<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sismik dalga arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sismik-dalga/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sismik-dalga</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Oct 2019 13:06:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ&#8217;de depremi konuştu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyaca-unlu-yer-bilimciler-itude-depremi-konustu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 13:04:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[celal şengör]]></category>
		<category><![CDATA[dan mckenzie]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fahri doktora]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Teknik Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[itü]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[John Dewey]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Depremi]]></category>
		<category><![CDATA[sismik dalga]]></category>
		<category><![CDATA[Tektonik]]></category>
		<category><![CDATA[Xavier Le Pichon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15571</guid>

					<description><![CDATA[<p>1999 İzmit ve Düzce depremlerinin, kısacası Marmara Depremi’nin üzerinden tam 20 yıl geçti. Richter ölçeğine göre ilki 7,5 Mw, ikincisi 7,2 Mw olan depremlerde 20.000 civarında insan hayatını kaybetti. Bu büyük acı unutulmadı ama alınan önlemler halen çok kısıtlı. Elle tutulur bir deprem eylem planımız bile yok. 36 milyar doları bulan deprem vergilerinin nereye gittiği de belli değil. Buna karşılık uzmanlar, gerçekleşmesi beklenen büyük depremin milyona varan can kayıplarına neden olacağı konusunda uyarıyor. Tam da bu aşamada Türkiye’nin bu konudaki en aktif üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) çok önemli bir buluşma gerçekleşti. İTÜ bu büyük felaketin 20.yılında çok önemli bir işe imza atarak dünyanın en önemli yer bilimcilerini, bu yıl 23.’sü düzenlenen ATAG (Aktif Tektonik Araştırma Grubu) etkinliğiyle eşzamanlı olarak gerçekleşen konferansta, İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Biz de HBT olarak bu önemli konferansta yerimizi aldık. Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey İstanbul’da Kimler yoktu ki? Prof. Dr. Celal Şengör’ün (İTÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Oxford’dan Prof. Dr. John F. Dewey, Collège de France’dan Prof. Xavier Le Pichon ve geçtiğimiz yıl kendisiyle yine İTÜ’de bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Cambdridge’den Prof. Dan McKenzie ilk gün konuşmacıları olarak yer aldı. Etkinlik dünyanın dört bir yanından onlarca bilim insanıyla 18 Ekim’e kadar devam ediyor. “1999 Marmara Depremlerinin 20. yılı” temasıyla gerçekleşen bu uluslararası konferans, Marmara Denizi’nde Kuzey Anadolu Fayı üzerine yapılmış tüm ulusal ve uluslararası projelerin bulguları bir araya getiriyor. 4 gün süren konferansa, ABD’den Avrupa ülkelerine, Japonya’dan Çin ve Azerbaycan’a kadar dünyanın dört bir yanından konuyla ilgili önemli bilim insanlarının çalışmalarını sunacak olmaları sebebiyle çok önemli. Bugüne kadar Kuzey Anadolu Fayı’na benzer fay kuşaklarıyla yapılan karşılaştırmalar açısından en kapsamlı konferans olduğu için de kayda değer. Prof. Dr. Celal Şengör: &#8220;Türkiye&#8217;deki deprem araştırmalarının gelişiminde bu üç isme çok şey borçluyuz.&#8221; Prof. Dr. Celal Şengör, açılış konuşmasını “20 Years After: From the view point of neotectonics of the Eastern Mediterranean” başlığıyla yaptı. 20 yılın ardından Doğu Akdeniz&#8217;in neotektoniğine bakış atan Celal Şengör, Marmara Denizi ve çevresinin, yaklaşık 20.000 kişiyi öldüren ve sayısız insanı evsiz bırakan trajik 1999 depremlerinin bir sonucu olarak, jeolojik olarak dünyanın en bilinen noktalarından biri haline geldiğine vurgu yaptı.​ Üzerinde bulunduğumuz bu bölgeyle ilgili yapılan araştırmalardaki büyük ilerlemenin, sadece finansmanın çoğunu değil aynı zamanda teknik uzmanlığı da sağlayan Avrupalı ​​dostlarına borçlu olduğunu belirterek​ Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey’in bölgeyle ilgili çalışmalardaki önemine değindi. Bu üç ismin de şu an İTÜ’de öğretim üyesi olan isimlere verdiği eğitimlerden de bahsederek şöhretli yer bilimcilerle olan anılarını paylaştı.