<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sanatçı arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sanatci/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sanatci</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Mar 2019 13:05:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kadın sanatçılar 8 Mart’ta İKÜ’de buluşuyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/kadin-sanatcilar-8-martta-ikude-bulusuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 14:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[8 mart]]></category>
		<category><![CDATA[8 mart kadınlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[İKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13141</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlki geçtiğimiz yıl Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşen Miss Power II &#8211; Dünya Kadınlar Günü Sanatçılar Buluşması’nın ev sahipliğini bu sene İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) üstleniyor. İKÜ Güzel Sanatlar Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Kadın ve Sosyal Araştırmalar Birimi tarafından düzenlenen Miss Power &#8211; Dünya Kadınlar Günü Sanatçılar Buluşması’nın ikincisi 8 Mart Cuma günü İKÜ Ataköy yerleşkesinde bulunan Önder Öztunalı Konferans Salonu’nda gerçekleşecek. Kavramsal çerçevesini Beral Madra’nın çizdiği Miss Power II Forumu’nun açılış konuşmasını İKÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu yapacak. Organizasyonun moderatörlüğünü Beral Madra üstlenecek. Kendi kimliğini kazanan 8 kadın sanatçının, üretimleri bağlamında sanattaki ayrım ve çeşitliliği anlatacağı etkinliğin konuşmacıları ise Beyza Boynudelik, Bengisu Bayrak, Deniz Pireci, Duygu Nazlı Akova, Gökçe Er, Melike Kılıç ve Manolya Çelikler olacak. &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/kadin-sanatcilar-8-martta-ikude-bulusuyor">Kadın sanatçılar 8 Mart’ta İKÜ’de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="m_-3998489567041738631ydp6cd404caMsoNormal">İlki geçtiğimiz yıl Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleşen Miss Power II &#8211; Dünya Kadınlar Günü Sanatçılar Buluşması’nın ev sahipliğini bu sene İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) üstleniyor.</p>
<p class="m_-3998489567041738631ydp6cd404caMsoNormal">İKÜ Güzel Sanatlar Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Kadın ve Sosyal Araştırmalar Birimi tarafından düzenlenen Miss Power &#8211; Dünya Kadınlar Günü Sanatçılar Buluşması’nın ikincisi 8 Mart Cuma günü İKÜ Ataköy yerleşkesinde bulunan Önder Öztunalı Konferans Salonu’nda gerçekleşecek.</p>
<p class="m_-3998489567041738631ydp6cd404caMsoNormal">Kavramsal çerçevesini Beral Madra’nın çizdiği Miss Power II Forumu’nun açılış konuşmasını İKÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu yapacak. Organizasyonun moderatörlüğünü Beral Madra üstlenecek. Kendi kimliğini kazanan 8 kadın sanatçının, üretimleri bağlamında sanattaki ayrım ve çeşitliliği anlatacağı etkinliğin konuşmacıları ise Beyza Boynudelik, Bengisu Bayrak, Deniz Pireci, Duygu Nazlı Akova, Gökçe Er, Melike Kılıç ve Manolya Çelikler olacak.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13143" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/kadinlargunuiku.png" alt="" width="662" height="945" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/kadinlargunuiku.png 662w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/kadinlargunuiku-210x300.png 210w" sizes="(max-width: 662px) 100vw, 662px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/kadin-sanatcilar-8-martta-ikude-bulusuyor">Kadın sanatçılar 8 Mart’ta İKÜ’de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sergi: Yılmaz Zenger</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sergi-yilmaz-zenger</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jan 2019 09:40:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[aksesuar]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğrafçı]]></category>
		<category><![CDATA[heykeltraş]]></category>
		<category><![CDATA[iç mimar]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[mobilya]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[studio-x istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımcı]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz zenger]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12594</guid>

					<description><![CDATA[<p>2 Ağustos&#8217;ta aramızdan ayrılan sevgili dostumuz Yılmaz Zenger&#8216;in yaşamını ve üretimlerini konu alan bir arşiv sergisi hazırlandı. Studio-X Istanbul ev sahipliğinde hazırlanan sergi, 15 Şubat saat 18.00&#8217;e dek izlenebilir. Sergi hakkında: &#8220;Mimar, iç mimar, mobilya-aksesuar-dekor tasarımcısı, endüstri ürünleri tasarımcısı, fotoğrafçı, sinemacı, ses ve görüntü uzmanı, ressam, heykeltıraş, eğitmen, yazar. Bilim ve teknoloji takipçisi, kullanıcısı, geliştiricisi. Kompozit malzemeyle ürün geliştiricisi, üretici. Kent hakkı, kentlilik hakkı savunucusu. Bilgisini paylaşma tutkunu, ona ait olsun/olmasın tasarım geliştiricisi. Kimine göre bir “Rönesans insanı”, kimine göre “dahi”. O ise ona yakıştırılanlar arasında en çok “hayalci” sıfatını benimsedi; kendini en çok “problem çözücü” olarak tanımladı. Tüm bu özellikleriyle Yılmaz Zenger, bir benzerine daha rastlaması zor, üretken bir yaşam sürdü. Ardında, etkisi sürecek derin izler bıraktı, bize de bu izleri bulmak, kaydetmek, çözümlemek, paylaşmak, yeniden okumak ve yeniden paylaşmak düşüyor. Sergiyi ve paralelindeki arşiv çalışmasını; onun dünyasına girmek için atılmış bir ilk adım olarak ele aldık. Bu çalışma onunla birlikte başladı. Onun işaret ettiği kişilerin katkılarıyla gelişti. Mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar, fotoğrafçılar, sanatçılar, sanat danışmanları, malzeme, üretim ve sağlık sektöründen profesyoneller, reklamcılar, yayıncılar, işverenler, akademisyenler, öğrencileri, ailesi ve ustabaşısı –bir başka deyişle yol arkadaşları– onun üretimini ve düşünce dünyasını yansıtan bireyler olarak devreye girdiler; sözleri, yazıları ve arşivleriyle dokümantasyon ve belgeme sürecine katkı verdiler. Araştırmacının erişimine açmak hedefiyle Yılmaz Zenger’in kendi arşivi üzerinde de çalışılmaya başlandı. Süreli yayınlar başta olmak üzere literatür taraması yapıldı. Bir noktada, işlerini bizlere, yani hepimize emanet ederek aramızdan ayrılan Yılmaz Zenger’in de arzu ettiği üzere, ürünleri, yapıtları, yazıları ve bu külliyatı içinde barındıran arşivi ile birikimlerinin ilerleyen tarihlerde yeni okumalara destek vermesini dileriz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sergi-yilmaz-zenger">Sergi: Yılmaz Zenger</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2 Ağustos&#8217;ta aramızdan ayrılan sevgili dostumuz <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zengeri-kaybettik">Yılmaz Zenger</a>&#8216;in yaşamını ve üretimlerini konu alan bir arşiv sergisi hazırlandı.</p>
<p><a href="https://www.studio-xistanbul.org/tr/events/yilmaz-zenger">Studio-X Istanbul</a> ev sahipliğinde hazırlanan sergi, 15 Şubat saat 18.00&#8217;e dek izlenebilir.</p>
<p><strong>Sergi hakkında:</strong></p>
<p>&#8220;Mimar, iç mimar, mobilya-aksesuar-dekor tasarımcısı, endüstri ürünleri tasarımcısı, fotoğrafçı, sinemacı, ses ve görüntü uzmanı, ressam, heykeltıraş, eğitmen, yazar. Bilim ve teknoloji takipçisi, kullanıcısı, geliştiricisi. Kompozit malzemeyle ürün geliştiricisi, üretici. Kent hakkı, kentlilik hakkı savunucusu. Bilgisini paylaşma tutkunu, ona ait olsun/olmasın tasarım geliştiricisi. Kimine göre bir “Rönesans insanı”, kimine göre “dahi”. O ise ona yakıştırılanlar arasında en çok “hayalci” sıfatını benimsedi; kendini en çok “problem çözücü” olarak tanımladı. Tüm bu özellikleriyle Yılmaz Zenger, bir benzerine daha rastlaması zor, üretken bir yaşam sürdü. Ardında, etkisi sürecek derin izler bıraktı, bize de bu izleri bulmak, kaydetmek, çözümlemek, paylaşmak, yeniden okumak ve yeniden paylaşmak düşüyor.</p>
