<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>toplumsal cinsiyet eşitliği arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/toplumsal-cinsiyet-esitligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/toplumsal-cinsiyet-esitligi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Sep 2019 13:05:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Erkek ve kadın beyniyle ilgili 3 cinsiyetçi klişe çürütüldü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/erkek-ve-kadin-beyniyle-ilgili-3-cinsiyetci-klise-curutuldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Aug 2019 08:49:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın ve erkeğin işlevselliği ile ilgili klişelerin doğruluğunu araştıran beyin bilimi uzmanları, bu klişelerin yapısal değil, çevresel etmenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Günümüz dünyasında çeşitli ülkelerde kadınlar son derece önemli mevkilerde bulunuyor. Erkeklerin dünyasında yükselebildiklerine göre belki de başarı artık kadınların elindedir? Teknolojinin eşit şartlar oluşturduğu veya dengeleri bozduğu bu dönemde liderlerin duygusal zekâya sahip olmaları, rakip taleplerle başa çıkabilmeleri ve içgüdülerini iyi kullanabilmeleri gerekmektedir – ki bunların hepsi de geleneksel anlamda bakıldığında kadınlara atfedilen özelliklerdir. Peki ya bu cinsiyet rollerinin ardında nörobilimsel bir temel var mı? McMaster Üniversitesi, Pennsylvania Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi gibi saygın kurumlarda yapılan geniş çaplı araştırmalarda görüldüğü üzere erkek ve kadın beyni arasında bazı fiziksel farklılıklar var. Bu farklılıklar yapı, mevcut kimyasallar ve hatta işlevleri de kapsıyor. Örneğin erkeklerle kadınların beyinleri strese farklı tepkiler veriyor ve duygusal hatıraları farklı şekilde işliyor. Ancak bu farklılıklar kolayca abartılabildiğinden beyin biliminin bize sunduğu daha önemli mesajlarını kaçırabiliyoruz. Erkek ve kadın beyinleri arasında bulunduğu iddia edilen 3 cinsiyetçi klişeye yakından bakalım: 1) Kadınlar birkaç işi birden yapmada daha başarılıdır. Bu kuram, serebral korteksin sağ ve sol bölümlerini birleştiren bölümde, kadınlarda erkeklerinkine göre bağlantıların daha yoğun olmasına dayandırılır. Bu da, bir bilginin beynin iki yarıküresi arasında daha etkin bir şekilde aktarılabilmesi anlamına gelir. Buna karşıt olarak erkeklerin beyninde de bir yarıküre içerisindeki ön ve arka bağlantılar genellikle daha sağlamdır. Ancak aslında hiçbir beyin birden fazla işi aynı anda yaparken çok iyi bir performans sergileyemez; elde edilen performans, her bir işi tek tek yaptığımız takdirde başardıklarımızdan çok daha düşüktür. 120 erkeğin ve 120 kadının katıldığı bir araştırmada birden fazla işi aynı anda yapma durumunda erkeklerin % 77 oranında daha düşük performans sergilediği görülürken, bu oran kadınlarda % 66’ydı. Bir işin sürekli olarak bölünmesi strese yol açarken, özellikle araba kullanma, uçak kullanma veya ameliyat esnasında güvenlik açısından tehlikeler yaratabilir. Aynı anda birkaç iş yapmaya çalışmak yerine her işe ayrı ayrı ve sırayla odaklanmak daha iyi sonuç verir. 2) Kadınlar erkekler kadar rekabetçi olmadıklarından grup çalışmalarında daha başarılıdırlar. Bu kuramın dayandığı nedenlerden biri kadınlarda östrojen ve oksitosin etkisinin yüksek olması ve vücutlarındaki testosteron hormonunun erkeklerin beynindekine oranla daha az olmasıdır. Ancak beyindeki hormonlar kişiden kişiye göre değişebildiği gibi rekabet seviyesi de değişmektedir. Stockholm Ekonomi Okulu’nda erkeklerin rekabetçi bir ortamda kadınlardan daha başarılı oldukları iddiasına ilişkin bir deney yapıldı. Deneyin amacı, cinsiyet farklılıklarının yapısal mı yoksa yalnızca kültürel nedenlerden mi kaynaklandığını araştırmaktı. Testler, cinsiyet eşitliğinde 4. sırada yer olan İsveç’te yürütüldü. 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklar geleneksel olarak kadınlar veya erkekler için uygun görülen aktivitelerde yarıştılar. Deney sonuçları, aktiviteler ne olursa olsun kızların da erkeklerin de eşit oranda rekabetçi olduklarını ortaya koyuyordu. Ashton Üniversitesi’nden bilişsel nörobilimci Profesör Gina Rippon, yeni doğmuş bir erkek veya kız bebeğin beyinlerinin oldukça benzer olduğunu, beyin devrelerindeki en ufak farklılıkların bile biyolojiden değil, onlara yüklenen cinsiyet rollerinin damla damla birikiminden kaynaklandığını belirtiyor. İnsanların beyinlerinin doğuştan bir konuda iyi,  bir başka konuda kötü olabileceğini düşünmek, epigenetiğin (genleri etkili veya etkisiz hale getirebilen çevresel etkenler) veya beynimizin zaman içinde şekillenmesini sağlayan esnekliğinin hesaba katılmaması anlamına gelir. Bize ‘doğal’ gelen, kendine güven gibi özelliklerin bile beynimize yerleşebilmesi için uygun yolaklara (pathways)  ihtiyacı vardır. Beyin bu özelliği zaman içinde kazanır. 3) Kadınların duygusal zekâsı daha fazladır ve onlar, içgüdülerini kullanmada daha başarılıdırlar. Kadın ve erkek beyni arasındaki en büyük farklılıklardan biri orbitofrontal korteks ve derin limbik sistemdir. Duyguları işleme ve ifade etmeyle ilgili bu sistemin yetişkin kadın beyninde daha büyük olduğu birçok araştırmada belirtilmiştir. Bu durum, kadınların duygularını dile getirmede ve etraflarındaki insanları anlamada daha başarılı olduğu inancını doğurmuştur. Ancak empati ve merhamet gibi duygular, duruma veya şartlara göre değişebilir ve cinsiyet farklılıkları tamamen ortadan kalkabilir. Belçika’daki Liege Üniversitesi’nde yakın zamanda yapılan duygusal esneklik araştırmalarına göre kişilerarası ilişki yeteneği ve empati gibi duygusal zekâ bileşenleri, zaman içinde öğrenilebilen özelliklerdir. Öyle ki duygusal zekalarını geliştirmek isteyen üst düzey yöneticiler arasında iş yerlerinde rekabetçi bir avantaj kazabilmek için beyin bilimcileri ile çalışmak oldukça yaygın bir yaklaşımdır. Elbette lider konumunda olan herkes farklı bir yaklaşım sergiler; ancak cinsiyet, bu farklılıkları açıklamakta yetersiz kalır. Cinsiyet farklılıkları konusundaki klişeleri araştıran beyin biliminin ortaya çıkarttığı bulgular, küçük farklılıklar içerir ama bunlar kesinlikle bu klişeleri destekleyici nitelikte değildir. Önemli olan hem kadının hem de erkeğin yeteneklerini özgürce sergileyebilecekleri bir ortamı oluşturmaktır. Kaynak: Dünya Ekonomik Forumu</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/erkek-ve-kadin-beyniyle-ilgili-3-cinsiyetci-klise-curutuldu">Erkek ve kadın beyniyle ilgili 3 cinsiyetçi klişe çürütüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Kadın ve erkeğin işlevselliği ile ilgili klişelerin doğruluğunu araştıran beyin bilimi uzmanları, bu klişelerin yapısal değil, çevresel etmenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor.</p></blockquote>
