<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>trump arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/trump/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/trump</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Apr 2018 10:31:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tehlike-giderek-isiniyor-ulus-devletlerin-uzerinde-bir-yonetimin-kacinilmazligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 14:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ardi]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[Gulf Stream]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet boran]]></category>
		<category><![CDATA[islam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[kangal köpeği]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey atlantik]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[ulus]]></category>
		<category><![CDATA[ulus devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel ısınma kimin derdidir? Tüm dünyanın. Çünkü bu ısınmadan, “iklim çözülmesi”nden etkilenmeyecek kimse yoktur dünyada. Ulus devletlerin ilgi ve yetki alanlarının dışına çıkan bu konu, küresel bir yönetimin temel sorunu olarak önümüzdedir. Küresel yönetim? Evet; çünkü artık yerküre tek tek ulus devletlerin çıkarlarına göre yaşayamaz. Ulus devletlere bırakılsa, dünya ölür, canlılar ölür. Dolayısıyla dünya üzerinde “ulus devletler ötesi” bir yönetim biçimi, küreselleşmenin gelişmesiyle birlikte, kendiliğinden oluşmuş durumdadır. Özellikle bilimin yerkürenin gelişmesiyle ilgili ve yaşamsal sorunlara giderek daha egemen olması, araştırma boyutlarının sıçramalarla büyümesi, bilimi de, yerkürenin ve insanlığın temel sorunlarını evrenselleştirmede temel bir rol üstlenme noktasına getirdi! Bilim, evrensel özelliğini geçen yıl güce ve büyük bir farkındalığa dönüştürdü. Özellikle Trump’ın küresel ısınmada “alternatif bilim” zırvalığını öne sürmesine karşı, “Bilim İçin Yürüyüş” örgütlenmiş ve dünyada on binlerce bilim insanı gösteriler yapmıştı. 6 gün önce Bilim İçin Yürüyüş’ün ikincisi yapıldı. Bilimi savunmak, kurumsallaştı; bu da bilimin evrensel gücünü ortaya koyması bakımından son derece önemli. Kapak konumuza dönersek, iklim değişikliğinin çok önemli işareti, Kuzey Atlantik akıntısının son derece yavaşlaması, dahası yer yer durma noktasına gelmesi. Biliyoruz ki okurlarımızın evrensele ilgisi gelişmiştir ve merak etmektedir. Gulf Stream olarak bilinen bu akıntı, Kuzey Avrupa’nın var olan iklim düzeni için son derece tayin edici bir role sahip. Ilıman iklimin oluşmasında etkisi olan akıntının durması, Avrupa’yı donduracak, okyanus sahillerinde sular hızla yükselecek ve Afrika’da şiddetli bir kuraklık hüküm sürecek. Bunun ilk işaretlerini mi görüyoruz? Kapak konumuz bilimin alarm verici araştırmalarını önümüze koyuyor. Gulf Stream akıntılarının durması durumunda dünyanın buzul çağa girdiğini kurgulayan örneğin The Day After Tomorrow gibi filmleri anımsayın. Bu kadar değil, iklim değişikliği salgın hastalıkları da gündeme getirmektedir. Bu konuyu da ana yazıya paralel okuyacaksınız. Yakın gelecekte evde çalışacaklar artıyor ABD temelinde bakıldığında, çalışanların %36’sı dışarıdan işini yapıyor. Bu 56 milyon insan demek. Ofise gitmeden işini evden vb. yapanların oranı %55’i bulacak diyen