​ Şengör’ün değindiği bir diğer önemli nokta ise Türkiye’de jeolojinin kurucusu İhsan Ketin’di. Hem McKenzie hem de Dewey’in, Ketin’le arkadaşlarından dem vurdu. “Onlara minnettarlığımız, sadece kelimelerle ifade edilemez.” diyen Şengör,​ Türkiye&#8217;nin neotektoniğini düzenleyen faktörlere bakmaya karar verdiğini belirterek son yirmi yılda öğrendiği bir şeyin de daha eski jeolojinin Türkiye&#8217;nin neotektoniğini ne kadar etkilediği olduğunu fark etmek olduğunu söyledi. Şengör’ün ardından Oxford’dan John F. Dewey, “Transtension in the brittle field; implications for volcanism, hydrology, and geotheral power” başlık konuşmasını yapmak üzere kürsüdeki yerini aldı. 1976&#8217;dan beri Türkiye’nin neotektoniğine yönelik çalışmalarıyla tanınan Dewey, kırılgan alanlarda alanda transtansiyon üzerinden volkanizma, hidroloji ve jeotermal enerji için çıkarımlarda bulundu. Yapısal jeolojinin ana ve zor bir sorununun kırılgan üst kabuğun toplu gerilmelere neden olduğu fay sistemleri tarafından etkilendiğini dile getirerek karşılaştırma yapılabilmesi açısından Güney Kaliforniya&#8217;daki Coso bölgesi üzerine bazı bilgiler verdi. Buranın kırılganlık rejimindeki gerilimi incelemek için belki de yeryüzündeki en iyi yer olduğunu vurguladı. Sondaj deliklerinden ve yüzeylerden genel jeolojik verilerin de bunu doğruladığını paylaştı. Dewey’in konuşmasının ardından verilen arada Cambridge’den Dan McKenzie’yle kısa bir görüşme yaptık. Söyleşimizin yer aldığı 2 Kasım 2018 tarihli dergimizi de kendisine takdim ettik. Marmara Denizi&#8217;nin az bilinen Güney tabakasını incelemek için daha önce de gelen Dan McKenzie, uzun zamandan beri Türkiye&#8217;nin neotektoniğiyle ilgileniyor.​ Yaptığımız sohbetin ardından kürsüye çıkan Dan McKenzie, James A. Jackson ve Keith F. Priestly ile birlikte yaptıkları “Continental collisions and the origin of subcrustal continental earthquakes” başlıklı konuşmada çalışmanın detaylarını verdi. Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgi paylaşımında bulundu. Prof. Xavier Le Pichon: “Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı anlamak için kapsamlı bir bakışa ihtiyacımız var.” Günün son konuşmacısı ise Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon’du. 17 Ağustos Depremi’nin hemen ertesi gün çalışmalar başlatan ve halen devam eden araştırmalarıyla Xavier Le Pichon, “The Marmara Sea and the formation of the Anatolian-Aegean northern boundary” başlığıyla Türkiye sınırları içindeki fay hatlarının dönüşümüyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. İzmit depremiyle ilgili gelmiş geçmiş en kapsamlı çalışmalardan birine imzasını atan deneyimli yer bilimci, Anadolu-Ege’nin kuzey sınırıyla ilgili önemli anektodlar verdi. Her ne kadar bu bölgeyle ilgili son yirmi yılda çok fazla ilerleme kaydedilse de bazı kavramların halen göz ardı edildiğini ifade etti. Mesela Anadolu-Ege&#8217;nin kuzey sınırının, Miyosen&#8217;den beri bir Anadolu Ege bloğu oluşumu nedeniyle var olduğunu ve bu genetik bağ göz ardı edildiğinde oluşumunun anlaşılamadığı gerçeği&#8230; Yani Anadolu-Ege bloğunun oluşumunun, ikincil öneme sahip bir epifenomen gibi görüldüğü gerçeği. Le Pichon, göz ardı edilen ikinci kavramın, Anadolu-Ege sınırının doğudan batıya doğru azalan bir yaşa sahip olduğu ve yapısının yaşla birlikte giderek değiştiği keşfedildiğinde ortaya çıktığını söyledi. “Batıdan doğuya doğru gelişen yapının, Marmara Denizi&#8217;nin oluşumunu düşünürken aklımızda tutmamız gereken bir genetik sekansı yansıtabileceğini varsaymak mantıklı olur.” diyen deneyimli yer bilimci, birçok kişi tarafından tek bir yapı tipinin Marmara Denizi&#8217;nin tüm evrimini açıklayabileceği varsayımının doğru olmayacağını da ifade ederek konuyla ilgili çalışmalar yürüten yer bilimcileri daha kapsamlı bir bakış açısına davet etti.  