<p>Günümüz dünyasında çeşitli ülkelerde kadınlar son derece önemli mevkilerde bulunuyor. Erkeklerin dünyasında yükselebildiklerine göre belki de başarı artık kadınların elindedir? Teknolojinin eşit şartlar oluşturduğu veya dengeleri bozduğu bu dönemde liderlerin duygusal zekâya sahip olmaları, rakip taleplerle başa çıkabilmeleri ve içgüdülerini iyi kullanabilmeleri gerekmektedir – ki bunların hepsi de geleneksel anlamda bakıldığında kadınlara atfedilen özelliklerdir.</p>
<p>Peki ya bu cinsiyet rollerinin ardında nörobilimsel bir temel var mı?</p>
<p>McMaster Üniversitesi, Pennsylvania Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi gibi saygın kurumlarda yapılan geniş çaplı araştırmalarda görüldüğü üzere erkek ve kadın beyni arasında bazı fiziksel farklılıklar var. Bu farklılıklar yapı, mevcut kimyasallar ve hatta işlevleri de kapsıyor. Örneğin erkeklerle kadınların beyinleri strese farklı tepkiler veriyor ve duygusal hatıraları farklı şekilde işliyor.</p>
<p>Ancak bu farklılıklar kolayca abartılabildiğinden beyin biliminin bize sunduğu daha önemli mesajlarını kaçırabiliyoruz. Erkek ve kadın beyinleri arasında bulunduğu iddia edilen 3 cinsiyetçi klişeye yakından bakalım:</p>
<p><strong>1) Kadınlar birkaç işi birden yapmada daha başarılıdır. </strong></p>
<p>Bu kuram, serebral korteksin sağ ve sol bölümlerini birleştiren bölümde, kadınlarda erkeklerinkine göre bağlantıların daha yoğun olmasına dayandırılır. Bu da, bir bilginin beynin iki yarıküresi arasında daha etkin bir şekilde aktarılabilmesi anlamına gelir. Buna karşıt olarak erkeklerin beyninde de bir yarıküre içerisindeki ön ve arka bağlantılar genellikle daha sağlamdır.</p>
<p>Ancak aslında hiçbir beyin birden fazla işi aynı anda yaparken çok iyi bir performans sergileyemez; elde edilen performans, her bir işi tek tek yaptığımız takdirde başardıklarımızdan çok daha düşüktür. 120 erkeğin ve 120 kadının katıldığı bir araştırmada birden fazla işi aynı anda yapma durumunda erkeklerin % 77 oranında daha düşük performans sergilediği görülürken, bu oran kadınlarda % 66’ydı. Bir işin sürekli olarak bölünmesi strese yol açarken, özellikle araba kullanma, uçak kullanma veya ameliyat esnasında güvenlik açısından tehlikeler yaratabilir. Aynı anda birkaç iş yapmaya çalışmak yerine her işe ayrı ayrı ve sırayla odaklanmak daha iyi sonuç verir.</p>
<p><strong>2) Kadınlar erkekler kadar rekabetçi olmadıklarından grup çalışmalarında daha başarılıdırlar.</strong></p>
<p>Bu kuramın dayandığı nedenlerden biri kadınlarda östrojen ve oksitosin etkisinin yüksek olması ve vücutlarındaki testosteron hormonunun erkeklerin beynindekine oranla daha az olmasıdır. Ancak beyindeki hormonlar kişiden kişiye göre değişebildiği gibi rekabet seviyesi de değişmektedir. Stockholm Ekonomi Okulu’nda erkeklerin rekabetçi bir ortamda kadınlardan daha başarılı oldukları iddiasına ilişkin bir deney yapıldı. Deneyin amacı, cinsiyet farklılıklarının yapısal mı yoksa yalnızca kültürel nedenlerden mi kaynaklandığını araştırmaktı.</p>
<p>Testler, cinsiyet eşitliğinde 4. sırada yer olan İsveç’te yürütüldü. 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklar geleneksel olarak kadınlar veya erkekler için uygun görülen aktivitelerde yarıştılar. Deney sonuçları, aktiviteler ne olursa olsun kızların da erkeklerin de eşit oranda rekabetçi olduklarını ortaya koyuyordu.</p>
<p>Ashton Üniversitesi’nden bilişsel nörobilimci Profesör Gina Rippon, yeni doğmuş bir erkek veya kız bebeğin beyinlerinin oldukça benzer olduğunu, beyin devrelerindeki en ufak farklılıkların bile biyolojiden değil, onlara yüklenen cinsiyet rollerinin damla damla birikiminden kaynaklandığını belirtiyor. İnsanların beyinlerinin doğuştan bir konuda iyi,  bir başka konuda kötü olabileceğini düşünmek, epigenetiğin (genleri etkili veya etkisiz hale getirebilen çevresel etkenler) veya beynimizin zaman içinde şekillenmesini sağlayan esnekliğinin hesaba katılmaması anlamına gelir. Bize ‘doğal’ gelen, kendine güven gibi özelliklerin bile beynimize yerleşebilmesi için uygun yolaklara (pathways)  ihtiyacı vardır. Beyin bu özelliği zaman içinde kazanır.</p>
<p><strong>3) Kadınların duygusal zekâsı daha fazladır ve onlar, içgüdülerini kullanmada daha başarılıdırlar.</strong></p>
<p>Kadın ve erkek beyni arasındaki en büyük farklılıklardan biri orbitofrontal korteks ve derin limbik sistemdir. Duyguları işleme ve ifade etmeyle ilgili bu sistemin yetişkin kadın beyninde daha büyük olduğu birçok araştırmada belirtilmiştir. Bu durum, kadınların duygularını dile getirmede ve etraflarındaki insanları anlamada daha başarılı olduğu inancını doğurmuştur.</p>
<p>Ancak empati ve merhamet gibi duygular, duruma veya şartlara göre değişebilir ve cinsiyet farklılıkları tamamen ortadan kalkabilir. Belçika’daki Liege Üniversitesi’nde yakın zamanda yapılan duygusal esneklik araştırmalarına göre kişilerarası ilişki yeteneği ve empati gibi duygusal zekâ bileşenleri, zaman içinde öğrenilebilen özelliklerdir. Öyle ki duygusal zekalarını geliştirmek isteyen üst düzey yöneticiler arasında iş yerlerinde rekabetçi bir avantaj kazabilmek için beyin bilimcileri ile çalışmak oldukça yaygın bir yaklaşımdır.</p>
<p>Elbette lider konumunda olan herkes farklı bir yaklaşım sergiler; ancak cinsiyet, bu farklılıkları açıklamakta yetersiz kalır. Cinsiyet farklılıkları konusundaki klişeleri araştıran beyin biliminin ortaya çıkarttığı bulgular, küçük farklılıklar içerir ama bunlar kesinlikle bu klişeleri destekleyici nitelikte değildir.</p>
