<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tarla arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tarla/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tarla</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Aug 2017 08:48:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ortadoğu savaşına başka bir bakış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortadogu-savasina-baska-bir-bakis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 08:48:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bereketli hilal]]></category>
		<category><![CDATA[doğu akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[fertile crescent]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci krizi]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[susuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[tarla]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bereketli Hilal kuruyor, bölge yeni büyük göçlere gebe Bilimsel araştırmalar, Avrupalı cihatçıların ve Suriye Baharı’nın gerçek nedeni üzerine  yeni söylemler ve düşünceler ileri sürüyor. Kuraklık bölgeyi yanmaz hale getirebilir. Uygarlıklara beşiklik eden ve insanlığın gelişmesine katkıda bulunan Bereketli Hilal iklimsel değişikliklere bağlı olarak yakın gelecekte yerini çorak topraklara bırakacak gibi… Suriye’deki yeraltı suları derinlik düzeyi, 60-70 metreden, önce 100-200 metreye, 2010 yılına gelindiğinde de 700 metreye düştü… Küresel ölçeklerde çalışan iklim bilimciler, uzun dönemli modelleri ile, Bereketli Hilal olarak da bilinen antik dönemin bereketi toprakları (yaklaşık olarak, bugünkü Irak, Güneydoğu Anadolu, Suriye, ve Lübnan) oldukça karamsar bir iklimsel gelecek tahminlerinde bulunuyor. Modellere göre, kısmen ülkemizin de dâhil olduğu bu bölge, küresel ısınma (sera gazları) etkileri yüzünden ayrıca ağırlaşan bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya. Suriye’deki karmaşa ve iç savaşın nedeni de aynı kuraklığın etkilerine bağlanmakta (1). Aynı çalışmaya göre, Suriye rejiminin, bu dönemde, “tarım ürünlerini çeşitlendirme” ve “gıda bakımından kendine yeterlik” gibi kulağa hoş gelen, ancak ülkenin su potansiyeli gerçekleri ile uyuşmayan politik hedefleri de bu sıkıntıları katlamış ve patlamayı tetiklemiştir. Bilgilere göre, 2006 yılından başlayarak Suriye’deki yeraltı suları derinlik düzeyi, 60-70 metreden, önce 100-200 metreye, 2010 yılına gelindiğinde de 700 metreye düştü. Ülke (aslında, daha geniş olarak, Bereketli Hilal’i de içeren Doğu Akdeniz ülkeleri) son dönemlerde yaşadığı en şiddetli kuraklığı yaşıyor. Coğrafi farklılıkları çok fazla olan ve Güneydoğu Anadolu’daki sulama projelerine ve barajlara sahip Türkiye ile petrole ve diğer uluslararası ilgilere sahip Irak bu kuraklığı daha kolay atlatırken, toprakları ile geçinemez duruma düşen ve sayıları 1 milyon 600 bine ulaşan Suriye çiftçileri, 3 yıldan uzun süren kuraklık ve susuzluk etkisi ile ülke kentlerine göçe yönelmiş ve geçimlerini oralarda sağlamaya çalışmıştır. O kadar ki, bu ülkede başlayan sosyal karışıklıklar da (yarattığı işsiz ve umutsuz yığınlar yanında, yaygın haberleşme ve ajitasyon olanaklarının da yardımı ile), bugünkü karmaşık görünümlü zorlu iç savaş ortamı ve yığınsal göçlerle sonuçlandı. Bereketli Hilal’in sonu Bu değerlendirmeler, Amerikan Bilimler Akademisi’nin yayın organ PNAS’da da tekrarlanıyor (2). Başka benzer bir çalışma da Bereketli Hilal’in bir tarım alanı olarak, bu yüzyılda tümüyle ortadan kalkacağını öngörmekte (3). Yani kuraklık ve iklim değişikliği etkileri, gerçekten zorlu ve uzun süreli olma eğilimi göstermektedir. Bu araştırmalara ve benzeri bilimsel bulgulara daha dikkatli bir şekilde eğilerek özellikle ülkemizi de ilgilendirebilecek olan etkileri üzerinde düşünmek, araştırmalara katılmak, bu alandaki uluslararası araştırmalarda yer alarak katkıda bulunmak ve yaşananları anlamaya çalışmak gerek (*). HBT dergimizdeki “Avrupalı Cihatçıların Kökeni” konusundaki yazı (4) da başka bir düzlemde aynı konuya değiniyor. Suriye ve diğer Arap ülkelerindeki kalkışma ve isyanların nedenleri konusunda, teröristlerin İslam ülkelerindeki bu görünür ‘başarı’sını ve buna olan Avrupalı katkısını açıklamak için ileri sürülen nedenler oldukça yüzeysel kalmakta, Suriye iç savaşını kuraklığa bağlayan çok daha temel olguların varlığını düşünmemizi gerektirmektedir. Nature gibi diğer saygın bir yayın organının yargılarına dayansa da, bu yazıdaki “ortak zemin: kin”,  “din tetikleyici unsur değil” veya “terörü ‘girişimciler’ destekliyor” (**)  gibi açıklamalar, kuraklık nedeni ile tarlasını veya ona bağlı işlerini bırakıp şehirlere yığılan kalabalıklar olmadan pek işe yaramayacak açıklamalardır. Şekil 1: Bereketli Hilal araştırmasının yürütüldüğü bölgeye ait “Normalize Edilmiş Bitki İndisi” (NDVI) temelindeki bu harita, 2008 yılındaki indis ile geçmiş 7 yılın ortalaması arasındaki farkı göstermektedir. Artı değerler (mavi-yeşilin tonları) sağlıklı bitki yetişme ortamlarına, kahverenginin tonları da bitki yetişmesinin giderek artan miktarlarda kötüleşmesine işaret etmektedir. &#160; Yeni krizlere hazır olalım! Mülteci krizi bu seferlik, geniş uluslararası yardımlaşma ve koordinasyonla, belki zaman içinde yatıştırabilecek ve savaş kendi sınırları içinde tutularak yayılması önlenebilecektir. Ancak, onlarca iklim modelini inceleyen uzmanlar yeni krizlere hazır olmamız gerektiği konusunda hemfikirdirler: İklim verileri serilerini (ki analizde kullanılan beş istasyonun üçü -Sivas, Siirt, Erzurum- Türkiye’dedir) ve sürmekte olan küresel sera gazı salımlarını da değerlendiren “Bereketli Hilal&#8217;de İklim Değişikliği” amaçlı modellemeler, Doğu Akdeniz bölgesi ülkelerinde, görülebilir gelecekte, kuraklığın daha sıklıkla ve çok daha sıkıntılı şekillerde ortaya çıkabileceğini ortaya koymaktadır. Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan, küresel iklim değişikliğine bağlı “susuzluk/kuralık” ortak sorunu, hiçbir ülkenin tek başına çözemeyeceği çapta ve karmaşıklıktadır ve ülkemizi de yakından tehdit etmektedir. Bu alanda, uluslararası düzeyde geniş bir işbirliği gerektiği ortadadır. Hazır uluslararası iklim anlaşmaları imzalanırken, ülkemizin prestijini ve görünürlüğünü olumlu yollarda etkileyecek uluslararası roller arıyorsak, bu amaca  yönelik  uluslararası bilimsel ve kurumsal  işbirliklerini bu gibi alanlarda  sağlamayı veya koordine etmeyi hedeflemeliyiz; kendi araştırma kurumlarımızı ve potansiyelimizi (gerekli olabilecek fonları da sağlayarak)  bu konulara yöneltmeye soyunmalıyız. Ülkemizin konumu ve birikimi, akılcı bir şekilde harekete geçirilebilirse, bu türden işbirliklerini yürütmeye yeterlidir. (*) Bu bağlamda, ilgili haritaların da gösterdiği gibi, ülkemizin Dicle-Fırat altında kalan Güneydoğu Anadolu illeri de benzer etkileri yaşamaktadır. O nedenle insan düşünmeden edemiyor: Acaba Güney Doğu Anadolu’da,  aylardır insanlarımızı çift taraflı acılara boğan PKK kalkışmasının ve kolaylıkla yeni militanlar bulabilmesinin ardında da (başka nedenler yanında), Güney Doğu tarımının, son dönemde  benzeri biri çöküş yaşıyor olması var olabilir mi? Belki terörle mücadele ortamında bu tür analizlere henüz vakit bulunamadı veya kamu ile paylaşılamadı; ancak, konunun bu yönünün de mercek altına alınması gereklidir. (**) Son dönemde Almanya’da dillendirildiğine şahit olduğum “öldürmeli-savaşlı bilgisayar oyunları ile artık yetinmeyen maceraperest Alman gençleri arasında, sırf gerçek savaş ve terörü yaşamak ve yaşatmak için IŞİD’e katılanlar olduğu” yargısını bunlara ekleyebiliriz! Kaynakça: (1) Wendle, “Syria’s Climate Refugees” (Suriye’nin İklim Mültecileri), Scientific American, Mart 2016, s.44 ve devamı. (2) Kelley ve ark., “Climate Change in Fertile Crescent and Implication of the Recent Syrian Drought” (Bereketli Hilal’de İklim Değişimi ve Yakın Dönemin Suriye Krizi Üzerine Etkileri) , Proccedings of National Academy of Sciences USA, Mart 2016: cilt 112, s. 3241-3246, 2008). (3) Kitoh ve ark., “First Super-High-Resolution Projections That the Ancient “Fertile Crescent Will Disappear in This Century” (İlk Çok-Yüksek_Çözümlemeli Öngörüler, Antik ‘Bereketli Hilal’in Bu Yüzyılda Ortadan Kalkacağı Yolunda), Hyrological Research Letters, cilt 2, s. 1-4, 2008. (4) “Terörizm Bilimi”, Herkese Bilim Teknoloji, sayı 2, s.8-9, 8 Nisan 2016 Mehmet Emin Özel / me_ozel@hotmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortadogu-savasina-baska-bir-bakis">Ortadoğu savaşına başka bir bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bereketli Hilal kuruyor, bölge yeni büyük göçlere gebe</strong></p>
