<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>satürn arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/saturn/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/saturn</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Apr 2025 09:37:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>25 Nisan şafak vaktinde gökyüzüne bakın: İki gezegen ve hilal, &#8216;gülümseyen yüz&#8217; oluşturacak</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/25-nisan-safak-vaktinde-gokyuzune-bakin-iki-gezegen-ve-hilal-gulumseyen-yuz-olusturacak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 09:37:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[gök gözlemi]]></category>
		<category><![CDATA[gök olayı]]></category>
		<category><![CDATA[hilal]]></category>
		<category><![CDATA[kavuşum]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[teleskop]]></category>
		<category><![CDATA[venüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32341</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gökyüzünde nadir görülen bir “gülümseyen yüz” olayı yarın (25 Nisan) şafak vaktinde yaşanacak. “Üçlü kavuşum” olarak adlandırılan bu gök olayında Venüs, Satürn ve hilal şeklindeki Ay’ın ufukta bir “gülümseme” oluşturmasına tanık olacağız. NASA&#8217;ya göre, bu gök olayını gün doğumundan hemen önce doğu ufkuna yakın bir yerde görebilirsiniz. “Dünya’nın her yerinden görülebilir” Bu olayda kendisini gösterecek olan her iki gezegen de parlak; dolayısıyla çıplak gözle kolayca görülebilir olacak. Ancak bir teleskop veya yıldız gözlem dürbünü, Ay’ın ayrıntılarını daha iyi seçmenize yardımcı olabilir. NASA’nın Güneş Sistemi Uzmanı Brenda Culbertson, “Kavuşumu görmek isteyen herkes, açık bir doğu ufku bulmalı,&#8221; diye belirtiyor ve ekliyor: “Gülümseyen yüz, iyi görüntüleme koşulları olmak suretiyle Dünya&#8217;nın her yerinden görülebilir.” Astronomide, iki veya daha fazla gök cisminin gece gökyüzünde birbirine çok yakın görünmesine “kavuşum” deniyor. Bir arada görünen üç cisim söz konusu olduğunda ise buna “üçlü kavuşum” adı veriliyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/25-nisan-safak-vaktinde-gokyuzune-bakin-iki-gezegen-ve-hilal-gulumseyen-yuz-olusturacak">25 Nisan şafak vaktinde gökyüzüne bakın: İki gezegen ve hilal, &#8216;gülümseyen yüz&#8217; oluşturacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gökyüzünde nadir görülen bir “gülümseyen yüz” olayı yarın (25 Nisan) şafak vaktinde yaşanacak.</p>
<p>“Üçlü kavuşum” olarak adlandırılan bu gök olayında Venüs, Satürn ve hilal şeklindeki Ay’ın ufukta bir “gülümseme” oluşturmasına tanık olacağız.</p>
<p>NASA&#8217;ya göre, bu gök olayını gün doğumundan hemen önce doğu ufkuna yakın bir yerde görebilirsiniz.</p>
<h4><strong>“Dünya’nın her yerinden görülebilir”</strong></h4>
<p>Bu olayda kendisini gösterecek olan her iki gezegen de parlak; dolayısıyla çıplak gözle kolayca görülebilir olacak. Ancak bir teleskop veya yıldız gözlem dürbünü, Ay’ın ayrıntılarını daha iyi seçmenize yardımcı olabilir.</p>
<p>NASA’nın Güneş Sistemi Uzmanı Brenda Culbertson, “Kavuşumu görmek isteyen herkes, açık bir doğu ufku bulmalı,&#8221; diye belirtiyor ve ekliyor: “Gülümseyen yüz, iyi görüntüleme koşulları olmak suretiyle Dünya&#8217;nın her yerinden görülebilir.”</p>
<p>Astronomide, iki veya daha fazla gök cisminin gece gökyüzünde birbirine çok yakın görünmesine “kavuşum” deniyor.</p>
<p>Bir arada görünen üç cisim söz konusu olduğunda ise buna “üçlü kavuşum” adı veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.livescience.com/space/astronomy/two-planets-will-form-a-smiley-face-with-the-moon-on-april-25-heres-where-to-look" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/25-nisan-safak-vaktinde-gokyuzune-bakin-iki-gezegen-ve-hilal-gulumseyen-yuz-olusturacak">25 Nisan şafak vaktinde gökyüzüne bakın: İki gezegen ve hilal, &#8216;gülümseyen yüz&#8217; oluşturacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32341</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güneş Sistemi’nin uydu kralı artık Satürn</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/gunes-sisteminin-uydu-krali-artik-saturn</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 08:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilimin heyecan verici olmasının en büyük nedeni, her an kabullerimizi yıkma olasılığı olsa gerek. Bunlardan biri daha gerçekleşti. Bugüne kadar en fazla uyduya sahip gezegenin 79 uyduyla Jüpiter olduğunu sanıyorduk. Ancak son keşifle böyle olmadığı anlaşıldı. Uluslararası Astronomi Birliği’ne bağlı Küçük Gezegen Merkezi’nin açıklamasına göre, görüntülenen 20 yeni uydu ile Satürn, artık Güneş Sistemi’nde en fazla uyduya sahip gezegen. Keşifle gezegenin ay sayısı 82 olarak güncellendi. Başkent Washington&#8217;daki Carnegie Enstitüsü&#8217;nden astronom Scott Sheppard, bunun geçici bir durum olmadığını ve Satürn’ün bu unvanı korumaya devam edeceğini söylüyor. Çünkü Satürn’ün yaklaşık 100 uydusu olduğu tahmin ediliyor. Satürn’ün 20 yeni ayının 17&#8217;si ters yönde dönüyor. Bu yörüngeler yanda kırmızıyla gösteriliyor. Satürn ile aynı yönde dönen yeni ay sayısı ise üç. Bunlardan ikisi (mavi) yörüngede ve gezegene oldukça yakın ilerliyor. Ancak yörüngesi yeşil ile işaretlenen yeni ay, diğerlerinden biraz uzak yol izliyor. Yıllar süren gözlemler Tabii bu keşif öyle bir anda olmadı. Çünkü o uzaklıktaki cisimleri takip etmek ve uydu olup olmadıklarını belirlemek çok da kolay değil. Sheppard ve meslektaşları, 2004’ten 2007’ye kadar Hawaii’de bulunan Subaru Teleskobu ile uzun süreli gözlemler yaptı. Söz konusu teleskop tarafından çekilen görüntülerde yakalanan bazı lekelerin, aslında Satürn&#8217;ün yörüngesinde ol Aynı yörüngede dönen aylar Ters yönde dönen aylar duğunu teyit etmek yıllarını aldı. Ekip, nesnelerin konumlarını zaman içinde karşılaştırarak, yeni keşfettikleri uydulardan üçünün Satürn&#8217;ün döndüğü yönde döndüğünü, 17&#8217;sinin ise tersine döndüğünü tespit etti. Bu uyduların her biri 2 ila 5 kilometre genişliğinde. Yeni bulunan uyduların bir kısmı yeni. Gökbilimciler, bu yeni uyduların, daha büyük uyduların birbirleriyle çarpışması ya da bir kuyrukluyıldızın geçişiyle oluştuğunu düşünüyor. Yenilerine isim aranıyor Bu arada Carnegie Bilim Kurumu, yeni ayları adlandırmaya yardımcı olmak için bir yarışma düzenliyor. Satürn&#8217;ün daha önce bilinen aylarının adlandırma kurallarına uymak için aday gösterimlerin Inuit, Norse veya Galya mitolojisinden gelmesi gerekiyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/gunes-sisteminin-uydu-krali-artik-saturn">Güneş Sistemi’nin uydu kralı artık Satürn</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilimin heyecan verici olmasının en büyük nedeni, her an kabullerimizi yıkma olasılığı olsa gerek. Bunlardan biri daha gerçekleşti. Bugüne kadar en fazla uyduya sahip gezegenin 79 uyduyla Jüpiter olduğunu sanıyorduk. Ancak son keşifle böyle olmadığı anlaşıldı. Uluslararası Astronomi Birliği’ne bağlı Küçük Gezegen Merkezi’nin açıklamasına göre, görüntülenen 20 yeni uydu ile Satürn, artık Güneş Sistemi’nde en fazla uyduya sahip gezegen. Keşifle gezegenin ay sayısı 82 olarak güncellendi.</p>
<p>Başkent Washington&#8217;daki Carnegie Enstitüsü&#8217;nden astronom Scott Sheppard, bunun geçici bir durum olmadığını ve Satürn’ün bu unvanı korumaya devam edeceğini söylüyor. Çünkü Satürn’ün yaklaşık 100 uydusu olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-15796" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/saturn-moons-300x163.jpg" alt="" width="500" height="271" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/saturn-moons-300x163.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/saturn-moons.jpg 671w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<blockquote><p>Satürn’ün 20 yeni ayının 17&#8217;si ters yönde dönüyor. Bu yörüngeler yanda kırmızıyla gösteriliyor. Satürn ile aynı yönde dönen yeni ay sayısı ise üç. Bunlardan ikisi (mavi) yörüngede ve gezegene oldukça yakın ilerliyor. Ancak yörüngesi yeşil ile işaretlenen yeni ay, diğerlerinden biraz uzak yol izliyor.</p></blockquote>
<p><strong>Yıllar süren gözlemler </strong></p>
<p>Tabii bu keşif öyle bir anda olmadı. Çünkü o uzaklıktaki cisimleri takip etmek ve uydu olup olmadıklarını belirlemek çok da kolay değil. Sheppard ve meslektaşları, 2004’ten 2007’ye kadar Hawaii’de bulunan Subaru Teleskobu ile uzun süreli gözlemler yaptı. Söz konusu teleskop tarafından çekilen görüntülerde yakalanan bazı lekelerin, aslında Satürn&#8217;ün yörüngesinde ol Aynı yörüngede dönen aylar Ters yönde dönen aylar duğunu teyit etmek yıllarını aldı. Ekip, nesnelerin konumlarını zaman içinde karşılaştırarak, yeni keşfettikleri uydulardan üçünün Satürn&#8217;ün döndüğü yönde döndüğünü, 17&#8217;sinin ise tersine döndüğünü tespit etti. Bu uyduların her biri 2 ila 5 kilometre genişliğinde.</p>
<p>Yeni bulunan uyduların bir kısmı yeni. Gökbilimciler, bu yeni uyduların, daha büyük uyduların birbirleriyle çarpışması ya da bir kuyrukluyıldızın geçişiyle oluştuğunu düşünüyor.</p>
<p><strong>Yenilerine isim aranıyor </strong></p>
