<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>stres arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/stres/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/stres</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Apr 2023 17:01:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 05:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[drone]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[karınca]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kronik ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[raylı sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[trafik uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29326</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak. Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait. Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi? Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor. Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor. Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”. Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor. Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı. Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde. ‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı. Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden. Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır? Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi. Modern dronlar yeni bir çağ başlattı! Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı. Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi. Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230; Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde. *** Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29322 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb.jpg 900w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak.</p>
<p>Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait.</p>
<p><strong>Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi?</strong></p>
<p>Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor.</p>
<p>Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor.</p>
<p>Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”.</p>
<p>Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor.</p>
<p>Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı.</p>
<p><strong>Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor</strong></p>
<p>Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde.</p>
<p>‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı.</p>
<p>Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden.</p>
<p><strong>Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı</strong></p>
<p>Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır?</p>
<p>Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi.</p>
<p><strong>Modern dronlar yeni bir çağ başlattı!</strong></p>
<p>Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı.</p>
<p>Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi.</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230;</p>
<p>Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde.</p>
<p>***</p>
<p>Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korona: Başka bir dünya mümkün derken, yaşamın birliğini savunmanın kaçınılmazlığı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-baska-bir-dunya-mumkun-derken-yasamin-birligini-savunmanin-kacinilmazligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2020 14:25:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantısallık]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[normalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18682</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Her şey yaşam için”, hepimiz, canlı olan biyolojik olan her şey yaşamın bir parçası. İnsanların, toplumun bunu düşünmediği çok oldu. Kendi dışındaki varlıkların hepsi, “kendisiyle ilişkisiz’, ya yararlanacağı nesne ya yok olması gereken düşman oldu. Adeta ‘yaşam dışı” bir hayal dünya kendisine inşa etti insanlık. Oysa biz bir bütünüz, bütün içinde ayrı ayrı varlıklar, ama tek başımıza bir anlamı olmayan. Bütün, yaşamın kendisi. Büyük şairimiz Nazım Hikmet bunu sadece insanlık için ifade etmişti, ama gelin bunu şimdi değiştirelim ve tüm yaşam için kaydedelim: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” Türker Kılıç, epey zamandır üzerinde çalıştığı, “bağlantısal bütünsellik” kavramı ile açıkladığı “yeni bilim”in, bir bütün evren olarak da varoluşun bir beyin bilimci gözüyle manifestosunu, şimdi yeni korona virüs ile anlamlandırarak yazdı. “Yaşamdaşlık” kavramını ortaya atıyor ve “İnsanoğlu uzun süreden beri ilk kez hiç tanımadığı insanların enfekte olmaması için maske taktı. Enfekte olmamanın ilkeleri ile enfekte etmemenin ilkelerinin benzer olduğunu anladı. Bağlantısal bütünlük kültürünün ilk öğretisi ‘kendini geliştirmek istiyorsan işe yanındakini geliştirerek başla’ ilkesidir. Virüs bize ‘kendin hastalanmak istemiyorsan önce yanındakini enfeksiyondan koru’ pratiği ile bu ilkeyi öğretti,” diyor. Yaşamdaşlık bizi kurtaracak! Türker Kılıç’ın, Manifestosunu okuyun, bu manifestonun konusu yakınlarda popüler kitap olarak bizlerle buluşacak.. Cehalet ne demek? Doğan Kuban çok temel bir konuda yine harika bir fikir jimnastiği yapıyor, ilkel beynimiz ile gelişmiş beynimizin uygarlık içindeki konumlarını yansıtıyor, bir koleydoskoptan bakar gibi uygarlığı seyrediyor. Okumadan geçmeyin. Bugüne kadarki nükleer silah denemelerinin iklimi değiştirmiş olması ve atalarımızın bundan 45.000 yıl önce Avrupa’ya gelmiş olduğunun kesinleşmesi gibi birçok önemli haber, Araştırma Gündemi’nde Nilgün Özbaşaran Dede’nin kaleminden sizi bekliyor. Tekno Vitrin’de ise yine son çıkan teknoloji ürünlerinden haberdar olacaksınız. Erdal Musoğlu Geleceğe Bakış sayfasında ekolasyon teknolojisini anlatıyor. Karantina günlerinde makul düzeyde yiyecek stoklamanın püf noktalarını, Bilim ve Beslenme sayfamızda bulacaksınız: Raf ömrü uzun besinleri tercih edeceksiniz. Korona virüs üzerine çok şey Covid-19 söz konusu olduğunda medyada sadece ölüm oranları veriliyor. Ancak tekil istatistik paylaşımı çok da doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Bu haftaki Grafik-bilgi köşemizde koronavirüs ile diğer hastalıkların neden olduğu günlük ölüm sayılarının karşılaştırması var. Korona, içlerinde giderek büyüyor. Covid-19 tüm dünyayı etkisi altına alırken ve bazı ülkelerde yaşlı nüfus adeta gözden çıkarılırken (İtalya), Latin Amerika’da yerli halklar ise yaşlılarını “kültürel bellek” olarak görüyor ve korumaya alıyor, Rita Urgan derledi. İstanbul Kültür Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Sevda Türen, önemli bir soruyu gündeme getirdi: Hipertansiyon hastaları Covid-19’dan daha fazla mı etkileniyor? İşyerlerinin havalandırılması nasıl yapılmalı ki korona virüsü havadan yayılıp tüm insanlara bulaşmasın? Peki aşı konusunda umutlar ne kadar gerçekçi, ilginç gelişmeleri okuyacaksınız, Reyhan Oksay toparladı. Yapay zekâ (YZ) Covid-19 pandemisinde de devrede! Ali Berkol ile Gözde Kara, filyasyon takibini kolaylaştırmaktan kişinin ses değişimlerinden enfeksiyon tanısı koymaya kadar YZ’nin Covid-19 dönemindeki faydalarını ele alıyor. Veli Akarsu, Covid-19 sürecine enteresan bir açıdan bakarak salgını biyolojik bir depreme benzetiyor. Coşkun Tecimer’in yazısı ise bulgularla inancın çelişkileri üzerine… Atılım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Füsun Terzioğlu, Covid-19 sürecinde sağlık sistemlerinin zorlukların üstesinden gelebilme kapasitesinin genişletilmesi üzerine yazdı. Korona Günlerinde Felsefe serisinde Prof. Dr. Attilla Erdemli, belirsizliğin yarattığı boşlukla karşılaştığında onu keşfetmeye girişmenin ve sınır durumlarında yaşama direnmenin yalnızca insana özgü bir davranış olduğunu belirtiyor. Mustafa Çetiner, Pandemi yazılarının yedincisini yazdı. Tanol Türkoğlu, Dijital Kültür köşesinde Ord. Prof. Dr. Cahit Arf’ın 1959’da Erzurum’da verdiği halk konferansında “makinelerin nasıl düşünebildiğini” anlattığını aktararak günümüz Türkiye’sine dair çıkarımlarda bulunuyor. Cahit Arf, Alan Turing’in Yapay Zekâ meselesini yazdığı 1950’lerde, ülkemiz için dersler çıkartıyor. Cahit Arf’ın yeni ortaya çıkan bu önemli konuşmasına buradan ulaşabilirsiniz. Ali Akurgal, Normalleşme yazısında, “Gelişmişliğin ölçüsü, ne kadar çok değil ne kadar az enerji harcayarak yaptığımız iş olmalı, diyor. Sürekli köşelerimizden “Evrenin 10 gizi”ne dikkat çekiyoruz. Bu sayıda Büyük Patlama’nın öncesine gidiyoruz: Büyük Patlama’nın öncesinde ne oldu? Bu bağlamda diğer sürekli konumuz “Fiziğin henüz çözülmemiş en büyük gizemleri”ni de izleyin. HBT klasiği haline gelen sayfamızdaki bulmaca, İlginç Sorular, Satranç, Sudoku ve DüşünBul gibi etkinlikler, özellikle evde kaldığınız günlerde zamanınızı daha nitelikli geçirmenizi veya diğer yazıları okurken soluklanmanızı sağlayabilir. Ebeveynler için önemli bir haberimiz var. Yaşamın erken döneminde sıkıntı ve gerginlik yaşayan kimi çocukların beyinlerinde erişkinlere benzer ağlar gelişiyor ve bu da erken yaşlanmak demek. Üstelik bu çocukların ergenlik dönemleri de daha uzun sürüyor. HBT zorluklara boyun eğmiyor Desteğinizle ayaktayız ve yayınımızı aksatmadan ve her türlü zorluğa karşın sürdürüyoruz. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyoruz. Bu süreçte dergiye ulaşmakta zorluk yaşadığınızı biliyoruz, fakat hiç biri bizden kaynaklanmıyor; dergimiz Cuma değil Çarşamba günleri raflarda yerini alıyor. Migros Sanal Market’in HBT’yi bulabilirsiniz. Veya sizin için sunduğumuz %10 dijital abonelik kampanyasından faydalanabilirsiniz. Kısıtlamasız özgür günlerde sizlere kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Doğru bilginin yayılması ve ülkemizde bilim okuryazarlığının gelişmesi umudunu paylaşıyor ve iyi okumalar diliyoruz. Haftaya görüşmek üzere… Sevgi ve dostlukla kalın&#8230; HBT Dergi&#8217;nin 218. sayısı dijital olarak herkes için ücretsiz! Derginizi indirmek için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-baska-bir-dunya-mumkun-derken-yasamin-birligini-savunmanin-kacinilmazligi">Korona: Başka bir dünya mümkün derken, yaşamın birliğini savunmanın kaçınılmazlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18675" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />“Her şey yaşam için”, hepimiz, canlı olan biyolojik olan her şey yaşamın bir parçası. İnsanların, toplumun bunu düşünmediği çok oldu. Kendi dışındaki varlıkların hepsi, “kendisiyle ilişkisiz’, ya yararlanacağı nesne ya yok olması gereken düşman oldu. Adeta ‘yaşam dışı” bir hayal dünya kendisine inşa etti insanlık.</p>