<p>Bilimsel araştırmalar, Avrupalı cihatçıların ve Suriye Baharı’nın gerçek nedeni üzerine  yeni söylemler ve düşünceler ileri sürüyor. Kuraklık bölgeyi yanmaz hale getirebilir. Uygarlıklara beşiklik eden ve insanlığın gelişmesine katkıda bulunan Bereketli Hilal iklimsel değişikliklere bağlı olarak yakın gelecekte yerini çorak topraklara bırakacak gibi…</p>
<p>Suriye’deki yeraltı suları derinlik düzeyi, 60-70 metreden, önce 100-200 metreye, 2010 yılına gelindiğinde de 700 metreye düştü…</p>
<p>Küresel ölçeklerde çalışan iklim bilimciler, uzun dönemli modelleri ile, Bereketli Hilal olarak da bilinen antik dönemin bereketi toprakları (yaklaşık olarak, bugünkü Irak, Güneydoğu Anadolu, Suriye, ve Lübnan) oldukça karamsar bir iklimsel gelecek tahminlerinde bulunuyor. Modellere göre, kısmen ülkemizin de dâhil olduğu bu bölge, küresel ısınma (sera gazları) etkileri yüzünden ayrıca ağırlaşan bir kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya.</p>
<p>Suriye’deki karmaşa ve iç savaşın nedeni de aynı kuraklığın etkilerine bağlanmakta (1). Aynı çalışmaya göre, Suriye rejiminin, bu dönemde, “tarım ürünlerini çeşitlendirme” ve “gıda bakımından kendine yeterlik” gibi kulağa hoş gelen, ancak ülkenin su potansiyeli gerçekleri ile uyuşmayan politik hedefleri de bu sıkıntıları katlamış ve patlamayı tetiklemiştir.</p>
<p>Bilgilere göre, 2006 yılından başlayarak Suriye’deki yeraltı suları derinlik düzeyi, 60-70 metreden, önce 100-200 metreye, 2010 yılına gelindiğinde de 700 metreye düştü. Ülke (aslında, daha geniş olarak, Bereketli Hilal’i de içeren Doğu Akdeniz ülkeleri) son dönemlerde yaşadığı en şiddetli kuraklığı yaşıyor. Coğrafi farklılıkları çok fazla olan ve Güneydoğu Anadolu’daki sulama projelerine ve barajlara sahip <strong>Türkiye</strong> ile petrole ve diğer uluslararası ilgilere sahip <strong>Irak</strong> bu kuraklığı daha kolay atlatırken, toprakları ile geçinemez duruma düşen ve sayıları 1 milyon 600 bine ulaşan <strong>Suriye çiftçileri, 3 yıldan uzun süren kuraklık ve susuzluk etkisi</strong> ile ülke kentlerine göçe yönelmiş ve geçimlerini oralarda sağlamaya çalışmıştır.</p>
<p>O kadar ki, bu ülkede başlayan sosyal karışıklıklar da (yarattığı işsiz ve umutsuz yığınlar yanında, yaygın haberleşme ve ajitasyon olanaklarının da yardımı ile), bugünkü karmaşık görünümlü zorlu iç savaş ortamı ve yığınsal göçlerle sonuçlandı.</p>
<p><strong>Bereketli Hilal’in sonu</strong></p>
<p>Bu değerlendirmeler, <strong>Amerikan Bilimler Akademisi</strong>’nin yayın organ PNAS’da da tekrarlanıyor (2). Başka benzer bir çalışma da <strong>Bereketli Hilal’in bir tarım alanı olarak, bu yüzyılda tümüyle ortadan kalkacağını</strong> öngörmekte (3). Yani kuraklık ve iklim değişikliği etkileri, gerçekten zorlu ve uzun süreli olma eğilimi göstermektedir.</p>
<p>Bu araştırmalara ve benzeri bilimsel bulgulara daha dikkatli bir şekilde eğilerek özellikle ülkemizi de ilgilendirebilecek olan etkileri üzerinde düşünmek, araştırmalara katılmak, bu alandaki uluslararası araştırmalarda yer alarak katkıda bulunmak ve yaşananları anlamaya çalışmak gerek (*).</p>
<p>HBT dergimizdeki “<strong>Avrupalı Cihatçıların Kökeni</strong>” konusundaki yazı (4) da başka bir düzlemde aynı konuya değiniyor. Suriye ve diğer Arap ülkelerindeki kalkışma ve isyanların nedenleri konusunda, teröristlerin İslam ülkelerindeki bu görünür ‘başarı’sını ve buna olan Avrupalı katkısını açıklamak için ileri sürülen nedenler oldukça yüzeysel kalmakta, Suriye iç savaşını kuraklığa bağlayan çok daha temel olguların varlığını düşünmemizi gerektirmektedir.</p>
<p><em>Nature</em> gibi diğer saygın bir yayın organının yargılarına dayansa da, bu yazıdaki “ortak zemin: kin”,  “din tetikleyici unsur değil” veya “terörü ‘girişimciler’ destekliyor” (**)  gibi açıklamalar, kuraklık nedeni ile tarlasını veya ona bağlı işlerini bırakıp şehirlere yığılan kalabalıklar olmadan pek işe yaramayacak açıklamalardır.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-7407 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/vh-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/vh-300x226.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/08/vh.jpg 508w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong><br />
</strong><br />
Şekil 1: Bereketli Hilal araştırmasının yürütüldüğü bölgeye ait “Normalize Edilmiş Bitki İndisi” (NDVI) temelindeki bu harita, 2008 yılındaki indis ile geçmiş 7 yılın ortalaması arasındaki farkı göstermektedir. Artı değerler (mavi-yeşilin tonları) sağlıklı bitki yetişme ortamlarına, kahverenginin tonları da bitki yetişmesinin giderek artan miktarlarda kötüleşmesine işaret etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni krizlere hazır olalım!</strong></p>
<p>Mülteci krizi bu seferlik, geniş uluslararası yardımlaşma ve koordinasyonla, belki zaman içinde yatıştırabilecek ve savaş kendi sınırları içinde tutularak yayılması önlenebilecektir. Ancak, onlarca iklim modelini inceleyen uzmanlar yeni krizlere hazır olmamız gerektiği konusunda hemfikirdirler:</p>
<p>İklim verileri serilerini (ki analizde kullanılan beş istasyonun üçü -Sivas, Siirt, Erzurum- Türkiye’dedir) ve sürmekte olan küresel sera gazı salımlarını da değerlendiren “<strong>Bereketli Hilal&#8217;de İklim Değişikliği</strong>” amaçlı modellemeler, <strong>Doğu Akdeniz bölgesi ülkelerinde, görülebilir gelecekte, kuraklığın daha sıklıkla ve çok daha sıkıntılı şekillerde ortaya çıkabileceğini</strong> ortaya koymaktadır.</p>
<p>Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan, küresel iklim değişikliğine bağlı “susuzluk/kuralık” ortak sorunu, hiçbir ülkenin tek başına çözemeyeceği çapta ve karmaşıklıktadır ve ülkemizi de yakından tehdit etmektedir.</p>
<p>Bu alanda, uluslararası düzeyde geniş bir işbirliği gerektiği ortadadır. Hazır uluslararası iklim anlaşmaları imzalanırken, ülkemizin prestijini ve görünürlüğünü olumlu yollarda etkileyecek uluslararası roller arıyorsak, bu amaca  yönelik  uluslararası bilimsel ve kurumsal  işbirliklerini bu gibi alanlarda  sağlamayı veya koordine etmeyi hedeflemeliyiz; kendi araştırma kurumlarımızı ve potansiyelimizi (gerekli olabilecek fonları da sağlayarak)  bu konulara yöneltmeye soyunmalıyız. Ülkemizin konumu ve birikimi, akılcı bir şekilde harekete geçirilebilirse, bu türden işbirliklerini yürütmeye yeterlidir.</p>
<p>(*) Bu bağlamda, ilgili haritaların da gösterdiği gibi, ülkemizin <strong>Dicle-Fırat altında kalan Güneydoğu Anadolu illeri de benzer etkileri </strong>yaşamaktadır. O nedenle insan düşünmeden edemiyor: Acaba Güney Doğu Anadolu’da,  aylardır insanlarımızı çift taraflı acılara boğan PKK kalkışmasının ve kolaylıkla yeni militanlar bulabilmesinin ardında da (başka nedenler yanında), Güney Doğu tarımının, son dönemde  benzeri biri çöküş yaşıyor olması var olabilir mi? Belki terörle mücadele ortamında bu tür analizlere henüz vakit bulunamadı veya kamu ile paylaşılamadı; ancak, konunun bu yönünün de mercek altına alınması gereklidir.</p>