<p>Bu arada Carnegie Bilim Kurumu, yeni ayları adlandırmaya yardımcı olmak için bir yarışma düzenliyor. Satürn&#8217;ün daha önce bilinen aylarının adlandırma kurallarına uymak için aday gösterimlerin Inuit, Norse veya Galya mitolojisinden gelmesi gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/20-new-moons-saturn-now-most-any-solar-system-planet">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/gunes-sisteminin-uydu-krali-artik-saturn">Güneş Sistemi’nin uydu kralı artık Satürn</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15793</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ve Satürn kaşifi Cassini’ye veda ettik&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturn-kasifi-cassiniye-veda-ettik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Sep 2017 09:54:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cassini]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<category><![CDATA[yörünge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7765</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki gün önce, 15 Eylül Cuma günü TSİ 14:55&#8217;te 13 yıllık muhteşem görevinin sonuna gelen Cassini’ye veda ettik. Hüzünlü bir şekilde ondan son kez sinyal aldık ve Satürn’ün atmosferinde süzülüp bir yıldız kayması misali, göğünde bir parlaklık meydana getirişini hayal ettik. Hatta Satürn’ün yoğun atmosfer tabakasına saatte 112.000 km gibi yüksek bir hızla daldığından dolayı da tahminimiz atmosferde toz parçası haline geldiğidir. Dile kolay, 1997’de fırlatılan Cassini, 2004’te Satürn’e varmıştı. Projenin en az 30 yıllık mazisi var ve üzerinde büyük küçük birçok farklı görevler yapan 5000 kişinin imzası var. Dolayısıyla özellikle onlar için bu veda daha zor oldu, gözyaşlarını tutamayanlar sinyalin kesilişini gördüklerinde duygusal anlar yaşadı. Cassini, Satürn’den sürekli bilgi alabileceğimiz orada her istediğimizi yapan insanlığın bir üssüydü sanki ve bugün itibariyle bu üs kapandı ve uzun bir süre boyunca da Satürn’den bu kadar hızlı ve yakın bilgi alamayacağız. Madem bu kadar önemliydi, peki neden parçalamak zorundaydık, Satürn çevresinde bir yörüngeye oturtsak orada dolansa olmuyor muydu diyebilirsiniz. Cassini neden yok edilmek zorunda? Cassini’ye vedanın en büyük sebebi yakıtının bitiyor olmasıydı. Cassini, fırlatılışı sırasında 5712 kg idi, bu ağırlığın içine Titan uydusuna iniş yapan Huygens kondusu, yakıt, bilim enstrümanları vs. dahildi ve misyonun bitiminde sadece 2125 kg kalmış oldu. Öte yandan oraya götürdüğü 2978 kg yakıtın 2950 kg’ını kullandı. Bu yakıt, fırlatılışından itibaren geçen 20 yıl boyunca manevralar ya da yörünge düzeltmeleri için kullanılıyordu. Yakıt tankında kalan en son yakıt da, son bir kez daha ateşlendi ve Satürn’e çarpmayı yavaşlatmak için kullanıldı. Her ne kadar bu son yakıt, Cassini’yi düzenli bir yörüngeye oturtup orada uzun bir süre daha kalmasını sağlamaya yeterli olsa da, bir uzay aracını yörüngede tutabilmek için belli zamanlarda yörünge düzeltmeleri yapmak zorundasınızdır. Ancak yakıt bittiğinden bir daha kontrol etme şansımız kalmıyordu, dolayısıyla yaşam olma ihtimali düşünülen Enceladus ve Titan’a belki bir gün kazayla da olsa çarpma ihtimalini engellemek için yok edilmesi uygun görüldü. Bu süreç aslında NASA’nın ilk uzay çalışmaları başladığı sırada kurduğu Gezegen Koruma Ofisinin aldığı karar neticesinde oldu. Böyle bir karar olmamış olsaydı, Cassini sabit bir yörüngeye oturtulur ve halen çalışan bilim enstrümanları belli bir süre daha veri göndermeye devam ederdi. Belli bir süre daha diyorum, çünkü enstrümanların çalışması için gerekli enerji, radyoizotop termoelektrik jeneratörü (RTG) denen nükleer bir pil ile sağlanıyor. Bu jeneratör, plütonyum-238 kullanarak radyoaktif bozunma yöntemiyle ısının elektriğe dönüştürülmesiyle sağlanıyor. Özellikle dış gezegenlerde, yani Güneş enerjisinin çok daha düşük olduğu uzaklıklarda, RTG uzay aracının günlük aktiviteleri için enerji kaynağı olarak çok iyi bir çözüm olarak kullanılmaya devam ediyor, örneğin Voyager, Mars Curiosity’de de RTG kullanılmıştı. RTG pillerde radyoaktif bozunma devam etse de yıllarca daha elektrik üretecek yakıt vardı. Dolayısıyla bu kadar radyoaktif materyali, üzerinde yaşam olma ihtimali olan bir yere bir gün düşmesini düşünmek bile çok da iyi bir fikir gibi durmuyor. Dolayısıyla Satürn de bugüne kadar hiç bir şekilde bir yaşam barındırma ihtimali de vermediğinden, onun atmosferinde bu şekilde bir parçalanmanın kimseye bir zararı olmayacaktır. Cassini’nin son 4.5 ayında neler yapacağının planları 2011’den beri yapılıyordu (Cassini Grand Finale). Daha önce halkalara dalma gibi büyük riskli bir manevra yapmadığından, misyon sonunun halkaların detaylı bir şekilde incelenmesi için bir fırsat olduğu kararlaştırıldı. Sonrasında yapılan plan sürecinde, Satürn’ün üst atmosferi ile halkalar arasından Satürn&#8217;e 1500-4000 km kadar yaklaşarak her biri 6.5 gün süren 22 kez dalış yapması sağlandı. Bu dalışlar neticesinde halkalarda bulunan maddenin daha önce modellenenden çok daha az yoğun olduğu bulundu. Yani gözle görünen küçük parçacıklar beklerken tam tersine mikron büyüklüğünde yani bir duman kalınlığında parçalara rastlandı. Böylece halkaların toplam kütlesi hesaplanacak ve genç mi yaşlı mı olduğu, yani acaba Satürn ile beraber mi oluştuğu yoksa sonradan mı oluştuğu şeklindeki soruya ışık tutacak. Öte yandan Cassini, ölüm anında bile bize yepyeni bilgiler gönderdi. Satürn’ün üst atmosferine ilk defa bu kadar yaklaşıldığından dolayı tam o anda iyon ve nötr kütle tayf-çekeri veri almaya devam etti ve Dünya’ya dönük olan anteni, aldığı veriyi anında Dünya&#8217;ya postaladı. Kısacası atmosferde süzüldüğü her fazladan saniyede biraz daha atmosfer hakkında bilgi almış olduk. Bu veriler yakın zamanda analiz edilip, yine bir basın bülteniyle haberini alacağımıza inanıyorum. Evet, bir devrin sonuna geldik. Bir sonraki Satürn misyonu Satürn’e ulaştığında kim bilir ne zaman olacak bilmiyoruz ama olduğunda biz büyük ihtimalle yaşlanmış olacağız. O nedenle seni özleyeceğiz Cassini&#8230; Dr Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech) @umutayildiz  Not: Bu makaledeki düşünceler tamamen yazarın düşünceleridir ve NASA, Jet İtki Laboratuvarı veya Caltech’i bağlamaz. Görseller: NASA/JPL-Caltech</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturn-kasifi-cassiniye-veda-ettik">Ve Satürn kaşifi Cassini’ye veda ettik&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">İki gün önce, 15 Eylül Cuma günü TSİ 14:55&#8217;te 13 yıllık muhteşem görevinin sonuna gelen Cassini’ye veda ettik. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hüzünlü bir şekilde ondan son kez sinyal aldık ve Satürn’ün atmosferinde süzülüp bir yıldız kayması misali, göğünde bir parlaklık meydana getirişini hayal ettik. Hatta Satürn’ün yoğun atmosfer tabakasına saatte 112.000 km gibi yüksek bir hızla daldığından dolayı da tahminimiz atmosferde toz parçası haline geldiğidir. Dile kolay, 1997’de fırlatılan Cassini, 2004’te Satürn’e varmıştı. Projenin en az 30 yıllık mazisi var ve üzerinde büyük küçük birçok farklı görevler yapan 5000 kişinin imzası var. Dolayısıyla özellikle onlar için bu veda daha zor oldu, gözyaşlarını tutamayanlar sinyalin kesilişini gördüklerinde duygusal anlar yaşadı. Cassini, Satürn’den sürekli bilgi alabileceğimiz orada her istediğimizi yapan insanlığın bir üssüydü sanki ve bugün itibariyle bu üs kapandı ve uzun bir süre boyunca da Satürn’den bu kadar hızlı ve yakın bilgi alamayacağız. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Madem bu kadar önemliydi, peki neden parçalamak zorundaydık, Satürn çevresinde bir yörüngeye oturtsak orada dolansa olmuyor muydu diyebilirsiniz.</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Cassini neden yok edilmek zorunda?</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cassini’ye vedanın en büyük sebebi yakıtının bitiyor olmasıydı. Cassini, fırlatılışı sırasında 5712 kg idi, bu ağırlığın içine Titan uydusuna iniş yapan Huygens kondusu, yakıt, bilim enstrümanları vs. dahildi ve misyonun bitiminde sadece 2125 kg kalmış oldu. Öte yandan oraya götürdüğü 2978 kg yakıtın 2950 kg’ını kullandı. Bu yakıt, fırlatılışından itibaren geçen 20 yıl boyunca manevralar ya da yörünge düzeltmeleri için kullanılıyordu. Yakıt tankında kalan en son yakıt da, son bir kez daha ateşlendi ve Satürn’e çarpmayı yavaşlatmak için kullanıldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-7772 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/str-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/str-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/str.jpg 680w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Her ne kadar bu son yakıt, Cassini’yi düzenli bir yörüngeye oturtup orada uzun bir süre daha kalmasını sağlamaya yeterli olsa da, bir uzay aracını yörüngede tutabilmek için belli zamanlarda yörünge düzeltmeleri yapmak zorundasınızdır. Ancak yakıt bittiğinden bir daha kontrol etme şansımız kalmıyordu, dolayısıyla yaşam olma ihtimali düşünülen Enceladus ve Titan’a belki bir gün kazayla da olsa çarpma ihtimalini engellemek için yok edilmesi uygun görüldü. Bu süreç aslında NASA’nın ilk uzay çalışmaları başladığı sırada kurduğu Gezegen Koruma Ofisinin aldığı karar neticesinde oldu. Böyle bir karar olmamış olsaydı, Cassini sabit bir yörüngeye oturtulur ve halen çalışan bilim enstrümanları belli bir süre daha veri göndermeye devam ederdi. Belli bir süre daha diyorum, çünkü enstrümanların çalışması için gerekli enerji, radyoizotop termoelektrik jeneratörü (RTG) denen nükleer bir pil ile sağlanıyor. Bu jeneratör, plütonyum-238 kullanarak radyoaktif bozunma yöntemiyle ısının elektriğe dönüştürülmesiyle sağlanıyor. Özellikle dış gezegenlerde, yani Güneş enerjisinin çok daha düşük olduğu uzaklıklarda, RTG uzay aracının günlük aktiviteleri için enerji kaynağı olarak çok iyi bir çözüm olarak kullanılmaya devam ediyor, örneğin Voyager, Mars Curiosity’de de RTG kullanılmıştı. RTG pillerde radyoaktif bozunma devam etse de yıllarca daha elektrik üretecek yakıt vardı. Dolayısıyla bu kadar radyoaktif materyali, üzerinde yaşam olma ihtimali olan bir yere bir gün düşmesini düşünmek bile çok da iyi bir fikir gibi durmuyor. Dolayısıyla Satürn de bugüne kadar hiç bir şekilde bir yaşam barındırma ihtimali de vermediğinden, onun atmosferinde bu şekilde bir parçalanmanın kimseye bir zararı olmayacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-7773 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/mis-300x185.jpg" alt="" width="300" height="185" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/mis-300x185.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/09/mis.jpg 700w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Cassini’nin son 4.5 ayında neler yapacağının planları 2011’den beri yapılıyordu (Cassini Grand Finale). Daha önce halkalara dalma gibi büyük riskli bir manevra yapmadığından, misyon sonunun halkaların detaylı bir şekilde incelenmesi için bir fırsat olduğu kararlaştırıldı. Sonrasında yapılan plan sürecinde, Satürn’ün üst atmosferi ile halkalar arasından Satürn&#8217;e 1500-4000 km kadar yaklaşarak her biri 6.5 gün süren 22 kez dalış yapması sağlandı. Bu dalışlar neticesinde halkalarda bulunan maddenin daha önce modellenenden çok daha az yoğun olduğu bulundu. Yani gözle görünen küçük parçacıklar beklerken tam tersine mikron büyüklüğünde yani bir duman kalınlığında parçalara rastlandı. Böylece halkaların toplam kütlesi hesaplanacak ve genç mi yaşlı mı olduğu, yani acaba Satürn ile beraber mi oluştuğu yoksa sonradan mı oluştuğu şeklindeki soruya ışık tutacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Öte yandan Cassini, ölüm anında bile bize yepyeni bilgiler gönderdi. Satürn’ün üst atmosferine ilk defa bu kadar yaklaşıldığından dolayı tam o anda iyon ve nötr kütle tayf-çekeri veri almaya devam etti ve Dünya’ya dönük olan anteni, aldığı veriyi anında Dünya&#8217;ya postaladı. Kısacası atmosferde süzüldüğü her fazladan saniyede biraz daha atmosfer hakkında bilgi almış olduk. Bu veriler yakın zamanda analiz edilip, yine bir basın bülteniyle haberini alacağımıza inanıyorum.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Evet, bir devrin sonuna geldik. Bir sonraki Satürn misyonu Satürn’e ulaştığında kim bilir ne zaman olacak bilmiyoruz ama olduğunda biz büyük ihtimalle yaşlanmış olacağız. O nedenle seni özleyeceğiz Cassini&#8230;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Dr Umut Yıldız (NASA/JPL-Caltech)</strong> <a class="ProfileHeaderCard-screennameLink u-linkComplex js-nav" href="https://twitter.com/umutayildiz"><span class="username u-dir" dir="ltr">@<b class="u-linkComplex-target">umutayildiz</b></span> </a></span></p>
