<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söyleşi arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/soylesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/soylesi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 18:53:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>DeepSeek ile düşünen yapay zekaya doğru</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/deepseek-ile-dusunen-yapay-zekaya-dogru</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2025 18:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[cem say]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[DeepSeek]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çin&#8217;de geliştirilen DeepSeek neleri değiştirecek? Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Cem Say, yapay zekada bundan sonra neleri beklememiz gerektiğini HBT Yayın Danışmanı Orhan Bursalı&#8217;ya anlattı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/deepseek-ile-dusunen-yapay-zekaya-dogru">DeepSeek ile düşünen yapay zekaya doğru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap" dir="auto"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" dir="auto">Çin&#8217;de geliştirilen DeepSeek neleri değiştirecek? </span></span></p>
<p><span class="yt-core-attributed-string yt-core-attributed-string--white-space-pre-wrap" dir="auto"><span class="yt-core-attributed-string--link-inherit-color" dir="auto">Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Cem Say, yapay zekada bundan sonra neleri beklememiz gerektiğini HBT Yayın Danışmanı Orhan Bursalı&#8217;ya anlattı.</span></span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/deepseek-ile-dusunen-yapay-zekaya-dogru">DeepSeek ile düşünen yapay zekaya doğru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32225</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Derya Akkaynak sualtı görüntülemede çığır açacak teknolojiyi anlattı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/derya-akkaynak-sualti-goruntulemede-cigir-acacak-teknolojiyi-anlatti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2020 11:34:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Akkaynak]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[oşinografi]]></category>
		<category><![CDATA[Sea Thru]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Derya Akkaynak&#8217;tan sualtı görüntülemede devrim yapacak teknoloji ABD, Florida’daki Harbor Branch Oşinografi Enstitüsü’nden Dr. Derya Akkaynak, çığır açan bir sualtı görüntü modellemesi geliştirdi. Bu sayede sualtında çekilen fotoğraflar, sanki karada çekilmiş gibi net oluyor. Arkeolojiden jeolojiye, sualtı fotoğrafçılığından cep telefonu kameralarına kadar birçok alanı etkileyecek bu çalışmasıyla Blavatnik Genç Bilim İnsanı Ödülü’nü kazanan Akkaynak ile söyleşi gerçekleştirdik. Derya hocam, sualtında çekilen fotoğrafları niçin bulanık görüyoruz? Geliştirmiş olduğunuz Sea-thru bu bulanıklığı nasıl gideriyor? Bulanık görmüyoruz aslında, monoton görüyoruz. Sualtında çektiğimiz bir fotoğraf, aslında birbirine üst üste eklenen iki ana fotoğraftan oluşuyor. Bunların birincisi, fotoğrafını çekmeyi istediğimiz sahnenin (mesela bir ahtapot) renkleri solmuş hali. İkincisi, fotoğraf makinesiyle ahtapot arasındaki sis perdesi. Çektiğimiz fotoğraflarındaki monotonluğun sebebi o renkli sis perdesi. Kamerayla ahtapot arasındaki mesafe ne kadar fazlaysa o sis perdesi o kadar baskın oluyor. Tamamen mesafeye bağlı, o yüzden daha iyi fotoğraflar çekmek istiyorsanız, ahtapota olabildiğinizce yakın olmanız lazım. Resimleri düzeltirken de önce her piksel için sis perdesini hesaplayıp fotoğraftan çıkarıyoruz. Onu çıkardıktan sonra elimizde ahtapotun olduğu birinci parça kalıyor. Onu da çıkarma işlemiyle değil, piksel bazında uyguladığımız bir logaritmik işlemle esas renklerine kavuşturuyoruz. İşin zorluğu, her düzeltmenin fotoğraf bazında değil, piksel bazında olması. Peki ama Sea-thru’nun yaptığı netleştirmeyi fotoğraf düzenleme programlarıyla yapamaz mıyız? En sık karşılaştığım yorum: “Ben bunu Photoshop’ta da yaparım”. Tabi bunu söyleyenler, işin ana fikrini hiç anlamamış oluyor. Photoshop’da (sübjektif olarak) her şey yapılabilir, bir resmi doğru renklerle piksel piksel boyayabilirsiniz. Ama yüzlerce, binlerce, on binlerce fotoğrafı tutarlı şekilde tek tek elle işleyemezsiniz. Kaldı ki bahsettiğim (mesafeyle artan) sis perdesini kaldıracak bir araç Photoshop’ta şu an yok. Ona en yakın araç, atmosferdeki sis kaldırmak için (yine benimki gibi bir bilgisayarla görme algoritmasından uyarlanan) “dehaze” seçeneği. Ama o sualtı fotoğraflarında çalışmaz, çünkü ışığın havada uğradığı değişimle sualtında uğradığı değişim aynı denklemle ifade edilemiyor. Bugüne kadarki bütün algoritmaların başarısızlığının sebebi de buydu zaten. Diyelim ki bir mercan resifinin fotoğrafını çekiyoruz. Bu teknoloji sayesinde o resifin tamamen doğal rengini mi yakalamış oluyoruz? Yoksa bir tür photoshop işlemi yapılmış gibi yapay renkler mi elde edilmiş oluyor? Renkler kesinlikle doğal ve tutarlı. Bununla birlikte Photoshop’la yapıldığı gibi sübjektif değil. Ama renklerin ne kadarının geri gelebileceği, çektiğiniz ortamdaki ışığın miktarına da bağlı. Mesela 150 metre derine, ışığın olmadığı bir yere giderseniz, Sea-thru bir mucize yaratıp karanlığı aydınlatamaz. 30 metre derinde ışığın kırmızı dalga boyları yok olduysa, diğer renkleri geri getirebilir ama orijinal fotoğraftan olmayan kırmızı sinyali geri getiremez. Yani tamamen fizik kuralları içinde çalışıyor. “Deniz bilimlerinde yapay zekâ patlamasının başlangıcı” Scientific American’a verdiğiniz demeçte, Sea-thru için “Deniz bilimlerinde yapay zekâ patlamasının başlangıcı” tanımını kullanıyorsunuz. Oldukça iddialı. Bu iddiamı savunmak için sizinle şöyle bir bilgi paylaşayım. Bilgisayar bilimleri alanında yayın yapılan en prestijli yer, CVPR (Computer Vision and Pattern Recognition) isimli senelik konferanstır. Baştan sona bitmiş makaleyle bu konferansa başvuruluyor, en az 3 hakem makalenizi okuyup karar bildiriyor ve kabul edilmek epey zor. Gönderilen makalelerini yaklaşık %22’si kabul oluyor. Etki açısından CVPR’nin aldığı senelik atıf, bilimsel dergilerin başını çeken Science ve Nature’dan yüksek. Geçtiğimiz 6 sene içinde CVPR’da 5360 tane makale yayınlanmış. Bunların içinde sadece 5’inin içinde sualtı (yani underwater) sözcüğü geçiyor. Bu 5 tanenin 3 tanesi de benim yazdığım Sea-thru ve ona giden yolu açan 2 makale. Yani bugün bilgisayar bilimlerinde çığır açan her 1000 makalenin sadece 1’i sualtı görüntüleme konusuyla ilgili. Neden böyle peki? Sualtı görüntülemede çok az araştırmacı çalıştığı için mi? Veya sualtı görüntüleme önemsiz bir dal olduğu için mi? Kesinlikle hayır! Aksine, sualtı görüntüleme hiçbir zaman bugün olduğundan daha önemli bir alan olmadı. Bu kadar az makale olmasının sebebi, klasik bilgisayarla görme ve öğrenme yöntemlerinin, mavi-yeşil perde altında kalan sualtı fotoğraflarında çalışmaması. Yani sualtı görüntüleme alanından şu ana kadar duraklama dönemini yaşıyorduk, bunun sebebi sualtı fotoğraflarındaki renkleri, tutarlı olarak geri getiremiyor olmamızdı. Sea-thru bu problemi yüzde yüz çözmüş olmasa da bizi çözüme ilk defa çok yaklaştırdı. O yüzden de bizi duraklama döneminden çıkarıp yapay zekâ dönemine geçireceği konusunda iddialıyım. Hatta piyasaya çıktıktan sonra bir sene kadar kısa bir zamanda bile o kadar alışmış olacağız ki “Aaaa eskiden sualtı fotoğrafları böyle maviydi değil mi” diye şaşıracağız. Benzeri bir teknoloji var mıydı yoksa bir öncü mü? Elbette vardı. 