olmayan Rönesans yazısında: “Türkiye bugünkü varlığını Cumhuriyet’e borçludur, ülkeyi bugüne getiren laik Cumhuriyettir, otomobil, televizyon vb. değil… Cehalet için laiklik ve demokrasi önemli değildir, İslam Rönesans’ından sonra İslam dünyası Ortaçağ dönemine geri döndü…” Kuban günümüzde açgözlülükle uygarlığın çatıştığını belirterek, İslam ülkelerinin oynadığı olumsuz rolü vurguluyor. Ali Akurgal, teknolojinin ne yazık ki ağırlıklı olarak silah geliştirmede kullanıldığını, ama Türkiye’nin önünde askeri teknolojilerin sivil hayatta kullanılması için önemli bir fırsat bulunduğunu belirtiyor. Mustafa Çetiner Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir tıp insanını anlatıyor: Hikmet Boran. Sarıkamış’ta görev yapan Boran’ın çok ilginç öyküsünü okuyacaksınız. Prof. Zehra Taşkın, tartışma köşesindeki yazısında “Çöp makaleler başarıyı ölçmemeli” diyor ve akademi dünyasının derin bir sorununu dile getiriyor. Nüfus bilimci Mümtaz Peker, “100 milyonluk Türkiye” iddiasına eleştirel bir bakış getiriyor yazısında. Tabii olgulara ve istatistiklere dayanarak: “Bu iddianın bilimsel bir tutarlılığı yok.” HBT çok zengin içeriğe sahip. Daha onlarca güncel haber, fotoğraf, makale, teknoloji vitrini, bulmaca ve tabii son sayfada Kangal köpeğinin dünyadaki öyküsü. HBT yaygınlaştıkça ülkemizin olumlu gelişmesine insani katkının da artacağını biliyoruz. Haftaya yeniden birlikte olmak üzere, sevgiyle kalın… *** İzzettin Silier’in gençler için HBT aboneliği kampanyası devam ediyor. 40 öğrencimizin daha isimlerini paylaşıyoruz. Böylece 120 öğrenci oldu! Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar. Basılı dergi Can Koçak: Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi. Aydın Oğur: Gaziantep Üni. Gazetecilik. Özgür Cem Boynueğri: Ege Üni. İletişim Fak. Tugay Palas: Sakarya Üni. Mekatronik Müh. Ozan Üst: Gebze Teknik Üni. Metroloji Müh. Özlem Karakaşoğlu: Çanakkale 18 Mart Üni. Arkeoloji.  Melahat Yapıcı: ODTÜ Kimya Müh. Belkıs Sena Talu: İstanbul Üni. Bilim Tarihi. Hicret Biber: Trakya Üni. Tıp Fak. Aleyna Kovacı: Aliya İzzetbegoviç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi. Emre Durmaz: Harita Müh. Sungur Alp Akay: İstiklal Makzume Anadolu Lisesi. Murat Eray Korkmaz: KTÜ Makina Müh. Cansu Öztürk: İstanbul Üni. Tıp Fak. Necmiye Sultan Toprak: 19 Mayıs Üni. Fen Bilgisi Öğrt. Ömer Karahasanoğlu: Bilgi Üni. Enerji Sis. Müh. Burak Alkan: 9 Eylül Üni. Makina Müh. Deniz Bardak: 9 Eylül Üni. İşletme. Gülistan Yıldız: 9 Eylül Üni. Ulus. İşlet. Tic. Didem Cesur: Çanakkale 18 Mart Üni. İşletme YL. Dijital dergi Merve Elmastaş: BÜ Mol. Biy. Gen. Elif Sultan Akyer: KTO Karatay Üni. Tıp Fak. Burak Altın: Kocaeli Üni. Elektrik Müh. Adile Özlem Özer: Bursa Uludağ Üni. Tıp Fak. Doğukan Türksoy: BÜ Bilgisayar Müh. Deniz Dönmez: Çorlu Fen Lisesi. Zehra Çifçibaşı: İstanbul Üni. Makina Müh. Yılmaz Uzunca: Celal Bayar Üni. Bilgisayar Prog. Halil Emin Çalışkan: Pertevniyal Lisesi. Neşe Akgün: Eskişehir Osmangazi Üni. Sağlık Yönetimi. Ezgi Gök: Hacettepe Üni. Diş Hek. Kaan Kutsar: 9 Eylül Üni. Fin. İkt. Bank. YL. Ali Yaşar: Trakya Üni. Türkçe Öğretmenliği. Alper Doğan: 9 Eylül Üni. Yön. Bil. Sis. Deniz Pınar: YTÜ Gemi İnş. Mak. Müh. İpek Güvensoy: Üsküdar Üni. Psikoloji. Fatih Koç: Çukurova Üni. Bilgisayar Müh. Enes Yazıcı: BAAL. Egemen Avcu: Eskişehir Osmangazi Üni. Maliye. Duygu Gündoğdu: Çankaya Üni. Bilgisayar Müh.

Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Küresel ısınma kimin derdidir? Tüm dünyanın. Çünkü bu ısınmadan, “iklim çözülmesi”nden etkilenmeyecek kimse yoktur dünyada. Ulus devletlerin ilgi ve yetki alanlarının dışına çıkan bu konu, küresel bir yönetimin temel sorunu olarak önümüzdedir.

Küresel yönetim? Evet; çünkü artık yerküre tek tek ulus devletlerin çıkarlarına göre yaşayamaz. Ulus devletlere bırakılsa, dünya ölür, canlılar ölür. Dolayısıyla dünya üzerinde “ulus devletler ötesi” bir yönetim biçimi, küreselleşmenin gelişmesiyle birlikte, kendiliğinden oluşmuş durumdadır.