<p class="p1"><em><span class="s1">Not: Bu makaledeki düşünceler tamamen yazarın düşünceleridir ve NASA, Jet İtki Laboratuvarı veya Caltech’i bağlamaz.</span></em></p>
<p><em>Görseller: NASA/JPL-Caltech</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturn-kasifi-cassiniye-veda-ettik">Ve Satürn kaşifi Cassini’ye veda ettik&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Satürn&#8217;ün uydusu Enceladus&#8217;ta neler oluyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-uydusu-enceladusta-neler-oluyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Apr 2017 09:16:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[basınç]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[cassini]]></category>
		<category><![CDATA[enceladus]]></category>
		<category><![CDATA[hidrotermik bacalar]]></category>
		<category><![CDATA[magma]]></category>
		<category><![CDATA[mikroorganizma]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6158</guid>

					<description><![CDATA[<p>NASA, Satürn&#8217;ün doğal uydusu olan ve yüzeyi buzla kaplı olan Enceladus&#8216;ta hidrotermal bacalar keşfedildiğini ve yaşam olabileceğine dair veriler elde edildiğini duyurdu. Güneş&#8217;e olan uzaklığı 1.4 milyar km olan Satürn&#8217;ün uydusu Enceladus&#8217;un yüzeyi buzla kaplı; çünkü Güneş&#8217;in ışık ve ısısından faydalanamıyor. Dünya gibi Güneş&#8217;e yakın olsaydı (140 milyon km), yüzeyi buz yerine suyla, yani okyanusla kaplı olabilirdi. 1997 yılında fırlatılan ve 2004&#8217;te görev yerine varan Cassini, bir yıl sonra Enceladus&#8217;un güney kutbuna ait ilk yakın görüntüleri kaydetti. 2005&#8217;te uydunun çok yakınından geçen Cassini&#8217;nin kaydettiği verileri inceleyen bilim insanları, bölgede muazzam büyüklükte bir su buharı bulutu tespit ettiler. Uydu yüzeyindeki tektonik hareketlerin izini de süren Cassini, 2008&#8217;de buharın hidrojen molekülleri, buz partikülleri ve sair uçucu gazlar içeren bir karışım olduğunu saptadı. Bulgular, okyanus tabanında gaz pompalayan bir hareketi akla getirmişti. Hidrojeni açığa çıkaran bu hareketin magmadan kaynaklandığı düşünülüyor. Hidrotermal bacalar Dünya&#8217;da tektonik hareketler sonucu ortaya çıkan hidrotermal bacalara okyanus tabanlarında sıkça rastlanıyor. Okyanus tabanlarındaki kırıklardan içeri giren su, magma ile buluşunca etkileşime giriyor ve oluşan basınç suyu yüzeye itiyor, yani püskürtüyor. Bu sıcaklıkla beraber bir enerji ve bu enerjinin çevresinde de mikroorganizmalar oluşuyor. Bu mikroorganizmalar hidrotermal bacalardan oluşan enerji ile yaşıyorlar. İlginç olan nokta, güneş enerjisine ihtiyaç duymadan yaşayabiliyor olmaları. Neden önemli? Dolayısıyla, bu bacaların çevresinde böyle bir yaşam varsa, Enceladus&#8217;un hidrotermal bacalarında da buna benzer bir yaşam oluşmuş olabilir mi? Yaşamı destekleyen bir enerjinin varlığından söz edilebilir mi? Yaşam hidrotermallerden mi başlıyor? Su, birçok yerde var, sadece Dünya&#8217;ya ait bir özellik değil. Neredeyse bütün yıldızlar doğum sürecindeyken su püskürtüyorlar. Enceladus gibi, başka bir uydu ya da gezegende bu bacaların bulunması yaşam ile direkt olarak ilişkilendirilmiyor olsa da, olasılık her zaman var. Cassini&#8217;nin kaydettiği bulgular ve ölçümler, daha ileri araştırmalar yapılması için önemli. Belki de ileri araştırmalar sayesinde suyu yaşam ile ilişkilendirmek mümkün olacak. Satürn ve uydularını 13 yıldır inceleyen Cassini, 15 Eylül 2017&#8217;de görevini tamamlayacak. Enceladus&#8217;a düşüp olası bir yaşamı etkilememesi için Satürn&#8217;ün atmosferinde yanması planlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-uydusu-enceladusta-neler-oluyor">Satürn&#8217;ün uydusu Enceladus&#8217;ta neler oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NASA, Satürn&#8217;ün doğal uydusu olan ve yüzeyi buzla kaplı olan <strong>Enceladus</strong>&#8216;ta hidrotermal bacalar keşfedildiğini ve yaşam olabileceğine dair veriler elde edildiğini duyurdu.</p>
<p>Güneş&#8217;e olan uzaklığı 1.4 milyar km olan Satürn&#8217;ün uydusu Enceladus&#8217;un yüzeyi buzla kaplı; çünkü Güneş&#8217;in ışık ve ısısından faydalanamıyor. Dünya gibi Güneş&#8217;e yakın olsaydı (140 milyon km), yüzeyi buz yerine suyla, yani okyanusla kaplı olabilirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6160 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/enc.jpg" alt="" width="951" height="574" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/enc.jpg 951w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/enc-300x181.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 951px) 100vw, 951px" /></p>
<p>1997 yılında fırlatılan ve 2004&#8217;te görev yerine varan Cassini, bir yıl sonra Enceladus&#8217;un güney kutbuna ait ilk yakın görüntüleri kaydetti. 2005&#8217;te uydunun çok yakınından geçen Cassini&#8217;nin kaydettiği verileri inceleyen bilim insanları, bölgede muazzam büyüklükte bir su buharı bulutu tespit ettiler. Uydu yüzeyindeki tektonik hareketlerin izini de süren Cassini, 2008&#8217;de buharın hidrojen molekülleri, buz partikülleri ve sair uçucu gazlar içeren bir karışım olduğunu saptadı. Bulgular, okyanus tabanında gaz pompalayan bir hareketi akla getirmişti. Hidrojeni açığa çıkaran bu hareketin magmadan kaynaklandığı düşünülüyor.</p>
<p><strong>Hidrotermal bacalar</strong></p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6161 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/bac.jpg" alt="" width="624" height="415" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/bac.jpg 624w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/bac-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 624px) 100vw, 624px" /></strong></p>
<p>Dünya&#8217;da tektonik hareketler sonucu ortaya çıkan hidrotermal bacalara okyanus tabanlarında sıkça rastlanıyor. Okyanus tabanlarındaki kırıklardan içeri giren su, magma ile buluşunca etkileşime giriyor ve oluşan basınç suyu yüzeye itiyor, yani püskürtüyor. Bu sıcaklıkla beraber bir enerji ve bu enerjinin çevresinde de mikroorganizmalar oluşuyor. Bu mikroorganizmalar hidrotermal bacalardan oluşan enerji ile yaşıyorlar. İlginç olan nokta, güneş enerjisine ihtiyaç duymadan yaşayabiliyor olmaları.</p>
<p><strong>Neden önemli?</strong></p>
<p>Dolayısıyla, bu bacaların çevresinde böyle bir yaşam varsa, Enceladus&#8217;un hidrotermal bacalarında da buna benzer bir yaşam oluşmuş olabilir mi? Yaşamı destekleyen bir enerjinin varlığından söz edilebilir mi? Yaşam hidrotermallerden mi başlıyor?</p>
<p>Su, birçok yerde var, sadece Dünya&#8217;ya ait bir özellik değil. Neredeyse bütün yıldızlar doğum sürecindeyken su püskürtüyorlar. Enceladus gibi, başka bir uydu ya da gezegende bu bacaların bulunması yaşam ile direkt olarak ilişkilendirilmiyor olsa da, olasılık her zaman var. Cassini&#8217;nin kaydettiği bulgular ve ölçümler, daha ileri araştırmalar yapılması için önemli. Belki de ileri araştırmalar sayesinde suyu yaşam ile ilişkilendirmek mümkün olacak.</p>
<p class="p1"><span class="s1"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-6162 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/cas-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/cas-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/cas.jpg 934w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><br />
Satürn ve uydularını 13 yıldır inceleyen Cassini, </span><span class="s1">15 Eylül 2017&#8217;de görevini tamamlayacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Enceladus&#8217;a düşüp olası bir yaşamı etkilememesi için Satürn&#8217;ün atmosferinde yanması planlanıyor.</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-uydusu-enceladusta-neler-oluyor">Satürn&#8217;ün uydusu Enceladus&#8217;ta neler oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6158</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2017: Bilimde umutlar büyük</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 09:17:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[cassini]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[gen düzeltme]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kütleçekim dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz bebekleri]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[starcraft]]></category>
		<category><![CDATA[türler]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<category><![CDATA[zihin okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4965</guid>