araştırmada, aynı zamanda 25 gözde meslek sıralanıyor. İki ayak üzerinde insanoğlunun nasıl yürüdüğü üzerine son bir araştırmayı paylaşıyoruz: “Ardi” hem yürüyor ve hem de tırmanıyordu. Peki, Ardi kimdi? Doğan Kuban hoca diyor ki Paganizm vurgusu olmayan Rönesans yazısında: “Türkiye bugünkü varlığını Cumhuriyet’e borçludur, ülkeyi bugüne getiren laik Cumhuriyettir, otomobil, televizyon vb. değil&#8230; Cehalet için laiklik ve demokrasi önemli değildir, İslam Rönesans’ından sonra İslam dünyası Ortaçağ dönemine geri döndü…” Kuban günümüzde açgözlülükle uygarlığın çatıştığını belirterek, İslam ülkelerinin oynadığı olumsuz rolü vurguluyor. Ali Akurgal, teknolojinin ne yazık ki ağırlıklı olarak silah geliştirmede kullanıldığını, ama Türkiye’nin önünde askeri teknolojilerin sivil hayatta kullanılması için önemli bir fırsat bulunduğunu belirtiyor. Mustafa Çetiner Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir tıp insanını anlatıyor: Hikmet Boran. Sarıkamış’ta görev yapan Boran’ın çok ilginç öyküsünü okuyacaksınız. Prof. Zehra Taşkın, tartışma köşesindeki yazısında “Çöp makaleler başarıyı ölçmemeli” diyor ve akademi dünyasının derin bir sorununu dile getiriyor. Nüfus bilimci Mümtaz Peker, “100 milyonluk Türkiye” iddiasına eleştirel bir bakış getiriyor yazısında. Tabii olgulara ve istatistiklere dayanarak: “Bu iddianın bilimsel bir tutarlılığı yok.” HBT çok zengin içeriğe sahip. Daha onlarca güncel haber, fotoğraf, makale, teknoloji vitrini, bulmaca ve tabii son sayfada Kangal köpeğinin dünyadaki öyküsü. HBT yaygınlaştıkça ülkemizin olumlu gelişmesine insani katkının da artacağını biliyoruz. Haftaya yeniden birlikte olmak üzere, sevgiyle kalın… *** İzzettin Silier’in gençler için HBT aboneliği kampanyası devam ediyor. 40 öğrencimizin daha isimlerini paylaşıyoruz. Böylece 120 öğrenci oldu! Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar. Basılı dergi Can Koçak: Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi. Aydın Oğur: Gaziantep Üni. Gazetecilik. Özgür Cem Boynueğri: Ege Üni. İletişim Fak. Tugay Palas: Sakarya Üni. Mekatronik Müh. Ozan Üst: Gebze Teknik Üni. Metroloji Müh. Özlem Karakaşoğlu: Çanakkale 18 Mart Üni. Arkeoloji.  Melahat Yapıcı: ODTÜ Kimya Müh. Belkıs Sena Talu: İstanbul Üni. Bilim Tarihi. Hicret Biber: Trakya Üni. Tıp Fak. Aleyna Kovacı: Aliya İzzetbegoviç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi. Emre Durmaz: Harita Müh. Sungur Alp Akay: İstiklal Makzume Anadolu Lisesi. Murat Eray Korkmaz: KTÜ Makina Müh. Cansu Öztürk: İstanbul Üni. Tıp Fak. Necmiye Sultan Toprak: 19 Mayıs Üni. Fen Bilgisi Öğrt. Ömer Karahasanoğlu: Bilgi Üni. Enerji Sis. Müh. Burak Alkan: 9 Eylül Üni. Makina Müh. Deniz Bardak: 9 Eylül Üni. İşletme. Gülistan Yıldız: 9 Eylül Üni. Ulus. İşlet. Tic. Didem Cesur: Çanakkale 18 Mart Üni. İşletme YL. Dijital dergi Merve Elmastaş: BÜ Mol. Biy. Gen. Elif Sultan Akyer: KTO Karatay Üni. Tıp Fak. Burak Altın: Kocaeli Üni. Elektrik Müh. Adile Özlem Özer: Bursa Uludağ Üni. Tıp Fak. Doğukan Türksoy: BÜ Bilgisayar Müh. Deniz Dönmez: Çorlu Fen Lisesi. Zehra Çifçibaşı: İstanbul Üni. Makina Müh. Yılmaz Uzunca: Celal Bayar Üni. Bilgisayar Prog. Halil Emin Çalışkan: Pertevniyal Lisesi. Neşe Akgün: Eskişehir Osmangazi Üni. Sağlık Yönetimi. Ezgi Gök: Hacettepe Üni. Diş Hek. Kaan Kutsar: 9 Eylül Üni. Fin. İkt. Bank. YL. Ali Yaşar: Trakya Üni. Türkçe Öğretmenliği. Alper Doğan: 9 Eylül Üni. Yön. Bil. Sis. Deniz Pınar: YTÜ Gemi İnş. Mak. Müh. İpek Güvensoy: Üsküdar Üni. Psikoloji. Fatih Koç: Çukurova Üni. Bilgisayar Müh. Enes Yazıcı: BAAL. Egemen Avcu: Eskişehir Osmangazi Üni. Maliye. Duygu Gündoğdu: Çankaya Üni. Bilgisayar Müh.