<p>Oysa biz bir bütünüz, bütün içinde ayrı ayrı varlıklar, ama tek başımıza bir anlamı olmayan. Bütün, yaşamın kendisi. Büyük şairimiz Nazım Hikmet bunu sadece insanlık için ifade etmişti, ama gelin bunu şimdi değiştirelim ve tüm yaşam için kaydedelim: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”</p>
<p>Türker Kılıç, epey zamandır üzerinde çalıştığı, “bağlantısal bütünsellik” kavramı ile açıkladığı “yeni bilim”in, bir bütün evren olarak da varoluşun bir beyin bilimci gözüyle manifestosunu, şimdi yeni korona virüs ile anlamlandırarak yazdı. “Yaşamdaşlık” kavramını ortaya atıyor ve “İnsanoğlu uzun süreden beri ilk kez hiç tanımadığı insanların enfekte olmaması için maske taktı. Enfekte olmamanın ilkeleri ile enfekte etmemenin ilkelerinin benzer olduğunu anladı. Bağlantısal bütünlük kültürünün ilk öğretisi ‘kendini geliştirmek istiyorsan işe yanındakini geliştirerek başla’ ilkesidir. Virüs bize ‘kendin hastalanmak istemiyorsan önce yanındakini enfeksiyondan koru’ pratiği ile bu ilkeyi öğretti,” diyor. Yaşamdaşlık bizi kurtaracak! Türker Kılıç’ın, Manifestosunu okuyun, bu manifestonun konusu yakınlarda popüler kitap olarak bizlerle buluşacak..</p>
<p><strong>Cehalet ne demek? </strong></p>
<p>Doğan Kuban çok temel bir konuda yine harika bir fikir jimnastiği yapıyor, ilkel beynimiz ile gelişmiş beynimizin uygarlık içindeki konumlarını yansıtıyor, bir koleydoskoptan bakar gibi uygarlığı seyrediyor. Okumadan geçmeyin.</p>
<p>Bugüne kadarki nükleer silah denemelerinin iklimi değiştirmiş olması ve atalarımızın bundan 45.000 yıl önce Avrupa’ya gelmiş olduğunun kesinleşmesi gibi birçok önemli haber, Araştırma Gündemi’nde Nilgün Özbaşaran Dede’nin kaleminden sizi bekliyor. Tekno Vitrin’de ise yine son çıkan teknoloji ürünlerinden haberdar olacaksınız. Erdal Musoğlu Geleceğe Bakış sayfasında ekolasyon teknolojisini anlatıyor. Karantina günlerinde makul düzeyde yiyecek stoklamanın püf noktalarını, Bilim ve Beslenme sayfamızda bulacaksınız: Raf ömrü uzun besinleri tercih edeceksiniz.</p>
<p><strong>Korona virüs üzerine çok şey </strong></p>
<p>Covid-19 söz konusu olduğunda medyada sadece ölüm oranları veriliyor. Ancak tekil istatistik paylaşımı çok da doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Bu haftaki Grafik-bilgi köşemizde koronavirüs ile diğer hastalıkların neden olduğu günlük ölüm sayılarının karşılaştırması var. Korona, içlerinde giderek büyüyor.</p>
<p>Covid-19 tüm dünyayı etkisi altına alırken ve bazı ülkelerde yaşlı nüfus adeta gözden çıkarılırken (İtalya), Latin Amerika’da yerli halklar ise yaşlılarını “kültürel bellek” olarak görüyor ve korumaya alıyor, Rita Urgan derledi.</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Sevda Türen, önemli bir soruyu gündeme getirdi: Hipertansiyon hastaları Covid-19’dan daha fazla mı etkileniyor?</p>
<p>İşyerlerinin havalandırılması nasıl yapılmalı ki korona virüsü havadan yayılıp tüm insanlara bulaşmasın? Peki aşı konusunda umutlar ne kadar gerçekçi, ilginç gelişmeleri okuyacaksınız, Reyhan Oksay toparladı.</p>
<p>Yapay zekâ (YZ) Covid-19 pandemisinde de devrede! Ali Berkol ile Gözde Kara, filyasyon takibini kolaylaştırmaktan kişinin ses değişimlerinden enfeksiyon tanısı koymaya kadar YZ’nin Covid-19 dönemindeki faydalarını ele alıyor. Veli Akarsu, Covid-19 sürecine enteresan bir açıdan bakarak salgını biyolojik bir depreme benzetiyor. Coşkun Tecimer’in yazısı ise bulgularla inancın çelişkileri üzerine… Atılım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Füsun Terzioğlu, Covid-19 sürecinde sağlık sistemlerinin zorlukların üstesinden gelebilme kapasitesinin genişletilmesi üzerine yazdı.</p>
<p>Korona Günlerinde Felsefe serisinde Prof. Dr. Attilla Erdemli, belirsizliğin yarattığı boşlukla karşılaştığında onu keşfetmeye girişmenin ve sınır durumlarında yaşama direnmenin yalnızca insana özgü bir davranış olduğunu belirtiyor. Mustafa Çetiner, Pandemi yazılarının yedincisini yazdı.</p>
<p>Tanol Türkoğlu, Dijital Kültür köşesinde Ord. Prof. Dr. Cahit Arf’ın 1959’da Erzurum’da verdiği halk konferansında “makinelerin nasıl düşünebildiğini” anlattığını aktararak günümüz Türkiye’sine dair çıkarımlarda bulunuyor. Cahit Arf, Alan Turing’in Yapay Zekâ meselesini yazdığı 1950’lerde, ülkemiz için dersler çıkartıyor. Cahit Arf’ın yeni ortaya çıkan bu önemli konuşmasına <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/unlu-matematikcimiz-cahit-arfin-bilinmeyen-bir-konusmasi-ortaya-cikti">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Ali Akurgal, Normalleşme yazısında, “Gelişmişliğin ölçüsü, ne kadar çok değil ne kadar az enerji harcayarak yaptığımız iş olmalı, diyor. Sürekli köşelerimizden “Evrenin 10 gizi”ne dikkat çekiyoruz. Bu sayıda Büyük Patlama’nın öncesine gidiyoruz: Büyük Patlama’nın öncesinde ne oldu? Bu bağlamda diğer sürekli konumuz “Fiziğin henüz çözülmemiş en büyük gizemleri”ni de izleyin. HBT klasiği haline gelen sayfamızdaki bulmaca, İlginç Sorular, Satranç, Sudoku ve DüşünBul gibi etkinlikler, özellikle evde kaldığınız günlerde zamanınızı daha nitelikli geçirmenizi veya diğer yazıları okurken soluklanmanızı sağlayabilir.</p>
<p>Ebeveynler için önemli bir haberimiz var. Yaşamın erken döneminde sıkıntı ve gerginlik yaşayan kimi çocukların beyinlerinde erişkinlere benzer ağlar gelişiyor ve bu da erken yaşlanmak demek. Üstelik bu çocukların ergenlik dönemleri de daha uzun sürüyor.</p>
<p><strong>HBT zorluklara boyun eğmiyor </strong></p>
<p>Desteğinizle ayaktayız ve yayınımızı aksatmadan ve her türlü zorluğa karşın sürdürüyoruz. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyoruz. Bu süreçte dergiye ulaşmakta zorluk yaşadığınızı biliyoruz, fakat hiç biri bizden kaynaklanmıyor; dergimiz Cuma değil Çarşamba günleri raflarda yerini alıyor. Migros Sanal Market’in HBT’yi bulabilirsiniz. Veya sizin için sunduğumuz %10 dijital abonelik kampanyasından faydalanabilirsiniz.</p>
<p>Kısıtlamasız özgür günlerde sizlere kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.</p>
<p>Doğru bilginin yayılması ve ülkemizde bilim okuryazarlığının gelişmesi umudunu paylaşıyor ve iyi okumalar diliyoruz. Haftaya görüşmek üzere…</p>
<p>Sevgi ve dostlukla kalın&#8230;</p>
<p><strong>HBT Dergi&#8217;nin 218. sayısı dijital olarak herkes için ücretsiz!</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/218-sayimiz-herkese-ucretsiz">Derginizi indirmek için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/korona-baska-bir-dunya-mumkun-derken-yasamin-birligini-savunmanin-kacinilmazligi">Korona: Başka bir dünya mümkün derken, yaşamın birliğini savunmanın kaçınılmazlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18682</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 218. Sayı – 29 Mayıs 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-218-sayi-29-mayis-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2020 10:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[bağlantısallık]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[normalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona bize yaşamdaşlık öğretiyor: Bağlantısal bütünlük içinde bir yaşam kültürü Korona günlerinde felsefe (4): Özgürlük belirsizlikle dolu boşluktadır &#8211; Attilla Erdemli Cehalet ne demek? &#8211; Doğan Kuban Erzurum&#8217;da düşünen makineler &#8211; Tanol Türkoğlu Normalleşme &#8211; Ali Akurgal Ekolasyon: Yankı ile konum belirleme &#8211; Erdal Musoğlu Normale dönüş süreci &#8211; Özlem Kayım Yıldız Yapay zekâ COVID-19 pandemisinde de devrede &#8211; Ali Berkol, Gözde Kara Büyük salgınlar (7): Edward Lenner, Leydi Montagu ve sütçü kızlar… &#8211; Mustafa Çetiner Hoşçakal İnsanoğlu: Biyolojik deprem üzerine&#8230; &#8211; Veli Akarsu Bulgular inançlarla çelişirse&#8230; &#8211; Coşkun Tecimer Yeni teknoloji ile üretilen aşıdan alınan ilk sonuçlar ümit verici Karantina günlerinde yiyecek stoklamanın püf noktaları Hayaldi, gerçek oldu: Damarlarımızda minik robotlar dolaşacak Avrupa’nın en eski Homo sapiens’i bulundu Meğer nükleer silah denemeleri iklimi değiştirmiş Çinliler ölüm riskini tahmin eden kan testi geliştirdiler Perulular niçin kısa boylu? Stargardt Hastalığında umut veren bir klinik çalışma &#8211; Umur Kayabaşı Küçük yaşta stres çocuk beynini erken yaşlandırıyor Hipertansiyon hastaları COVID-19’dan daha fazla mı etkileniyor? &#8211; Sevda Türen Uçak ve ofislerde havalandırma sistemleri değişmeli COVID-19 sürecinde sağlık sistemlerinin zorlukların üstesinden gelebilme kapasitesinin genişletilmesi &#8211; Füsun Terzioğlu Kaburgalar önce hareket, daha sonra nefes almak için evrimleşti Ergenlik dönemi köpekler için de zor HBT Dergi&#8217;nin 218. sayısı dijital olarak herkes için ücretsiz! Derginizi indirmek için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-218-sayi-29-mayis-2020">HBT Dergi 218. Sayı – 29 Mayıs 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18675" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/05/218.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Korona bize yaşamdaşlık öğretiyor: Bağlantısal bütünlük içinde bir yaşam kültürü<br />
Korona günlerinde felsefe (4): Özgürlük belirsizlikle dolu boşluktadır &#8211; Attilla Erdemli<br />
Cehalet ne demek? &#8211; Doğan Kuban<br />
Erzurum&#8217;da düşünen makineler &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Normalleşme &#8211; Ali Akurgal<br />
Ekolasyon: Yankı ile konum belirleme &#8211; Erdal Musoğlu<br />
Normale dönüş süreci &#8211; Özlem Kayım Yıldız<br />
Yapay zekâ COVID-19 pandemisinde de devrede &#8211; Ali Berkol, Gözde Kara<br />
Büyük salgınlar (7): Edward Lenner, Leydi Montagu ve sütçü kızlar… &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Hoşçakal İnsanoğlu: Biyolojik deprem üzerine&#8230; &#8211; Veli Akarsu<br />
Bulgular inançlarla çelişirse&#8230; &#8211; Coşkun Tecimer<br />
Yeni teknoloji ile üretilen aşıdan alınan ilk sonuçlar ümit verici<br />
Karantina günlerinde yiyecek stoklamanın püf noktaları<br />
Hayaldi, gerçek oldu: Damarlarımızda minik robotlar dolaşacak<br />
Avrupa’nın en eski Homo sapiens’i bulundu<br />
Meğer nükleer silah denemeleri iklimi değiştirmiş<br />
Çinliler ölüm riskini tahmin eden kan testi geliştirdiler<br />
Perulular niçin kısa boylu?<br />
Stargardt Hastalığında umut veren bir klinik çalışma &#8211; Umur Kayabaşı<br />
Küçük yaşta stres çocuk beynini erken yaşlandırıyor<br />
Hipertansiyon hastaları COVID-19’dan daha fazla mı etkileniyor? &#8211; Sevda Türen<br />
Uçak ve ofislerde havalandırma sistemleri değişmeli<br />
