<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sebze arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sebze/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sebze</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Oct 2018 13:03:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Neden sürekli açım?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 12:58:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[tokluk]]></category>
		<category><![CDATA[yiyecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=11644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doymak bilmeyen açlığınızın nedeni alışkanlıklarınız, çevreniz, beslenme düzeniyle ilgili seçimleriniz olabilir. Yetersiz uyku ve aşırı gerginlik açlık duygusu yaratabilir. Televizyon izlemek de benzer bir etki yaratabilir. Hormonlarınız, duygu durumunuz ve yanlış boyutta bir çatal bile acıkmanıza neden olabilir. Cornell Üniversitesi Besin&#38;Marka Laboratuvarı araştırmacılarından Aner Tal&#8217;e göre açlık, yalnızca fiziksel gereksinimlerin karşılanması amacıyla yemek yeme gereği duyulmasıyla sınırlı bir kavram değil. Açlık duygusunu etkileyen çok sayıda başka ruhsal, dirimsel ve çevresel unsurlar var. Kişinin yemek yemekle ilgili alışkanlıklarının bu unsurların en başında geldiğine dikkat çeken Tal, “Her gün saat 2’de öğle yemeği yemek gibi bir alışkanlığınız varsa, günün bu saatinde yiyeceğe biyolojik bağlamda gereksinim duymasanız da yemek istersiniz. Sürekli yemek yerseniz, bedeniniz yavaş yavaş buna ayak uydurmaya başlayacak ve gün boyu açlık duyacaktır” diyor. Açlığı dengeleyen yiyecek seçimi İyi de öncelikle bir insanı sürekli yemeye iten nedir? Boston Çocuk Hastanesi endokrinoloji uzmanı ve Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarından Dr. Belinda Lennerz, yiyecek seçimlerinizin bunda büyük bir payı olduğunu belirtiyor. Açlık duygusunu yaratan unsurlarla ilgili araştırmalar yapan Lennerz, “Açlığın temel nedeni kandaki enerji miktarının dengede tutulması amacıyla kişiyi yiyecek aramaya ve onu tüketmeye itmektir. Daha yavaş sindirilebilen yağ, protein ve lif oranları daha yüksek olan yiyecekleri tükettiğimizde bu durum çok daha etkili bir biçimde gerçekleşir” diyor. Bu tür yiyecekler bedenin öğünler arasında saatler boyunca dengede tutulmasına yardımcı olurken, başka türde yiyecekler kişinin yemekten çok daha kısa bir süre sonra mutfağa ya da kantine koşturmasına yol açan metabolik değişimlere neden olurlar. Söz konusu yiyecekler bir hayli işlemden geçirilmiş karbonhidratlardır. Karbonhidratlar acıktırıyor mu? Kısa süre önce yayımlanan Always Hungry? başlıklı kitabın yazarı ve Lennerz’in meslektaşı Dr. David Ludwig günümüzün en gözde işlenmiş karbonhidratları arasında beyaz ekmek, beyaz pirinç, patates ürünleri, şekerle tatlandırılmış içecekler, hazır kahvaltılık tahıllar, kurabiyeler ve cipslerin yer aldığını belirterek, “Bu türde yiyecekler, yavaş sindirilen besinlerle beslenildiğinde genellikle iyi işleyen bedenin doğal açlık denetimi sistemlerinde karışıklığa neden oluyor” diye ekliyor. Sağlıklı yağların ve bol lifli yiyeceklerin-sindirim sisteminden yavaşça geçen yoğurtlar, yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerin- tersine, işlemden geçirilmiş karbonhidratlar bağırsaklarımızda tıpkı kaydıraktan kayıyorlarmış gibi bir etki yaratıyorlar. Lennerz bu tür atıştırmalıkların, tatlıların, şekerli içeceklerin ve daha başka işlenmiş besinlerin ABD’de ortalama bir alışveriş sepetinin yaklaşık %61’ini oluşturduğuna, bedenin de hızla sindirilen bu yiyeceklere tepki olarak ve yükselen kan şekeri düzeylerini dengelemek amacıyla kana yüksek miktarlarda insülin salmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor. Şeker yağa dönüşüyor Ludwig de tıpkı sığırları otlatan bir çiftçi gibi, insülinin yediğiniz yiyeceklerdeki şekeri ve öteki kalorileri depoya sürüklediğini ve bunun da genelde yağ hücreleri anlamına geldiğini belirtiyor. Bu durum yalnızca kişinin kilo almasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda bedenin birtakım gereksinimlerin karşılanması için daha çok enerjiye gerek duyduğu gibi bir inanca kapılmasına da yol açıyor. Bu da sonuçta açlık duygusunun hızla geri dönmesine neden oluyor. Ludwig, işlenmiş ürünlerin bolca tüketildiği az yağlı bir beslenme düzenini uygulayan kişilerde tüm bunların çok daha yoğun bir biçimde yaşandığının da altını çiziyor. Lennerz, her türde yiyeceğe her zaman kolaylıkla ulaşılabilen günümüz koşullarında bu yiyeceklerden kaçınmanın hiç de kolay olmadığına, bunların yalnızca kokularının ya da görüntülerinin bile beyin ve bedendeki “besle beni” süreçlerini devinime geçirmeye yettiğine dikkat çekiyor. Bu da televizyonda yemek pişirmeyle ilgili programlar izlemenin, mutfak tezgahındaki atıştırmalıkları görmenin ya da yol üzerinde kurabiye ve patates kızartmalarının sunulduğu yerlere tanık olmanın, bu gibi yoldan çıkarıcı unsurlarla karşı karşıya kalınmadığında uykuda kalabilecekken, açlık duygusunun bir anda uyanması anlamına geliyor. İşlenmiş yiyecekler bağımlılık yaratıyor Tüm bunlara yoğun işlemlerden geçirilmiş bu yiyeceklerin birçoğunun, özellikle de şekerin, beynin ödül sistemlerini tıpkı sigara, uyuşturucu ve bağımlılık yaratan kimi başka maddeler gibi devinime geçirebileceğini ortaya koyan ve sayıları giderek artan araştırmalar da eklendiğinde, çoğumuzun gün boyunca açlık çekmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Peki, bu durumda ne yapabiliriz? Öncelikle, Lennerz ile Ludwig’in yukarıda sözünü ettikleri yiyecekler yerine yağ, lif ve protein açısından zengin sağlıklı besinlerle beslenmeye çalışın. Araştırmalar sürekli açlık çekenler için farkındalığı geliştirici meditasyonun, tempolu yürüyüşün, beden alıştırmalarının ve yiyecekleri gözden uzak tutmanın da yararlı olabileceğine işaret ediyor.      Kaynak: http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim">Neden sürekli açım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doymak bilmeyen açlığınızın nedeni alışkanlıklarınız, çevreniz, beslenme düzeniyle ilgili seçimleriniz olabilir.</strong></p>
<p>Yetersiz uyku ve aşırı gerginlik açlık duygusu yaratabilir. Televizyon izlemek de benzer bir etki yaratabilir. Hormonlarınız, duygu durumunuz ve yanlış boyutta bir çatal bile acıkmanıza neden olabilir.</p>
<p>Cornell Üniversitesi Besin&amp;Marka Laboratuvarı araştırmacılarından Aner Tal&#8217;e göre açlık, yalnızca fiziksel gereksinimlerin karşılanması amacıyla yemek yeme gereği duyulmasıyla sınırlı bir kavram değil. Açlık duygusunu etkileyen çok sayıda başka ruhsal, dirimsel ve çevresel unsurlar var.</p>
<p>Kişinin yemek yemekle ilgili alışkanlıklarının bu unsurların en başında geldiğine dikkat çeken Tal, “Her gün saat 2’de öğle yemeği yemek gibi bir alışkanlığınız varsa, günün bu saatinde yiyeceğe biyolojik bağlamda gereksinim duymasanız da yemek istersiniz. Sürekli yemek yerseniz, bedeniniz yavaş yavaş buna ayak uydurmaya başlayacak ve gün boyu açlık duyacaktır” diyor.</p>
<p><strong>Açlığı dengeleyen yiyecek seçimi</strong></p>
<p>İyi de öncelikle bir insanı sürekli yemeye iten nedir? Boston Çocuk Hastanesi endokrinoloji uzmanı ve Harvard Tıp Fakültesi araştırmacılarından Dr. Belinda Lennerz, yiyecek seçimlerinizin bunda büyük bir payı olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Açlık duygusunu yaratan unsurlarla ilgili araştırmalar yapan Lennerz, “Açlığın temel nedeni kandaki enerji miktarının dengede tutulması amacıyla kişiyi yiyecek aramaya ve onu tüketmeye itmektir. Daha yavaş sindirilebilen yağ, protein ve lif oranları daha yüksek olan yiyecekleri tükettiğimizde bu durum çok daha etkili bir biçimde gerçekleşir” diyor.</p>
<p>Bu tür yiyecekler bedenin öğünler arasında saatler boyunca dengede tutulmasına yardımcı olurken, başka türde yiyecekler kişinin yemekten çok daha kısa bir süre sonra mutfağa ya da kantine koşturmasına yol açan metabolik değişimlere neden olurlar. Söz konusu yiyecekler bir hayli işlemden geçirilmiş karbonhidratlardır.</p>
<p><strong>Karbonhidratlar acıktırıyor mu?</strong></p>
<p>Kısa süre önce yayımlanan <em>Always Hungry?</em> başlıklı kitabın yazarı ve Lennerz’in meslektaşı Dr. David Ludwig günümüzün en gözde işlenmiş karbonhidratları arasında beyaz ekmek, beyaz pirinç, patates ürünleri, şekerle tatlandırılmış içecekler, hazır kahvaltılık tahıllar, kurabiyeler ve cipslerin yer aldığını belirterek, “Bu türde yiyecekler, yavaş sindirilen besinlerle beslenildiğinde genellikle iyi işleyen bedenin doğal açlık denetimi sistemlerinde karışıklığa neden oluyor” diye ekliyor.</p>
<p>Sağlıklı yağların ve bol lifli yiyeceklerin-sindirim sisteminden yavaşça geçen yoğurtlar, yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerin- tersine, işlemden geçirilmiş karbonhidratlar bağırsaklarımızda tıpkı kaydıraktan kayıyorlarmış gibi bir etki yaratıyorlar.</p>
<p>Lennerz bu tür atıştırmalıkların, tatlıların, şekerli içeceklerin ve daha başka işlenmiş besinlerin ABD’de ortalama bir alışveriş sepetinin yaklaşık %61’ini oluşturduğuna, bedenin de hızla sindirilen bu yiyeceklere tepki olarak ve yükselen kan şekeri düzeylerini dengelemek amacıyla kana yüksek miktarlarda insülin salmak zorunda kaldığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Şeker yağa dönüşüyor</strong></p>
<p>Ludwig de tıpkı sığırları otlatan bir çiftçi gibi, insülinin yediğiniz yiyeceklerdeki şekeri ve öteki kalorileri depoya sürüklediğini ve bunun da genelde yağ hücreleri anlamına geldiğini belirtiyor. Bu durum yalnızca kişinin kilo almasına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda bedenin birtakım gereksinimlerin karşılanması için daha çok enerjiye gerek duyduğu gibi bir inanca kapılmasına da yol açıyor. Bu da sonuçta açlık duygusunun hızla geri dönmesine neden oluyor. Ludwig, işlenmiş ürünlerin bolca tüketildiği az yağlı bir beslenme düzenini uygulayan kişilerde tüm bunların çok daha yoğun bir biçimde yaşandığının da altını çiziyor.</p>
<p>Lennerz, her türde yiyeceğe her zaman kolaylıkla ulaşılabilen günümüz koşullarında bu yiyeceklerden kaçınmanın hiç de kolay olmadığına, bunların yalnızca kokularının ya da görüntülerinin bile beyin ve bedendeki “besle beni” süreçlerini devinime geçirmeye yettiğine dikkat çekiyor. Bu da televizyonda yemek pişirmeyle ilgili programlar izlemenin, mutfak tezgahındaki atıştırmalıkları görmenin ya da yol üzerinde kurabiye ve patates kızartmalarının sunulduğu yerlere tanık olmanın, bu gibi yoldan çıkarıcı unsurlarla karşı karşıya kalınmadığında uykuda kalabilecekken, açlık duygusunun bir anda uyanması anlamına geliyor.</p>
<p><strong>İşlenmiş yiyecekler bağımlılık yaratıyor</strong></p>
<p>Tüm bunlara yoğun işlemlerden geçirilmiş bu yiyeceklerin birçoğunun, özellikle de şekerin, beynin ödül sistemlerini tıpkı sigara, uyuşturucu ve bağımlılık yaratan kimi başka maddeler gibi devinime geçirebileceğini ortaya koyan ve sayıları giderek artan araştırmalar da eklendiğinde, çoğumuzun gün boyunca açlık çekmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.</p>
<p>Peki, bu durumda ne yapabiliriz? Öncelikle, Lennerz ile Ludwig’in yukarıda sözünü ettikleri yiyecekler yerine yağ, lif ve protein açısından zengin sağlıklı besinlerle beslenmeye çalışın. Araştırmalar sürekli açlık çekenler için farkındalığı geliştirici meditasyonun, tempolu yürüyüşün, beden alıştırmalarının ve yiyecekleri gözden uzak tutmanın da yararlı olabileceğine işaret ediyor.    <strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong><strong><a href="http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/">http://time.com/4435650/always-hungry-appetite/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/neden-surekli-acim">Neden sürekli açım?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11644</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 14:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[abdurrahman kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet yavuz]]></category>