Özellikle bilimin yerkürenin gelişmesiyle ilgili ve yaşamsal sorunlara giderek daha egemen olması, araştırma boyutlarının sıçramalarla büyümesi, bilimi de, yerkürenin ve insanlığın temel sorunlarını evrenselleştirmede temel bir rol üstlenme noktasına getirdi!

Bilim, evrensel özelliğini geçen yıl güce ve büyük bir farkındalığa dönüştürdü. Özellikle Trump’ın küresel ısınmada “alternatif bilim” zırvalığını öne sürmesine karşı, “Bilim İçin Yürüyüş” örgütlenmiş ve dünyada on binlerce bilim insanı gösteriler yapmıştı. 6 gün önce Bilim İçin Yürüyüş’ün ikincisi yapıldı. Bilimi savunmak, kurumsallaştı; bu da bilimin evrensel gücünü ortaya koyması bakımından son derece önemli.

Kapak konumuza dönersek, iklim değişikliğinin çok önemli işareti, Kuzey Atlantik akıntısının son derece yavaşlaması, dahası yer yer durma noktasına gelmesi. Biliyoruz ki okurlarımızın evrensele ilgisi gelişmiştir ve merak etmektedir. Gulf Stream olarak bilinen bu akıntı, Kuzey Avrupa’nın var olan iklim düzeni için son derece tayin edici bir role sahip. Ilıman iklimin oluşmasında etkisi olan akıntının durması, Avrupa’yı donduracak, okyanus sahillerinde sular hızla yükselecek ve Afrika’da şiddetli bir kuraklık hüküm sürecek. Bunun ilk işaretlerini mi görüyoruz? Kapak konumuz bilimin alarm verici araştırmalarını önümüze koyuyor.

Gulf Stream akıntılarının durması durumunda dünyanın buzul çağa girdiğini kurgulayan örneğin The Day After Tomorrow gibi filmleri anımsayın.

Bu kadar değil, iklim değişikliği salgın hastalıkları da gündeme getirmektedir. Bu konuyu da ana yazıya paralel okuyacaksınız.

Yakın gelecekte evde çalışacaklar artıyor

ABD temelinde bakıldığında, çalışanların %36’sı dışarıdan işini yapıyor. Bu 56 milyon insan demek. Ofise gitmeden işini evden vb. yapanların oranı %55’i bulacak diyen araştırmada, aynı zamanda 25 gözde meslek sıralanıyor.

İki ayak üzerinde insanoğlunun nasıl yürüdüğü üzerine son bir araştırmayı paylaşıyoruz: “Ardi” hem yürüyor ve hem de tırmanıyordu. Peki, Ardi kimdi?

Doğan Kuban hoca diyor ki Paganizm vurgusu olmayan Rönesans yazısında: “Türkiye bugünkü varlığını Cumhuriyet’e borçludur, ülkeyi bugüne getiren laik Cumhuriyettir, otomobil, televizyon vb. değil… Cehalet için laiklik ve demokrasi önemli değildir, İslam Rönesans’ından sonra İslam dünyası Ortaçağ dönemine geri döndü…” Kuban günümüzde açgözlülükle uygarlığın çatıştığını belirterek, İslam ülkelerinin oynadığı olumsuz rolü vurguluyor.

Ali Akurgal, teknolojinin ne yazık ki ağırlıklı olarak silah geliştirmede kullanıldığını, ama Türkiye’nin önünde askeri teknolojilerin sivil hayatta kullanılması için önemli bir fırsat bulunduğunu belirtiyor. Mustafa Çetiner Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir tıp insanını anlatıyor: Hikmet Boran. Sarıkamış’ta görev yapan Boran’ın çok ilginç öyküsünü okuyacaksınız. Prof. Zehra Taşkın, tartışma köşesindeki yazısında “Çöp makaleler başarıyı ölçmemeli” diyor ve akademi dünyasının derin bir sorununu dile getiriyor. Nüfus bilimci Mümtaz Peker, “100 milyonluk Türkiye” iddiasına eleştirel bir bakış getiriyor yazısında. Tabii olgulara ve istatistiklere dayanarak: “Bu iddianın bilimsel bir tutarlılığı yok.”

HBT çok zengin içeriğe sahip. Daha onlarca güncel haber, fotoğraf, makale, teknoloji vitrini, bulmaca ve tabii son sayfada Kangal köpeğinin dünyadaki öyküsü.

HBT yaygınlaştıkça ülkemizin olumlu gelişmesine insani katkının da artacağını biliyoruz.

Haftaya yeniden birlikte olmak üzere, sevgiyle kalın…

***

İzzettin Silier’in gençler için HBT aboneliği kampanyası devam ediyor. 40 öğrencimizin daha isimlerini paylaşıyoruz. Böylece 120 öğrenci oldu! Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar.

Basılı dergi

Can Koçak: Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi. Aydın Oğur: Gaziantep Üni. Gazetecilik. Özgür Cem Boynueğri: Ege Üni. İletişim Fak. Tugay Palas: Sakarya Üni. Mekatronik Müh. Ozan Üst: Gebze Teknik Üni. Metroloji Müh. Özlem Karakaşoğlu: Çanakkale 18 Mart Üni. Arkeoloji.  Melahat Yapıcı: ODTÜ Kimya Müh. Belkıs Sena Talu: İstanbul Üni. Bilim Tarihi. Hicret Biber: Trakya Üni. Tıp Fak. Aleyna Kovacı: Aliya İzzetbegoviç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi. Emre Durmaz: Harita Müh. Sungur Alp Akay: İstiklal Makzume Anadolu Lisesi. Murat Eray Korkmaz: KTÜ Makina Müh. Cansu Öztürk: İstanbul Üni. Tıp Fak. Necmiye Sultan Toprak: 19 Mayıs Üni. Fen Bilgisi Öğrt. Ömer Karahasanoğlu: Bilgi Üni. Enerji Sis. Müh. Burak Alkan: 9 Eylül Üni. Makina Müh. Deniz Bardak: 9 Eylül Üni. İşletme. Gülistan Yıldız: 9 Eylül Üni. Ulus. İşlet. Tic. Didem Cesur: Çanakkale 18 Mart Üni. İşletme YL.