1990’larda dijital kameralar ve sualtı kılıfları ucuzlayıp hayatımıza girdiğinden beri sualtında çekilen fotoğrafların renklerini geri getirmek önemli ve zor bir problemdi. Bunu çözmek için her sene bir düzine algoritma yayınlanıyor. Fakat bunların hiçbirisi tutarlı çalışmıyor. Çünkü hemen hepsi, yanlış (atmosfer için formüle edilmiş) bir görüntü oluşma modelini kullanarak bu renkleri geri getirmeye çalışıyor, hem de kullandıkları modelin yanlış olduğunu bilmeden. Siz de bunun üzerine doğru formülasyonu bularak sualtı fotoğraflarını çözen bir model geliştirme gereği duydunuz sanıyorum. Evet. Çünkü ben de 2015 yılında doktora sonrası çalışmalarıma bu eski algoritmaları kullanarak (daha doğrusu kullanmaya çalışarak) başlamıştım. Bir türlü istediğim sonuçları alamıyordum. “Yahu, bu renkler neden hep tutarsız? Acaba modelde mi bir acayiplik var?” diyerek kafamı kaşıya kaşıya herkesin kullandığı görüntü oluşma modelinin aslında atmosferde çekilen fotoğraflar için formüle edilmiş olduğunu ve sualtında kullanıldığında büyük hatalara yol açtığını keşfettim. Sualtına özel yeni modeli formüle ettim (“Akkaynak-Treibitz modeli”) ve 2018 senesinde CVPR’de yayınladık. Bu yeni model, önceki modelin yok saydığı pek çok değişkeni içeriyor. Yani renkleri geri getirmek için önemli olan etkenlerin neler olduğunu bile bilmiyormuşuz; önceki teknolojilerin aslında hiçbir şansı yokmuş. “Fizik doğru ifade edilince algoritmanın karmaşık olmasına gerek kalmıyor.” Akkaynak-Treibitz modelinden bahsettiniz. Burayı biraz açabilir misiniz? Sea-thru’nu arkasında nasıl bir teknoloji yatıyor? En çok varsayılan şey, yapay zekâ algoritması olduğu ama değil. Bir öğrenme yok. Sea-thru bir bilgisayarla görme algoritması ama ortada bir programlama mucizesi de yok. Çalışmasını sağlayan şey, fizik kurallarının doğru kullanan Akkaynak-Treibitz görüntü oluşma modeli. Bu model, sualtında ışığın nasıl ilerleyip, kamera sensöründe bir fotoğrafın nasıl oluştuğunu temsil ediyor. Bu modelin altı adet önemli değişkeni var. Bunlar, ışığın suda uğradığı değişimin bir yönünü temsil ediyor, her piksel için belli bir fonksiyonun optimizasyonunu yaparak o parametreleri hesaplıyor, sonra onları denkleme koyup ışığın kaybolma sürecini tersine çeviriyor. Kulağa basit gibi geliyor, çünkü öyle – fizik doğru ifade edilince algoritmanın karmaşık olmasına gerek kalmıyor. Patentini de aldınız sanıyorum. Ben hep şunu merak ederim; bilim insanları emek harcadıkları buluşlarından para kazanabiliyor mu yoksa aslan payı şirketlere mi kalıyor? Ticari olarak değeri olacak bir yazılım olduğunu anladığımızda patent başvurusunu makale yayımlanmadan yaptık. Mucitleri, ben ve Tali (Treibitz) hocayız ama patentin sahibi Hayfa Üniversitesi ve ona bağlı Carmel ve SeaErra şirketleri, yani algoritmanın ticari geleceğini, patentin kime lisanslanacağını üniversite belirleyecek ve gelecek gelirden en büyük payı üniversite ve bu şirketler alacak. Bu pek çok yerde böyle oluyor. İşe başladığınız ilk gün size imzalatılan kağıtlardan birinde, tüm buluşlarınızın üniversiteye ait olacağı maddesi de yazıyor. Siz o ilk gün bunu fark etseniz de iş işten geçtiğinde yapacak bir şey yok. Patent almanın masrafı on binlerce dolar. İşte üniversite o masrafları karşılıyor, mucitlere de ileride gelecek gelirden, teselli ikramiyesi şeklinde, az bir pay veriyor ama geri kalan kâr ona kalıyor. Bir anlamda, 3-4 senelik alın terinizi üniversiteye hediye etmiş oluyorsunuz. Ya da şirket kurup, kendi patentinizin lisansını alıp, ürününüzü geliştirip satabilirsiniz, o zaman daha yüksek getirisi oluyor ama akademiyi bırakıp tam zamanlı iş hayatına atılmanız lazım ya da güveneceğiniz bir iş ortağı bulmanız lazım. Beni heyecanlandıran kısım bilim olduğu için o kısmına girmedim. Ama daha kariyerimin başındayım, ticari değeri olan son projemin Sea-thru olacağını sanmıyorum, ileride belki de girerim. Birçok alanı etkileyecek; toplumsal faydası da var Geliştirmiş olduğunuz teknolojinin etki alanını merak ediyoruz. Bilimsel olarak deniz biyolojisi/ekolojisi, arkeoloji, jeoloji, bilgisayar bilimleri, iklim bilimleri; ticari olarak amatör veya profesyonel sualtı fotoğrafçılarını, sualtı belgeseli çeken şirketleri, savunma sanayiini, petrol ve maden şirketlerini, cep telefonu ve fotoğraf makinesi üreticilerini, fotoğraf makinelerine sualtı kılıfı üreten şirketleri ve Adobe gibi resim düzenleme yazılımları satan şirketleri etkiliyor. Yanlış anlamadıysam Sea-thru, deniz altında çekilen fotoğrafları, sanki karada çekilmiş gibi gösteriyor. Bunun sağladığı avantaj/kolaylıklar neler? Suya bağlı yeşil/mavi perde kaldırılıp, kaybolan renkler ortaya çıktığında, fotoğrafın içinde ne var ne yok otomatik olarak analiz edilebilecek. Bunları sayacak, tasnif edecek vb yapay zekâ algoritmaları geliştirebileceğiz. Şu an için iki sebepten ötürü sualtı fotoğraflarına (tutarlı olarak) yapay zekâ uygulayamıyoruz: birincisi halihazırdaki yapay zekâ algoritmalarının karada çekilmiş fotoğraflardan “öğrenmeleri” ve sualtı fotoğraflarındaki mavi/yeşil perde ile renk bozulması yüzünden tamamen şaşırmaları, ikincisi de yapay zekâ algoritmalarını sualtı fotoğraflarıyla eğitmek için dünyanın her yerindeki gerçek sualtı koşullarını temsil edecek fotoğraf elde etmenin lojistik olarak imkânsız olması. Sualtı fotoğraflarından suyu çıkarmanın en büyük avantajı ise deniz bilimlerini hızlandırması olacak. Hiç denizle ilginiz olmasa da televizyonda bir sualtı belgeseli seyrettiğiniz zaman bambaşka bir dünya göreceksiniz. Denizler hakkında bilgi sahibi olmak onları bilinçli olarak korumamıza da yol açacak. Yani umuyorum ki bilim insanlarına sağlayacağı kolaylıkların yanında toplumsal bir etki de yapacak. “Tek kullanımlık plastikler yasaklanmalı; kanunu beklemeden vatandaş olarak yapabileceğimiz çok şey var.” Bu teknolojiden bağımsız olarak soracağım: Sualtındaki plastik kirliliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Her yerde plastik var. Ve buna bağlı görüntü kirliliğin dışında, parçalanmış mikro plastik, hayvanların midelerinden bizim içtiğimiz suya kadar her şeyi içinde. Yüzyıllar, belki de bin yıllarca da yok olmayacak. Tek kullanımlık plastik daha 30 sene önce bu kadar hayatımızı teslim almış değildi, şimdi hiç düşünmeden suyu içip şişesini atıyoruz, bazı kişiler, evde bulaşık çıkmasın diye plastik tabak çatalla yemek yiyor her akşam. Kullanıp attığımız plastiğin gerçek maliyetini ödemediğimiz için de bir saniye bile düşünmüyoruz o su şişesini satın alıp sonra atarken. O maliyeti bizim çocuklarımız, torunlarımız faiziyle ödeyecek, hayat kalitelerindeki düşüş, kirlenmiş doğal kaynaklar ve boğuşacakları hastalıklarla. Tabii ki devletin bir vizyonu olup, plastik torbalarda olduğu gibi, tek kullanımlık plastik tabak, çatal, kamış, bardak vs. tüketimini azaltmayı destekleyecek uygulamalar yapması lazım. Ama bizim vatandaş olarak devleti beklememize gerek yok; herkes çantasında evinden getirip götüreceği çatal-bıçak-kaşık, bir kumaş peçete ve bir su matarası taşıyabilir. Ben işyerime de evden el havlusu götürüyorum, çünkü kampüsteki tuvaletlerde kullanılıp atılan, çöpleri dolduran kâğıt peçeteleri görünce sinirlerim bozuluyor. ABD tabii ki tüketme kültürü sayesinde var olan bir ülke, benim evden havlu götürmüş olmam çok acayip, çağdışı, “uncool” bir hareket olarak karşılanıyor. Sea-thru’nun ekolojik farkındalığa katkıda bulunacağını düşünüyor musunuz? Bize sualtıyla ilgili daha çok şey gösterip, merak uyandırıp yeni bilgiler edinmemizi sağlayacağı için düşünüyorum. Şimdi biraz geriye dönelim: Son üç buçuk, dört yılınızı bu teknolojiyi geliştirmek için harcadınız. Tek başına mı çalıştınız yoksa bir ekip çalışması mıydı? 3.5 sene boyunca tüm teoriyi ben ve Tali hoca beraber geliştirdik. Yazılım kısmını tamamen ben yaptım. Sualtı deneylerinde pek çok arkadaşım benimle veya benim için dalarak veri toplamama yardımcı oldu. Emeğin büyük kısmı bana ait ama Tali hocanın kurmuş olduğu, tamamen sualtı görüntüleme üzere çalışan laboratuvarın, bana sağladığı maddi, teknolojik, lojistik ve bilimsel destek olmasa bugün gördüğünüz sonuçları bu kadar çabuk elde edemezdik. Bu dört yıldaki çalışmalarınız nihayete erene kadar gereken fonu kim karşıladı? Bu çalışmaların hepsini Hayfa Üniversitesi’nin ve Eilat’taki sualtı araştırma laboratuvarının verdiği doktora sonrası bursla yaptım. Bu sizin bugüne kadarki tek çalışmanız değil. Üzerinde çalıştığınız başka ne gibi teknolojiler var? Sualtı dünyasını hayvanların gözüyle gören bir kamera üzerinde çalışıyorum. Sualtı şartlarında ışık, bizim için olduğundan çok farklı, çok monoton olduğu için onların o hayatı nasıl tecrübe ettiğini merak ediyorum. Eğer mavi/yeşil ışık yüzünden hayvanlar da her şeyi monoton görüyorsa, neden denizin dibinde her şey halen renkli ve gri değildi? O renkler kimin için? Ne amaca hizmet ediyor? Peki, niçin su altı görüntüleme ve gözlemleme problemleri üzerinde uzmanlaşmaya karar verdiniz? Bir eksiklik ve açık mı gördünüz? İlla ki denizle ilgili bir iş yapmak istediğim için ve fotoğraflar, yaptığınız çalışmanın sonucunu, soyut olarak değil de gayet somut ve çekici olarak yansıttığı için kendimi görüntüleme üzerine yoğunlaşmış buldum. Ortak yazarlı makalelerinizin Science Mag ve Royal Society Open Science başta olmak üzere birçok önemli dergide yayımlandığını görüyorum. Atıf sayıları nedir? 