<p>Sergiyi ve paralelindeki arşiv çalışmasını; onun dünyasına girmek için atılmış bir ilk adım olarak ele aldık. Bu çalışma onunla birlikte başladı. Onun işaret ettiği kişilerin katkılarıyla gelişti. Mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar, fotoğrafçılar, sanatçılar, sanat danışmanları, malzeme, üretim ve sağlık sektöründen profesyoneller, reklamcılar, yayıncılar, işverenler, akademisyenler, öğrencileri, ailesi ve ustabaşısı –bir başka deyişle yol arkadaşları– onun üretimini ve düşünce dünyasını yansıtan bireyler olarak devreye girdiler; sözleri, yazıları ve arşivleriyle dokümantasyon ve belgeme sürecine katkı verdiler.</p>
<p>Araştırmacının erişimine açmak hedefiyle Yılmaz Zenger’in kendi arşivi üzerinde de çalışılmaya başlandı. Süreli yayınlar başta olmak üzere literatür taraması yapıldı. Bir noktada, işlerini bizlere, yani hepimize emanet ederek aramızdan ayrılan Yılmaz Zenger’in de arzu ettiği üzere, ürünleri, yapıtları, yazıları ve bu külliyatı içinde barındıran arşivi ile birikimlerinin ilerleyen tarihlerde yeni okumalara destek vermesini dileriz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sergi-yilmaz-zenger">Sergi: Yılmaz Zenger</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12594</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf karelerinin içlerinde Ara Güler var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/fotograf-karelerinin-iclerinde-ara-guler-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2018 09:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[anı yakalamak]]></category>
		<category><![CDATA[ara güler]]></category>
		<category><![CDATA[foto muhabiri]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[ilber ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[robert langlands]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güler’in fotoğrafları güzellik duygusu, estetik bir haz yayıyor etrafına.. Ara Güler’in iki gündür en çok dolaşan sözü şu oldu: &#8220;Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.&#8221;  Bir fotoğraf ustasının söyleyebileceği en güzel söz olsa gerek. Evde imzalı kitaplarını açıp fotoğraflarına tek tek yeniden bakıyorum. İnsanlar, balıkçılar, martılar, dağlar, ağlar, çocuklar, İstanbul, Anadolu&#8230; Hepsinde bir Ara Güler var. Her kareden bir Ara Güler size bakıyor, aslında Ara Güler, kendi hayatını mükemmel bir şekilde karelerine sığdırmış.  Fotoğrafların arka planında, karelerin içinde Ara Güler’in duygusu, düşüncesi, bakışı, mesajı var. Fotoğraf karelerine sadece gördüklerimiz değil, kendisini de sığdırmış. Karelerden bize bakan Ara’nın da kendisi. Fotoğraflardaki ruh, Ara Güler’in ruhu&#8230; Neye nasıl bakacağını bilmek şüphesiz ki bir yetenek ve ustalık aynı zamanda. Toplumsal tarihimizi izliyoruz kitaplarında. Fotoğraflarını bir metin olarak okuyabilirsiniz. Üzerlerine herkes bir makale yazabilir, toplumsal bir analizin dayanağı olarak kullanabilir&#8230; Veya bir estetik üzerine yazının ayrıntılarını gözlemleyebilirsiniz. *** Geçen hafta ülkemizde 15 gün kalan, yaşayan en büyük matematikçilerden Robert Langlands ile matematik üzerine konuşurken, kendisine büyük Abel Ödülü’nü kazandıran çalışmasıyla ilgili, pratikte neye yarayacak, diye sormuştum. Bunun halka bir yararı yok, demişti, ama matematik için güzel ve önemlidir. Harmoninin bir parçasıdır&#8230; &#8220;Mesela Mozart’a faydacı diyebilir miyiz, bence hayır, yararlı bir müzik falan diyemeyiz. Ama Mozart müziği bizi mutlu ediyor.&#8221;  Ara Güler’in fotoğraflarına da bu gözle baktım. Mutlu ediyor, bir güzellik duygusu, estetik bir haz yayıyor, durup bir daha bakıyorsunuz.  Çok sert olayları da bazen yumuşatarak, üzerlerine güzellikler, duygular, düşünceler serpiştirerek bize sunuyor. Ara Güler’e yeniden sevgiler; güzel yaşadı, güzellikler bıraktı ve merhaba diyerek ayrıldı aramızdan. Ara Güler hata mı yaptı? Not: Ara Güler’in Cumhurbaşkanı RTE’nin fotoğraflarını çekmesi üzerine eleştiriler gırla. Öyle ki bazıları silip atacak Güler’i. Yahu durun, Güler mesleğini yapıyor, ünlüleri fotoğraflayan bir insan. Ayrıca istiyoruz ki “Güler benim gibi düşünsün, benim gibi davransın”... Hayatta öyle bir şey yok. İnsanları yaptığı önemli işlerle anmak ve kabul etmek zorundayız. Hayat siyah ve beyaz uçlarda yaşanmıyor. İkisi arasındaki binlerce ton grilik de geçiyor. Aynı şekilde İlber Ortaylı’nın da binlerce kitabını Cumhurbaşkanı’nın kurduğu büyük kitaplığa hediye etmesi benzer eleştirilere uğradı. Gayet sağlam gerekçeleri var İlber Ortaylı’nın. Nihayetinde bir büyük kütüphane kurulmuş, iyi bir şey Türkiye’ye kalacak.  Aziz Sancar’a da benzer eleştiriler oluyor, niye Cumhurbaşkanı ile görüşüyor vb. Sancar’ı belirleyen, onun temel niteliği bu mu?.. Neyle anacağız insanları? Biraz sakin olalım&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 22 Ekim 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/fotograf-karelerinin-iclerinde-ara-guler-var">Fotoğraf karelerinin içlerinde Ara Güler var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="article-body" class="formatted news-content">
<p><span class="large"><strong>Güler’in fotoğrafları güzellik duygusu, estetik bir haz yayıyor etrafına..</strong></span></p>
<p><span class="large"><strong>A</strong><strong>ra Güler</strong>’in iki gündür en çok dolaşan sözü şu oldu: <em>&#8220;Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.&#8221; </em></span></p>
<p><span class="large">Bir fotoğraf ustasının söyleyebileceği en güzel söz olsa gerek. </span><span class="large">Evde imzalı kitaplarını açıp fotoğraflarına tek tek yeniden bakıyorum. </span><span class="large">İnsanlar, balıkçılar, martılar, dağlar, ağlar, çocuklar, İstanbul, Anadolu&#8230; </span><span class="large">Hepsinde bir Ara Güler var. </span><span class="large">Her kareden bir Ara Güler size bakıyor, aslında Ara Güler, kendi hayatını mükemmel bir şekilde karelerine sığdırmış. </span></p>
<p><span class="large">Fotoğrafların arka planında, karelerin içinde Ara Güler’in duygusu, düşüncesi, bakışı, mesajı var. Fotoğraf karelerine sadece gördüklerimiz değil, kendisini de sığdırmış. </span><span class="large">Karelerden bize bakan Ara’nın da kendisi. </span><span class="large">Fotoğraflardaki ruh, Ara Güler’in ruhu&#8230;</span></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-11631" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/arabey-300x191.jpg" alt="" width="500" height="318" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/arabey-300x191.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/10/arabey.jpg 1000w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><span class="large">Neye nasıl bakacağını bilmek şüphesiz ki bir yetenek ve ustalık aynı zamanda. </span><span class="large">Toplumsal tarihimizi izliyoruz kitaplarında. </span><span class="large">Fotoğraflarını bir metin olarak okuyabilirsiniz. </span><span class="large">Üzerlerine herkes bir makale yazabilir, toplumsal bir analizin dayanağı olarak kullanabilir&#8230; </span><span class="large">Veya bir estetik üzerine yazının ayrıntılarını gözlemleyebilirsiniz.</span></p>
<p><strong><span class="large">***</span></strong></p>
<p><span class="large">Geçen hafta ülkemizde 15 gün kalan, yaşayan en büyük matematikçilerden <strong>Robert Langlands </strong>ile matematik üzerine konuşurken, kendisine büyük Abel Ödülü’nü kazandıran çalışmasıyla ilgili, pratikte neye yarayacak, diye sormuştum. </span><span class="large">Bunun halka bir yararı yok, demişti, ama matematik için güzel ve önemlidir. Harmoninin bir parçasıdır&#8230; </span><em><span class="large">&#8220;Mesela <strong>Mozart</strong>’a faydacı diyebilir miyiz, bence hayır, yararlı bir müzik falan diyemeyiz. Ama Mozart müziği bizi mutlu ediyor.&#8221; </span></em><br />
<span class="large"><br />