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tehlike-giderek-isiniyor-ulus-devletlerin-uzerinde-bir-yonetimin-kacinilmazligi">Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ısınma kimin derdidir? Tüm dünyanın. Çünkü bu ısınmadan, “<strong>iklim çözülmesi</strong>”nden etkilenmeyecek kimse yoktur dünyada. Ulus devletlerin ilgi ve yetki alanlarının dışına çıkan bu konu, küresel bir yönetimin temel sorunu olarak önümüzdedir.</p>
<p><strong>Küresel yönetim?</strong> Evet; çünkü artık yerküre tek tek ulus devletlerin çıkarlarına göre yaşayamaz. Ulus devletlere bırakılsa, dünya ölür, canlılar ölür. Dolayısıyla dünya üzerinde “ulus devletler ötesi” bir yönetim biçimi, küreselleşmenin gelişmesiyle birlikte, kendiliğinden oluşmuş durumdadır.</p>
<p><strong>Özellikle bilimin yerkürenin gelişmesiyle ilgili ve yaşamsal sorunlara giderek daha egemen olması, araştırma boyutlarının sıçramalarla büyümesi, bilimi de, yerkürenin ve insanlığın temel sorunlarını evrenselleştirmede temel bir rol üstlenme noktasına getirdi!</strong></p>
<p>Bilim, evrensel özelliğini geçen yıl güce ve büyük bir farkındalığa dönüştürdü. Özellikle Trump’ın küresel ısınmada “alternatif bilim” zırvalığını öne sürmesine karşı, “<strong>Bilim İçin Yürüyüş</strong>” örgütlenmiş ve dünyada on binlerce bilim insanı gösteriler yapmıştı. 6 gün önce Bilim İçin Yürüyüş’ün ikincisi yapıldı. <strong>Bilimi savunmak, kurumsallaştı;</strong> bu da bilimin evrensel gücünü ortaya koyması bakımından son derece önemli.</p>
<p>Kapak konumuza dönersek, iklim değişikliğinin çok önemli işareti, Kuzey Atlantik akıntısının son derece yavaşlaması, dahası yer yer durma noktasına gelmesi. Biliyoruz ki okurlarımızın evrensele ilgisi gelişmiştir ve merak etmektedir. <strong>Gulf Stream</strong> olarak bilinen bu akıntı, Kuzey Avrupa’nın var olan iklim düzeni için son derece tayin edici bir role sahip. Ilıman iklimin oluşmasında etkisi olan akıntının durması, Avrupa’yı donduracak, okyanus sahillerinde sular hızla yükselecek ve Afrika’da şiddetli bir kuraklık hüküm sürecek. Bunun ilk işaretlerini mi görüyoruz? Kapak konumuz bilimin alarm verici araştırmalarını önümüze koyuyor.</p>
<p>Gulf Stream akıntılarının durması durumunda dünyanın buzul çağa girdiğini kurgulayan örneğin <strong>The Day After Tomorrow</strong> gibi filmleri anımsayın.</p>
<p>Bu kadar değil, iklim değişikliği salgın hastalıkları da gündeme getirmektedir. Bu konuyu da ana yazıya paralel okuyacaksınız.</p>
<p><strong>Yakın gelecekte evde çalışacaklar artıyor</strong></p>
<p>ABD temelinde bakıldığında, çalışanların %36’sı dışarıdan işini yapıyor. Bu 56 milyon insan demek. Ofise gitmeden işini evden vb. yapanların oranı %55’i bulacak diyen araştırmada, aynı zamanda 25 gözde meslek sıralanıyor.</p>