		<category><![CDATA[alaaddin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyin cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[karnabahar]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[kül olmak]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[obruk]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[robot sophia]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türker kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8350</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz toplumunda giderek yaygın görülen bir olgu yalnızlık; insanların kalabalığın içinde kendilerini çok yalnız hissetmeleri&#8230; Bu konu tek başına yaşam sürmenin çok ötesinde ve herkesi hatta özellikle de gençleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü insan ne kadar gençse o kadar sık yalnızlık hissine kapılıyor&#8230; “Kendini yalnız hissetme duygusunun”  hele kronik hale geldiğinde insana psikolojik olarak zarar verdiği bilinir ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre işin bir de ciddi fizyolojik boyutları var. Kronik hastalıkların hemen hemen tümünün yalnızlık çeken insanlarda görülüyor olması bir yana, yalnızlığın en yoğun etkisinin bağışıklık sistemini kontrol eden genlerde görüldüğü tespit edildi. Konu hayli ilginç. Küresel bir sorun bu; Türkiye’de de son 5 yılda antidepresan ilaç kullanımının %70 artması daha da önemli kılıyor konuyu. Bu yüzden biz de, evrimsel boyutu da dahil olmak üzere farklı yönleri ile ele aldık, uzmanların bu konudaki önerilerini sizlerle paylaştık. 24 kasım Öğretmenler Günü. Ve eğitimin sancıları öğretmenleri de yakından etkiliyor. 11-12 Kasım’da düzenlenen Eğitimde Gelecek Konferansı’nın ana konularından biri de öğretmenlerin yetkinliği üzerineydi. Türkiye ne yazık ki öğretmenlerini teşvik eden, motive eden bir ülke değil, böyle olmadığı gibi, öğretmenlerin bir kısmı da kendilerini geliştirmek zorunda hissetmiyorlar; öğretmenleri ölçen ve değerlendiren ölçümlemeler yapılmıyor. Nasıl bir eğitim? yazısında neler yapılması gerektiğini okuyacaksınız&#8230; İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu da “İnovasyon sürecinde öğretmenler ve okul yöneticileri” başlıklı yazısında okul müdürlerinin eğitim teknolojisi alanında bilmeleri gereken standartları örneklerle açıklıyor. Hazır konu eğitime gelmişken akademik alana da sıçrayalım dedik. Prof. Dr Türker Kılıç’ın, beyin cerrahisinde Türkiye’nin dünya bilimine katkısının neden azaldığına ilişkin kaleme aldığı analiz, eğitim politikalarından, liyakat, ortak karar verebilme becerisi gibi toplumsal sorunlara da dayanıyor. İlgiyle okuyacağınıza eminiz. Öte yandan Belçika’da yaşayan Türk asıllı cerrah Alaaddin Yılmaz’ın geliştirdiği bir teknik ile kalp cerrahisinde çığır açmasının öyküsünü bulacaksınız sayfalarımızda. Yılmaz’ın bu keşfinin açık ameliyatı kaldıramayacak durumda olan hastalar için önemli bir umut ışığı olduğunu da ekleyelim. Doğan Kuban hoca yine önemli bir toplumsal analiz ile karşınızda. “Toplum, aslında değişim ve çağdaşlaşma için gereken güce sahip” diyor ve daha önceki yazılarında bahsettiği “Kaya Sınıfı” diye isimlendirdiği sınıfın önüne bir yol haritası koyuyor. Ahmet Yavuz, Karapınar bölgesinde obruk sayısının girerek artmasına ilişkin haberlerden yola çıkarak 1960’lı yıllarda başlayan ve kendisinin de görev yaptığı dönemde de devam eden ağaçlandırma çalışmalarını anlatıyor. Yazı uzun olduğu için ikiye böldük, devamı haftaya&#8230; Dijital Kültür’de bu hafta Tanol Türkoğlu, Sophia adlı robota Suudi Arabistan hükümetinin vatandaşlık hakkı vermesini irdelediği Tesettürlü Robot  yazısı ile Suudi Arabistan’daki yenilikçi rüzgâra değiniyor. Mustafa Çetiner, Akademi ve Bilim yazılarının 17.sinde bazı ilaçların özellikle kanser ilaçlarının zaman içinde yanlış kullanıldığını yazıyor. Müfit Akyos bir önceki yazısındaki endüstriyi destekleyen kurumsal yapılara örnekleri sürdürüyor. Tayvan, Fransa ve Kanada’daki uygulamalardan çıkarılacak hayli dersler var. Bilim ve Beslenme dergimizin en ilgi gören sayfalarından, mevsimine göre farklı besinleri tanıtıyoruz. Bu kez sıra karnabaharda. İçinde bol miktarda C, K vitamini, folik asit ve lif bulunduran bu sebzeye ilişkin bilgiler bizi şaşırttı. Sizi de şaşırtacağına eminiz. Hazır beslenme demişken Diyetisyen Aslıhan Yağcıoğlu’nun okul çocuklarında beslenme nasıl olmalı yazısını da okumanızı öneriyoruz. Deprem içinde bulunduğumuz coğrafyanın önemli bir gerçeği. Özellikle İstanbul’da deprem kentsel dönüşümü tetikledi. İnşaat furyası doludizgin gidiyor. Ama gerçekten yapılanlar doğru mu? Yangın güvenliği uzmanı İTÜ Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi Abdurrahman Kılıç uyarıyor “İstanbul depremle yıkılmasa bile yangınlarla kül olabilir”. HBT&#8217;yi birlikte büyüteceğiz. Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın. Tüm öğretmenlerimizin bu anlamlı günü kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik">Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz toplumunda giderek yaygın görülen bir olgu yalnızlık; insanların kalabalığın içinde kendilerini çok yalnız hissetmeleri&#8230; Bu konu tek başına yaşam sürmenin çok ötesinde ve herkesi hatta özellikle de gençleri yakından ilgilendiriyor. Çünkü insan ne kadar gençse o kadar sık yalnızlık hissine kapılıyor&#8230;</p>
<p>“Kendini yalnız hissetme duygusunun”  hele kronik hale geldiğinde insana psikolojik olarak zarar verdiği bilinir ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre işin bir de ciddi fizyolojik boyutları var. Kronik hastalıkların hemen hemen tümünün yalnızlık çeken insanlarda görülüyor olması bir yana, yalnızlığın en yoğun etkisinin bağışıklık sistemini kontrol eden genlerde görüldüğü tespit edildi. Konu hayli ilginç. Küresel bir sorun bu; Türkiye’de de son 5 yılda antidepresan ilaç kullanımının %70 artması daha da önemli kılıyor konuyu. Bu yüzden biz de, evrimsel boyutu da dahil olmak üzere farklı yönleri ile ele aldık, uzmanların bu konudaki önerilerini sizlerle paylaştık.</p>
<p>24 kasım Öğretmenler Günü. Ve eğitimin sancıları öğretmenleri de yakından etkiliyor. 11-12 Kasım’da düzenlenen Eğitimde Gelecek Konferansı’nın ana konularından biri de öğretmenlerin yetkinliği üzerineydi. Türkiye ne yazık ki öğretmenlerini teşvik eden, motive eden bir ülke değil, böyle olmadığı gibi, öğretmenlerin bir kısmı da kendilerini geliştirmek zorunda hissetmiyorlar; öğretmenleri ölçen ve değerlendiren ölçümlemeler yapılmıyor. Nasıl bir eğitim? yazısında neler yapılması gerektiğini okuyacaksınız&#8230;</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi’nden <strong>Prof. Dr. Özge Hacıfazlıoğlu</strong> da “İnovasyon sürecinde öğretmenler ve okul yöneticileri” başlıklı yazısında okul müdürlerinin eğitim teknolojisi alanında bilmeleri gereken standartları örneklerle açıklıyor.</p>
<p>Hazır konu eğitime gelmişken akademik alana da sıçrayalım dedik. Prof. Dr Türker Kılıç’ın, beyin cerrahisinde Türkiye’nin dünya bilimine katkısının neden azaldığına ilişkin kaleme aldığı analiz, eğitim politikalarından, liyakat, ortak karar verebilme becerisi gibi toplumsal sorunlara da dayanıyor. İlgiyle okuyacağınıza eminiz.</p>
<p>Öte yandan Belçika’da yaşayan Türk asıllı cerrah <strong>Alaaddin Yılmaz’</strong>ın geliştirdiği bir teknik ile kalp cerrahisinde çığır açmasının öyküsünü bulacaksınız sayfalarımızda. Yılmaz’ın bu keşfinin açık ameliyatı kaldıramayacak durumda olan hastalar için önemli bir umut ışığı olduğunu da ekleyelim.</p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>hoca yine önemli bir toplumsal analiz ile karşınızda. “Toplum, aslında değişim ve çağdaşlaşma için gereken güce sahip” diyor ve daha önceki yazılarında bahsettiği “Kaya Sınıfı” diye isimlendirdiği sınıfın önüne bir yol haritası koyuyor.</p>
<p><strong>Ahmet Yavuz</strong>, Karapınar bölgesinde obruk sayısının girerek artmasına ilişkin haberlerden yola çıkarak 1960’lı yıllarda başlayan ve kendisinin de görev yaptığı dönemde de devam eden ağaçlandırma çalışmalarını anlatıyor. Yazı uzun olduğu için ikiye böldük, devamı haftaya&#8230;</p>
<p>Dijital Kültür’de bu hafta <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Sophia adlı robota Suudi Arabistan hükümetinin vatandaşlık hakkı vermesini irdelediği <em>Tesettürlü Robot</em>  yazısı ile Suudi Arabistan’daki yenilikçi rüzgâra değiniyor. <strong>Mustafa Çetiner,</strong> <em>Akademi ve Bilim</em> yazılarının 17.sinde bazı ilaçların özellikle kanser ilaçlarının zaman içinde yanlış kullanıldığını yazıyor. <strong>Müfit Akyos</strong> bir önceki yazısındaki endüstriyi destekleyen kurumsal yapılara örnekleri sürdürüyor. Tayvan, Fransa ve Kanada’daki uygulamalardan çıkarılacak hayli dersler var.</p>
<p>Bilim ve Beslenme dergimizin en ilgi gören sayfalarından, mevsimine göre farklı besinleri tanıtıyoruz. Bu kez sıra karnabaharda. İçinde bol miktarda C, K vitamini, folik asit ve lif bulunduran bu sebzeye ilişkin bilgiler bizi şaşırttı. Sizi de şaşırtacağına eminiz. Hazır beslenme demişken Diyetisyen <strong>Aslıhan Yağcıoğlu</strong>’nun okul çocuklarında beslenme nasıl olmalı yazısını da okumanızı öneriyoruz.</p>
<p>Deprem içinde bulunduğumuz coğrafyanın önemli bir gerçeği. Özellikle İstanbul’da deprem kentsel dönüşümü tetikledi. İnşaat furyası doludizgin gidiyor. Ama gerçekten yapılanlar doğru mu? Yangın güvenliği uzmanı İTÜ Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi <strong>Abdurrahman Kılıç</strong> uyarıyor “İstanbul depremle yıkılmasa bile yangınlarla kül olabilir”.</p>
<p>HBT&#8217;yi birlikte büyüteceğiz. Gelecek Cuma&#8217;ya dek sevgiyle kalın.</p>
<p>Tüm öğretmenlerimizin bu anlamlı günü kutlu olsun.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kalabaliklar-icinde-yalnizlik">Kalabalıklar içinde yalnızlık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8350</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hastalıklara karşı koruyucu 5 beslenme düzeni</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hastaliklara-karsi-koruyucu-5-beslenme-duzeni</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Nov 2017 10:11:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belli beslenme düzenlerinin genelde kilo verme amacını güttüğü düşünülse de, kimi tansiyonun dengelenmesi ve kişinin genelde daha sağlıklı olması amacıyla uygulanan basit birtakım diyetlerden oluşur. Aşağıda insanları hastalıklardan koruyarak daha sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olabilecek beş beslenme biçimine yer veriliyor. Düşük glisemik indeksli beslenme  Glisemik indeksli beslenme düzeninin temelinde kan şekeri düzeylerinde hızlı bir artışa neden olan karbonhidratlardan kaçınılması gerektiği görüşü yatıyor ve odak noktasını kan şekerini dengede tutan “doğru” karbonhidratların tüketilmesi oluşturuyor. Düşük glisemik indeksli bir beslenme düzeninde ağırlıklı olarak çavdar, çavdar ekmeği, iri taneli yulaf, yulaf kepeği, makarna, yarı pişmiş pirinç, kinoa, fasulye, bezelye, mercimek, fındık ve fıstık gibi besinlere yer veriliyor. Bu beslenme düzenini uygulayanlara bol miktarda meyve ve sebze, az miktarda patates yemeleri de öneriliyor. Düşük glisemik indeksli yiyecekler, kilo vermeye yardımcı olmakla birlikte Tip 2 şeker hastalarında ve gizli şekeri (prediyabet) olanlarda çok daha belirgin bir etki yaratıyor. Bunun yanı sıra, halk arasında “iyi kolesterol” olarak da bilinen yüksek yoğunluklu lipoprotein düzeylerini arttırarak kalp ve damar hastalıkları çekincesinde de bir düşüş sağlıyor. Vejetaryen Beslenme (Etyemezlik) İnsanlar kültürel, dinsel ya da çevresel nedenlere bağlı olarak vejetaryen bir beslenme düzenini benimseseler de, tümden bitkisel yiyeceklere dayalı bir beslenme düzeni sağlık açısından da birtakım yararlar sağlıyor. ABD Kalp Derneği tarafından yürütülen araştırmalar, etyemez kişilerin obezlik, kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi birtakım rahatsızlıklara yakalanma riskinin görünürde daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Vejetaryen