<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>teknoloji ihracat arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/teknoloji-ihracat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/teknoloji-ihracat</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Aug 2019 07:46:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 07:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özyeğin Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Ethem Alpaydın, Bilim Akademisi portalı Sarkaç&#8217;ta yayınlanan yazısında teknolojide müşteri yerine üretici olabilmek ve YZ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek için tam zamanlı araştırmacıların görev yaptığı araştırma merkezlerinin gerekli olduğunu belirtiyor. Yurdumuzda her yıl yeni üniversiteler açılıyor, temel amaç daha çok lisans mezunu yetiştirmek. Bununla birlikte üniversite mezunu olup iş bulamayan insanların sayısının sürekli arttığını da biliyoruz; dolayısıyla gerekli planlama yapılmadan açılan yeni üniversitelerle hem gençlerin yılları hem de bu üniversitelere ayrılan kaynak boşa gidiyor. Öte yandan hep söylenen, “yüksek katma değerli ürün geliştirme” amacına daha fazla lisans mezunuyla ulaşılamayacağı da bir gerçek. Mühendislikte örneğin lisans mezunları, var olan bilim ve teknolojiyi kullanmayı bilir ve her yıl daha çok mühendis mezun etmek teknolojinin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlar, ama bizi teknoloji ihraç eden bir ülke yapmaz. Bunun için araştırma yapmak, insan gücünü ve mali kaynakları araştırmaya aktarmak gerekir. Bunun yolu da birincil ve tek işi bilimsel araştırma olan araştırma kurumları kurmaktır. Ülkemizde şu an bilimsel araştırma ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılıyor. Ama ülkemizde nitelikli eleman yetiştirmek hâlâ lisans eğitimi olarak anlaşıldığı için üniversitelerin insan ve mali güçlerinin çoğu buna ayrılmış durumda. Bu yükün fazlalığı yüzünden de araştırma, isteğe bağlı, zaman ve kaynak ayrılabildiği sürece yapılan, düşük öncelikli, ikincil bir uğraşa dönüşmüş. Bu hem öğretim üyeleri hem de adı “araştırma görevlisi” olmasına rağmen zamanının çoğu ders desteğine giden doktora öğrencileri için doğru. Böyle bir ortamda ne üretken araştırma yapmak ne de ciddi doktora tez çalışması yürütmek olası değil. Bir doktora tezi bittiğinde çiçeği burnunda doktorun önündeki en ciddi kariyer olasılığı yine bir üniversitede öğretim üyesi olmak (ve zamanının çoğunu lisans öğretimine ayırmak) olduğu için araştırmanın sürekliliği de kuşkulu. Bilim ve araştırmada öne çıkmış ülkelerde üniversitelerin yanında, içinde tam zamanlı araştırmacıların çalıştığı, birincil amacı bilimsel araştırma olan kurumlar var. Almanya’da Max Planck Enstitüleri, Fransa’da CNRS laboratuvarları örneğin. Bunlar genel kapsamlı olduğu gibi belli konular için özelleşmiş de olabiliyor; örneğin ABD’de enerji bakanlığının ulusal araştırma laboratuvarları var. Bu tür kurumların bazılarının yakınlarındaki bir üniversiteyle bir bağı da var, ama benim bu yazıda kastettiğim bir üniversite çatısı altındaki araştırma merkezleri değil idari ve mali olarak ayrı oluşumlar. Bu yapıya benzer ülkemizdeki bir yer örneğin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi. Böylesi araştırma merkezlerinde çalışanlar tam zamanlı araştırmacı. Doktora öğrencileri tüm zamanlarını tez