Bu sebeple de göz ardı edilen kavramları kullanmanın, dünyamızdaki en büyüleyici tektonik alanlardan biri olduğunu düşündüğü bu bölgenin evrimini anlamak için uygun bir çerçeve sağlayacağını düşündüğünün altını çizdi. Konferans sonrasında Le Pichon’la bir araya geldik. Le Pichon söyleşisinin yakında dergimizde yer alacağının müjdesini de buradan verelim. Üç yer bilimciye ‘fahri doktora’ verildi Etkinlikte önem taşıyan bir diğer gelişme ise &#8220;Fahri Doktora Berat&#8221; töreniydi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Senatosu, “dünyada ve Türkiye&#8217;de yer bilimleri alanında bilim ve teknolojinin gelişmesine sağladıkları katkılar” sebebiyle Prof. Dr. John F. Dewey, Prof. Dr. Dan McKenzie ve Prof. Dr. Xavier Le Pichon&#8217;a fahri doktora verdi. Törenin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, birbirinden değerli dünyanın en önemli üç yer bilimcisine fahri doktora unvanı verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Fahri doktora takdim edilen bilim insanlarının artık İTÜ&#8217;lü olduğunu aktaran Karaca şunları söyledi: &#8220;Duayen profesörler, Dewey, Le Pichon ve McKenzie Türkiye&#8217;de ve üniversitemizdeki çalışmalarıyla ve destekleriyle yaşayan en önemli jeologlardan. Birçok İTÜ&#8217;lü akademisyen ve öğrenci ülkemizde bilimsel çalışmalarda bulunuyorlar. Türkiye&#8217;de birçok proje başlattılar ve onlar için fon sağladılar, böylece ülkemizin jeoloji bilimini büyük ölçüde geliştirdiler. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız bu isimlere bu nedenle fahri doktora beratlarını vermemiz 40 yıldan daha eski olan bağlarımızı resmileştiriyor. Verdiğimiz unvanlar bizi gerçekten onlardan daha çok onurlandırıyor. Kabul ettikleri ve tarihimize bugün bir iz bıraktığımızdan dolayı minnettarız.&#8221; Etkinliğin detayları ve bilim insanlarının, üzerinde bulunduğumuz ve yaklaşan Büyük Deprem’e yönelik önemli demeçleri, dergimizin önümüzdeki sayısında yer alacak. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyaca-unlu-yer-bilimciler-itude-depremi-konustu">Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ&#8217;de depremi konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1999 İzmit ve Düzce depremlerinin, kısacası Marmara Depremi’nin üzerinden tam 20 yıl geçti. Richter ölçeğine göre ilki 7,5 Mw, ikincisi 7,2 Mw olan depremlerde 20.000 civarında insan hayatını kaybetti. Bu büyük acı unutulmadı ama alınan önlemler halen çok kısıtlı. Elle tutulur bir deprem eylem planımız bile yok. 36 milyar doları bulan deprem vergilerinin nereye gittiği de belli değil.</p>
<p>Buna karşılık uzmanlar, gerçekleşmesi beklenen büyük depremin milyona varan can kayıplarına neden olacağı konusunda uyarıyor. Tam da bu aşamada Türkiye’nin bu konudaki en aktif üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) çok önemli bir buluşma gerçekleşti.</p>
<p>İTÜ bu büyük felaketin 20.yılında çok önemli bir işe imza atarak dünyanın en önemli yer bilimcilerini, bu yıl 23.’sü düzenlenen ATAG (Aktif Tektonik Araştırma Grubu) etkinliğiyle eşzamanlı olarak gerçekleşen konferansta, İTÜ Ayazağa Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Biz de HBT olarak bu önemli konferansta yerimizi aldık.</p>
<p><strong>Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey İstanbul’da </strong></p>
<p>Kimler yoktu ki? Prof. Dr. Celal Şengör’ün (İTÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Oxford’dan Prof. Dr. John F. Dewey, Collège de France’dan Prof. Xavier Le Pichon ve geçtiğimiz yıl kendisiyle yine İTÜ’de bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Cambdridge’den Prof. Dan McKenzie ilk gün konuşmacıları olarak yer aldı. Etkinlik dünyanın dört bir yanından onlarca bilim insanıyla 18 Ekim’e kadar devam ediyor.</p>
<p>“1999 Marmara Depremlerinin 20. yılı” temasıyla gerçekleşen bu uluslararası konferans, Marmara Denizi’nde Kuzey Anadolu Fayı üzerine yapılmış tüm ulusal ve uluslararası projelerin bulguları bir araya getiriyor. 4 gün süren konferansa, ABD’den Avrupa ülkelerine, Japonya’dan Çin ve Azerbaycan’a kadar dünyanın dört bir yanından konuyla ilgili önemli bilim insanlarının çalışmalarını sunacak olmaları sebebiyle çok önemli. Bugüne kadar Kuzey Anadolu Fayı’na benzer fay kuşaklarıyla yapılan karşılaştırmalar açısından en kapsamlı konferans olduğu için de kayda değer.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Celal Şengör: &#8220;Türkiye&#8217;deki deprem araştırmalarının gelişiminde bu üç isme çok şey borçluyuz.&#8221;</strong></p>