beslenme düzenlerinin büyük bir çoğunluğunda- yumurta ve süt ürünlerini içerenlerde bile-doymuş yağ ve kolesterol miktarları genelde etli beslenme düzenlerinden daha az, kompleks karbonhidratlar, besinsel lifler, magnezyum, folik asit, C ve E vitamini ve karotenoidler ise daha çok oluyor. Vejetaryen beslenme biçiminin kişiyi protein ve temel vitaminlerden yoksun bıraktığı yönünde kaygılar bulunda da ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü bunun dengeli bir beslenmeyle giderilebileceğine dikkat çekiyor. DASH Diyeti (Yüksek tansiyondan koruma diyeti) “Dietary approaches to stop hypertension” sözcüklerinin kısaltması olan DASH diyeti ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü tarafından yüksek tansiyonun önüne geçilmesi amacıyla geliştirilmiş bir beslenme biçimidir. Bu dengeli ve esnek beslenme düzeninde ağırlıklı olarak meyve ve sebzelere, yağsız ya da az yağlı süt ürünlerine, tam tahıllara, balık, kümes hayvanları, fasulye ve fındık fıstığa daha çok yer verilmesi önerilir. Ayrıca bu türde bir beslenme, tipik bir beslenme düzenine kıyasla, daha az miktarda tuz, şeker, yağ ve kırmızı et içerir. DASH diyetinde özel reçeteler söz konusu olmamakla birlikte, günlük kalori alımı ve uygun görülen öğün sayısı kişinin yaşına ve bedensel etkinlik düzeyine göre belirlenmelidir. Bu konudaki araştırmalar, DASH diyetinin egzersiz ve kilo yitimi ile birlikte uygulanmasının aşırı kilolu ve obez kişilerin, kan basıncını düşürmenin yanı sıra, insülin duyarlılıklarında da belirgin bir iyileşme sağladığını da ortaya koydu. Düşük glutenli ya da glutensiz beslenme düzeni Gluten buğday, arpa ve yulaf gibi tahıllarda bulunan bir protein türüdür. Glutenin sınırlı miktarlarda tüketildiği ya da tümden devre dışı bırakıldığı beslenme düzenleri çoğu zaman, bağışıklık sisteminin glutene tepki göstererek ince bağırsağa zarar verdiği çölyak hastalarına önerilmektedir. Bu hastalık bedende vitaminler, kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yağlar gibi önemli besinlerin emilimini engeller. Glutensiz bir beslenme düzenini uygulayanlar buğday, arpa, yulaf gibi tahılların dışında, normal ekmek, makarna, pasta, börek, tahıl ve işlenmiş besinleri de öğünlerinden atmak zorundadırlar. Glutensiz bir beslenmenin otistiklerin davranışlarında olumlu etkiler yarattığı yönünde birtakım bulgular olsa da, bu konu henüz somut sonuçlara ulaşılmamıştır. 2010 yılında Harvard Tıp Fakültesi’nin yayın organı olan Pediatrics dergisinde yayımlanan bir raporda araştırmacılar, otistik bireylerde mide-bağırsak hastalıkları ve bununla bağlantılı belirtiler görüldüğünü belirtseler de, otizm ile glutenli beslenme arasında herhangi bir bağlantıya tanık olunmadığına dikkat çekiyorlar. Konuyla ilgili çalışmalar sürdürülmekle birlikte, glutensiz beslenmenin çölyak hastalığı dışındaki sağlık sorunlarında etkili olup olmadığı konusunda henüz kesin bir veri yok. Ketojenik beslenme düzeni Ketojenik beslenme düzeni herkese uygun bir beslenme biçimi değil. Nitekim, son derece uzmanlaşmış ve özenle dengelenmiş olan bu diyet, nöbetlere ilaçların tepki vermediği sara hastaları için özel olarak tasarlanmıştır. Bu beslenme biçimini benimsyenler yağ, karbonhidrat ve proteini belli oranlarda tüketirler. Buna göre öğünün yaklaşık %80’i yağlardan, %15’i proteinlerden ve %5’i de karbonhidratlardan oluşur. Öğünler kişiye özel olarak tasarlanır ve bunlar ağırlıklı olarak ağır kremaları, pastırma, yumurta, ton balığı, karides, sebze, mayonez, sucuk sosis dışında, yağ oranı yüksek ve düşük karbonhidratlı başkaca besinleri içerirler. Sara hastaları nişastalı sebze ve meyveleri, ekmek, makarna, pasta ve basit şekerler içeren besinleri tüketmekten kaçınmalıdırlar (diş macununda bile bir miktar şeker olabilir). Mayo Cliniği uzmanlarına göre, bu beslenme düzeni kabızlık, sıvı yitimi, enerji ve açlık yoksunluğu gibi birtakım yan etkiler yaratabilir. Çok alışılageldik bir beslenme biçimi olmamakla birlikte, ketojenik diyet sara hastalığının denetlenmesinde etkili oluyor. 2008 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu diyeti uygulayan epilepsi hastası çocuklarda nöbet sayısının, uygulamayanlara kıyasla, üçte bir oranında azaldığını ortaya koyuyor. Kaynak: http://www.livescience.com/35457-diets-that-fight-disease-110208.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hastaliklara-karsi-koruyucu-5-beslenme-duzeni">Hastalıklara karşı koruyucu 5 beslenme düzeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belli beslenme düzenlerinin genelde kilo verme amacını güttüğü düşünülse de, kimi tansiyonun dengelenmesi ve kişinin genelde daha sağlıklı olması amacıyla uygulanan basit birtakım diyetlerden oluşur. Aşağıda insanları hastalıklardan koruyarak daha sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olabilecek beş beslenme biçimine yer veriliyor.</p>
<p><strong>Düşük glisemik indeksli beslenme</strong><strong> </strong></p>
<p>Glisemik indeksli beslenme düzeninin temelinde kan şekeri düzeylerinde hızlı bir artışa neden olan karbonhidratlardan kaçınılması gerektiği görüşü yatıyor ve odak noktasını kan şekerini dengede tutan “doğru” karbonhidratların tüketilmesi oluşturuyor.</p>
<p>Düşük glisemik indeksli bir beslenme düzeninde ağırlıklı olarak çavdar, çavdar ekmeği, iri taneli yulaf, yulaf kepeği, makarna, yarı pişmiş pirinç, kinoa, fasulye, bezelye, mercimek, fındık ve fıstık gibi besinlere yer veriliyor. Bu beslenme düzenini uygulayanlara bol miktarda meyve ve sebze, az miktarda patates yemeleri de öneriliyor.</p>
<p>Düşük glisemik indeksli yiyecekler, kilo vermeye yardımcı olmakla birlikte Tip 2 şeker hastalarında ve gizli şekeri (prediyabet) olanlarda çok daha belirgin bir etki yaratıyor. Bunun yanı sıra, halk arasında “iyi kolesterol” olarak da bilinen yüksek yoğunluklu lipoprotein düzeylerini arttırarak kalp ve damar hastalıkları çekincesinde de bir düşüş sağlıyor.</p>
<p><strong>Vejetaryen Beslenme (Etyemezlik)</strong></p>
<p>İnsanlar kültürel, dinsel ya da çevresel nedenlere bağlı olarak vejetaryen bir beslenme düzenini benimseseler de, tümden bitkisel yiyeceklere dayalı bir beslenme düzeni sağlık açısından da birtakım yararlar sağlıyor. ABD Kalp Derneği tarafından yürütülen araştırmalar, etyemez kişilerin obezlik, kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi birtakım rahatsızlıklara yakalanma riskinin görünürde daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Vejetaryen beslenme düzenlerinin büyük bir çoğunluğunda- yumurta ve süt ürünlerini içerenlerde bile-doymuş yağ ve kolesterol miktarları genelde etli beslenme düzenlerinden daha az, kompleks karbonhidratlar, besinsel lifler, magnezyum, folik asit, C ve E vitamini ve karotenoidler ise daha çok oluyor.</p>
<p>Vejetaryen beslenme biçiminin kişiyi protein ve temel vitaminlerden yoksun bıraktığı yönünde kaygılar bulunda da ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü bunun dengeli bir beslenmeyle giderilebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>DASH Diyeti (Yüksek tansiyondan koruma diyeti)</strong></p>
<p>“Dietary approaches to stop hypertension” sözcüklerinin kısaltması olan DASH diyeti ABD Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü tarafından yüksek tansiyonun önüne geçilmesi amacıyla geliştirilmiş bir beslenme biçimidir. Bu dengeli ve esnek beslenme düzeninde ağırlıklı olarak meyve ve sebzelere, yağsız ya da az yağlı süt ürünlerine, tam tahıllara, balık, kümes hayvanları, fasulye ve fındık fıstığa daha çok yer verilmesi önerilir. Ayrıca bu türde bir beslenme, tipik bir beslenme düzenine kıyasla, daha az miktarda tuz, şeker, yağ ve kırmızı et içerir.</p>
<p>DASH diyetinde özel reçeteler söz konusu olmamakla birlikte, günlük kalori alımı ve uygun görülen öğün sayısı kişinin yaşına ve bedensel etkinlik düzeyine göre belirlenmelidir.</p>
<p>Bu konudaki araştırmalar, DASH diyetinin egzersiz ve kilo yitimi ile birlikte uygulanmasının aşırı kilolu ve obez kişilerin, kan basıncını düşürmenin yanı sıra, insülin duyarlılıklarında da belirgin bir iyileşme sağladığını da ortaya koydu.</p>
<p><strong>Düşük glutenli ya da glutensiz beslenme düzeni</strong></p>
<p>Gluten buğday, arpa ve yulaf gibi tahıllarda bulunan bir protein türüdür. Glutenin sınırlı miktarlarda tüketildiği ya da tümden devre dışı bırakıldığı beslenme düzenleri çoğu zaman, bağışıklık sisteminin glutene tepki göstererek ince bağırsağa zarar verdiği çölyak hastalarına önerilmektedir. Bu hastalık bedende vitaminler, kalsiyum, protein, karbonhidrat ve yağlar gibi önemli besinlerin emilimini engeller.</p>
<p>Glutensiz bir beslenme düzenini uygulayanlar buğday, arpa, yulaf gibi tahılların dışında, normal ekmek, makarna, pasta, börek, tahıl ve işlenmiş besinleri de öğünlerinden atmak zorundadırlar.</p>
<p>Glutensiz bir beslenmenin otistiklerin davranışlarında olumlu etkiler yarattığı yönünde birtakım bulgular olsa da, bu konu henüz somut sonuçlara ulaşılmamıştır. 2010 yılında Harvard Tıp Fakültesi’nin yayın organı olan <em>Pediatrics</em> dergisinde yayımlanan bir raporda araştırmacılar, otistik bireylerde mide-bağırsak hastalıkları ve bununla bağlantılı belirtiler görüldüğünü belirtseler de, otizm ile glutenli beslenme arasında herhangi bir bağlantıya tanık olunmadığına dikkat çekiyorlar. Konuyla ilgili çalışmalar sürdürülmekle birlikte, glutensiz beslenmenin çölyak hastalığı dışındaki sağlık sorunlarında etkili olup olmadığı konusunda henüz kesin bir veri yok.</p>
<p><strong>Ketojenik beslenme düzeni</strong></p>
<p>Ketojenik beslenme düzeni herkese uygun bir beslenme biçimi değil. Nitekim, son derece uzmanlaşmış ve özenle dengelenmiş olan bu diyet, nöbetlere ilaçların tepki vermediği sara hastaları için özel olarak tasarlanmıştır.</p>
<p>Bu beslenme biçimini benimsyenler yağ, karbonhidrat ve proteini belli oranlarda tüketirler. Buna göre öğünün yaklaşık %80’i yağlardan, %15’i proteinlerden ve %5’i de karbonhidratlardan oluşur.</p>
<p>Öğünler kişiye özel olarak tasarlanır ve bunlar ağırlıklı olarak ağır kremaları, pastırma, yumurta, ton balığı, karides, sebze, mayonez, sucuk sosis dışında, yağ oranı yüksek ve düşük karbonhidratlı başkaca besinleri içerirler. Sara hastaları nişastalı sebze ve meyveleri, ekmek, makarna, pasta ve basit şekerler içeren besinleri tüketmekten kaçınmalıdırlar (diş macununda bile bir miktar şeker olabilir). Mayo Cliniği uzmanlarına göre, bu beslenme düzeni kabızlık, sıvı yitimi, enerji ve açlık yoksunluğu gibi birtakım yan etkiler yaratabilir.</p>