COVID-19 sürecinde sağlık sistemlerinin zorlukların üstesinden gelebilme kapasitesinin genişletilmesi &#8211; Füsun Terzioğlu<br />
Kaburgalar önce hareket, daha sonra nefes almak için evrimleşti<br />
Ergenlik dönemi köpekler için de zor</p>
<p><strong>HBT Dergi&#8217;nin 218. sayısı dijital olarak herkes için ücretsiz!</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/218-sayimiz-herkese-ucretsiz">Derginizi indirmek için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-218-sayi-29-mayis-2020">HBT Dergi 218. Sayı – 29 Mayıs 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18674</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 13:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac Newton]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=17902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün! Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner Newton: Keşiflerini karantinada yaptı Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel Fareler de empati yapabiliyormuş Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu Bebeklerde bile gramer algısı var Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız? Darwin bir kez daha doğrulandı İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-17903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-856x1024.jpg 856w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün!<br />
Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer<br />
Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban<br />
Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem<br />
Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan<br />
COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız<br />
Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos<br />
Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı<br />
Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz<br />
Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası<br />
Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Newton: Keşiflerini karantinada yaptı<br />
Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı<br />
Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin<br />
Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım<br />
İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel<br />
Fareler de empati yapabiliyormuş<br />
Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış<br />
Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi<br />
Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu<br />
Bebeklerde bile gramer algısı var<br />
Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor<br />
Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden<br />
Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri<br />
Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız?<br />
Darwin bir kez daha doğrulandı<br />
İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Stres saçları nasıl beyazlatıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/stres-saclari-nasil-beyazlatiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2020 13:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16869</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster sarışın ister kahverengi olsun her insanın saçları belli bir zaman sonra kırlaşmaya başlar. Nitekim ilerleyen yaşla birlikte beden daha az melanin üretmeye başlıyor. Bu boya pigmentinin farklı varyantları, normalde saçlarımıza karakteristik rengini kazandırır. Kırlaşma sürecininse ne zaman başlayacağı kalıtıma bağlı. Araştırmacılar bundan birkaç yıl önce saçların erken kırlaşmasından sorumlu olan bir gen keşfettiler. Fakat stres gibi dış etkenler de kırlaşmayı tetiklemekte. Efsaneye göre Fransız kraliçesi Marie Antoinette’nin saçları, idam edileceğini duyduktan sonra bir gecede beyazlamıştı. “Stresin saçları kırlaştığı yaygın bir tahmin olsa bu konuda bilimsel bir kanıt yoktu” diyor Harvard Tıp Okulu’ndan Thiago Cunha. Peki stres gibi psişik durumlar gerçekten de saçları kırlaştırıyor mu? Cunha ve ekibi şimdi böyle bir fenomenin bulunduğunu ve bunun temelinde hangi mekanizmanın yattığını da öğrendiler. Çalışmanın çıkış noktası rastlantısal bir keşifti. Araştırmacılar deneyler yaparken, siyah tüylü farelerin birden bire açık renk tüylere kavuştuklarını gördüler. Bu kemirgenlere deneylerde yapay olarak ağrı verilmiş ve aniden strese girmişlerdi. Bunun üzerine ağrıya bağlı stresin gerçekten de renk kaybıyla ilgili olup olmadığını öğrenmek isteyen uzmanlar, sempatik sinir sistemi üzerinden sinyal iletimini engellediler. Vejetatif sinir sisteminin bu bölümü her şeyden önce üzüntü ve tehlike gibi reaksiyonlardan sorumludur. Mücadele veya kaçma reaksiyonunu kontrol ederek örneğin kalbimizin daha hızlı atmasına neden olan stres hormonlarının salgılanmasını sağlar. Sonuçlara göre bu etki ilaçlarla veya sempatik sinir liflerinin engellenmesi halinde, farelerin tüyleri stresli durumların ardından gerçekten de kırlaşıyor. Bu ve diğer deneyler, sempatik sinir sisteminin gerçekten de pigment kaybında etkisi olduğu ve ağrının bu durumda kuvvetli bir stres faktörü gibi etkilediğini kanıtlıyor. Peki ama saçlar bu sistem üzerinden verilen sinyallerle tam olarak nasıl kırlaşıyor? Araştırmacılar bu sorunun yanıtını da buldular: Akut stres, saç foliküllerinin melanositleri üzerinde etkili. Pigment üreten bu hücreler genç yaşlarda tıpkı kök hücreler gibi henüz farklılaşmamış oluyorlar. Fakat ilerleyen yaşla birlikte “olgunlaşıyorlar”. Bu süreç tamamlandığında ise melanin üretmeyi bırakıyor ve köreliyorlar. Bedensel veya psişik stresin ardından saç foleküllerinin uçlarındaki sempatik sinir lifleri, fazladan noradrenalin salgılıyorlar. Melanosit kök hücreleri bu uyarı maddesine ait bir reseptör taşıyorlar yine – ve bu etkinleştirildiğinde hücreler yeniden farklılaşmaya başlıyorlar. Sempatik sinir sisteminin aşırı bir şekilde etkinleşmesiyle birlikte saçlarda pigment üreten hücrelerdeki doğal yaşlanma süreci de hızlanıyor. Bunlar yok olduklarında ise artık pigment üretilmiyor, hücrelere gelen zarar kalıcı oluyor. Ancak bir iyi haber de var: Bu stres etkisi bir olasılıkla önlenebiliyor. Önleyici bir madde arayan Cunha ve ekibi, hücrelerdeki gen ekspresyonunu strese bağlı olarak nasıl değiştiğini incelediler. Özellikle de CDK isimli bir proteinine ait bir yapı talimatını içeren bir DNA parçası dikkat çekiçi geldi. Söz konusu hücre döngüsünün ayarlanmasında önemli bir rol oynuyor. Araştırmacılar CDK genindeki etkinliğin strese bağlı olarak arttığını fark ettiler. Ve bu protein bloke edildiğinde melanosit kök hücreleri zamanından önce farklılaşmamış ve kemirgenlerin tüyleri siyah kalmış. İnsana ait melanositlerle gerçekleştirilen deneyler, insanda da benzer bir mekanizmanın işlediğini gösteriyor. Yeni bilgiler ışığında belki de saçların kırlaşmasını önleyecek ilaçlar geliştirilebilecek ama bu biraz zaman alabilir diyen araştırmacılar, stresin sadece saçlara değil organizmadaki diğer sistemlere de zarar verebileceğini söylüyorlar. Araştırmacılar şu sıralar sempatik etkinliğin kök hücrelerin diğer alt popülasyonları üzerindeki etkisini araştırmaya başladılar. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/stres-saclari-nasil-beyazlatiyor">Stres saçları nasıl beyazlatıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İster sarışın ister kahverengi olsun her insanın saçları belli bir zaman sonra kırlaşmaya başlar. Nitekim ilerleyen yaşla birlikte beden daha az melanin üretmeye başlıyor. Bu boya pigmentinin farklı varyantları, normalde saçlarımıza karakteristik rengini kazandırır. Kırlaşma sürecininse ne zaman başlayacağı kalıtıma bağlı. Araştırmacılar bundan birkaç yıl önce saçların erken kırlaşmasından sorumlu olan bir gen keşfettiler. Fakat stres gibi dış etkenler de kırlaşmayı tetiklemekte. Efsaneye göre Fransız kraliçesi Marie Antoinette’nin saçları, idam edileceğini duyduktan sonra bir gecede beyazlamıştı. “Stresin saçları kırlaştığı yaygın bir tahmin olsa bu konuda bilimsel bir kanıt yoktu” diyor Harvard Tıp Okulu’ndan Thiago Cunha. Peki stres gibi psişik durumlar gerçekten de saçları kırlaştırıyor mu?</p>
<p>Cunha ve ekibi şimdi böyle bir fenomenin bulunduğunu ve bunun temelinde hangi mekanizmanın yattığını da öğrendiler. Çalışmanın çıkış noktası rastlantısal bir keşifti. Araştırmacılar deneyler yaparken, siyah tüylü farelerin birden bire açık renk tüylere kavuştuklarını gördüler. Bu kemirgenlere deneylerde yapay olarak ağrı verilmiş ve aniden strese girmişlerdi. Bunun üzerine ağrıya bağlı stresin gerçekten de renk kaybıyla ilgili olup olmadığını öğrenmek isteyen uzmanlar, sempatik sinir sistemi üzerinden sinyal iletimini engellediler. Vejetatif sinir sisteminin bu bölümü her şeyden önce üzüntü ve tehlike gibi reaksiyonlardan sorumludur. Mücadele veya kaçma reaksiyonunu kontrol ederek örneğin kalbimizin daha hızlı atmasına neden olan stres hormonlarının salgılanmasını sağlar. Sonuçlara göre bu etki ilaçlarla veya sempatik sinir liflerinin engellenmesi halinde, farelerin tüyleri stresli durumların ardından gerçekten de kırlaşıyor. Bu ve diğer deneyler, sempatik sinir sisteminin gerçekten de pigment kaybında etkisi olduğu ve ağrının bu durumda kuvvetli bir stres faktörü gibi etkilediğini kanıtlıyor.</p>
<p>Peki ama saçlar bu sistem üzerinden verilen sinyallerle tam olarak nasıl kırlaşıyor? Araştırmacılar bu sorunun yanıtını da buldular: Akut stres, saç foliküllerinin melanositleri üzerinde etkili. Pigment üreten bu hücreler genç yaşlarda tıpkı kök hücreler gibi henüz farklılaşmamış oluyorlar. Fakat ilerleyen yaşla birlikte “olgunlaşıyorlar”. Bu süreç tamamlandığında ise melanin üretmeyi bırakıyor ve köreliyorlar. Bedensel veya psişik stresin ardından saç foleküllerinin uçlarındaki sempatik sinir lifleri, fazladan noradrenalin salgılıyorlar. Melanosit kök hücreleri bu uyarı maddesine ait bir reseptör taşıyorlar yine – ve bu etkinleştirildiğinde hücreler yeniden farklılaşmaya başlıyorlar. Sempatik sinir sisteminin aşırı bir şekilde etkinleşmesiyle birlikte saçlarda pigment üreten hücrelerdeki doğal yaşlanma süreci de hızlanıyor. Bunlar yok olduklarında ise artık pigment üretilmiyor, hücrelere gelen zarar kalıcı oluyor. Ancak bir iyi haber de var: Bu stres etkisi bir olasılıkla önlenebiliyor.</p>