<p>(**) Son dönemde Almanya’da dillendirildiğine şahit olduğum “öldürmeli-savaşlı bilgisayar oyunları ile artık yetinmeyen maceraperest Alman gençleri arasında, sırf gerçek savaş ve terörü yaşamak ve yaşatmak için IŞİD’e katılanlar olduğu” yargısını bunlara ekleyebiliriz!</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>(1) Wendle, “<strong>Syria’s Climate Refugees</strong>” (Suriye’nin İklim Mültecileri), <em>Scientific American</em>, Mart 2016, s.44 ve devamı.<br />
(2) Kelley ve ark., “<strong>Climate Change in Fertile Crescent and Implication of the Recent Syrian Drought</strong><em>” </em>(Bereketli Hilal’de İklim Değişimi ve Yakın Dönemin Suriye Krizi Üzerine Etkileri) , <em>Proccedings of National Academy of Sciences USA</em>, Mart 2016: cilt 112, s. 3241-3246, 2008).<br />
(3) Kitoh ve ark., “<strong>First Super-High-Resolution Projections That the Ancient “Fertile Crescent Will Disappear in This Century</strong><em>” </em>(İlk Çok-Yüksek_Çözümlemeli Öngörüler, Antik ‘Bereketli Hilal’in Bu Yüzyılda Ortadan Kalkacağı Yolunda)<em>, Hyrological Research Letters</em>, cilt 2, s. 1-4, 2008.<br />
(4) “<strong>Terörizm Bilimi</strong>”, <em>Herkese Bilim Teknoloji</em>, sayı 2, s.8-9, 8 Nisan 2016</p>
<p><strong>Mehmet Emin Özel / <a href="mailto:me_ozel@hotmail.com">me_ozel@hotmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ortadogu-savasina-baska-bir-bakis">Ortadoğu savaşına başka bir bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7406</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 15:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[tarla]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Söke yöresindeki uranyum madeni çevresinde yaşayan insanların kanser olduğuyla ilgili basında yer alan haberler üzerine daha önce Sn. Dr. Reşat Uzmen ile birlikte hazırladığımız yazımız HBT portalında bulunuyor /1/. Bu konuda daha sonra TAEK sitesinde 13 Mayıs 2017 günü bir basın açıklaması yayınlandı /2/. Bu açıklamada, 2015 yılında bu yörede 12 farklı yerde yapılan radyasyon ve radyoaktivite ölçümleri yer almakta, radyasyon (doz hızları) ve radyoaktivite değerlerinin uranyum yatağına yakın &#8220;Yusufağalar Mevki- Vahşikuyular (elle kazılmış kuyu)&#8221; dışında, ülke ortalaması dolayında olduğu ve sınır değerlerin aşılmadığı açıklanarak kaygılanılacak bir durum olmadığı vurgulanıyor ve bu yöreye bir erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon detektörü konularak ileride radyasyon artımı olursa anında haber alınacağı belirtiliyor. Bu yazımızda TAEK açıklamasına biraz yakından bakarak, bunun – uranyum madeninden kanser olduk! diyen yöre halkınca ve bunu destekleyen bazı çevrelerce nasıl anlaşılacağı üzerinde durup, ‘radyasyon fiziği yol ve yöntemlerine göre’ durumu ve yapılması gereken bilimsel araştırmaları açıklamaya çalışacağız. Alınan doz önemli TAEK basın açıklamasında, 12 ölçüm yeri için radyoaktivite birimi olan Becquerel (Bq) cinsinden verilen K 40, Cs 137, Ra 226 ve Th 232’nin değerlerinin farklılığını, az mı, çok mu, vücut için zararlı mı olduğunu, konuya yabancı olan çevre halkının ve bu konularda uzman olmayanların bilemeyeceği açıktır. Özellikle Bq’den çok, vücudun aldığı doz önemlidir ve her büyük Bq sayılı radyoaktivite, vücutta büyük doz oluşturmuyor. Örneğin 4000 Bq’lik Potasyum 40 (K 40)’ın vücutta oluşturduğu doz, 40 Bq’lik Polonyum 210’dan oluşan doz kadar bile değildir (Zehirlilği çok yüksek olan Po 210,  özellikle evlerin alt katlarına topraktan giren radondan türüyor). Öte yandan önemli olan, topraktan, besinler, hava ve su yollarıyla vücuda ne kadar radyoaktif maddelerin girdiği ve bunların vücutta oluşturabileceği radyasyon dozlarının ve kanser riskinin hesaplanıp açıklanmasıdır. Her birimizin vücudunda toplam olarak doğal 9000 Bq dolayında radyoaktif maddeler bulunuyor. Bu maddelerden her saniye en azından 9000 girici / iyonlayıcı ışın (radyasyon: alfa veya beta, gama ışınları) yayınlanıyor. Günde 800 milyon ışın Bu miktar, günde kabaca 800 milyon ışının vücudumuzdan yayınlanması demek. Buna rağmen sağlıklı yaşıyoruz. Besinler yoluyla vücudumuza giren doğal radyoaktif maddelerin yayınladığı radyasyonların vücudumuza aktardığı (enerji 800 milyon ışın olan) radyasyon dozu yılda ortalama olarak 0,30 miliSievert (mSv) kadar. Topraktan kaynaklanan doğal radyasyonlar, uzaydan gelen kozmik ışınlarla birlikte insan vücudunda yılda ortalama olarak, toplam 2,4 mSv’lik bir doz oluşturuyor. Bu dozun yaklaşık olarak yarısı, radon gazı ve ondan türeyen Po 210, Pb 210 gibi radyoaktif maddelerden kaynaklanıyor. Dünya ortalaması olan 2,4 mSv’lik yıllık doz, çeşitli ülke ve yörelere göre yılda 1 ile 10 mSv arasında büyük bir değişim gösteriyor. Topraktaki doğal radyoaktif maddelerin çok daha bol olduğu başka ülkelerde, halk toprakla yakın temasta ya da buralarda kum banyoları bile yapmasına rağmen oralarda kanser artımı kanıtlanamamıştır. Bu durum radonlu sularda banyo yapanlar için de geçerlidir, hatta radyasyonlu suların hastalıklarına iyi geldiğini ifade eden çok kişi vardır. Radonlu doğal banyolardan Almanya ve Avusturya’da vardır. Sınır değerlerin anlamı Ancak tüm bunlara rağmen, radyoaktivitesi ortalamanın üzerinde olan uranyum madeni gibi yörelerde, radyasyon fiziğinin yol ve yöntemleri, sadece sınır değerlerin altında kalınmayla yetinilmemeyi, ilgili yerlerde daha ayrıntılı analiz ve ölçümlerle oralardaki halkın ne ölçüde radyasyondan etkilendiğini ortaya koymayı gerektiriyor. Buralarda uzun süre kalınması ve radyoaktivitesi yüksek besinlerden çok daha fazla yenilmesi ve geçerliyse radonlu havanın ciğerlere daha çok çekilmesi durumunda radyasyon dozlarının, sindirim ve solunum yollarıyla hesaplanmasının yanı sıra, vücudun dıştan ışınlanmasının da hesaba katılmasını öngörüyor. Sınır değerlerin her ne kadar aşılmaması gerekiyorsa da bunların biraz azı vücut için zararsız, biraz çoğu da zararlı olarak düşünülmemeli, eğer değerler ortalamanın belirgin derece üstündeyse gerekli analizler, ölçümler ve değerlendirmeler yapılmalı ve gerekiyorsa ilgili önlemler alınarak halkın gereksiz yere daha fazla radyasyon dozu almasının önüne geçilmelidir. Sınır değerlerle ve radyasyonların etkileriyle ilgili ayrıntılar Radyasyon ve Sağlığımız kitabımızda bulunuyor /Bkz. 4/. Buna karşın, oldukça yüksek radyoaktiviteli yerlerde insanlar yaşamıyorlarsa ya da oralara yakın yerlerde çok kısa süre bulunuyorlarsa, yüksek radyoaktivitelerin ölçüldüğü noktalarda besin maddeleri zaten yetiştirilmiyorsa, ya da bunlardan pek az yeniyorsa durumun tersi ortaya çıkabilir ve halkın kaygılanmasına gerek olmadığı daha açık olarak ortaya konabilir. Bu nedenle özellikle yüksek radyoaktiviteli yerlerde halkın yaşayıp yaşamadığının, yaşıyorlarsa kaç kişinin ne ölçüde dış ve içten (radon!) hangi düzeydeki radyasyondan / radyoaktiviteden etkilenebileceğini daha ayrıntılı araştırmalarla belirlemek, radyasyon fiziğinin gereği. Aydın Söke’nin uranyumlu yörelerinde yapılan TAEK açıklamasındaki radyoaktif madde ölçümleri her ne kadar genel durumu ortaya koyuyor ise de, doğrudan uranyum analizlerinin / ölçümlerinin yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Manisa Köprübaşı yazımızda /3/ açıkladığımız önemli noktaları burada tekrar ederek konuyu somutlaştırmaya çalışacağız. Uranyum’un kimyasal zehirliliğinin, radyasyon etkisinden önce geldiği ve uranyumla ilgili ayrıntılar, ilgilenenler için aşağıdaki çerçeve içinde bulunuyor. Yapılması gerekenler Bu nedenle/3 /nolu yazımızda önerdiğimiz gibi burada da uranyumu yüksek topraklardaki yerleşim yerlerinde / çalışılan tarlalarda ya da benzer yerlerde: Radyasyon doz hızı ölçümlerinin yapılması, yüksek değer gösteren yerleşim yeri, bina içi ve dışında, ortalama ne kadar süre toplam kaç kişin kaldığının belirlenmesi, dış