<p>Çok alışılageldik bir beslenme biçimi olmamakla birlikte, ketojenik diyet sara hastalığının denetlenmesinde etkili oluyor. 2008 yılında <em>The Lancet</em> dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu diyeti uygulayan epilepsi hastası çocuklarda nöbet sayısının, uygulamayanlara kıyasla, üçte bir oranında azaldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.livescience.com/35457-diets-that-fight-disease-110208.html">http://www.livescience.com/35457-diets-that-fight-disease-110208.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hastaliklara-karsi-koruyucu-5-beslenme-duzeni">Hastalıklara karşı koruyucu 5 beslenme düzeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8325</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 15:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[tarla]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Söke yöresindeki uranyum madeni çevresinde yaşayan insanların kanser olduğuyla ilgili basında yer alan haberler üzerine daha önce Sn. Dr. Reşat Uzmen ile birlikte hazırladığımız yazımız HBT portalında bulunuyor /1/. Bu konuda daha sonra TAEK sitesinde 13 Mayıs 2017 günü bir basın açıklaması yayınlandı /2/. Bu açıklamada, 2015 yılında bu yörede 12 farklı yerde yapılan radyasyon ve radyoaktivite ölçümleri yer almakta, radyasyon (doz hızları) ve radyoaktivite değerlerinin uranyum yatağına yakın &#8220;Yusufağalar Mevki- Vahşikuyular (elle kazılmış kuyu)&#8221; dışında, ülke ortalaması dolayında olduğu ve sınır değerlerin aşılmadığı açıklanarak kaygılanılacak bir durum olmadığı vurgulanıyor ve bu yöreye bir erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon detektörü konularak ileride radyasyon artımı olursa anında haber alınacağı belirtiliyor. Bu yazımızda TAEK açıklamasına biraz yakından bakarak, bunun – uranyum madeninden kanser olduk! diyen yöre halkınca ve bunu destekleyen bazı çevrelerce nasıl anlaşılacağı üzerinde durup, ‘radyasyon fiziği yol ve yöntemlerine göre’ durumu ve yapılması gereken bilimsel araştırmaları açıklamaya çalışacağız. Alınan doz önemli TAEK basın açıklamasında, 12 ölçüm yeri için radyoaktivite birimi olan Becquerel (Bq) cinsinden verilen K 40, Cs 137, Ra 226 ve Th 232’nin değerlerinin farklılığını, az mı, çok mu, vücut için zararlı mı olduğunu, konuya yabancı olan çevre halkının ve bu konularda uzman olmayanların bilemeyeceği açıktır. Özellikle Bq’den çok, vücudun aldığı doz önemlidir ve her büyük Bq sayılı radyoaktivite, vücutta büyük doz oluşturmuyor. Örneğin 4000 Bq’lik Potasyum 40 (K 40)’ın vücutta oluşturduğu doz, 40 Bq’lik Polonyum 210’dan oluşan doz kadar bile değildir (Zehirlilği çok yüksek olan Po 210,  özellikle evlerin alt katlarına topraktan giren radondan türüyor). Öte yandan önemli olan, topraktan, besinler, hava ve su yollarıyla vücuda ne kadar radyoaktif maddelerin girdiği ve bunların vücutta oluşturabileceği radyasyon dozlarının ve kanser riskinin hesaplanıp açıklanmasıdır. Her birimizin vücudunda toplam olarak doğal 9000 Bq dolayında radyoaktif maddeler bulunuyor. Bu maddelerden her saniye en azından 9000 girici / iyonlayıcı ışın (radyasyon: alfa veya beta, gama ışınları) yayınlanıyor. Günde 800 milyon ışın Bu miktar, günde kabaca 800 milyon ışının vücudumuzdan yayınlanması demek. Buna rağmen sağlıklı yaşıyoruz. Besinler yoluyla vücudumuza giren doğal radyoaktif maddelerin yayınladığı radyasyonların vücudumuza aktardığı (enerji 800 milyon ışın olan) radyasyon dozu yılda ortalama olarak 0,30 miliSievert (mSv) kadar. Topraktan kaynaklanan doğal radyasyonlar, uzaydan gelen kozmik ışınlarla birlikte insan vücudunda yılda ortalama olarak, toplam 2,4 mSv’lik bir doz oluşturuyor. Bu dozun yaklaşık olarak yarısı, radon gazı ve ondan türeyen Po 210, Pb 210 gibi radyoaktif maddelerden kaynaklanıyor. Dünya ortalaması olan 2,4 mSv’lik yıllık doz, çeşitli ülke ve yörelere göre yılda 1 ile 10 mSv arasında büyük bir değişim gösteriyor. Topraktaki doğal radyoaktif maddelerin çok daha bol olduğu başka ülkelerde, halk toprakla yakın temasta ya da buralarda kum banyoları bile yapmasına rağmen oralarda kanser artımı kanıtlanamamıştır. Bu durum radonlu sularda banyo yapanlar için de geçerlidir, hatta radyasyonlu suların hastalıklarına iyi geldiğini ifade eden çok kişi vardır. Radonlu doğal banyolardan Almanya ve Avusturya’da vardır. Sınır değerlerin anlamı Ancak tüm bunlara rağmen, radyoaktivitesi ortalamanın üzerinde olan uranyum madeni gibi yörelerde, radyasyon fiziğinin yol ve yöntemleri, sadece sınır değerlerin altında kalınmayla yetinilmemeyi, ilgili yerlerde daha ayrıntılı analiz ve ölçümlerle oralardaki halkın ne ölçüde radyasyondan etkilendiğini ortaya koymayı gerektiriyor. Buralarda uzun süre kalınması ve radyoaktivitesi yüksek besinlerden çok daha fazla yenilmesi ve geçerliyse radonlu havanın ciğerlere daha çok çekilmesi durumunda radyasyon dozlarının, sindirim ve solunum yollarıyla hesaplanmasının yanı sıra, vücudun dıştan ışınlanmasının da hesaba katılmasını öngörüyor. Sınır değerlerin her ne kadar aşılmaması gerekiyorsa da bunların biraz azı vücut için zararsız, biraz çoğu da zararlı olarak düşünülmemeli, eğer değerler ortalamanın belirgin derece üstündeyse gerekli analizler, ölçümler ve değerlendirmeler yapılmalı ve gerekiyorsa ilgili önlemler alınarak halkın gereksiz yere daha fazla radyasyon dozu almasının önüne geçilmelidir. Sınır değerlerle ve radyasyonların etkileriyle ilgili ayrıntılar Radyasyon ve Sağlığımız kitabımızda bulunuyor /Bkz. 4/. Buna karşın, oldukça yüksek radyoaktiviteli yerlerde insanlar yaşamıyorlarsa ya da oralara yakın yerlerde çok kısa süre bulunuyorlarsa, yüksek radyoaktivitelerin ölçüldüğü noktalarda besin maddeleri zaten yetiştirilmiyorsa, ya da bunlardan pek az yeniyorsa durumun tersi ortaya çıkabilir ve halkın kaygılanmasına gerek olmadığı daha açık olarak ortaya konabilir. Bu nedenle özellikle yüksek radyoaktiviteli yerlerde halkın yaşayıp yaşamadığının, yaşıyorlarsa kaç kişinin ne ölçüde dış ve içten (radon!) hangi düzeydeki radyasyondan / radyoaktiviteden etkilenebileceğini daha ayrıntılı araştırmalarla belirlemek, radyasyon fiziğinin gereği. Aydın Söke’nin uranyumlu yörelerinde yapılan TAEK açıklamasındaki radyoaktif madde ölçümleri her ne kadar genel durumu ortaya koyuyor ise de, doğrudan uranyum analizlerinin / ölçümlerinin yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Manisa Köprübaşı yazımızda /3/ açıkladığımız önemli noktaları burada tekrar ederek konuyu somutlaştırmaya çalışacağız. Uranyum’un kimyasal zehirliliğinin, radyasyon etkisinden önce geldiği ve uranyumla ilgili ayrıntılar, ilgilenenler için aşağıdaki çerçeve içinde bulunuyor. Yapılması gerekenler Bu nedenle/3 /nolu yazımızda önerdiğimiz gibi burada da uranyumu yüksek topraklardaki yerleşim yerlerinde / çalışılan tarlalarda ya da benzer yerlerde: Radyasyon doz hızı ölçümlerinin yapılması, yüksek değer gösteren yerleşim yeri, bina içi ve dışında, ortalama ne kadar süre toplam kaç kişin kaldığının belirlenmesi, dış radyasyonun etkisiyle kişi ve topluluk dozlarının hesaplanması Yukarıdaki bina içi ve dışındaki havada, radon gazı ölçümlerinin yapılması (yukarıdakine benzer bilgiler ve hesaplar) Yörenin toprak, kum ve taşından yapılmış evlerin duvarlarından alınan örneklerde uranyum ve diğer radyonüklid ölçümlerinin yapılması ve sonuçların değerlendirilmesi Bölgede kullanılan kuyulardan diğer içme ve kullanma sularından örnekler alınarak uranyum derişiminin ölçülmesi, hangi kuyu suyunun hangi köye (kişi sayısına) ulaştığının belirlenmesi ve bu suların ne ölçüde içilip içilmediğinin belirlenmesi, vücuda giren ortalama uranyum ve diğer radyoaktif madde miktarlarının belrlenmesi Bölgede yetişen sebze, meyva ve tahılların ne oranda tüketildiğinin belirlenerek bunlarda uranyum ve diğer radyoizotop ölçümlerinin yapılması, halkın sindirim yoluyla vücuduna aldığı özellikle uranyum miktarının kimyasal zehirlilikle ilgili sınır değerleriyle karşılaştırılması Bölgedeki hayvanların et, süt ve yumurtalarında uranyum miktarının ve bunların yöre halkı tarafından ne miktarda yendiğinin belirlenmesi Halkın bilgilendirilmesi şart Sistematik yapılması gereken (örneğin her 3 ayda bir) yukarıdaki ölçümler ve edinilen bilgilerden çıkarılacak sonuçlarla,  vücuda sürekli olarak giren uranyum, radon ve diğer radyoizotopların belirlenerek bunların vücutta oluşturabileceği ortalama kişisel ve topluluk dozlarının belirlenmesi ve bunlardan doğacak kanser risklerinin hesaplanması. Bu çeşit çalışmalar sadece bu yöre için değil ülke düzeyinde, radyoaktif maddeleri daha yüksek olan, başka yerlerde de yapılmalı oralarda yaşayan insanların almakta oldukları doğal radyasyon dozları hesaplanmalıdır (örneğin TÜBİTAK’ın destekleyebileceği projelerle TAEK, Sağlık Bakanlığı /Sağlık Müdürlükleri, Belediyeler ve üniversitelerin birlikte çalışmalarıyla). Aydın Söke’nin uranyumu fazla olan yörelerinde, yukarıdaki bilimsel araştırmalara paralel olarak, gerçekten kanser hastalığında artım olup olmadığının ve artım varsa nedenlerinin  Sağlık Bakanlığınca / Sağlık Müdürlüklerince de araştırılması, yöre halkının ve kamuoyunun tam olarak bilgilendirilmesi beklenir. *** Not 1: Bugün Türkiye’de hala, ülkeye özgü bölgesel ve yöresel doğal radyasyon dozları yerine,  dünya ortalamaları kullanılıyor. Halbuki Almanya’da ise, yukarıdakilere benzer çalışmalarla Almanya’nın çeşitli bölgelerine özgü, doğal radyasyon dozları yarım YY’dır belirleniyor. Bilindiği gibi doğal radyasyon dozları, sadece topraktan ve kozmik ışınlardan kaynaklanan, dış radyasyonun gama doz hızı aletleriyle ölçümünü kapsamıyor. Vücuda alınan yiyecek ve içeceklerdeki doğal radyoaktif maddelerle, evlerde solunum yoluyla alınan radon gazının oluşturduğu toplam radyoaktif maddelerin ölçümünü ve bunlardan vücutta oluşan dozların da belirlenmesini de içeriyor ki bu her bölge ve yöre için farklılık gösteriyor. Not 2: TAEK açıklamasında yer alan &#8216;erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon ölçüm aletinin (radyasyon detektörünün) buraya konulmasıyla ilgili durum: Erken uyarı sistemine bağlı radyasyon detektörleri bilindiği gibi, ancak bir nükleer kazada ya da büyük bir radyoaktivite artımında işe yarayabilir ve zaten bu amaçla özellikle sınır ötesi nükleer kazaların gecikilmeden ortaya çıkarılması için, Çernobil kazasından sonra tasarlanmış ve bu sistem ülkeyi kapsayacak şekilde kurulmuştur. Aydın Söke yöresine konulacak detektörün göstergesi, bölge dışındaki bir büyük nükleer kaza dışında, ancak bu yörede yeni bir uranyum maden çalışması yapılırsa, yani toprak büyük miktarda kazılır, çevreye dağılır, kamyonlarla taşınırsa belki normal değerin epey üzerinde bir değer gösterebilir ve bu da ancak, uranyum maden çalışması radyasyon detektörüne çok yakın bir yerde yapılıyor ise detektör göstergesinde bir artım olabilir – Maden çalışması, örneğin, detektörden bir kaç yüz metre uzakta ise, detektör bunu algılayamaz- Özetle, gerek burada gerekse Manisa Köprübaşı‘ndaki /3/ erken uyarı sistemi detektörleri ancak nükleer kazalarda bir işe yarayabilirler, topraktaki doğal radyoaktivite değişimlerinde bunların göstergelerinin normal salınımlar dışında belirgin bir artış göstermeleri beklenmemeli. Konuya yabancı olanlar için doğal radyoaktif maddelerle ilgili kısa bir bilgi Her çeşit toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Uranyum 238 (U238), Thoryum 232 (Th 232)ve Potasyum 40 (K40) ve U 238’den türeyen Radyum 226 (Ra 226) en önemli radyoaktif maddeler. Aşağıdaki şekillerde uranyumu yüksek  bir taş parçası ile çeşitli topraklardaki ortalama (taşlarda/kayaçlarda) radyoaktivite miktarları gösteriliyor.          Uranyumun kimyasal zehirliliği, radyasyon zehirliliğinden önce geliyor (İlgilenenler için ayrıntılı açıklamalar) Doğal uranyum her çeşit toprakta bulunuyor. Ortalama olarak toprağın her kg’ında 3 mikro gram uranyum var (3 ppm). Bu, 1 çorba kaşığı uranyumun 10 tonluk bir kamyondaki toprağa homojen olarak karıştırılması demek. Uranyum topraktan, havaya, sulara, bitkilere, hayvanlara ulaşıyor ve bunlardan da (besinler yoluyla) insan vücuduna giriyor, saldığı alfa ışınlarıyla özellikle böbreklerde  etkili olabiliyor. Doğal uranyumun %99 kadarı uranyum 238 atom çekirdeklerinden  oluşuyor (U 238). 1 mikro gram (1 µg) doğal uranyum sadece 0,025 Bq’lik özgül radyoaktivite gösteriyor. U 238’in özgül radyoaktivitesi ise daha da düşük: 0,0125Bq1/µg.  Doğal uranyumda sadece % 0,005 oranında bulunan U 234’ün özgül radyoaktivitesi ise U 238’inkinden 18.500 kat daha çok olmasına rağmen doğal uranyumdaki miktarının  çok düşük olması nedeniyle, etkisi çok daha az. Yediğimiz besinlerin kg’ında 0,08 ile 70 µg (mikro gram, gramın milyonda biri) arasında doğal uranyum bulunuyor.  Bir yetişkinin vücuduna  günde aldığı doğal uranyum miktarı 1 ile 3 mikrogram arasında değişiyor. Sonunda, bir yetişkinin vücudunda 30 ile 60 mikrogram uranyum birikmiş oluyor. Bu miktar doğal uranyumun vücudumuzda oluşturduğu radyasyon dozu yılda 0,3 mikro Sievert2 kadar. Uanyumun kimyasal zehirliliği için yönlendirici sınır değerler (YS) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) vücudun kg’ı başına vücuda alınacak günlük tolerans değeri ya da yönlendirici sınır değer (YS) olarak  0,6 µg  uranyum miktarını öneriyor. 