<p>Önemli olan hem kadının hem de erkeğin yeteneklerini özgürce sergileyebilecekleri bir ortamı oluşturmaktır.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.weforum.org/agenda/2016/10/3-sexist-myths-about-men-s-and-women-s-brains-debunked/">Dünya Ekonomik Forumu</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/erkek-ve-kadin-beyniyle-ilgili-3-cinsiyetci-klise-curutuldu">Erkek ve kadın beyniyle ilgili 3 cinsiyetçi klişe çürütüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14955</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerde cinsiyet eşitsizliği hâlâ büyük</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelerde-cinsiyet-esitsizligi-hala-buyuk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 13:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[akademi]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14637</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversitelerin en tepe yönetiminde kadınların sayısı veya oranı azın da azı iken, akademik piramidin tabanına inildikçe giderek artan kadın sayısı&#8230; Ama hayale kapılmayın, üniversitelerimiz erkek egemen yapıda. Üniversitelerde akademisyenlerin %61,8’i erkek, %38,2’si kadın. Vakıf üniversitelerinde daha iyi bir durum var: 57’ye 43. (Devlet üniversitelerinde 63’e 37). Önemli ayrıntılar var ama önce bilgi: Araştırma Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları (UAM)’ca gerçekleştirildi. Bu kurum Prof. Dr. Mary Lou O’Neil (*) tarafından yönetiliyor. AB’nin Ufuk 2020 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Sistematik Eylem (SAGE **) bilim programının desteğiyle gerçekleştirilen araştırmada bazı sonuçları, yayınladıkları kitapçığın Akademik Özet’inden aktarıyorum : Erkek rektörlere mahkum muyuz? * Rektörlerin %9,1’i, Rektör yardımcılarının ise %10,3’i kadın. (Yorum benden: Cumhurbaşkanı neden durmadan erkek atıyor? Politikalarına daha uyum sağlayacağını düşündüğü için mi? Erkek rektörler de kadın rektör yardımcıları seçecek değil herhalde!) * Neyse ki dekanlıklarda kadın akademisyen sayısında artış var, %21,3. * Eşitsizlik profesör orantısında: 68,8 erkek, 31,2’si kadın. Akademik hiyerarşisinin aşağılarına inince, ancak doçent sayısında erkek / kadın akademisyen oranına yakın bir orana ulaşılıyor: 61,2 ye 38,8. * Doktor öğretim üyesi kadrolarına gelince: %60’a 40&#8230; Vakıf üniversitelerinde ise bu oran %50-50 gibi. En çok eşitlik! * Öğretim görevlisi: Devlette 60/40 iken, Vakıf üniversitelerinde kadınlar öne geçiyor: %58,9.  Kadınlar ancak en alt akademik unvanda öne geçebiliyorlar. * Araştırma görevlisi kadrolarında ise devlette cinsiyet eşitliği söz konusu: 50/50.. Vakıflarda ise 60/40 erkekler.. İlahiyat erkek egemenliğinde Araştırmanın bölgesel tarafı da var. Marmara, iç Anadolu ve Ege’de 60/40 erkek kadın oranı korunurken, Güneydoğu Anadolu bölgesi bir felaket: Kadın akademisyen oranı 22,8. Prof.’ların %80’i erkek. Doğu Anadolu’da ise profesörlerin sadece %14’ü kadın. Ne kadar az kadın o kadar daha çok kadınlar üzerinde erkeklerin her türlü baskısını tahmin edebiliriz. Fakülteler temelinde de eşitliğe veya eşitsizliğe bakılmış: “Pek çok fakülte ülke çapındaki eğilimlere uymakta, ve kısmi eşitliğe doğru ilerlemektedir.  Ancak mimarlık ve mühendislik, orman, ilahiyat ve veteriner fakültelerinde erkekler çoğunlukta.” İlahiyatta durum tahmin ettiğiniz gibi: %10 kadın. Ne zaman yüzde 90 kadın olur burada, o zaman dinci erkek baskısı son erer. Mimarlık, iletişim ve sağlık bilimlerine gelince, kadınlar buralarda çoğunlukta. Böylece kadınların ana yönelişleri hakkında bir fikrimiz oluyor. Sağlık bilimleri fakültelerinde kadınlar egemen: %72,7. Kadınlar engelleniyor Araştırmada kullanılan “cam-tavan” endeksi hesaplarına göre 1984-2018 yılları arasındaki durumda, atanma-yükseltmelerde kadınların engellendiği ortaya çıkıyor. Üniversitelerde kadın akademisyen örgütlülüğü çok önemli bu gidişatı tersine çevirebilir. Tabii, toplumsal destek de şart. Orhan Bursalı *Bu yazı, 30 Temmuz 2019 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır. (*) O’Neil ve çalışma arkadaşları: Bahar Aldanmaz, Rosa Maria Qierant Quilles, Nathaniel Rose, Deniz Altuntaş, Hilal Tekmen.. (**) SAGE Programı, “bilimsel araştırmalarda toplumsal eşitliğin sağlanması için Avrupa ve ötesinde benimsenmek üzere yaratıcı bir model  ve tanısal bir araç takımı geliştirmektedir. 3 temel hedefi var: Kadınların işe alım, devamlılık ve kariyer ilerlemesi konusunda karşılaştıkları engellerin kaldırılması, karar alıcı mekanizmalardaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin vurgulanması gerekli adımların atılması, araştırma projelerindeki toplumsal cinsiyet odağının güçlendirilmesi&#8230;”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelerde-cinsiyet-esitsizligi-hala-buyuk">Üniversitelerde cinsiyet eşitsizliği hâlâ büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversitelerin en tepe yönetiminde kadınların sayısı veya oranı azın da azı iken, akademik piramidin tabanına inildikçe giderek artan kadın sayısı&#8230; Ama hayale kapılmayın, üniversitelerimiz erkek egemen yapıda. Üniversitelerde akademisyenlerin %61,8’i erkek, %38,2’si kadın. Vakıf üniversitelerinde daha iyi bir durum var: 57’ye 43. (Devlet üniversitelerinde 63’e 37).</p>
<p>Önemli ayrıntılar var ama önce bilgi: Araştırma Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları (UAM)’ca gerçekleştirildi. Bu kurum <strong>Prof. Dr. Mary Lou O’Neil</strong> (*) tarafından yönetiliyor. AB’nin Ufuk 2020 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Sistematik Eylem (SAGE **) bilim programının desteğiyle gerçekleştirilen araştırmada bazı sonuçları, yayınladıkları kitapçığın Akademik Özet’inden aktarıyorum :</p>
<p><strong>Erkek rektörlere mahkum muyuz?</strong></p>
<p>* Rektörlerin %9,1’i, Rektör yardımcılarının ise %10,3’i kadın.</p>
<p>(<strong>Yorum benden</strong>: Cumhurbaşkanı neden durmadan erkek atıyor? Politikalarına daha uyum sağlayacağını düşündüğü için mi? Erkek rektörler de kadın rektör yardımcıları seçecek değil herhalde!)</p>
<p>* Neyse ki dekanlıklarda kadın akademisyen sayısında artış var, %21,3.</p>