Dijital dergi

Merve Elmastaş: BÜ Mol. Biy. Gen. Elif Sultan Akyer: KTO Karatay Üni. Tıp Fak. Burak Altın: Kocaeli Üni. Elektrik Müh. Adile Özlem Özer: Bursa Uludağ Üni. Tıp Fak. Doğukan Türksoy: BÜ Bilgisayar Müh. Deniz Dönmez: Çorlu Fen Lisesi. Zehra Çifçibaşı: İstanbul Üni. Makina Müh. Yılmaz Uzunca: Celal Bayar Üni. Bilgisayar Prog. Halil Emin Çalışkan: Pertevniyal Lisesi. Neşe Akgün: Eskişehir Osmangazi Üni. Sağlık Yönetimi. Ezgi Gök: Hacettepe Üni. Diş Hek. Kaan Kutsar: 9 Eylül Üni. Fin. İkt. Bank. YL. Ali Yaşar: Trakya Üni. Türkçe Öğretmenliği. Alper Doğan: 9 Eylül Üni. Yön. Bil. Sis. Deniz Pınar: YTÜ Gemi İnş. Mak. Müh. İpek Güvensoy: Üsküdar Üni. Psikoloji. Fatih Koç: Çukurova Üni. Bilgisayar Müh. Enes Yazıcı: BAAL. Egemen Avcu: Eskişehir Osmangazi Üni. Maliye. Duygu Gündoğdu: Çankaya Üni. Bilgisayar Müh.

Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
9911
Avrupa’nın ilk Ar-Ge merkezi https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/avrupanin-ilk-ar-ge-merkezi Fri, 01 Sep 2017 13:05:40 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7600 Rönesans, bilim ve sanatta yenilikçi bir doğuşa verilen jenerik isim. Floransa, Rönesans denilince akla gelen ilk şehir. Çünkü, o dönemle özdeş kişiler burada çalıştılar: Vasari, Giotto, Brunelleschi, Galile, Mikelanj, Leonardo, Botticelli, Torricelli, Makyavelli en “marka” olanlar. Daha uzun bir isim ve şehir listesi var. Bu isimleri Floransa’ya çeken, kentin en zengin ailesinin bilim, teknoloji, sanat merakıydı. Parayı bankerlikten kazanan Medici Ailesi’ni Floransa halkı, kentin yönetimine seçmişti. Floransa ve yöresindeki iktidarları, ara dönemlerini de katarsak 1434-1737 arasında. Siyasi kudretin bilim ve teknolojiden geçtiğini erken idrak eden “uyanık” aile, bu işlerden kim anlarsa onu şehre davet etti. Floransa zaten bir ticaret merkezi olarak, bilimin öneminin farkındaydı. Daha 1343’te şehirde, abaküs kullanarak hesap öğreten 6 okulda bini aşkın “muhasebeci” yetişiyordu. (Abaküs, Japonya’da bugün de kullanılan, basit hesap yapmaya yarayan sayı boncukları). İlk Medici’lerden “Muhteşem” Lorenzo’nun bilim merakı, onu izleyen Cosimo’da fazlasıyla vardı. Etrafına Leonardo gibi “yenilikçi” işler yapanları toplamasıyla ünlüydü. Teknik, sanat, bilim, matematik, yönetim, askeri strateji, bürokratik örgütlenmeyi kim biliyorsa onları… Şehrin büyük kilisesi Santa Maria Novella’yı astronomi araştırmasına tahsis etti: Zamanı dakik ölçelim ki, ticareti hızlı yapalım. Rakiplerimizi aşalım ki, daha çok kazanalım. Bilimle dinsel inanç arasındaki sürtüşme işte bu sıralarda başlıyor. Vatikan, yenilikçiliği küfür sayıyordu. Ama Cosimo, Galile’ye arka çıktı: Çünkü onun bilime (yani aslında Floransa’ya!) yaradığının farkındaydı. Oğlu Francesco, “Savaşlar sadece silahla kazanılmaz. Bilgi de gerekir” sözüyle ünlü. Floransa’da yaptırdığı Uffizi Müzesi’ne binlerce sanat ve bilim eserini topladı. Matematik (Askeri Mimarlık) ve Harita Odaları’nı kurdurdu: Çünkü ona göre, sanat ve bilim içiçeydi, birbirini tamamlıyordu. Avrupa’nın ilk deneysel araştırma merkezi Accademia del Cimento’yu Medici’ler 1657’de kurdular. Cimento sözcüğü “çimento” değil, “deney” anlamına. İkinci anlamı da var: Kimyasal bir tür operasyon. Her halde bu ikinci anlamı, daha sonra çimento diye bildiğimiz karışıma isim olarak verilmiş. Akademide soru şuydu: “Doğayı anlamak ve ona uyum için teknolojiyi nasıl kullanacağız?” Bugünün temel bilimleri olan fizik, kimya, astronomi, matematikte kuralları saptamak istediler. Ve, bu kurallara göre deney yapmak… Floransa, böylece deneysel araştırma merkezini kurma şerefine nail olan ilk Avrupa kenti oldu. Londra’da bugün hâlâ çalışan bilim mâbedi Royal Academy’nin kuruluşu 1660. Paris’tekinin 1666. Berlin’de Leibniz’in kurduğu akademi 1700 tarihli. İşte hepsinden önce Floransa’da, dünyayı, doğayı anlama yönünde ilk deneysel çabaya Avrupa tanık oldu. Buradan çıkan yüzlerce teknik buluş arasında en önemlisi: Torricelli’nin barometresi (1643). Bunun araştırması sırasında, doğada “boşluk” (vakum) olduğu ispatlandı. Oysa dini inanca göre doğada boşluk olamazdı. Aristo bile öyle buyurmuştu. Ama gel gör ki doğada boşluk vardı ve bunu göstermek, Torricelli’ye nasiboldu. Vatikan’ın öfkesine rağmen Medici Dükü Ferdinando, onu Baş Matematikçi olarak atadı. Mediciler için bilim, inançtan daha yararlıydı çünkü. Akademi’nin fizik, meteoroloji, astronomiye dair deneyleri 1667’de yayınlandı. Yabancı dillere çevrildi. Ama aynı yıl Akademi bitti. Çünkü sponsoru Leopoldo kardinal seçildi, Papa’nın yanına taşındı. Bu da akademinin sonu oldu. Yine de Medicilerin desteğindeki on yıl, temel bilim kurallarının deneysel olarak ispatlandığı çok önemli bir on yıldır. Edip Emil Öymen *Bu yazı 31.08.2015 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.