Ara Güler’in fotoğraflarına da bu gözle baktım. Mutlu ediyor, bir güzellik duygusu, estetik bir haz yayıyor, durup bir daha bakıyorsunuz.  </span><span class="large">Çok sert olayları da bazen yumuşatarak, üzerlerine güzellikler, duygular, düşünceler serpiştirerek bize sunuyor. </span><span class="large">Ara Güler’e yeniden sevgiler; güzel yaşadı, güzellikler bıraktı ve <em><strong>merhaba</strong></em> diyerek ayrıldı aramızdan.</span></p>
<p><span class="large"><strong>Ara Güler hata mı yaptı?<br />
</strong></span><br />
<span class="large"><strong>Not: </strong>Ara Güler’in Cumhurbaşkanı <strong>RTE</strong>’nin fotoğraflarını çekmesi üzerine eleştiriler gırla. Öyle ki bazıları silip atacak Güler’i. Yahu durun, Güler mesleğini yapıyor, ünlüleri fotoğraflayan bir insan. Ayrıca istiyoruz ki <em>“Güler benim gibi düşünsün, benim gibi davransın”.</em>.. Hayatta öyle bir şey yok. İnsanları yaptığı önemli işlerle anmak ve kabul etmek zorundayız. Hayat siyah ve beyaz uçlarda yaşanmıyor. İkisi arasındaki binlerce ton grilik de geçiyor. </span><span class="large">Aynı şekilde <strong>İlber Ortaylı</strong>’nın da binlerce kitabını Cumhurbaşkanı’nın kurduğu büyük kitaplığa hediye etmesi benzer eleştirilere uğradı. Gayet sağlam gerekçeleri var İlber Ortaylı’nın. Nihayetinde bir büyük kütüphane kurulmuş, iyi bir şey Türkiye’ye kalacak. </span></p>
<p><span class="large"><strong>Aziz Sancar</strong>’a da benzer eleştiriler oluyor, niye Cumhurbaşkanı ile görüşüyor vb. </span><span class="large">Sancar’ı belirleyen, onun temel niteliği bu mu?.. Neyle anacağız insanları? Biraz sakin olalım&#8230;</span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 22 Ekim 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/fotograf-karelerinin-iclerinde-ara-guler-var">Fotoğraf karelerinin içlerinde Ara Güler var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11626</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zenger: Olağandışı tasarımcı, sanatçının ardından</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/zenger-olagandisi-tasarimci-sanatcinin-ardindan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2018 09:16:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[heykeltraş]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımcı]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz zenger]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10686</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her zaman öğrenci ve her zaman öğretmen. Dokunduğu herkeste güzellikler bırakan, etkisini, insaniliğini, yüksek duygu durumunu, büyük bilgi birikimini ve özgün fikirlerini hemen transfer eden, 30 yıllık sevgili dostum. O sabahın öncesi akşam, Yılmaz arıyor: &#8220;Orhan enerjim sıfırlanıyor, yataktan kalkamıyorum, lavaboya bile kalkınca tansiyonum 22’ye fırlıyor&#8230; Çizme, yazma enerjim kalmadı&#8230;&#8221; Benim için alarm noktasıydı bu açıklama, ama ses net, akıl berrak, hiçbir sorun yok bedenin enerjisinden başka. &#8220;Sana bir hastane yatağı alalım yarın diyorum, motorludur, yarı oturur durumda büyük tabletin üzerinden çizimlerini, tasarımlarını hatta yazılarını sürdürürsün.&#8221; Hayatla ilişkisini tasarım, üretim, yazma ile sürdüren, bunları yapamayınca zaten yaşamasının anlamının kalmadığını bilen birisi var karşımda. Ona bu koşulu yaratabilecek her şey önemli. Soruyorum bilenlere, bu tür hastalar için motorlu ev tipi yataklar var, ertesi gün bunlardan bir tane kiralayacağız.    ‘Enerjim bitiyor’ Uzaktan, TV’sinin açık olduğunu duyuyorum, ne oldu CHP’de imzalar diye soruyor. Çok da ilgilenmediği bir konu. Daha bir sürü şey&#8230; Böbrek taşı meselemi soruyor. O taş alçağı üzerine yazacağım diyorum. 15 gün kadar önce ciğerinde biriken sıvının alındığı hastanede yanındaydım. Sonuçta yeni bir enerji kazanacağını düşünüyordu. Ada’ya bize getirtmiştik, 3 gün bizde kaldı ve elindeki fotoğraf makinesi ile detay fotoğraflar çekti, bir sanatçının gözü neleri görüyordu&#8230; Sonra gitti Ören’e, tasarım atölye çalışmasına katıldı. Hasta bir insan normalde bu durumda yerinde kımıldamazken&#8230; Derken sabah Güler, &#8220;Yılmaz’ı kaybettik&#8221;  haberini verdi. Evet, son konuşmayı yaptıktan 5 saat sonra&#8230; Bu kadar hızlı beklemiyordum. Bu beyin bedenini bir süre daha yönetir, yönetsin, en azından kapsamlı sergisinin hazırlandığı Kasım ayına kadar diyordum. Üretme isteği yüksek, bellek pırıl pırıl, yaratıcılığı yerinde, ama beden ise insanı insan yapan beyne ayak uyduramıyor, beyni terk ediyor, onulmaz akciğer hastalığından değil de, kalpten gidiyor.    Olağanüstü bir tasarımcı  Her zaman öğrenci ve her zaman öğretmen. Dokunduğu herkeste güzellikler bırakan, etkisini, insaniliğini, yüksek duygu durumunu, büyük bilgi birikimini ve özgün fikirlerini hemen transfer eden, 30 yıllık sevgili dostum. &#8216;İçinden tasarım geçen insan&#8216;dı Zenger. Her şeyi tasarladı, ev, mobilya, ofis&#8230; Tarihi tasarladı, İstanbul’u heykelleştirdi ve anıtlaştırdı. Kamera tasarladı, var olan dijital oyuncakları tamamen kendine daha büyük olanaklar sunan yeni teknolojilere dönüştürdü. Bilimi, fiziği, elektroniği, ışığı çok iyi biliyor ve çalışmalarında kullanıyordu. Bir zamanlar Kodak’ın fotoğraf filmi çalışma ve tasarımlarına bile katıldı. Malzeme tasarladı, büyük kimyasal malzeme üreten şirketlerin kapıları kendine açıktı. New York dahil pek çok kentte sergiler açtı. Kavramsal heykel sergilerini geometri, matematik, fizik biçimlendiriyordu. UNESCO ile çalıştı ve çok başarılı tasarımlar gerçekleştirdi. Yılmaz, Türkiye’de bir ilki yapan Bilim Merkezleri Vakfı’nın Taşkışla’da faaliyete geçirdiği Deneme Bilim Merkezi’nin ilk Bilim Şenliği’nin kuratörü, tasarımcısı, üreticisiydi. Önünde kuyruklar oluşan, çocuklar için eğlenceli deneysel bilim setleri, oyuncaklarını tasarladı. Sonraki bilim şenlikleri onun beyin, deprem, aynalar, ışık, yanılsama sergileri ile şenlendi.    Üç boyutlu düşünme gücü Birlikte çalıştık, amacımız, dışarıda 15-20 bin dolara satılan deney setlerini burada üretmekti. Çünkü bilim merkezleri ülkemizde hızla gelişecekti ve Türkiye’nin tasarımcı ve üretici beyinlerinin eserleri olmalıydı tüm bilim deney setleri. Türkiye’de bilim merkezleri çoğaldı, ama oyun-bilim setleri hep dışarıdan satın alındı. Yılmaz, zor işlerin adamıydı. ABD’den, ünlü tasarımcılardan, buraya sergi için çizimler gelir ve onları heykellere, büyük tasarımlara ancak Yılmaz dönüştürürdü. Üstün üç boyutlu zihinsel düşleme gücü ile, mekanik ve fizik bilgisi ile olağandışı eserler ortaya çıkarttı. &#8220;Bunu Yılmaz tasarlar ve üretir&#8221; cümlesi tasarım dünyasında çok sık dolaşırdı. Bu alanda büyük ödüller aldı. Ama sade yaşadı, naif kişiliği ile para pul meselelerinde hep kazıklanan insan oldu. Zor düştüğü zamanları hep paylaştı. Ama kötü bir söz hiç dile getirmedi. Çevresinde zora düşenlere hep yardımcı oldu. Öyle üç beş kuruş değil, on binler, yüz binlerle&#8230; Aramıza hiç para girmedi. Zor durumlarda, bunu nasıl aşarızı tartıştık hep&#8230; CBT’de çok haberini yaptık. Sitemizde ve HBT dergisinde son iki ay içinde yayımlanan iki harika (Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği “Sürdürülebilirlik&#8221; ve Yılmaz Zenger: İlkel toplumlar ilkel mi?) yazısını bulacaksınız. Bir de Özlem Yüzak’ın duygu dolu yazısını.. Güzel adam, bizi bıraktın gittin. Yaptıkların, ürettiklerin, tasarım düşüncelerin ışık saçsın yaşayanlara&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 5 Ağustos 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/zenger-olagandisi-tasarimci-sanatcinin-ardindan">Zenger: Olağandışı tasarımcı, sanatçının ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span class="large">Her zaman öğrenci ve her zaman öğretmen. Dokunduğu herkeste güzellikler bırakan, etkisini, insaniliğini, yüksek duygu durumunu, büyük bilgi birikimini ve özgün fikirlerini hemen transfer eden, 30 yıllık sevgili dostum.</span></strong></p>
<p><span class="large">O sabahın öncesi akşam, <strong>Yılmaz </strong>arıyor: <em>&#8220;Orhan enerjim sıfırlanıyor, yataktan kalkamıyorum, lavaboya bile kalkınca tansiyonum 22’ye fırlıyor</em>&#8230; <em>Çizme, yazma enerjim kalmadı&#8230;&#8221;<br />