<p>Önleyici bir madde arayan Cunha ve ekibi, hücrelerdeki gen ekspresyonunu strese bağlı olarak nasıl değiştiğini incelediler. Özellikle de CDK isimli bir proteinine ait bir yapı talimatını içeren bir DNA parçası dikkat çekiçi geldi. Söz konusu hücre döngüsünün ayarlanmasında önemli bir rol oynuyor. Araştırmacılar CDK genindeki etkinliğin strese bağlı olarak arttığını fark ettiler. Ve bu protein bloke edildiğinde melanosit kök hücreleri zamanından önce farklılaşmamış ve kemirgenlerin tüyleri siyah kalmış. İnsana ait melanositlerle gerçekleştirilen deneyler, insanda da benzer bir mekanizmanın işlediğini gösteriyor. Yeni bilgiler ışığında belki de saçların kırlaşmasını önleyecek ilaçlar geliştirilebilecek ama bu biraz zaman alabilir diyen araştırmacılar, stresin sadece saçlara değil organizmadaki diğer sistemlere de zarar verebileceğini söylüyorlar. Araştırmacılar şu sıralar sempatik etkinliğin kök hücrelerin diğer alt popülasyonları üzerindeki etkisini araştırmaya başladılar.</p>
<p><a href="https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200122135313.htm"><em>Kaynak</em></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/stres-saclari-nasil-beyazlatiyor">Stres saçları nasıl beyazlatıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16869</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kronik stres bizi aptallaştırıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kronik-stres-bizi-aptallastiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 07:46:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kronik stres]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15556</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yoğun stres altında yaşadığımız dönemler oluyor. Zamanla stres özellikle iş hayatında o kadar sıradan bir durum haline geliyor ki bu durumu gündelik yaşamın, iş hayatının bir parçası olarak görüyoruz. Ancak stresli dönemler uzadıkça sağlımızın bozulduğunu fark ediyoruz. Aynı zamanda üretkenliğimiz, mutluluğumuz, çevremizdekilere olan ilgimiz de giderek azalıyor! Konsantrasyon güçlüğü, karşımızdakini anlamada güçlük, unutkanlık, anksiyete gibi birçok sorunun nedeni stres ve stresin beynimizde yarattığı olumsuz etkiler olabilir. Son yıllarda gerçekleştirilen çok sayıda nörobilim çalışması kronik stres ve stres hormonlarının beyinde yol açtığı zararları ortaya koydu. Stresli bir durumla karşılaşılınca vücut ilk tepki olarak enerjiyi ve konsantrasyonu artırmak için adrenalin salgılıyor. Adrenalinin etkisi birkaç dakika içinde ortadan kalkıyor. Adrenalin gibi stres hormonlarının yararlı olduğu durumlar var. Özellikle sağkalımla ilgili bir konu söz konusuysa! Örneğin; sizi vahşi bir hayvan kovalıyorsa, adrenalin hayatta kalmanız için yararlı olacaktır. Ancak günlük hayatta bu tip durumlarla çok az karşılaşıyoruz ve ortada böyle bir tehdit yokken sürekli stres hormonu salgılamanız tehlikeli bir durum. Stres uzun süre devam ettiğinde ise adrenalinden daha etkili olan kortizol gibi stres hormonları salgılanmaya başlıyor. Bu hormonların etkisi uzun süreli ve zararlı. Kortizol kanda uzun süre yüksek konsantrasyonlarda kaldığında beyin fonksiyonları ve yapısı hücresel düzeyde bozulabiliyor. Ayrıca stres hormonlarının kanser ve soğuk algınlığı da dahil birçok hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğunu biliyoruz. Doktor ziyaretlerinin büyük bir kısmı strese bağlı sağlık problemleri nedeniyle gerçekleşiyor. Kronik stresin beyne 8 etkisi 1. Kronik Stres bizi aptallaştırıyor: Çünkü uzun süreli stres beynin rasyonel düşünceden sorumlu bölgelerinin işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırıyor. Stres beynimizin ön kısmında, alnın hemen arkasında bulunan sağlıklı düşünme, öğrenme, problem çözme, hedefe ulaşma gibi fonksiyonlardan sorumlu beyin bölgesi olan prefontal kortekste nörotransmitterlerin dengesini bozuyor. Bu değişiklik sonucunda dikkat eksikliği, düşünme becerilerinde bozulma, unutkanlık ve günlük hayata uyum sorunları ortaya çıkıyor. Bu değişiklikler herhangi bir konuya dikkatli bir şekilde yoğunlaşmamızı engelliyor, dağınık düşünüyoruz ve sonuç olarak tüm bilişsel fonksiyonlar olumsuz etkileniyor. Yanlış kararlar vermeye başlıyoruz. 2. Beyni küçültüyor: Kronik stres beyin hacminin azalmasına yol açıyor. Yani uzun süreli, yüksek oranda strese maruz kalan kişilerin beyinlerinde küçülme görülüyor. Bunun sonucunda da bilişsel yetenek zayıflıyor. Kortizol özellikle hipokampüste yeni nöron oluşumunu durduruyor (hipokampus, beyinde temporal lobda yer alan, hafıza, öğrenme, duygusal regülasyon ve yön bulmada önemli rolü olan bir bölge).Stres aynı zamanda duygulanım, dürtü kontrolü ve bilişsel fonksiyonlardan sorumlu prefrontal korteksin de küçülmesine neden oluyor. Bu durumun karar verme, kısa süreli bellek ve dürtüsel davranışlar üzerinde olumsuz etkisi olduğu biliniyor. Kronik stres ayrıca unutkan ve emosyonel olmamıza neden oluyor. Burada iyi bir haber; stresin beyinde yarattığı bu olumsuz etkiler kalıcı değil ve stres düzeyinin azalmasıyla beraber beyin normal hacmine, bilişsel yetenek ise stres öncesi döneme geri dönebiliyor. 3. Korku ve anksiyete kısır döngüsü yaratıyor: Kronik stres, amigdala adı verilen, beyinde her iki tarafta temporal lobların derinlerinde yer alan yapının boyutlarında, aktivitesinde ve nöral bağlantılarında artışa yol açıyor. Amigdala başta korku olmak üzere duygular, hafıza ve sağkalım ile ilgili dürtülerin denetiminden sorumlu bir beyin bölgesi. Amigdala olmadığı veya işlev görmediği durumlarda olaylar duygusal anlamını kaybediyor. Amigdala aktive olduğunda ise adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarında artış meydana geliyor. Bu hormonlar kalp hızı, kan basıncı, solunum hızı ve glikoz düzeylerini arttırıyorlar. Sonuç ise vücutta “savaş veya kaç” cevabının ortaya çıkması. Normal şartlarda stresli durum ortadan kalktıktan sonra bu hormonlar eski  düzeylerine dönüyorlar. Ancak çok uzun süre kronik strese maruz kalan kişilerde hormonlar sürekli yüksek düzeylerde kalarak korku ve anksiyete kısır döngüsüne neden oluyor. 4. Yeni beyin hücresi yapımını azaltıyor: Her gün yüzlerce beyin hücresi kaybediyoruz. Fakat beyin hücreleri tekrar yapılabiliyor. Beyinde bulunan BDNF (brain-derived neurotrophic factor) var olan beyin hücrelerinin sağlıklı olmasını ve yeni beyin hücresi yapımını sağlayan önemli bir protein. BDNF aynı zamanda stresin beyin üzerindeki olumsuz etkilerini azaltıyor. Ancak kronik stres sonucu ortaya çıkan yüksek kortizol düzeyleri BDNF yapımını azaltarak yeni beyin hücresi oluşumunu engelliyor. BDNF düzeylerinin azalması aynı zamanda Alzheimer ve depresyon gibi birçok durumla ilişkili. 5. Depresyon, unutkanlık ve Alzheimer’a neden oluyor: Beyin hücreleri birbirleriyle nörotransmitter adı verilen kimyasallar aracılığı ile iletişim kurar. Kronik stres ile birlikte prefrontal korteks ve hipokampüs bölgesinde yapısal dejenerasyon ortaya çıkar, önemli nörotransmitterler, özellikle serotonin ve dopamin düzeyleri azalıyor. Bu nörotransmitterlerin azalması kişide olumsuz bir duygu yaratabiliyor ve metabolizmayı madde bağımlılıklarına daha duyarlı bir hale getiriyor. Uzun süreli stresin beyindeki en olumsuz etkilerinden biri de demans ve Alzheimer riskinin artmasıdır. Yeni çalışmalar özellikle orta yaşlarda görülen kronik stresin Alzheimer riskini artırdığını gösteriyor. Aynı zamanda orta yaşta görülen anksiyete kıskançlık, hızlı duygu durum değişiklikleri Alzheimer görülme riskini 2 kat arttırmaktadır. 6. Toksinlerin beyni etkilemesine yol açıyor: Beynimiz her çeşit toksine karşı çok hassastır. Kan-beyin bariyeri beyin için koruyucu görev üstlenen özelleşmiş hücrelerden oluşur. Yarı geçirgen bir filtre beynimize zararlı maddelerin girişini etkiler. Kronik stres ise kan-beyin bariyerini zayıflatır, geçirgen hale getirir. Böylece patojenler, ağır metaller, kimyasal maddeler ve toksinle beynimize daha kolay girebilir. Kan beyin bariyerinin zayıflaması beyin kanseri, beyin enfeksiyonları ve multipl skleroz ile bağlantılı olabilir. 7. Beyin hücrelerinin intiharına neden oluyor: Stres, vücudumuzda ve beynimizde hücrelerin prematür intiharına ve hücresel düzeyde erken ölüme neden olur. Stres sonucu artan kortizol düzeyleri glutamat adı verilen bir nörotransmitterin düzeyini arttırır. Glutamat ise serbest radikallerin (bağlı olmayan oksijen molekülü) daha fazla oluşumuna neden olur. Serbest radikaller beyin hücrelerinde tıpkı oksijenin metalde yol açtığı paslanma gibi bir etki yaratırlar. Yükselen serbest radikal düzeyleri ile beyin hücre duvarında hasar ve sonrasında da hücre ölümü meydana gelir. 8. Beyin enflamasyonuna yol açıyor: Beynin kendine ait bir bağışıklık sistemi var. Mikroglia adı verilen spesifik hücreler beyni ve spinal kanalı enfeksiyonlardan ve zararlı maddelerden koruyor. Malesef mikrogliaların bir açma kapama mekanizması yok. Bir kez aktif duruma geldiklerine enflamasyon sürekli olarak devam ediyor. Yani, mikrogliaların sürekli çalışır durumda olmasına ve sonucunda beyin enflamasyonunun gelişmesine neden olan faktörlerden birisi de yine kronik stres. Kıvılcım Kayabalı / kayabali@ptms.com.tr &#160; Kaynaklar ALEKSEENKO A. V. et al., ‘Glutamate induces formation of free radicals in rat brain synaptosomes’, Biophysics, vol. 54, no 5, 2009-10, p. 617-620. BERGLAND, Christopher, ‘Chronic Stress Can Damage Brain Structure and Connectivity’, Psychology Today, 12 Şubat 2014, https://www.psychologytoday.com/blog/the-athletes way/201402/chronic-stress-can-damage-brain-structure-and-connectivity. BRANAN, Nicole, ‘Stress Kills Brain Cells Off’, Scientific American, 1 Haziran 2007, http://www.scientificamerican.com/article/stress-kills-brain-cells/. DOYNE, Shannon, ‘Does Stress Affect Your Ability to Make Good Decisions?’, The Learning Network, International New York Times, 20 Ekim 2014, http://learning.blogs.nytimes.com/2014/10/20/does-stress-affect-your-ability-to-make-good-decisions/?_r=0. HOLMES, Clive, ‘Chronic stress as a risk factor for the development of Alzheimer’s disease’, Alzheimer’s Society, https://www.alzheimers.org.uk/site/scripts/documents_info.php?documentID=1744. JOHANSSON, Xinxin Guo, Margda Waern, Svante Östling, Deborah Gustafson, Calle Bengtsson, Ingmar Skoog ‘ Midlife psychological stress and risk of dementia: a 35-year longitudinal population http://brain.oxfordjournals.org/content/133/8/2217 SANDERS, Robert, ‘New evidence that chronic stress predisposes brain to mental ilness’, Berkeley News, 11 Şubat 2014, http://news.berkeley.edu/2014/02/11/chronic-stress-predisposes-brain-to-mental-illness/. American Institute of Stress: &#8220;Effects of Stress.” Helpguide.org: “Understandig Stress.” Department of Health and Human Services: &#8220;Stress and Your Health.&#8221; http://www.medscape.com/viewarticle/723847</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kronik-stres-bizi-aptallastiriyor">Kronik stres bizi aptallaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun stres altında yaşadığımız dönemler oluyor. Zamanla stres özellikle iş hayatında o kadar sıradan bir durum haline geliyor ki bu durumu gündelik yaşamın, iş hayatının bir parçası olarak görüyoruz. Ancak stresli dönemler uzadıkça sağlımızın bozulduğunu fark ediyoruz. Aynı zamanda üretkenliğimiz, mutluluğumuz, çevremizdekilere olan ilgimiz de giderek azalıyor!</p>