araştırmalarına ayırabiliyor. Doktora sonrası ve farklı kıdemlerde araştırmacılar var. Yani gençlere kendilerini bilim ve araştırmaya adayabilecekleri yeni bir kariyer yolu da açılıyor böylece. Bilimsel araştırmada derinlik ancak sabırlı ve sürekli destekle olur, bu tür araştırma merkezleri böyle bir altyapıyı da sağlıyor; 1948’de kurulmalarından beri Max Planck Enstitülerinden 18 araştırmacının Nobel Ödülü kazanmış olması bir rastlantı değil. Bu tür merkezler temel araştırma yanında yurdumuz için önemli konularda bilimsel araştırmanın planlanması ve gerçekleştirilmesi için de önemli olacaktır. Örneğin inşaat sektöründe on yıllardır milyarlarca dolar para harcanmış olmasına rağmen bu konuda ciddi araştırma-geliştirme yapılmadığı için yeni projelerde hâlâ ileri mühendislik ve malzeme yurtdışından geliyor. Yapay zekâ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek ve müşteri yerine üretici olabilmek için böylesi merkezler çok faydalı olabilir. Ethem Alpaydın *Bu yazı 07.08.2019 tarihinde Sarkaç&#8216;ta yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli">Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Özyeğin Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Ethem Alpaydın, Bilim Akademisi portalı Sarkaç&#8217;ta yayınlanan yazısında teknolojide müşteri yerine üretici olabilmek ve YZ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek için tam zamanlı araştırmacıların görev yaptığı araştırma merkezlerinin gerekli olduğunu belirtiyor.</p></blockquote>
<p>Yurdumuzda her yıl yeni üniversiteler açılıyor, temel amaç daha çok lisans mezunu yetiştirmek. Bununla birlikte üniversite mezunu olup iş bulamayan insanların sayısının sürekli arttığını da biliyoruz; dolayısıyla gerekli planlama yapılmadan açılan yeni üniversitelerle hem gençlerin yılları hem de bu üniversitelere ayrılan kaynak boşa gidiyor.</p>
<p>Öte yandan hep söylenen, “yüksek katma değerli ürün geliştirme” amacına daha fazla lisans mezunuyla ulaşılamayacağı da bir gerçek. Mühendislikte örneğin lisans mezunları, var olan bilim ve teknolojiyi kullanmayı bilir ve her yıl daha çok mühendis mezun etmek teknolojinin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlar, ama bizi teknoloji ihraç eden bir ülke yapmaz. Bunun için araştırma yapmak, insan gücünü ve mali kaynakları araştırmaya aktarmak gerekir. Bunun yolu da birincil ve tek işi bilimsel araştırma olan araştırma kurumları kurmaktır.</p>
<p>Ülkemizde şu an bilimsel araştırma ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılıyor. Ama ülkemizde nitelikli eleman yetiştirmek hâlâ lisans eğitimi olarak anlaşıldığı için üniversitelerin insan ve mali güçlerinin çoğu buna ayrılmış durumda. Bu yükün fazlalığı yüzünden de araştırma, isteğe bağlı, zaman ve kaynak ayrılabildiği sürece yapılan, düşük öncelikli, ikincil bir uğraşa dönüşmüş. Bu hem öğretim üyeleri hem de adı “araştırma görevlisi” olmasına rağmen zamanının çoğu ders desteğine giden doktora öğrencileri için doğru. Böyle bir ortamda ne üretken araştırma yapmak ne de ciddi doktora tez çalışması yürütmek olası değil. Bir doktora tezi bittiğinde çiçeği burnunda doktorun önündeki en ciddi kariyer olasılığı yine bir üniversitede öğretim üyesi olmak (ve zamanının çoğunu lisans öğretimine ayırmak) olduğu için araştırmanın sürekliliği de kuşkulu.</p>