2013 yılında beri hakemli dergilerden yayınlanmış yaklaşık 30 tane makalem var, toplam 376 atıf almışım, 11 tane makalem 11’den fazla atıf almış (h-index) ve 12 tane de en az 10 adet atıf almış makalem var (i10-index). Rektör olabilir miyim sizce? “Çocuğunuzu bırakın sevdiği işleri yapsın!” Deniz altı ilk olarak ne zaman ilginizi çekmeye başladı? Çocukluğunuza dayanan bir merak hikâyesi var mı? Yetişkin olarak hayatıma yön veren deniz tutkum çocukluğumun Urla’da geçen günlerine dayanıyor. Ben Ankara doğumluyum, fakat anne tarafından Girit mübadiliyiz. Girit’den gönderilip İzmir’e yerleşen büyüklerimiz, zaman içinde Urla’da deniz kenarında bir ev yapmışlar (o zamanki Urla deyince sakın aklınıza bugünkü sosyetik Urla gelmesin. Doğru düzgün yolu bile olmadığından inşaat malzemelerini denizden getirmişler). Çok şanslı bir çocuktum &#8212; yaz tatillerinde Ankara’dan gelip üç ayımı doğanın ortasındaki o evde geçirir, sabahtan akşama kadar yüzer, kıyının her bir köşesini deniz gözlüğüyle inceler, hayvanları dürtükler, hareketlerini gözlemlerdim. Zaten sudan çıkmadığım için komşular arasında lakabım “ördek”ti. O zamanlar belediye beton dökerek kıyı ekosistemini yok etmemişti; sazlıklar, kargılar, denize dökülen dereler, deniz kuşları vardı; denizin içini de avlayıp bitirmemiştik, evimizin önünden yunuslar geçerdi, hatta balıkçıların ağlarına yavru köpekbalıkları takılırdı. O günler benim sonsuz hayaller kurduğum, kendi kendime keşifler yaptığım, yetişkinlerin hayatlarındaki sıkıntılardan hiç haberimin olmadığı büyülü günlerdi. Sualtı ve doğaya ilgisi olan bir çocuğa sahip ebeveynlere ne önerirsiniz? Eğer çocuğunuzun denize tutkusu varsa (veya kuşlara, böceklere, dansa, sanata, size acayip gelen başka bir şeye&#8230;) onun yolunu değiştirip doktor, mühendis, avukat olmaya zorlamayın. “O işten para kazanılmaz” eskide kalmış bir kavram, çünkü internetin ve sosyal medyanın getirdiği olanaklarla, iyi düşünülmüş, iyi icra edilmiş her işten para kazanılabilir. Ve tabii ki para her şey değil; en mutlu insan, en zengin olan değil, hayatına bir anlam katmış, sabah yatağından, yaşamak için heyecanla kalkan insandır. Çocuğunuzun heyecan duyduğu alana yönelmesine destek olun ve sırf siz bu tutkuyu anlamadığınız veya onaylamadığınız için önünü kesmeyin. Söyleşi: Batuhan Sarıcan batusarican@gmail.com (Bu söyleşi, dergimizin 205. sayısında yayımlanmıştır.)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/derya-akkaynak-sualti-goruntulemede-cigir-acacak-teknolojiyi-anlatti">Derya Akkaynak sualtı görüntülemede çığır açacak teknolojiyi anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Dr. Derya Akkaynak&#8217;tan sualtı görüntülemede devrim yapacak teknoloji</strong></h4>
<blockquote><p><em>ABD, Florida’daki Harbor Branch Oşinografi Enstitüsü’nden Dr. Derya Akkaynak, çığır açan bir sualtı görüntü modellemesi geliştirdi. Bu sayede sualtında çekilen fotoğraflar, sanki karada çekilmiş gibi net oluyor. Arkeolojiden jeolojiye, sualtı fotoğrafçılığından cep telefonu kameralarına kadar birçok alanı etkileyecek bu çalışmasıyla Blavatnik Genç Bilim İnsanı Ödülü’nü kazanan Akkaynak ile söyleşi gerçekleştirdik.</em></p></blockquote>
<ul>
<li><strong>Derya hocam, sualtında çekilen fotoğrafları niçin bulanık görüyoruz? Geliştirmiş olduğunuz Sea-thru bu bulanıklığı nasıl gideriyor?</strong></li>
</ul>
<p>Bulanık görmüyoruz aslında, monoton görüyoruz. Sualtında çektiğimiz bir fotoğraf, aslında birbirine üst üste eklenen iki ana fotoğraftan oluşuyor. Bunların birincisi, fotoğrafını çekmeyi istediğimiz sahnenin (mesela bir ahtapot) renkleri solmuş hali. İkincisi, fotoğraf makinesiyle ahtapot arasındaki sis perdesi. Çektiğimiz fotoğraflarındaki monotonluğun sebebi o renkli sis perdesi. Kamerayla ahtapot arasındaki mesafe ne kadar fazlaysa o sis perdesi o kadar baskın oluyor. Tamamen mesafeye bağlı, o yüzden daha iyi fotoğraflar çekmek istiyorsanız, ahtapota olabildiğinizce yakın olmanız lazım. Resimleri düzeltirken de önce her piksel için sis perdesini hesaplayıp fotoğraftan çıkarıyoruz. Onu çıkardıktan sonra elimizde ahtapotun olduğu birinci parça kalıyor. Onu da çıkarma işlemiyle değil, piksel bazında uyguladığımız bir logaritmik işlemle esas renklerine kavuşturuyoruz. İşin zorluğu, her düzeltmenin fotoğraf bazında değil, piksel bazında olması.</p>
<ul>
<li><strong>Peki ama Sea-thru’nun yaptığı netleştirmeyi fotoğraf düzenleme programlarıyla yapamaz mıyız?</strong></li>
</ul>
<p>En sık karşılaştığım yorum: “Ben bunu Photoshop’ta da yaparım”. Tabi bunu söyleyenler, işin ana fikrini hiç anlamamış oluyor. Photoshop’da (sübjektif olarak) her şey yapılabilir, bir resmi doğru renklerle piksel piksel boyayabilirsiniz. Ama yüzlerce, binlerce, on binlerce fotoğrafı tutarlı şekilde tek tek elle işleyemezsiniz. Kaldı ki bahsettiğim (mesafeyle artan) sis perdesini kaldıracak bir araç Photoshop’ta şu an yok. Ona en yakın araç, atmosferdeki sis kaldırmak için (yine benimki gibi bir bilgisayarla görme algoritmasından uyarlanan) “dehaze” seçeneği. Ama o sualtı fotoğraflarında çalışmaz, çünkü ışığın havada uğradığı değişimle sualtında uğradığı değişim aynı denklemle ifade edilemiyor. Bugüne kadarki bütün algoritmaların başarısızlığının sebebi de buydu zaten.</p>
<ul>
<li><strong>Diyelim ki bir mercan resifinin fotoğrafını çekiyoruz. Bu teknoloji sayesinde o resifin tamamen doğal rengini mi yakalamış oluyoruz? Yoksa bir tür <em>photoshop</em> işlemi yapılmış gibi yapay renkler mi elde edilmiş oluyor?</strong></li>
</ul>
<p>Renkler kesinlikle doğal ve tutarlı. Bununla birlikte Photoshop’la yapıldığı gibi sübjektif değil. Ama renklerin ne kadarının geri gelebileceği, çektiğiniz ortamdaki ışığın miktarına da bağlı. Mesela 150 metre derine, ışığın olmadığı bir yere giderseniz, Sea-thru bir mucize yaratıp karanlığı aydınlatamaz. 30 metre derinde ışığın kırmızı dalga boyları yok olduysa, diğer renkleri geri getirebilir ama orijinal fotoğraftan olmayan kırmızı sinyali geri getiremez. Yani tamamen fizik kuralları içinde çalışıyor.</p>
<blockquote><p><strong>“Deniz bilimlerinde yapay zekâ patlamasının başlangıcı”</strong></p></blockquote>
<ul>
<li><strong>Scientific American’a verdiğiniz demeçte, Sea-thru için “Deniz bilimlerinde yapay zekâ patlamasının başlangıcı” tanımını kullanıyorsunuz. Oldukça iddialı. </strong></li>
</ul>
<p>Bu iddiamı savunmak için sizinle şöyle bir bilgi paylaşayım. Bilgisayar bilimleri alanında yayın yapılan en prestijli yer, CVPR (Computer Vision and Pattern Recognition) isimli senelik konferanstır. Baştan sona bitmiş makaleyle bu konferansa başvuruluyor, en az 3 hakem makalenizi okuyup karar bildiriyor ve kabul edilmek epey zor. Gönderilen makalelerini yaklaşık %22’si kabul oluyor. Etki açısından CVPR’nin aldığı senelik atıf, bilimsel dergilerin başını çeken Science ve Nature’dan yüksek. Geçtiğimiz 6 sene içinde CVPR’da 5360 tane makale yayınlanmış. Bunların içinde sadece 5’inin içinde sualtı (yani underwater) sözcüğü geçiyor. Bu 5 tanenin 3 tanesi de benim yazdığım Sea-thru ve ona giden yolu açan 2 makale. Yani bugün bilgisayar bilimlerinde çığır açan her 1000 makalenin sadece 1’i sualtı görüntüleme konusuyla ilgili. Neden böyle peki? Sualtı görüntülemede çok az araştırmacı çalıştığı için mi? Veya sualtı görüntüleme önemsiz bir dal olduğu için mi? Kesinlikle hayır! Aksine, sualtı görüntüleme hiçbir zaman bugün olduğundan daha önemli bir alan olmadı. Bu kadar az makale olmasının sebebi, klasik bilgisayarla görme ve öğrenme yöntemlerinin, mavi-yeşil perde altında kalan sualtı fotoğraflarında çalışmaması. Yani sualtı görüntüleme alanından şu ana kadar duraklama dönemini yaşıyorduk, bunun sebebi sualtı fotoğraflarındaki renkleri, tutarlı olarak geri getiremiyor olmamızdı. Sea-thru bu problemi yüzde yüz çözmüş olmasa da bizi çözüme ilk defa çok yaklaştırdı. O yüzden de bizi duraklama döneminden çıkarıp yapay zekâ dönemine geçireceği konusunda iddialıyım. Hatta piyasaya çıktıktan sonra bir sene kadar kısa bir zamanda bile o kadar alışmış olacağız ki “Aaaa eskiden sualtı fotoğrafları böyle maviydi değil mi” diye şaşıracağız.</p>
<ul>
<li><strong>Benzeri bir teknoloji var mıydı yoksa bir öncü mü? </strong></li>
</ul>
<p>Elbette vardı. 1990’larda dijital kameralar ve sualtı kılıfları ucuzlayıp hayatımıza girdiğinden beri sualtında çekilen fotoğrafların renklerini geri getirmek önemli ve zor bir problemdi. Bunu çözmek için her sene bir düzine algoritma yayınlanıyor. Fakat bunların hiçbirisi tutarlı çalışmıyor. Çünkü hemen hepsi, yanlış (atmosfer için formüle edilmiş) bir görüntü oluşma modelini kullanarak bu renkleri geri getirmeye çalışıyor, hem de kullandıkları modelin yanlış olduğunu bilmeden.</p>
<ul>
<li><strong>Siz de bunun üzerine doğru formülasyonu bularak sualtı fotoğraflarını çözen bir model geliştirme gereği duydunuz sanıyorum.</strong></li>
</ul>
<p>Evet. Çünkü ben de 2015 yılında doktora sonrası çalışmalarıma bu eski algoritmaları kullanarak (daha doğrusu kullanmaya çalışarak) başlamıştım. Bir türlü istediğim sonuçları alamıyordum. “Yahu, bu renkler neden hep tutarsız? Acaba modelde mi bir acayiplik var?” diyerek kafamı kaşıya kaşıya herkesin kullandığı görüntü oluşma modelinin aslında atmosferde çekilen fotoğraflar için formüle edilmiş olduğunu ve sualtında kullanıldığında büyük hatalara yol açtığını keşfettim. Sualtına özel yeni modeli formüle ettim (“Akkaynak-Treibitz modeli”) ve 2018 senesinde CVPR’de yayınladık. Bu yeni model, önceki modelin yok saydığı pek çok değişkeni içeriyor. Yani renkleri geri getirmek için önemli olan etkenlerin neler olduğunu bile bilmiyormuşuz; önceki teknolojilerin aslında hiçbir şansı yokmuş.</p>