<div id="attachment_15573" style="width: 210px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15573" class="wp-image-15573 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/celal-engr-atag-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/celal-engr-atag-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/celal-engr-atag-683x1024.jpg 683w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/celal-engr-atag.jpg 1265w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /><p id="caption-attachment-15573" class="wp-caption-text">Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Celal Şengör, 1999 depreminin önemine vurgu yaparak etkinliğe katılım gösteren üç büyük bilim insanının, depremin ardından çalışmalarını bu bölgeye yoğunlaştırdıklarını ve bugün İTÜ&#8217;deki birçok öğretim görevlisini yetiştirdiğini ifade etti.</p></div>
<p>Prof. Dr. Celal Şengör, açılış konuşmasını “20 Years After: From the view point of neotectonics of the Eastern Mediterranean” başlığıyla yaptı. 20 yılın ardından Doğu Akdeniz&#8217;in neotektoniğine bakış atan Celal Şengör, Marmara Denizi ve çevresinin, yaklaşık 20.000 kişiyi öldüren ve sayısız insanı evsiz bırakan trajik 1999 depremlerinin bir sonucu olarak, jeolojik olarak dünyanın en bilinen noktalarından biri haline geldiğine vurgu yaptı.​ Üzerinde bulunduğumuz bu bölgeyle ilgili yapılan araştırmalardaki büyük ilerlemenin, sadece finansmanın çoğunu değil aynı zamanda teknik uzmanlığı da sağlayan Avrupalı ​​dostlarına borçlu olduğunu belirterek​ Xavier Le Pichon, Dan McKenzie ve John Dewey’in bölgeyle ilgili çalışmalardaki önemine değindi. Bu üç ismin de şu an İTÜ’de öğretim üyesi olan isimlere verdiği eğitimlerden de bahsederek şöhretli yer bilimcilerle olan anılarını paylaştı.​</p>
<p>Şengör’ün değindiği bir diğer önemli nokta ise Türkiye’de jeolojinin kurucusu İhsan Ketin’di. Hem McKenzie hem de Dewey’in, Ketin’le arkadaşlarından dem vurdu. “Onlara minnettarlığımız, sadece kelimelerle ifade edilemez.” diyen Şengör,​ Türkiye&#8217;nin neotektoniğini düzenleyen faktörlere bakmaya karar verdiğini belirterek son yirmi yılda öğrendiği bir şeyin de daha eski jeolojinin Türkiye&#8217;nin neotektoniğini ne kadar etkilediği olduğunu fark etmek olduğunu söyledi.</p>
<p>Şengör’ün ardından Oxford’dan John F. Dewey, “Transtension in the brittle field; implications for volcanism, hydrology, and geotheral power” başlık konuşmasını yapmak üzere kürsüdeki yerini aldı. 1976&#8217;dan beri Türkiye’nin neotektoniğine yönelik çalışmalarıyla tanınan Dewey, kırılgan alanlarda alanda transtansiyon üzerinden volkanizma, hidroloji ve jeotermal enerji için çıkarımlarda bulundu. Yapısal jeolojinin ana ve zor bir sorununun kırılgan üst kabuğun toplu gerilmelere neden olduğu fay sistemleri tarafından etkilendiğini dile getirerek karşılaştırma yapılabilmesi açısından Güney Kaliforniya&#8217;daki Coso bölgesi üzerine bazı bilgiler verdi. Buranın kırılganlık rejimindeki gerilimi incelemek için belki de yeryüzündeki en iyi yer olduğunu vurguladı. Sondaj deliklerinden ve yüzeylerden genel jeolojik verilerin de bunu doğruladığını paylaştı.</p>
<div id="attachment_15576" style="width: 210px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15576" class="wp-image-15576 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/dan-mckenzie-atag-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/dan-mckenzie-atag-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/dan-mckenzie-atag-683x1024.jpg 683w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/dan-mckenzie-atag.jpg 1078w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /><p id="caption-attachment-15576" class="wp-caption-text">Cambridge&#8217;den Prof. Dan McKenzie&#8217;yle geçtiğimiz yıl bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Söyleşimizin yer aldığı dergimizin kopyasını kendisine ilettik.</p></div>
<p>Dewey’in konuşmasının ardından verilen arada Cambridge’den Dan McKenzie’yle kısa bir görüşme yaptık. Söyleşimizin yer aldığı 2 Kasım 2018 tarihli dergimizi de kendisine takdim ettik. Marmara Denizi&#8217;nin az bilinen Güney tabakasını incelemek için daha önce de gelen Dan McKenzie, uzun zamandan beri Türkiye&#8217;nin neotektoniğiyle ilgileniyor.​ Yaptığımız sohbetin ardından kürsüye çıkan Dan McKenzie, James A. Jackson ve Keith F. Priestly ile birlikte yaptıkları “Continental collisions and the origin of subcrustal continental earthquakes” başlıklı konuşmada çalışmanın detaylarını verdi. Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerine yapılan çalışmalarla ilgili bilgi paylaşımında bulundu.</p>