					<description><![CDATA[<p>2017 yılında bilim dünyasını neler bekliyor? Gen düzeltme yeni yılda yaygınlaşacak 2015 yılında lösemi hastası küçük bir kız genleri düzeltilmiş bağışıklık hücresi yöntemi ile tedavi edildi. Yalnızca küçük kız için özel olarak geliştirilen ve uygulanan bu tedavi yönteminin 2017 yılından başlayarak yaygın olarak kullanılacağı tahmin ediliyor. Var olan bazı genlerin değiştirilmesini veya işlevsiz hale getirilmesini içeren gen düzeltme uygulaması ilk başlarda çok büyük zorluklar içeren bir teknolojiydi. Örneğin küçük kıza uygulanan tedavinin geliştirilmesi yıllar almıştı. Oysa CRISP adı verilen devrim niteliğindeki yeni bir teknik sayesinde bu süreç birkaç haftaya indi. Aslında 2016’nın son aylarında Çinliler CRISPR yöntemini ilk kez insanlar üzerinde denediler. Kanserli bir hastadan çıkartılan bağışıklık hücreleri içindeki PD-1 genini CRISP sayesinde işlevsiz hale getirdiler. Daha sonra bu düzeltilmiş hücreler hastaya yeniden nakledildi.  Böylece kanser hücreleri bağışıklık hücrelerinden kaçamamış oldu. ABD’de yeni yılda başlayacak olan çalışmalar daha büyük hedefler peşinde. Bu çalışmalarda bağışıklık hücrelerinin tümörleri hedef almasını sağlayacak ekstra bir gen ilave edilecek. Daha sonra CRISP tekniğinden yararlanarak PD-1 ve diğer iki gen daha etkisiz hale getirilecek. Lösemi gibi kanser türlerinin tedavisinde tümörleri hedef alan gen ilavesi, halihazırda umut verici bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Ne var ki bu yöntem katı tümörlerde pek işe yaramıyor. Şimdi bu iki tekniğin birleştirilmesiyle tedavi daha etkin bir hale getirilebilir. Bu deneyler hücre genomlarının düzeltilmesi tekniğinin güvenilir olduğunu ortaya koyarsa, çok kısa süre içinde başta göz hastalıkları olmak üzere çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılacak. Dikkat! Geliştirilmiş gerçeklik yanı başınızda… Dijital görüntülerle bezeli geliştirilmiş gerçeklik (augmented reality-AR)  teknolojinin ulaşmak istediği fütüristik bir hayal dünyasıdır. 2017 yılında bu hayal dünyası gerçek olabilir. 2016’da Niantic, Microsoft, Lenovo gibi teknoloji şirketleri, ürünleriyle bizi bu fantezi dünyaya taşıdı. Niantic’in Pokemon Go isimli akıllı telefon oyunu, Microsoft’un HoLoLens adını verdiği dijital ekranlı gözlüğü, Google’ın Tango AR platformunu kullanan Lenovo markalı Phab 2 Pro i telefonu, geliştirilmiş gerçekliğin ilk ürünleri olarak yaşantımızda önemli bir yer edindi. AR hayranları şimdi bu teknolojinin, yalnızca eğlence aracı olarak değil, iş hayatında da kullanılması için harekete geçiyor. Örneğin, fabrika işçileri yeni bir makinenin nasıl kullanılacağını yanı başlarında beliren özel öğretmenlerden öğrenebilecek; mimarlar restore edecekleri binanın içinde dolaşabilecek, dedektifler cinayet mahalini farklı bir açıdan inceleyebilecek. Bu arada bilgisayar oyunu bağımlıları tankları yalnızca ekranlarda değil yanı başlarında yönetecekler. Her yeni buluşta olduğu gibi, insanların AR’ye alışmaları için bir uyum sürecinden geçmek zorunda.   Örneğin bazı insanlar Pokemon Go oyununda canavarların binalarda, müzelerde ve mezarlıklarda aniden belirmesinden hoşnut olmayabilir. Bu teknolojinin kuralları oluşturuluncaya kadar yanı başınızda aniden beliren görüntülerden ürkmemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Cassini uzay aracı Satürn’e dalarak son nefesini verecek Cassini uzay aracı fırlatılışından 20 yıl sonra Eylül 2017’de Satürn’e dalış yaparak yaşamına son verecek. Cassini, 2004 yılında Satürn’ün yörüngesine girmesinden bu yana sürekli olarak gezene, halkalarına ve uydularına ilişkin binlerce göz kamaştırıcı görüntü gönderdi. Bu arada halkalarındaki yeni cisimleri ortaya çıkarttığı gibi Satürn’ün hava koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler de elde etti. Uzay aracının en önemli keşiflerinden biri küçük, buz kaplı Enceladus’un uzaya su buharları fışkırttığını görüntülemesiydi. Bu da uydunun yüzeyinin altında büyük bir denizin olduğunu ve böylece bu denizin içinde yaşam formlarının bulunabileceği olasılığını işaret ediyordu. İşte bu nedenle Cassini’nin yok olması gerekiyordu. Bu kadar önemli keşiflerde bulunmasına karşın uzay aracının yakıtı 2017’de bitecek. Eğer Enceladus’a çarpıp parçalanırsa Dünya’dan getirmiş olacağı mikroplarla uyguyu kirletebilir. Bunu engellemek için “Grand Finale” olarak isimlendirilen bir son ile gezegene çarparak yok olması sağlanacak. Grand Finale için Cassini, gezegenin kuzey kutbu üzerinde uçarken en dıştaki F halkası denilen halkaları delerek alçalacak. Daha sonra en iç halkalardan alacağı örnekleri Dünya’ya gönderecek. Son olarak daha önce hiç girmediği bölgelerin yörüngesinde 22 kez dönecek ve keşif yapacak. Her bir yörünge dönüşü 6 gün sürecek. Bu evrede gezegenin kütleçekimi ve manyetik alanları ile ilgili bilgiler edinecek. Nihai olarak Cassini Saturn’ün en üst atmosferine girecek ve yanacak. Ancak son nefesine kadar veri göndermeye devam edecek. Yakında zihin okuyacağız ve düşüncelerimizi paylaşacağız  İnsandan insana beyin iletişimi ilk kez 2017’de başlayacak. Beynimizin kendine özgü bir çalışma şekli vardır. Herhangi bir kavram üzerindeki düşüncelerimiz deneyim ve anılarımızın etkisi altındadır. Bu da herkesin beyin faaliyetinin farklı bir çalışma şablonu olduğu anlamına gelir. Eğer sinirbilimciler bir kişinin şablonunu öğrenirlerse, o kişinin beyninde bazı belirli düşünceleri tetikleyebilirler; kuramsal olarak bazı insanların beyin faaliyetlerini kullanarak bu düşünceleri devreye sokabilirler. Bugüne dek bilim insanları farklı odalarda oturan iki kişinin karar alırken, transkranial (kafatası içi) manyetik uyarı yöntemi ile etkileşim içine girebileceklerini keşfetmiş bulunuyor. Başka bir çalışmada da beyin implantları yardımı ile üç maymunun birlikte öğrenebilmeleri, birlikte düşünmeleri ve işbirliği yapmaları sağlandı. Daha sonra benzer bir deney farelere de uygulandı. Bir sonraki aşama ise 2017 yılında benzer bir deneyi ameliyatsız bir müdahale ile insanlar üzerinde yapmak. Bu öncü çalışmalar büyük bir olasılıkla EEG başlıkları takan felçli hastalar üzerinden gerçekleştirilecek. Antibiyotik direncinde dönüşü olmayan noktaya yaklaştık Çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız. 2017’de çok sayıda insan basit bir bakteriyel enfeksiyondan ölebilir. Antibiyotik direnci tırmandıkça bel soğukluğu veya idrar yolları iltihabı gibi tedavi edilebilir hastalıklar tedavi edilemez hale gelebilir. Edinburgh Üniversitesi’nden Mark Woolhouse bu tehlikeyi şöyle açıklıyor: “Dünyada çiftlik hayvanlarında insanlardan daha fazla antibiyotik kullanıldığı bir noktaya erişmek üzereyiz. Bu da bakterilerin direnç kazanmasına yol açıyor. Bu noktadan geriye dönüş ne yazık ki yok.” Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) hayvan yetiştiricilerinin artan miktarlarda antibiyotik kullanarak insanların sağlığını tehlikeye attıklarının farkında olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Örneğin insanlardan çok hayvanlarda kullanılan Colistin bugün insanlarda görülen bazı enfeksiyonlara karşı etkili olduğu bilinen tek antibiyotik. Oysa ona karşı da direnç geliştiği ileri sürülüyor. Avrupa İlaç Ajansı Colistin’e dirençli bakterilerin büyük bir olasılıkla çiftlik hayvanlarında artış göstereceğini ve bazı Avrupa ülkelerinin bu antibiyotiğin kullanılmasına sınır getirmesi gerektiğini bildiriyor. FAO gibi örgütler hayvanlarda bakterilere karşı savaşta antibiyotiklerden başka yolların bulunması gerektiğine vurgu yapıyor. Ancak artan et talebini karşılamak için hayvanlarda hızlı büyümeyi sağlayan antibiyotikleri sınırsızca kullanan yoksul ülkelerde, bu alternatiflerin bulunması yaşamsal önem taşıyor. Yapay zekâ ‘StarCraft’ oyununda insanları yenecek Yapay zekânın (AI) 2017’deki hedefi StarCraft adı verilen savaş stratejisi oyun serisinde insan zekâsının üzerine çıkmak.  Dünyanın en yetenekli AI araştırma grupları en iddialı oyuncuları yenmek için kolları sıvamış durumda. Google’ın sahibi olduğu DeepMind şirketinin kurucularından Demis Hassabis ve Jeff Dean bir sonraki hedeflerinin StarCraft olduğunu açıkladılar. StarCraft’ta başarı stratejik güç gerektiriyor. AI, Mart ayında dünyanın en iyi Go oyuncusu Lee Sedol’ü yenerek gücünü kanıtlamıştı. AI’nin Go’daki bu başarısı oyunun karmaşıklığı göz önüne alındığında çok önemli bir adımdır. Go’da olası hamlelerin sayısı evrendeki atom sayısından fazladır. Kaldı ki AlphaGo’nun stratejisi yalnızca oyunu çözmeye odaklı değildir. Tam tersi AlphaGo’nun sinir ağları, uzman insan oyuncuları tarafından yapılan 30 milyon hamleden oluşan bir vertabanı kullanılarak eğitilmiştir. Oysa StarCraft farklı bir mücadeledir. Bu popüler video oyunları, geniş bir sanal alanda devasa orduların oluşturulmasını gerektirir. Oyuncular rakiplerinin niyetlerini bilmez; dolayısıyla aynı gerçek hayatta olduğu gibi eksik bilgilere dayanarak kararlarını vermek zorundadırlar. Bu oyun AI’nin gerçekler karşısında uygulayacağı stratejileri büyük ölçüde geliştirecektir. Menopozdaki kadınlar artık anne olabilecek Artık biyolojik saatin bir anlamı kalmadı. 2017’de menopozdaki kadınlar kendi yumurtalarıyla hamile kalabilecekler. 2016’nın başlarında Atina’daki bir kısırlık kliniği menopozu tersine çevirdiğini ileri sürdü. Burada kadınların yumurtalıklarına, kendi kanlarından alınan trombosit açısından zengin plazma enjekte edildi. Bu yaklaşım genellikle kemik ve eklem yaralanmalarında kullanılır; amaç kök hücreleri harekete geçirmektir. Ne var ki bu yöntemim işe yarayıp yaramadığı tam olarak bilinmiyor. Yunanlı ekip hastalardan alınan yumurtaları döllemeyi başardıklarını duyurdular. Bu embriyoların bir kısmını pek yakında nakletmeyi planlıyorlar. Eğer normal olarak gelişirlerse bebeklerin bir kısmı 2017’de doğabilir. Aynı tedavi New York ve Mısır’daki iki klinikte daha kullanılmakta. Menopozdaki kadınların anne olabilmelerini sağlayan başka yöntemler de var. Biri yumurtaların mitokondriyalarını daha genç kadınlardan alınanlarla değiştirerek yumurtaları gençleştirmek. Bir diğeri de kadınların yumurtalarından kök hücre çıkartarak bunların laboratuvarda olgun yumurta haline gelmesini sağlamak. Eğer bu yöntem işe yararsa her yaşta kadının genç yumurta üretmesi sağlanmış olacak. Kadınlarda yumurta kök hücresinin gerçekten bulunup bulunmadığı bugün tartışma konusu. Ancak dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları bu kök hücrelerini bulup, olgunlaştırmanın peşinde. Bütün bu çalışmalar sessiz sedasız ve gizlice yürütüldüğü için başarılı olup olmadığını ancak menopozdaki bir kadının hamile kalmasıyla veya anne olmasıyla öğrenebileceğiz. Bunun da 2017’de olması büyük olasılık. Karanlık enerjinin gizi çözülecek 2016 Şubat ayında Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory (LIGO) ilk kütleçekim dalga işaretlerini tespit edebildi. 2017’de çok sayıda kütleçekimi dalgası keşfedilmeyi bekliyor. Kütleçekimi dalgaları, masif bir gök cismi hız kazandığı zaman, uzay-zamanda oluşan hareketliliktir. 14 Eylül 2015 tarihinde devasa bir kütleçekimi dalgası meydana geldi. Nedeni iki büyük kara deliğin çarpışması ve nihayetinde birleşmesiydi. Daha sonra Aralık ayında bir tane daha tespit edildi. 2017 yılında daha fazla miktarda kütleçekimi dalgasının saptanması bekleniyor. LIGO dedektörlerinin duyarlılığının %15-20 oranında artırılması ve İtalya’da VIRGO dedektörünün devreye alınmasıyla dalgaların keşfi kolaylaşacak. Bu keşifler ne işe yarayacak? Bir kere daha fazla sayıda kara delik çarpışmasının kayda geçmesi, kara deliklerin evrendeki dağılımının haritalanmasını kolaylaştıracak. Böylece kozmik mesafeleri daha iyi ölçebileceğimizden karanlık enerjinin yapısını anlamamız kolaylaşacak. Halklar iklim değişikliği için hükümetleriyle mücadele etmek zorunda 2016 yılında kıta sıcaklığında, karbon dioksit düzeyinde ve mercan ölümünde küresel rekorlar kırıldı. 