<div id="attachment_18029" style="width: 179px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18029" class="size-medium wp-image-18029" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya-akkaynak-sualt-169x300.jpg" alt="" width="169" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya-akkaynak-sualt-169x300.jpg 169w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya-akkaynak-sualt-576x1024.jpg 576w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya-akkaynak-sualt.jpg 1056w" sizes="(max-width: 169px) 100vw, 169px" /><p id="caption-attachment-18029" class="wp-caption-text">3.5 yıllık bir çalışmanın eseri olan Sea-thru sayesinde su altında çekilen fotoğraflar, karada çekilmiş gibi net oluyor. Bunun mümkün kılan teknoloji ise fizik kurallarının doğru kullanan Akkaynak-Treibitz görüntü modeli.<br />(Görüntü: Matan Yuval, Marine Imaging Lab, Hayfa Üniversitesi)</p></div>
<p><strong>“Fizik doğru ifade edilince algoritmanın karmaşık olmasına gerek kalmıyor.”</strong></p>
<ul>
<li><strong>Akkaynak-Treibitz modelinden bahsettiniz. Burayı biraz açabilir misiniz? Sea-thru’nu arkasında nasıl bir teknoloji yatıyor? </strong></li>
</ul>
<p>En çok varsayılan şey, yapay zekâ algoritması olduğu ama değil. Bir öğrenme yok. Sea-thru bir bilgisayarla görme algoritması ama ortada bir programlama mucizesi de yok. Çalışmasını sağlayan şey, fizik kurallarının doğru kullanan Akkaynak-Treibitz görüntü oluşma modeli. Bu model, sualtında ışığın nasıl ilerleyip, kamera sensöründe bir fotoğrafın nasıl oluştuğunu temsil ediyor. Bu modelin altı adet önemli değişkeni var. Bunlar, ışığın suda uğradığı değişimin bir yönünü temsil ediyor, her piksel için belli bir fonksiyonun optimizasyonunu yaparak o parametreleri hesaplıyor, sonra onları denkleme koyup ışığın kaybolma sürecini tersine çeviriyor. Kulağa basit gibi geliyor, çünkü öyle – fizik doğru ifade edilince algoritmanın karmaşık olmasına gerek kalmıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Patentini de aldınız sanıyorum. Ben hep şunu merak ederim; bilim insanları emek harcadıkları buluşlarından para kazanabiliyor mu yoksa aslan payı şirketlere mi kalıyor?</strong></li>
</ul>
<p>Ticari olarak değeri olacak bir yazılım olduğunu anladığımızda patent başvurusunu makale yayımlanmadan yaptık. Mucitleri, ben ve Tali (Treibitz) hocayız ama patentin sahibi Hayfa Üniversitesi ve ona bağlı Carmel ve SeaErra şirketleri, yani algoritmanın ticari geleceğini, patentin kime lisanslanacağını üniversite belirleyecek ve gelecek gelirden en büyük payı üniversite ve bu şirketler alacak. Bu pek çok yerde böyle oluyor. İşe başladığınız ilk gün size imzalatılan kağıtlardan birinde, tüm buluşlarınızın üniversiteye ait olacağı maddesi de yazıyor. Siz o ilk gün bunu fark etseniz de iş işten geçtiğinde yapacak bir şey yok. Patent almanın masrafı on binlerce dolar. İşte üniversite o masrafları karşılıyor, mucitlere de ileride gelecek gelirden, teselli ikramiyesi şeklinde, az bir pay veriyor ama geri kalan kâr ona kalıyor. Bir anlamda, 3-4 senelik alın terinizi üniversiteye hediye etmiş oluyorsunuz. Ya da şirket kurup, kendi patentinizin lisansını alıp, ürününüzü geliştirip satabilirsiniz, o zaman daha yüksek getirisi oluyor ama akademiyi bırakıp tam zamanlı iş hayatına atılmanız lazım ya da güveneceğiniz bir iş ortağı bulmanız lazım. Beni heyecanlandıran kısım bilim olduğu için o kısmına girmedim. Ama daha kariyerimin başındayım, ticari değeri olan son projemin Sea-thru olacağını sanmıyorum, ileride belki de girerim.</p>
<blockquote><p><strong>Birçok alanı etkileyecek; toplumsal faydası da var</strong></p></blockquote>
<ul>
<li><strong>Geliştirmiş olduğunuz teknolojinin etki alanını merak ediyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Bilimsel olarak deniz biyolojisi/ekolojisi, arkeoloji, jeoloji, bilgisayar bilimleri, iklim bilimleri; ticari olarak amatör veya profesyonel sualtı fotoğrafçılarını, sualtı belgeseli çeken şirketleri, savunma sanayiini, petrol ve maden şirketlerini, cep telefonu ve fotoğraf makinesi üreticilerini, fotoğraf makinelerine sualtı kılıfı üreten şirketleri ve Adobe gibi resim düzenleme yazılımları satan şirketleri etkiliyor.</p>
<ul>
<li><strong>Yanlış anlamadıysam Sea-thru, deniz altında çekilen fotoğrafları, sanki karada çekilmiş gibi gösteriyor. Bunun sağladığı avantaj/kolaylıklar neler?</strong></li>
</ul>
<p>Suya bağlı yeşil/mavi perde kaldırılıp, kaybolan renkler ortaya çıktığında, fotoğrafın içinde ne var ne yok otomatik olarak analiz edilebilecek. Bunları sayacak, tasnif edecek vb yapay zekâ algoritmaları geliştirebileceğiz. Şu an için iki sebepten ötürü sualtı fotoğraflarına (tutarlı olarak) yapay zekâ uygulayamıyoruz: birincisi halihazırdaki yapay zekâ algoritmalarının karada çekilmiş fotoğraflardan “öğrenmeleri” ve sualtı fotoğraflarındaki mavi/yeşil perde ile renk bozulması yüzünden tamamen şaşırmaları, ikincisi de yapay zekâ algoritmalarını sualtı fotoğraflarıyla eğitmek için dünyanın her yerindeki gerçek sualtı koşullarını temsil edecek fotoğraf elde etmenin lojistik olarak imkânsız olması. Sualtı fotoğraflarından suyu çıkarmanın en büyük avantajı ise deniz bilimlerini hızlandırması olacak. Hiç denizle ilginiz olmasa da televizyonda bir sualtı belgeseli seyrettiğiniz zaman bambaşka bir dünya göreceksiniz. Denizler hakkında bilgi sahibi olmak onları bilinçli olarak korumamıza da yol açacak. Yani umuyorum ki bilim insanlarına sağlayacağı kolaylıkların yanında toplumsal bir etki de yapacak.</p>
<blockquote><p><strong>“Tek kullanımlık plastikler yasaklanmalı; kanunu beklemeden vatandaş olarak yapabileceğimiz çok şey var.”</strong></p></blockquote>
<div id="attachment_18028" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18028" class="size-medium wp-image-18028" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/plastik-okyanus-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/plastik-okyanus-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/plastik-okyanus-1024x576.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/plastik-okyanus.jpg 1920w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-18028" class="wp-caption-text">Sea-thru, sadece deniz bilimleri değil, aynı zamanda yer bilimleri için de önemli bir teknoloji. Bilimsel faydasının yanında ekolojik bilinç oluşturma gibi toplumsal bir fayda da gözetiyor.</p></div>
<ul>
<li><strong>Bu teknolojiden bağımsız olarak soracağım: Sualtındaki plastik kirliliği hakkında ne düşünüyorsunuz? </strong></li>
</ul>
<p>Her yerde plastik var. Ve buna bağlı görüntü kirliliğin dışında, parçalanmış mikro plastik, hayvanların midelerinden bizim içtiğimiz suya kadar her şeyi içinde. Yüzyıllar, belki de bin yıllarca da yok olmayacak. Tek kullanımlık plastik daha 30 sene önce bu kadar hayatımızı teslim almış değildi, şimdi hiç düşünmeden suyu içip şişesini atıyoruz, bazı kişiler, evde bulaşık çıkmasın diye plastik tabak çatalla yemek yiyor her akşam. Kullanıp attığımız plastiğin gerçek maliyetini ödemediğimiz için de bir saniye bile düşünmüyoruz o su şişesini satın alıp sonra atarken. O maliyeti bizim çocuklarımız, torunlarımız faiziyle ödeyecek, hayat kalitelerindeki düşüş, kirlenmiş doğal kaynaklar ve boğuşacakları hastalıklarla. Tabii ki devletin bir vizyonu olup, plastik torbalarda olduğu gibi, tek kullanımlık plastik tabak, çatal, kamış, bardak vs. tüketimini azaltmayı destekleyecek uygulamalar yapması lazım. Ama bizim vatandaş olarak devleti beklememize gerek yok; herkes çantasında evinden getirip götüreceği çatal-bıçak-kaşık, bir kumaş peçete ve bir su matarası taşıyabilir. Ben işyerime de evden el havlusu götürüyorum, çünkü kampüsteki tuvaletlerde kullanılıp atılan, çöpleri dolduran kâğıt peçeteleri görünce sinirlerim bozuluyor. ABD tabii ki tüketme kültürü sayesinde var olan bir ülke, benim evden havlu götürmüş olmam çok acayip, çağdışı, “uncool” bir hareket olarak karşılanıyor.</p>
<ul>
<li><strong>Sea-thru’nun ekolojik farkındalığa katkıda bulunacağını düşünüyor musunuz?</strong></li>
</ul>
<p>Bize sualtıyla ilgili daha çok şey gösterip, merak uyandırıp yeni bilgiler edinmemizi sağlayacağı için düşünüyorum.</p>
<ul>
<li><strong>Şimdi biraz geriye dönelim: Son üç buçuk, dört yılınızı bu teknolojiyi geliştirmek için harcadınız. Tek başına mı çalıştınız yoksa bir ekip çalışması mıydı? </strong></li>
</ul>
<p>3.5 sene boyunca tüm teoriyi ben ve Tali hoca beraber geliştirdik. Yazılım kısmını tamamen ben yaptım. Sualtı deneylerinde pek çok arkadaşım benimle veya benim için dalarak veri toplamama yardımcı oldu. Emeğin büyük kısmı bana ait ama Tali hocanın kurmuş olduğu, tamamen sualtı görüntüleme üzere çalışan laboratuvarın, bana sağladığı maddi, teknolojik, lojistik ve bilimsel destek olmasa bugün gördüğünüz sonuçları bu kadar çabuk elde edemezdik.</p>