Avrupa’nın ilk Ar-Ge merkezi yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Rönesans, bilim ve sanatta yenilikçi bir doğuşa verilen jenerik isim. Floransa, Rönesans denilince akla gelen ilk şehir. Çünkü, o dönemle özdeş kişiler burada çalıştılar: Vasari, Giotto, Brunelleschi, Galile, Mikelanj, Leonardo, Botticelli, Torricelli, Makyavelli en “marka” olanlar. Daha uzun bir isim ve şehir listesi var.

Bu isimleri Floransa’ya çeken, kentin en zengin ailesinin bilim, teknoloji, sanat merakıydı. Parayı bankerlikten kazanan Medici Ailesi’ni Floransa halkı, kentin yönetimine seçmişti. Floransa ve yöresindeki iktidarları, ara dönemlerini de katarsak 1434-1737 arasında.

Siyasi kudretin bilim ve teknolojiden geçtiğini erken idrak eden “uyanık” aile, bu işlerden kim anlarsa onu şehre davet etti. Floransa zaten bir ticaret merkezi olarak, bilimin öneminin farkındaydı. Daha 1343’te şehirde, abaküs kullanarak hesap öğreten 6 okulda bini aşkın “muhasebeci” yetişiyordu. (Abaküs, Japonya’da bugün de kullanılan, basit hesap yapmaya yarayan sayı boncukları).

İlk Medici’lerden “Muhteşem” Lorenzo’nun bilim merakı, onu izleyen Cosimo’da fazlasıyla vardı. Etrafına Leonardo gibi “yenilikçi” işler yapanları toplamasıyla ünlüydü. Teknik, sanat, bilim, matematik, yönetim, askeri strateji, bürokratik örgütlenmeyi kim biliyorsa onları… Şehrin büyük kilisesi Santa Maria Novella’yı astronomi araştırmasına tahsis etti: Zamanı dakik ölçelim ki, ticareti hızlı yapalım. Rakiplerimizi aşalım ki, daha çok kazanalım.

Bilimle dinsel inanç arasındaki sürtüşme işte bu sıralarda başlıyor. Vatikan, yenilikçiliği küfür sayıyordu. Ama Cosimo, Galile’ye arka çıktı: Çünkü onun bilime (yani aslında Floransa’ya!) yaradığının farkındaydı.

Oğlu Francesco, “Savaşlar sadece silahla kazanılmaz. Bilgi de gerekir” sözüyle ünlü. Floransa’da yaptırdığı Uffizi Müzesi’ne binlerce sanat ve bilim eserini topladı. Matematik (Askeri Mimarlık) ve Harita Odaları’nı kurdurdu: Çünkü ona göre, sanat ve bilim içiçeydi, birbirini tamamlıyordu.

Avrupa’nın ilk deneysel araştırma merkezi Accademia del Cimento’yu Medici’ler 1657’de kurdular. Cimento sözcüğü “çimento” değil, “deney” anlamına. İkinci anlamı da var: Kimyasal bir tür operasyon. Her halde bu ikinci anlamı, daha sonra çimento diye bildiğimiz karışıma isim olarak verilmiş.

Akademide soru şuydu: “Doğayı anlamak ve ona uyum için teknolojiyi nasıl kullanacağız?” Bugünün temel bilimleri olan fizik, kimya, astronomi, matematikte kuralları saptamak istediler. Ve, bu kurallara göre deney yapmak…

Floransa, böylece deneysel araştırma merkezini kurma şerefine nail olan ilk Avrupa kenti oldu. Londra’da bugün hâlâ çalışan bilim mâbedi Royal Academy’nin kuruluşu 1660. Paris’tekinin 1666. Berlin’de Leibniz’in kurduğu akademi 1700 tarihli.

İşte hepsinden önce Floransa’da, dünyayı, doğayı anlama yönünde ilk deneysel çabaya Avrupa tanık oldu. Buradan çıkan yüzlerce teknik buluş arasında en önemlisi: Torricelli’nin barometresi (1643). Bunun araştırması sırasında, doğada “boşluk” (vakum) olduğu ispatlandı. Oysa dini inanca göre doğada boşluk olamazdı. Aristo bile öyle buyurmuştu. Ama gel gör ki doğada boşluk vardı ve bunu göstermek, Torricelli’ye nasiboldu. Vatikan’ın öfkesine rağmen Medici Dükü Ferdinando, onu Baş Matematikçi olarak atadı. Mediciler için bilim, inançtan daha yararlıydı çünkü.