<p>* Eşitsizlik <strong>profesör</strong> orantısında: 68,8 erkek, 31,2’si kadın. Akademik hiyerarşisinin aşağılarına inince, ancak <strong>doçent</strong> sayısında erkek / kadın akademisyen oranına yakın bir orana ulaşılıyor: 61,2 ye 38,8.</p>
<p>* <strong>Doktor öğretim üyesi</strong> kadrolarına gelince: %60’a 40&#8230; Vakıf üniversitelerinde ise bu oran %50-50 gibi. En çok eşitlik!</p>
<p>* Öğretim görevlisi: Devlette 60/40 iken, Vakıf üniversitelerinde kadınlar öne geçiyor: %58,9.  Kadınlar ancak en alt akademik unvanda öne geçebiliyorlar.</p>
<p>* Araştırma görevlisi kadrolarında ise devlette cinsiyet eşitliği söz konusu: 50/50.. Vakıflarda ise 60/40 erkekler..</p>
<p><strong>İlahiyat erkek egemenliğinde</strong></p>
<p>Araştırmanın bölgesel tarafı da var. Marmara, iç Anadolu ve Ege’de 60/40 erkek kadın oranı korunurken, Güneydoğu Anadolu bölgesi bir felaket: Kadın akademisyen oranı 22,8. Prof.’ların %80’i erkek. Doğu Anadolu’da ise profesörlerin sadece %14’ü kadın.</p>
<p>Ne kadar az kadın o kadar daha çok kadınlar üzerinde erkeklerin her türlü baskısını tahmin edebiliriz.</p>
<p>Fakülteler temelinde de eşitliğe veya eşitsizliğe bakılmış: “Pek çok fakülte ülke çapındaki eğilimlere uymakta, ve kısmi eşitliğe doğru ilerlemektedir.  Ancak mimarlık ve mühendislik, orman, ilahiyat ve veteriner fakültelerinde erkekler çoğunlukta.” İlahiyatta durum tahmin ettiğiniz gibi: %10 kadın. Ne zaman yüzde 90 kadın olur burada, o zaman dinci erkek baskısı son erer.</p>
<p>Mimarlık, iletişim ve sağlık bilimlerine gelince, kadınlar buralarda çoğunlukta. Böylece kadınların ana yönelişleri hakkında bir fikrimiz oluyor.</p>
<p>Sağlık bilimleri fakültelerinde <strong>kadınlar egemen</strong>: <strong>%72,7.</strong></p>
<p><strong>Kadınlar engelleniyor</strong></p>
<p>Araştırmada kullanılan “cam-tavan” endeksi hesaplarına göre 1984-2018 yılları arasındaki durumda, atanma-yükseltmelerde kadınların engellendiği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Üniversitelerde <strong>kadın akademisyen örgütlülüğü</strong> çok önemli bu gidişatı tersine çevirebilir. Tabii, toplumsal destek de şart.</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 30 Temmuz 2019 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p>(*) O’Neil ve çalışma arkadaşları: Bahar Aldanmaz, Rosa Maria Qierant Quilles, Nathaniel Rose, Deniz Altuntaş, Hilal Tekmen..</p>
<p>(**) SAGE Programı, “bilimsel araştırmalarda toplumsal eşitliğin sağlanması için Avrupa ve ötesinde benimsenmek üzere yaratıcı bir model  ve tanısal bir araç takımı geliştirmektedir. 3 temel hedefi var: Kadınların işe alım, devamlılık ve kariyer ilerlemesi konusunda karşılaştıkları engellerin kaldırılması, karar alıcı mekanizmalardaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin vurgulanması gerekli adımların atılması, araştırma projelerindeki toplumsal cinsiyet odağının güçlendirilmesi&#8230;”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelerde-cinsiyet-esitsizligi-hala-buyuk">Üniversitelerde cinsiyet eşitsizliği hâlâ büyük</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14637</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimde başarı ve YÖK</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Feb 2019 13:17:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özlem Yüzak]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[ataerkil]]></category>
		<category><![CDATA[ÇYDD]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[liyakat]]></category>
		<category><![CDATA[tanol türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[THE]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek öğrenim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Times Higher Education (THE) her yıl eğitimde en başarılı üniversiteleri sıralar. Ve her zaman ABD üniversiteleri açık ara öndedir. Onu İngiltere izler çoğu zaman. Tanol Türkoğlu’nun 10 maddede Dijital Kültür yazılarında bu hafta (152. sayı) bilgisayar eğitiminde en iyi 10 üniversite sıralaması var. Üniversitelerin bilim ve teknoloji üretebilmesi için gerekli olan başlıca unsur ‘bağımsız çalışma’dır. Farklı fikirlerin özgürce tartışılabildiği, akademik yükselmede liyakatin önemli olduğu, toplumsal sorunlara yanıtın akademik çevrelerde de aranabileceği ve çözümlerin geliştirileceği alanlardır. Türkiye’nin, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarında bırakın üst sıralarda olmayı basamaklarda yükselişe bile geçememesinin arkasında yatan en önemli unsurlar bunlardır. Birkaç gün önce patlak veren olaydan küçük bir örnek: YÖK’ün 2016 yılında yayınladığı “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni ‘cinsiyet eşitliği toplumsal değerlere uygun değil’ gerekçesi ile geri çekmesi. Kendi koyduğu belgeyi geri çekmesinin ana nedeni de hükümete yakın medyada bu belge aleyhine yazıların çıkmış olması. Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ligde en altlarda olan bir ülke. Bu, kadın cinayetlerinden tutun, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine, kadının ekonomide olması gerektiği kadar yer alamamasına, “aynı işe eşit ücrette” kadının daima dezavantajlı durumda olmasına kadar bir dizi toplumsal sorunu da beraberinde getiriyor. Yüksek öğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine özen gösterilmesinin bir tutum belgesi ile meşruiyet kazandırılması önemli ve iyi bir gelişmeydi. YÖK Başkanı Yekta Saraç 2016’da Özgecan Aslan’ın katledilmesi üzerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için üniversitelerin kadın rektörleri ile bir araya gelmiş ve sonunda bahsettiğimiz belge yayınlanmıştı. Türkiye’nin genelinde var olan kadın sorunu şüphesiz akademide de var. Kadın akademisyenler için ‘görünmez cam duvarın’ varlığını kimse yadsıyamaz. YÖK Yönetim Kurulu’nun mevcut yapısına bakınca belgenin geri çekilmesine üyelerin neden onay verdiğini anlamamak mümkün değil. 