<ul>
<li><strong>Bu dört yıldaki çalışmalarınız nihayete erene kadar gereken fonu kim karşıladı?</strong></li>
</ul>
<p>Bu çalışmaların hepsini Hayfa Üniversitesi’nin ve Eilat’taki sualtı araştırma laboratuvarının verdiği doktora sonrası bursla yaptım.</p>
<ul>
<li><strong>Bu sizin bugüne kadarki tek çalışmanız değil. Üzerinde çalıştığınız başka ne gibi teknolojiler var? </strong></li>
</ul>
<p>Sualtı dünyasını hayvanların gözüyle gören bir kamera üzerinde çalışıyorum. Sualtı şartlarında ışık, bizim için olduğundan çok farklı, çok monoton olduğu için onların o hayatı nasıl tecrübe ettiğini merak ediyorum. Eğer mavi/yeşil ışık yüzünden hayvanlar da her şeyi monoton görüyorsa, neden denizin dibinde her şey halen renkli ve gri değildi? O renkler kimin için? Ne amaca hizmet ediyor?</p>
<ul>
<li>
<div id="attachment_18030" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18030" class="size-medium wp-image-18030" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya7-300x235.jpg" alt="" width="300" height="235" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya7-300x235.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya7-1024x802.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/derya7.jpg 1273w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-18030" class="wp-caption-text">Dr. Derya Akkaynak’ın bilimsel kariyerinize baktığımızda ODTÜ Uzay Mühendisliği’ni birincilikle tamamlayan, ardından yüksek lisans ve doktorasını M.I.T’de vererek çalışmalarını Florida Atlantic Üniversitesi’ne bağlı Harbor Branch Oşinografi Enstitüsü’nde sürdüren genç ve başarılı bir bilim insanıyla karşılaşıyoruz.</p></div>
<p><strong>Peki, niçin su altı görüntüleme ve gözlemleme problemleri üzerinde uzmanlaşmaya karar verdiniz? Bir eksiklik ve açık mı gördünüz?</strong></li>
</ul>
<p>İlla ki denizle ilgili bir iş yapmak istediğim için ve fotoğraflar, yaptığınız çalışmanın sonucunu, soyut olarak değil de gayet somut ve çekici olarak yansıttığı için kendimi görüntüleme üzerine yoğunlaşmış buldum.</p>
<ul>
<li><strong>Ortak yazarlı makalelerinizin Science Mag ve Royal Society Open Science başta olmak üzere birçok önemli dergide yayımlandığını görüyorum. Atıf sayıları nedir? </strong></li>
</ul>
<p>2013 yılında beri hakemli dergilerden yayınlanmış yaklaşık 30 tane makalem var, toplam 376 atıf almışım, 11 tane makalem 11’den fazla atıf almış (h-index) ve 12 tane de en az 10 adet atıf almış makalem var (i10-index). Rektör olabilir miyim sizce?</p>
<blockquote><p><strong>“Çocuğunuzu bırakın sevdiği işleri yapsın!”</strong></p></blockquote>
<ul>
<li><strong>Deniz altı ilk olarak ne zaman ilginizi çekmeye başladı? Çocukluğunuza dayanan bir merak hikâyesi var mı?</strong></li>
</ul>
<p>Yetişkin olarak hayatıma yön veren deniz tutkum çocukluğumun Urla’da geçen günlerine dayanıyor. Ben Ankara doğumluyum, fakat anne tarafından Girit mübadiliyiz. Girit’den gönderilip İzmir’e yerleşen büyüklerimiz, zaman içinde Urla’da deniz kenarında bir ev yapmışlar (o zamanki Urla deyince sakın aklınıza bugünkü sosyetik Urla gelmesin. Doğru düzgün yolu bile olmadığından inşaat malzemelerini denizden getirmişler). Çok şanslı bir çocuktum &#8212; yaz tatillerinde Ankara’dan gelip üç ayımı doğanın ortasındaki o evde geçirir, sabahtan akşama kadar yüzer, kıyının her bir köşesini deniz gözlüğüyle inceler, hayvanları dürtükler, hareketlerini gözlemlerdim. Zaten sudan çıkmadığım için komşular arasında lakabım “ördek”ti. O zamanlar belediye beton dökerek kıyı ekosistemini yok etmemişti; sazlıklar, kargılar, denize dökülen dereler, deniz kuşları vardı; denizin içini de avlayıp bitirmemiştik, evimizin önünden yunuslar geçerdi, hatta balıkçıların ağlarına yavru köpekbalıkları takılırdı. O günler benim sonsuz hayaller kurduğum, kendi kendime keşifler yaptığım, yetişkinlerin hayatlarındaki sıkıntılardan hiç haberimin olmadığı büyülü günlerdi.</p>
<ul>
<li><strong>Sualtı ve doğaya ilgisi olan bir çocuğa sahip ebeveynlere ne önerirsiniz?</strong></li>
</ul>
<p>Eğer çocuğunuzun denize tutkusu varsa (veya kuşlara, böceklere, dansa, sanata, size acayip gelen başka bir şeye&#8230;) onun yolunu değiştirip doktor, mühendis, avukat olmaya zorlamayın. “O işten para kazanılmaz” eskide kalmış bir kavram, çünkü internetin ve sosyal medyanın getirdiği olanaklarla, iyi düşünülmüş, iyi icra edilmiş her işten para kazanılabilir. Ve tabii ki para her şey değil; en mutlu insan, en zengin olan değil, hayatına bir anlam katmış, sabah yatağından, yaşamak için heyecanla kalkan insandır. Çocuğunuzun heyecan duyduğu alana yönelmesine destek olun ve sırf siz bu tutkuyu anlamadığınız veya onaylamadığınız için önünü kesmeyin.</p>
<p><strong>Söyleşi: </strong>Batuhan Sarıcan</p>
<p><a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p>(Bu söyleşi, dergimizin 205. sayısında yayımlanmıştır.)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/derya-akkaynak-sualti-goruntulemede-cigir-acacak-teknolojiyi-anlatti">Derya Akkaynak sualtı görüntülemede çığır açacak teknolojiyi anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18021</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Her hafta 100 HBT, 11 keman, kültür gezileri ve söyleşiler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/her-hafta-100-hbt-11-keman-kultur-gezileri-ve-soylesiler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 14:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[ankara cumok]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ankara’da bir kültür odağı var. Her hafta satın aldıkları 100 HBT’yi gençlere dağıtan, çocuklara kemanlar, piyano ve viyolonsel hediye eden, kültür- arkeolojik gezileriyle ve Ankara’daki konserlere gezileriyle ülkeye katkıda bulunan Nejdet Özel ve arkadaşlarıyla söyleştik. Nejdet Bey, siz ve arkadaşlarınız Ankara Cumok olarak, aynı zamanda Herkese Bilim Teknoloji’nin (HBT) yayılmasına, özellikle gençlerce okunmasına çalışan bir aydınlanma gönüllüsüsünüz&#8230; Şüphesiz bunun yanı sıra, kültürel etkinliklerle de arkadaşlarınızla ülkede bir fark yaratıyorsunuz&#8230; Öncelikle HBT&#8217;yi kimlere dağıtıyorsunuz ve kaç tane, nasıl bir örgütlenme ile? Yanıt: Ankara Cumok, 28 Kasım 1995’te merhum Erol Geyran&#8217;ın Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ne verdiği ilan ile 3 Aralık 1995’te kurulmuş Cumhuriyet Gazetesi okurları topluluğudur. Cumhuriyet Gazetesi tarafından 1500 sayı yayınlanan ama önceki gazete yönetimi tarafından anlamsız bir şekilde kapatılan Bilim Teknoloji ekinin okur gözünde büyük bir değeri ve gücü vardı. Kapatılması okurları üzdü. Daha sonra çıkarılan ve adı Herkese Bilim Teknoloji olan dergi bu boşluğu çok iyi doldurdu. Adındaki herkese sözcüğüne uygun olarak toplumdaki herkesi kavradı. Böyle nitelikle bir derginin geniş kitlelerce okunmasını çok önemsiyoruz. Derginizin künyesinde yazılı M.Kemal Atatürk&#8217;ün “Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır!” sözü bizim de çıkış noktamız. Toplumda bilim ve aklı egemen kılmak için HBT dergisi en güzel araç. Ankara Cumok üstünlerin değil eşitlerin olduğu gönüllü bir topluluk. Bütün etkinliklerini dostluk, dayanışma ve imece ile gerçekleştirmekte. Her hafta 100 HBT dergi satın alıyoruz. Derginin ülke genelinde yaşadığı dağıtım sıkıntılarını biliyoruz. Her yerde zamanında bulunamıyor. Önceliğimiz derginin  üniversite gençliğince okunması. Aldığımız dergileri Ankara dışındaki (Hacıbektaş, Bolu, Uşak, Sivas vb.) yerlere kargoyla gönderiyoruz. (İndirimli kargo avantajlarımız sayesinde zorlanmıyoruz.) Son zamanlarda ilkokul öğrencileri arasında dergiye inanılmaz bir ilgi oluştu. Gönderdiğimiz okullardan çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Derginin satın alınması ve gerekli yerlere ulaştırılması arkadaşlarımızın katkılarıyla sağlanmaktadır. Soru: En son Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Çocuk Senfoni Orkestrası&#8217;na bir viyolonsel armağan ettiniz Ankara Cumok olarak. Bugüne kadar kaç viyolonsel armağan ettiniz? Yanıt: M.Kemal Atatürk&#8217;ün kurdurduğu bir gazetenin okurları olarak onun ilke ve devrimleri ile sözleri her zaman yolumuza ışık olmuştur. 