<p>Konsantrasyon güçlüğü, karşımızdakini anlamada güçlük, unutkanlık, anksiyete gibi birçok sorunun nedeni stres ve stresin beynimizde yarattığı olumsuz etkiler olabilir. Son yıllarda gerçekleştirilen çok sayıda nörobilim çalışması kronik stres ve stres hormonlarının beyinde yol açtığı zararları ortaya koydu.</p>
<p>Stresli bir durumla karşılaşılınca vücut ilk tepki olarak enerjiyi ve konsantrasyonu artırmak için <strong>adrenalin </strong>salgılıyor. Adrenalinin etkisi birkaç dakika içinde ortadan kalkıyor. Adrenalin gibi stres hormonlarının yararlı olduğu durumlar var. Özellikle sağkalımla ilgili bir konu söz konusuysa! Örneğin; sizi vahşi bir hayvan kovalıyorsa, adrenalin hayatta kalmanız için yararlı olacaktır. Ancak günlük hayatta bu tip durumlarla çok az karşılaşıyoruz ve ortada böyle bir tehdit yokken sürekli stres hormonu salgılamanız tehlikeli bir durum.</p>
<p>Stres uzun süre devam ettiğinde ise adrenalinden daha etkili olan <strong>kortizol</strong> gibi stres hormonları salgılanmaya başlıyor. Bu hormonların etkisi uzun süreli ve zararlı. <strong>Kortizol </strong>kanda uzun süre yüksek konsantrasyonlarda kaldığında beyin fonksiyonları ve yapısı hücresel düzeyde bozulabiliyor.</p>
<p>Ayrıca stres hormonlarının kanser ve soğuk algınlığı da dahil birçok hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğunu biliyoruz. Doktor ziyaretlerinin büyük bir kısmı strese bağlı sağlık problemleri nedeniyle gerçekleşiyor.</p>
<p><strong>Kronik stresin beyne 8 etkisi</strong></p>
<ol>
<li style="list-style-type: none;"><strong>1. Kronik Stres bizi aptallaştırıyor</strong>: Çünkü uzun süreli stres beynin rasyonel düşünceden sorumlu bölgelerinin işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırıyor. Stres beynimizin ön kısmında, alnın hemen arkasında bulunan sağlıklı düşünme, öğrenme, problem çözme, hedefe ulaşma gibi fonksiyonlardan sorumlu beyin bölgesi olan prefontal kortekste nörotransmitterlerin dengesini bozuyor. Bu değişiklik sonucunda dikkat eksikliği, düşünme becerilerinde bozulma, unutkanlık ve günlük hayata uyum sorunları ortaya çıkıyor. Bu değişiklikler herhangi bir konuya dikkatli bir şekilde yoğunlaşmamızı engelliyor, dağınık düşünüyoruz ve sonuç olarak tüm bilişsel fonksiyonlar olumsuz etkileniyor. Yanlış kararlar vermeye başlıyoruz.<br />
<strong><br />
2. Beyni küçültüyor</strong>: Kronik <strong>stres beyin hacminin azalmasına yol açıyor</strong>. Yani uzun süreli, yüksek oranda strese maruz kalan kişilerin beyinlerinde küçülme görülüyor. Bunun sonucunda da <strong>bilişsel yetenek zayıflıyor. </strong>Kortizol özellikle hipokampüste yeni nöron oluşumunu durduruyor (<strong>hipokampus, </strong>beyinde temporal lobda yer alan, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Haf%C4%B1za">hafıza</a>, öğrenme, duygusal regülasyon ve yön bulmada önemli rolü olan bir bölge).Stres aynı zamanda duygulanım, dürtü kontrolü ve bilişsel fonksiyonlardan sorumlu prefrontal korteksin de küçülmesine neden oluyor. Bu durumun karar verme, kısa süreli bellek ve dürtüsel davranışlar üzerinde olumsuz etkisi olduğu biliniyor. Kronik stres ayrıca unutkan ve emosyonel olmamıza neden oluyor. Burada iyi bir haber; stresin beyinde yarattığı bu olumsuz etkiler kalıcı değil ve stres düzeyinin azalmasıyla beraber beyin normal hacmine, bilişsel yetenek ise stres öncesi döneme geri dönebiliyor.</p>
<p><strong>3. Korku ve anksiyete kısır döngüsü yaratıyor</strong>: Kronik stres, <strong>amigdala</strong> adı verilen, beyinde her iki tarafta temporal lobların derinlerinde yer alan yapının boyutlarında, aktivitesinde ve nöral bağlantılarında artışa yol açıyor. Amigdala başta <strong>korku </strong>olmak üzere duygular, hafıza ve sağkalım ile ilgili dürtülerin denetiminden sorumlu bir beyin bölgesi. Amigdala olmadığı veya işlev görmediği durumlarda olaylar duygusal anlamını kaybediyor. Amigdala aktive olduğunda ise adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarında artış meydana geliyor. Bu hormonlar kalp hızı, kan basıncı, solunum hızı ve glikoz düzeylerini arttırıyorlar. Sonuç ise vücutta “savaş veya kaç” cevabının ortaya çıkması. Normal şartlarda stresli durum ortadan kalktıktan sonra bu hormonlar eski  düzeylerine dönüyorlar. Ancak çok uzun süre kronik strese maruz kalan kişilerde hormonlar sürekli yüksek düzeylerde kalarak korku ve anksiyete kısır döngüsüne neden oluyor.<br />
<strong><br />
4. Yeni beyin hücresi yapımını azaltıyor</strong>: Her gün yüzlerce beyin hücresi kaybediyoruz. Fakat beyin hücreleri tekrar yapılabiliyor. Beyinde bulunan BDNF (brain-derived neurotrophic factor) var olan beyin hücrelerinin sağlıklı olmasını ve yeni beyin hücresi yapımını sağlayan önemli bir protein. BDNF aynı zamanda stresin beyin üzerindeki olumsuz etkilerini azaltıyor. Ancak kronik stres sonucu ortaya çıkan yüksek kortizol düzeyleri BDNF yapımını azaltarak yeni beyin hücresi oluşumunu engelliyor. BDNF düzeylerinin azalması aynı zamanda Alzheimer ve depresyon gibi birçok durumla ilişkili.</p>
<p><strong>5. Depresyon, unutkanlık ve Alzheimer’a neden oluyor</strong>: Beyin hücreleri birbirleriyle nörotransmitter adı verilen kimyasallar aracılığı ile iletişim kurar. Kronik stres ile birlikte prefrontal korteks ve hipokampüs bölgesinde yapısal dejenerasyon ortaya çıkar, önemli nörotransmitterler, özellikle <strong>serotonin </strong>ve <strong>dopamin </strong>düzeyleri azalıyor. Bu nörotransmitterlerin azalması kişide olumsuz bir duygu yaratabiliyor ve metabolizmayı madde bağımlılıklarına daha duyarlı bir hale getiriyor. Uzun süreli stresin beyindeki en olumsuz etkilerinden biri de demans ve Alzheimer riskinin artmasıdır. Yeni çalışmalar özellikle orta yaşlarda görülen kronik stresin Alzheimer riskini artırdığını gösteriyor. Aynı zamanda orta yaşta görülen anksiyete kıskançlık, hızlı duygu durum değişiklikleri Alzheimer görülme riskini 2 kat arttırmaktadır.<br />
<strong><br />
6. Toksinlerin beyni etkilemesine yol açıyor</strong>: Beynimiz her çeşit toksine karşı çok hassastır. Kan-beyin bariyeri beyin için koruyucu görev üstlenen özelleşmiş hücrelerden oluşur. Yarı geçirgen bir filtre beynimize zararlı maddelerin girişini etkiler. Kronik stres ise kan-beyin bariyerini zayıflatır, geçirgen hale getirir. Böylece patojenler, ağır metaller, kimyasal maddeler ve toksinle beynimize daha kolay girebilir. Kan beyin bariyerinin zayıflaması beyin kanseri, beyin enfeksiyonları ve multipl skleroz ile bağlantılı olabilir.<br />
<strong><br />
7. Beyin hücrelerinin intiharına neden oluyor</strong>: Stres, vücudumuzda ve beynimizde hücrelerin prematür intiharına ve hücresel düzeyde erken ölüme neden olur. Stres sonucu artan kortizol düzeyleri glutamat adı verilen bir nörotransmitterin düzeyini arttırır. Glutamat ise serbest radikallerin (bağlı olmayan oksijen molekülü) daha fazla oluşumuna neden olur. Serbest radikaller beyin hücrelerinde tıpkı oksijenin metalde yol açtığı paslanma gibi bir etki yaratırlar. Yükselen serbest radikal düzeyleri ile beyin hücre duvarında hasar ve sonrasında da hücre ölümü meydana gelir.<br />
<strong><br />
8. Beyin enflamasyonuna yol açıyor</strong>: Beynin kendine ait bir bağışıklık sistemi var. Mikroglia adı verilen spesifik hücreler beyni ve spinal kanalı enfeksiyonlardan ve zararlı maddelerden koruyor. Malesef mikrogliaların bir açma kapama mekanizması yok. Bir kez aktif duruma geldiklerine enflamasyon sürekli olarak devam ediyor. Yani, mikrogliaların sürekli çalışır durumda olmasına ve sonucunda beyin enflamasyonunun gelişmesine neden olan faktörlerden birisi de yine kronik stres.</li>
</ol>
<p><strong>Kıvılcım Kayabalı / kayabali@ptms.com.tr</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Kaynaklar</strong></em></p>
<p>ALEKSEENKO A. V. et al., ‘Glutamate induces formation of free radicals in rat brain synaptosomes’, <em>Biophysics</em>, vol. 54, no 5, 2009-10, p. 617-620.</p>
<p>BERGLAND, Christopher, ‘Chronic Stress Can Damage Brain Structure and Connectivity’, <em>Psychology Today</em>, 12 Şubat 2014, <a href="https://www.psychologytoday.com/blog/the-athletes%20way/201402/chronic-stress-can-damage-brain-structure-and-connectivity">https://www.psychologytoday.com/blog/the-athletes way/201402/chronic-stress-can-damage-brain-structure-and-connectivity</a>.</p>
<p>BRANAN, Nicole, ‘Stress Kills Brain Cells Off’, <em>Scientific American,</em> 1 Haziran 2007, <a href="http://www.scientificamerican.com/article/stress-kills-brain-cells/">http://www.scientificamerican.com/article/stress-kills-brain-cells/</a>.</p>
<p>DOYNE, Shannon, ‘Does Stress Affect Your Ability to Make Good Decisions?’, <em>The Learning Network, International New York Times</em>, 20 Ekim 2014, <a href="http://learning.blogs.nytimes.com/2014/10/20/does-stress-affect-your-ability-to-make-good-decisions/?_r=0">http://learning.blogs.nytimes.com/2014/10/20/does-stress-affect-your-ability-to-make-good-decisions/?_r=0</a>.</p>
<p>HOLMES, Clive, ‘Chronic stress as a risk factor for the development of Alzheimer’s disease’, <em>Alzheimer’s Society</em>, <a href="https://www.alzheimers.org.uk/site/scripts/documents_info.php?documentID=1744">https://www.alzheimers.org.uk/site/scripts/documents_info.php?documentID=1744</a>.</p>
<p>JOHANSSON, Xinxin Guo, Margda Waern, Svante Östling, Deborah Gustafson, Calle Bengtsson, Ingmar Skoog ‘ Midlife psychological stress and risk of dementia: a 35-year longitudinal population <a href="http://brain.oxfordjournals.org/content/133/8/2217">http://brain.oxfordjournals.org/content/133/8/2217</a></p>
<p>SANDERS, Robert, ‘New evidence that chronic stress predisposes brain to mental ilness’, <em>Berkeley News</em>, 11 Şubat 2014, <a href="http://news.berkeley.edu/2014/02/11/chronic-stress-predisposes-brain-to-mental-illness/">http://news.berkeley.edu/2014/02/11/chronic-stress-predisposes-brain-to-mental-illness/</a>.</p>