2017’de ise iklim değişikliği konusunda siyasi ve yasal mücadelenin şiddetlenmesi bekleniyor. Geçen yıl yürürlüğe giren Paris Antlaşması gereğince 197 hükümet karbon salımını sınırlayarak küresel ısınmayı 2 derecede sabitlemeği kabul etti. Ancak bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen uluslara herhangi bir resmi ceza uygulaması söz konusu değildi. Bunun sonucunda ABD gibi çevreyi en fazla kirleten uluslar antlaşmayı göz ardı etme şansına kavuştular. Buna karşın antlaşmaya uymayan uluslara siyasi, ekonomik ve sosyal baskıların uygulanması gündemde. Örneğin eğer ABD yükümlülüklerini yerine getirmezse diğer uluslar ABD’den gelen ithal mallarına karbon vergisi koyabilecek. Paris Antlaşması ayrıca yurttaşlara hükümetlerini yasal yollarla baskı altına alma konusunda destek sağlıyor. Çevre örgütleri yıllardır hükümetlerini sera gazı salımı gerekçesiyle dava ediyor olsa da, bu davalardan somut bir sonuç çıkmıyor. 2017 yılında bunun değişmesi bekleniyor. Paris Antlaşması’na konacak yeni hükümlerle hükümetlerin yasal olarak karbon salımını kesmeleri sağlanacak. 2016 yılında ABD, Belçika ve Yeni Zelanda’da bir grup yurttaş hükümetlerine karşı karbon salımına ilişkin ciddi tedbirler almadıkları gerekçesiyle dava açmış bulunuyor. Yok olma sınırındaki türler geri getirilebilecek  Bu, 2017’de mamutların geri döneceği anlamına gelmiyor. Ancak yok olmanın sınırındaki bazı türleri geri getirmek için 2017’de bazı projeler hayata geçirilecek. Bozulmamış DNA’ların var olması durumunda genetik ve kök hücre teknolojileri yardımıyla sayıları azalmakta olan bazı hayvanlar klonlanabilecek. Tamamen yok olmuş olan bazı türler ise en yakın akrabalarının genomuna müdahale edilerek yeniden aramıza katılabilecek. Örneğin Kenya’da yaşayan 3 adet beyaz gergedan kısır olmalarına karşın, kök hücre teknolojileriyle çoğalabilecekler. ABD’de yaşamakta olan kara ayaklı sansar (resim) bugün soyu tükenmekte olan hayvanların başında geliyor. Bunları çoğaltmak için laboratuvar deneyleri 2017’de başlayacak. Mamutların geri getirilmesi henüz ufukta görülmüyor. İlk klonlama girişimlerinin 2018’de başlaması planlanıyor. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynak: https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC&#124;NSNS&#124;2016-GLOBAL-inlinelink&#38;utm_medium=ILC&#38;utm_source=NSNS&#38;utm_campaign=inlinelink http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk">2017: Bilimde umutlar büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><strong>2017 yılında bilim dünyasını neler bekliyor?</strong></li>
</ol>
<p><strong>Gen düzeltme yeni yılda yaygınlaşacak</strong><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4967 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-300x157.jpg" width="300" height="157" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-300x157.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen-1024x536.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/gen.jpg 1500w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2015 yılında lösemi hastası küçük bir kız genleri düzeltilmiş bağışıklık hücresi yöntemi ile tedavi edildi. Yalnızca küçük kız için özel olarak geliştirilen ve uygulanan bu tedavi yönteminin 2017 yılından başlayarak yaygın olarak kullanılacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Var olan bazı genlerin değiştirilmesini veya işlevsiz hale getirilmesini içeren gen düzeltme uygulaması ilk başlarda çok büyük zorluklar içeren bir teknolojiydi. Örneğin küçük kıza uygulanan tedavinin geliştirilmesi yıllar almıştı. Oysa CRISP adı verilen devrim niteliğindeki yeni bir teknik sayesinde bu süreç birkaç haftaya indi.</p>
<p>Aslında 2016’nın son aylarında Çinliler CRISPR yöntemini ilk kez insanlar üzerinde denediler. Kanserli bir hastadan çıkartılan bağışıklık hücreleri içindeki PD-1 genini CRISP sayesinde işlevsiz hale getirdiler. Daha sonra bu düzeltilmiş hücreler hastaya yeniden nakledildi.  Böylece kanser hücreleri bağışıklık hücrelerinden kaçamamış oldu.</p>
<p>ABD’de yeni yılda başlayacak olan çalışmalar daha büyük hedefler peşinde. Bu çalışmalarda bağışıklık hücrelerinin tümörleri hedef almasını sağlayacak ekstra bir gen ilave edilecek. Daha sonra CRISP tekniğinden yararlanarak PD-1 ve diğer iki gen daha etkisiz hale getirilecek. Lösemi gibi kanser türlerinin tedavisinde tümörleri hedef alan gen ilavesi, halihazırda umut verici bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Ne var ki bu yöntem katı tümörlerde pek işe yaramıyor. Şimdi bu iki tekniğin birleştirilmesiyle tedavi daha etkin bir hale getirilebilir.</p>
<p>Bu deneyler hücre genomlarının düzeltilmesi tekniğinin güvenilir olduğunu ortaya koyarsa, çok kısa süre içinde başta göz hastalıkları olmak üzere çok çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılacak.</p>
<p><strong>Dikkat! Geliştirilmiş gerçeklik yanı başınızda… </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4968 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/san.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Dijital görüntülerle bezeli geliştirilmiş gerçeklik (augmented reality-AR)  teknolojinin ulaşmak istediği fütüristik bir hayal dünyasıdır. 2017 yılında bu hayal dünyası gerçek olabilir.</p>
<p>2016’da Niantic, Microsoft, Lenovo gibi teknoloji şirketleri, ürünleriyle bizi bu fantezi dünyaya taşıdı. <strong>Niantic</strong>’in <em>Pokemon Go</em> isimli akıllı telefon oyunu, <strong>Microsoft</strong>’un <em>HoLoLens</em> adını verdiği dijital ekranlı gözlüğü, <strong>Google</strong>’ın <em>Tango AR platformunu</em> kullanan <strong>Lenovo</strong> markalı <em>Phab 2</em> Pro i telefonu, geliştirilmiş gerçekliğin ilk ürünleri olarak yaşantımızda önemli bir yer edindi.</p>
<p>AR hayranları şimdi bu teknolojinin, yalnızca eğlence aracı olarak değil, iş hayatında da kullanılması için harekete geçiyor. Örneğin, fabrika işçileri yeni bir makinenin nasıl kullanılacağını yanı başlarında beliren özel öğretmenlerden öğrenebilecek; mimarlar restore edecekleri binanın içinde dolaşabilecek, dedektifler cinayet mahalini farklı bir açıdan inceleyebilecek. Bu arada bilgisayar oyunu bağımlıları tankları yalnızca ekranlarda değil yanı başlarında yönetecekler.</p>
<p>Her yeni buluşta olduğu gibi, insanların AR’ye alışmaları için bir uyum sürecinden geçmek zorunda.   Örneğin bazı insanlar Pokemon Go oyununda canavarların binalarda, müzelerde ve mezarlıklarda aniden belirmesinden hoşnut olmayabilir. Bu teknolojinin kuralları oluşturuluncaya kadar yanı başınızda aniden beliren görüntülerden ürkmemeyi öğrenmeniz gerekiyor.</p>
<p><strong>Cassini uzay aracı Satürn’e dalarak son nefesini verecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4969 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-300x169.jpg" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cas.jpg 1920w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Cassini uzay aracı fırlatılışından 20 yıl sonra Eylül 2017’de Satürn’e dalış yaparak yaşamına son verecek.</p>
<p>Cassini, 2004 yılında Satürn’ün yörüngesine girmesinden bu yana sürekli olarak gezene, halkalarına ve uydularına ilişkin binlerce göz kamaştırıcı görüntü gönderdi. Bu arada halkalarındaki yeni cisimleri ortaya çıkarttığı gibi Satürn’ün hava koşullarına ilişkin ayrıntılı bilgiler de elde etti.</p>
<p>Uzay aracının en önemli keşiflerinden biri küçük, buz kaplı Enceladus’un uzaya su buharları fışkırttığını görüntülemesiydi. Bu da uydunun yüzeyinin altında büyük bir denizin olduğunu ve böylece bu denizin içinde yaşam formlarının bulunabileceği olasılığını işaret ediyordu.</p>
<p>İşte bu nedenle Cassini’nin yok olması gerekiyordu. Bu kadar önemli keşiflerde bulunmasına karşın uzay aracının yakıtı 2017’de bitecek. Eğer Enceladus’a çarpıp parçalanırsa Dünya’dan getirmiş olacağı mikroplarla uyguyu kirletebilir. Bunu engellemek için “<strong>Grand Finale</strong>” olarak isimlendirilen bir son ile gezegene çarparak yok olması sağlanacak.</p>
<p>Grand Finale için Cassini, gezegenin kuzey kutbu üzerinde uçarken en dıştaki F halkası denilen halkaları delerek alçalacak. Daha sonra en iç halkalardan alacağı örnekleri Dünya’ya gönderecek.</p>
<p>Son olarak daha önce hiç girmediği bölgelerin yörüngesinde 22 kez dönecek ve keşif yapacak. Her bir yörünge dönüşü 6 gün sürecek. Bu evrede gezegenin kütleçekimi ve manyetik alanları ile ilgili bilgiler edinecek.</p>
<p>Nihai olarak Cassini Saturn’ün en üst atmosferine girecek ve yanacak. Ancak son nefesine kadar veri göndermeye devam edecek.</p>
<p><strong>Yakında zihin okuyacağız ve düşüncelerimizi paylaşacağız  </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4970 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/zih.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />İnsandan insana beyin iletişimi ilk kez 2017’de başlayacak.</p>
<p>Beynimizin kendine özgü bir çalışma şekli vardır. Herhangi bir kavram üzerindeki düşüncelerimiz deneyim ve anılarımızın etkisi altındadır. Bu da herkesin beyin faaliyetinin farklı bir çalışma şablonu olduğu anlamına gelir. Eğer sinirbilimciler bir kişinin şablonunu öğrenirlerse, o kişinin beyninde bazı belirli düşünceleri tetikleyebilirler; kuramsal olarak bazı insanların beyin faaliyetlerini kullanarak bu düşünceleri devreye sokabilirler.</p>
<p>Bugüne dek bilim insanları farklı odalarda oturan iki kişinin karar alırken, transkranial (kafatası içi) manyetik uyarı yöntemi ile etkileşim içine girebileceklerini keşfetmiş bulunuyor. Başka bir çalışmada da beyin implantları yardımı ile üç maymunun birlikte öğrenebilmeleri, birlikte düşünmeleri ve işbirliği yapmaları sağlandı. Daha sonra benzer bir deney farelere de uygulandı.</p>
<p>Bir sonraki aşama ise 2017 yılında benzer bir deneyi ameliyatsız bir müdahale ile insanlar üzerinde yapmak. Bu öncü çalışmalar büyük bir olasılıkla EEG başlıkları takan felçli hastalar üzerinden gerçekleştirilecek.</p>
<p><strong>Antibiyotik direncinde dönüşü olmayan noktaya yaklaştık</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-4971 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1-300x248.jpg" width="300" height="248" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1-300x248.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/ant-1.jpg 369w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıyayız. 2017’de çok sayıda insan basit bir bakteriyel enfeksiyondan ölebilir. Antibiyotik direnci tırmandıkça bel soğukluğu veya idrar yolları iltihabı gibi tedavi edilebilir hastalıklar tedavi edilemez hale gelebilir.</p>