</em></span><br />
<span class="large">Benim için alarm noktasıydı bu açıklama, ama ses net, akıl berrak, hiçbir sorun yok bedenin enerjisinden başka.<em> &#8220;Sana bir hastane yatağı alalım yarın diyorum, motorludur, yarı oturur durumda büyük tabletin üzerinden çizimlerini, tasarımlarını hatta yazılarını sürdürürsün.&#8221;<br />
</em></span><br />
<span class="large">Hayatla ilişkisini tasarım, üretim, yazma ile sürdüren, bunları yapamayınca zaten yaşamasının anlamının kalmadığını bilen birisi var karşımda. Ona bu koşulu yaratabilecek her şey önemli. Soruyorum bilenlere, bu tür hastalar için motorlu ev tipi yataklar var, ertesi gün bunlardan bir tane kiralayacağız. </span><br />
<strong><span class="large"> </span></strong><br />
<span class="large"><strong>‘Enerjim bitiyor’</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Uzaktan, TV’sinin açık olduğunu duyuyorum, ne oldu CHP’de imzalar diye soruyor. Çok da ilgilenmediği bir konu. Daha bir sürü şey&#8230; Böbrek taşı meselemi soruyor. O taş alçağı üzerine yazacağım diyorum. 15 gün kadar önce ciğerinde biriken sıvının alındığı hastanede yanındaydım. Sonuçta yeni bir enerji kazanacağını düşünüyordu. Ada’ya bize getirtmiştik, 3 gün bizde kaldı ve elindeki fotoğraf makinesi ile detay fotoğraflar çekti, bir sanatçının gözü neleri görüyordu&#8230; Sonra gitti Ören’e, tasarım atölye çalışmasına katıldı. Hasta bir insan normalde bu durumda yerinde kımıldamazken&#8230;<br />
</span><br />
<span class="large">Derken sabah <strong>Güler</strong>, <em>&#8220;Yılmaz’ı kaybettik&#8221;  </em>haberini verdi. Evet, son konuşmayı yaptıktan 5 saat sonra&#8230; Bu kadar hızlı beklemiyordum. Bu beyin bedenini bir süre daha yönetir, yönetsin, en azından kapsamlı sergisinin hazırlandığı Kasım ayına kadar diyordum.<br />
</span><br />
<span class="large">Üretme isteği yüksek, bellek pırıl pırıl, yaratıcılığı yerinde, ama beden ise insanı insan yapan beyne ayak uyduramıyor, beyni terk ediyor, onulmaz akciğer hastalığından değil de, kalpten gidiyor. </span><br />
<span class="large"> </span><br />
<span class="large"><strong>Olağanüstü bir tasarımcı</strong> </span></p>
<p><span class="large"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-10687 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz.jpg 720w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" /></span><span class="large">Her zaman öğrenci ve her zaman öğretmen. Dokunduğu herkeste güzellikler bırakan, etkisini, insaniliğini, yüksek duygu durumunu, büyük bilgi birikimini ve özgün fikirlerini hemen transfer eden, 30 yıllık sevgili dostum.<br />
</span><br />
<span class="large">&#8216;<strong>İçinden tasarım geçen insan</strong>&#8216;dı <strong>Zenger</strong>. Her şeyi tasarladı, ev, mobilya, ofis&#8230; Tarihi tasarladı, İstanbul’u heykelleştirdi ve anıtlaştırdı. Kamera tasarladı, var olan dijital oyuncakları tamamen kendine daha büyük olanaklar sunan yeni teknolojilere dönüştürdü. Bilimi, fiziği, elektroniği, ışığı çok iyi biliyor ve çalışmalarında kullanıyordu. Bir zamanlar Kodak’ın fotoğraf filmi çalışma ve tasarımlarına bile katıldı. Malzeme tasarladı, büyük kimyasal malzeme üreten şirketlerin kapıları kendine açıktı.<br />
</span><br />
<span class="large">New York dahil pek çok kentte sergiler açtı. Kavramsal heykel sergilerini geometri, matematik, fizik biçimlendiriyordu. UNESCO ile çalıştı ve çok başarılı tasarımlar gerçekleştirdi. </span><span class="large">Yılmaz, Türkiye’de bir ilki yapan Bilim Merkezleri Vakfı’nın Taşkışla’da faaliyete geçirdiği Deneme Bilim Merkezi’nin ilk Bilim Şenliği’nin kuratörü, tasarımcısı, üreticisiydi. Önünde kuyruklar oluşan, çocuklar için eğlenceli deneysel bilim setleri, oyuncaklarını tasarladı. Sonraki bilim şenlikleri onun beyin, deprem, aynalar, ışık, yanılsama sergileri ile şenlendi. </span><br />
<span class="large"> </span><br />
<span class="large"><strong>Üç boyutlu düşünme gücü</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Birlikte çalıştık, amacımız, dışarıda 15-20 bin dolara satılan deney setlerini burada üretmekti. Çünkü bilim merkezleri ülkemizde hızla gelişecekti ve Türkiye’nin tasarımcı ve üretici beyinlerinin eserleri olmalıydı tüm bilim deney setleri. Türkiye’de bilim merkezleri çoğaldı, ama oyun-bilim setleri hep dışarıdan satın alındı.<br />
</span><br />
<span class="large">Yılmaz, zor işlerin adamıydı. ABD’den, ünlü tasarımcılardan, buraya sergi için çizimler gelir ve onları heykellere, büyük tasarımlara ancak Yılmaz dönüştürürdü. Üstün üç boyutlu zihinsel düşleme gücü ile, mekanik ve fizik bilgisi ile olağandışı eserler ortaya çıkarttı.<br />
</span><br />
<span class="large"><em>&#8220;Bunu Yılmaz tasarlar ve üretir&#8221; </em>cümlesi tasarım dünyasında çok sık dolaşırdı. Bu alanda büyük ödüller aldı. </span><span class="large">Ama sade yaşadı, naif kişiliği ile para pul meselelerinde hep kazıklanan insan oldu. Zor düştüğü zamanları hep paylaştı. Ama kötü bir söz hiç dile getirmedi. Çevresinde zora düşenlere hep yardımcı oldu. Öyle üç beş kuruş değil, on binler, yüz binlerle&#8230; Aramıza hiç para girmedi. Zor durumlarda, bunu nasıl aşarızı tartıştık hep&#8230;<br />
</span><br />
<span class="large">CBT’de çok haberini yaptık. Sitemizde ve HBT dergisinde son iki ay içinde yayımlanan iki harika (<a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik">Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği “Sürdürülebilirlik&#8221;</a> ve <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-ilkel-toplumlar-ilkel-mi">Yılmaz Zenger: İlkel toplumlar ilkel mi?</a>) </span><span class="large">yazısını bulacaksınız. Bir de <strong>Özlem Yüzak</strong>’ın <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zengeri-kaybettik">duygu dolu</a> yazısını..<br />
</span><br />
<span class="large">Güzel adam, bizi bıraktın gittin. Yaptıkların, ürettiklerin, tasarım düşüncelerin ışık saçsın yaşayanlara&#8230;</span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 5 Ağustos 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/zenger-olagandisi-tasarimci-sanatcinin-ardindan">Zenger: Olağandışı tasarımcı, sanatçının ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10686</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılmaz Zenger’i kaybettik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zengeri-kaybettik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2018 08:19:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[endüstriyel tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[heykeltraş]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarımcı]]></category>
		<category><![CDATA[Yapı Endüstri Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz zenger]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10636</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ah be dostum&#8230; Ah be Yılmaz&#8230; Acı haberin geldi ve yüreğimden bir minik serçe pırpır edip havalandı. Karşımdaki koca çınarın dallarından birine kondu ve “Hani ona telefon edecektin dün akşam? Bak, aramadın, bugüne erteledin ve artık o yok” dedi. Gözümden bir damla yaş aktı ve klavyenin tuşuna damladı&#8230; Zordu senin gibi bir insanın hastalığını kabullenmesi. Seni, koca yaşlı çınara benzetirdim daima. Hiç yıkılmayacak, hep göğe doğru yeni dallarını uzatacak, koca gövdesini rüzgara siper ederek her daim kuşları barındıracak çınar gibiydin&#8230; 86 yaşında bilge bir çınar. Evet, Yılmaz Zenger. Dik duruşundan asla ödün vermeden yaşadın. Ve ağaçlar ayakta ölür derler ya, sen de ayakta öldün. Çözüm insanıydın&#8230; Problem çözücü idin. Var oluşunu yaratıcılığının ve çözüm üretim becerinin üzerine inşa etmiştin ve bunu da hakkıyla yaptın doğrusu. İçindeki küçük çocuğun asla büyümesine izin vermedin. Hocaydın ama onun da ötesinde sınırsız bir öğreticiydin. Evinin, atölyenin kapısı herkese açıktı. Senden bilgi kırıntıları bile alabilmenin önemini anlayanlar