<p><strong>Prof. Xavier Le Pichon: “Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı anlamak için kapsamlı bir bakışa ihtiyacımız var.”</strong></p>
<div id="attachment_15574" style="width: 210px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15574" class="wp-image-15574 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/le-pichon-atag-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/le-pichon-atag-200x300.jpg 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/le-pichon-atag-683x1024.jpg 683w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/le-pichon-atag.jpg 1437w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /><p id="caption-attachment-15574" class="wp-caption-text">Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon, Anadolu-Ege bloğunun oluşumuna yönelik çalışmalarıyla, Türkiye&#8217;deki deprem araştırmalarında büyük bir öneme sahip.</p></div>
<p>Günün son konuşmacısı ise Collège de France’den Prof. Xavier Le Pichon’du. 17 Ağustos Depremi’nin hemen ertesi gün çalışmalar başlatan ve halen devam eden araştırmalarıyla Xavier Le Pichon, “The Marmara Sea and the formation of the Anatolian-Aegean northern boundary” başlığıyla Türkiye sınırları içindeki fay hatlarının dönüşümüyle ilgili önemli bilgiler paylaştı. İzmit depremiyle ilgili gelmiş geçmiş en kapsamlı çalışmalardan birine imzasını atan deneyimli yer bilimci, Anadolu-Ege’nin kuzey sınırıyla ilgili önemli anektodlar verdi. Her ne kadar bu bölgeyle ilgili son yirmi yılda çok fazla ilerleme kaydedilse de bazı kavramların halen göz ardı edildiğini ifade etti. Mesela Anadolu-Ege&#8217;nin kuzey sınırının, Miyosen&#8217;den beri bir Anadolu Ege bloğu oluşumu nedeniyle var olduğunu ve bu genetik bağ göz ardı edildiğinde oluşumunun anlaşılamadığı gerçeği&#8230; Yani Anadolu-Ege bloğunun oluşumunun, ikincil öneme sahip bir epifenomen gibi görüldüğü gerçeği.</p>
<p>Le Pichon, göz ardı edilen ikinci kavramın, Anadolu-Ege sınırının doğudan batıya doğru azalan bir yaşa sahip olduğu ve yapısının yaşla birlikte giderek değiştiği keşfedildiğinde ortaya çıktığını söyledi. “Batıdan doğuya doğru gelişen yapının, Marmara Denizi&#8217;nin oluşumunu düşünürken aklımızda tutmamız gereken bir genetik sekansı yansıtabileceğini varsaymak mantıklı olur.” diyen deneyimli yer bilimci, birçok kişi tarafından tek bir yapı tipinin Marmara Denizi&#8217;nin tüm evrimini açıklayabileceği varsayımının doğru olmayacağını da ifade ederek konuyla ilgili çalışmalar yürüten yer bilimcileri daha kapsamlı bir bakış açısına davet etti.  Bu sebeple de göz ardı edilen kavramları kullanmanın, dünyamızdaki en büyüleyici tektonik alanlardan biri olduğunu düşündüğü bu bölgenin evrimini anlamak için uygun bir çerçeve sağlayacağını düşündüğünün altını çizdi.</p>
<p>Konferans sonrasında Le Pichon’la bir araya geldik. Le Pichon söyleşisinin yakında dergimizde yer alacağının müjdesini de buradan verelim.</p>
<p><strong>Üç yer bilimciye ‘fahri doktora’ verildi</strong></p>
<div id="attachment_15575" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15575" class="wp-image-15575 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/fahri-doktora-atag-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/fahri-doktora-atag-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/fahri-doktora-atag-1024x683.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/fahri-doktora-atag.jpg 1616w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-15575" class="wp-caption-text">Konuşmalarının ardından Dewey, McKenzie ve Le Pichon&#8217;a fahri doktoraları takdim edildi.</p></div>
<p>Etkinlikte önem taşıyan bir diğer gelişme ise &#8220;Fahri Doktora Berat&#8221; töreniydi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Senatosu, “dünyada ve Türkiye&#8217;de yer bilimleri alanında bilim ve teknolojinin gelişmesine sağladıkları katkılar” sebebiyle Prof. Dr. John F. Dewey, Prof. Dr. Dan McKenzie ve Prof. Dr. Xavier Le Pichon&#8217;a fahri doktora verdi.</p>