<p>Edinburgh Üniversitesi’nden <strong>Mark Woolhouse</strong> bu tehlikeyi şöyle açıklıyor: “Dünyada çiftlik hayvanlarında insanlardan daha fazla antibiyotik kullanıldığı bir noktaya erişmek üzereyiz. Bu da bakterilerin direnç kazanmasına yol açıyor. Bu noktadan geriye dönüş ne yazık ki yok.” Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) hayvan yetiştiricilerinin artan miktarlarda antibiyotik kullanarak insanların sağlığını tehlikeye attıklarının farkında olmaları gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Örneğin insanlardan çok hayvanlarda kullanılan <em>Colistin</em> bugün insanlarda görülen bazı enfeksiyonlara karşı etkili olduğu bilinen tek antibiyotik. Oysa ona karşı da direnç geliştiği ileri sürülüyor. Avrupa İlaç Ajansı Colistin’e dirençli bakterilerin büyük bir olasılıkla çiftlik hayvanlarında artış göstereceğini ve bazı Avrupa ülkelerinin bu antibiyotiğin kullanılmasına sınır getirmesi gerektiğini bildiriyor.</p>
<p>FAO gibi örgütler hayvanlarda bakterilere karşı savaşta antibiyotiklerden başka yolların bulunması gerektiğine vurgu yapıyor. Ancak artan et talebini karşılamak için hayvanlarda hızlı büyümeyi sağlayan antibiyotikleri sınırsızca kullanan yoksul ülkelerde, bu alternatiflerin bulunması yaşamsal önem taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ‘StarCraft’ oyununda insanları yenecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4972 size-thumbnail alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/yap-150x150.jpg" width="150" height="150" />Yapay zekânın (AI) 2017’deki hedefi StarCraft adı verilen savaş stratejisi oyun serisinde insan zekâsının üzerine çıkmak.  Dünyanın en yetenekli AI araştırma grupları en iddialı oyuncuları yenmek için kolları sıvamış durumda.</p>
<p>Google’ın sahibi olduğu <strong>DeepMind</strong> şirketinin kurucularından <strong>Demis Hassabis</strong> ve <strong>Jeff Dean</strong> bir sonraki hedeflerinin <strong>StarCraft</strong> olduğunu açıkladılar.</p>
<p>StarCraft’ta başarı stratejik güç gerektiriyor. AI, Mart ayında dünyanın en iyi Go oyuncusu <strong>Lee Sedol</strong>’ü yenerek gücünü kanıtlamıştı. AI’nin Go’daki bu başarısı oyunun karmaşıklığı göz önüne alındığında çok önemli bir adımdır. Go’da olası hamlelerin sayısı evrendeki atom sayısından fazladır. Kaldı ki AlphaGo’nun stratejisi yalnızca oyunu çözmeye odaklı değildir. Tam tersi AlphaGo’nun <strong>sinir ağları,</strong> uzman insan oyuncuları tarafından yapılan 30 milyon hamleden oluşan bir vertabanı kullanılarak eğitilmiştir.</p>
<p>Oysa StarCraft farklı bir mücadeledir. Bu popüler video oyunları, geniş bir sanal alanda devasa orduların oluşturulmasını gerektirir. Oyuncular rakiplerinin niyetlerini bilmez; dolayısıyla aynı gerçek hayatta olduğu gibi eksik bilgilere dayanarak kararlarını vermek zorundadırlar. Bu oyun AI’nin gerçekler karşısında uygulayacağı stratejileri büyük ölçüde geliştirecektir.</p>
<p><strong>Menopozdaki kadınlar artık anne olabilecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4973 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men-300x188.jpg" width="300" height="188" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men-300x188.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/men.jpg 640w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Artık biyolojik saatin bir anlamı kalmadı. 2017’de menopozdaki kadınlar kendi yumurtalarıyla hamile kalabilecekler.</p>
<p>2016’nın başlarında Atina’daki bir kısırlık kliniği menopozu tersine çevirdiğini ileri sürdü. Burada kadınların yumurtalıklarına, kendi kanlarından alınan trombosit açısından zengin plazma enjekte edildi. Bu yaklaşım genellikle kemik ve eklem yaralanmalarında kullanılır; amaç kök hücreleri harekete geçirmektir. Ne var ki bu yöntemim işe yarayıp yaramadığı tam olarak bilinmiyor.</p>
<p>Yunanlı ekip hastalardan alınan yumurtaları döllemeyi başardıklarını duyurdular. Bu embriyoların bir kısmını pek yakında nakletmeyi planlıyorlar. Eğer normal olarak gelişirlerse bebeklerin bir kısmı 2017’de doğabilir. Aynı tedavi New York ve Mısır’daki iki klinikte daha kullanılmakta.</p>
<p>Menopozdaki kadınların anne olabilmelerini sağlayan başka yöntemler de var. Biri yumurtaların mitokondriyalarını daha genç kadınlardan alınanlarla değiştirerek yumurtaları gençleştirmek. Bir diğeri de kadınların yumurtalarından kök hücre çıkartarak bunların laboratuvarda olgun yumurta haline gelmesini sağlamak. Eğer bu yöntem işe yararsa her yaşta kadının genç yumurta üretmesi sağlanmış olacak.</p>
<p>Kadınlarda yumurta kök hücresinin gerçekten bulunup bulunmadığı bugün tartışma konusu. Ancak dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları bu kök hücrelerini bulup, olgunlaştırmanın peşinde. Bütün bu çalışmalar sessiz sedasız ve gizlice yürütüldüğü için başarılı olup olmadığını ancak menopozdaki bir kadının hamile kalmasıyla veya anne olmasıyla öğrenebileceğiz. Bunun da 2017’de olması büyük olasılık.</p>
<p><strong>Karanlık enerjinin gizi çözülecek</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4975 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek-300x179.jpg" width="300" height="179" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek-300x179.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/cek.jpg 676w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>2016 Şubat ayında <strong>Laser Interferometer Gravitational Wave Observatory</strong> (LIGO) ilk kütleçekim dalga işaretlerini tespit edebildi. 2017’de çok sayıda kütleçekimi dalgası keşfedilmeyi bekliyor.</p>
<p>Kütleçekimi dalgaları, masif bir gök cismi hız kazandığı zaman, uzay-zamanda oluşan hareketliliktir. 14 Eylül 2015 tarihinde devasa bir kütleçekimi dalgası meydana geldi. Nedeni iki büyük kara deliğin çarpışması ve nihayetinde birleşmesiydi. Daha sonra Aralık ayında bir tane daha tespit edildi.</p>
<p>2017 yılında daha fazla miktarda kütleçekimi dalgasının saptanması bekleniyor. LIGO dedektörlerinin duyarlılığının %15-20 oranında artırılması ve İtalya’da VIRGO dedektörünün devreye alınmasıyla dalgaların keşfi kolaylaşacak.</p>
<p>Bu keşifler ne işe yarayacak? Bir kere daha fazla sayıda kara delik çarpışmasının kayda geçmesi, kara deliklerin evrendeki dağılımının haritalanmasını kolaylaştıracak. Böylece kozmik mesafeleri daha iyi ölçebileceğimizden karanlık enerjinin yapısını anlamamız kolaylaşacak.</p>
<p><strong>Halklar iklim değişikliği için hükümetleriyle mücadele etmek zorunda</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4977 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/iklim.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />2016 yılında kıta sıcaklığında, karbon dioksit düzeyinde ve mercan ölümünde küresel rekorlar kırıldı. 2017’de ise iklim değişikliği konusunda siyasi ve yasal mücadelenin şiddetlenmesi bekleniyor.</p>
<p>Geçen yıl yürürlüğe giren Paris Antlaşması gereğince 197 hükümet karbon salımını sınırlayarak küresel ısınmayı 2 derecede sabitlemeği kabul etti. Ancak bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen uluslara herhangi bir resmi ceza uygulaması söz konusu değildi. Bunun sonucunda ABD gibi çevreyi en fazla kirleten uluslar antlaşmayı göz ardı etme şansına kavuştular.</p>
<p>Buna karşın antlaşmaya uymayan uluslara siyasi, ekonomik ve sosyal baskıların uygulanması gündemde. Örneğin eğer ABD yükümlülüklerini yerine getirmezse diğer uluslar ABD’den gelen ithal mallarına karbon vergisi koyabilecek.</p>
<p>Paris Antlaşması ayrıca yurttaşlara hükümetlerini yasal yollarla baskı altına alma konusunda destek sağlıyor. Çevre örgütleri yıllardır hükümetlerini sera gazı salımı gerekçesiyle dava ediyor olsa da, bu davalardan somut bir sonuç çıkmıyor.</p>
<p>2017 yılında bunun değişmesi bekleniyor. Paris Antlaşması’na konacak yeni hükümlerle hükümetlerin yasal olarak karbon salımını kesmeleri sağlanacak.</p>
<p>2016 yılında ABD, Belçika ve Yeni Zelanda’da bir grup yurttaş hükümetlerine karşı karbon salımına ilişkin ciddi tedbirler almadıkları gerekçesiyle dava açmış bulunuyor.</p>
<p><strong>Yok olma sınırındaki türler geri getirilebilecek </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-4976 size-medium alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/tur.jpg 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /> Bu, 2017’de mamutların geri döneceği anlamına gelmiyor. Ancak yok olmanın sınırındaki bazı türleri geri getirmek için 2017’de bazı projeler hayata geçirilecek.</p>
<p>Bozulmamış DNA’ların var olması durumunda genetik ve kök hücre teknolojileri yardımıyla sayıları azalmakta olan bazı hayvanlar klonlanabilecek. Tamamen yok olmuş olan bazı türler ise en yakın akrabalarının genomuna müdahale edilerek yeniden aramıza katılabilecek.</p>
<p>Örneğin Kenya’da yaşayan 3 adet beyaz gergedan kısır olmalarına karşın, kök hücre teknolojileriyle çoğalabilecekler. ABD’de yaşamakta olan kara ayaklı sansar (resim) bugün soyu tükenmekte olan hayvanların başında geliyor. Bunları çoğaltmak için laboratuvar deneyleri 2017’de başlayacak.</p>
<p>Mamutların geri getirilmesi henüz ufukta görülmüyor. İlk klonlama girişimlerinin 2018’de başlaması planlanıyor.</p>
<p><strong>Derleyen: Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC|NSNS|2016-GLOBAL-inlinelink&amp;utm_medium=ILC&amp;utm_source=NSNS&amp;utm_campaign=inlinelink">https://www.newscientist.com/article-type/next-year-preview/?cmpid=ILC|NSNS|2016-GLOBAL-inlinelink&amp;utm_medium=ILC&amp;utm_source=NSNS&amp;utm_campaign=inlinelink</a></p>
<p><a href="http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors">http://www.quantumrun.com/article/crispr-explained-worlds-most-powerful-scissors</a></p>
<p><a href="http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm">http://www.futuretimeline.net/21stcentury/2017.htm</a></p>
<p><a href="http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm">http://electronics.howstuffworks.com/future-tech/10-futurist-predictions-in-the-world-of-technology7.htm</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2017-bilimde-umutlar-buyuk">2017: Bilimde umutlar büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4965</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim ve teknolojide 2016: En çok ses getiren olaylar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-teknolojide-2016-en-cok-ses-getiren-olaylar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2017 14:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[2016]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[asalak]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[CERN]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[güney kutbu]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[kafa]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[kız]]></category>