<p>American Institute of Stress: &#8220;Effects of Stress.” Helpguide.org: “Understandig Stress.” Department of Health and Human Services: &#8220;Stress and Your Health.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.medscape.com/viewarticle/723847">http://www.medscape.com/viewarticle/723847</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/kronik-stres-bizi-aptallastiriyor">Kronik stres bizi aptallaştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15556</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mesleki tükenmişlik mi yaşıyorsunuz? İşte nedenleri…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mesleki-tukenmislik-mi-yasiyorsunuz-iste-nedenleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2019 13:51:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[kurumsal]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[mesleki tükenmişlik sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[ofis]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12665</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendinize en uygun olan işi seçmeniz gerektiğini savunan kariyer önerileri şimdi yeni bir araştırmayla da destekleniyor: İsviçre’de yapılan bir araştırmaya göre mesleki tükenmişlik sendromunun sebebi, çalışan kişinin ihtiyaçları ile işinin uyuşmaması. Örneğin insanlarla yakın ilişkiler kurmayı seven bir kadın muhasebe elemanının sosyalleşmesine ve müşterilerle temasa geçmesine olanak sağlamayan bir işte çalışması uygun değildir. Araştırma sonucuna göre iş olanakları ile sosyal ihtiyaçların uyuşmaması, kişilerin tükenmişlik sendromuna daha çabuk yakalanmalarına sebep oluyor. İsviçre’deki Zürih Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Veronika Brandstätter, tükenmişlik sendromunun, iş yerlerinde sürekli olarak duygusal ve kişilerarası strese hedef olan kişilerin uzun vadede verdiği tepki olarak tanımlandığını belirtiyor. Araştırmacılara göre insanların mesleki tükenmişlik sendromu yaşamamaları için iş yerlerinde iki konuda ihtiyaçları karşılanmalı. Bunlardan biri işyerine bağlılık derecesi, yani işin gerektirdiği sosyal ilişkilerdeki yakınlık seviyesi, ikincisi ise güç, yani kişinin meslektaşlarını etkileyebilme ve onlar adına sorumluluk alabilme kabiliyeti. Bağlılık güdüsü daha ağır basan kişilerin, meslektaşlarıyla yakın ilişkiler kurmalarına fırsat sunan bir işte çalışması önerilirken, güç sahibi olma güdüsü ağır basan kişilerin ise lider pozisyonuna gelmelerine fırsat sunan işleri tercih etmeleri öneriliyor. Ayrıca, güç sahibi olma güdüsü düşük kişilerin liderlik pozisyonuna gelmeleri durumunda tükenmişlik sendromuna yakalanma risklerinin de arttığı belirtildi. Stresi tetikleyen sinsi durumlar Önceden mesleki tükenmişlik sendromuyla ilgili internet sitelerini ziyaret etmiş, yaşları 22 ile 62 arasında farklılık gösteren 97 kişinin dahil olduğu araştırmada katılımcılardan özgeçmişleri, işleri ve fiziksel sağlıkları ile ilgili sorulardan oluşan bir anket doldurmaları istendi. Araştırmacılar, katılımcıların eğilimlerini belirlemek üzere onlara aralarında mimar, laboratuvarda çalışan bir kadın ve trapezci de olmak üzere beş farklı çalışan kişi resmi gösterdi. Ardından katılımcılardan, gördükleri her fotoğrafı anlatan hayali bir kısa hikâye yazmaları istendi. Araştırmacılar, katılımcıların hikayelerinde sosyal ilişkiler kurmak veya bu ilişkileri sürdürmek üzerine (bağlılık güdüsü) veya başkalarını etkileyebilmek üzerine (güç sahibi olma güdüsü) betimlemeler olup olmadığını kontrol etti. Elde edilen bulgulara göre çalışanların kişisel ihtiyaçları ile çalıştıkları işlerin özellikleri birbirine uyuşmadığında bu durum, gizli bir stres tetikleyici haline geliyor. Brandstätter, bu tetikleyicinin “gizli” olarak tanımlandığını, çünkü çalışanların da bu durumun farkında olmadığını belirtti. Bu uyuşmazlık mesleki tükenmişlik sendromuna neden olabileceği gibi çalışanlarda görülen birçok fiziksel semptomun da sebebi olabilir. Belirtiler neler? Örneğin güç sahibi olabileceği ve insanları etkileyebileceği bir pozisyonda çalışmak isteyen ancak bu fırsatları sunmayan bir işte çalışmak durumunda kalan kişilerde baş ağrısı, karın ağrısı, baş dönmesi veya boğaz ağrısı gibi şikayetler daha çok gözlemleniyor. Brandstätter, içsel ihtiyaçlarını karşılamayan işlerde çalışan kişilerin hayal kırıklıklarını azaltmak ve durumu daha iyi hale getirmek üzere bazı değişiklikler yapabileceğini belirtti. Örneğin sosyal iletişim kurmayı seven ve yakınlık güdüsü ile motive olan ancak çok az kişisel etkileşim gerektiren işlerde çalışan kişiler görevlerini daha fazla grup çalışması gerektiren şekillerde yapmayı deneyebilirler. Aynı şekilde daha fazla sorumluluk sahibi olmak isteyen ancak başkaları üzerinde etki sağlayamayacağı bir pozisyonda çalışan kişiler de bu becerinin arandığı başka iş fırsatlarını iyi şekilde değerlendirebilmek üzere liderlik eğitimi alabilir. Ancak Brandstätter’a göre mesleki tükenmişlik sendromuna sebep olan her durum bu gibi ufak değişikliklerle çözülemeyebilir. Örneğin yönetici pozisyonunda olan ancak lider rolünü üstlenmeyi sevmeyen birinin muhtemelen iş değiştirmesi gerekecektir. Sevda Deniz Karali Kaynak: http://www.livescience.com/55741-2-key-reasons-why-people-feel-burnout-at-work.html?utm_source=lst-newsletter&#38;utm_medium=email&#38;utm_campaign=20160729-lst</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mesleki-tukenmislik-mi-yasiyorsunuz-iste-nedenleri">Mesleki tükenmişlik mi yaşıyorsunuz? İşte nedenleri…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendinize en uygun olan işi seçmeniz gerektiğini savunan kariyer önerileri şimdi yeni bir araştırmayla da destekleniyor: İsviçre’de yapılan bir araştırmaya göre mesleki tükenmişlik sendromunun sebebi, çalışan kişinin ihtiyaçları ile işinin uyuşmaması.</p>
<p>Örneğin insanlarla yakın ilişkiler kurmayı seven bir kadın muhasebe elemanının sosyalleşmesine ve müşterilerle temasa geçmesine olanak sağlamayan bir işte çalışması uygun değildir. Araştırma sonucuna göre iş olanakları ile sosyal ihtiyaçların uyuşmaması, kişilerin tükenmişlik sendromuna daha çabuk yakalanmalarına sebep oluyor.</p>
<p>İsviçre’deki Zürih Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Veronika Brandstätter, tükenmişlik sendromunun, iş yerlerinde sürekli olarak duygusal ve kişilerarası strese hedef olan kişilerin uzun vadede verdiği tepki olarak tanımlandığını belirtiyor.</p>
<p>Araştırmacılara göre insanların mesleki tükenmişlik sendromu yaşamamaları için iş yerlerinde iki konuda ihtiyaçları karşılanmalı. Bunlardan biri işyerine bağlılık derecesi, yani işin gerektirdiği sosyal ilişkilerdeki yakınlık seviyesi, ikincisi ise güç, yani kişinin meslektaşlarını etkileyebilme ve onlar adına sorumluluk alabilme kabiliyeti.</p>
<p>Bağlılık güdüsü daha ağır basan kişilerin, meslektaşlarıyla yakın ilişkiler kurmalarına fırsat sunan bir işte çalışması önerilirken, güç sahibi olma güdüsü ağır basan kişilerin ise lider pozisyonuna gelmelerine fırsat sunan işleri tercih etmeleri öneriliyor.</p>
<p>Ayrıca, güç sahibi olma güdüsü düşük kişilerin liderlik pozisyonuna gelmeleri durumunda tükenmişlik sendromuna yakalanma risklerinin de arttığı belirtildi.</p>
<p><strong>Stresi tetikleyen sinsi durumlar</strong></p>
<p>Önceden mesleki tükenmişlik sendromuyla ilgili internet sitelerini ziyaret etmiş, yaşları 22 ile 62 arasında farklılık gösteren 97 kişinin dahil olduğu araştırmada katılımcılardan özgeçmişleri, işleri ve fiziksel sağlıkları ile ilgili sorulardan oluşan bir anket doldurmaları istendi. Araştırmacılar, katılımcıların eğilimlerini belirlemek üzere onlara aralarında mimar, laboratuvarda çalışan bir kadın ve trapezci de olmak üzere beş farklı çalışan kişi resmi gösterdi. Ardından katılımcılardan, gördükleri her fotoğrafı anlatan hayali bir kısa hikâye yazmaları istendi. Araştırmacılar, katılımcıların hikayelerinde sosyal ilişkiler kurmak veya bu ilişkileri sürdürmek üzerine (bağlılık güdüsü) veya başkalarını etkileyebilmek üzerine (güç sahibi olma güdüsü) betimlemeler olup olmadığını kontrol etti.</p>
<p>Elde edilen bulgulara göre çalışanların kişisel ihtiyaçları ile çalıştıkları işlerin özellikleri birbirine uyuşmadığında bu durum, gizli bir stres tetikleyici haline geliyor. Brandstätter, bu tetikleyicinin “gizli” olarak tanımlandığını, çünkü çalışanların da bu durumun farkında olmadığını belirtti.</p>
<p>Bu uyuşmazlık mesleki tükenmişlik sendromuna neden olabileceği gibi çalışanlarda görülen birçok fiziksel semptomun da sebebi olabilir.</p>
<p><strong>Belirtiler neler?</strong></p>
<p>Örneğin güç sahibi olabileceği ve insanları etkileyebileceği bir pozisyonda çalışmak isteyen ancak bu fırsatları sunmayan bir işte çalışmak durumunda kalan kişilerde baş ağrısı, karın ağrısı, baş dönmesi veya boğaz ağrısı gibi şikayetler daha çok gözlemleniyor.</p>
<p>Brandstätter, içsel ihtiyaçlarını karşılamayan işlerde çalışan kişilerin hayal kırıklıklarını azaltmak ve durumu daha iyi hale getirmek üzere bazı değişiklikler yapabileceğini belirtti. Örneğin sosyal iletişim kurmayı seven ve yakınlık güdüsü ile motive olan ancak çok az kişisel etkileşim gerektiren işlerde çalışan kişiler görevlerini daha fazla grup çalışması gerektiren şekillerde yapmayı deneyebilirler.</p>
<p>Aynı şekilde daha fazla sorumluluk sahibi olmak isteyen ancak başkaları üzerinde etki sağlayamayacağı bir pozisyonda çalışan kişiler de bu becerinin arandığı başka iş fırsatlarını iyi şekilde değerlendirebilmek üzere liderlik eğitimi alabilir.</p>
<p>Ancak Brandstätter’a göre mesleki tükenmişlik sendromuna sebep olan her durum bu gibi ufak değişikliklerle çözülemeyebilir. Örneğin yönetici pozisyonunda olan ancak lider rolünü üstlenmeyi sevmeyen birinin muhtemelen iş değiştirmesi gerekecektir.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://www.livescience.com/55741-2-key-reasons-why-people-feel-burnout-at-work.html?utm_source=lst-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20160729-lst">http://www.livescience.com/55741-2-key-reasons-why-people-feel-burnout-at-work.html?utm_source=lst-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20160729-lst</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mesleki-tukenmislik-mi-yasiyorsunuz-iste-nedenleri">Mesleki tükenmişlik mi yaşıyorsunuz? İşte nedenleri…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12665</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağ kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[endorfin]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8723</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz. Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek. Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici). Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu. Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu. 101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı. Geniş sosyal çevrenin etkisi Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir. Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi. Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir. Sevda Deniz Karali Kaynak: http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz.</strong></p>