radyasyonun etkisiyle kişi ve topluluk dozlarının hesaplanması Yukarıdaki bina içi ve dışındaki havada, radon gazı ölçümlerinin yapılması (yukarıdakine benzer bilgiler ve hesaplar) Yörenin toprak, kum ve taşından yapılmış evlerin duvarlarından alınan örneklerde uranyum ve diğer radyonüklid ölçümlerinin yapılması ve sonuçların değerlendirilmesi Bölgede kullanılan kuyulardan diğer içme ve kullanma sularından örnekler alınarak uranyum derişiminin ölçülmesi, hangi kuyu suyunun hangi köye (kişi sayısına) ulaştığının belirlenmesi ve bu suların ne ölçüde içilip içilmediğinin belirlenmesi, vücuda giren ortalama uranyum ve diğer radyoaktif madde miktarlarının belrlenmesi Bölgede yetişen sebze, meyva ve tahılların ne oranda tüketildiğinin belirlenerek bunlarda uranyum ve diğer radyoizotop ölçümlerinin yapılması, halkın sindirim yoluyla vücuduna aldığı özellikle uranyum miktarının kimyasal zehirlilikle ilgili sınır değerleriyle karşılaştırılması Bölgedeki hayvanların et, süt ve yumurtalarında uranyum miktarının ve bunların yöre halkı tarafından ne miktarda yendiğinin belirlenmesi Halkın bilgilendirilmesi şart Sistematik yapılması gereken (örneğin her 3 ayda bir) yukarıdaki ölçümler ve edinilen bilgilerden çıkarılacak sonuçlarla,  vücuda sürekli olarak giren uranyum, radon ve diğer radyoizotopların belirlenerek bunların vücutta oluşturabileceği ortalama kişisel ve topluluk dozlarının belirlenmesi ve bunlardan doğacak kanser risklerinin hesaplanması. Bu çeşit çalışmalar sadece bu yöre için değil ülke düzeyinde, radyoaktif maddeleri daha yüksek olan, başka yerlerde de yapılmalı oralarda yaşayan insanların almakta oldukları doğal radyasyon dozları hesaplanmalıdır (örneğin TÜBİTAK’ın destekleyebileceği projelerle TAEK, Sağlık Bakanlığı /Sağlık Müdürlükleri, Belediyeler ve üniversitelerin birlikte çalışmalarıyla). Aydın Söke’nin uranyumu fazla olan yörelerinde, yukarıdaki bilimsel araştırmalara paralel olarak, gerçekten kanser hastalığında artım olup olmadığının ve artım varsa nedenlerinin  Sağlık Bakanlığınca / Sağlık Müdürlüklerince de araştırılması, yöre halkının ve kamuoyunun tam olarak bilgilendirilmesi beklenir. *** Not 1: Bugün Türkiye’de hala, ülkeye özgü bölgesel ve yöresel doğal radyasyon dozları yerine,  dünya ortalamaları kullanılıyor. Halbuki Almanya’da ise, yukarıdakilere benzer çalışmalarla Almanya’nın çeşitli bölgelerine özgü, doğal radyasyon dozları yarım YY’dır belirleniyor. Bilindiği gibi doğal radyasyon dozları, sadece topraktan ve kozmik ışınlardan kaynaklanan, dış radyasyonun gama doz hızı aletleriyle ölçümünü kapsamıyor. Vücuda alınan yiyecek ve içeceklerdeki doğal radyoaktif maddelerle, evlerde solunum yoluyla alınan radon gazının oluşturduğu toplam radyoaktif maddelerin ölçümünü ve bunlardan vücutta oluşan dozların da belirlenmesini de içeriyor ki bu her bölge ve yöre için farklılık gösteriyor. Not 2: TAEK açıklamasında yer alan &#8216;erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon ölçüm aletinin (radyasyon detektörünün) buraya konulmasıyla ilgili durum: Erken uyarı sistemine bağlı radyasyon detektörleri bilindiği gibi, ancak bir nükleer kazada ya da büyük bir radyoaktivite artımında işe yarayabilir ve zaten bu amaçla özellikle sınır ötesi nükleer kazaların gecikilmeden ortaya çıkarılması için, Çernobil kazasından sonra tasarlanmış ve bu sistem ülkeyi kapsayacak şekilde kurulmuştur. Aydın Söke yöresine konulacak detektörün göstergesi, bölge dışındaki bir büyük nükleer kaza dışında, ancak bu yörede yeni bir uranyum maden çalışması yapılırsa, yani toprak büyük miktarda kazılır, çevreye dağılır, kamyonlarla taşınırsa belki normal değerin epey üzerinde bir değer gösterebilir ve bu da ancak, uranyum maden çalışması radyasyon detektörüne çok yakın bir yerde yapılıyor ise detektör göstergesinde bir artım olabilir – Maden çalışması, örneğin, detektörden bir kaç yüz metre uzakta ise, detektör bunu algılayamaz- Özetle, gerek burada gerekse Manisa Köprübaşı‘ndaki /3/ erken uyarı sistemi detektörleri ancak nükleer kazalarda bir işe yarayabilirler, topraktaki doğal radyoaktivite değişimlerinde bunların göstergelerinin normal salınımlar dışında belirgin bir artış göstermeleri beklenmemeli. Konuya yabancı olanlar için doğal radyoaktif maddelerle ilgili kısa bir bilgi Her çeşit toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Uranyum 238 (U238), Thoryum 232 (Th 232)ve Potasyum 40 (K40) ve U 238’den türeyen Radyum 226 (Ra 226) en önemli radyoaktif maddeler. Aşağıdaki şekillerde uranyumu yüksek  bir taş parçası ile çeşitli topraklardaki ortalama (taşlarda/kayaçlarda) radyoaktivite miktarları gösteriliyor.          Uranyumun kimyasal zehirliliği, radyasyon zehirliliğinden önce geliyor (İlgilenenler için ayrıntılı açıklamalar) Doğal uranyum her çeşit toprakta bulunuyor. Ortalama olarak toprağın her kg’ında 3 mikro gram uranyum var (3 ppm). Bu, 1 çorba kaşığı uranyumun 10 tonluk bir kamyondaki toprağa homojen olarak karıştırılması demek. Uranyum topraktan, havaya, sulara, bitkilere, hayvanlara ulaşıyor ve bunlardan da (besinler yoluyla) insan vücuduna giriyor, saldığı alfa ışınlarıyla özellikle böbreklerde  etkili olabiliyor. Doğal uranyumun %99 kadarı uranyum 238 atom çekirdeklerinden  oluşuyor (U 238). 1 mikro gram (1 µg) doğal uranyum sadece 0,025 Bq’lik özgül radyoaktivite gösteriyor. U 238’in özgül radyoaktivitesi ise daha da düşük: 0,0125Bq1/µg.  Doğal uranyumda sadece % 0,005 oranında bulunan U 234’ün özgül radyoaktivitesi ise U 238’inkinden 18.500 kat daha çok olmasına rağmen doğal uranyumdaki miktarının  çok düşük olması nedeniyle, etkisi çok daha az. Yediğimiz besinlerin kg’ında 0,08 ile 70 µg (mikro gram, gramın milyonda biri) arasında doğal uranyum bulunuyor.  Bir yetişkinin vücuduna  günde aldığı doğal uranyum miktarı 1 ile 3 mikrogram arasında değişiyor. Sonunda, bir yetişkinin vücudunda 30 ile 60 mikrogram uranyum birikmiş oluyor. Bu miktar doğal uranyumun vücudumuzda oluşturduğu radyasyon dozu yılda 0,3 mikro Sievert2 kadar. Uanyumun kimyasal zehirliliği için yönlendirici sınır değerler (YS) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) vücudun kg’ı başına vücuda alınacak günlük tolerans değeri ya da yönlendirici sınır değer (YS) olarak  0,6 µg  uranyum miktarını öneriyor. 0,6 µg, farelerin böbreklerinde baş gösteren hasara kimyasal zehirlenme sonucu yol açan günlük uranyum miktarı olan 60 µg/kg vücut ağırlığının %1’idir.  70 kg ağırlığındaki bir kişi için günlük bu sınır değer: 42 µg. Uranyumun kimyasal zehirlemesi ise vücuda ancak günde 4200 µg ya da 4,2 mg gibi yüksek miktarda uranyum girerse baş gösteriyor. Almanya’da yetişkinler için önerilen uranyumun günlük YS değeri : 60 µg . Bunun, litrede 10 µg’dan 20 µg’ı içme suyudan, 40 µg’ı da besinler ve solunum yoluyla vücuda alınacağı göz önüne alınıyor. Özellikle, doğal uranyumun düşük özgül radyoaktivitesi sonucu, uranyumun radyolojik zehirliliği ya da radyasyon yoluyla vücuda etkisi, kimyasal zehirliliğinden sonra geliyor. Bunun sonucu olarak, vücuda girecek uranyum miktarı sınırlamasını, kimyasal olarak vücutta hasar oluşturacak miktar belirliyor, radyasyon doz sınırı değil. Çünkü örneğin uranyumun kimyasal zehirliliğiyle ilgili WHO günlük tolerans miktarı  olan 42 mikrogram doğal uranyum vücuda alınsa dahi, bunun radyoaktivitesi sadece 1 Becquerel kadar düşük (Karşılaştırmak için: Vücudumuzdaki doğal radyoaktif maddelerin radyoaktivitesi 9000 Becquerel ve vücudumuza besinlerle zaten girmiş ve birkmiş olan doğal uranyum miktarı 30 ile 60 µg!). Buradan, günlük sınır değerdeki uranyumun saldığı az sayıdaki (saniyede 1  kadar) radyasyonun önemsiz etkisinden önce kimyasal tepkimelerle uranyum, vücutta özellikle böbreklerde hasar oluşturabiliyor. Ancak vücuttaki  kimyasal zehirlenme, yukarıda belirtildiği gibi, çok daha büyük miktarda urayum vücuda girerse olabiliyor: sınır değerin 10 katından başlayarak. Vücuda giren miktar arttıkça diğer organlarda da hasar baş gösterebiliyor. Böylece kimyasal zehirliliği önleyen sınır değerler uygulanınca, radyasyon etkisi zaten önlenmiş oluyor. U238’in fiziksel yarılanma süresi 4,5 milyon yıl olmasına karşın, vücutta kalma süresiyle ilgili biyolojik yarılanma süresi çok kısa olup örneğin böbrekler için sadece 15 gün. Yani böbreklere giren uranyum miktarı, her 15 günde bir yarıya iniyor. Uranyumun diğer organlardaki yarılanma süresi 180 ile 360 gün arasında değişebiliyor. Suda çözünür uranyumun % 1-2 kadarı vücutta tutulurken, suda çözünmeyen bileşiklerinin vücutta tutulması ise çok daha az % 0,2. Uranyumlu toprak ve yapılar yakınında uzun süre kalanlar, uranyumdan türeyen bir dizi radyoaktif maddenin saldığı gama ışınlarıyla da dıştan ışınlanabiliyorlar. Uranyumun saldığı alfalar ise havada 2-3 cm de tutuluyorlar ve insana dıştan etkili olamıyorlar /4/. 