		<category><![CDATA[kütleçekim dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[kutup]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[ozon deliği]]></category>
		<category><![CDATA[Proxima b]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[toksoplazmos]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>
		<category><![CDATA[zika virüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4940</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016’da dünya kamuoyunu doğrudan etkisi altına alan siyasi olayların gölgesinde kalan bilim ve teknoloji haberleri aslında, bilim dünyamızın geleceğini yakından ilgilendiriyor.  Parçacık fiziğinden, kütleçekim dalgalarına, kızlarda otizmden, kutup bölgelerinde buzulların erimesine uzanan çok sayıda gelişme geleceğimizi şekillendirme potansiyeli taşıyor. Aşağıda Scientific American ve Science News dergileri 2016 yılına çeşitli alanlarda bilim dünyasına damgasını vuran olayların bir listesi yayımladı: Uzay ve Fizik Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nin (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile yapılan deneylerde gözlenen yeni ve son derece ilginç parçacıklar fizikte birtakım temel ilkeleri yerle bir edebilecek ipuçlarını da gözler önüne seriyor. Satürn gezegenine gönderilen insansız uzay aracı Cassini ile ilgili ekibin üyelerinden bilim yazarı Charles P. Wohlforth, Satürn’ün dondurucu soğukluktaki uydularından biri olan Titan’ın insanlar için dünya dışındaki en iyi seçenek olduğunu öne sürüyor (üzgünüz, Mars). Kütleçekim dalgalarıyla ilgili keşif uzaybilimde yeni bir çağ başlattı. Bu durumda kara delikler ve kimi başka kozmik olgular konusunda yepyeni ayrıntıların ortaya çıkması da beklenebilir. Proxima b: Uzaybilimciler güneş sistemine en yakın yıldızın çevresinde yeni bir gezegeni gün yüzüne çıkarttılar. Bu buluşla birlikte, yıldızlararası yolculukla ilgili bilim-kurgu düşleri de yeniden gündeme geldi. Sürdürülebilirlik ve İklim Sürekli değişmekte olan bir iklimin yarattığı güçlüklerle karşı karşıya olduğumuz şu günlerde, İsrail kuraklığa bağlı su açığını yeni bir dizi tuzdan arındırma tesisiyle artı değere dönüştürdü. Ekim ayında yayımlanan bir araştırma kutupsal girdabın Avrupa’ya doğru yön değiştirdiğini, buna bağlı olarak da önümüzdeki kış mevsiminde dondurucu soğukların daha aşağı enlemlere kayma olasılığının da arttığını ortaya koydu. Kutup denizinde buz yitimi: Bilim insanları şimdilerde kutuplardaki erimenin ve Arktik koridor oluşumunun yaratabileceği karmaşık biyolojik sonuçları araştırıyorlar. Güney Kutbu’ndaki ozon deliği: Bu yıl yapılan bir araştırma Güney Kutbu’ndaki ozon deliğinin giderek kapandığını doğruluyor. Bu başarının uluslararası işbirliğinin ve yeni teknolojilerin bir sonucu olduğuna dikkat çekiliyor. Zihin ve Beyin 45 yıldır sürdürülmekte olan olağanüstü zeka düzeyine sahip ayrıcalıklı gençlerle ilgili uzun soluklu bir araştırma, meslek yaşamlarında başarılı olacak parlak çocuklar yaratmak için gerekli olan unsurları gözler önüne serdi. Yeni bir araştırma otistik kız çocuklarının kendilerine özgü birtakım belirtiler sergilediklerini ve bu belirtilerin de çoğu zaman yanlış tanı konmasına neden olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zekânın (Artificial intelligence-AI) dünya Go şampiyonu Lee Sedol’u yenmesi, AI’nin insan zekâsı ile boy ölçüşebilecek düzeye çıkabileceğini gösteren önemli bir gelişme. Teknoloji Bilim insanları son derece sağlam ve elektriği de iletebilen kumaşların üretilmesine olanak tanıyan yeni bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntem sayesinde, karbon nanotüpleri ve grafenle beslenen ipek böceklerinden çok daha güçlü ve sağlam ipek kumaşlar elde edilebiliyor. Nisan ayında fizik dalının en önde gelen bilimcileri, insanoğlunun dünya üzerindeki varlığının bir uzaylının bilgisayar programının bir parçası olup olmadığı konusunu ciddi bir biçimde tartışmaya açtılar. Sağlık ve Tıp Bilim insanları kedilerin dışkısında bulunan toksoplazmos adlı son derece yaygın bir asalağın insanların duygudurumlarını ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyebileceğini gözler önüne seren çok daha somut kanıtlara ulaştılar. Dinlence amaçlı spor etkinlikleri ya da daha başka etkinlikler sırasında kafada meydana gelebilecek en hafif sakatlanmalar bile sanıldığından çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Geçtiğimiz Şubat ayında yayımlanan bir araştırma, kafaya yenen en hafif darbelerin bile uzun erimde intihar etme olasılığını üç kat arttırabileceğine işaret ediyor. Mikrosefali hastalığında tırmanışa neden olan Zika virüsü Brezilya’da ciddi sağlık sorunlarına yol açtı. Olayın yol açtığı bu yıkım tüm Amerika anakarasının yanı sıra, tüm dünyada da kaygı uyandırdı. Üç ebeveynli bebek: Bu yıl ABD’de yeni bir yöntemle dünyaya gelen bir bebek, annesi ve babasından gelen DNA’nın dışında, bir bağışçının da genetik kodunu taşıyor. Yöntem birtakım güvenlik ve etik sorunları da beraberinde getiriyor. Eski çağlarda insan göçleri: DNA araştırmaları insanların Afrika’dan göç etmeleriyle ilgili zamanlamaya yeni bir boyut getiriyor. Ancak araştırmacılar bu öykünün yalnızca genetik bilimiyle açıklanamayacağına dikkat çekiyorlar. Bilim insanları gereksiz gördükleri genleri susturmak suretiyle en az gen sayısına sahip yapay bir hücre üretmeyi başardılar. Alzheimer hastalığına bir çözüm: Araştırmacılar Alzheimer hastalarındaki amiloid beyin plaklarını yok eden bir ilacın bilişsel becerilerin geliştirilmesinde de etkili olup olmadığı konusunda yeni birtakım deneyler uygulayacaklar.  Rita Urgan Kaynak: https://www.scientificamerican.com/article/the-most-popular-science-stories-of-2016/ https://www.sciencenews.org/article/top-science-stories-2016</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-teknolojide-2016-en-cok-ses-getiren-olaylar">Bilim ve teknolojide 2016: En çok ses getiren olaylar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016’da dünya kamuoyunu doğrudan etkisi altına alan siyasi olayların gölgesinde kalan bilim ve teknoloji haberleri aslında, bilim dünyamızın geleceğini yakından ilgilendiriyor.  Parçacık fiziğinden, kütleçekim dalgalarına, kızlarda otizmden, kutup bölgelerinde buzulların erimesine uzanan çok sayıda gelişme geleceğimizi şekillendirme potansiyeli taşıyor. Aşağıda Scientific American ve Science News dergileri 2016 yılına çeşitli alanlarda bilim dünyasına damgasını vuran olayların bir listesi yayımladı:</p>
<p><strong>Uzay ve Fizik</strong></p>
<ul>
<li>Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nin (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı ile yapılan deneylerde gözlenen yeni ve son derece ilginç parçacıklar fizikte birtakım temel ilkeleri yerle bir edebilecek ipuçlarını da gözler önüne seriyor.</li>
<li>Satürn gezegenine gönderilen insansız uzay aracı Cassini ile ilgili ekibin üyelerinden bilim yazarı Charles P. Wohlforth, Satürn’ün dondurucu soğukluktaki uydularından biri olan Titan’ın insanlar için dünya dışındaki en iyi seçenek olduğunu öne sürüyor (üzgünüz, Mars).</li>
<li>Kütleçekim dalgalarıyla ilgili keşif uzaybilimde yeni bir çağ başlattı. Bu durumda kara delikler ve kimi başka kozmik olgular konusunda yepyeni ayrıntıların ortaya çıkması da beklenebilir.</li>
<li>Proxima b: Uzaybilimciler güneş sistemine en yakın yıldızın çevresinde yeni bir gezegeni gün yüzüne çıkarttılar. Bu buluşla birlikte, yıldızlararası yolculukla ilgili bilim-kurgu düşleri de yeniden gündeme geldi.</li>
</ul>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ve İklim</strong></p>
<ul>
<li>Sürekli değişmekte olan bir iklimin yarattığı güçlüklerle karşı karşıya olduğumuz şu günlerde, İsrail kuraklığa bağlı su açığını yeni bir dizi tuzdan arındırma tesisiyle artı değere dönüştürdü.</li>
<li>Ekim ayında yayımlanan bir araştırma kutupsal girdabın Avrupa’ya doğru yön değiştirdiğini, buna bağlı olarak da önümüzdeki kış mevsiminde dondurucu soğukların daha aşağı enlemlere kayma olasılığının da arttığını ortaya koydu.</li>
<li>Kutup denizinde buz yitimi: Bilim insanları şimdilerde kutuplardaki erimenin ve Arktik koridor oluşumunun yaratabileceği karmaşık biyolojik sonuçları araştırıyorlar.</li>
<li>Güney Kutbu’ndaki ozon deliği: Bu yıl yapılan bir araştırma Güney Kutbu’ndaki ozon deliğinin giderek kapandığını doğruluyor. Bu başarının uluslararası işbirliğinin ve yeni teknolojilerin bir sonucu olduğuna dikkat çekiliyor.</li>
</ul>
<p><strong>Zihin ve Beyin</strong></p>
<ul>
<li>45 yıldır sürdürülmekte olan olağanüstü zeka düzeyine sahip ayrıcalıklı gençlerle ilgili uzun soluklu bir araştırma, meslek yaşamlarında başarılı olacak parlak çocuklar yaratmak için gerekli olan unsurları gözler önüne serdi.</li>
<li>Yeni bir araştırma otistik kız çocuklarının kendilerine özgü birtakım belirtiler sergilediklerini ve bu belirtilerin de çoğu zaman yanlış tanı konmasına neden olduğunu ortaya koyuyor.</li>
<li>Yapay zekânın (Artificial intelligence-AI) dünya Go şampiyonu Lee Sedol’u yenmesi, AI’nin insan zekâsı ile boy ölçüşebilecek düzeye çıkabileceğini gösteren önemli bir gelişme.</li>
</ul>
<p><strong>Teknoloji</strong></p>
<ul>
<li>Bilim insanları son derece sağlam ve elektriği de iletebilen kumaşların üretilmesine olanak tanıyan yeni bir yöntem geliştirdiler. Bu yöntem sayesinde, karbon nanotüpleri ve grafenle beslenen ipek böceklerinden çok daha güçlü ve sağlam ipek kumaşlar elde edilebiliyor.</li>
<li>Nisan ayında fizik dalının en önde gelen bilimcileri, insanoğlunun dünya üzerindeki varlığının bir uzaylının bilgisayar programının bir parçası olup olmadığı konusunu ciddi bir biçimde tartışmaya açtılar.</li>
</ul>
<p><strong>Sağlık ve Tıp</strong></p>
<ul>
<li>Bilim insanları kedilerin dışkısında bulunan toksoplazmos adlı son derece yaygın bir asalağın insanların duygudurumlarını ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyebileceğini gözler önüne seren çok daha somut kanıtlara ulaştılar.</li>
<li>Dinlence amaçlı spor etkinlikleri ya da daha başka etkinlikler sırasında kafada meydana gelebilecek en hafif sakatlanmalar bile sanıldığından çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Geçtiğimiz Şubat ayında yayımlanan bir araştırma, kafaya yenen en hafif darbelerin bile uzun erimde intihar etme olasılığını üç kat arttırabileceğine işaret ediyor.</li>