<p>Törenin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca, birbirinden değerli dünyanın en önemli üç yer bilimcisine fahri doktora unvanı verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Fahri doktora takdim edilen bilim insanlarının artık İTÜ&#8217;lü olduğunu aktaran Karaca şunları söyledi: &#8220;Duayen profesörler, Dewey, Le Pichon ve McKenzie Türkiye&#8217;de ve üniversitemizdeki çalışmalarıyla ve destekleriyle yaşayan en önemli jeologlardan. Birçok İTÜ&#8217;lü akademisyen ve öğrenci ülkemizde bilimsel çalışmalarda bulunuyorlar. Türkiye&#8217;de birçok proje başlattılar ve onlar için fon sağladılar, böylece ülkemizin jeoloji bilimini büyük ölçüde geliştirdiler. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız bu isimlere bu nedenle fahri doktora beratlarını vermemiz 40 yıldan daha eski olan bağlarımızı resmileştiriyor. Verdiğimiz unvanlar bizi gerçekten onlardan daha çok onurlandırıyor. Kabul ettikleri ve tarihimize bugün bir iz bıraktığımızdan dolayı minnettarız.&#8221;</p>
<p>Etkinliğin detayları ve bilim insanlarının, üzerinde bulunduğumuz ve yaklaşan Büyük Deprem’e yönelik önemli demeçleri, dergimizin önümüzdeki sayısında yer alacak.</p>
<p><strong>Yazı:</strong> Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyaca-unlu-yer-bilimciler-itude-depremi-konustu">Dünyaca ünlü yer bilimciler İTÜ&#8217;de depremi konuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15571</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kore ve hidrojen bombası: Nükleer patlatmalar ve deprem ilişkisi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-nukleer-patlatmalar-deprem-iliskisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2017 09:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hidrojen bombası]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kore]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer patlama]]></category>
		<category><![CDATA[sismik dalga]]></category>
		<category><![CDATA[tektonik deprem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7616</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremler ile nükleer patlamaların fiziksel mekanizmaları farklıdır. Nükleer patlatmanın yarattığı hareket ve sismik dalga karakterinin ancak %20-30’u doğal deprem (tektonik deprem) karakterine sahiptir. Deprem bilimciler bu farklara ait parametreleri kullanarak deprem-nükleer patlatma ayrımını oldukça uzaktan alınmış dalga kayıtlardan yapabilmektedirler. Deprem büyüklüğü ile o büyüklüğe eşdeğer sismik enerjiyi yaratabilecek TNT eşdeğeri dinamit-nükleer patlama gücü arasındaki sayısal ilişkiye örnek vermek gerekirse örneğin II. Dünya Savaşı’nda ABD’nin Hiroşima’ya attığı 10.000 ton TNT eşdeğeri atom bombasının enerjisi ortalama 5.5 büyüklüğündeki bir depremin sismik enerjisine eşdeğerdir. Bir ton TNT 4.2&#215;109 Joule enerji yayar. 7.0 büyüklüğünde bir depremin sismik enerjisine eşdeğer bir atom bombası ise ortalama 475.000 ton TNT karşılığı bir büyüklüktedir. Dünyamızı saran deprem kayıt istasyonları ile günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde 3.5 büyüklüğündeki depreme eşdeğer dinamit ve nükleer patlamalar izlenebilmektedir. Depremi tetikleme nedenleri Büyük nükleer patlamalar iki farklı nedenle deprem tetikleyebilmektedir. Birinci neden, nükleer patlatmanın yarattığı büyük yeraltı boşluğunun patlamadan sonra çökmesi ile oluşan tetiklenmiş depremdir. İkinci neden ise patlatmanın bölgede bulunan fayların üzerinde var olan doğal tektonik gerilmeleri etkileyip fayları zamanından önce harekete geçirerek deprem tetiklemesidir. Son Kuzey Kore denemesini saymazsak 1945 yılından bu yana sekiz ülkede ortalama 2.000 kez nükleer deneme patlatması yapılmıştır. Bunlardan 1.352 tanesi yer altındadır. Bu nükleer denemelerin 21 tanesi ABD’de, 1 tanesi ise Rusya’da olmak üzere 22 nükleer denemede tetiklenmiş depremsellik oluşmuştur. ABD Nevada nükleer deneme sahasındaki 16 denemeden 10 tanesi tetiklenmiş depremsellik yaratmıştır (1). Tetiklenen depremlerin büyüklükleri nükleer patlatmanın büyüklüğünden daha küçük olmuştur. Nevada’da yapılan nükleer testlerden sonra tetiklenmiş depremler 10 ile 70 gün sonrasında olmakta, derinlikleri 5 km’den daha az ve uzaklıkları patlatma noktasından 15 km’den daha yakında bulunmaktadır (2). 