5 yıl önce Ankara&#8217;da Uluslararası Şefika Kutluer Festivalinde izlediğimiz Eskişehir &#8211; Tepebaşı Belediyesi Çocuk Senfoni Orkestrası&#8217;ndan çok etkilendik ve bu orkestraya olanaklarımız ölçüsünde katkı vermek istedik. Tepebaşı Belediyesinin zaten &#8221;şartlı bağış&#8221; sistemi var. Orkestraya istediğiniz şekilde yardım edebiliyorsunuz. Bu orkestraya bugüne kadar 11 keman, bir piyano ve geçtiğimiz günlerde viyolonsel armağan ettik. İstekler belediye ile bizim olanaklarımız ölçüsünde birlikte saptanıyor. Ayrıca yaz kurslarında çocukların eğitiminde kullanılmak üzere Hacıbektaş Belediyesi&#8217;ne 10, Kırklareli Belediyesi&#8217;ne 4 keman armağan ettik. Soru: Tüm bunların yanı sıra, Ankara’daki konserlere ve tiyatrolara da toplu bilet alarak gidiyorsunuz. Hangi sıklıkla? Yanıt: Tiyatro ve konser salonları ile müzeler Ankara Cumok&#8217;un âdeta buluşma yerleri. Özel ve devlet tiyatroları ile bale, opera ve CSO konserlerine topluca gitmekteyiz. Her ay en az 7-8 kültürel/sanatsal etkinliğe katılıyoruz. Festival dönemlerinde bu sayı 15- 20’ye kadar çıkıyor. Etkinlikler Ankara Cumok halkasının büyümesini beraberinde getiriyor. Bu da gençlerin sanatla, kültürle buluşmasının yolunu açıyor. Etkinliklere üniversite öğrencilerini mutlaka davet edip onlarla birlikte izliyoruz. Ankara oturan ve okuyan yüzlerce çocuğun Anıtkabir&#8217;i görmediği, bir kez bile çocuk tiyatrosu izlemediği acı bir gerçek. Çocukların tiyatro izlemesi için en büyük destekçimiz Tiyatro Pembe Kurbağa. Gerek salonlarında gerekse okullarda oyunlarını zaman zaman Ankara Cumok için ücretsiz sergilemekteler. Soru: Gezileriniz ve söyleşileriniz de eksik olmuyor&#8230; Yanıt: Ankara Cumok olarak yaptığımız önemli etkinliklerimizden biri de kültür gezileri. Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özgen Acar ile yaptığımız “Özgen Acar ile Tarihe Yolculuk” önemli projelerimizden. Bugüne kadar otuza yakın gezi gerçekleştirdik. Gezilerimize çok sayıda Cumhuriyet Kitapları ve Söylev götürürüz. Gezi boyunca bu kitapları armağan ederiz. Ankara&#8217;ya dışardan grup olarak gelen iletişim içinde olduğumuz öğrencilerin tiyatro veya konser izlemesini sağlıyoruz. Bir anlamda onlara ev sahipliği yapıyoruz. Aydınlanma söyleşilerimiz her ay düzenli olarak sürmekte. Söyleşinin ardından konuşmacıların kitapları için imza etkinliği de düzenliyoruz. Ankara Cumok olarak 4 yıl önce başlattığımız“Askıda Kitap Var” kampanyasıyla kurduğumuz kütüphanelerin sayısını anımsamıyoruz bile. En son Bolu &#8211; Kıbrıscık Belediyesi&#8217;nin kurduğu kütüphaneye katkıda bulunduk. Soru: Motivasyonunuz nedir, paylaşır mısınız&#8230; Yanıt: Bizim arkamızdaki en büyük güç M.Kemal Atatürk&#8216;tür. Yaşamı, mücadelesi, fikirleri ve eserleri bizim esin kaynağımızdır. “Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin temeli kültürdür” diyen muhteşem bir öndere sahibiz. Bu cümlesi bile yapmamız gerekeni göstermekte. Kendimizi yurdumuza karşı borçlu görüyoruz. Bu borç asla bitmeyecek bir borçtur. Ankara Cumok dostluk, kardeşlik ve dayanışma demektir. Bu anlamda dostlarımızla yan yana, omuz omuza yüzümüz aydınlık yarınlara dönük yürüyoruz durmaksızın. Başarılar dileriz Nejdet Bey hepinize, örnek bir kültür topluluğu oluşturdunuz, bu bizi de mutlu ediyor, umarız bu etkinlikleriniz ve dayanışmacı yapınız Türkiye’ye örnek olur, ülkenin her yerinde benzeri topluluklar yeşerir&#8230; Orhan Bursalı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/her-hafta-100-hbt-11-keman-kultur-gezileri-ve-soylesiler">Her hafta 100 HBT, 11 keman, kültür gezileri ve söyleşiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da bir kültür odağı var. Her hafta satın aldıkları 100 HBT’yi gençlere dağıtan, çocuklara kemanlar, piyano ve viyolonsel hediye eden, kültür- arkeolojik gezileriyle ve Ankara’daki konserlere gezileriyle ülkeye katkıda bulunan Nejdet Özel ve arkadaşlarıyla söyleştik.</p>
<p><strong>Nejdet Bey, siz ve arkadaşlarınız Ankara Cumok olarak, aynı zamanda Herkese Bilim Teknoloji’nin (HBT) yayılmasına, özellikle gençlerce okunmasına çalışan bir aydınlanma gönüllüsüsünüz&#8230; Şüphesiz bunun yanı sıra, kültürel etkinliklerle de arkadaşlarınızla ülkede bir fark yaratıyorsunuz&#8230; Öncelikle HBT&#8217;yi kimlere dağıtıyorsunuz ve kaç tane, nasıl bir örgütlenme ile?</strong></p>
<p><strong>Yanıt</strong>: Ankara Cumok, 28 Kasım 1995’te merhum Erol Geyran&#8217;ın Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ne verdiği ilan ile 3 Aralık 1995’te kurulmuş Cumhuriyet Gazetesi okurları topluluğudur.</p>
<p>Cumhuriyet Gazetesi tarafından 1500 sayı yayınlanan ama önceki gazete yönetimi tarafından anlamsız bir şekilde kapatılan <strong>Bilim Teknoloji</strong> ekinin okur gözünde büyük bir değeri ve gücü vardı. Kapatılması okurları üzdü. Daha sonra çıkarılan ve adı <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> olan dergi bu boşluğu çok iyi doldurdu. Adındaki <em>herkese</em> sözcüğüne uygun olarak toplumdaki herkesi kavradı. Böyle nitelikle bir derginin geniş kitlelerce okunmasını çok önemsiyoruz. Derginizin künyesinde yazılı M.Kemal Atatürk&#8217;ün <em>“Manevi Mirasım Bilim ve Akıldır!”</em> sözü bizim de çıkış noktamız. Toplumda bilim ve aklı egemen kılmak için HBT dergisi en güzel araç.</p>
<p>Ankara Cumok üstünlerin değil eşitlerin olduğu gönüllü bir topluluk. Bütün <strong>etkinliklerini dostluk, dayanışma ve imece</strong> ile gerçekleştirmekte. Her hafta 100 HBT dergi satın alıyoruz. Derginin ülke genelinde yaşadığı dağıtım sıkıntılarını biliyoruz. Her yerde zamanında bulunamıyor. Önceliğimiz derginin  üniversite gençliğince okunması. Aldığımız dergileri Ankara dışındaki (Hacıbektaş, Bolu, Uşak, Sivas vb.) yerlere kargoyla gönderiyoruz. (İndirimli kargo avantajlarımız sayesinde zorlanmıyoruz.) Son zamanlarda ilkokul öğrencileri arasında dergiye inanılmaz bir ilgi oluştu. Gönderdiğimiz okullardan çok olumlu geri dönüşler alıyoruz. Derginin satın alınması ve gerekli yerlere ulaştırılması arkadaşlarımızın katkılarıyla sağlanmaktadır.</p>
<p><strong>Soru: En son Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Çocuk Senfoni Orkestrası&#8217;na bir viyolonsel armağan ettiniz Ankara Cumok olarak. Bugüne kadar kaç viyolonsel armağan ettiniz?</strong></p>
<p>Yanıt: M.Kemal Atatürk&#8217;ün kurdurduğu bir gazetenin okurları olarak onun ilke ve devrimleri ile sözleri her zaman yolumuza ışık olmuştur. 5 yıl önce Ankara&#8217;da Uluslararası Şefika Kutluer Festivalinde izlediğimiz Eskişehir &#8211; <strong>Tepebaşı Belediyesi Çocuk Senfoni Orkestrası&#8217;ndan</strong> çok etkilendik ve bu orkestraya olanaklarımız ölçüsünde katkı vermek istedik. Tepebaşı Belediyesinin zaten &#8221;şartlı bağış&#8221; sistemi var. Orkestraya istediğiniz şekilde yardım edebiliyorsunuz. Bu orkestraya bugüne kadar <strong>11 keman, bir piyano ve geçtiğimiz günlerde viyolonsel armağan</strong> ettik. İstekler belediye ile bizim olanaklarımız ölçüsünde birlikte saptanıyor.</p>
<p>Ayrıca yaz kurslarında çocukların eğitiminde kullanılmak üzere Hacıbektaş Belediyesi&#8217;ne 10, Kırklareli Belediyesi&#8217;ne 4 keman armağan ettik.</p>
<p><strong>Soru</strong>: <strong>Tüm bunların yanı sıra, Ankara’daki konserlere ve tiyatrolara da toplu bilet alarak gidiyorsunuz. Hangi sıklıkla?</strong></p>
<p><strong>Yanıt</strong>: Tiyatro ve konser salonları ile müzeler Ankara Cumok&#8217;un âdeta buluşma yerleri. Özel ve devlet tiyatroları ile bale, opera ve CSO konserlerine topluca gitmekteyiz. <strong>Her ay en az 7-8 kültürel/sanatsal etkinliğe</strong> katılıyoruz. Festival dönemlerinde bu sayı 15- 20’ye kadar çıkıyor. Etkinlikler Ankara Cumok halkasının büyümesini beraberinde getiriyor. Bu da gençlerin sanatla, kültürle buluşmasının yolunu açıyor. Etkinliklere üniversite öğrencilerini mutlaka davet edip onlarla birlikte izliyoruz.</p>
<p>Ankara oturan ve okuyan yüzlerce çocuğun Anıtkabir&#8217;i görmediği, bir kez bile çocuk tiyatrosu izlemediği acı bir gerçek. Çocukların tiyatro izlemesi için en büyük destekçimiz <strong>Tiyatro Pembe Kurbağa</strong>. Gerek salonlarında gerekse okullarda oyunlarını zaman zaman Ankara Cumok için ücretsiz sergilemekteler.</p>
<p><strong>Soru</strong>: <strong>Gezileriniz ve söyleşileriniz de eksik olmuyor&#8230;</strong></p>
<div id="attachment_12907" style="width: 610px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12907" class="wp-image-12907 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/cumok.png" alt="" width="600" height="348" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/cumok.png 600w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/cumok-300x174.png 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /><p id="caption-attachment-12907" class="wp-caption-text">Ankara CUMOK’un düzenlediği gezilerden biri Frig Vadisi’nde.</p></div>
<p><strong><br />
Yanıt</strong>: Ankara Cumok olarak yaptığımız önemli etkinliklerimizden biri de kültür gezileri. Cumhuriyet Gazetesi yazarı <strong>Özgen Acar</strong> ile yaptığımız <em>“Özgen Acar ile Tarihe Yolculuk” </em>önemli projelerimizden. Bugüne kadar otuza yakın gezi gerçekleştirdik. Gezilerimize çok sayıda Cumhuriyet Kitapları ve Söylev götürürüz. Gezi boyunca bu kitapları armağan ederiz.</p>
<p>Ankara&#8217;ya dışardan grup olarak gelen iletişim içinde olduğumuz öğrencilerin tiyatro veya konser izlemesini sağlıyoruz. Bir anlamda onlara ev sahipliği yapıyoruz. Aydınlanma söyleşilerimiz her ay düzenli olarak sürmekte. Söyleşinin ardından konuşmacıların kitapları için imza etkinliği de düzenliyoruz.</p>