1Becquerel (Bq): Radyoaktivite birimi olup  saniyede 1 atom çekirdeği bozunan (bozunurken ışın saçan) bir maddenin radyoaktivitesidir. 2Sievert (Sv): Radyasyon doz birimi (Gama’lar için vücudun kg’ı başına soğurulan 1 Joule’lük enerj:1 Sievert  /4/) *** Yüksel Atakan, Dr. Radyasyon Fizikçisi, Almanya, ybatakan@gmail.com Kaynaklar: /1/ http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor /2/ http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html /3/ Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımız: https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0 /4/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ Nobel Yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali">Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Söke yöresindeki uranyum madeni çevresinde yaşayan insanların kanser olduğuyla ilgili basında yer alan haberler üzerine daha önce Sn. Dr. Reşat Uzmen ile birlikte hazırladığımız yazımız HBT portalında bulunuyor /1/. Bu konuda daha sonra TAEK sitesinde 13 Mayıs 2017 günü bir basın açıklaması yayınlandı /2/. Bu açıklamada, 2015 yılında bu yörede 12 farklı yerde yapılan radyasyon ve radyoaktivite ölçümleri yer almakta, radyasyon (doz hızları) ve radyoaktivite değerlerinin uranyum yatağına yakın &#8220;Yusufağalar Mevki- Vahşikuyular (elle kazılmış kuyu)&#8221; dışında, ülke ortalaması dolayında olduğu ve sınır değerlerin aşılmadığı açıklanarak kaygılanılacak bir durum olmadığı vurgulanıyor ve bu yöreye bir erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon detektörü konularak ileride radyasyon artımı olursa anında haber alınacağı belirtiliyor.</p>
<p>Bu yazımızda TAEK açıklamasına biraz yakından bakarak, bunun <strong>– uranyum madeninden kanser olduk! </strong>diyen yöre halkınca ve bunu destekleyen bazı çevrelerce nasıl anlaşılacağı üzerinde durup, ‘radyasyon fiziği yol ve yöntemlerine göre’ durumu ve yapılması gereken bilimsel araştırmaları açıklamaya çalışacağız.</p>
<p><strong>Alınan doz önemli</strong></p>
<p>TAEK basın açıklamasında, 12 ölçüm yeri için radyoaktivite birimi olan Becquerel (Bq) cinsinden verilen K 40, Cs 137, Ra 226 ve Th 232’nin değerlerinin farklılığını, az mı, çok mu, vücut için zararlı mı olduğunu, konuya yabancı olan çevre halkının ve bu konularda uzman olmayanların bilemeyeceği açıktır. Özellikle Bq’den çok, vücudun aldığı doz önemlidir ve her büyük Bq sayılı radyoaktivite, vücutta büyük doz oluşturmuyor. Örneğin 4000 Bq’lik Potasyum 40 (K 40)’ın vücutta oluşturduğu doz, 40 Bq’lik Polonyum 210’dan oluşan doz kadar bile değildir (Zehirlilği çok yüksek olan Po 210,  özellikle evlerin alt katlarına topraktan giren radondan türüyor).</p>
<p>Öte yandan önemli olan, topraktan, besinler, hava ve su yollarıyla vücuda ne kadar radyoaktif maddelerin girdiği ve bunların vücutta oluşturabileceği radyasyon dozlarının ve kanser riskinin hesaplanıp açıklanmasıdır. Her birimizin vücudunda toplam olarak doğal 9000 Bq dolayında radyoaktif maddeler bulunuyor. Bu maddelerden her saniye en azından 9000 girici / iyonlayıcı ışın (radyasyon: alfa veya beta, gama ışınları) yayınlanıyor.</p>
<p><strong>Günde 800 milyon ışın</strong></p>
<p>Bu miktar, günde kabaca 800 milyon ışının vücudumuzdan yayınlanması demek. Buna rağmen sağlıklı yaşıyoruz. Besinler yoluyla vücudumuza giren doğal radyoaktif maddelerin yayınladığı radyasyonların vücudumuza aktardığı (enerji 800 milyon ışın olan) radyasyon dozu yılda ortalama olarak 0,30 miliSievert (mSv) kadar. Topraktan kaynaklanan doğal radyasyonlar, uzaydan gelen kozmik ışınlarla birlikte insan vücudunda yılda ortalama olarak, toplam 2,4 mSv’lik bir doz oluşturuyor. Bu dozun yaklaşık olarak yarısı, radon gazı ve ondan türeyen Po 210, Pb 210 gibi radyoaktif maddelerden kaynaklanıyor.</p>
<p>Dünya ortalaması olan 2,4 mSv’lik yıllık doz, çeşitli ülke ve yörelere göre yılda 1 ile 10 mSv arasında büyük bir değişim gösteriyor. Topraktaki doğal radyoaktif maddelerin çok daha bol olduğu başka ülkelerde, halk toprakla yakın temasta ya da buralarda kum banyoları bile yapmasına rağmen oralarda kanser artımı kanıtlanamamıştır. Bu durum radonlu sularda banyo yapanlar için de geçerlidir, hatta radyasyonlu suların hastalıklarına iyi geldiğini ifade eden çok kişi vardır. Radonlu doğal banyolardan Almanya ve Avusturya’da vardır.</p>
<p><strong>Sınır değerlerin anlamı</strong></p>
<p><strong>Ancak tüm bunlara rağmen, radyoaktivitesi ortalamanın üzerinde olan uranyum madeni gibi yörelerde, radyasyon fiziğinin yol ve yöntemleri, sadece sınır değerlerin altında kalınmayla yetinilmemeyi, ilgili yerlerde daha ayrıntılı analiz ve ölçümlerle oralardaki halkın ne ölçüde radyasyondan etkilendiğini ortaya koymayı gerektiriyor.</strong> Buralarda uzun süre kalınması ve radyoaktivitesi yüksek besinlerden çok daha fazla yenilmesi ve geçerliyse radonlu havanın ciğerlere daha çok çekilmesi durumunda radyasyon dozlarının, sindirim ve solunum yollarıyla hesaplanmasının yanı sıra, vücudun dıştan ışınlanmasının da hesaba katılmasını öngörüyor.</p>
<p>Sınır değerlerin her ne kadar aşılmaması gerekiyorsa da bunların biraz azı vücut için zararsız, biraz çoğu da zararlı olarak düşünülmemeli, eğer değerler ortalamanın belirgin derece üstündeyse gerekli analizler, ölçümler ve değerlendirmeler yapılmalı ve gerekiyorsa ilgili önlemler alınarak halkın gereksiz yere daha fazla radyasyon dozu almasının önüne geçilmelidir. Sınır değerlerle ve radyasyonların etkileriyle ilgili ayrıntılar Radyasyon ve Sağlığımız kitabımızda bulunuyor /Bkz. 4/.</p>
<p>Buna karşın, oldukça yüksek radyoaktiviteli yerlerde insanlar yaşamıyorlarsa ya da oralara yakın yerlerde çok kısa süre bulunuyorlarsa, yüksek radyoaktivitelerin ölçüldüğü noktalarda besin maddeleri zaten yetiştirilmiyorsa, ya da bunlardan pek az yeniyorsa durumun tersi ortaya çıkabilir ve halkın kaygılanmasına gerek olmadığı daha açık olarak ortaya konabilir. Bu nedenle özellikle yüksek radyoaktiviteli yerlerde halkın yaşayıp yaşamadığının, yaşıyorlarsa kaç kişinin ne ölçüde dış ve içten (radon!) hangi düzeydeki radyasyondan / radyoaktiviteden etkilenebileceğini daha ayrıntılı araştırmalarla belirlemek, radyasyon fiziğinin gereği.</p>
<p>Aydın Söke’nin uranyumlu yörelerinde yapılan TAEK açıklamasındaki radyoaktif madde ölçümleri her ne kadar genel durumu ortaya koyuyor ise de, doğrudan uranyum analizlerinin / ölçümlerinin yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Manisa Köprübaşı yazımızda /3/ açıkladığımız önemli noktaları burada tekrar ederek konuyu somutlaştırmaya çalışacağız. Uranyum’un kimyasal zehirliliğinin, radyasyon etkisinden önce geldiği ve uranyumla ilgili ayrıntılar, ilgilenenler için aşağıdaki çerçeve içinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Yapılması gerekenler</strong></p>