<li>Mikrosefali hastalığında tırmanışa neden olan Zika virüsü Brezilya’da ciddi sağlık sorunlarına yol açtı. Olayın yol açtığı bu yıkım tüm Amerika anakarasının yanı sıra, tüm dünyada da kaygı uyandırdı.</li>
<li>Üç ebeveynli bebek: Bu yıl ABD’de yeni bir yöntemle dünyaya gelen bir bebek, annesi ve babasından gelen DNA’nın dışında, bir bağışçının da genetik kodunu taşıyor. Yöntem birtakım güvenlik ve etik sorunları da beraberinde getiriyor.</li>
<li>Eski çağlarda insan göçleri: DNA araştırmaları insanların Afrika’dan göç etmeleriyle ilgili zamanlamaya yeni bir boyut getiriyor. Ancak araştırmacılar bu öykünün yalnızca genetik bilimiyle açıklanamayacağına dikkat çekiyorlar.</li>
<li>Bilim insanları gereksiz gördükleri genleri susturmak suretiyle en az gen sayısına sahip yapay bir hücre üretmeyi başardılar.</li>
<li>Alzheimer hastalığına bir çözüm: Araştırmacılar Alzheimer hastalarındaki amiloid beyin plaklarını yok eden bir ilacın bilişsel becerilerin geliştirilmesinde de etkili olup olmadığı konusunda yeni birtakım deneyler uygulayacaklar.<strong> </strong></li>
</ul>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="https://www.scientificamerican.com/article/the-most-popular-science-stories-of-2016/">https://www.scientificamerican.com/article/the-most-popular-science-stories-of-2016/</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/top-science-stories-2016">https://www.sciencenews.org/article/top-science-stories-2016</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-teknolojide-2016-en-cok-ses-getiren-olaylar">Bilim ve teknolojide 2016: En çok ses getiren olaylar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4940</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Satürn’ün uyduları  dinozorlardan bile genç olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-halkalari-dinozorlardan-bile-daha-genc-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2016 20:38:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[kretase]]></category>
		<category><![CDATA[satürn]]></category>
		<category><![CDATA[SETI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=1674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Satürn, sahip olduğu halkalarıyla Güneş sistemi içerisindeki en göz alıcı ve en eşsiz gezegen olarak görülür. Çıplak gözle görülebilen 5 gezegenden biri olduğu için insanlığın çok eski tarihlerinden itibaren bilinen Satürn gezegeninin ekvator merkezinden 480,000 kilometre yarıçapa kadar uzanan halkalara sahip olduğu ancak teleskobun icadından sonra 17. yüzyılda anlaşılabildi. O günden beri de bu halkaların hangi etki sonucu oluştuğu (ya da neden bir uyduyu meydana getirmek üzere birleşemediği) birçok bilimsel araştırmanın konusu olageldi. SETI’den (Search for Extra-Terrestrial Intelligence; Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) bir grup bilim insanının yürütmüş olduğu son çalışmada Satürn halkalarının ne zaman oluşmuş olabileceği sorusuna cevap aranıyor. Geleneksel görüş, Güneş Sistemi’nin ve tüm gezegenlerin 4,5 milyar yaşında olduğu dikkate alındığında Satürn’ün uyduları ve halkalarının da yaklaşık yine aynı yaşlarda olabileceği yönünde. Oysa Satürn’ün uydularının yörüngelerinde meydana gelen değişimlerin bilgisayar simülasyonlarıyla analizi sonucu elde edilen yeni bulgulara göre Satürn’ün uyduları ve halkaları yalnızca 100 milyon yıllık bir geçmişe sahip. Jeolojik olarak değerlendirildiğinde bu tarih gerçekten de çok kısa bir zamana işaret ediyor. 100 milyon yıl öncesi Dünya’nın jeolojik tarihinde Mezozozik zamanın Kretase dönemine karşılık geliyor. Kretase dönemi dinozorların altın çağı olarak da bilinir. 65 milyon yıl önce dinozor neslini yok edecek olan göktaşı yeryüzüne düşmeden önce Kretase döneminde dinozorlar biyoçeşitliliğin zirvesinde bulunurken tüm Dünyaya hükmeder vaziyetteydiler. Satürn’ün başta Titan, Rhea, İapetus gibi bilinen büyük uydularıyla birlikte toplamda 62 tane uydusu var. Bu altmış iki uydunun yanına bir de Satürn’ün merkezinden 46 bin ile 480 bin kilometre yarıçaplı daireler arasındaki bölgeyi dolduran irili ufaklı binlerce küçük kaya parçasını eklediğimizde hayli kalabalık bir birliktelikten söz ettiğimizi anlayabiliriz. Bu kalabalık uydu popülasyonunun içinde karmaşık bir kütleçekim etkileşimi mevcut. Uyduların birbirlerine göre olan konumları uydu yörüngelerinin genişlemesine veya daralmasına yol açıyor. Bu çalışmada, Satürn uydularının sahip olduğu günümüz yörünge eğriliklerinin bilgisayar simülasyonlarıyla yapılan geçmişe dönük tahminlerinde sanılanın aksine çok daha az değişikliğe uğradığı görüldü. Bu sonuç uyduların çok daha erken bir dönemde oluştuğu sonucunu ortaya koyuyor. Bu tarihi net bir şekilde belirleyebilmek için araştırma ekibi Satürn’ün uydusu Enceladus’un NASA’nın Cassini uzay aracı tarafından çekilen fotoğraflarını inceleme altına aldı. Enceladus’da bulunan devasa buzul gayzerlerinin enerjisi, uyduların birbirleriyle veya Satürn’le olan gelgitler neticesinde meydana gelmekte. Gayzer enerjilerindeki değişimin yine bilgisayar ortamında yapılan modellemelerinde uyduların yaşının 100 milyon yıl olduğu görüldü. Bu sonuç yeni bir soruyu beraberinde getiriyor. 100 milyon yıl önce ne oldu da bugünkü uydu ve meşhur halkalar meydana geldi? Bu soruya verilen en güçlü cevap Dünya’nın uydusu Ay’ın oluşumunu en iyi açıklayan çarpışma teorisine oldukça benzer. Satürn’ün 100 milyon yıldan öncesinde sahip olduğu ilk dönem uyduları kütleçekim etkileşmeleri sonucu birbirleriyle çarpışmış ve bügünkü uydu popülasyonuyla Satürn’ü görsel yönden eşsiz bir hale getiren halkaları meydana getirmiş olabilir. Derleyen: Levent Özkarayel Kaynaklar http://www.seti.org/seti-institute/press-release/moons-saturn-may-be-younger-dinosaurs http://www.sciencealert.com/saturn-s-moons-and-rings-might-be-younger-than-the-dinosaurs-study-reveals http://arxiv.org/abs/1603.07071 [Kapak Görseli: NASA/JPL-Caltech/Space Science Institute] &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-halkalari-dinozorlardan-bile-daha-genc-olabilir">Satürn’ün uyduları  dinozorlardan bile genç olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Satürn, sahip olduğu halkalarıyla Güneş sistemi içerisindeki en göz alıcı ve en eşsiz gezegen olarak görülür. Çıplak gözle görülebilen 5 gezegenden biri olduğu için insanlığın çok eski tarihlerinden itibaren bilinen Satürn gezegeninin ekvator merkezinden 480,000 kilometre yarıçapa kadar uzanan halkalara sahip olduğu ancak teleskobun icadından sonra 17. yüzyılda anlaşılabildi. O günden beri de bu halkaların hangi etki sonucu oluştuğu (ya da neden bir uyduyu meydana getirmek üzere birleşemediği) birçok bilimsel araştırmanın konusu olageldi.</p>
<p><em>SETI</em>’den (Search for Extra-Terrestrial Intelligence; Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) bir grup bilim insanının yürütmüş olduğu son çalışmada Satürn halkalarının ne zaman oluşmuş olabileceği sorusuna cevap aranıyor. Geleneksel görüş, Güneş Sistemi’nin ve tüm gezegenlerin 4,5 milyar yaşında olduğu dikkate alındığında Satürn’ün uyduları ve halkalarının da yaklaşık yine aynı yaşlarda olabileceği yönünde. Oysa Satürn’ün uydularının yörüngelerinde meydana gelen değişimlerin bilgisayar simülasyonlarıyla analizi sonucu elde edilen yeni bulgulara göre Satürn’ün uyduları ve halkaları yalnızca 100 milyon yıllık bir geçmişe sahip. Jeolojik olarak değerlendirildiğinde bu tarih gerçekten de çok kısa bir zamana işaret ediyor. 100 milyon yıl öncesi Dünya’nın jeolojik tarihinde <em>Mezozozik</em> zamanın <em>Kretase</em> dönemine karşılık geliyor. Kretase dönemi dinozorların altın çağı olarak da bilinir. 65 milyon yıl önce dinozor neslini yok edecek olan göktaşı yeryüzüne düşmeden önce Kretase döneminde dinozorlar biyoçeşitliliğin zirvesinde bulunurken tüm Dünyaya hükmeder vaziyetteydiler.</p>
<p>Satürn’ün başta Titan, Rhea, İapetus gibi bilinen büyük uydularıyla birlikte toplamda 62 tane uydusu var. Bu altmış iki uydunun yanına bir de Satürn’ün merkezinden 46 bin ile 480 bin kilometre yarıçaplı daireler arasındaki bölgeyi dolduran irili ufaklı binlerce küçük kaya parçasını eklediğimizde hayli kalabalık bir birliktelikten söz ettiğimizi anlayabiliriz. Bu kalabalık uydu popülasyonunun içinde karmaşık bir kütleçekim etkileşimi mevcut. Uyduların birbirlerine göre olan konumları uydu yörüngelerinin genişlemesine veya daralmasına yol açıyor.</p>
<p>Bu çalışmada, Satürn uydularının sahip olduğu günümüz yörünge eğriliklerinin bilgisayar simülasyonlarıyla yapılan geçmişe dönük tahminlerinde sanılanın aksine çok daha az değişikliğe uğradığı görüldü. Bu sonuç uyduların çok daha erken bir dönemde oluştuğu sonucunu ortaya koyuyor. Bu tarihi net bir şekilde belirleyebilmek için araştırma ekibi Satürn’ün uydusu Enceladus’un NASA’nın Cassini uzay aracı tarafından çekilen fotoğraflarını inceleme altına aldı. Enceladus’da bulunan devasa buzul gayzerlerinin enerjisi, uyduların birbirleriyle veya Satürn’le olan gelgitler neticesinde meydana gelmekte. Gayzer enerjilerindeki değişimin yine bilgisayar ortamında yapılan modellemelerinde uyduların yaşının 100 milyon yıl olduğu görüldü.</p>
<p>Bu sonuç yeni bir soruyu beraberinde getiriyor. 100 milyon yıl önce ne oldu da bugünkü uydu ve meşhur halkalar meydana geldi? Bu soruya verilen en güçlü cevap Dünya’nın uydusu Ay’ın oluşumunu en iyi açıklayan çarpışma teorisine oldukça benzer. Satürn’ün 100 milyon yıldan öncesinde sahip olduğu ilk dönem uyduları kütleçekim etkileşmeleri sonucu birbirleriyle çarpışmış ve bügünkü uydu popülasyonuyla Satürn’ü görsel yönden eşsiz bir hale getiren halkaları meydana getirmiş olabilir.</p>
<p><strong>Derleyen: </strong><a href="https://twitter.com/lozkarayel"><strong>Levent Özkarayel</strong></a></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.seti.org/seti-institute/press-release/moons-saturn-may-be-younger-dinosaurs">http://www.seti.org/seti-institute/press-release/moons-saturn-may-be-younger-dinosaurs</a></li>
<li><a href="http://www.sciencealert.com/saturn-s-moons-and-rings-might-be-younger-than-the-dinosaurs-study-reveals">http://www.sciencealert.com/saturn-s-moons-and-rings-might-be-younger-than-the-dinosaurs-study-reveals</a></li>
<li><a href="http://arxiv.org/abs/1603.07071">http://arxiv.org/abs/1603.07071</a></li>
</ol>
<p>[Kapak Görseli: NASA/JPL-Caltech/Space Science Institute]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/saturnun-halkalari-dinozorlardan-bile-daha-genc-olabilir">Satürn’ün uyduları  dinozorlardan bile genç olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1674</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