Akademi’nin fizik, meteoroloji, astronomiye dair deneyleri 1667’de yayınlandı. Yabancı dillere çevrildi. Ama aynı yıl Akademi bitti. Çünkü sponsoru Leopoldo kardinal seçildi, Papa’nın yanına taşındı. Bu da akademinin sonu oldu. Yine de Medicilerin desteğindeki on yıl, temel bilim kurallarının deneysel olarak ispatlandığı çok önemli bir on yıldır.

Edip Emil Öymen

*Bu yazı 31.08.2015 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.

Avrupa’nın ilk Ar-Ge merkezi yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
7600
Kültür ve sanat https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat Wed, 12 Apr 2017 09:33:41 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6077 Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! Anonim Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir. Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu Voltaire, eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”. İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. Karl Marx’ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda… Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü Picasso’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor. Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir. Kültür, Fransızca üretmek, sanat ise Arapça beceri ve ustalık sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe ekin denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. M. Ertuğrul Saraçbaşı, Damıtılmış Sözler ve Celâl Üster, Sözün Özü.) Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, toplumcu kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı Darwin, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof Nietzsche, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez. Aziz Nesin, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü Guernica eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı. Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim vb. tartışmalı sanatlar vardır. Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe sanatçı payesi veririz. Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü Kawabata’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi Mişima’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler. Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, özgürlük ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran Dante ve Machiavelli Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı özgür sanatların özerkliğini savundular. İmam Ghazali (Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde kendini bilmek erdemi haddini bilmek olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a şirk koşmakla yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (Suna Kili 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında C.M. Altar gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor. Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. André Malraux Sanatçı, olmazı olur kılan insan. Adnan Binyazar (Yazarın düzeltisiyle. BG) *Henry Glassie, Turkish Traditional Arts Today (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993. Bozkurt Güvenç

Kültür ve sanat yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! Anonim

Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir.

Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu Voltaire, eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”.

İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. Karl Marx’ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda…

Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü Picasso’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor.

Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir.

Kültür, Fransızca üretmek, sanat ise Arapça beceri ve ustalık sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe ekin denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. M. Ertuğrul Saraçbaşı, Damıtılmış Sözler ve Celâl Üster, Sözün Özü.)

Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, toplumcu kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı Darwin, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof Nietzsche, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez.

Aziz Nesin, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü Guernica eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı.

Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim vb. tartışmalı sanatlar vardır.

Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe sanatçı payesi veririz.

Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü Kawabata’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi Mişima’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler.

Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, özgürlük ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran Dante ve Machiavelli Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı özgür sanatların özerkliğini savundular.

İmam Ghazali (Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde kendini bilmek erdemi haddini bilmek olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a şirk koşmakla yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (Suna Kili 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında C.M. Altar gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor.

Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. André Malraux

Sanatçı, olmazı olur kılan insan. Adnan Binyazar (Yazarın düzeltisiyle. BG)

*Henry Glassie, Turkish Traditional Arts Today (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993.