21 üyenin içinde gerçekten bilim ve akademi dünyasının içinde olanların sayısı sadece birkaç tane. Eski bakan, siyasetçi, Maliye Bakanlığı’nda bürokrat, hukuk danışmanı, Arap Dilleri Bölümü, Fars Dilleri Edebiyatı, İlahiyatçı&#8230;Bunun ötesinde bir iki Tıp alanından, bir iki de mühendislik fakültelerinden üyeler. Haydi onları anladık, peki neden hiçbir üniversiteden buna bir tepki gelmedi. Bu kabullenme niye? ‘Aman zaten o kadar üzerimizde baskı var, bu önemsiz olayı kaşımayalım, başımız durduk yere ağrımasın’ düşüncesi ise tutulan yol doğru değil. Üniversiteler, kadın erkek ayırım göz etmeksizin akademisyenler, hatta öğrenciler kendileri üzerinde uygulanan her türlü oyuna, baskıya başkaldırmadıkça bu düzen böyle sürecek. Bu da böyle biline&#8230; ÇYDD’nin 30. yılı Bu ülkede eğitim, özellikle de kız çocuklarının okumaları için 30 yıldır büyük mücadele veren bir sivil toplum kuruluşu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği. Onlarca soruşturma geçirmesi, haksız gözaltılar, yalan kampanyalar, iftiralara karşın dimdik ayakta durmasını bildi. Direndi. Bugün 30. yaşını kutluyor. Biz de kendilerini&#8230; İyi ki varsın ÇYDD. Özlem Yüzak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok">Bilimde başarı ve YÖK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Times Higher Education (THE) her yıl eğitimde en başarılı üniversiteleri sıralar. Ve her zaman ABD üniversiteleri açık ara öndedir. Onu İngiltere izler çoğu zaman. Tanol Türkoğlu’nun 10 maddede Dijital Kültür yazılarında bu hafta (152. sayı) bilgisayar eğitiminde en iyi 10 üniversite sıralaması var.</p>
<p>Üniversitelerin bilim ve teknoloji üretebilmesi için gerekli olan başlıca unsur ‘bağımsız çalışma’dır. Farklı fikirlerin özgürce tartışılabildiği, akademik yükselmede liyakatin önemli olduğu, toplumsal sorunlara yanıtın akademik çevrelerde de aranabileceği ve çözümlerin geliştirileceği alanlardır.</p>
<p>Türkiye’nin, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarında bırakın üst sıralarda olmayı basamaklarda yükselişe bile geçememesinin arkasında yatan en önemli unsurlar bunlardır. Birkaç gün önce patlak veren olaydan küçük bir örnek: YÖK’ün 2016 yılında yayınladığı “Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni ‘cinsiyet eşitliği toplumsal değerlere uygun değil’ gerekçesi ile geri çekmesi. Kendi koyduğu belgeyi geri çekmesinin ana nedeni de hükümete yakın medyada bu belge aleyhine yazıların çıkmış olması.</p>
<p>Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde küresel ligde en altlarda olan bir ülke. Bu, kadın cinayetlerinden tutun, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesine, kadının ekonomide olması gerektiği kadar yer alamamasına, “aynı işe eşit ücrette” kadının daima dezavantajlı durumda olmasına kadar bir dizi toplumsal sorunu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Yüksek öğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliğine özen gösterilmesinin bir tutum belgesi ile meşruiyet kazandırılması önemli ve iyi bir gelişmeydi. YÖK Başkanı Yekta Saraç 2016’da Özgecan Aslan’ın katledilmesi üzerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için üniversitelerin kadın rektörleri ile bir araya gelmiş ve sonunda bahsettiğimiz belge yayınlanmıştı.</p>
<p>Türkiye’nin genelinde var olan kadın sorunu şüphesiz akademide de var. Kadın akademisyenler için ‘görünmez cam duvarın’ varlığını kimse yadsıyamaz. YÖK Yönetim Kurulu’nun mevcut yapısına bakınca belgenin geri çekilmesine üyelerin neden onay verdiğini anlamamak mümkün değil. 21 üyenin içinde gerçekten bilim ve akademi dünyasının içinde olanların sayısı sadece birkaç tane. Eski bakan, siyasetçi, Maliye Bakanlığı’nda bürokrat, hukuk danışmanı, Arap Dilleri Bölümü, Fars Dilleri Edebiyatı, İlahiyatçı&#8230;Bunun ötesinde bir iki Tıp alanından, bir iki de mühendislik fakültelerinden üyeler.</p>
<p>Haydi onları anladık, peki neden hiçbir üniversiteden buna bir tepki gelmedi. Bu kabullenme niye? ‘Aman zaten o kadar üzerimizde baskı var, bu önemsiz olayı kaşımayalım, başımız durduk yere ağrımasın’ düşüncesi ise tutulan yol doğru değil.</p>
<p>Üniversiteler, kadın erkek ayırım göz etmeksizin akademisyenler, hatta öğrenciler kendileri üzerinde uygulanan her türlü oyuna, baskıya başkaldırmadıkça bu düzen böyle sürecek. Bu da böyle biline&#8230;</p>
<p><strong>ÇYDD’nin 30. yılı</strong></p>
<p>Bu ülkede eğitim, özellikle de kız çocuklarının okumaları için 30 yıldır büyük mücadele veren bir sivil toplum kuruluşu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği. Onlarca soruşturma geçirmesi, haksız gözaltılar, yalan kampanyalar, iftiralara karşın dimdik ayakta durmasını bildi. Direndi. Bugün 30. yaşını kutluyor. Biz de kendilerini&#8230; İyi ki varsın ÇYDD.</p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/bilimde-basari-ve-yok">Bilimde başarı ve YÖK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13073</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı üniversite ve kadın dostu kampüs</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-kadin-dostu-kampus</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 12:36:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[atılım üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel taciz]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkek şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadın dostu kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[kampüs]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet eşitliği]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyadaki başta kadın hareketleri olmak üzere cinsiyet eşitliğine yönelik mücadeleler sonucunda hukuki pek çok kazanım elde edilmesine rağmen; bu durumun sosyal hayata yansıtılamadığı, cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve şiddetin devam ettiği görülmekte. Bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideoloji olarak cinsiyet eşitsizliği, niceliksel olarak özellikle ve başta kadına yönelik olmakla birlikte, toplumdaki tüm bireylerin insan olma değerini hiçe sayarak; bireyleri, dar bir çerçeveye indirgenmiş hayat, ayrımcılık, genişletilemeyen yetenekler, varlığını ve değerini yeterli olarak gerçekleştirememe şeklinde dezavantajlı konuma getiriyor. Öyle ki, kadınların yanı sıra LGBTİ bireyler ve erkekler de toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle toplumun baskısı altında kalmaktadır (2). Ancak bu dezavantaj, kadınları (ve LGBTİ bireyleri) sosyal anlamda güçsüz kılarak; erkekleri ise hegemonik bir konuma getirerek etkisini gösteriyor. Böyle bir durumun yaygınlaşarak kanıksanmasının temel nedeni, kasıtlı ya da kasıtsız, bilgi eksikliği ve bilinç düzeyinin düşüklüğüdür. Dolayısıyla sosyal hayatta ve gündelik pratiklerde cinsiyetçi dil ve tutumlar norm haline geldi. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda verilen mücadele ve kazanımları anlamsızlaştırıyor. Hukuki kazanımların sosyal hayata yansıtılmasında, bu yönde cinsiyet eşitliğini sağlayacak politikalar geliştirmesi ve kadının güçlendirilmesi gerekir. Erkeğe benimsetilen üstün olma algı baskısının da kaldırılması gerekir. Birleşmiş Milletler’in de bir insan hakkı olarak ele aldığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, tüm bireylerin toplumsal yaşama katılımı ve kendini gerçekleştirmesi bakımından önemlidir; özellikle kadına (ve LGBTİ bireylere) yönelik şiddet boyutuyla güncel bir toplumsal sorundur (3). Bu kapsamda, eğitim, araştırma ve topluma hizmet olmak üzere üç temel misyonu bulunan ve toplumsal yaşam alanının küçük bir simülasyonunu sunan üniversiteler, sorunun çözümü ve uygulama alanı bulması açısından önemli rol üstlenmelidir; üniversitelerin bu yönde politika geliştirmek ve uygulamak bakımından sorumluluğu vardır (4). Üniversiteler rol modeli Üniversiteler nezdinde geliştirilecek toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar, çarpan etkisi ile etki alanında yer alan öğrenci veya personel tüm bireylerin cinsiyet eşitliğini benimsemesinde ve ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasında önemli bir işleve sahiptir. Nitekim üniversitelerde Kadın Dostu Kampüs koşullarının sağlanmasıyla daha güvenli ve eşitlikçi bir ortamın oluşturulması, bireylerin eğitim ve çalışma hakkının teminat altına alınması bakımından da aynı zamanda bir zorunluluktur. Üniversitelerin bu konuda yükümlülüğünün diğer boyutu ise sorunu doğru tespit ederek uygun yöntemleri kullanmasıdır. Aksi takdirde çalışmalar, en iyi ihtimalle boşa bir çaba ya da en kötü ihtimalle yanlış yönlendirmelerle sorunun daha da derinleşmesinin nedeni olabilecektir. Öyle ki, cinsiyetçi tutum ve davranışlar, kimi zaman korumacı kimi zaman düşmanca cinsiyetçilik olarak karşımıza çıkmakta; bu tutum ve davranışlar, toplumun ataerkil aile yapısından, akrabalık ilişkisine dayalı toplum modeli özelliğinden doğan koşullandırılmalara bağlı olarak bilgi ve bilinç eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Atılım’da eylem planı Bu kapsamda Atılım Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) Kasım 2015 itibariyle &#8220;Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs&#8221;  projesini (5) yürütmeye başladı ve bu projeyle Atılım Üniversitesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından mevcut durumunu analiz ederek, kısa ve uzun vadeli eylem planı hazırlamayı amaçladı. Araştırmanın hem teorik hem de saha çalışması yönü bulunmaktadır. Teorik çalışmada, keşfetmeye ve hipotez oluşturmaya yönelik doküman incelemesi ve içerik analizi yapıldı. Saha çalışması ise betimleme ve hipotez sınamaya yönelik olup; bu kapsamda anket uygulaması gerçekleştirildi. Anket çalışmasında, kullanılan Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği (6) ile katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliği algısı ölçümlenmeye çalışıldı; Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKSAM) tarafından hazırlanan cinsel taciz ve saldırıya ilişkin sorularla da katılımcıların cinsel taciz ve saldırı davranışlarını nasıl tanımladıkları ve bunlara karşı tutumları araştırıldı. Anket sonuçları Anket sonuçlarına bakıldığında, katılımcıların cinsel taciz/saldırı eylemleri konusunda bilgi ve bilinç düzeyini tespit etmeye yönelik cinsel taciz/saldırı olduğu düşünülen davranışlara evet cevabının istendiği soruda, &#8220;Rahatsız edici hitaplarda bulunulması&#8221;, &#8220;Sevgilinizle ilgili ısrarlı sorular sorulması&#8221;  ve &#8220;Kadınlar ve erkekler hakkında cinsiyetçi (bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu ima eden) sözler söylenmesi&#8221;  eylemlerinin bu kapsamda olduğu konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin en düşük olduğu (%29,44 ila %38,08 oranlarında evet cevabı alınmadı) görüldü. Herhangi bir cinsel taciz ve saldırı eylemine maruz kalındığında ise, katılımcıların sadece %1,89’u &#8220;resmi şikâyette bulunma&#8221;  yolunu seçtiğini belirtmiş; neden resmi bir şikâyette bulunmadınız sorusuna ise, sırasıyla &#8220;uzatmak istemedim&#8221; ve &#8220;bir şey yapılacağına inanmıyordum&#8221;  ve &#8220;cinsel taciz olup olmadığından emin olamadım&#8221; seçenekleri en yüksek oranda işaretlendi. Uygulanan anket ve diğer araştırmalar sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, toplumun da bir aynasını bize sunmaktadır. Buna göre, toplumda bir yandan cinsiyete dayalı şiddet bir sevgi biçimi olarak görülmekte; cinsiyete dayalı kimi tacizler &#8220;şaka olsun&#8221;  diye gerçekleştirilmektedir. Diğer yandan ise bireyler, maruz kaldıkları cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetten rahatsız olmakla beraber bunları doğru tanımlayamayarak sorunu teşhis edememekte ve zaman içerisinde &#8220;bunlarla yaşamayı öğrenmekte&#8221;  yani sorunları kanıksayarak olağan kabul etmeye başlamaktadır. Bu nedenle geleceğin teminatını oluşturan üniversitelerin tümünde daha eşitlikçi ve güvenli bir ortamın sağlanması adına kurum içi toplumsal cinsiyet eşitliği duyarlılığının geliştirilmesi ve bunun sürdürülebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Öğr. Gör. Damla Songur (1) Atılım Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dipnotlar: (1) Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi, KASAUM üyesi. (2) Nitekim cinsiyetçi zihniyete erkekler kadar kadınlar da sahiptir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Şimşek, A. – Öner, V. (2013). Medyanın Olumsuz İnşasına Karşı Feminizmi Yeniden Konumlandırmak: Marka Değer Yönetimi Bağlamında Bir İmaj Çalışması, 1. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu, Sempozyum Kitabı, Antalya, s. 369- 371. (3) Şimşek/ Öner, s. 370. (4) YÖK bu konuda gerçekleştirdiği çalıştay sonucunda 28.05.2015 tarihli Yükseköğretim Kurulu Genel Kurul Kararı ile üniversiteler nezdinde yapılması gerekenler konusunda karar almış; ardından da YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ’ni yayımlayarak YÖK bileşenlerinin bu kararları uygulayacağını taahüt etmiştir. Üniversitelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapması gerekenler, bu son kararlar bakımından da bir yükümlülüktür. (5) Atılım Üniversitesi Lisans Araştırma Projeleri Programı kapsamında gerçekleştirilen proje, Öğr. Gör. Damla Songur danışmanlığında, Öğr. Gör. Dr. Aslı Şimşek ve Ar. Gör. Erhan Küçük ile birlikte yürütülmektedir. Proje kapsamında 16 öğrenci araştırmacı olarak çalıştı: Bedia Albayrak, Yiğitcan Çankaya, Elif Çetin, Hasan Ozan Dilli, Erhan Gök, Feray Karaçınar, Ezgi Çiğdem Yıldırım, Gözde Yılmaz, Esra Abca, Ayşenur Alpay, Sinem Arpaguş, Gamze Tuğçe Bolat, Aslıhan Okutucu, Ayşe Ceren Tonyalıoğlu, Çağrı Başçı. Proje, yaptığı sunumla birincilik ödülü almaya hak kazanmış olup; detaylı bilgi için bkz. http://kasaum.atilim.edu.tr/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-ve-kadin-dostu-kampus-projesi (6) Glick, P., &#38; Fiske, T. S. (1996). The ambivalent sexism inventory: Differentiating hostile and benevolent sexism, Journal of Personality and Social Psychology, 70, 491-512; Glick, P., &#38; Fiske, T. S. (1997). Hostile and benevolent sexism: Measuring ambivalent sexist attitudes toward women, Psychology of Women Quarterly, 21, 119-135; Glick, P. ve Fiske, T. S. (1999). The ambivalence toward men inventory: Differentiating hostile and benevolent beliefs about men, Psychology of Women Quarterly, 23, 519- 536; Sakallı Uğurlu, N. (2002). Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması, Türk Psikoloji Dergisi, 17 (49), 47 – 58; Sakallı Uğurlu, N. (2008). Erkeklere İlişkin Çelişik Duygular Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlanması, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran, 11 (21), 1-11</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-kadin-dostu-kampus">Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı üniversite ve kadın dostu kampüs</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyadaki başta kadın hareketleri olmak üzere cinsiyet eşitliğine yönelik mücadeleler sonucunda hukuki pek çok kazanım elde edilmesine rağmen; bu durumun sosyal hayata yansıtılamadığı, cinsiyete dayalı ayrımcılığın ve şiddetin devam ettiği görülmekte.</p>
<p>Bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu savunan görüş ve ideoloji olarak cinsiyet eşitsizliği, niceliksel olarak özellikle ve başta kadına yönelik olmakla birlikte, toplumdaki tüm bireylerin insan olma değerini hiçe sayarak; bireyleri, dar bir çerçeveye indirgenmiş hayat, ayrımcılık, genişletilemeyen yetenekler, varlığını ve değerini yeterli olarak gerçekleştirememe şeklinde dezavantajlı konuma getiriyor.</p>
<p>Öyle ki, kadınların yanı sıra LGBTİ bireyler ve erkekler de toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle toplumun baskısı altında kalmaktadır (2). Ancak bu dezavantaj, kadınları (ve LGBTİ bireyleri) sosyal anlamda güçsüz kılarak; erkekleri ise hegemonik bir konuma getirerek etkisini gösteriyor.</p>
<p>Böyle bir durumun yaygınlaşarak kanıksanmasının temel nedeni, kasıtlı ya da kasıtsız, bilgi eksikliği ve bilinç düzeyinin düşüklüğüdür. Dolayısıyla sosyal hayatta ve gündelik pratiklerde cinsiyetçi dil ve tutumlar norm haline geldi. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda verilen mücadele ve kazanımları anlamsızlaştırıyor.</p>
<p>Hukuki kazanımların sosyal hayata yansıtılmasında, bu yönde cinsiyet eşitliğini sağlayacak politikalar geliştirmesi ve kadının güçlendirilmesi gerekir. Erkeğe benimsetilen üstün olma algı baskısının da kaldırılması gerekir. Birleşmiş Milletler’in de bir insan hakkı olarak ele aldığı <em>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği</em>, tüm bireylerin toplumsal yaşama katılımı ve kendini gerçekleştirmesi bakımından önemlidir; özellikle kadına (ve LGBTİ bireylere) yönelik şiddet boyutuyla güncel bir toplumsal sorundur (3).</p>
<p>Bu kapsamda, <strong>eğitim, araştırma ve topluma hizmet</strong> olmak üzere üç temel misyonu bulunan ve toplumsal yaşam alanının küçük bir simülasyonunu sunan üniversiteler, sorunun çözümü ve uygulama alanı bulması açısından önemli rol üstlenmelidir; üniversitelerin bu yönde politika geliştirmek ve uygulamak bakımından sorumluluğu vardır (4).</p>
<p><strong>Üniversiteler rol modeli</strong></p>
<p>Üniversiteler nezdinde geliştirilecek toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar, çarpan etkisi ile etki alanında yer alan öğrenci veya personel tüm bireylerin cinsiyet eşitliğini benimsemesinde ve ayrımcılıkların ortadan kaldırılmasında önemli bir işleve sahiptir. Nitekim üniversitelerde <strong><em>Kadın Dostu Kampüs</em></strong> koşullarının sağlanmasıyla daha güvenli ve eşitlikçi bir ortamın oluşturulması, bireylerin eğitim ve çalışma hakkının teminat altına alınması bakımından da aynı zamanda bir zorunluluktur.</p>
<p>Üniversitelerin bu konuda yükümlülüğünün diğer boyutu ise sorunu doğru tespit ederek uygun yöntemleri kullanmasıdır. Aksi takdirde çalışmalar, en iyi ihtimalle boşa bir çaba ya da en kötü ihtimalle yanlış yönlendirmelerle sorunun daha da derinleşmesinin nedeni olabilecektir. Öyle ki, cinsiyetçi tutum ve davranışlar, kimi zaman korumacı kimi zaman düşmanca cinsiyetçilik olarak karşımıza çıkmakta; bu tutum ve davranışlar, toplumun ataerkil aile yapısından, akrabalık ilişkisine dayalı toplum modeli özelliğinden doğan koşullandırılmalara bağlı olarak bilgi ve bilinç eksikliğinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Atılım’da eylem planı</strong></p>
<p>Bu kapsamda Atılım Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) Kasım 2015 itibariyle <em>&#8220;Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs&#8221;</em>  projesini (5) yürütmeye başladı ve bu projeyle Atılım Üniversitesi’nin toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından mevcut durumunu analiz ederek, kısa ve uzun vadeli eylem planı hazırlamayı amaçladı.</p>