1971’de ABD Amchitka Adası’nda 5 megatonluk gücüyle en büyük nükleer deneme olan Cannikin patlatması yapıldı. Bu patlatmanın gücü Hiroşima’ya atılan bombanın 400 katıdır. Cannikin nükleer denemesi, cisim dalgası ölçeğinde 7.0, yüzey dalgası ölçeğinde 5.7 büyüklüğünde bir depreme karşılık gelen sismik enerji yaymıştır. Patlatma sırasında yeryüzü 6 metre yükselmiş ve daha sonra faylanarak çökmüş ve alan büyük bir göle dönüşmüştür. Bu çökme sırasında cisim dalgası ölçeğinde 4.9 büyüklüğünde bir deprem tetiklenmiştir (3). Bu deprem bugüne kadar nükleer denemelerde tetiklenen en büyük deprem olmuştur. Nükleer patlatmanın yakınındaki bir fayı hareket ettirerek cisim dalgası ölçeğinde 4.8 büyüklüğünde depreme neden olduğu örnek ise 1973 yılında Rusya’da Novaya Zemlya’daki nükleer denemedir. Kuzey Kore hidrojen bomba denemesi ve deprem Kuzey Kore 3 Eylül 2017 tarihinde uluslararası saatle sabah 03:30:01.9’da Sungjibaegam bölgesinde yeraltında büyük bir hidrojen bombası patlattı. Bu patlatmanın ajanslara geçen büyüklüğü 6.3 olup büyüklük cisim dalgası ölçeğidir. ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi tarafından nükleer deneme için verilen yüzey dalgası büyüklüğü 5.0, sismik moment büyüklüğü ise 5.2 dir (4). Avrupa-Akdeniz Deprem Merkezi ise bu depremin moment büyüklüğünü 4.9 olarak bildirmiştir (5). Kuzey Kore’nin bu son hidrojen bombası denemesinde patlatmadan tam 8.5 dakika sonra yerel büyüklük ölçeğinde 4.1 büyüklüğünde tetiklenmiş bir deprem oluşmuştur. ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi bu depremin mekanizmasını yerin altında oluşan boşluğun çökmesi (collapse) olarak tanımlamıştır. Mevcut bilgilere göre karşılaştırma yaparsak, 1971’de ABD’de Amchitka Adası’nda yapılan 5 megatonluk Cannikin nükleer denemesinin yarattığı benzeri bir tetiklenmiş deprem olayı yaşanmıştır. Kuzey Kore’nin bu son nükleer denemesi ile tetiklenen depremin büyüklüğü ABD Cannikin patlatmasının tetiklediği deprem büyüklüğüne yaklaşmış olmakla birlikte cisim dalgası ölçeğinde 4.9 büyüklüğü aşılmamıştır. Prof. Dr. Haluk Eyidoğan / İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü E. Öğretim Üyesi Kaynaklar: (1) Boucher, G., A. Ryall, and A. E. Jones, 1969. Earthquakes associated with underground nuclear explosions, J. Geophys. Res., 74, 3808-3820. (2) Hamilton, R. M., B. E. Smith, F. G. Fischer, and P. J. Papanek, 1972. Earthquakes caused by underground nuclear explosions on Pahute Mesa, Nevada Test Site, Bull. seismol. Soc. Am., 62, 1319-1341. (3) Wilson, M. P., Foulger, G. R., Gluyas, J. G., Davies, R. J., &#38; Julian, B. R., 2017. The Human-Induced Earthquake Database, HiQuake. Department of Earth Sciences, Durham University, UK. Dataset. http://inducedearthquakes.org/reports/ (4) https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eventpage/us2000aert#executive (5) https://www.emsc-csem.org/Images/EVID/61/615/615560/615560.MT.jpg</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-nukleer-patlatmalar-deprem-iliskisi">Kuzey Kore ve hidrojen bombası: Nükleer patlatmalar ve deprem ilişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depremler ile nükleer patlamaların fiziksel mekanizmaları farklıdır. Nükleer patlatmanın yarattığı hareket ve sismik dalga karakterinin ancak %20-30’u doğal deprem (tektonik deprem) karakterine sahiptir. Deprem bilimciler bu farklara ait parametreleri kullanarak deprem-nükleer patlatma ayrımını oldukça uzaktan alınmış dalga kayıtlardan yapabilmektedirler.</p>
<p>Deprem büyüklüğü ile o büyüklüğe eşdeğer sismik enerjiyi yaratabilecek TNT eşdeğeri dinamit-nükleer patlama gücü arasındaki sayısal ilişkiye örnek vermek gerekirse örneğin II. Dünya Savaşı’nda ABD’nin Hiroşima’ya attığı 10.000 ton TNT eşdeğeri atom bombasının enerjisi ortalama 5.5 büyüklüğündeki bir depremin sismik enerjisine eşdeğerdir. Bir ton TNT 4.2&#215;10<sup>9</sup> Joule enerji yayar. 7.0 büyüklüğünde bir depremin sismik enerjisine eşdeğer bir atom bombası ise ortalama 475.000 ton TNT karşılığı bir büyüklüktedir. Dünyamızı saran deprem kayıt istasyonları ile günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde 3.5 büyüklüğündeki depreme eşdeğer dinamit ve nükleer patlamalar izlenebilmektedir.</p>
<p><strong>Depremi tetikleme nedenleri</strong></p>
<p>Büyük nükleer patlamalar iki farklı nedenle deprem tetikleyebilmektedir. Birinci neden, nükleer patlatmanın yarattığı büyük yeraltı boşluğunun patlamadan sonra çökmesi ile oluşan tetiklenmiş depremdir. İkinci neden ise patlatmanın bölgede bulunan fayların üzerinde var olan doğal tektonik gerilmeleri etkileyip fayları zamanından önce harekete geçirerek deprem tetiklemesidir.</p>