<p>Bilim ve araştırmada öne çıkmış ülkelerde üniversitelerin yanında, içinde tam zamanlı araştırmacıların çalıştığı, birincil amacı bilimsel araştırma olan kurumlar var. Almanya’da Max Planck Enstitüleri, Fransa’da CNRS laboratuvarları örneğin. Bunlar genel kapsamlı olduğu gibi belli konular için özelleşmiş de olabiliyor; örneğin ABD’de enerji bakanlığının ulusal araştırma laboratuvarları var. Bu tür kurumların bazılarının yakınlarındaki bir üniversiteyle bir bağı da var, ama benim bu yazıda kastettiğim bir üniversite çatısı altındaki araştırma merkezleri değil idari ve mali olarak ayrı oluşumlar. Bu yapıya benzer ülkemizdeki bir yer örneğin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi.</p>
<p>Böylesi araştırma merkezlerinde çalışanlar tam zamanlı araştırmacı. Doktora öğrencileri tüm zamanlarını tez araştırmalarına ayırabiliyor. Doktora sonrası ve farklı kıdemlerde araştırmacılar var. Yani gençlere kendilerini bilim ve araştırmaya adayabilecekleri yeni bir kariyer yolu da açılıyor böylece. Bilimsel araştırmada derinlik ancak sabırlı ve sürekli destekle olur, bu tür araştırma merkezleri böyle bir altyapıyı da sağlıyor; 1948’de kurulmalarından beri Max Planck Enstitülerinden 18 araştırmacının Nobel Ödülü kazanmış olması bir rastlantı değil.</p>
<p>Bu tür merkezler temel araştırma yanında yurdumuz için önemli konularda bilimsel araştırmanın planlanması ve gerçekleştirilmesi için de önemli olacaktır. Örneğin inşaat sektöründe on yıllardır milyarlarca dolar para harcanmış olmasına rağmen bu konuda ciddi araştırma-geliştirme yapılmadığı için yeni projelerde hâlâ ileri mühendislik ve malzeme yurtdışından geliyor. Yapay zekâ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek ve müşteri yerine üretici olabilmek için böylesi merkezler çok faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Ethem Alpaydın</strong></p>
<p><em>*Bu yazı 07.08.2019 tarihinde <a href="https://sarkac.org/2019/08/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli/">Sarkaç</a>&#8216;ta yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli">Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bırakalım palavraları, hayati konumuz budur, hiç unutmayın-2: Yüksek Teknoloji!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/birakalim-palavralari-hayati-konumuz-budur-hic-unutmayin-2-yuksek-teknoloji</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Sep 2016 07:53:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[faruk özlü]]></category>
		<category><![CDATA[imalat sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[oecd]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji karşılaştırma]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önceki yazımda, imalat sanayimizde yüksek teknoloji üretiminin payının %2,2 olduğunu, üyesi olduğumuz 34 OECD ülkeleri ortalamasında ise bu oranın %17 civarında olduğunu yazmıştım. Anımsadınız mı? Ve Türkiye’nin bir yeniden milli kurtuluş savaşı verecekse, orta ve yüksek teknoloji sanayi üretiminin OECD ortalamalarına yaklaştırma politikalarıyla bunun gerçekleşebileceğini belirtmiştim… Hayati konumuz budur! Şimdi size ekonomide at koşturduğumuzu sandığımız bazı ülkelerle aramızdaki yüksek teknoloji (YT) üretiminde ihracat farkını yazıyorum. İşte size liste (Bayram Ali Eşiyok katkısı ile) Dünya Bankası 2016; 2013 oranları. Salı günü, imalat sanayi içindeki yüksek teknoloji üretiminin