<p>Araştırmanın hem teorik hem de saha çalışması yönü bulunmaktadır. Teorik çalışmada, keşfetmeye ve hipotez oluşturmaya yönelik doküman incelemesi ve içerik analizi yapıldı. Saha çalışması ise betimleme ve hipotez sınamaya yönelik olup; bu kapsamda anket uygulaması gerçekleştirildi. Anket çalışmasında, kullanılan <strong>Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği</strong> (6) ile katılımcıların toplumsal cinsiyet eşitliği algısı ölçümlenmeye çalışıldı; Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKSAM) tarafından hazırlanan cinsel taciz ve saldırıya ilişkin sorularla da katılımcıların cinsel taciz ve saldırı davranışlarını nasıl tanımladıkları ve bunlara karşı tutumları araştırıldı.</p>
<p><strong>Anket sonuçları</strong></p>
<p>Anket sonuçlarına bakıldığında, katılımcıların cinsel taciz/saldırı eylemleri konusunda bilgi ve bilinç düzeyini tespit etmeye yönelik cinsel taciz/saldırı olduğu düşünülen davranışlara evet cevabının istendiği soruda, <em>&#8220;Rahatsız edici hitaplarda bulunulması&#8221;</em>, <em>&#8220;Sevgilinizle ilgili ısrarlı sorular sorulması&#8221;</em>  ve <em>&#8220;Kadınlar ve erkekler hakkında cinsiyetçi (bir cinsiyetin diğerinden üstün olduğunu ima eden) sözler söylenmesi&#8221;  </em>eylemlerinin bu kapsamda olduğu konusunda bilgi ve bilinç düzeyinin en düşük olduğu (%29,44 ila %38,08 oranlarında evet cevabı alınmadı) görüldü. Herhangi bir cinsel taciz ve saldırı eylemine maruz kalındığında ise, katılımcıların sadece %1,89’u <em>&#8220;resmi şikâyette bulunma&#8221; </em> yolunu seçtiğini belirtmiş; neden resmi bir şikâyette bulunmadınız sorusuna ise, sırasıyla <em>&#8220;uzatmak istemedim&#8221; </em>ve <em>&#8220;bir şey yapılacağına inanmıyordum&#8221;</em>  ve <em>&#8220;cinsel taciz olup olmadığından emin olamadım&#8221; </em>seçenekleri en yüksek oranda işaretlendi.</p>
<p>Uygulanan anket ve diğer araştırmalar sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, toplumun da bir aynasını bize sunmaktadır. Buna göre, toplumda bir yandan cinsiyete dayalı şiddet bir sevgi biçimi olarak görülmekte; cinsiyete dayalı kimi tacizler<em> &#8220;şaka olsun&#8221; </em> diye gerçekleştirilmektedir. Diğer yandan ise bireyler, maruz kaldıkları cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddetten rahatsız olmakla beraber bunları doğru tanımlayamayarak sorunu teşhis edememekte ve zaman içerisinde <em>&#8220;</em><strong><em>bunlarla yaşamayı öğrenmekte&#8221; </em></strong> yani sorunları kanıksayarak olağan kabul etmeye başlamaktadır.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin teminatını oluşturan üniversitelerin tümünde daha eşitlikçi ve güvenli bir ortamın sağlanması adına kurum içi toplumsal cinsiyet eşitliği duyarlılığının geliştirilmesi ve bunun sürdürülebilir hale getirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Öğr. Gör. Damla Songur (1) </strong><strong>Atılım Üniversitesi, Hukuk Fakültesi</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<p>(1) Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi, KASAUM üyesi.</p>
<p>(2) Nitekim cinsiyetçi zihniyete erkekler kadar kadınlar da sahiptir. Ayrıntılı bilgi için bkz. <strong>Şimşek, A. – Öner, V. (2013). Medyanın Olumsuz İnşasına Karşı Feminizmi Yeniden Konumlandırmak: Marka Değer Yönetimi Bağlamında Bir İmaj Çalışması, 1. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu, Sempozyum Kitabı, Antalya, s. 369- 371.</strong></p>
<p>(3) Şimşek/ Öner, s. 370.</p>
<p>(4) YÖK bu konuda gerçekleştirdiği çalıştay sonucunda 28.05.2015 tarihli Yükseköğretim Kurulu Genel Kurul Kararı ile üniversiteler nezdinde yapılması gerekenler konusunda karar almış; ardından da YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ TUTUM BELGESİ’ni yayımlayarak YÖK bileşenlerinin bu kararları uygulayacağını taahüt etmiştir. Üniversitelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapması gerekenler, bu son kararlar bakımından da bir yükümlülüktür.</p>
<p>(5) Atılım Üniversitesi Lisans Araştırma Projeleri Programı kapsamında gerçekleştirilen proje, Öğr. Gör. Damla Songur danışmanlığında, Öğr. Gör. Dr. Aslı Şimşek ve Ar. Gör. Erhan Küçük ile birlikte yürütülmektedir. Proje kapsamında 16 öğrenci araştırmacı olarak çalıştı: Bedia Albayrak, Yiğitcan Çankaya, Elif Çetin, Hasan Ozan Dilli, Erhan Gök, Feray Karaçınar, Ezgi Çiğdem Yıldırım, Gözde Yılmaz, Esra Abca, Ayşenur Alpay, Sinem Arpaguş, Gamze Tuğçe Bolat, Aslıhan Okutucu, Ayşe Ceren Tonyalıoğlu, Çağrı Başçı. Proje, yaptığı sunumla birincilik ödülü almaya hak kazanmış olup; detaylı bilgi için bkz. <a href="http://kasaum.atilim.edu.tr/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-ve-kadin-dostu-kampus-projesi">http://kasaum.atilim.edu.tr/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-ve-kadin-dostu-kampus-projesi</a></p>
<p>(6) Glick, P., &amp; Fiske, T. S. (1996). The ambivalent sexism inventory: Differentiating hostile and benevolent sexism, Journal of Personality and Social Psychology, 70, 491-512; Glick, P., &amp; Fiske, T. S. (1997). Hostile and benevolent sexism: Measuring ambivalent sexist attitudes toward women, Psychology of Women Quarterly, 21, 119-135; Glick, P. ve Fiske, T. S. (1999). The ambivalence toward men inventory: Differentiating hostile and benevolent beliefs about men, Psychology of Women Quarterly, 23, 519- 536; Sakallı Uğurlu, N. (2002). Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması, Türk Psikoloji Dergisi, 17 (49), 47 – 58; Sakallı Uğurlu, N. (2008). Erkeklere İlişkin Çelişik Duygular Ölçeği’nin Türkçe’ye Uyarlanması, Türk Psikoloji Yazıları, Haziran, 11 (21), 1-11</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/toplumsal-cinsiyet-esitligine-duyarli-universite-kadin-dostu-kampus">Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı üniversite ve kadın dostu kampüs</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7890</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