<p>Ankara Cumok olarak 4 yıl önce başlattığımız<em>“<strong>Askıda Kitap Var</strong>”</em> kampanyasıyla <strong>kurduğumuz kütüphanelerin</strong> sayısını anımsamıyoruz bile. En son Bolu &#8211; Kıbrıscık Belediyesi&#8217;nin kurduğu kütüphaneye katkıda bulunduk.</p>
<p><strong>Soru</strong>: <strong>Motivasyonunuz nedir, paylaşır mısınız&#8230;</strong></p>
<p><strong>Yanıt</strong>: Bizim arkamızdaki en büyük güç <strong>M.Kemal Atatürk</strong>&#8216;tür. Yaşamı, mücadelesi, fikirleri ve eserleri bizim esin kaynağımızdır. <em>“Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin temeli kültürdür”</em> diyen muhteşem bir öndere sahibiz. Bu cümlesi bile yapmamız gerekeni göstermekte. Kendimizi yurdumuza karşı borçlu görüyoruz. Bu borç asla bitmeyecek bir borçtur.</p>
<p>Ankara Cumok dostluk, kardeşlik ve dayanışma demektir. Bu anlamda dostlarımızla yan yana, omuz omuza yüzümüz aydınlık yarınlara dönük yürüyoruz durmaksızın.</p>
<p><strong>Başarılar dileriz Nejdet Bey hepinize, örnek bir kültür topluluğu oluşturdunuz, bu bizi de mutlu ediyor, umarız bu etkinlikleriniz ve dayanışmacı yapınız Türkiye’ye örnek olur, ülkenin her yerinde benzeri topluluklar yeşerir&#8230;</strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/her-hafta-100-hbt-11-keman-kultur-gezileri-ve-soylesiler">Her hafta 100 HBT, 11 keman, kültür gezileri ve söyleşiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Feb 2019 10:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[DSİ]]></category>
		<category><![CDATA[Dursun Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Eber Gölü]]></category>
		<category><![CDATA[Havza]]></category>
		<category><![CDATA[hes]]></category>
		<category><![CDATA[Hidropolitik Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[Su yasası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına düşen yıllık 1.519 m³ kullanılabilir su miktarı ile “su azlığı” yaşayan bir ülke konumunda. Üstelik sahip olduğumuz suyun kıymetini bildiğimiz de pek söylenemez. Türkiye’de son 50-60 yılda 30’un üzerinde göl kurudu ve kurumaya da devam ediyor. Son olarak Afyonkarahisar’daki Eber Gölü’nün kuruduğu haberini aldık ve kafamızda bazı soru işaretleri belirdi. Biz de HBT olarak sorularımızı işin uzmanına, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız’a yönelttik. Göllerimizin kurumasının nedeni olarak yağışların azalması ve aşırı sıcaklıklar gösteriliyor. Peki, bu yok oluşlarda insanın ve özellikle de karar vericilerin payı ne? Suyun ve sulak alanların yönetiminde dinamik bir planlama ve yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu da su kaynaklarını, artan insan faaliyetlerinden ve değişen doğal koşulların olumsuz etkisinden korumak anlamına gelir. Bu nedenle bu yok oluşlardaki kendi payımızı, doğal değişimlerin arkasına gizleyemeyiz. Su kaynakları ve su hizmetleri yönetiminde eksiklerimizi tamamlama konusunda bir hareketlilik başlamasına rağmen bu aynı ivmeyle devam etmedi. Su yönetiminde kurumsal olarak bazı düzenlemeler yapılmış olsa da Yeni Su Yasa Tasarısı TBMM’de halen bekliyor. Türkiye su yönetimi konusunda bir geçiş dönemi yaşıyor. Bu uzadıkça sorunlarımız artacak. Havza Koruma Eylem Planları’nın çoğu hazır ama bunu uygulayacak yerel kurumsal altyapı hâlâ oluşmadı. Toplumsal bilinçlenme yeterli değil. Özellikle tarımsal suyu kullanma adına sulama birlikleri ve sulama kooperatiﬂerine dayalı şeffaf ve katılımcı bir yapıyı sürdüremedik. DSİ bu yıl bu konuda tekrar yetkilendirildi. Su yönetiminde katılımcı anlayıştan uzaklaşıyoruz. Bu işimizi zora sokar. Su yasasının beklediğini söylediniz. Niçin bekliyor bu yasa? Sorun bu kadar açıkken politikacılar neden inisiyatiﬂerini kullanmıyorlar? Karar almalarını engelleyen nedir? Bana göre, yasa tasarısının kanunlaşması için Türkiye’nin idari sisteminde ve yerel yönetimindeki bazı yasal ve kurumsal belirsizliklerin de ortadan kalkmış olması bekleniyor. Önerilen su yönetimi yapısında bazı iller birden fazla havzanın sınırları içinde kalıyor. Havza sınırları ile idari sınırlar arasında su yönetimini zorlaştırabilecek çakışmalar var. Bir yılın kurak geçecek olması, bilimsel olarak önceden tahmin edilebiliyor. Göllerin ve su havzalarının kurumaması için neler yapılmalı? Su kaynakları yönetimi; su, enerji, gıda ve çevre sektörlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyan disiplinler arası ve dinamik bir süreç. Bir sonraki yılın kurak geçeceğinin öngörülmesi, eğer süregelen bir planlama söz konusu değilse, bir yıl önceden alınacak tedbirlerle tamamen ortadan kalkmaz ancak zarar haﬁﬂetilebilir. “Risk yönetimi” kavramı, havza planlamalarının içinde yer almalı ve gerekli tüm kurumsal altyapı da hazır olmalıdır. Burada su kullanıcıların su kullanım bilincindeki eksiklikler, denetim mekanizmasındaki zayıﬂıklar, ekilen ürün deseni konusundaki plansızlıklar ve su kullanıcıların örgütsüzlüğü de işin içine girer. Bu nedenle de etkili önlem alınamaz. Ancak doğa, su yönetimindeki plansızlığın bedelini ağır ödetir. DSİ’nin havza planlamasını iyi yap(a)mamasının nedeni nedir? Sorunlar niçin görmezden geliniyor? DSİ havza planlamaları konusunda en yetkin kuruluşumuz. Havza ölçeğinde planlamaya 1960 yılında rahmetli Demirel’in Genel Müdür olduğu dönemde, yayınladığı bir genelgeyle geçmişti. Ancak bundan 50 yıl önce çok kapsamlı yapılan bu çalışmalar kurumsal yapıdaki zaﬁyetler nedeniyle güncel ihtiyaçlara göre revize edilemedi. Örneğin son 10 yıldır depolamasız HES’lerin planlamasının özel sektöre bırakılması, ciddi çevresel ve ekonomik sorunlar yarattı. Sorunlar bilinmesine rağmen ulu- sal çıkarlarımıza uygun çözümler konusunda idari ve siyasi irade eksikliği mevcut. Bugün evde içtiğimiz sudan barajlarımızın doluluk oranlarına kadar su konusunda hangi risklerle karşı karşıyayız? Bu yıl özellikle büyük kentlerimizden Ankara ve İstanbul’da baraj depolama hacimleri ve doluluk oranları açısından daha rahat durumdayız. Ancak 2 yıl sürecek bir kurak periyota yakalanırsak problem yaşayabiliriz. Bunu sadece içme ve kullanma suyunda değil tarımsal sulama alanında da yaşayabiliriz. Bu nedenle suyu kullanma bilincimizde artışa ve yeni teknolojilerin kullanılmasına ihtiyacımız var. Türkiye’de su hizmetleri yönetimi halen yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Bu nedenle evlerimizde çeşmelerden akan su kamu denetimiyle geliyor. Burada zaman zaman aksaklıklar olsa da genel olarak çeşme sularımızın güvenilir olduğunu düşünüyorum. Tatlı su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda kullanılıyor. Suyun verimli kullanılmaması tarımsal üretimi nasıl etkiliyor? Kayıplar nasıl önlenebilir? Modern sistemlerle yapılan sulama hem su kaybınızı azaltır hem de tarımsal üretimde verimliliği artırır. Bu ne- denle artık “vahşi” sulama yöntemini bir an önce bırakıp modern sulama (damla, yağmurlama) sitemlerine geçilmesi gerekiyor. GAP projelerinde bu yapıldı. Bunu diğer bölgelerde de yaygınlaştırmamız gerekir. Kayıpların önlenmesi için su kullanıcılarının bilinçlendirilmesi de önem taşıyor. Bu nedenle su yönetimi sadece yöneticilerin değil suyu kullanan herkesin işi haline getirilmeli. Suyla ilgili toplumsal bilinci nasıl oluşturabiliriz? Bu konu katılımcı demokrasinin kurum ve kurallarının toplumsal yaşamımızdaki yeri ve önemi ile doğrudan ilişkili. Su konusunda toplumsal bilinç oluşturma çabaları öncelikle magazinsel, içeriksiz, ezber yaklaşımlardan kurtarılmalı. Daha çok okullarda, farkındalık oluşturan diğer kurumsal yapılarda, medyada su-enerji-gıda ve çevre ilişkisi içerisinde bir “su bilgeliği” oluşturma doğrultusunda ele alınmalı. Yoksa göstermelik olur ve etki alanı çok kısıtlı kalır. Peki, Hidropolitik Akademi olarak bunun için ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz? Biz bağımsız bir düşünce üretme ve eğitim kuruluşuyuz. Daha çok 21. yüzyılın değişen koşullarına göre su politikaları, su diplomasisi, su, enerji, gıda ve çevre ilişkisi gibi konularda ulusal, uluslararası konferans ve paneller düzenliyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Uluslararası projelere katılıyoruz. Kendi alanımızda bilgiye dayalı analizlerle kamuoyunda bilgilendirme ve farkındalık yaratma işlevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Toplum ile karar mekanizmaları arasında güvenilir bir bilgi ve analiz köprüsü olmaya çalışıyoruz. Kendi alanımızda yapmadığımız tek şey ise: Spekülasyon! Hidropolitik Akademi olarak bilgiye dayalı analiz yapıp spekülasyonları önlemeye çalışıyoruz. Söyleşi: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz">Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye su zengini bir ülke değil. Kişi başına düşen yıllık 1.519 m³ kullanılabilir su miktarı ile “su azlığı” yaşayan bir ülke konumunda. Üstelik sahip olduğumuz suyun kıymetini bildiğimiz de pek söylenemez. Türkiye’de son 50-60 yılda 30’un üzerinde göl kurudu ve kurumaya da devam ediyor. Son olarak Afyonkarahisar’daki Eber Gölü’nün kuruduğu haberini aldık ve kafamızda bazı soru işaretleri belirdi. Biz de HBT olarak sorularımızı işin uzmanına, <strong>Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız</strong>’a yönelttik.</em></p>