payını %2,2 olarak vermiştik. İhracattaki payımız da aynı: 2,2. Aşağıda, OECD üyesi olmayan bir ülke grubuyla (Türkiye’nin sık karşılaştırıldığı) Türkiye’nin Yüksek Teknoloji İçerikli Ürün İhracatının Toplam İmalat Sanayi İçerisindeki Paylarını (%) veriyorum. Türkiye        2,2 Arjantin         9,8 Brezilya         9,6 Afrika            5,5 Çin                27,0 Rusya            10,0 Endonezya      7,1 Hindistan        8,1 Sürekli liste sonuncusu olmak hoş değil! OECD ülkelerinin aynı dönem YT’nin ihracattaki paylarını açıklayan listeye bakıyorum, Türkiye’ye yakın bir ülke bulabilir miyim diye. Aaaa evet var! Portekiz        4,3 Şili               4,9 Slovenya      6,2 Finlandiya     7,2 İngiltere       7,6 İspanya        7,7 Ama hepsi bizim iki, üç katımız oranlara sahip. Üstelik bu listede Türkiye’nin oranı %1,9 olarak veriliyor. OECD ülkeleri listesinde ihracatında yüksek teknoloji payı en yüksek ülkeleri merak etmez misiniz? (OECD ortalaması 16,9) Güney Kore    27,1 İsviçre           26,5 Fransa           25,8 İrlanda          22,4 Hollanda        20,4 Bakan, %20’lerde! Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü geçenlerde tam bu konuyla ilgili bir açıklama yaptı: “İhracatımızın içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payını arttıracağız; halen %3,5 olan bu oranı %20’lere çıkartmayı arzuluyoruz. %2,2 ve 1,9 olarak verdiğimiz yüksek teknoloji oranını Faruk Bey %3,3 olarak dile getiriyor. Bu, TÜİK’in sitesinde yer alan oran. Bizde bu oran hep yüksek hesaplanıyor. Yüksek teknoloji sınıfına soktuğumuz bazı imalatlar, OECD ve Dünya Bankası’nın standartlarının dışında görünüyor. Uçmayalım, neyse onu verelim. Faruk Bey de %20’lere uçmuş. Niyet, dilek iyi de, bu konuda ne yaptınız, ne yapıyorsunuz, planınız, programınız, stratejiniz ne diye sormuyorum. Çünkü olmadığını biliyorum. Tünel, yol, devasa göstermelik inşaatlar, köprüler, devasa camiler, camiler… İnovasyon mu? O da ne? Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biridir inovasyon, yani üretimde sürekli yenilikçi kalmak. Yenilikçilikte niye nal topluyoruz? Çünkü yüksek ve orta-yüksek teknolojilerde sanayinin yapısı yerlerde süründüğü için. Ekonomi lafta bu sorunları dile getiriyor, ama teknolojinin yapısı düşük ve orta teknolojide çakılı kaldıkça, yukarıya doğru bir tırmanma olmadıkça, daha çok inovasyon gevezelikleri yaparız. Bunları ana konular olarak tartışan bir medya gördünüz mü? Çünkü halk bunlarla ilgilendirilmez. Varsa yoksa siyasi gevezeliklerle ölüp gidecek bu ülke! Orhan Bursalı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/birakalim-palavralari-hayati-konumuz-budur-hic-unutmayin-2-yuksek-teknoloji">Bırakalım palavraları, hayati konumuz budur, hiç unutmayın-2: Yüksek Teknoloji!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önceki yazımda, imalat sanayimizde yüksek teknoloji üretiminin payının %2,2 olduğunu, üyesi olduğumuz 34 OECD ülkeleri ortalamasında ise bu oranın %17 civarında olduğunu yazmıştım. Anımsadınız mı?</p>
<p>Ve Türkiye’nin bir yeniden milli kurtuluş savaşı verecekse, orta ve yüksek teknoloji sanayi üretiminin OECD ortalamalarına yaklaştırma politikalarıyla bunun gerçekleşebileceğini belirtmiştim…</p>
<p>Hayati konumuz budur!</p>