o kapıyı kullandılar. Anlamayanlar ise seni kullanmak istediler&#8230; O kadar iyi, o kadar dürüsttün ki, bunu bile önemsemedin. Boş verdin&#8230; Hep ileriye baktın, geleceğe&#8230; Bir adım öndeydin bu konuda. Deneyseldin daima&#8230; Her yeni teknolojiyi hemen özümseyen, yeni malzemeler kullanmasını seven, deneyen&#8230; Başarı kadar başarısızlıkların da önemini bilmiş ve kabullenmiştin. Senin dünyan üretmek üzerineydi. Fabrikan evin, çalışanların ise çocuğun gibiydi. Maddi açıdan en sıkışık olduğun dönemde bile önce işçilerini düşünürdün: “Ne yapalım, onları kapının önüne koyamam ki&#8221; der ve yeni çözümler üretirdin. Dedim ya, sen hep çözüm adamıydın&#8230; Çözümler ürete ürete, problem çöze çöze bugüne geldin. Ve karşına hiç istemediğin anda kötü bir hastalık çıktı. Ona da çözüm bulmak istedin. Türlü yollar denedin. Ama karşındaki bu kez çok sert bir kayaydı sevgili Yılmaz. Ama gücün yettiğince direndin&#8230; Haziran ayında Büyükada’da ağırladık seni. Tekerlekli sandalyeye mahkumdun artık, ama yine de geldin. Uzun konuşunca nefes nefese kalıyordun ama olabildiğince bol sohbet ettik. Ardından Ören’e gittin ve bir çalışma atölyesine katıldın. Konuştun, birikimlerini anlattın. Kaçınılmaz son ise dün gece geldi. Işıklar içinde uyu canım dostum&#8230; Yılmaz Zenger kim diye soranlara, onu tanımamış olup tanımak isteyenlere onun küçük bir hayat hikayesi: &#160; Yılmaz Zenger dünyaca tanınmış bir tasarımcı, mimar ve sanatçıydı. Kendine ait endüstriyel tasarım ve özel ürün üretimi yaptığı tesiste çalışmanın yanı sıra, İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;nde uzun yıllar boyama, heykel, tasarım üzerine ders verdi ve yazılar yazdı. Zenger aynı zamanda, 40 yıl önce kuruluşunda yer aldığı Yapı Endüstri Merkezi&#8217;nin yönetim kurulu üyeliğini görevini de uzun yıllar sürdürdü. Bir mimar, tasarımcı ve sanatçı olarak çok sevdiği bir söz vardı: “Her görünen nesne, görünmesi gereken başka bir şeyin üstünü örter” . İşte Zenger yaşamı boyunca hep örtüleri kaldırıp daha alt katmanlara inmeye çalıştı. Zenger, Herkese Bilim Teknoloji dergisinin de yazarları arasındaydı. Yılmaz Zenger&#8217;in cenazesi, 5 Ağustos Pazar günü, ikindi namazının ardından, Şakirin Camii&#8217;nden kaldırılacak. Özlem Yüzak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zengeri-kaybettik">Yılmaz Zenger’i kaybettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ah be dostum&#8230; Ah be Yılmaz&#8230; Acı haberin geldi ve yüreğimden bir minik serçe pırpır edip havalandı. Karşımdaki koca çınarın dallarından birine kondu ve “Hani ona telefon edecektin dün akşam? Bak, aramadın, bugüne erteledin ve artık o yok” dedi. Gözümden bir damla yaş aktı ve klavyenin tuşuna damladı&#8230;</p>
<p>Zordu senin gibi bir insanın hastalığını kabullenmesi. Seni, koca yaşlı çınara benzetirdim daima. Hiç yıkılmayacak, hep göğe doğru yeni dallarını uzatacak, koca gövdesini rüzgara siper ederek her daim kuşları barındıracak çınar gibiydin&#8230; 86 yaşında bilge bir çınar. Evet, Yılmaz Zenger. Dik duruşundan asla ödün vermeden yaşadın. Ve ağaçlar ayakta ölür derler ya, sen de ayakta öldün. Çözüm insanıydın&#8230; Problem çözücü idin. Var oluşunu yaratıcılığının ve çözüm üretim becerinin üzerine inşa etmiştin ve bunu da hakkıyla yaptın doğrusu. İçindeki küçük çocuğun asla büyümesine izin vermedin. Hocaydın ama onun da ötesinde sınırsız bir öğreticiydin. Evinin, atölyenin kapısı herkese açıktı. Senden bilgi kırıntıları bile alabilmenin önemini anlayanlar o kapıyı kullandılar. Anlamayanlar ise seni kullanmak istediler&#8230; O kadar iyi, o kadar dürüsttün ki, bunu bile önemsemedin. Boş verdin&#8230;</p>
<p>Hep ileriye baktın, geleceğe&#8230; Bir adım öndeydin bu konuda. Deneyseldin daima&#8230; Her yeni teknolojiyi hemen özümseyen, yeni malzemeler kullanmasını seven, deneyen&#8230; Başarı kadar başarısızlıkların da önemini bilmiş ve kabullenmiştin.</p>
<p>Senin dünyan üretmek üzerineydi. Fabrikan evin, çalışanların ise çocuğun gibiydi. Maddi açıdan en sıkışık olduğun dönemde bile önce işçilerini düşünürdün: <em>“Ne yapalım, onları kapının önüne koyamam ki&#8221;</em> der ve yeni çözümler üretirdin. Dedim ya, sen hep çözüm adamıydın&#8230; Çözümler ürete ürete, problem çöze çöze bugüne geldin. Ve karşına hiç istemediğin anda kötü bir hastalık çıktı. Ona da çözüm bulmak istedin. Türlü yollar denedin. Ama karşındaki bu kez çok sert bir kayaydı sevgili Yılmaz. Ama gücün yettiğince direndin&#8230; Haziran ayında Büyükada’da ağırladık seni. Tekerlekli sandalyeye mahkumdun artık, ama yine de geldin. Uzun konuşunca nefes nefese kalıyordun ama olabildiğince bol sohbet ettik. Ardından Ören’e gittin ve bir çalışma atölyesine katıldın. Konuştun, birikimlerini anlattın.</p>
<p>Kaçınılmaz son ise dün gece geldi. Işıklar içinde uyu canım dostum&#8230;</p>
<p><strong><em>Yılmaz Zenger kim diye soranlara, onu tanımamış olup tanımak isteyenlere onun küçük bir hayat hikayesi:</em></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-10687 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz-225x300.jpg 225w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/yz.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 225px) 100vw, 225px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yılmaz Zenger</strong> dünyaca tanınmış bir tasarımcı, mimar ve sanatçıydı. Kendine ait endüstriyel tasarım ve özel ürün üretimi yaptığı tesiste çalışmanın yanı sıra, İstanbul Teknik Üniversitesi&#8217;nde uzun yıllar boyama, heykel, tasarım üzerine ders verdi ve yazılar yazdı. Zenger aynı zamanda, 40 yıl önce kuruluşunda yer aldığı Yapı Endüstri Merkezi&#8217;nin yönetim kurulu üyeliğini görevini de uzun yıllar sürdürdü.</p>
<p>Bir mimar, tasarımcı ve sanatçı olarak çok sevdiği bir söz vardı: <strong><em>“Her görünen nesne, görünmesi gereken başka bir şeyin üstünü örter”</em></strong> . İşte Zenger yaşamı boyunca hep örtüleri kaldırıp daha alt katmanlara inmeye çalıştı. Zenger, Herkese Bilim Teknoloji dergisinin de yazarları arasındaydı.</p>
<p>Yılmaz Zenger&#8217;in cenazesi, 5 Ağustos Pazar günü, ikindi namazının ardından, Şakirin Camii&#8217;nden kaldırılacak.</p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zengeri-kaybettik">Yılmaz Zenger’i kaybettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10636</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 09:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[blok zincir]]></category>
		<category><![CDATA[CERN]]></category>
		<category><![CDATA[dijital sanat]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[e-imza]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[louvre müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eseri]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik dna]]></category>
		<category><![CDATA[tablo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı, tablosunu tamamladı. Boyası kururken, tablonun bir kenarına Sentetik DNA yapıştıracak. Bu, kendi DNA’sı değil: Adı üstünde, yapay bir DNA. Bunu bir laboratuvar hazırlıyor. Nasıl ki her insanın farklı görünümünü DNA’sı sağlıyorsa, bu tablo da “kendi” DNA’sı ile özgün olacak. Başkası aynısını kopyalasa bile DNA’sını kopyalaması mümkün değil. En azından, “şimdilik” değil. Çünkü sanat dünyasında sahtecilik, son derece olağan. Piyasası 55 milyar dolar hesaplanıyor: Burada bir eserin sahte olduğunun anlaşılması, alana da satana da zarar ziyan. Ayrıca, parayla ölçülemeyecek prestij kaybı. Şimdilik mükemmel bir önlem gibi görünen bu yenilikçiliği, New York Eyalet Üniversitesi (NYSU) Küresel İnovasyon Merkezi (GCI) sundu. Dünyanın en aktif, en büyük sanat piyasasının bulunduğu New York’ta sahteciliğe karşı önlem olarak Sentetik DNA projesini geliştirdi. Buna 2 milyon dolar desteği, sigorta şirketi ARIS hemen verdi. Böyle bir şeyin işe yarayacağı anlaşılınca ARIS, bu teknolojiyi üniversiteden satın aldı. Ve bu konuyla ilgilenecek kendi şirketini kurdu. Tablonun e-imzası var Sentetik DNA sadece tablolar