<p><strong>Göllerimizin kurumasının nedeni olarak yağışların azalması ve aşırı sıcaklıklar gösteriliyor. Peki, bu yok oluşlarda insanın ve özellikle de karar vericilerin payı ne?</strong><br />
Suyun ve sulak alanların yönetiminde dinamik bir planlama ve yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bu da su kaynaklarını, artan insan faaliyetlerinden ve değişen doğal koşulların olumsuz etkisinden korumak anlamına gelir. Bu nedenle bu yok oluşlardaki kendi payımızı, doğal değişimlerin arkasına gizleyemeyiz. Su kaynakları ve su hizmetleri yönetiminde eksiklerimizi tamamlama konusunda bir hareketlilik başlamasına rağmen bu aynı ivmeyle devam etmedi. Su yönetiminde kurumsal olarak bazı düzenlemeler yapılmış olsa da Yeni Su Yasa Tasarısı TBMM’de halen bekliyor.<br />
Türkiye su yönetimi konusunda bir geçiş dönemi yaşıyor. Bu uzadıkça sorunlarımız artacak. Havza Koruma Eylem Planları’nın çoğu hazır ama bunu uygulayacak yerel kurumsal altyapı hâlâ oluşmadı. Toplumsal bilinçlenme yeterli değil. Özellikle tarımsal suyu kullanma adına sulama birlikleri ve sulama kooperatiﬂerine dayalı şeffaf ve katılımcı bir yapıyı sürdüremedik. DSİ bu yıl bu konuda tekrar yetkilendirildi. Su yönetiminde katılımcı anlayıştan uzaklaşıyoruz. Bu işimizi zora sokar.</p>
<p><strong>Su yasasının beklediğini söylediniz. Niçin bekliyor bu yasa? Sorun bu kadar açıkken politikacılar neden inisiyatiﬂerini kullanmıyorlar? Karar almalarını engelleyen nedir?</strong><br />
Bana göre, yasa tasarısının kanunlaşması için Türkiye’nin idari sisteminde ve yerel yönetimindeki bazı yasal ve kurumsal belirsizliklerin de ortadan kalkmış olması bekleniyor. Önerilen su yönetimi yapısında bazı iller birden fazla havzanın sınırları içinde kalıyor. Havza sınırları ile idari sınırlar arasında su yönetimini zorlaştırabilecek çakışmalar var.</p>
<div id="attachment_12866" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12866" class="wp-image-12866 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11-300x192.jpg" alt="" width="300" height="192" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11-300x192.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/11.jpg 697w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12866" class="wp-caption-text">Dursun Yıldız, Dicle ve Fırat nehirlerinin Türkiye’deki doğal akışlarında 2050 yılına kadar %15-20 oranında bir azalma öngördüklerini söyledi. Ortadoğu’nun sınır aşan su yönetimi sorunu çözülmeden bölgenin barış ve istikrarından söz etmenin de mümkün olmayacağını sözlerine ekledi.</p></div>
<p><strong>Bir yılın kurak geçecek olması, bilimsel olarak önceden tahmin edilebiliyor. Göllerin ve su havzalarının kurumaması için neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Su kaynakları yönetimi; su, enerji, gıda ve çevre sektörlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu bir yönetim anlayışına ihtiyaç duyan disiplinler arası ve dinamik bir süreç. Bir sonraki yılın kurak geçeceğinin öngörülmesi, eğer süregelen bir planlama söz konusu değilse, bir yıl önceden alınacak tedbirlerle tamamen ortadan kalkmaz ancak zarar haﬁﬂetilebilir. “Risk yönetimi” kavramı, havza planlamalarının içinde yer almalı ve gerekli tüm kurumsal altyapı da hazır olmalıdır. Burada su kullanıcıların su kullanım bilincindeki eksiklikler, denetim mekanizmasındaki zayıﬂıklar, ekilen ürün deseni konusundaki plansızlıklar ve su kullanıcıların örgütsüzlüğü de işin içine girer. Bu nedenle de etkili önlem alınamaz. Ancak doğa, su yönetimindeki plansızlığın bedelini ağır ödetir.</p>
<p><strong>DSİ’nin havza planlamasını iyi yap(a)mamasının nedeni nedir? Sorunlar niçin görmezden geliniyor?</strong><br />
DSİ havza planlamaları konusunda en yetkin kuruluşumuz. Havza ölçeğinde planlamaya 1960 yılında rahmetli Demirel’in Genel Müdür olduğu dönemde, yayınladığı bir genelgeyle geçmişti. Ancak bundan 50 yıl önce çok kapsamlı yapılan bu çalışmalar kurumsal yapıdaki zaﬁyetler nedeniyle güncel ihtiyaçlara göre revize edilemedi. Örneğin son 10 yıldır depolamasız HES’lerin planlamasının özel sektöre bırakılması, ciddi çevresel ve ekonomik sorunlar yarattı. Sorunlar bilinmesine rağmen ulu- sal çıkarlarımıza uygun çözümler konusunda idari ve siyasi irade eksikliği mevcut.</p>
<p><strong>Bugün evde içtiğimiz sudan barajlarımızın doluluk oranlarına kadar su konusunda hangi risklerle karşı karşıyayız?</strong><br />
Bu yıl özellikle büyük kentlerimizden Ankara ve İstanbul’da baraj depolama hacimleri ve doluluk oranları açısından daha rahat durumdayız. Ancak 2 yıl sürecek bir kurak periyota yakalanırsak problem yaşayabiliriz. Bunu sadece içme ve kullanma suyunda değil tarımsal sulama alanında da yaşayabiliriz. Bu nedenle suyu kullanma bilincimizde artışa ve yeni teknolojilerin kullanılmasına ihtiyacımız var. Türkiye’de su hizmetleri yönetimi halen yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Bu nedenle evlerimizde çeşmelerden akan su kamu denetimiyle geliyor. Burada zaman zaman aksaklıklar olsa da genel olarak çeşme sularımızın güvenilir olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Tatlı su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda kullanılıyor. Suyun verimli kullanılmaması tarımsal üretimi nasıl etkiliyor? Kayıplar nasıl önlenebilir?</strong><br />
Modern sistemlerle yapılan sulama hem su kaybınızı azaltır hem de tarımsal üretimde verimliliği artırır. Bu ne- denle artık “vahşi” sulama yöntemini bir an önce bırakıp modern sulama (damla, yağmurlama) sitemlerine geçilmesi gerekiyor. GAP projelerinde bu yapıldı. Bunu diğer bölgelerde de yaygınlaştırmamız gerekir. Kayıpların önlenmesi için su kullanıcılarının bilinçlendirilmesi de önem taşıyor. Bu nedenle su yönetimi sadece yöneticilerin değil suyu kullanan herkesin işi haline getirilmeli.</p>
<p><strong>Suyla ilgili toplumsal bilinci nasıl oluşturabiliriz?</strong><br />
Bu konu katılımcı demokrasinin kurum ve kurallarının toplumsal yaşamımızdaki yeri ve önemi ile doğrudan ilişkili. Su konusunda toplumsal bilinç oluşturma çabaları öncelikle magazinsel, içeriksiz, ezber yaklaşımlardan kurtarılmalı. Daha çok okullarda, farkındalık oluşturan diğer kurumsal yapılarda, medyada su-enerji-gıda ve çevre ilişkisi içerisinde bir “su bilgeliği” oluşturma doğrultusunda ele alınmalı. Yoksa göstermelik olur ve etki alanı çok kısıtlı kalır.</p>
<div id="attachment_12865" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12865" class="wp-image-12865 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/dfsdf.jpg 914w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-12865" class="wp-caption-text">30 Kasım 2018&#8217;de Marsilya’da gerçekleşen Dünya Su Konseyi’ne katılan Dursun Yıldız, İnşaat Mühendisi ve Su ve Enerji Politikaları Uzmanı olarak tanınıyor. İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu olan Yıldız, DSİ de 20 yıl yöneticilik yaptı. ABD ve Hollanda’da uygulamaya yönelik mesleki ve teknik eğitimler aldı. Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi Hidropolitik ve Stratejik Araştırma Merkezi Su Politikaları alanında tamamladı. Aynı zamanda TEMA Bilim Kurulu üyesi, Su Politikaları Derneği Kurucu Üyesi ve Başkanı olan Yıldız, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda (um:ag) su ve enerji politikaları alanında seminerler veriyor.</p></div>
<p><strong>Peki, Hidropolitik Akademi olarak bunun için ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz?</strong><br />
Biz bağımsız bir düşünce üretme ve eğitim kuruluşuyuz. Daha çok 21. yüzyılın değişen koşullarına göre su politikaları, su diplomasisi, su, enerji, gıda ve çevre ilişkisi gibi konularda ulusal, uluslararası konferans ve paneller düzenliyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Uluslararası projelere katılıyoruz. Kendi alanımızda bilgiye dayalı analizlerle kamuoyunda bilgilendirme ve farkındalık yaratma işlevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Toplum ile karar mekanizmaları arasında güvenilir bir bilgi ve analiz köprüsü olmaya çalışıyoruz. Kendi alanımızda yapmadığımız tek şey ise: Spekülasyon! Hidropolitik Akademi olarak bilgiye dayalı analiz yapıp spekülasyonları önlemeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Söyleşi:</strong> Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dursun-yildiz-su-yonetiminde-plansizligin-bedelini-agir-oduyoruz">Su yönetiminde plansızlığın bedelini ağır ödüyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12844</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