<p>Şimdi size ekonomide at koşturduğumuzu sandığımız bazı ülkelerle aramızdaki yüksek teknoloji (YT) üretiminde ihracat farkını yazıyorum. İşte size liste (Bayram Ali Eşiyok katkısı ile) Dünya Bankası 2016; 2013 oranları. Salı günü, imalat sanayi içindeki yüksek teknoloji üretiminin payını %2,2 olarak vermiştik. İhracattaki payımız da aynı: 2,2.</p>
<p>Aşağıda, OECD üyesi olmayan bir ülke grubuyla (Türkiye’nin sık karşılaştırıldığı) Türkiye’nin Yüksek Teknoloji İçerikli Ürün İhracatının Toplam İmalat Sanayi İçerisindeki Paylarını (%) veriyorum.</p>
<p><strong>Türkiye        2,2<br />
</strong>Arjantin         9,8<br />
Brezilya         9,6<br />
Afrika            5,5<br />
Çin                27,0<br />
Rusya            10,0<br />
Endonezya      7,1<br />
Hindistan        8,1</p>
<p><strong>Sürekli liste sonuncusu olmak hoş değil!</strong></p>
<p>OECD ülkelerinin aynı dönem YT’nin ihracattaki paylarını açıklayan listeye bakıyorum, Türkiye’ye yakın bir ülke bulabilir miyim diye. Aaaa evet var!</p>
<p>Portekiz        4,3<br />
Şili               4,9<br />
Slovenya      6,2<br />
Finlandiya     7,2<br />
İngiltere       7,6<br />
İspanya        7,7</p>
<p>Ama hepsi bizim iki, üç katımız oranlara sahip. Üstelik bu listede Türkiye’nin oranı %1,9 olarak veriliyor.</p>
<p>OECD ülkeleri listesinde ihracatında yüksek teknoloji payı en yüksek ülkeleri merak etmez misiniz? (OECD ortalaması 16,9)</p>
<p>Güney Kore    27,1<br />
İsviçre           26,5<br />
Fransa           25,8<br />
İrlanda          22,4<br />
Hollanda        20,4</p>
<p><strong>Bakan, %20’lerde!</strong></p>
<p>Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Faruk Özlü</strong> geçenlerde tam bu konuyla ilgili bir açıklama yaptı: “İhracatımızın içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payını arttıracağız; halen %3,5 olan bu oranı %20’lere çıkartmayı arzuluyoruz.</p>
<p>%2,2 ve 1,9 olarak verdiğimiz yüksek teknoloji oranını Faruk Bey %3,3 olarak dile getiriyor.</p>
<p>Bu, TÜİK’in sitesinde yer alan oran. Bizde bu oran hep yüksek hesaplanıyor. Yüksek teknoloji sınıfına soktuğumuz bazı imalatlar, OECD ve Dünya Bankası’nın standartlarının dışında görünüyor.</p>
<p>Uçmayalım, neyse onu verelim.</p>
<p>Faruk Bey de %20’lere uçmuş. Niyet, dilek iyi de, bu konuda ne yaptınız, ne yapıyorsunuz, planınız, programınız, stratejiniz ne diye sormuyorum.</p>
<p>Çünkü olmadığını biliyorum.</p>
<p>Tünel, yol, devasa göstermelik inşaatlar, köprüler, devasa camiler, camiler…</p>
<p><strong>İnovasyon mu? O da ne?</strong></p>
<p>Türkiye’de en çok konuşulan konulardan biridir inovasyon, yani üretimde sürekli yenilikçi kalmak.</p>
<p>Yenilikçilikte niye nal topluyoruz? Çünkü yüksek ve orta-yüksek teknolojilerde sanayinin yapısı yerlerde süründüğü için.</p>
<p>Ekonomi lafta bu sorunları dile getiriyor, ama teknolojinin yapısı düşük ve orta teknolojide çakılı kaldıkça, yukarıya doğru bir tırmanma olmadıkça, daha çok inovasyon gevezelikleri yaparız.</p>
<p>Bunları ana konular olarak tartışan bir medya gördünüz mü? Çünkü halk bunlarla ilgilendirilmez.</p>
<p>Varsa yoksa siyasi gevezeliklerle ölüp gidecek bu ülke!</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/birakalim-palavralari-hayati-konumuz-budur-hic-unutmayin-2-yuksek-teknoloji">Bırakalım palavraları, hayati konumuz budur, hiç unutmayın-2: Yüksek Teknoloji!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3771</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