için değil, seramikten heykele bütün sanat eserleri için kullanılabilecek. Bu, tıpkı otomobilin şasi numarası gibi bir şey. Ya da kredi kartındaki güvenlik numarası gibi. Kağıt parada özel ışıkla görülebilen işaretler gibi. Bir tür e-imza. Sentetik DNA bir laboratuvarda hazırlanan bir biyomühendislik ürünü. Esere zarar vermeyecek. Çevresel koşullardan etkilenmeyecek. Üzerinde oynanamayacak. O eser ile “gerçek” sanat eserlerini sıralayan veri tabanı arasındaki bağ. Gerektiğinde bu sentetik imza, özel bir tarayıcıyla okunabilir. Birisi bu pul kadar küçük DNA’yı oradan kazımaya kalksa bile, iz bırakmadan bunu başaramaz. İnovasyon, hemen ticarileşti Yenilikçiliği düşünmek, ortaya çıkartmak 1 numaralı gerek, ama 2 numaralı gerek, o inovasyondan bir fayda sağlamak. ABD’deki girişimin biraz daha farklısını bir İngiliz şirketi yapıyor: Sanat eserine, sadece o esere özgü, üzerinde oynanamayan bir özel yapım etiket basıyor. Bu etikette kullanılan boya, işaretler, şekiller, rakamlar tamamen ve sadece o eser için. Etiketin inceliği 8-30 mikron arasında değişiyor. Örneğin, 8 mikronluk alüminyum etiketi yerinden çıkartmaya çalışınca etiket sıvaşıyor, bunu yapanın foyası ortaya çıkıyor. Esere konulan etiket, şirketin kataloğunda kayıtlı. Ama elbette bütün bu güvenlik önlemleri aşılamaz diye bir şey de yok. Zaten bu tür yenilikçi önlemler, yeni eserler için geçerli. Blok zinciri çare mi? Bitcoin’le yakından uzaktan akraba şifreli paraların işletim sistemi Blok Zinciri (Block chain) de acaba sanat sahteciliğine karşı bir önlem olabilir mi? Hele de dijital sanat eserlerinin korunmasına karşı? Dijital sanat da çünkü pek hızla değer kazanan bir alan. Sahteciliğe de en uygun sanat dalı: Bilgisayar destekli tasarımla (CAD) taklit edilemeyecek bir şey kaldı mı acaba? Üstelik, dijital sanat zaten internette yaşıyor. İnternet, haklanmaya hep açık. Bütün bu sorunlara rağmen, dijital sanat eserinin orijinalliğini korumak isteyen galeriler, tıpkı noter veya banka işlemi gibi çalışan Blok Zinciri’ni kullanmaya başladı. Bir dijital esere, “şimdilik” kırılamayacak kadar karışık 34 – 67 haneli karman çorman bir şifre -otomatik ve gelişigüzel- veriliyor. Eser, bu şifreyle izleniyor. Eserin el değiştirmesi sırasında bu şifre sürekli yenilendiği için, eskisinin hükmü kalmıyor. Louvre’da mini CERN Sahteciliğe karşı Paris/Louvre Müzesi ise, 2.1 milyon euro’ya yeni satın aldığı, 37 metre uzunluğunda parçacık hızlandırıcısını (CERN benzeri) kullanmaya başladı. Cihaz, parçacıkları saniyede 20 bin km hızla esere yollayacak, oluşacak radyasyon ölçülecek. Eserin gerçekliğini saptamak için&#8230; Louvre’un 15 metre altındaki laboratuvarda benzer bir cihaz 1989’dan beri çalışıyordu. Ancak günde 8-10 saat işleyebiliyordu. Zamanla sahtecilik bağlantılı sorunlar arttığı için daha ileri teknolojik yeni bir cihaz gerekti. Şimdi 24 saat çalışacak. Edip Emil Öymen *Bu yazı 15.12.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza">Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçı, tablosunu tamamladı. Boyası kururken, tablonun bir kenarına Sentetik DNA yapıştıracak. Bu, kendi DNA’sı değil: Adı üstünde, yapay bir DNA. Bunu bir laboratuvar hazırlıyor. Nasıl ki her insanın farklı görünümünü DNA’sı sağlıyorsa, bu tablo da “kendi” DNA’sı ile özgün olacak. Başkası aynısını kopyalasa bile DNA’sını kopyalaması mümkün değil. En azından, “şimdilik” değil. Çünkü sanat dünyasında sahtecilik, son derece olağan. Piyasası 55 milyar dolar hesaplanıyor: Burada bir eserin sahte olduğunun anlaşılması, alana da satana da zarar ziyan. Ayrıca, parayla ölçülemeyecek prestij kaybı.</p>
<p>Şimdilik mükemmel bir önlem gibi görünen bu yenilikçiliği, New York Eyalet Üniversitesi (NYSU) Küresel İnovasyon Merkezi (GCI) sundu. Dünyanın en aktif, en büyük sanat piyasasının bulunduğu New York’ta sahteciliğe karşı önlem olarak Sentetik DNA projesini geliştirdi. Buna 2 milyon dolar desteği, sigorta şirketi ARIS hemen verdi. Böyle bir şeyin işe yarayacağı anlaşılınca ARIS, bu teknolojiyi üniversiteden satın aldı. Ve bu konuyla ilgilenecek kendi şirketini kurdu.</p>
<p><strong>Tablonun e-imzası var </strong></p>
<p>Sentetik DNA sadece tablolar için değil, seramikten heykele bütün sanat eserleri için kullanılabilecek. Bu, tıpkı otomobilin şasi numarası gibi bir şey. Ya da kredi kartındaki güvenlik numarası gibi. Kağıt parada özel ışıkla görülebilen işaretler gibi. Bir tür e-imza.</p>
<p>Sentetik DNA bir laboratuvarda hazırlanan bir biyomühendislik ürünü. Esere zarar vermeyecek. Çevresel koşullardan etkilenmeyecek. Üzerinde oynanamayacak. O eser ile “gerçek” sanat eserlerini sıralayan veri tabanı arasındaki bağ. Gerektiğinde bu sentetik imza, özel bir tarayıcıyla okunabilir. Birisi bu pul kadar küçük DNA’yı oradan kazımaya kalksa bile, iz bırakmadan bunu başaramaz.</p>
<p><strong>İnovasyon, hemen ticarileşti</strong></p>
<p>Yenilikçiliği düşünmek, ortaya çıkartmak 1 numaralı gerek, ama 2 numaralı gerek, o inovasyondan bir fayda sağlamak. ABD’deki girişimin biraz daha farklısını bir İngiliz şirketi yapıyor: Sanat eserine, sadece o esere özgü, üzerinde oynanamayan bir özel yapım etiket basıyor. Bu etikette kullanılan boya, işaretler, şekiller, rakamlar tamamen ve sadece o eser için. Etiketin inceliği 8-30 mikron arasında değişiyor. Örneğin, 8 mikronluk alüminyum etiketi yerinden çıkartmaya çalışınca etiket sıvaşıyor, bunu yapanın foyası ortaya çıkıyor. Esere konulan etiket, şirketin kataloğunda kayıtlı. Ama elbette bütün bu güvenlik önlemleri aşılamaz diye bir şey de yok. Zaten bu tür yenilikçi önlemler, yeni eserler için geçerli.</p>
<p><strong>Blok zinciri çare mi?</strong></p>
<p>Bitcoin’le yakından uzaktan akraba şifreli paraların işletim sistemi Blok Zinciri (Block chain) de acaba sanat sahteciliğine karşı bir önlem olabilir mi? Hele de dijital sanat eserlerinin korunmasına karşı? Dijital sanat da çünkü pek hızla değer kazanan bir alan. Sahteciliğe de en uygun sanat dalı: Bilgisayar destekli tasarımla (CAD) taklit edilemeyecek bir şey kaldı mı acaba? Üstelik, dijital sanat zaten internette yaşıyor. İnternet, haklanmaya hep açık.</p>
<p>Bütün bu sorunlara rağmen, dijital sanat eserinin orijinalliğini korumak isteyen galeriler, tıpkı noter veya banka işlemi gibi çalışan Blok Zinciri’ni kullanmaya başladı. Bir dijital esere, “şimdilik” kırılamayacak kadar karışık 34 – 67 haneli karman çorman bir şifre -otomatik ve gelişigüzel- veriliyor. Eser, bu şifreyle izleniyor. Eserin el değiştirmesi sırasında bu şifre sürekli yenilendiği için, eskisinin hükmü kalmıyor.</p>
<p><strong>Louvre’da mini CERN</strong></p>
<p>Sahteciliğe karşı Paris/Louvre Müzesi ise, 2.1 milyon euro’ya yeni satın aldığı, 37 metre uzunluğunda parçacık hızlandırıcısını (CERN benzeri) kullanmaya başladı. Cihaz, parçacıkları saniyede 20 bin km hızla esere yollayacak, oluşacak radyasyon ölçülecek. Eserin gerçekliğini saptamak için&#8230;</p>
<p>Louvre’un 15 metre altındaki laboratuvarda benzer bir cihaz 1989’dan beri çalışıyordu. Ancak günde 8-10 saat işleyebiliyordu. Zamanla sahtecilik bağlantılı sorunlar arttığı için daha ileri teknolojik yeni bir cihaz gerekti. Şimdi 24 saat çalışacak.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 15.12.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza">Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür ve sanat</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 09:33:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[biz]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[deha]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kavram]]></category>
		<category><![CDATA[kendini bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<category><![CDATA[üretmek]]></category>
		<category><![CDATA[ustalık]]></category>
		<category><![CDATA[voltaire]]></category>