<p>Son Kuzey Kore denemesini saymazsak 1945 yılından bu yana sekiz ülkede ortalama 2.000 kez nükleer deneme patlatması yapılmıştır. Bunlardan 1.352 tanesi yer altındadır. Bu nükleer denemelerin 21 tanesi ABD’de, 1 tanesi ise Rusya’da olmak üzere 22 nükleer denemede tetiklenmiş depremsellik oluşmuştur. ABD Nevada nükleer deneme sahasındaki 16 denemeden 10 tanesi tetiklenmiş depremsellik yaratmıştır (1). Tetiklenen depremlerin büyüklükleri nükleer patlatmanın büyüklüğünden daha küçük olmuştur. Nevada’da yapılan nükleer testlerden sonra tetiklenmiş depremler 10 ile 70 gün sonrasında olmakta, derinlikleri 5 km’den daha az ve uzaklıkları patlatma noktasından 15 km’den daha yakında bulunmaktadır (2).</p>
<p>1971’de ABD Amchitka Adası’nda 5 megatonluk gücüyle en büyük nükleer deneme olan Cannikin patlatması yapıldı. Bu patlatmanın gücü Hiroşima’ya atılan bombanın 400 katıdır. Cannikin nükleer denemesi, cisim dalgası ölçeğinde 7.0, yüzey dalgası ölçeğinde 5.7 büyüklüğünde bir depreme karşılık gelen sismik enerji yaymıştır. Patlatma sırasında yeryüzü 6 metre yükselmiş ve daha sonra faylanarak çökmüş ve alan büyük bir göle dönüşmüştür. Bu çökme sırasında cisim dalgası ölçeğinde 4.9 büyüklüğünde bir deprem tetiklenmiştir (3). Bu deprem bugüne kadar nükleer denemelerde tetiklenen en büyük deprem olmuştur. Nükleer patlatmanın yakınındaki bir fayı hareket ettirerek cisim dalgası ölçeğinde 4.8 büyüklüğünde depreme neden olduğu örnek ise 1973 yılında Rusya’da Novaya Zemlya’daki nükleer denemedir.</p>
<p><strong>Kuzey Kore hidrojen bomba denemesi ve deprem</strong></p>
<p>Kuzey Kore 3 Eylül 2017 tarihinde uluslararası saatle sabah 03:30:01.9’da Sungjibaegam bölgesinde yeraltında büyük bir hidrojen bombası patlattı. Bu patlatmanın ajanslara geçen büyüklüğü 6.3 olup büyüklük cisim dalgası ölçeğidir. ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi tarafından nükleer deneme için verilen yüzey dalgası büyüklüğü 5.0, sismik moment büyüklüğü ise 5.2 dir (4). Avrupa-Akdeniz Deprem Merkezi ise bu depremin moment büyüklüğünü 4.9 olarak bildirmiştir (5). Kuzey Kore’nin bu son hidrojen bombası denemesinde patlatmadan tam 8.5 dakika sonra yerel büyüklük ölçeğinde 4.1 büyüklüğünde tetiklenmiş bir deprem oluşmuştur. ABD Jeolojik Araştırmalar Dairesi bu depremin mekanizmasını yerin altında oluşan boşluğun çökmesi (collapse) olarak tanımlamıştır.</p>
<p>Mevcut bilgilere göre karşılaştırma yaparsak, 1971’de ABD’de Amchitka Adası’nda yapılan 5 megatonluk Cannikin nükleer denemesinin yarattığı benzeri bir tetiklenmiş deprem olayı yaşanmıştır. Kuzey Kore’nin bu son nükleer denemesi ile tetiklenen depremin büyüklüğü ABD Cannikin patlatmasının tetiklediği deprem büyüklüğüne yaklaşmış olmakla birlikte cisim dalgası ölçeğinde 4.9 büyüklüğü aşılmamıştır.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Haluk Eyidoğan / İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü E. Öğretim Üyesi</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) Boucher, G., A. Ryall, and A. E. Jones, 1969. Earthquakes associated with underground nuclear explosions, J. Geophys. Res., 74, 3808-3820.<br />
(2) Hamilton, R. M., B. E. Smith, F. G. Fischer, and P. J. Papanek, 1972. Earthquakes caused by underground nuclear explosions on Pahute Mesa, Nevada Test Site, Bull. seismol. Soc. Am., 62, 1319-1341.<br />
(3) Wilson, M. P., Foulger, G. R., Gluyas, J. G., Davies, R. J., &amp; Julian, B. R., 2017. The Human-Induced Earthquake Database, HiQuake. Department of Earth Sciences, Durham University, UK. Dataset. <a href="http://inducedearthquakes.org/reports/">http://inducedearthquakes.org/reports/</a><br />
(4) <a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eventpage/us2000aert#executive">https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eventpage/us2000aert#executive</a><br />
(5) <a href="https://www.emsc-csem.org/Images/EVID/61/615/615560/615560.MT.jpg">https://www.emsc-csem.org/Images/EVID/61/615/615560/615560.MT.jpg</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kuzey-kore-hidrojen-bombasi-nukleer-patlatmalar-deprem-iliskisi">Kuzey Kore ve hidrojen bombası: Nükleer patlatmalar ve deprem ilişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7616</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