0,6 µg, farelerin böbreklerinde baş gösteren hasara kimyasal zehirlenme sonucu yol açan günlük uranyum miktarı olan 60 µg/kg vücut ağırlığının %1’idir.  70 kg ağırlığındaki bir kişi için günlük bu sınır değer: 42 µg. Uranyumun kimyasal zehirlemesi ise vücuda ancak günde 4200 µg ya da 4,2 mg gibi yüksek miktarda uranyum girerse baş gösteriyor. Almanya’da yetişkinler için önerilen uranyumun günlük YS değeri : 60 µg . Bunun, litrede 10 µg’dan 20 µg’ı içme suyudan, 40 µg’ı da besinler ve solunum yoluyla vücuda alınacağı göz önüne alınıyor. Özellikle, doğal uranyumun düşük özgül radyoaktivitesi sonucu, uranyumun radyolojik zehirliliği ya da radyasyon yoluyla vücuda etkisi, kimyasal zehirliliğinden sonra geliyor. Bunun sonucu olarak, vücuda girecek uranyum miktarı sınırlamasını, kimyasal olarak vücutta hasar oluşturacak miktar belirliyor, radyasyon doz sınırı değil. Çünkü örneğin uranyumun kimyasal zehirliliğiyle ilgili WHO günlük tolerans miktarı  olan 42 mikrogram doğal uranyum vücuda alınsa dahi, bunun radyoaktivitesi sadece 1 Becquerel kadar düşük (Karşılaştırmak için: Vücudumuzdaki doğal radyoaktif maddelerin radyoaktivitesi 9000 Becquerel ve vücudumuza besinlerle zaten girmiş ve birkmiş olan doğal uranyum miktarı 30 ile 60 µg!). Buradan, günlük sınır değerdeki uranyumun saldığı az sayıdaki (saniyede 1  kadar) radyasyonun önemsiz etkisinden önce kimyasal tepkimelerle uranyum, vücutta özellikle böbreklerde hasar oluşturabiliyor. Ancak vücuttaki  kimyasal zehirlenme, yukarıda belirtildiği gibi, çok daha büyük miktarda urayum vücuda girerse olabiliyor: sınır değerin 10 katından başlayarak. Vücuda giren miktar arttıkça diğer organlarda da hasar baş gösterebiliyor. Böylece kimyasal zehirliliği önleyen sınır değerler uygulanınca, radyasyon etkisi zaten önlenmiş oluyor. U238’in fiziksel yarılanma süresi 4,5 milyon yıl olmasına karşın, vücutta kalma süresiyle ilgili biyolojik yarılanma süresi çok kısa olup örneğin böbrekler için sadece 15 gün. Yani böbreklere giren uranyum miktarı, her 15 günde bir yarıya iniyor. Uranyumun diğer organlardaki yarılanma süresi 180 ile 360 gün arasında değişebiliyor. Suda çözünür uranyumun % 1-2 kadarı vücutta tutulurken, suda çözünmeyen bileşiklerinin vücutta tutulması ise çok daha az % 0,2. Uranyumlu toprak ve yapılar yakınında uzun süre kalanlar, uranyumdan türeyen bir dizi radyoaktif maddenin saldığı gama ışınlarıyla da dıştan ışınlanabiliyorlar. Uranyumun saldığı alfalar ise havada 2-3 cm de tutuluyorlar ve insana dıştan etkili olamıyorlar /4/. 1Becquerel (Bq): Radyoaktivite birimi olup  saniyede 1 atom çekirdeği bozunan (bozunurken ışın saçan) bir maddenin radyoaktivitesidir. 2Sievert (Sv): Radyasyon doz birimi (Gama’lar için vücudun kg’ı başına soğurulan 1 Joule’lük enerj:1 Sievert  /4/) *** Yüksel Atakan, Dr. Radyasyon Fizikçisi, Almanya, ybatakan@gmail.com Kaynaklar: /1/ http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor /2/ http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html /3/ Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımız: https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0 /4/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ Nobel Yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali">Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Söke yöresindeki uranyum madeni çevresinde yaşayan insanların kanser olduğuyla ilgili basında yer alan haberler üzerine daha önce Sn. Dr. Reşat Uzmen ile birlikte hazırladığımız yazımız HBT portalında bulunuyor /1/. Bu konuda daha sonra TAEK sitesinde 13 Mayıs 2017 günü bir basın açıklaması yayınlandı /2/. Bu açıklamada, 2015 yılında bu yörede 12 farklı yerde yapılan radyasyon ve radyoaktivite ölçümleri yer almakta, radyasyon (doz hızları) ve radyoaktivite değerlerinin uranyum yatağına yakın &#8220;Yusufağalar Mevki- Vahşikuyular (elle kazılmış kuyu)&#8221; dışında, ülke ortalaması dolayında olduğu ve sınır değerlerin aşılmadığı açıklanarak kaygılanılacak bir durum olmadığı vurgulanıyor ve bu yöreye bir erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon detektörü konularak ileride radyasyon artımı olursa anında haber alınacağı belirtiliyor.</p>
<p>Bu yazımızda TAEK açıklamasına biraz yakından bakarak, bunun <strong>– uranyum madeninden kanser olduk! </strong>diyen yöre halkınca ve bunu destekleyen bazı çevrelerce nasıl anlaşılacağı üzerinde durup, ‘radyasyon fiziği yol ve yöntemlerine göre’ durumu ve yapılması gereken bilimsel araştırmaları açıklamaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Alınan doz önemli</strong></p>
<p>TAEK basın açıklamasında, 12 ölçüm yeri için radyoaktivite birimi olan Becquerel (Bq) cinsinden verilen K 40, Cs 137, Ra 226 ve Th 232’nin değerlerinin farklılığını, az mı, çok mu, vücut için zararlı mı olduğunu, konuya yabancı olan çevre halkının ve bu konularda uzman olmayanların bilemeyeceği açıktır. Özellikle Bq’den çok, vücudun aldığı doz önemlidir ve her büyük Bq sayılı radyoaktivite, vücutta büyük doz oluşturmuyor. Örneğin 4000 Bq’lik Potasyum 40 (K 40)’ın vücutta oluşturduğu doz, 40 Bq’lik Polonyum 210’dan oluşan doz kadar bile değildir (Zehirlilği çok yüksek olan Po 210,  özellikle evlerin alt katlarına topraktan giren radondan türüyor).</p>
<p>Öte yandan önemli olan, topraktan, besinler, hava ve su yollarıyla vücuda ne kadar radyoaktif maddelerin girdiği ve bunların vücutta oluşturabileceği radyasyon dozlarının ve kanser riskinin hesaplanıp açıklanmasıdır. Her birimizin vücudunda toplam olarak doğal 9000 Bq dolayında radyoaktif maddeler bulunuyor. Bu maddelerden her saniye en azından 9000 girici / iyonlayıcı ışın (radyasyon: alfa veya beta, gama ışınları) yayınlanıyor.</p>
<p><strong>Günde 800 milyon ışın</strong></p>
<p>Bu miktar, günde kabaca 800 milyon ışının vücudumuzdan yayınlanması demek. Buna rağmen sağlıklı yaşıyoruz. Besinler yoluyla vücudumuza giren doğal radyoaktif maddelerin yayınladığı radyasyonların vücudumuza aktardığı (enerji 800 milyon ışın olan) radyasyon dozu yılda ortalama olarak 0,30 miliSievert (mSv) kadar. Topraktan kaynaklanan doğal radyasyonlar, uzaydan gelen kozmik ışınlarla birlikte insan vücudunda yılda ortalama olarak, toplam 2,4 mSv’lik bir doz oluşturuyor. Bu dozun yaklaşık olarak yarısı, radon gazı ve ondan türeyen Po 210, Pb 210 gibi radyoaktif maddelerden kaynaklanıyor.</p>
<p>Dünya ortalaması olan 2,4 mSv’lik yıllık doz, çeşitli ülke ve yörelere göre yılda 1 ile 10 mSv arasında büyük bir değişim gösteriyor. Topraktaki doğal radyoaktif maddelerin çok daha bol olduğu başka ülkelerde, halk toprakla yakın temasta ya da buralarda kum banyoları bile yapmasına rağmen oralarda kanser artımı kanıtlanamamıştır. Bu durum radonlu sularda banyo yapanlar için de geçerlidir, hatta radyasyonlu suların hastalıklarına iyi geldiğini ifade eden çok kişi vardır. Radonlu doğal banyolardan Almanya ve Avusturya’da vardır.</p>
<p><strong>Sınır değerlerin anlamı</strong></p>
<p><strong>Ancak tüm bunlara rağmen, radyoaktivitesi ortalamanın üzerinde olan uranyum madeni gibi yörelerde, radyasyon fiziğinin yol ve yöntemleri, sadece sınır değerlerin altında kalınmayla yetinilmemeyi, ilgili yerlerde daha ayrıntılı analiz ve ölçümlerle oralardaki halkın ne ölçüde radyasyondan etkilendiğini ortaya koymayı gerektiriyor.</strong> Buralarda uzun süre kalınması ve radyoaktivitesi yüksek besinlerden çok daha fazla yenilmesi ve geçerliyse radonlu havanın ciğerlere daha çok çekilmesi durumunda radyasyon dozlarının, sindirim ve solunum yollarıyla hesaplanmasının yanı sıra, vücudun dıştan ışınlanmasının da hesaba katılmasını öngörüyor.</p>
<p>Sınır değerlerin her ne kadar aşılmaması gerekiyorsa da bunların biraz azı vücut için zararsız, biraz çoğu da zararlı olarak düşünülmemeli, eğer değerler ortalamanın belirgin derece üstündeyse gerekli analizler, ölçümler ve değerlendirmeler yapılmalı ve gerekiyorsa ilgili önlemler alınarak halkın gereksiz yere daha fazla radyasyon dozu almasının önüne geçilmelidir. Sınır değerlerle ve radyasyonların etkileriyle ilgili ayrıntılar Radyasyon ve Sağlığımız kitabımızda bulunuyor /Bkz. 4/.</p>
<p>Buna karşın, oldukça yüksek radyoaktiviteli yerlerde insanlar yaşamıyorlarsa ya da oralara yakın yerlerde çok kısa süre bulunuyorlarsa, yüksek radyoaktivitelerin ölçüldüğü noktalarda besin maddeleri zaten yetiştirilmiyorsa, ya da bunlardan pek az yeniyorsa durumun tersi ortaya çıkabilir ve halkın kaygılanmasına gerek olmadığı daha açık olarak ortaya konabilir. Bu nedenle özellikle yüksek radyoaktiviteli yerlerde halkın yaşayıp yaşamadığının, yaşıyorlarsa kaç kişinin ne ölçüde dış ve içten (radon!) hangi düzeydeki radyasyondan / radyoaktiviteden etkilenebileceğini daha ayrıntılı araştırmalarla belirlemek, radyasyon fiziğinin gereği.</p>
<p>Aydın Söke’nin uranyumlu yörelerinde yapılan TAEK açıklamasındaki radyoaktif madde ölçümleri her ne kadar genel durumu ortaya koyuyor ise de, doğrudan uranyum analizlerinin / ölçümlerinin yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Manisa Köprübaşı yazımızda /3/ açıkladığımız önemli noktaları burada tekrar ederek konuyu somutlaştırmaya çalışacağız. Uranyum’un kimyasal zehirliliğinin, radyasyon etkisinden önce geldiği ve uranyumla ilgili ayrıntılar, ilgilenenler için aşağıdaki çerçeve içinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nedenle/3<strong> /nolu yazımızda önerdiğimiz gibi burada da uranyumu yüksek topraklardaki yerleşim yerlerinde / çalışılan tarlalarda ya da benzer yerlerde:</strong></p>
<ol>
<li>Radyasyon doz hızı ölçümlerinin yapılması, yüksek değer gösteren yerleşim yeri, bina içi ve dışında, ortalama ne kadar süre toplam kaç kişin kaldığının belirlenmesi, dış radyasyonun etkisiyle kişi ve topluluk dozlarının hesaplanması</li>
<li>Yukarıdaki bina içi ve dışındaki havada, radon gazı ölçümlerinin yapılması (yukarıdakine benzer bilgiler ve hesaplar)</li>
<li>Yörenin toprak, kum ve taşından yapılmış evlerin duvarlarından alınan örneklerde uranyum ve diğer radyonüklid ölçümlerinin yapılması ve sonuçların değerlendirilmesi</li>
<li>Bölgede kullanılan kuyulardan diğer içme ve kullanma sularından örnekler alınarak uranyum derişiminin ölçülmesi, hangi kuyu suyunun hangi köye (kişi sayısına) ulaştığının belirlenmesi ve bu suların ne ölçüde içilip içilmediğinin belirlenmesi, vücuda giren ortalama uranyum ve diğer radyoaktif madde miktarlarının belrlenmesi</li>
<li>Bölgede yetişen sebze, meyva ve tahılların ne oranda tüketildiğinin belirlenerek bunlarda uranyum ve diğer radyoizotop ölçümlerinin yapılması, halkın sindirim yoluyla vücuduna aldığı özellikle uranyum miktarının kimyasal zehirlilikle ilgili sınır değerleriyle karşılaştırılması</li>
<li>Bölgedeki hayvanların et, süt ve yumurtalarında uranyum miktarının ve bunların yöre halkı tarafından ne miktarda yendiğinin belirlenmesi</li>
</ol>
<p><strong>Halkın bilgilendirilmesi şart</strong></p>
<p>Sistematik yapılması gereken (örneğin her 3 ayda bir) yukarıdaki ölçümler ve edinilen bilgilerden çıkarılacak sonuçlarla,  vücuda sürekli olarak giren uranyum, radon ve diğer radyoizotopların belirlenerek bunların vücutta oluşturabileceği ortalama kişisel ve topluluk dozlarının belirlenmesi ve bunlardan doğacak kanser risklerinin hesaplanması.</p>
<p><strong>Bu çeşit çalışmalar sadece bu yöre için değil ülke düzeyinde, radyoaktif maddeleri daha yüksek olan, başka yerlerde de yapılmalı oralarda yaşayan insanların almakta oldukları doğal radyasyon dozları hesaplanmalıdır (örneğin TÜBİTAK’ın destekleyebileceği projelerle TAEK, Sağlık Bakanlığı /Sağlık Müdürlükleri, Belediyeler ve üniversitelerin birlikte çalışmalarıyla).</strong></p>