		<category><![CDATA[yazı yazmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! Anonim Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir. Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu Voltaire, eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”. İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. Karl Marx’ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda… Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü Picasso’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor. Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir. Kültür, Fransızca üretmek, sanat ise Arapça beceri ve ustalık sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe ekin denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. M. Ertuğrul Saraçbaşı, Damıtılmış Sözler ve Celâl Üster, Sözün Özü.) Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, toplumcu kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı Darwin, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof Nietzsche, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez. Aziz Nesin, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü Guernica eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı. Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim vb. tartışmalı sanatlar vardır. Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe sanatçı payesi veririz. Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü Kawabata’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi Mişima’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler. Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, özgürlük ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran Dante ve Machiavelli Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı özgür sanatların özerkliğini savundular. İmam Ghazali (Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde kendini bilmek erdemi haddini bilmek olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a şirk koşmakla yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (Suna Kili 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında C.M. Altar gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor. Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. André Malraux Sanatçı, olmazı olur kılan insan. Adnan Binyazar (Yazarın düzeltisiyle. BG) *Henry Glassie, Turkish Traditional Arts Today (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993. Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hele bir şeyler söyle, bir şeyler yaz ki, tanışalım seninle! </em><strong>Anonim</strong></p>
<p>Bizde yazıya soyut kavramlara tanımla girmek geleneği yaygındır. Kavramlar tanımlanır, benzerlik ve farklar sıralanıp, ünlülerden birkaç alıntı yapılır, bazı kaynaklardan söz edilerek yazı bitirilmiş olur. Tanım yapmak, kültür ve sanat kavramlarını tanımlamak hiç de kolay değildir.</p>
<p>Aydınlanma Çağı’nın (18. yy) ünlü filozofu <strong>Voltaire,</strong> eleştirmenlerine meydan okuyarak “Tanımlayabildiğiniz her sorunu tartışmaya hazırım” der, deneyenleri iki hamlede mat edermiş: “Tanımınız yanlış veya geçerli değil”. Osmanlı deyimi, tam bu güçlüğü yansıtır: “Tanım, benzerleri içermeli, farklıları dışlamalı”.</p>
<p>İki insanbilimci, kültür tanımlarını derlemeye çalışmışlar, 160’tan fazla tanım bulunca, tanımlanamaz sonucuna varmışlar ve gerekçesini yazmışlar. <strong>Karl Marx’</strong>ın “İnsanın yarattığı her şey kültür” tanımı, sanatı da içerdiği için işime yarayabilirdi. Ne var ki, bilimsel kavrama yaklaştığı halde, hiçbir şey söylemiyor kültür ve sanat konusunda…</p>
<p>Sanat kavramında, durum pek farklı ya da umut verici değildir. Ünlü <strong>Picasso</strong>’ya sanatı sormuşlar, “Sanat, ne değildir ki!” deyip eklemiş: “O her ne ise, her şeyde ondan bir şeyler vardır”. Yani, sanat, adını koyamadığı bir şey!  İşim gerçekten zor; insanın yarattığı her şey, adı konulamayan bir şey üzerinde, neler diyebilirim ki? Üstelik bu iki sözcük dilimizde “kültür ve sanat” olarak genellikle birlikte, hatta eş anlamda kullanılıyor.</p>
<p>Özdeş olmasalar da kültür tarihinde sanattan, sanat tarihinde kültürden söz edilir.</p>
<p>Kültür, Fransızca <em>üretmek</em>, sanat ise Arapça beceri ve <em>ustalık</em> sözcüklerinden geliyor. Kültür karşılığında, Türkçe <em>ekin</em> denendi ama tutmadı. Sanatın türlüsü var da Türkçesi yok. “Kültürcüler” azdır. Sanatçılar, sanattan çok “sanatçı kişiliği”nden söz ederler. (Bkz. <strong>M.</strong> <strong>Ertuğrul</strong> <strong>Saraçbaşı</strong>, <em>Damıtılmış Sözler</em> ve <strong>Celâl Üster, </strong><em>Sözün Özü</em>.)</p>
<p>Kültür insanları, geçmişe ve değerlere saygılı, uyumlu, <em>toplumcu </em>kişilerdir. Sanatçılar ise geleceğe yönelik, çatışmacı, tok sözlü kişiler… Evrim kuramcısı <strong>Darwin</strong>, yaratılış inancına saygılıdır: “İlk hücrenin nereden geldiğini bilmiyoruz” der. Oysa sanatçı filozof <strong>Nietzsche</strong>, aynı yıllarda “Tanrı öldü, çünkü artık ona inanmıyoruz” demekten çekinmez.</p>
<p><strong>Aziz Nesin</strong>, kendini alamadı çoğunluğumuzu “budala” ilan etti. Picasso, ünlü <em>Guernica</em> eserini öven Alman generale, “Onu ben değil siz yaptınız” demiş. Sanatçı, hayat veya sanat için değil, kendi kişiliğini özgürce ya da gönlünce yaşamak için seçmiştir sanatı.</p>
<p>Sanat denince akla güzel ve özgür sanatlar gelirse de, etik sayılmayan: <em>Casusluk, eğitim, demagoji, iletişim, savaş, soygun, yaşam, yergi, yönetim</em> vb. tartışmalı sanatlar vardır.</p>
<p>Sanat, özgürlüğün çocuğu ise, sanatçı özgür ve cesur kişidir, ötekileştirmez. BİZ der ama BEN’cidir. Özgürler az, geleneksel olanlar çoktur*. Her yazana, türkü çağırana, Musiki Muallim Çemiyeti’nin akça pakça komşularına cömertçe<em> sanatçı</em> payesi veririz.</p>
<p>Japon kültüründe her şey, ölmek bile bir sanat olarak görülür. Nobel ödüllü<strong> Kawabata</strong>’nın gazla intihar etmesi beğenilmez de, aşırı milliyetçi <strong>Mişima</strong>’nın kılıcıyla dövüşerek ölmesi övülür. Sanatçı kişi, bir samuray gibi savaşarak ölmeli, derler.</p>
<p>Güzel ve özgür sanatlar, dinlerin çatısı altında doğmadı ama kanatları altında gelişti. Ortaçağlarda, <em>özgürlük</em> ararken dincilerin baskısından kurtuldu. Başkaldıran <strong>Dante</strong> ve<strong> Machiavelli</strong> Rönesans’ı hazırladı. Sanatçılar, Sanayi Devrimi’nde laik devlete sığındılar, sömürgeci ve diktacı güçlere karşı <em>özgür sanatların özerkliğini</em> savundular.</p>
<p><strong>İmam Ghazali </strong>(Tehafüt’te) aklı özgürleştiren bilime ve sanata karşı çıktı. Nizamiye Medresesi’nde <em>kendini bilmek</em> erdemi <em>haddini bilmek </em>olarak yorumlandı. Yaratıcı sanat, Allah’a <em>şirk koşmakla</em> yargılandı. Bir Kültür Devrimi yapan Cumhuriyet (<strong>Suna Kili</strong> 1990), Özgür Sanatları özendirdi. Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında <strong>C.M. Altar</strong> gibi laik genel müdürlerle yönetilen özgür sanatlar, AKP yönetiminde, “Devlet Güzel Sanatlar Kurumu” tasarısıyla, merkezi yürütmenin gözetim ve denetimi altına alınmak isteniyor.</p>
<p><em>Sanatçı, dehasını kimseyi hoşnut etmemeyi göze alarak keşfeder. </em><strong>André Malraux</strong></p>
<p><em>Sanatçı, olmazı olur kılan insan.</em> <strong>Adnan Binyazar </strong>(Yazarın düzeltisiyle. BG)</p>
<p><strong>*Henry Glassie, </strong><em>Turkish Traditional Arts Today</em> (Günümüzün Geleneksel Türk Sanatları) Editör, İlhan Başgöz. T.C. Kültür Bakanlığı ve Kentucky University Press, 1993.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kultur-ve-sanat">Kültür ve sanat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6077</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2017 12:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[descartes]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kas hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sma]]></category>