<p>Bu nedenle/3<strong> /nolu yazımızda önerdiğimiz gibi burada da uranyumu yüksek topraklardaki yerleşim yerlerinde / çalışılan tarlalarda ya da benzer yerlerde:</strong></p>
<ol>
<li>Radyasyon doz hızı ölçümlerinin yapılması, yüksek değer gösteren yerleşim yeri, bina içi ve dışında, ortalama ne kadar süre toplam kaç kişin kaldığının belirlenmesi, dış radyasyonun etkisiyle kişi ve topluluk dozlarının hesaplanması</li>
<li>Yukarıdaki bina içi ve dışındaki havada, radon gazı ölçümlerinin yapılması (yukarıdakine benzer bilgiler ve hesaplar)</li>
<li>Yörenin toprak, kum ve taşından yapılmış evlerin duvarlarından alınan örneklerde uranyum ve diğer radyonüklid ölçümlerinin yapılması ve sonuçların değerlendirilmesi</li>
<li>Bölgede kullanılan kuyulardan diğer içme ve kullanma sularından örnekler alınarak uranyum derişiminin ölçülmesi, hangi kuyu suyunun hangi köye (kişi sayısına) ulaştığının belirlenmesi ve bu suların ne ölçüde içilip içilmediğinin belirlenmesi, vücuda giren ortalama uranyum ve diğer radyoaktif madde miktarlarının belrlenmesi</li>
<li>Bölgede yetişen sebze, meyva ve tahılların ne oranda tüketildiğinin belirlenerek bunlarda uranyum ve diğer radyoizotop ölçümlerinin yapılması, halkın sindirim yoluyla vücuduna aldığı özellikle uranyum miktarının kimyasal zehirlilikle ilgili sınır değerleriyle karşılaştırılması</li>
<li>Bölgedeki hayvanların et, süt ve yumurtalarında uranyum miktarının ve bunların yöre halkı tarafından ne miktarda yendiğinin belirlenmesi</li>
</ol>
<p><strong>Halkın bilgilendirilmesi şart</strong></p>
<p>Sistematik yapılması gereken (örneğin her 3 ayda bir) yukarıdaki ölçümler ve edinilen bilgilerden çıkarılacak sonuçlarla,  vücuda sürekli olarak giren uranyum, radon ve diğer radyoizotopların belirlenerek bunların vücutta oluşturabileceği ortalama kişisel ve topluluk dozlarının belirlenmesi ve bunlardan doğacak kanser risklerinin hesaplanması.</p>
<p><strong>Bu çeşit çalışmalar sadece bu yöre için değil ülke düzeyinde, radyoaktif maddeleri daha yüksek olan, başka yerlerde de yapılmalı oralarda yaşayan insanların almakta oldukları doğal radyasyon dozları hesaplanmalıdır (örneğin TÜBİTAK’ın destekleyebileceği projelerle TAEK, Sağlık Bakanlığı /Sağlık Müdürlükleri, Belediyeler ve üniversitelerin birlikte çalışmalarıyla).</strong></p>
<p><strong>Aydın Söke’nin uranyumu fazla olan yörelerinde, yukarıdaki bilimsel araştırmalara paralel olarak, gerçekten kanser hastalığında artım olup olmadığının ve artım varsa nedenlerinin  Sağlık Bakanlığınca / Sağlık Müdürlüklerince de araştırılması, yöre halkının ve kamuoyunun tam olarak bilgilendirilmesi beklenir. </strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Not 1: Bugün Türkiye’de hala, ülkeye özgü bölgesel ve yöresel doğal radyasyon dozları yerine,  dünya ortalamaları kullanılıyor. Halbuki Almanya’da ise, yukarıdakilere benzer çalışmalarla Almanya’nın çeşitli bölgelerine özgü, doğal radyasyon dozları yarım YY’dır belirleniyor. </strong>Bilindiği gibi doğal radyasyon dozları, sadece topraktan ve kozmik ışınlardan kaynaklanan, dış radyasyonun gama doz hızı aletleriyle ölçümünü kapsamıyor. Vücuda alınan yiyecek ve içeceklerdeki doğal radyoaktif maddelerle, evlerde solunum yoluyla alınan radon gazının oluşturduğu toplam radyoaktif maddelerin ölçümünü ve <strong>bunlardan vücutta oluşan dozların da belirlenmesini de içeriyor ki bu her bölge ve yöre için farklılık gösteriyor.</strong></p>
<p><strong>Not 2</strong>: TAEK açıklamasında yer alan &#8216;erken uyarı sistemine bağlı bir radyasyon ölçüm aletinin (radyasyon detektörünün) buraya konulmasıyla ilgili durum:</p>
<p>Erken uyarı sistemine bağlı radyasyon detektörleri bilindiği gibi, ancak bir nükleer kazada ya da büyük bir radyoaktivite artımında işe yarayabilir ve zaten bu amaçla özellikle sınır ötesi nükleer kazaların gecikilmeden ortaya çıkarılması için, Çernobil kazasından sonra tasarlanmış ve bu sistem ülkeyi kapsayacak şekilde kurulmuştur. Aydın Söke yöresine konulacak detektörün göstergesi, bölge dışındaki bir büyük nükleer kaza dışında, ancak bu yörede yeni bir uranyum maden çalışması yapılırsa, yani toprak büyük miktarda kazılır, çevreye dağılır, kamyonlarla taşınırsa belki normal değerin epey üzerinde bir değer gösterebilir ve bu da ancak, uranyum maden çalışması radyasyon detektörüne çok yakın bir yerde yapılıyor ise detektör göstergesinde bir artım olabilir – Maden çalışması, örneğin, detektörden bir kaç yüz metre uzakta ise, detektör bunu algılayamaz- Özetle, gerek burada gerekse Manisa Köprübaşı‘ndaki /3/ erken uyarı sistemi detektörleri ancak nükleer kazalarda bir işe yarayabilirler, topraktaki doğal radyoaktivite değişimlerinde bunların göstergelerinin normal salınımlar dışında belirgin bir artış göstermeleri beklenmemeli.</p>
<p><strong>Konuya yabancı olanlar için doğal radyoaktif maddelerle ilgili kısa bir bilgi</strong></p>
<p>Her çeşit toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Uranyum 238 (U238), Thoryum 232 (Th 232)ve Potasyum 40 (K40) ve U 238’den türeyen Radyum 226 (Ra 226) en önemli radyoaktif maddeler. Aşağıdaki şekillerde uranyumu yüksek  bir taş parçası ile çeşitli topraklardaki ortalama (taşlarda/kayaçlarda) radyoaktivite miktarları gösteriliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6845" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1-300x201.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur1.jpg 486w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />        <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-6846" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/ur2.jpg 891w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Uranyumun kimyasal zehirliliği, radyasyon zehirliliğinden önce geliyor (İlgilenenler için ayrıntılı açıklamalar)</strong></p>
<ul>
<li>Doğal uranyum her çeşit toprakta bulunuyor. Ortalama olarak toprağın her kg’ında 3 mikro gram uranyum var (3 ppm).</li>
<li>Bu, 1 çorba kaşığı uranyumun 10 tonluk bir kamyondaki toprağa homojen olarak karıştırılması demek. Uranyum topraktan, havaya, sulara, bitkilere, hayvanlara ulaşıyor ve bunlardan da (besinler yoluyla) insan vücuduna giriyor, saldığı alfa ışınlarıyla özellikle böbreklerde  etkili olabiliyor. Doğal uranyumun %99 kadarı uranyum 238 atom çekirdeklerinden  oluşuyor (U 238). 1 mikro gram (1 µg) doğal uranyum sadece 0,025 Bq’lik özgül radyoaktivite gösteriyor.</li>
<li>U 238’in özgül radyoaktivitesi ise daha da düşük: 0,0125Bq<strong><sup>1</sup></strong>/µg.  Doğal uranyumda sadece % 0,005 oranında bulunan</li>
<li>U 234’ün özgül radyoaktivitesi ise U 238’inkinden 18.500 kat daha çok olmasına rağmen doğal uranyumdaki miktarının  çok düşük olması nedeniyle, etkisi çok daha az.</li>
<li>Yediğimiz besinlerin kg’ında 0,08 ile 70 µg (mikro gram, gramın milyonda biri) arasında doğal uranyum bulunuyor.  Bir yetişkinin vücuduna  günde aldığı doğal uranyum miktarı 1 ile 3 mikrogram arasında değişiyor. Sonunda, bir yetişkinin vücudunda 30 ile 60 mikrogram uranyum birikmiş oluyor. Bu miktar doğal uranyumun vücudumuzda oluşturduğu radyasyon dozu yılda 0,3 mikro Sievert<strong><sup>2</sup></strong> kadar.</li>
</ul>
<p><strong>Uanyumun kimyasal zehirliliği için yönlendirici sınır değerler (YS)</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) vücudun kg’ı başına vücuda alınacak günlük tolerans değeri ya da yönlendirici sınır değer (YS) olarak  0,6 µg  uranyum miktarını öneriyor. 0,6 µg, farelerin böbreklerinde baş gösteren hasara kimyasal zehirlenme sonucu yol açan günlük uranyum miktarı olan 60 µg/kg vücut ağırlığının %1’idir.  70 kg ağırlığındaki bir kişi için günlük bu sınır değer: 42 µg. Uranyumun kimyasal zehirlemesi ise vücuda ancak günde 4200 µg ya da 4,2 mg gibi yüksek miktarda uranyum girerse baş gösteriyor.</p>