<p><strong>Aydın Söke’nin uranyumu fazla olan yörelerinde, yukarıdaki bilimsel araştırmalara paralel olarak, gerçekten kanser hastalığında artım olup olmadığının ve artım varsa nedenlerinin  Sağlık Bakanlığınca / Sağlık Müdürlüklerince de araştırılması, yöre halkının ve kamuoyunun tam olarak bilgilendirilmesi beklenir. </strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Not 1: Bugün Türkiye’de hala, ülkeye özgü bölgesel ve yöresel doğal radyasyon dozları yerine,  dünya ortalamaları kullanılıyor. Halbuki Almanya’da ise, yukarıdakilere benzer çalışmalarla Almanya’nın çeşitli bölgelerine özgü, doğal radyasyon dozları yarım YY’dır belirleniyor. </strong>Bilindiği gibi doğal radyasyon dozları, sadece topraktan ve kozmik ışınlardan kaynaklanan, dış radyasyonun gama doz hızı aletleriyle ölçümünü kapsamıyor. Vücuda alınan yiyecek ve içeceklerdeki doğal radyoaktif maddelerle, evlerde solunum yoluyla alınan radon gazının oluşturduğu toplam radyoaktif maddelerin ölçümünü ve <strong>bunlardan vücutta oluşan dozların da belirlenmesini de içeriyor ki bu her bölge ve yöre için farklılık gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>Not 2</strong>: TAEK açıklamasında yer alan &#8216;erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon ölçüm aletinin (radyasyon detektörünün) buraya konulmasıyla ilgili durum:</p>
<p>Erken uyarı sistemine bağlı radyasyon detektörleri bilindiği gibi, ancak bir nükleer kazada ya da büyük bir radyoaktivite artımında işe yarayabilir ve zaten bu amaçla özellikle sınır ötesi nükleer kazaların gecikilmeden ortaya çıkarılması için, Çernobil kazasından sonra tasarlanmış ve bu sistem ülkeyi kapsayacak şekilde kurulmuştur. Aydın Söke yöresine konulacak detektörün göstergesi, bölge dışındaki bir büyük nükleer kaza dışında, ancak bu yörede yeni bir uranyum maden çalışması yapılırsa, yani toprak büyük miktarda kazılır, çevreye dağılır, kamyonlarla taşınırsa belki normal değerin epey üzerinde bir değer gösterebilir ve bu da ancak, uranyum maden çalışması radyasyon detektörüne çok yakın bir yerde yapılıyor ise detektör göstergesinde bir artım olabilir – Maden çalışması, örneğin, detektörden bir kaç yüz metre uzakta ise, detektör bunu algılayamaz- Özetle, gerek burada gerekse Manisa Köprübaşı‘ndaki /3/ erken uyarı sistemi detektörleri ancak nükleer kazalarda bir işe yarayabilirler, topraktaki doğal radyoaktivite değişimlerinde bunların göstergelerinin normal salınımlar dışında belirgin bir artış göstermeleri beklenmemeli.</p>
<p><strong>Konuya yabancı olanlar için doğal radyoaktif maddelerle ilgili kısa bir bilgi</strong></p>
<p>Her çeşit toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Uranyum 238 (U238), Thoryum 232 (Th 232)ve Potasyum 40 (K40) ve U 238’den türeyen Radyum 226 (Ra 226) en önemli radyoaktif maddeler. Aşağıdaki şekillerde uranyumu yüksek  bir taş parçası ile çeşitli topraklardaki ortalama (taşlarda/kayaçlarda) radyoaktivite miktarları gösteriliyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6845" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1-300x201.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1.jpg 486w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />        <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6846" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2.jpg 891w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Uranyumun kimyasal zehirliliği, radyasyon zehirliliğinden önce geliyor (İlgilenenler için ayrıntılı açıklamalar)</strong></p>
<ul>
<li>Doğal uranyum her çeşit toprakta bulunuyor. Ortalama olarak toprağın her kg’ında 3 mikro gram uranyum var (3 ppm).</li>
<li>Bu, 1 çorba kaşığı uranyumun 10 tonluk bir kamyondaki toprağa homojen olarak karıştırılması demek. Uranyum topraktan, havaya, sulara, bitkilere, hayvanlara ulaşıyor ve bunlardan da (besinler yoluyla) insan vücuduna giriyor, saldığı alfa ışınlarıyla özellikle böbreklerde  etkili olabiliyor. Doğal uranyumun %99 kadarı uranyum 238 atom çekirdeklerinden  oluşuyor (U 238). 1 mikro gram (1 µg) doğal uranyum sadece 0,025 Bq’lik özgül radyoaktivite gösteriyor.</li>
<li>U 238’in özgül radyoaktivitesi ise daha da düşük: 0,0125Bq<strong><sup>1</sup></strong>/µg.  Doğal uranyumda sadece % 0,005 oranında bulunan</li>
<li>U 234’ün özgül radyoaktivitesi ise U 238’inkinden 18.500 kat daha çok olmasına rağmen doğal uranyumdaki miktarının  çok düşük olması nedeniyle, etkisi çok daha az.</li>
<li>Yediğimiz besinlerin kg’ında 0,08 ile 70 µg (mikro gram, gramın milyonda biri) arasında doğal uranyum bulunuyor.  Bir yetişkinin vücuduna  günde aldığı doğal uranyum miktarı 1 ile 3 mikrogram arasında değişiyor. Sonunda, bir yetişkinin vücudunda 30 ile 60 mikrogram uranyum birikmiş oluyor. Bu miktar doğal uranyumun vücudumuzda oluşturduğu radyasyon dozu yılda 0,3 mikro Sievert<strong><sup>2</sup></strong> kadar.</li>
</ul>
<p><strong>Uanyumun kimyasal zehirliliği için yönlendirici sınır değerler (YS)</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) vücudun kg’ı başına vücuda alınacak günlük tolerans değeri ya da yönlendirici sınır değer (YS) olarak  0,6 µg  uranyum miktarını öneriyor. 0,6 µg, farelerin böbreklerinde baş gösteren hasara kimyasal zehirlenme sonucu yol açan günlük uranyum miktarı olan 60 µg/kg vücut ağırlığının %1’idir.  70 kg ağırlığındaki bir kişi için günlük bu sınır değer: 42 µg. Uranyumun kimyasal zehirlemesi ise vücuda ancak günde 4200 µg ya da 4,2 mg gibi yüksek miktarda uranyum girerse baş gösteriyor.</p>
<p>Almanya’da yetişkinler için önerilen uranyumun günlük YS değeri : 60 µg . Bunun, litrede 10 µg’dan 20 µg’ı içme suyudan, 40 µg’ı da besinler ve solunum yoluyla vücuda alınacağı göz önüne alınıyor.</p>
<p>Özellikle, doğal uranyumun düşük özgül radyoaktivitesi sonucu, uranyumun radyolojik zehirliliği ya da radyasyon yoluyla vücuda etkisi, kimyasal zehirliliğinden sonra geliyor. Bunun sonucu olarak, vücuda girecek uranyum miktarı sınırlamasını, kimyasal olarak vücutta hasar oluşturacak miktar belirliyor, radyasyon doz sınırı değil. Çünkü örneğin uranyumun kimyasal zehirliliğiyle ilgili WHO günlük tolerans miktarı  olan 42 mikrogram doğal uranyum vücuda alınsa dahi, bunun radyoaktivitesi sadece 1 Becquerel kadar düşük (Karşılaştırmak için: Vücudumuzdaki doğal radyoaktif maddelerin radyoaktivitesi 9000 Becquerel ve vücudumuza besinlerle zaten girmiş ve birkmiş olan doğal uranyum miktarı 30 ile 60 µg!). Buradan, günlük sınır değerdeki uranyumun saldığı az sayıdaki (saniyede 1  kadar) radyasyonun önemsiz etkisinden önce kimyasal tepkimelerle uranyum, vücutta özellikle böbreklerde hasar oluşturabiliyor. Ancak vücuttaki  kimyasal zehirlenme, yukarıda belirtildiği gibi, çok daha büyük miktarda urayum vücuda girerse olabiliyor: sınır değerin 10 katından başlayarak. Vücuda giren miktar arttıkça diğer organlarda da hasar baş gösterebiliyor. Böylece kimyasal zehirliliği önleyen sınır değerler uygulanınca, radyasyon etkisi zaten önlenmiş oluyor.</p>
<p>U238’in fiziksel yarılanma süresi 4,5 milyon yıl olmasına karşın, vücutta kalma süresiyle ilgili biyolojik yarılanma süresi çok kısa olup örneğin böbrekler için sadece 15 gün. Yani böbreklere giren uranyum miktarı, her 15 günde bir yarıya iniyor. Uranyumun diğer organlardaki yarılanma süresi 180 ile 360 gün arasında değişebiliyor. Suda çözünür uranyumun % 1-2 kadarı vücutta tutulurken, suda çözünmeyen bileşiklerinin vücutta tutulması ise çok daha az % 0,2.</p>
<p>Uranyumlu toprak ve yapılar yakınında uzun süre kalanlar, uranyumdan türeyen bir dizi radyoaktif maddenin saldığı gama ışınlarıyla da dıştan ışınlanabiliyorlar. Uranyumun saldığı alfalar ise havada 2-3 cm de tutuluyorlar ve insana dıştan etkili olamıyorlar /4/.</p>
<p><strong><sup>1</sup></strong><strong>Becquerel (Bq):</strong> Radyoaktivite birimi olup  saniyede 1 atom çekirdeği bozunan (bozunurken ışın saçan) bir maddenin radyoaktivitesidir.</p>
<p><strong><sup>2</sup></strong><strong>Sievert (Sv):</strong> Radyasyon doz birimi (Gama’lar için vücudun kg’ı başına soğurulan 1 Joule’lük enerj:1 Sievert  /4/)</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr. Radyasyon Fizikçisi, Almanya</strong>, <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>/1/ <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor</a></p>
<p>/2/ <a href="http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html">http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html</a></p>
<p>/3/ Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımız: <a href="https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0">https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0</a></p>
<p>/4/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ Nobel Yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali">Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 May 2017 11:17:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[tarla]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6576</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Mayıs 2017 günlü Hürriyet gazetesinin Kelebek Eki’nde yayınlanan uzun bir yazıda Aydın Söke’nin bir mahallesinde kanser hastalıklarının arttığı ve bunun eski uranyum madeninden kaynaklanan yüksek radyasyona bağlandığı bir dizi spekülasyon ve savlarla, yöreden resimlerle, adeta ballandıra ballandıra ‘Kanser Köy haykırıyor!’ gibi yakıştırmalarla sunuluyor. En son söyeyeceğimizi baştan söylersek, bu yazının radyasyon fiziği temellerine göre hiç bir dayanağı olmayıp ölçüm ve değerlendirmeler de gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır. Durumu sırayla incelersek: Bir kişi için, 2,4 miliSievert’lik yıllık ortalama doğal radyasyon doz değerine ek olan sınır değer 1 miliSievert’tir. Yazıdaki 1 Sievert yanlıştır. Yani ek sınır değer, yazıdakinin binde biridir. Yazıda radyasyon aletiyle ölçüldüğü belirtilen doz değerinin 1 Sv’in 450 katı olduğu yer almaktadır ki bu 450 Sv yanlış değerine götürür. Halbuki değer 450 mSv olmalıdır. Yazıda resmi bulunan portatif radyasyon ölçüm aletiyle doz değil,doz hızı ölçülebilir. 1 yıl için 450 kat olarak ifade edilen doz değeri 450 mSv olmalıdır ve aşağıdaki hesaplamanın tersinden şöyle bulunmuş olmalıdır: 450 (mSv/yıl ) /365 günx 24 h= 0,05 mSv/h= 50 nanoSv/saat. Yani aletle 50 nanoSv ölçülmüş ve bundan 1 yıllık değer hesaplanıp, sınır değer olan 1 mSv ile karşılaştırınca 450 kat bulunmuştur. Bu mantık tümüyle yanlıştır, çünkü o yörede hiç bir kişinin yılda 365 gün ve her biri 24 saat bu uranyum madeninin ölçüm yapılan yerinde bulunmuş olması düşünülemez. Ya da bir kişi o noktada gece gündüz yatıp kalkarsa ancak bu 450 mSv oluşabilir. Ölçümün yapıldığı noktadan bir kaç metre uzaklıkta bile doz hızı değerinin çok düşececeği ve o noktaya yakın yılda belki toplam 1-2 saat geçebilecek bir kişinin alabileceği toplam doz değeri en çok 100 nanoSv olabilir ki bu değer diğer doğal  ve yapay kaynaklardan aldığımız doz değerlerinin yanında çok düşüktür. Bunun kanser yapma olasılığı (ya da riski) ise yok denecek kadar azdır. Yörede arttığı belirtilen kanser hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olabileceği ve oradaki uranyum madenine, ölçülen dış radyasyon değerinden gidilerek ‘uranyum madeni kanser yaptı’ gibi bir sonuç çıkarılması sadece spekülasyon olup bunun bilimsel bir dayanağı ya da kanıtı bulunmuyor. Uranyum madeninin eğer varsa etkisi, ancak oradaki halkın yerleşim ve tarlalarda çalışma yerlerinin, bu madenden ne kadar uzaklıkta ve ne süre bulunduğu, havada, sularda, toprakta, sebze, meyva ve yöredeki tüm besinlerde radyoaktif madde ölçümleriyle belgelenebilirse ortaya konabilir,ki bu yapılmamıştır. Yapılan bir kaç radyasyon doz hızı ölçümleriyle ve bunlardan radyasyon fiziği temellerine aykırı sonuçlar çıkarılmasıyla, radyasyon fiziği uzmanı olmayan kişilerce sadece spekülasyon yapılmıştır. Bu konuya benzer Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımızda daha ayrıntılı açıklamalar bulunuyor: Bkz. http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133. Ayrıca tüm radyasyon konularındaki ayrıntılı yazılar için ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabımıza Nobel yayınları 2014 bkz. Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon fizikçisi, Almanya / ybatakan@gmail.com *** Radyasyon fizikçisi Dr. Yüksel Atakan’ın yorumuna EK: Haberde sözü edilen Söke’ye bağlı yer uranyum madeni işletmesi de değildir. Çok uzun seneler önce MTA tarafından uranyum aramaları sırasında yapılan sondaj kuyuları ağzıdır. Kuyular usulüne uygun kapatılmış olarak gözükmektedir. Radyasyon ölçerin yüksek sayım göstermesi gayet normaldir zira Aydın bölgesinde pek çok yerde doğal radyoaktivite değeri zaten yüksektir. Aşağıdaki tablo TAEK’İn Türkiye çevresel radyoaktivite atlasından alınmış olup (http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html) Söke ilçesinde toprak yüzeyinin30-40 Bq/kg (Bekerel/kg) radyoaktivite ortalama değeri taşıdığını göstermektedir. Bu düzeydeki rayoaktivitenin insan sağlığına zarar verme riski ise yok denecek kadar azdır. Bu çeşit topraklar üzerinde on binlerce yıldır insanlar yaşamakta, tarım yapmaktadır. Bu haritayı daha ayrıntılı görmek için TAEK’in yukarıda verilen web sitesine gitmek gerekir. 4. İnsan vücudunda doğal olarak da radyoaktivite bulunur. 70 kg’lık bir insanda doğal radyoaktivite düzeyi 9000 (dokuz bin) Bekerel’dir. Bunun doz karşılığı da yılda 0,3 mSv’tir. Yani biz kendi vücudumuzda bulunan doğal radyoaktif elementlerden zaten yılda 0,3 mSv doz alıyoruz demektir. 5. Dolayısıyla endişe edilecek, telaşa kapılacak bir şey yoktur. Zaten zararlı bir radyoaktivite doz değer çıkmış olsa TAEK gerekli tedbirleri almakta hiç tereddüt etmezdi. SONUÇ: Radyasyonların etkileri konusunda uzman olmayan kişilerin uzman gibi görünüp, yaptıkları bir kaç yüzeysel ölçümle insanları yanlış bilgilendirmeye, hatta korkutmaya hakları yoktur. Konuyu derinlemesine bilmeyen insanlar da lütfen uzmanlarına sorup öğrenmelidir. Örnek: kulağınızda ağrı olsa, nasıl olsa hekimdir diye mide-bağırsak uzman doktoruna muayene olmaya gider misiniz? Dr. Reşat Uzmen, Nükleer yakıt (Uranyum-toryum) uzmanı / uzmenr@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 Mayıs 2017 günlü Hürriyet gazetesinin Kelebek Eki’nde yayınlanan uzun bir yazıda Aydın Söke’nin bir mahallesinde kanser hastalıklarının arttığı ve bunun eski uranyum madeninden kaynaklanan yüksek radyasyona bağlandığı bir dizi spekülasyon ve savlarla, yöreden resimlerle, adeta ballandıra ballandıra ‘Kanser Köy haykırıyor!’ gibi yakıştırmalarla sunuluyor.</p>
<p>En son söyeyeceğimizi baştan söylersek, bu yazının radyasyon fiziği temellerine göre hiç bir dayanağı olmayıp ölçüm ve değerlendirmeler de gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır.</p>
<p>Durumu sırayla incelersek:</p>
<ol>
<li>Bir kişi için, 2,4 miliSievert’lik yıllık ortalama doğal radyasyon doz değerine ek olan sınır değer 1 miliSievert’tir. Yazıdaki 1 Sievert yanlıştır. Yani ek sınır değer, yazıdakinin binde biridir.</li>
<li>Yazıda radyasyon aletiyle ölçüldüğü belirtilen doz değerinin 1 Sv’in 450 katı olduğu yer almaktadır ki bu 450 Sv yanlış değerine götürür. Halbuki değer 450 mSv olmalıdır.</li>
<li>Yazıda resmi bulunan portatif radyasyon ölçüm aletiyle doz değil,doz hızı ölçülebilir.</li>
<li>1 yıl için 450 kat olarak ifade edilen doz değeri 450 mSv olmalıdır ve aşağıdaki hesaplamanın tersinden şöyle bulunmuş olmalıdır:</li>
</ol>
<p>450 (mSv/yıl ) /365 günx 24 h= 0,05 mSv/h= 50 nanoSv/saat. Yani aletle 50 nanoSv ölçülmüş ve bundan 1 yıllık değer hesaplanıp, sınır değer olan 1 mSv ile karşılaştırınca 450 kat bulunmuştur.</p>
<ol start="5">
<li>Bu mantık tümüyle yanlıştır, çünkü o yörede hiç bir kişinin yılda 365 gün ve her biri 24 saat bu uranyum madeninin ölçüm yapılan yerinde bulunmuş olması düşünülemez. Ya da bir kişi o noktada gece gündüz yatıp kalkarsa ancak bu 450 mSv oluşabilir.</li>
<li>Ölçümün yapıldığı noktadan bir kaç metre uzaklıkta bile doz hızı değerinin çok düşececeği ve o noktaya yakın yılda belki toplam 1-2 saat geçebilecek bir kişinin alabileceği toplam doz değeri en çok 100 nanoSv olabilir ki bu değer diğer doğal  ve yapay kaynaklardan aldığımız doz değerlerinin yanında çok düşüktür. Bunun kanser yapma olasılığı (ya da riski) ise yok denecek kadar azdır.</li>
<li>Yörede arttığı belirtilen kanser hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olabileceği ve oradaki uranyum madenine, ölçülen dış radyasyon değerinden gidilerek ‘uranyum madeni kanser yaptı’ gibi bir sonuç çıkarılması sadece spekülasyon olup bunun bilimsel bir dayanağı ya da kanıtı bulunmuyor.</li>
<li>Uranyum madeninin eğer varsa etkisi, ancak oradaki halkın yerleşim ve tarlalarda çalışma yerlerinin, bu madenden ne kadar uzaklıkta ve ne süre bulunduğu, havada, sularda, toprakta, sebze, meyva ve yöredeki tüm besinlerde radyoaktif madde ölçümleriyle belgelenebilirse ortaya konabilir,ki bu yapılmamıştır. Yapılan bir kaç radyasyon doz hızı ölçümleriyle ve bunlardan radyasyon fiziği temellerine aykırı sonuçlar çıkarılmasıyla, radyasyon fiziği uzmanı olmayan kişilerce sadece spekülasyon yapılmıştır.</li>
<li>Bu konuya benzer Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımızda daha ayrıntılı açıklamalar bulunuyor:</li>
</ol>
<p>Bkz. <a href="http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133">http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133</a>.</p>
<p>Ayrıca tüm radyasyon konularındaki ayrıntılı yazılar için ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabımıza Nobel yayınları 2014 bkz.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon fizikçisi, Almanya / <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Radyasyon fizikçisi Dr. Yüksel Atakan’ın yorumuna EK:</strong></p>
<ol>
<li>Haberde sözü edilen Söke’ye bağlı yer uranyum madeni işletmesi de değildir. Çok uzun seneler önce MTA tarafından uranyum aramaları sırasında yapılan sondaj kuyuları ağzıdır. Kuyular usulüne uygun kapatılmış olarak gözükmektedir.</li>
<li>Radyasyon ölçerin yüksek sayım göstermesi gayet normaldir zira Aydın bölgesinde pek çok yerde doğal radyoaktivite değeri zaten yüksektir. Aşağıdaki tablo TAEK’İn Türkiye çevresel radyoaktivite atlasından alınmış olup (<a href="http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html">http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html</a>) Söke ilçesinde toprak yüzeyinin30-40 Bq/kg (Bekerel/kg) radyoaktivite ortalama değeri taşıdığını göstermektedir. Bu düzeydeki rayoaktivitenin insan sağlığına zarar verme riski ise yok denecek kadar azdır. Bu çeşit topraklar üzerinde on binlerce yıldır insanlar yaşamakta, tarım yapmaktadır.</li>
<li>Bu haritayı daha ayrıntılı görmek için TAEK’in yukarıda verilen web sitesine gitmek gerekir.</li>
</ol>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-6577 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur.png" alt="" width="642" height="466" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur.png 642w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur-300x218.png 300w" sizes="(max-width: 642px) 100vw, 642px" /></p>
<p>4. İnsan vücudunda doğal olarak da radyoaktivite bulunur. 70 kg’lık bir insanda doğal radyoaktivite düzeyi 9000 (dokuz bin) Bekerel’dir. Bunun doz karşılığı da yılda 0,3 mSv’tir. Yani biz kendi vücudumuzda bulunan doğal radyoaktif elementlerden zaten yılda 0,3 mSv doz alıyoruz demektir.<br />
5. Dolayısıyla endişe edilecek, telaşa kapılacak bir şey yoktur. Zaten zararlı bir radyoaktivite doz değer çıkmış olsa TAEK gerekli tedbirleri almakta hiç tereddüt etmezdi.</p>
<p>SONUÇ: Radyasyonların etkileri konusunda uzman olmayan kişilerin uzman gibi görünüp, yaptıkları bir kaç yüzeysel ölçümle insanları yanlış bilgilendirmeye, hatta korkutmaya hakları yoktur. Konuyu derinlemesine bilmeyen insanlar da lütfen uzmanlarına sorup öğrenmelidir. Örnek: kulağınızda ağrı olsa, nasıl olsa hekimdir diye mide-bağırsak uzman doktoruna muayene olmaya gider misiniz?</p>
<p><strong>Dr. Reşat Uzmen, Nükleer yakıt (Uranyum-toryum) uzmanı / <a href="mailto:uzmenr@gmail.com">uzmenr@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6576</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılbaşı sofrasındaki püf noktaları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yilbasi-sofrasindaki-puf-noktalari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 11:28:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[içecek]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[sofra]]></category>
		<category><![CDATA[yiyecek]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılbaşı denince akla ilk gelen şey çoğunlukla yılbaşı yemeği olur. Sofrada ne olmalı, ne pişirilmeli çok önceden düşünülmüştür. Eğer “Bugün özel bir gün istediğim gibi yemek yiyeceğim!” diyenlerdenseniz, yılbaşı menüsü planlanırken seçimlerinizi doğru yapmanız bile yeterli olacaktır. Vücudu yormamak veya bir sağlık probleminiz varsa bu yönde sıkıntı oluşturmamak için yılbaşı menüsünde bazı püf noktalara dikkat etmekte fayda var. Öncelikle mezelerin yağ içeriğini azaltmakla işe başlanabilir. Kızartılarak yapılan meze seçeneklerini fırınlayarak yapmak ya da aşırı yağlı soslar yerine zeytinyağı ve baharatlardan oluşan soslar kullanmak daha sağlıklı bir alternatif olacaktır. Yoğurtlu mezeler biraz daha ön plana çıkabilir. Yoğurdu sebzelerle, kuru baklagillerle veya tahıllarla birleştirerek sağlıklı ve lezzetli birçok meze ile sofranızı donatabilirsiniz. Tek çeşit salata yerine bir kaç çeşit salata hazırlayabilir ve kuru baklagillerden de salata yaparken faydalanabilirsiniz. Tatlı menünüzde bir kaç çeşit olacak ise en azından meyve tatlısı veya sütlü bir tatlı da bulunabilir. Gün boyu aç kalmayın Yılbaşında akşam aşırı yemek yeniyor ise gün boyunca bir şey yememek doğru olmayacaktır. Gün boyunca “ akşam çok yiyeceğim zaten ” deyip hiçbir şey yememek yerine hafifletilmiş ama sıklığı arttırılmış öğünler yaratmak daha anlamlı olacaktır. Bu vücudunuzu yormamak ve bir sağlık problemi yaratmamak adına sizi bir adım öne geçirecektir. Özellikle de sofraya oturmadan 1.5-2 saat önce yapacağınız küçük bir atıştırma akşam yemek seçimlerinizi daha iyi ayarlamanızı da sağlamış olur. Ceviz, badem, fındık, Antep fıstığı gibi kuruyemişler güzel bir ara öğün olabilir. Küçük bir avuç kadar yediğiniz kuruyemiş sizi tok tutacağı için akşam yemeğine saldırmanızı önler. Benzer şekilde meyve veya küçük bir tost da aynı işi görebilir. Önce hafif mezeler Yılbaşı akşamı sofraya oturduğunuzda ise yemeğe salata ve çok yağlı olmayan hafif mezelerle başlamak en doğru seçim olacaktır. Böylece tokluk hissini yaratmaya yardımcı olurken lezzetten de ödün verilmemiş olur. Yemeğin devamında sofradaki diğer yemeklerle beraber salata da yenilirse aşırı yemek yemenin önüne geçilebilir. Yemekten hemen sonra tatlı veya meyve yemek yerine yemeğe biraz ara verip ihtiyaç hissediliyorsa meyve veya hafif bir tatlı ile devam edilebilir. Eğer alkol alınıyorsa bir kaç noktaya dikkat etmekte fayda var. Rahatsızlıklara yol açmamak için alkolü aç karnına almak yerine yemek ile beraber almak ve mümkün olduğunca aşırıya kaçmamak gerekiyor. Alkol alındığında sıvı alımının da arttırılması gerektiği unutulmamalıdır. Bir sonraki gün bol sıvı gerekli Yılbaşından sonraki gün vücudu biraz dinlendirmekte fayda var. Özellikle gün boyunca bol sıvı alımını sağlamak gereklidir. Gün içerisinde içeceğiniz ıhlamur, karanfil, zencefil, kuşburnu gibi çaylar sıvı alımınıza yardımcı olacaktır. Beslenmenizde yapılacak en iyi şey ise sebze- meyve tüketiminizi arttırmak ve uzun süre aç kalmamak olacaktır. Çok fazla uğraş vermeden kendinizi iyi hissetmek için sabah kahvaltısına biraz peynir, biraz zeytin ve yeşillikler eklemek, yemek aralarında aç kalmak yerine meyve yemek, ana öğünlerinizi salatalarla zenginleştirip sebze ağırlıklı yapmak yeterli olacaktır. Yine yılbaşından sonraki gün hafif bir yürüyüş vücudun rahatlamasını sağlayacaktır. Sağlıklı beslenmenin sadece yılbaşında değil ömür boyunca vücudunuza iyi geleceğini unutmamanız dilekleriyle iyi yıllar. Yılbaşı menüsü Sabah: Kepekli tost &#8211; Çay veya 1 kupa süt &#8211; Meyve veya Müsli &#8211; Süt / Yoğurt *** Öğle: Zeytinyağlı veya etli sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt veya 1 Tabak çorba &#8211; 1 Büyük kase yoğurt &#8211; Bol salata *** Ara öğün: 1 Bardak süt / Yoğurt / Ayran Ara öğün: 1 Avuç kuruyemiş *** Akşam: Et / Tavuk / Balık &#8211; Zeytinyağlı sebze &#8211; Salata çeşitleri &#8211; Yoğurtlu meze çeşitleri &#8211; Tam tahıllı ekmek / Pilav / Börek Ara öğün: Meyve / Meyve tatlısı / Sütlü tatlı *** Yeni yılın ilk günü Sabah: Peynir &#8211; Bol yeşillik &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Zeytin *** Ara öğün: Taze meyve *** Öğle: Zeytinyağlı sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt *** Ara öğün: 1 bardak süt veya yoğurt *** Akşam: Zeytinyağlı sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt veya Izgara Balık &#8211; Salata &#8211; Tam tahıllı ekmek *** Ara öğün Taze meyve Uzm. Diyetisyen Nilay Topçam &#8211; VKV Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yilbasi-sofrasindaki-puf-noktalari">Yılbaşı sofrasındaki püf noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yılbaşı denince akla ilk gelen şey çoğunlukla yılbaşı yemeği olur. Sofrada ne olmalı, ne pişirilmeli çok önceden düşünülmüştür. Eğer “Bugün özel bir gün istediğim gibi yemek yiyeceğim!” diyenlerdenseniz, yılbaşı menüsü planlanırken seçimlerinizi doğru yapmanız bile yeterli olacaktır.</p>