		<category><![CDATA[sokrates]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar. *** Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı! Doğan Kuban hoca bu haftaki yazısında “Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır” diyor.  Ve “insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.” Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor. Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık! Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor: &#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. Fakat kötülük de örgütlenir. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir&#8230;” Bize bir de teselli veriyor: “Fakat aklın bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri de kazandırdığını” unutmayalım! Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın! Bozkurt Güvenç ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: “zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” Merakla okuyacaksınız. 17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen Anton Leeuwenhoek bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor Mustafa Çetiner ve yanıtını Descartes’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.” Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.” Eğitime ve okula gelmişken Hasan Şimşek’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim. Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor Kutay Deniz Atabay ve Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu. Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda Müfit Akyos, yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.” Tanol Türkoğlu, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür mağara devrinde yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz? Yazarımız Erdal Musoğlu, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi? Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu… Fiziğin çok ünlü Curie ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, Filiz Korkmaz ve İrem Yılmaz. Coşkun Özdemir, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da. Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü. Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla… HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız&#8230; Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli! http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4959 size-medium alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/egis.jpg 1720w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><em>Eğitim İş İstanbul 2 No&#8217;lu şube her hafta HBT’yi öğretmenlere hediye olarak dağıtıyor. &#8220;Bu eğitim yılında da ziyaret ettiğimiz her okula en az bir adet dergi götürüyoruz” diyorlar. İşte dergi hazırlama çalışmalarından bu fotoğrafı bizimle ve HBT okurlarıyla paylaşıyorlar</em>.</p>
<p>***</p>
<p>Yeni yılın ilk Herkese Bilim Teknoloji’sinin 41. sayısıyla sizlere merhaba diyelim. Kapağımız, atalarımızın mağaraya girer girmez en önemli sanatsal etkinliği olan duvar sanatlarını konu alıyor. Ve Nilgün arkadaşımız yazısına Türkiye’deki mağaralardan örnekleri de ekliyor. İlk atalarımız doğuştan sanatçı!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca bu haftaki yazısında “<em>Uygarlık, insanın hayvandan ayrılma sürecinin son aşamasıdır</em>” diyor.  Ve “<em>insana özgü akıl denen mekanizma&#8230; Kendisinden istenen işi gerçekleştirir. Kötü, iyi, doğru, yanlış, düşünce ve iradenin saptadığı amaçlardır.</em>”</p>
<p>Bu saptamasıyla uygarlığı insanın varoluşuyla, dünya sahnesine çıkmasıyla başlatıyor.</p>
<p>Ama ne uygarlık! Bugün bir çılgınlık içinde yaşayan 8 milyar bir kalabalık!</p>
<p>Kuban, bu hafta HBT’de yayımlanan yazısında şu saptamalarıyla uygarlığın karakterine nesnel bir açıklama getiriyor:</p>
<p><em>&#8220;İnsanlar, hiç olmazsa Sokrates’ten bu yana, doğruluk, iyilik, hoşgörü, alçak gönüllülük, hak, hukuk, güzellik, cinayete, yalan bağlamında kurallar geliştirmiş, yasalar yapmış, bunları örgütlenmiş toplum sistemleri haline getirmişlerdir. <strong>Fakat kötülük de örgütlenir</strong>. Engizisyon, savaş, yağma, ideoloji, haçlı seferi, sömürgecilik, zorbalık, çetecilik örgütlenmiş kötülüklerdir</em>&#8230;”</p>
<p>Bize bir de teselli veriyor: “<em>Fakat aklın <strong>bize uygarlık, bilim, felsefe, sanat yetenekleri</strong> de kazandırdığını</em>” unutmayalım!</p>
<p>Zaten insanoğlunun bu etkinlikleri de olmasa, “çek dünyanın kuyruğunu” diyesi gelir insanın!</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong> ise zamanı kavramsal ve nesnel olarak inceliyor. Zaman kavramının tarihsel gelişimi içindeki serüvenine, çeşitli düşünce ve bilim duraklarındaki anlamına ve evrimine bakarken vardığı sonuç şu: <em>“zaman, bir illüzyon (hayal) değil, uygarlık, özgürlük, adalet, istiklal, laiklik vd. gibi kavramsal bir gerçek(lik)’tir.” </em>Merakla okuyacaksınız.</p>
<p>17 yy. da Hollanda’da doğan, kumaş tüccarı ve şarap eksperi iken mikroskobu keşfederek bilim tarihine geçen <strong>Anton Leeuwenhoek</strong> bu buluşunu nasıl yaptı diye soruyor <strong>Mustafa Çetiner</strong> ve yanıtını <strong>Descartes</strong>’ın, 17. yy Hollanda’sını tanımlamasında buluyor: “<strong><em>Özgürlüğün tam anlamıyla hissedildiği, güvenliğin en üst, suçun ise en alt düzeyde olduğu, örf ve adetlerin en sade biçimiyle yaşandığı başka bir ülke bilmiyorum.</em></strong>”</p>
<p>Yani bilimsellik, keşif ve üst değer ifade eden insanlığın tüm temel etkinlikleri için, uygun ortam vazgeçilmez koşul.  Çetiner’in yazısından: “Leeuwenhoek’un yaşadığı Hollanda ticaretin en yoğun yapıldığı, insanların müzik, sanat ve eğitim için yanıp tutuştuğu bir ülkeydi. Leeuwenhoek’un Hollanda’sında her köyde bir okul vardı.”</p>
<p>Eğitime ve okula gelmişken <strong>Hasan Şimşek</strong>’in yazısında PISA sonuçlarını incelediği analizini hiç kaçırmayalım derim.</p>
<p>Bir bilim tarihinden nefis bir yaprak açıyor <strong>Kutay Deniz Atabay </strong>ve<strong> Türker Kılıç, “Andreas Vesalius ve Modern Anatominin Uyanışı”</strong>nı anlatıyorlar. Bir cesaretin nasıl 1400 yıllık bir inanışı yıkıp, gerçeği başlattığının da öyküsü bu.</p>
<p>Ülkemizin en baş dertlerinden biri olan bilim ve teknoloji üretimi konusunda<strong> Müfit Akyos, </strong>yine tarihten bir yazı ile bugün yapılması gerekenleri anımsatıyor: “<strong>Bilimsiz Teknoloji, Teknolojisiz Yenilik olmaz.</strong>”</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>, içinde yüzdüğümüz veri bombardımanına bambaşka bir açıdan bakıyor ve diyor ki: “Bilgi çağında dış dünya etkileşimi geometrik olarak artarken <strong>tefekkür süreci aynı oranda gelişmiyor</strong>. Tam tersine geriliyor. Zihin; veri ve enformasyon bombardımanına uğradıkça, birey bunları hazmedecek vakti bir türlü bulamıyor&#8230; Günümüz bireyi her ne kadar adı bilgi çağı olsa bile bir tür <strong>mağara devrinde</strong> yaşamaktadır. Belki de “Dijital bir mağara!” Ne dersiniz?</p>
<p>Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong>, paylaşım ekonomisini enine boyuna inceliyor ve soruyor, Acaba bu bir modern kölelik mi?</p>
<p>Dergimiz çok zengin: Sigarayı bırakmanın bilimsel olarak kanıtlanmış 10 yolu…</p>
<p>Fiziğin çok ünlü <strong>Curie</strong> ailesini hayalleri ile birlikte tanıtıyor, <strong>Filiz Korkmaz</strong> ve <strong>İrem Yılmaz.</strong></p>
<p><strong>Coşkun Özdemir</strong>, kas hastalığı SMA konusunda bir umut haberini verirken, daha onlarca haber, yazı, fotoğraf ile size merhaba diyoruz bu hafta da.</p>
<p>Unutmayın, cumaları HBT dergimizle beyin besleme günü.</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden görüşmek dileği ve ülkece kötü bir başlangıç yapmamıza rağmen mutlu bir yeni yıl umuduyla…</p>
<p><strong>HBT ile geleceği inşa etmek iddiasındayız</strong>&#8230;</p>
<p>Dergimize dijital abone olarak geçmiş sayılara da ulaşabilirsiniz. Üstelik 10 Ocak&#8217;a dek dijital abonelik indirimli!<br />
<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik">http://www.herkesebilimteknoloji.com/yilbasi-hediye-abonelik</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/uygarlik-hayvandan-ayrilmanin-son-asamasi-mi">Uygarlık, hayvandan ayrılmanın son aşaması mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4957</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