Bozkurt Güvenç

Kültür ve sanat yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
6077
Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı? https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/osmanli-matematik-kitabi-ne-zaman-yazdi Thu, 06 Apr 2017 13:00:37 +0000 http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6021 Osmanlı meraklıları herhalde Osmanlı matematikçilerini de merak ederler! Onlara Osmanlıların matematik tarihinde hiçbir yerleri olmadığını başından haber verip bunun cezasını nasıl çektiğimizi anlatmak istiyorum. Doğan Kuban Matematik bilen astronomlara müneccim olarak bakıp, Orta Asya’dan müneccim olarak çağrılan Ali Kuşçu’yu, Şam’dan da aynı sıfatla çağrılan Takiyüddin’i Osmanlı matematikçisi göstermek gibi, şarlatanlıktan vazgeçersek, Osmanlı’nın yetiştirdiği bir matematikçi yok. Ama bu günün insanı matematiği cebinde taşıyor. Cepteki telefonlar, evdeki, iş yerlerindeki bilgisayarlar, alış veriş merkezlerinin kasaları, bankalar, ordunun topları, füzeleri, uçaklar, otomobiller, makinalar, inşa edilen yapılar, köprüler, tüneller tümü matematiğe dayalı bilimsel ve teknik kuram ve uygulamalara oturuyor. Osmanlı matematik tarihi yok İlkokulda öğrendiğiniz artı, eksi, çarpı, bölü işaretlerini içeren kitaplar Osmanlı döneminde ne zaman basılmış? İçinizde bilen var mı? Araplar Hintlilerden, Avrupalılar İspanya Müslümanlarından aldıkları için, Arap rakamları denilen rakamlarla basılmış kitap olarak ve 12. yüzyılda yaşamı ve cebir hesabının yaratıcısı olarak bilinen Harezmi’nin adını, basılmış kitapta gören Osmanlılar hangi yüzyılın insanlarıydı? Bunları bilemezsiniz. Çünkü Osmanlı matematik tarihi diye bir şey yok. Rönesans’a kâfir işi diye bakan Osmanlı, dünya egemenliğini Avrupa’ya, yani karşı olduğu Hıristiyanlara kaptırmış. Osmanlı medresesi ne Rönesans’tan ne de Harezmi’den söz eder. Bu suskunluk, ister bilgisizlikten ister dinsel ideolojiden kaynaklansın, bir bilim düşmanlığı işaretidir. Osmanlı tarihinin medreselilerle ilgili en önemli kitabı Taşköprülüzade’nin Şakayı’ı Numaniye’sidir. Ünlü Osmanlı bilim adamlarını (!), yani ünlü mollaları anlatır. Osmanlıcı vatandaşların bu kitaptan haberi olanlar doğal olarak çok azdır. Oradaki listeye bakarsanız matematikle ilgili bir iki ad bulabilirsiniz. Fakat ne ürettiklerine ilişkin bir şey bulamazsınız. Matematik mi? O da ne? 18. yüzyılda Osmanlılar arasında matematikten haberli bir molla olmadığı için, Osmanlı’nın sarıldığı son kurtarıcı olan ordunun batılı bilgilerle yetişmesi gerektiği zaman kurulan ilk Topçu Okulu Humbarahane oldu (1738). O zaman için bu tür bir mühendis okulunun programını anlayacak Osmanlı olmadığı için, başına Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet paşa) getirildi. Daha önce Avusturya İmparatoru için de çalışmıştı. Bugün bu şanlı cahil çağı, ne olduğunu bilmeden seven romantik sevgilileri var. Osmanlıyı ağızlarından düşürmeyenlerin Osmanlıyı neden öğrenmediklerini düşünürüm. Şimdi anlıyorum. Onları kendi cehaletlerine yakın buluyorlar. Bilgisizlik ortak bir özellik. Şirketler teknoloji ithal ediyorlar. Profesörler kes- yapıştır yöntemi kullanıyor. Öğrenciler de İngilizce öğrenen müşteri ve tüketiciler oluyor. Şimdi yabancılar paşa ya da işgal askeri değil. Kredi ile para veren yabancı bankalar ve Türkiye’yi satın alan (pardon, Türkiye’ye yatırım yapan) birileri. Bu, uluslararası kapitalizmin evrensel mekanizması. Alan da veren de memnun. Üstelik evrensel bir ağ içinde bir para dönüşüm sistemi. Burada ulusal politika yok. Satıcılara uyum var. Sadece, adları farklı olsa da, simgesel olarak molla ve sultan gerekiyor. Bu çok iyi işleyen sistemde para paritelerini iyi bilmek gerek. Derleme dilde ne yazılır? Sevgili Okuyucular, Bu toplum ne zamandan bu yana nal topluyor? Şu soruların yanıtlarını araştırın. Dünya matematikçileri arasında Osmanlı var mı? Hiç olmamış. Ömer Hayyam gibi hem dünyanın bildiği bir şair hem matematikçi var mı? Hayyam’dan esinlenip rübai yazmış var. Ama matematiğinden esinlenen matematikçi olmamış. Farsça eski ve kendi içine oldukça saf kalmış bir dildi. Osmanlıca denen derleme dilde, yetenekli olanlar da, özgün bir şiir yazamadılar. Bugün bizim Türk dilli Müslüman halkın bir kimlik sorununun dilsizlikle ilişkisi var. Tarihi anımsamakta her zaman yarar vardır: Ertuğrul’un oğlu Osman adıyla Türklükten Araplığa terfi etmiş (!?) Arap halifesinin adı devlete verilmiş, yetişmemiş dile verilmiş. O zaman Ukraynalı bir esir kız da Osmanlı valide sultanı oluvermiş. Osmanlıca Türkçe olmaktan çıkınca Arapça, Farsça kullanmak bir tür asalet gösterisine dönüşmüş. Şimdi ‘bye bye’ diyen köylüler gibi. Çok ucuz bir dönüşüm. Osmanlıca sayısı az okumuşun kimliği olunca, kimse dünya edebiyatına girecek bir yapıt yaratamamış. Kendi içimizde caka satmışız. Yetenekli olanlar da harcanmış. Bu Esperanto, Osmanlı ve Türk cehaletinin temelidir. Bu halk dilini dışlamıştır. Halk da onu dışlamıştır. Mevlana kitabını Farsça yazdı İbni Sina’nın göç ettiği Samani Buhara’sı gelişmiş bir kentti. İbni Sina, Gazneli Mahmut’un devamlı izlemesinden kaçarak İsfahan’a sığınmıştı. Fakat Selçuk İsfahanı belki onu kabul etmezdi. Günümüz Türk tarihçileri Mevlana’yı Anadolu kültürünün parçası olarak görürler. Mevlevilik ve tasavvuf bağlamında bu doğrudur. Fakat Dünya, Mesnevi şairini İranlı görür. Türkçeyi hor gören divan şairleri Türk şiirini dünya sahnesine çıkaramadılar. İslam ile Arapçayı, Fars edebi kültürü ve Farsçayı, İran’ın İslam yorumunu, tasavvufu ithal ettik. Bugün ithal mallarını ve modayı nasıl kullanıyorsak, o zaman da, iyi taklitçiler vardı. Mevlana, babası Bahattin Velet ile Türkiye’ye geldi. Ama kitabını Farsça yazdı. Tarikat de kurdu. Ama biz Mevlana yetiştiremedik. Dünya Mevlana’yı Türk değil, İran şairi olarak biliyor. İbni Sina’ın yaşadığı Samani Buhara’sı, Selçuklu Isfahan’ından ileri olabilir. Öyle bir ortam Mengücek Erzincan’ında yoktu. Mevlana’yı günlük yaşam dışında Türkçe öğrenmeye teşvik edecek bir kültürel ortam Konya’da da olmadı. Osmanlı çağı Türk dilinin edebiyatını yaratmadı. Evrensel olamayan bir şiir üslubu yarattı. Ama Firdevsi, Hayyam, Hafız ne de Sadi Osmanlı’dan çıkamadı. Özgün katkı: Askeri eğitim Osmanlı’nın İslam tarihine özgün katkısı İslam’ı Batıya karşı yüzyıllarca savunması ve geliştirmeye çalıştığı askeri eğitimdir. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşanın öldürülmesinden sonra 1. Mahmut zamanında açılan Humbarahane (Topçu) okulunun kurucusu Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) oldu. Mühendishane-i Bahri-i Hümayunu da Fransızlar kurdular. Bu Avrupa vesayeti, Düyun-u Umumiye’ye kadar sürdü. Medrese 19. yüzyıl sonuna kadar üniversitenin açılıp yürümesine olanak vermedi. Bektaşi yeniçeriler her zaman Sünni medrese ile birlikte kargaşa çıkardılar. Bu da Tanzimat’a kadar sürdü. Geç kalmıştık. Karagöz oyunu Mustafa Kemal ve etrafında Kurtuluş Savaşı’nda can ve emek koyanlar, sosyal devrimler aşamasında Türkiye’de küçük, inançlı bir azınlıktı. 1950’den sonra Anglo-Amerikan politikasının İslam dünyası planı uygulanmaya başlayınca, Türkiye İslam dünyasına entegre edilmeye çalışıldı. 15 yılda başardığımız olağanüstü çağdaşlaşma enerjisi, özellikle 1980’den sonra törpülendi. Bugünkü mücadele kültürel içeriği boş, niteliksiz bir politik çekişmedir. İslam’ın 12. yüzyılda Rönesans bileşeni olacak nitelikteki entelektüel atılımı ile karşılaştırınca, yaşamları çağdaş teknoloji tüketimi ile geçenlerin, kendi hayallerini dünya sahnesinde sergiledikleri karagöz oyunundan öte bir nitelik taşımıyor. Doğan Kuban

Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Osmanlı meraklıları herhalde Osmanlı matematikçilerini de merak ederler! Onlara Osmanlıların matematik tarihinde hiçbir yerleri olmadığını başından haber verip bunun cezasını nasıl çektiğimizi anlatmak istiyorum. Doğan Kuban

Matematik bilen astronomlara müneccim olarak bakıp, Orta Asya’dan müneccim olarak çağrılan Ali Kuşçu’yu, Şam’dan da aynı sıfatla çağrılan Takiyüddin’i Osmanlı matematikçisi göstermek gibi, şarlatanlıktan vazgeçersek, Osmanlı’nın yetiştirdiği bir matematikçi yok.

Ama bu günün insanı matematiği cebinde taşıyor. Cepteki telefonlar, evdeki, iş yerlerindeki bilgisayarlar, alış veriş merkezlerinin kasaları, bankalar, ordunun topları, füzeleri, uçaklar, otomobiller, makinalar, inşa edilen yapılar, köprüler, tüneller tümü matematiğe dayalı bilimsel ve teknik kuram ve uygulamalara oturuyor.

Osmanlı matematik tarihi yok

İlkokulda öğrendiğiniz artı, eksi, çarpı, bölü işaretlerini içeren kitaplar Osmanlı döneminde ne zaman basılmış? İçinizde bilen var mı? Araplar Hintlilerden, Avrupalılar İspanya Müslümanlarından aldıkları için, Arap rakamları denilen rakamlarla basılmış kitap olarak ve 12. yüzyılda yaşamı ve cebir hesabının yaratıcısı olarak bilinen Harezmi’nin adını, basılmış kitapta gören Osmanlılar hangi yüzyılın insanlarıydı?

Bunları bilemezsiniz. Çünkü Osmanlı matematik tarihi diye bir şey yok.

Rönesans’a kâfir işi diye bakan Osmanlı, dünya egemenliğini Avrupa’ya, yani karşı olduğu Hıristiyanlara kaptırmış.

Osmanlı medresesi ne Rönesans’tan ne de Harezmi’den söz eder. Bu suskunluk, ister bilgisizlikten ister dinsel ideolojiden kaynaklansın, bir bilim düşmanlığı işaretidir.

Osmanlı tarihinin medreselilerle ilgili en önemli kitabı Taşköprülüzade’nin Şakayı’ı Numaniye’sidir. Ünlü Osmanlı bilim adamlarını (!), yani ünlü mollaları anlatır. Osmanlıcı vatandaşların bu kitaptan haberi olanlar doğal olarak çok azdır. Oradaki listeye bakarsanız matematikle ilgili bir iki ad bulabilirsiniz. Fakat ne ürettiklerine ilişkin bir şey bulamazsınız.

Matematik mi? O da ne?

18. yüzyılda Osmanlılar arasında matematikten haberli bir molla olmadığı için, Osmanlı’nın sarıldığı son kurtarıcı olan ordunun batılı bilgilerle yetişmesi gerektiği zaman kurulan ilk Topçu Okulu Humbarahane oldu (1738). O zaman için bu tür bir mühendis okulunun programını anlayacak Osmanlı olmadığı için, başına Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet paşa) getirildi. Daha önce Avusturya İmparatoru için de çalışmıştı. Bugün bu şanlı cahil çağı, ne olduğunu bilmeden seven romantik sevgilileri var.

Osmanlıyı ağızlarından düşürmeyenlerin Osmanlıyı neden öğrenmediklerini düşünürüm. Şimdi anlıyorum. Onları kendi cehaletlerine yakın buluyorlar. Bilgisizlik ortak bir özellik. Şirketler teknoloji ithal ediyorlar. Profesörler kes- yapıştır yöntemi kullanıyor. Öğrenciler de İngilizce öğrenen müşteri ve tüketiciler oluyor.