<p>Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek.</p>
<p>Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici).</p>
<p><strong>Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor </strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu.</p>
<p>Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu.</p>
<p>101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı.</p>
<p><strong>Geniş sosyal çevrenin etkisi</strong></p>
<p>Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir.</p>
<p>Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi.</p>
<p>Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html">http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8723</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Paraguay bir kez daha dünyanın en mutlu ülkesi oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/paraguay-bir-kez-daha-dunyanin-en-mutlu-ulkesi-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 12:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Çad]]></category>
		<category><![CDATA[Ekvator]]></category>
		<category><![CDATA[Filipinler]]></category>
		<category><![CDATA[Gabon]]></category>
		<category><![CDATA[Gallup Global Emotions Report]]></category>
		<category><![CDATA[Guatemala]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[Kolombiya]]></category>
		<category><![CDATA[Kosta Rika]]></category>
		<category><![CDATA[Liberya]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Norveç]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Afrika Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Özbekistan]]></category>
		<category><![CDATA[Panama]]></category>
		<category><![CDATA[Paraguay]]></category>
		<category><![CDATA[refah]]></category>
		<category><![CDATA[Sierra Leone]]></category>
		<category><![CDATA[Şili]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[Togo]]></category>
		<category><![CDATA[Uganda]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7104</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya çapındaki halkların, duygusal refahı hakkında yayınlanan yeni bir rapor, dünyanın en mutlu ülkesinin Paraguay olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye ise en mutsuzlar arasında. Raporda ayrıca, üst üste iki yıldır ilk sırada yer alan Paraguay en mutlu ülke olarak belirlendi. En mutsuz ülke ise Yemen&#8217;di. Araştırmacılar anketi telefonla ya da 15 yaş ve üstü kişilerle yüz yüze görüşmeler yaparak tamamladı. Gallup, 2015 yılındaki en az mutlu ülke olan Suriye&#8217;nin bu yıl ankete dahil edilmediğini çünkü sürmekte olan iç savaşın bir güvenlik meselesi olduğunu belirtti. Araştırmacılar, katılımcıların olumlu deneyimlerini değerlendirmek için bir gün önce iyi dinlenip dinlenmedikleri, kendilerini saygın hissedip hissetmedikleri ve kendi kendilerine eğlenip eğlenemedikleri gibi sorular sordu. Olumsuz deneyimler için ise, bir gün önce fiziksel ağrı, endişe, üzüntü, stres ve öfke duygusu hissedip hissetmedikleri soruldu. Gallup, bu sonuçları her ülke için genel bir skor belirlemek için kullandı. Dünyanın en mutlu ülkeleri Dünya çapındaki insanların yüzde 70&#8217;inden fazlası gülümsediğini ya da çok güldüğünü, insanların ona saygılı davrandığını, keyifli ve iyi dinlenmiş hissettiğini bildirdi. Rapora göre, &#8220;bölgedeki kültürel eğilimlerin hayatın pozitif yönlerine odaklanması&#8221; nedeniyle Latin Amerika ve Güney Amerika, dünyanın en mutlu ülkelerinden birçoğuna ev sahipliği yapıyor. Olumlu deneyim puanlarıyla dünyanın en mutlu ülkeleri şunlar: Paraguay, 84 Kosta Rika, 83 Panama, 82 Filipinler, 82 Özbekistan, 82 Ekvator, 81 Guatemala, 81 Meksika, 81 Norveç, 81 Şili, 80 Kolombiya, 80 Rapora göre ABD, Lüksemburg, Almanya, Bolivya, Brezilya, Avusturya, İngiltere, Mali ve Güney Afrika gibi diğer sekiz ülke ile benzer şekilde 75 puan aldı ve 38. sıraya yerleşti. Çatışmaların yaşandığı Ukrayna, Irak, Yemen ve Türkiye gibi ülkelerde olumlu duyguların en düşük seviyede olduğu bildirildi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika&#8217;daki ülkeler pozitif deneyim endeksinde en düşük sıralamaya sahip ancak Gallup, bu bölgelerdeki altı ülkede 2016 yılında ortalamanın üstünde bir mutluluk olduğunu bildirdi. 2016&#8217;da pozitiflik oranının en düşük olduğu ülkelerden bazıları da Sovyet sonrası devletler oldu. En stresli, en üzgün, en öfkeli Irak, 58 puanla en yüksek olumsuz endeks skoruna sahip. Son yıllarda Irak beşinci kez listede birinci sıraya yerleşti. Yunan katılımcıların yüzde 67&#8217;si çok stresli bir gün geçirdiğini söyledi ve bu değerler ile Yunanistan, en stresli ülke oldu. Bunun yüksek işsizlik oranları nedeniyle olabilir. Savaşla parçalanmış Orta Afrika Cumhuriyeti en kaygılı, İran en öfkeli ve Liberya en üzgün ülke oldu. Rapora göre Kırgızistan, 12 puan ile en düşük negatiflik puanına sahip. ABD ise Dominik Cumhuriyeti, Arjantin, Makedonya ve Güney Afrika ile benzer şekilde 32 puan aldı ve 57. sırada yer aldı. Gallup, dünya genelinde insanların yüzde 36&#8217;sının endişe duyduğunu; yüzde 35&#8217;inin stresli olduğunu, yüzde 30&#8217;unun da fiziksel ağrı hissettiğini belirtti. Olumsuz deneyimleri en çok olan ülkeler: Irak, 58 Güney Sudan, 55 İran, 52 Liberya, 52 Orta Afrika Cumhuriyeti, 48 Togo, 48 Çad, 47 Sierra Leone, 47 Uganda, 46 Gabon, 43 Genel olarak, Ekvator, El Salvador ve Liberya 2016&#8217;daki en duygusal ülkelerdi ve bu ülkelerdeki 10 kişiden, 6’sı bir gün önce yoğun olumlu ya da olumsuz duygular yaşadıklarını söylüyordu. Rusya ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ise 10 kişiden sadece 4’ü önceki gün, ankette sorulan duyguların herhangi birini yaşadığını belirtti. Bu ülkeler anketin en az duygusal ülkeleri oldu. Kaynak: www.livescience.com/59633-2017-report-on-world-happiness.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/paraguay-bir-kez-daha-dunyanin-en-mutlu-ulkesi-oldu">Paraguay bir kez daha dünyanın en mutlu ülkesi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya çapındaki halkların, duygusal refahı hakkında yayınlanan yeni bir rapor, dünyanın en mutlu ülkesinin Paraguay olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye ise en mutsuzlar arasında.</strong></p>
<div id="attachment_12180" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-12180" class="wp-image-12180 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/iguazu.jpg" alt="" width="758" height="501" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/iguazu.jpg 758w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/07/iguazu-300x198.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 758px) 100vw, 758px" /><p id="caption-attachment-12180" class="wp-caption-text">Dünyanın en mutlu ülkeleri Arjantin, Brezilya ve Paraguay&#8217;ın sınırlarından geçen Iguazu Şelaleleri</p></div>
<p>Raporda ayrıca, üst üste iki yıldır ilk sırada yer alan Paraguay en mutlu ülke olarak belirlendi. En mutsuz ülke ise Yemen&#8217;di.</p>
<p>Araştırmacılar anketi telefonla ya da 15 yaş ve üstü kişilerle yüz yüze görüşmeler yaparak tamamladı. Gallup, 2015 yılındaki en az mutlu ülke olan Suriye&#8217;nin bu yıl ankete dahil edilmediğini çünkü sürmekte olan iç savaşın bir güvenlik meselesi olduğunu belirtti.</p>
<p>Araştırmacılar, katılımcıların olumlu deneyimlerini değerlendirmek için bir gün önce iyi dinlenip dinlenmedikleri, kendilerini saygın hissedip hissetmedikleri ve kendi kendilerine eğlenip eğlenemedikleri gibi sorular sordu. Olumsuz deneyimler için ise, bir gün önce fiziksel ağrı, endişe, üzüntü, stres ve öfke duygusu hissedip hissetmedikleri soruldu. Gallup, bu sonuçları her ülke için genel bir skor belirlemek için kullandı.</p>
<p><strong>Dünyanın en mutlu ülkeleri</strong></p>
<p>Dünya çapındaki insanların yüzde 70&#8217;inden fazlası gülümsediğini ya da çok güldüğünü, insanların ona saygılı davrandığını, keyifli ve iyi dinlenmiş hissettiğini bildirdi. Rapora göre, &#8220;bölgedeki kültürel eğilimlerin hayatın pozitif yönlerine odaklanması&#8221; nedeniyle Latin Amerika ve Güney Amerika, dünyanın en mutlu ülkelerinden birçoğuna ev sahipliği yapıyor. Olumlu deneyim puanlarıyla dünyanın en mutlu ülkeleri şunlar:</p>
<ol>
<li>Paraguay, 84</li>
<li>Kosta Rika, 83</li>
<li>Panama, 82</li>
<li>Filipinler, 82</li>
<li>Özbekistan, 82</li>
<li>Ekvator, 81</li>
<li>Guatemala, 81</li>
<li>Meksika, 81</li>
<li>Norveç, 81</li>
<li>Şili, 80</li>
<li>Kolombiya, 80</li>
</ol>
<p>Rapora göre ABD, Lüksemburg, Almanya, Bolivya, Brezilya, Avusturya, İngiltere, Mali ve Güney Afrika gibi diğer sekiz ülke ile benzer şekilde 75 puan aldı ve 38. sıraya yerleşti.</p>
<p>Çatışmaların yaşandığı Ukrayna, Irak, Yemen ve Türkiye gibi ülkelerde olumlu duyguların en düşük seviyede olduğu bildirildi.</p>
<p>Ortadoğu ve Kuzey Afrika&#8217;daki ülkeler pozitif deneyim endeksinde en düşük sıralamaya sahip ancak Gallup, bu bölgelerdeki altı ülkede 2016 yılında ortalamanın üstünde bir mutluluk olduğunu bildirdi. 2016&#8217;da pozitiflik oranının en düşük olduğu ülkelerden bazıları da Sovyet sonrası devletler oldu.</p>
<p><strong>En stresli, en üzgün, en öfkeli</strong></p>
<p>Irak, 58 puanla en yüksek olumsuz endeks skoruna sahip. Son yıllarda Irak beşinci kez listede birinci sıraya yerleşti.</p>
<p>Yunan katılımcıların yüzde 67&#8217;si çok stresli bir gün geçirdiğini söyledi ve bu değerler ile Yunanistan, en stresli ülke oldu. Bunun yüksek işsizlik oranları nedeniyle olabilir. Savaşla parçalanmış Orta Afrika Cumhuriyeti en kaygılı, İran en öfkeli ve Liberya en üzgün ülke oldu.</p>
<p>Rapora göre Kırgızistan, 12 puan ile en düşük negatiflik puanına sahip. ABD ise Dominik Cumhuriyeti, Arjantin, Makedonya ve Güney Afrika ile benzer şekilde 32 puan aldı ve 57. sırada yer aldı.</p>
<p>Gallup, dünya genelinde insanların yüzde 36&#8217;sının endişe duyduğunu; yüzde 35&#8217;inin stresli olduğunu, yüzde 30&#8217;unun da fiziksel ağrı hissettiğini belirtti.</p>
<p>Olumsuz deneyimleri en çok olan ülkeler:</p>
<ol>
<li>Irak, 58</li>
<li>Güney Sudan, 55</li>
<li>İran, 52</li>
<li>Liberya, 52</li>
<li>Orta Afrika Cumhuriyeti, 48</li>
<li>Togo, 48</li>
<li>Çad, 47</li>
<li>Sierra Leone, 47</li>
<li>Uganda, 46</li>
<li>Gabon, 43</li>
</ol>