<p>Vücudu yormamak veya bir sağlık probleminiz varsa bu yönde sıkıntı oluşturmamak için yılbaşı menüsünde bazı püf noktalara dikkat etmekte fayda var. Öncelikle mezelerin yağ içeriğini azaltmakla işe başlanabilir. Kızartılarak yapılan meze seçeneklerini fırınlayarak yapmak ya da aşırı yağlı soslar yerine zeytinyağı ve baharatlardan oluşan soslar kullanmak daha sağlıklı bir alternatif olacaktır. Yoğurtlu mezeler biraz daha ön plana çıkabilir. Yoğurdu sebzelerle, kuru baklagillerle veya tahıllarla birleştirerek sağlıklı ve lezzetli birçok meze ile sofranızı donatabilirsiniz. Tek çeşit salata yerine bir kaç çeşit salata hazırlayabilir ve kuru baklagillerden de salata yaparken faydalanabilirsiniz. Tatlı menünüzde bir kaç çeşit olacak ise en azından meyve tatlısı veya sütlü bir tatlı da bulunabilir.</p>
<p><strong>Gün boyu aç kalmayın</strong></p>
<p>Yılbaşında akşam aşırı yemek yeniyor ise gün boyunca bir şey yememek doğru olmayacaktır. Gün boyunca “ akşam çok yiyeceğim zaten ” deyip hiçbir şey yememek yerine hafifletilmiş ama sıklığı arttırılmış öğünler yaratmak daha anlamlı olacaktır. Bu vücudunuzu yormamak ve bir sağlık problemi yaratmamak adına sizi bir adım öne geçirecektir. Özellikle de sofraya oturmadan 1.5-2 saat önce yapacağınız küçük bir atıştırma akşam yemek seçimlerinizi daha iyi ayarlamanızı da sağlamış olur. Ceviz, badem, fındık, Antep fıstığı gibi kuruyemişler güzel bir ara öğün olabilir. Küçük bir avuç kadar yediğiniz kuruyemiş sizi tok tutacağı için akşam yemeğine saldırmanızı önler. Benzer şekilde meyve veya küçük bir tost da aynı işi görebilir.</p>
<p><strong>Önce hafif mezeler</strong></p>
<p>Yılbaşı akşamı sofraya oturduğunuzda ise yemeğe salata ve çok yağlı olmayan hafif mezelerle başlamak en doğru seçim olacaktır. Böylece tokluk hissini yaratmaya yardımcı olurken lezzetten de ödün verilmemiş olur. Yemeğin devamında sofradaki diğer yemeklerle beraber salata da yenilirse aşırı yemek yemenin önüne geçilebilir. Yemekten hemen sonra tatlı veya meyve yemek yerine yemeğe biraz ara verip ihtiyaç hissediliyorsa meyve veya hafif bir tatlı ile devam edilebilir. Eğer alkol alınıyorsa bir kaç noktaya dikkat etmekte fayda var. Rahatsızlıklara yol açmamak için alkolü aç karnına almak yerine yemek ile beraber almak ve mümkün olduğunca aşırıya kaçmamak gerekiyor. Alkol alındığında sıvı alımının da arttırılması gerektiği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Bir sonraki gün bol sıvı gerekli</strong></p>
<p>Yılbaşından sonraki gün vücudu biraz dinlendirmekte fayda var. Özellikle gün boyunca bol sıvı alımını sağlamak gereklidir. Gün içerisinde içeceğiniz ıhlamur, karanfil, zencefil, kuşburnu gibi çaylar sıvı alımınıza yardımcı olacaktır. Beslenmenizde yapılacak en iyi şey ise sebze- meyve tüketiminizi arttırmak ve uzun süre aç kalmamak olacaktır. Çok fazla uğraş vermeden kendinizi iyi hissetmek için sabah kahvaltısına biraz peynir, biraz zeytin ve yeşillikler eklemek, yemek aralarında aç kalmak yerine meyve yemek, ana öğünlerinizi salatalarla zenginleştirip sebze ağırlıklı yapmak yeterli olacaktır. Yine yılbaşından sonraki gün hafif bir yürüyüş vücudun rahatlamasını sağlayacaktır. Sağlıklı beslenmenin sadece yılbaşında değil ömür boyunca vücudunuza iyi geleceğini unutmamanız dilekleriyle iyi yıllar.</p>
<p><strong>Yılbaşı menüsü</strong></p>
<p><strong>Sabah:</strong> Kepekli tost &#8211; Çay</p>
<p><strong>veya</strong><b> </b>1 kupa süt &#8211; Meyve</p>
<p><strong>veya</strong> Müsli &#8211; Süt / Yoğurt</p>
<p>***</p>
<p><strong>Öğle: </strong>Zeytinyağlı veya etli sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt</p>
<p><strong>veya</strong> 1 Tabak çorba &#8211; 1 Büyük kase yoğurt &#8211; Bol salata</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ara öğün:</strong> 1 Bardak süt / Yoğurt / Ayran</p>
<p><strong>Ara öğün: </strong>1 Avuç kuruyemiş</p>
<p>***</p>
<p><strong>Akşam:</strong> Et / Tavuk / Balık &#8211; Zeytinyağlı sebze &#8211; Salata çeşitleri &#8211; Yoğurtlu meze çeşitleri &#8211; Tam tahıllı ekmek / Pilav / Börek</p>
<p><strong>Ara öğün: </strong>Meyve / Meyve tatlısı / Sütlü tatlı</p>
<p>***</p>
<p><strong>Yeni yılın ilk günü</strong></p>
<p><strong>Sabah:</strong> Peynir &#8211; Bol yeşillik &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Zeytin</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ara öğün: </strong>Taze meyve</p>
<p>***</p>
<p><strong>Öğle: </strong>Zeytinyağlı sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ara öğün:</strong> 1 bardak süt veya yoğurt</p>
<p>***</p>
<p><strong>Akşam:</strong> Zeytinyağlı sebze yemeği &#8211; Tam tahıllı ekmek &#8211; Yoğurt</p>
<p><strong>veya </strong>Izgara Balık &#8211; Salata &#8211; Tam tahıllı ekmek</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ara öğün </strong>Taze meyve</p>
<p><strong>Uzm. Diyetisyen Nilay Topçam &#8211; VKV Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yilbasi-sofrasindaki-puf-noktalari">Yılbaşı sofrasındaki püf noktaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4886</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzay gemisine sebze bahçesi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzay-gemisine-sebze-bahcesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2016 08:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzay gemisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3878</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecekteki uzay yolculukları yıllarca sürebilecek. Bu durumda astronotlar neyle beslenecekler? Büyük bir olasılıkla yalnızca hazır yiyeceklerle değil. Bilim insanları astronotların taze sebze de yiyebilmeleri için kolları sıvadı bile. Kısa bir süre önce dünyaya dönen astronot Scott Kelly bir videoda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (UUİ) taze Akdeniz salatası yerken görülmüştü. Akdeniz salatası, besleyici bir toprak paketinde kırmızı ve mavi LED lambalarıyla aydınlatılarak UUİ’de yetiştirilmişti. Bitkilerin büyümeleri için su, ışık ve belli başlı besleyici maddelere ihtiyaçları vardır. Fakat uzayda bunları bulmak kolay değildir ve bu yüzden de bu değerli kaynakların, atıkları yeniden değerlendirilebilir şekilde kullanılması gerekiyor. Botanikçi Ray Wheeler, NASA’da bu konu üzerinde 1988 yılından beri çalışıyor. Taze salata dışında çiçek de yetiştirmeye yarayan sistem “Veggie”yi UUİ’de deneyen de o olmuştu. Wheeler patates, tatlı patates, buğday ve soya fasulyesinin de uygun adaylar olduğu söylüyor. En azından patatesle ilgili deneyler söz konusu. NASA’nın Cape Canaveral tesislerindeki bir biyokütle üretim deposunda, dış dünyaya tamamen kapalı bir şekilde patates yetiştiriliyor. Yapay ışık altında büyüyen patates bitkileri kullanılmayan fazla suyu ve besleyici maddelerini, eğik olarak yerleştirilen dikim kaselerinde topluyorlar. NASA öte yandan Merritt adasındaki Kennedy Uzay Merkezi’nde mesela Mars’taki bir yaşam modülüne kenetlenebilecek bir bitki modülü üzerinde çalışıyor. Tüp benzeri mini serada bitkiler yaklaşık olarak 20 metrekarelik bir alanda, özel raflarda yer kaplamayacak şekilde yetiştirilecek. Burada en önemli konu elbette ki ışık. Çünkü güneşten çok uzakta yer alan Mars, dünyamızın neredeyse yarısı kadar güneş ışığı alıyor. Ayrıca Mars’ta güneş ışığının büyük bir kısmını engelleyecek şiddetli toz fırtınaları da yaşanıyor. Ayrıca kuvvetli morötesi ışınının, farklı hava basıncının ve değişen kütle çekiminin bitkiler üzerindeki etkileri de bilinmiyor henüz. Bu konuda Alman araştırmacılarının bir projeleri var. “Eu-CROPIS projesiyle 2017 yılına dek, yörüngeye mini seralı bir araştırma uydusu gönderilecek. İki modülde farklı kütle çekim kuvvetleri yaratılacak. Uzmanlar, Mars ve Ay’daki koşulları oluşturacaklarını söylüyor. Aynı ekip ayrıca idrarı, gübreye dönüştürecek bir biyolojik filtreleme sistemi de geliştirmiş. Kaynak: www.nasa.gov/offices/oct/feature/the-real-martian-technologies-our-little-green-friends/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzay-gemisine-sebze-bahcesi">Uzay gemisine sebze bahçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelecekteki uzay yolculukları yıllarca sürebilecek. Bu durumda astronotlar neyle beslenecekler? Büyük bir olasılıkla yalnızca hazır yiyeceklerle değil. Bilim insanları astronotların taze sebze de yiyebilmeleri için kolları sıvadı bile. Kısa bir süre önce dünyaya dönen astronot Scott Kelly bir videoda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (UUİ) taze Akdeniz salatası yerken görülmüştü. Akdeniz salatası, besleyici bir toprak paketinde kırmızı ve mavi LED lambalarıyla aydınlatılarak UUİ’de yetiştirilmişti.</p>
<p>Bitkilerin büyümeleri için su, ışık ve belli başlı besleyici maddelere ihtiyaçları vardır. Fakat uzayda bunları bulmak kolay değildir ve bu yüzden de bu değerli kaynakların, atıkları yeniden değerlendirilebilir şekilde kullanılması gerekiyor. Botanikçi Ray Wheeler, NASA’da bu konu üzerinde 1988 yılından beri çalışıyor. Taze salata dışında çiçek de yetiştirmeye yarayan sistem “Veggie”yi UUİ’de deneyen de o olmuştu. Wheeler patates, tatlı patates, buğday ve soya fasulyesinin de uygun adaylar olduğu söylüyor. En azından patatesle ilgili deneyler söz konusu.</p>
<p>NASA’nın Cape Canaveral tesislerindeki bir biyokütle üretim deposunda, dış dünyaya tamamen kapalı bir şekilde patates yetiştiriliyor. Yapay ışık altında büyüyen patates bitkileri kullanılmayan fazla suyu ve besleyici maddelerini, eğik olarak yerleştirilen dikim kaselerinde topluyorlar. NASA öte yandan Merritt adasındaki Kennedy Uzay Merkezi’nde mesela Mars’taki bir yaşam modülüne kenetlenebilecek bir bitki modülü üzerinde çalışıyor. Tüp benzeri mini serada bitkiler yaklaşık olarak 20 metrekarelik bir alanda, özel raflarda yer kaplamayacak şekilde yetiştirilecek.</p>
<p>Burada en önemli konu elbette ki ışık. Çünkü güneşten çok uzakta yer alan Mars, dünyamızın neredeyse yarısı kadar güneş ışığı alıyor. Ayrıca Mars’ta güneş ışığının büyük bir kısmını engelleyecek şiddetli toz fırtınaları da yaşanıyor. Ayrıca kuvvetli morötesi ışınının, farklı hava basıncının ve değişen kütle çekiminin bitkiler üzerindeki etkileri de bilinmiyor henüz. Bu konuda Alman araştırmacılarının bir projeleri var. “Eu-CROPIS projesiyle 2017 yılına dek, yörüngeye mini seralı bir araştırma uydusu gönderilecek. İki modülde farklı kütle çekim kuvvetleri yaratılacak. Uzmanlar, Mars ve Ay’daki koşulları oluşturacaklarını söylüyor. Aynı ekip ayrıca idrarı, gübreye dönüştürecek bir biyolojik filtreleme sistemi de geliştirmiş.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.nasa.gov/offices/oct/feature/the-real-martian-technologies-our-little-green-friends/">www.nasa.gov/offices/oct/feature/the-real-martian-technologies-our-little-green-friends/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/uzay-gemisine-sebze-bahcesi">Uzay gemisine sebze bahçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3878</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