Şimdi yabancılar paşa ya da işgal askeri değil. Kredi ile para veren yabancı bankalar ve Türkiye’yi satın alan (pardon, Türkiye’ye yatırım yapan) birileri. Bu, uluslararası kapitalizmin evrensel mekanizması. Alan da veren de memnun. Üstelik evrensel bir ağ içinde bir para dönüşüm sistemi. Burada ulusal politika yok. Satıcılara uyum var. Sadece, adları farklı olsa da, simgesel olarak molla ve sultan gerekiyor. Bu çok iyi işleyen sistemde para paritelerini iyi bilmek gerek.

Derleme dilde ne yazılır?

Sevgili Okuyucular,

Bu toplum ne zamandan bu yana nal topluyor? Şu soruların yanıtlarını araştırın. Dünya matematikçileri arasında Osmanlı var mı? Hiç olmamış. Ömer Hayyam gibi hem dünyanın bildiği bir şair hem matematikçi var mı? Hayyam’dan esinlenip rübai yazmış var. Ama matematiğinden esinlenen matematikçi olmamış. Farsça eski ve kendi içine oldukça saf kalmış bir dildi. Osmanlıca denen derleme dilde, yetenekli olanlar da, özgün bir şiir yazamadılar.

Bugün bizim Türk dilli Müslüman halkın bir kimlik sorununun dilsizlikle ilişkisi var.

Tarihi anımsamakta her zaman yarar vardır: Ertuğrul’un oğlu Osman adıyla Türklükten Araplığa terfi etmiş (!?) Arap halifesinin adı devlete verilmiş, yetişmemiş dile verilmiş. O zaman Ukraynalı bir esir kız da Osmanlı valide sultanı oluvermiş. Osmanlıca Türkçe olmaktan çıkınca Arapça, Farsça kullanmak bir tür asalet gösterisine dönüşmüş. Şimdi ‘bye bye’ diyen köylüler gibi. Çok ucuz bir dönüşüm. Osmanlıca sayısı az okumuşun kimliği olunca, kimse dünya edebiyatına girecek bir yapıt yaratamamış. Kendi içimizde caka satmışız. Yetenekli olanlar da harcanmış. Bu Esperanto, Osmanlı ve Türk cehaletinin temelidir. Bu halk dilini dışlamıştır. Halk da onu dışlamıştır.

Mevlana kitabını Farsça yazdı

İbni Sina’nın göç ettiği Samani Buhara’sı gelişmiş bir kentti. İbni Sina, Gazneli Mahmut’un devamlı izlemesinden kaçarak İsfahan’a sığınmıştı. Fakat Selçuk İsfahanı belki onu kabul etmezdi.

Günümüz Türk tarihçileri Mevlana’yı Anadolu kültürünün parçası olarak görürler. Mevlevilik ve tasavvuf bağlamında bu doğrudur. Fakat Dünya, Mesnevi şairini İranlı görür. Türkçeyi hor gören divan şairleri Türk şiirini dünya sahnesine çıkaramadılar.

İslam ile Arapçayı, Fars edebi kültürü ve Farsçayı, İran’ın İslam yorumunu, tasavvufu ithal ettik. Bugün ithal mallarını ve modayı nasıl kullanıyorsak, o zaman da, iyi taklitçiler vardı. Mevlana, babası Bahattin Velet ile Türkiye’ye geldi. Ama kitabını Farsça yazdı. Tarikat de kurdu. Ama biz Mevlana yetiştiremedik. Dünya Mevlana’yı Türk değil, İran şairi olarak biliyor.

İbni Sina’ın yaşadığı Samani Buhara’sı, Selçuklu Isfahan’ından ileri olabilir. Öyle bir ortam Mengücek Erzincan’ında yoktu. Mevlana’yı günlük yaşam dışında Türkçe öğrenmeye teşvik edecek bir kültürel ortam Konya’da da olmadı. Osmanlı çağı Türk dilinin edebiyatını yaratmadı. Evrensel olamayan bir şiir üslubu yarattı. Ama Firdevsi, Hayyam, Hafız ne de Sadi Osmanlı’dan çıkamadı.

Özgün katkı: Askeri eğitim

Osmanlı’nın İslam tarihine özgün katkısı İslam’ı Batıya karşı yüzyıllarca savunması ve geliştirmeye çalıştığı askeri eğitimdir. Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşanın öldürülmesinden sonra 1. Mahmut zamanında açılan Humbarahane (Topçu) okulunun kurucusu Fransız kontu Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) oldu. Mühendishane-i Bahri-i Hümayunu da Fransızlar kurdular. Bu Avrupa vesayeti, Düyun-u Umumiye’ye kadar sürdü. Medrese 19. yüzyıl sonuna kadar üniversitenin açılıp yürümesine olanak vermedi. Bektaşi yeniçeriler her zaman Sünni medrese ile birlikte kargaşa çıkardılar. Bu da Tanzimat’a kadar sürdü. Geç kalmıştık.

Karagöz oyunu

Mustafa Kemal ve etrafında Kurtuluş Savaşı’nda can ve emek koyanlar, sosyal devrimler aşamasında Türkiye’de küçük, inançlı bir azınlıktı.

1950’den sonra Anglo-Amerikan politikasının İslam dünyası planı uygulanmaya başlayınca, Türkiye İslam dünyasına entegre edilmeye çalışıldı. 15 yılda başardığımız olağanüstü çağdaşlaşma enerjisi, özellikle 1980’den sonra törpülendi.

Bugünkü mücadele kültürel içeriği boş, niteliksiz bir politik çekişmedir. İslam’ın 12. yüzyılda Rönesans bileşeni olacak nitelikteki entelektüel atılımı ile karşılaştırınca, yaşamları çağdaş teknoloji tüketimi ile geçenlerin, kendi hayallerini dünya sahnesinde sergiledikleri karagöz oyunundan öte bir nitelik taşımıyor.

Doğan Kuban

Osmanlı Matematik kitabı ne zaman yazdı? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
6021