<p>Genel olarak, Ekvator, El Salvador ve Liberya 2016&#8217;daki en duygusal ülkelerdi ve bu ülkelerdeki 10 kişiden, 6’sı bir gün önce yoğun olumlu ya da olumsuz duygular yaşadıklarını söylüyordu. Rusya ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ise 10 kişiden sadece 4’ü önceki gün, ankette sorulan duyguların herhangi birini yaşadığını belirtti. Bu ülkeler anketin en az duygusal ülkeleri oldu.<br />
<strong><br />
</strong><strong>Kaynak:</strong><a href="https://www.livescience.com/59633-2017-report-on-world-happiness.html"><strong> www.livescience.com/59633-2017-report-on-world-happiness.html</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/paraguay-bir-kez-daha-dunyanin-en-mutlu-ulkesi-oldu">Paraguay bir kez daha dünyanın en mutlu ülkesi oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7104</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir apoptoz gerçeği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/bir-apoptoz-gercegi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hande Özdinler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2017 14:40:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hande Özdinler]]></category>
		<category><![CDATA[apoptosis]]></category>
		<category><![CDATA[apoptoz]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücresel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yok etmek]]></category>
		<category><![CDATA[Yoshinori Ohsumi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Apoptosis, Latince kökenli bir kelime ve kendi kendini yemek anlamına geliyor. Bu terim 1960 yıllarında çıkmaya başlamış ve bir hücrenin kendi kendini yiyip yok etmesinin keşfi ve bunun mekanizmalarının buluşu Dr. Yoshinori Ohsumi’ye 2016 yılında Tıp dalında NOBEL ödülünü kazandırdı. Evet, gerçekten de biyoloji ve tıp dünyası için son derece önemli ve anlaması zor bir buluştu. Bir hücre neden kendini yiyip yok etsin ve bunu sistematik bir şekilde çok özenle hazırlanmış bir plan dahilinde yapsın? Apoptosis ilan etmiş bir hücrenin içinde yaşananların mekanizmasını bulan Dr. Ohsumi şunları fark etmiş. Normalde bir hücre sağlıklı kalmak için eskiyen proteinleri, işlevini yitiren proteinleri geri dönüşüm kutularında toplar ve onları tekrar kullanabileceği amino asitlere indirgermiş. Ama apoptosis ilan eden bir hücre henüz yaşlanmamış veya halen daha aktif olan proteinleri de toplamaya başlıyor ve bu hücre içinden protein toplama işine hız veriyormuş. Hücre yeni protein yapmayı da yavaşlattığı, hatta kısmen durdurduğu için hücre içi önemli faaliyetler bile imkansız hale geliyor. Hücre içinde stres, örneğin oxidative stress, ER-stress artıyor. Hücre bu stresli ortamı yok etmeye çalışacağına, yepyeni bir mekanizmayı aktif hale getiriyor. APOPTOTİK YOLAK (pathway) denilen bir mekanizmayı ateşliyor. Bu mekanizmanın ateşlenmesi enerji gerektiriyor ve yeni bazı hücresel faaliyetlerin başlatılması demek oluyor. Dolayısıyla hücre gelişigüzel ve bilinçsiz bir şekilde apoptoz ilan etmiyor. Bunun için uzun seneler çalışıp planlar programlar yapıyor ve bir plan dahilinde apoptoz ilan ediyor. İşte bilim dünyasını senelerce şaşırtan buluş, buydu. Bir hücrenin saldırı sonucu veya bir hasar sonucu öldüğü, kendini korumaya çalıştığı halde başaramayıp nekrosis veya başka yöntemlerle öldüğünü biliyorduk da, böyle normalde gayet iyi çalışan ve sağlıklı bir hücrenin kendini planlı bir şekilde yok edebileceğine inanmak zor olmuştu. Sonrasında gelen sorular, bir hücre neden apoptosis ilan etmeye karar verir, bir hücre durup dururken kendini neden öldürür, yok eder? İlerleyen yıllarda aslında bunun bir sistem biyolojisi içinde düşünülmesi gerekliliğini kavradık. Aslında hücre kendi kendine, kendi öz iradesiyle apoptoz ilan etmiyordu. İçinde bulunduğu sistem onun ölmesi gerektiğini söylüyor ve onun yok olmasının sistemin büyümesi, gelişmesi için gerekli olduğunu ve bunun da ancak kendisinin etrafa en az şekilde zarar veren ölümlerden apoptosisi seçmesi ile mümkün olacağı bilgisini veriyordu. Yani, o hücrenin kendi kendisini yok etmesi için gerekli emiri veriyordu. Bunun en güzel örneği insan embriyolarında parmakların gelişiminde görülür. Önce parmaklar birbirine birleşiktir ama sistem parmakların arasındaki hücrelere apoptoz ilan et ve kendini öldür emrini verir. Aslında yanındaki hücre kadar sağlıklı olan hücre apoptosise başlar ve kendini öldürür, yok eder. Parmaklarımızın birbirinden ayrı olmasının sebebi dolayısıyla apoptosistir. Dolayısıyla bugün sağlıklı ve iyi bir şekilde çalışıyor olsa da kendini yok etmeye çalışan hücreler aslında o kararı yine kendi başlarına vermiyorlar, bir yerde sistem kazansın diye kendilerini feda ediyorlar. Üstelik ustaca, son derece planlı ve programlı bir şekilde feda ediyorlar: kendi proteinlerini yok ederek, kendi enerji mekanizmalarını kapatarak, kendi içinde korkunç büyük hücresel stresler yaratarak ve sonra o stresin yarattığı enerjiyi apoptosisi tetiklemek için kullanarak. Ölümlerin arasında en temizi olan apoptosisi seçiyorlar ve bir hücre böylece yok oluyor. Sistem, plan ve programı neyse onu devreye sokuyor. Olan vefat eden hücreye oluyor&#8230; Peki bir hücre apoptoz olma kararından dönebilir mi? Ona dikte edilen temiz bir ölümü reddedebilir mi? Evet, edebilir ve apoptozdan da dönebilir. İkinci yazımda bundan bahsedeceğim. Not: Konunun detaylarını bilenler bu önemli hücresel olayı en basit şekliyle anlatmaya çalıştığımı anlayacaklardır. Detaylı bilgi almak isteyenler Apoptosis dergisinde yayınlanan ve bu konuda çalışanlara temel olması için hazırlanan makalemize bakabilirler: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26799652 Dr. Hande Özdinler / DrOzdinler / https://www.facebook.com/OzdinlerAcademy/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/bir-apoptoz-gercegi">Bir apoptoz gerçeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Apoptosis, Latince kökenli bir kelime ve kendi kendini yemek anlamına geliyor. Bu terim 1960 yıllarında çıkmaya başlamış ve bir hücrenin kendi kendini yiyip yok etmesinin keşfi ve bunun mekanizmalarının buluşu Dr. Yoshinori Ohsumi’ye 2016 yılında Tıp dalında NOBEL ödülünü kazandırdı. Evet, gerçekten de biyoloji ve tıp dünyası için son derece önemli ve anlaması zor bir buluştu. Bir hücre neden kendini yiyip yok etsin ve bunu sistematik bir şekilde çok özenle hazırlanmış bir plan dahilinde yapsın?</p>
<p>Apoptosis ilan etmiş bir hücrenin içinde yaşananların mekanizmasını bulan Dr. Ohsumi şunları fark etmiş. Normalde bir hücre sağlıklı kalmak için eskiyen proteinleri, işlevini yitiren proteinleri geri dönüşüm kutularında toplar ve onları tekrar kullanabileceği amino asitlere indirgermiş.</p>
<p>Ama apoptosis ilan eden bir hücre henüz yaşlanmamış veya halen daha aktif olan proteinleri de toplamaya başlıyor ve bu hücre içinden protein toplama işine hız veriyormuş. Hücre yeni protein yapmayı da yavaşlattığı, hatta kısmen durdurduğu için hücre içi önemli faaliyetler bile imkansız hale geliyor. Hücre içinde stres, örneğin oxidative stress, ER-stress artıyor. Hücre bu stresli ortamı yok etmeye çalışacağına, yepyeni bir mekanizmayı aktif hale getiriyor. APOPTOTİK YOLAK (pathway) denilen bir mekanizmayı ateşliyor. Bu mekanizmanın ateşlenmesi enerji gerektiriyor ve yeni bazı hücresel faaliyetlerin başlatılması demek oluyor.</p>
<p>Dolayısıyla hücre gelişigüzel ve bilinçsiz bir şekilde apoptoz ilan etmiyor. Bunun için uzun seneler çalışıp planlar programlar yapıyor ve bir plan dahilinde apoptoz ilan ediyor. İşte bilim dünyasını senelerce şaşırtan buluş, buydu. Bir hücrenin saldırı sonucu veya bir hasar sonucu öldüğü, kendini korumaya çalıştığı halde başaramayıp nekrosis veya başka yöntemlerle öldüğünü biliyorduk da, böyle normalde gayet iyi çalışan ve sağlıklı bir hücrenin kendini planlı bir şekilde yok edebileceğine inanmak zor olmuştu.</p>
<p>Sonrasında gelen sorular, bir hücre neden apoptosis ilan etmeye karar verir, bir hücre durup dururken kendini neden öldürür, yok eder? İlerleyen yıllarda aslında bunun bir sistem biyolojisi içinde düşünülmesi gerekliliğini kavradık. Aslında hücre kendi kendine, kendi öz iradesiyle apoptoz ilan etmiyordu. İçinde bulunduğu sistem onun ölmesi gerektiğini söylüyor ve onun yok olmasının sistemin büyümesi, gelişmesi için gerekli olduğunu ve bunun da ancak kendisinin etrafa en az şekilde zarar veren ölümlerden apoptosisi seçmesi ile mümkün olacağı bilgisini veriyordu. Yani, o hücrenin kendi kendisini yok etmesi için gerekli emiri veriyordu.</p>
<p>Bunun en güzel örneği insan embriyolarında parmakların gelişiminde görülür. Önce parmaklar birbirine birleşiktir ama sistem parmakların arasındaki hücrelere apoptoz ilan et ve kendini öldür emrini verir. Aslında yanındaki hücre kadar sağlıklı olan hücre apoptosise başlar ve kendini öldürür, yok eder. Parmaklarımızın birbirinden ayrı olmasının sebebi dolayısıyla apoptosistir.</p>
<p>Dolayısıyla bugün sağlıklı ve iyi bir şekilde çalışıyor olsa da kendini yok etmeye çalışan hücreler aslında o kararı yine kendi başlarına vermiyorlar, bir yerde sistem kazansın diye kendilerini feda ediyorlar. Üstelik ustaca, son derece planlı ve programlı bir şekilde feda ediyorlar: kendi proteinlerini yok ederek, kendi enerji mekanizmalarını kapatarak, kendi içinde korkunç büyük hücresel stresler yaratarak ve sonra o stresin yarattığı enerjiyi apoptosisi tetiklemek için kullanarak. Ölümlerin arasında en temizi olan apoptosisi seçiyorlar ve bir hücre böylece yok oluyor. Sistem, plan ve programı neyse onu devreye sokuyor. Olan vefat eden hücreye oluyor&#8230;</p>
<p>Peki bir hücre apoptoz olma kararından dönebilir mi? Ona dikte edilen temiz bir ölümü reddedebilir mi? Evet, edebilir ve apoptozdan da dönebilir. İkinci yazımda bundan bahsedeceğim.</p>
<p>Not: Konunun detaylarını bilenler bu önemli hücresel olayı en basit şekliyle anlatmaya çalıştığımı anlayacaklardır. Detaylı bilgi almak isteyenler <em>Apoptosis</em> dergisinde yayınlanan ve bu konuda çalışanlara temel olması için hazırlanan makalemize bakabilirler:<br />
<a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26799652">https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26799652</a></p>
<p><strong>Dr. Hande Özdinler / <a href="https://twitter.com/DrOzdinler">DrOzdinler</a> / <a href="https://www.facebook.com/OzdinlerAcademy/">https://www.facebook.com/OzdinlerAcademy/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/bir-apoptoz-gercegi">Bir apoptoz gerçeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5180</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