<p>Almanya’da yetişkinler için önerilen uranyumun günlük YS değeri : 60 µg . Bunun, litrede 10 µg’dan 20 µg’ı içme suyudan, 40 µg’ı da besinler ve solunum yoluyla vücuda alınacağı göz önüne alınıyor.</p>
<p>Özellikle, doğal uranyumun düşük özgül radyoaktivitesi sonucu, uranyumun radyolojik zehirliliği ya da radyasyon yoluyla vücuda etkisi, kimyasal zehirliliğinden sonra geliyor. Bunun sonucu olarak, vücuda girecek uranyum miktarı sınırlamasını, kimyasal olarak vücutta hasar oluşturacak miktar belirliyor, radyasyon doz sınırı değil. Çünkü örneğin uranyumun kimyasal zehirliliğiyle ilgili WHO günlük tolerans miktarı  olan 42 mikrogram doğal uranyum vücuda alınsa dahi, bunun radyoaktivitesi sadece 1 Becquerel kadar düşük (Karşılaştırmak için: Vücudumuzdaki doğal radyoaktif maddelerin radyoaktivitesi 9000 Becquerel ve vücudumuza besinlerle zaten girmiş ve birkmiş olan doğal uranyum miktarı 30 ile 60 µg!). Buradan, günlük sınır değerdeki uranyumun saldığı az sayıdaki (saniyede 1  kadar) radyasyonun önemsiz etkisinden önce kimyasal tepkimelerle uranyum, vücutta özellikle böbreklerde hasar oluşturabiliyor. Ancak vücuttaki  kimyasal zehirlenme, yukarıda belirtildiği gibi, çok daha büyük miktarda urayum vücuda girerse olabiliyor: sınır değerin 10 katından başlayarak. Vücuda giren miktar arttıkça diğer organlarda da hasar baş gösterebiliyor. Böylece kimyasal zehirliliği önleyen sınır değerler uygulanınca, radyasyon etkisi zaten önlenmiş oluyor.</p>
<p>U238’in fiziksel yarılanma süresi 4,5 milyon yıl olmasına karşın, vücutta kalma süresiyle ilgili biyolojik yarılanma süresi çok kısa olup örneğin böbrekler için sadece 15 gün. Yani böbreklere giren uranyum miktarı, her 15 günde bir yarıya iniyor. Uranyumun diğer organlardaki yarılanma süresi 180 ile 360 gün arasında değişebiliyor. Suda çözünür uranyumun % 1-2 kadarı vücutta tutulurken, suda çözünmeyen bileşiklerinin vücutta tutulması ise çok daha az % 0,2.</p>
<p>Uranyumlu toprak ve yapılar yakınında uzun süre kalanlar, uranyumdan türeyen bir dizi radyoaktif maddenin saldığı gama ışınlarıyla da dıştan ışınlanabiliyorlar. Uranyumun saldığı alfalar ise havada 2-3 cm de tutuluyorlar ve insana dıştan etkili olamıyorlar /4/.</p>
<p><strong><sup>1</sup></strong><strong>Becquerel (Bq):</strong> Radyoaktivite birimi olup  saniyede 1 atom çekirdeği bozunan (bozunurken ışın saçan) bir maddenin radyoaktivitesidir.</p>
<p><strong><sup>2</sup></strong><strong>Sievert (Sv):</strong> Radyasyon doz birimi (Gama’lar için vücudun kg’ı başına soğurulan 1 Joule’lük enerj:1 Sievert  /4/)</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr. Radyasyon Fizikçisi, Almanya</strong>, <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>/1/ <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor</a></p>
<p>/2/ <a href="http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html">http://www.taek.gov.tr/sss-2/1639-basin-aciklamasi-aydin-ili-soke-ilcesi-kisir-mahallesinde-yuksek-radyasyon-olcumu-ve-kanser-hastaligi-ile-ilgili-basinda-yer-alan-haberler.html</a></p>
<p>/3/ Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımız: <a href="https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0">https://www.dropbox.com/s/109n6mw5pu7vc11/MANISA%20KOPRUBASI%20ata%20310314..pdf?dl=0</a></p>
<p>/4/ ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ Nobel Yayınları 2014</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sokede-uranyumun-kanser-iddiasi-taek-aciklamasi-neler-yapilmali">Söke’de uranyumun kanser iddiası, TAEK açıklaması ve neler yapılmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6844</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 May 2017 11:17:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüm]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[radyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[radyoaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[söke]]></category>
		<category><![CDATA[TAEK]]></category>
		<category><![CDATA[tarla]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[uranyum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6576</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Mayıs 2017 günlü Hürriyet gazetesinin Kelebek Eki’nde yayınlanan uzun bir yazıda Aydın Söke’nin bir mahallesinde kanser hastalıklarının arttığı ve bunun eski uranyum madeninden kaynaklanan yüksek radyasyona bağlandığı bir dizi spekülasyon ve savlarla, yöreden resimlerle, adeta ballandıra ballandıra ‘Kanser Köy haykırıyor!’ gibi yakıştırmalarla sunuluyor. En son söyeyeceğimizi baştan söylersek, bu yazının radyasyon fiziği temellerine göre hiç bir dayanağı olmayıp ölçüm ve değerlendirmeler de gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır. Durumu sırayla incelersek: Bir kişi için, 2,4 miliSievert’lik yıllık ortalama doğal radyasyon doz değerine ek olan sınır değer 1 miliSievert’tir. Yazıdaki 1 Sievert yanlıştır. Yani ek sınır değer, yazıdakinin binde biridir. Yazıda radyasyon aletiyle ölçüldüğü belirtilen doz değerinin 1 Sv’in 450 katı olduğu yer almaktadır ki bu 450 Sv yanlış değerine götürür. Halbuki değer 450 mSv olmalıdır. Yazıda resmi bulunan portatif radyasyon ölçüm aletiyle doz değil,doz hızı ölçülebilir. 1 yıl için 450 kat olarak ifade edilen doz değeri 450 mSv olmalıdır ve aşağıdaki hesaplamanın tersinden şöyle bulunmuş olmalıdır: 450 (mSv/yıl ) /365 günx 24 h= 0,05 mSv/h= 50 nanoSv/saat. Yani aletle 50 nanoSv ölçülmüş ve bundan 1 yıllık değer hesaplanıp, sınır değer olan 1 mSv ile karşılaştırınca 450 kat bulunmuştur. Bu mantık tümüyle yanlıştır, çünkü o yörede hiç bir kişinin yılda 365 gün ve her biri 24 saat bu uranyum madeninin ölçüm yapılan yerinde bulunmuş olması düşünülemez. Ya da bir kişi o noktada gece gündüz yatıp kalkarsa ancak bu 450 mSv oluşabilir. Ölçümün yapıldığı noktadan bir kaç metre uzaklıkta bile doz hızı değerinin çok düşececeği ve o noktaya yakın yılda belki toplam 1-2 saat geçebilecek bir kişinin alabileceği toplam doz değeri en çok 100 nanoSv olabilir ki bu değer diğer doğal  ve yapay kaynaklardan aldığımız doz değerlerinin yanında çok düşüktür. Bunun kanser yapma olasılığı (ya da riski) ise yok denecek kadar azdır. Yörede arttığı belirtilen kanser hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olabileceği ve oradaki uranyum madenine, ölçülen dış radyasyon değerinden gidilerek ‘uranyum madeni kanser yaptı’ gibi bir sonuç çıkarılması sadece spekülasyon olup bunun bilimsel bir dayanağı ya da kanıtı bulunmuyor. Uranyum madeninin eğer varsa etkisi, ancak oradaki halkın yerleşim ve tarlalarda çalışma yerlerinin, bu madenden ne kadar uzaklıkta ve ne süre bulunduğu, havada, sularda, toprakta, sebze, meyva ve yöredeki tüm besinlerde radyoaktif madde ölçümleriyle belgelenebilirse ortaya konabilir,ki bu yapılmamıştır. Yapılan bir kaç radyasyon doz hızı ölçümleriyle ve bunlardan radyasyon fiziği temellerine aykırı sonuçlar çıkarılmasıyla, radyasyon fiziği uzmanı olmayan kişilerce sadece spekülasyon yapılmıştır. Bu konuya benzer Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımızda daha ayrıntılı açıklamalar bulunuyor: Bkz. http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133. Ayrıca tüm radyasyon konularındaki ayrıntılı yazılar için ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabımıza Nobel yayınları 2014 bkz. Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon fizikçisi, Almanya / ybatakan@gmail.com *** Radyasyon fizikçisi Dr. Yüksel Atakan’ın yorumuna EK: Haberde sözü edilen Söke’ye bağlı yer uranyum madeni işletmesi de değildir. Çok uzun seneler önce MTA tarafından uranyum aramaları sırasında yapılan sondaj kuyuları ağzıdır. Kuyular usulüne uygun kapatılmış olarak gözükmektedir. Radyasyon ölçerin yüksek sayım göstermesi gayet normaldir zira Aydın bölgesinde pek çok yerde doğal radyoaktivite değeri zaten yüksektir. Aşağıdaki tablo TAEK’İn Türkiye çevresel radyoaktivite atlasından alınmış olup (http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html) Söke ilçesinde toprak yüzeyinin30-40 Bq/kg (Bekerel/kg) radyoaktivite ortalama değeri taşıdığını göstermektedir. Bu düzeydeki rayoaktivitenin insan sağlığına zarar verme riski ise yok denecek kadar azdır. Bu çeşit topraklar üzerinde on binlerce yıldır insanlar yaşamakta, tarım yapmaktadır. Bu haritayı daha ayrıntılı görmek için TAEK’in yukarıda verilen web sitesine gitmek gerekir. 4. İnsan vücudunda doğal olarak da radyoaktivite bulunur. 70 kg’lık bir insanda doğal radyoaktivite düzeyi 9000 (dokuz bin) Bekerel’dir. Bunun doz karşılığı da yılda 0,3 mSv’tir. Yani biz kendi vücudumuzda bulunan doğal radyoaktif elementlerden zaten yılda 0,3 mSv doz alıyoruz demektir. 5. Dolayısıyla endişe edilecek, telaşa kapılacak bir şey yoktur. Zaten zararlı bir radyoaktivite doz değer çıkmış olsa TAEK gerekli tedbirleri almakta hiç tereddüt etmezdi. SONUÇ: Radyasyonların etkileri konusunda uzman olmayan kişilerin uzman gibi görünüp, yaptıkları bir kaç yüzeysel ölçümle insanları yanlış bilgilendirmeye, hatta korkutmaya hakları yoktur. Konuyu derinlemesine bilmeyen insanlar da lütfen uzmanlarına sorup öğrenmelidir. Örnek: kulağınızda ağrı olsa, nasıl olsa hekimdir diye mide-bağırsak uzman doktoruna muayene olmaya gider misiniz? Dr. Reşat Uzmen, Nükleer yakıt (Uranyum-toryum) uzmanı / uzmenr@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 Mayıs 2017 günlü Hürriyet gazetesinin Kelebek Eki’nde yayınlanan uzun bir yazıda Aydın Söke’nin bir mahallesinde kanser hastalıklarının arttığı ve bunun eski uranyum madeninden kaynaklanan yüksek radyasyona bağlandığı bir dizi spekülasyon ve savlarla, yöreden resimlerle, adeta ballandıra ballandıra ‘Kanser Köy haykırıyor!’ gibi yakıştırmalarla sunuluyor.</p>
<p>En son söyeyeceğimizi baştan söylersek, bu yazının radyasyon fiziği temellerine göre hiç bir dayanağı olmayıp ölçüm ve değerlendirmeler de gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır.</p>
<p>Durumu sırayla incelersek:</p>
<ol>
<li>Bir kişi için, 2,4 miliSievert’lik yıllık ortalama doğal radyasyon doz değerine ek olan sınır değer 1 miliSievert’tir. Yazıdaki 1 Sievert yanlıştır. Yani ek sınır değer, yazıdakinin binde biridir.</li>
<li>Yazıda radyasyon aletiyle ölçüldüğü belirtilen doz değerinin 1 Sv’in 450 katı olduğu yer almaktadır ki bu 450 Sv yanlış değerine götürür. Halbuki değer 450 mSv olmalıdır.</li>
<li>Yazıda resmi bulunan portatif radyasyon ölçüm aletiyle doz değil,doz hızı ölçülebilir.</li>
<li>1 yıl için 450 kat olarak ifade edilen doz değeri 450 mSv olmalıdır ve aşağıdaki hesaplamanın tersinden şöyle bulunmuş olmalıdır:</li>
</ol>
<p>450 (mSv/yıl ) /365 günx 24 h= 0,05 mSv/h= 50 nanoSv/saat. Yani aletle 50 nanoSv ölçülmüş ve bundan 1 yıllık değer hesaplanıp, sınır değer olan 1 mSv ile karşılaştırınca 450 kat bulunmuştur.</p>
<ol start="5">
<li>Bu mantık tümüyle yanlıştır, çünkü o yörede hiç bir kişinin yılda 365 gün ve her biri 24 saat bu uranyum madeninin ölçüm yapılan yerinde bulunmuş olması düşünülemez. Ya da bir kişi o noktada gece gündüz yatıp kalkarsa ancak bu 450 mSv oluşabilir.</li>
<li>Ölçümün yapıldığı noktadan bir kaç metre uzaklıkta bile doz hızı değerinin çok düşececeği ve o noktaya yakın yılda belki toplam 1-2 saat geçebilecek bir kişinin alabileceği toplam doz değeri en çok 100 nanoSv olabilir ki bu değer diğer doğal  ve yapay kaynaklardan aldığımız doz değerlerinin yanında çok düşüktür. Bunun kanser yapma olasılığı (ya da riski) ise yok denecek kadar azdır.</li>
<li>Yörede arttığı belirtilen kanser hastalıklarının nedenlerinin çok çeşitli olabileceği ve oradaki uranyum madenine, ölçülen dış radyasyon değerinden gidilerek ‘uranyum madeni kanser yaptı’ gibi bir sonuç çıkarılması sadece spekülasyon olup bunun bilimsel bir dayanağı ya da kanıtı bulunmuyor.</li>
<li>Uranyum madeninin eğer varsa etkisi, ancak oradaki halkın yerleşim ve tarlalarda çalışma yerlerinin, bu madenden ne kadar uzaklıkta ve ne süre bulunduğu, havada, sularda, toprakta, sebze, meyva ve yöredeki tüm besinlerde radyoaktif madde ölçümleriyle belgelenebilirse ortaya konabilir,ki bu yapılmamıştır. Yapılan bir kaç radyasyon doz hızı ölçümleriyle ve bunlardan radyasyon fiziği temellerine aykırı sonuçlar çıkarılmasıyla, radyasyon fiziği uzmanı olmayan kişilerce sadece spekülasyon yapılmıştır.</li>
<li>Bu konuya benzer Manisa Köprübaşı uranyum madeniyle ilgili yazımızda daha ayrıntılı açıklamalar bulunuyor:</li>
</ol>
<p>Bkz. <a href="http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133">http://www.esrefatabey.com.tr/tibbijeoloji_ayrinti_.aspx?id=133</a>.</p>
<p>Ayrıca tüm radyasyon konularındaki ayrıntılı yazılar için ‘Radyasyon ve Sağlığımız?’ kitabımıza Nobel yayınları 2014 bkz.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon fizikçisi, Almanya / <a href="mailto:ybatakan@gmail.com">ybatakan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Radyasyon fizikçisi Dr. Yüksel Atakan’ın yorumuna EK:</strong></p>
<ol>
<li>Haberde sözü edilen Söke’ye bağlı yer uranyum madeni işletmesi de değildir. Çok uzun seneler önce MTA tarafından uranyum aramaları sırasında yapılan sondaj kuyuları ağzıdır. Kuyular usulüne uygun kapatılmış olarak gözükmektedir.</li>
<li>Radyasyon ölçerin yüksek sayım göstermesi gayet normaldir zira Aydın bölgesinde pek çok yerde doğal radyoaktivite değeri zaten yüksektir. Aşağıdaki tablo TAEK’İn Türkiye çevresel radyoaktivite atlasından alınmış olup (<a href="http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html">http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/turkiye-cevresel-radyasyon-atlasi.html</a>) Söke ilçesinde toprak yüzeyinin30-40 Bq/kg (Bekerel/kg) radyoaktivite ortalama değeri taşıdığını göstermektedir. Bu düzeydeki rayoaktivitenin insan sağlığına zarar verme riski ise yok denecek kadar azdır. Bu çeşit topraklar üzerinde on binlerce yıldır insanlar yaşamakta, tarım yapmaktadır.</li>
<li>Bu haritayı daha ayrıntılı görmek için TAEK’in yukarıda verilen web sitesine gitmek gerekir.</li>
</ol>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6577 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur.png" alt="" width="642" height="466" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur.png 642w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/ur-300x218.png 300w" sizes="auto, (max-width: 642px) 100vw, 642px" /></p>
<p>4. İnsan vücudunda doğal olarak da radyoaktivite bulunur. 70 kg’lık bir insanda doğal radyoaktivite düzeyi 9000 (dokuz bin) Bekerel’dir. Bunun doz karşılığı da yılda 0,3 mSv’tir. Yani biz kendi vücudumuzda bulunan doğal radyoaktif elementlerden zaten yılda 0,3 mSv doz alıyoruz demektir.<br />
5. Dolayısıyla endişe edilecek, telaşa kapılacak bir şey yoktur. Zaten zararlı bir radyoaktivite doz değer çıkmış olsa TAEK gerekli tedbirleri almakta hiç tereddüt etmezdi.</p>
<p>SONUÇ: Radyasyonların etkileri konusunda uzman olmayan kişilerin uzman gibi görünüp, yaptıkları bir kaç yüzeysel ölçümle insanları yanlış bilgilendirmeye, hatta korkutmaya hakları yoktur. Konuyu derinlemesine bilmeyen insanlar da lütfen uzmanlarına sorup öğrenmelidir. Örnek: kulağınızda ağrı olsa, nasıl olsa hekimdir diye mide-bağırsak uzman doktoruna muayene olmaya gider misiniz?</p>
<p><strong>Dr. Reşat Uzmen, Nükleer yakıt (Uranyum-toryum) uzmanı / <a href="mailto:uzmenr@gmail.com">uzmenr@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aydin-soke-yoresindeki-bir-uranyum-madeni-kanser-mi-yapiyor">Aydın Söke yöresindeki bir uranyum madeni kanser mi yapıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6576</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