<p>İki ayak üzerinde insanoğlunun nasıl yürüdüğü üzerine son bir araştırmayı paylaşıyoruz: “Ardi” hem yürüyor ve hem de tırmanıyordu. Peki, Ardi kimdi?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca diyor ki <em>Paganizm vurgusu olmayan Rönesans</em> yazısında: “Türkiye bugünkü varlığını Cumhuriyet’e borçludur, ülkeyi bugüne getiren laik Cumhuriyettir, otomobil, televizyon vb. değil&#8230; Cehalet için laiklik ve demokrasi önemli değildir, İslam Rönesans’ından sonra İslam dünyası Ortaçağ dönemine geri döndü…” Kuban günümüzde açgözlülükle uygarlığın çatıştığını belirterek, İslam ülkelerinin oynadığı olumsuz rolü vurguluyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong>, teknolojinin ne yazık ki ağırlıklı olarak silah geliştirmede kullanıldığını, ama Türkiye’nin önünde askeri teknolojilerin sivil hayatta kullanılması için önemli bir fırsat bulunduğunu belirtiyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong> Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir tıp insanını anlatıyor: Hikmet Boran. Sarıkamış’ta görev yapan Boran’ın çok ilginç öyküsünü okuyacaksınız. Prof. <strong>Zehra Taşkın</strong>, tartışma köşesindeki yazısında “Çöp makaleler başarıyı ölçmemeli” diyor ve akademi dünyasının derin bir sorununu dile getiriyor. Nüfus bilimci <strong>Mümtaz Peker,</strong> “100 milyonluk Türkiye” iddiasına eleştirel bir bakış getiriyor yazısında. Tabii olgulara ve istatistiklere dayanarak: “Bu iddianın bilimsel bir tutarlılığı yok.”</p>
<p>HBT çok zengin içeriğe sahip. Daha onlarca güncel haber, fotoğraf, makale, teknoloji vitrini, bulmaca ve tabii son sayfada Kangal köpeğinin dünyadaki öyküsü.</p>
<p>HBT yaygınlaştıkça ülkemizin olumlu gelişmesine insani katkının da artacağını biliyoruz.</p>
<p>Haftaya yeniden birlikte olmak üzere, sevgiyle kalın…</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>İzzettin Silier</strong>’in gençler için HBT aboneliği kampanyası devam ediyor. <strong>40 öğrencimizin</strong> daha isimlerini paylaşıyoruz. Böylece 120 öğrenci oldu! Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar.</p>
<p><strong>Basılı dergi </strong></p>
<p><strong>Can Koçak:</strong> Ankara Charles de Gaulle Fransız Lisesi. <strong>Aydın Oğur:</strong> Gaziantep Üni. Gazetecilik.<strong> Özgür Cem Boynueğri</strong>: Ege Üni. İletişim Fak. <strong>Tugay Palas:</strong> Sakarya Üni. Mekatronik Müh. <strong>Ozan Üst:</strong> Gebze Teknik Üni. Metroloji Müh. <strong>Özlem Karakaşoğlu:</strong> Çanakkale 18 Mart Üni. Arkeoloji.  <strong>Melahat Yapıcı</strong>: ODTÜ Kimya Müh. <strong>Belkıs Sena Talu: </strong>İstanbul Üni. Bilim Tarihi. <strong>Hicret Biber: </strong>Trakya Üni. Tıp Fak. <strong>Aleyna Kovacı:</strong> Aliya İzzetbegoviç Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi. <strong>Emre Durmaz:</strong> Harita Müh. <strong>Sungur Alp Akay:</strong> İstiklal Makzume Anadolu Lisesi. <strong>Murat Eray Korkmaz:</strong> KTÜ Makina Müh. <strong>Cansu Öztürk:</strong> İstanbul Üni. Tıp Fak. <strong>Necmiye Sultan Toprak:</strong> 19 Mayıs Üni. Fen Bilgisi Öğrt. <strong>Ömer Karahasanoğlu:</strong> Bilgi Üni. Enerji Sis. Müh. <strong>Burak Alkan:</strong> 9 Eylül Üni. Makina Müh. <strong>Deniz Bardak:</strong> 9 Eylül Üni. İşletme. <strong>Gülistan Yıldız:</strong> 9 Eylül Üni. Ulus. İşlet. Tic. <strong>Didem Cesur</strong>: Çanakkale 18 Mart Üni. İşletme YL.</p>
<p><strong>Dijital dergi </strong></p>
<p><strong>Merve Elmastaş:</strong> BÜ Mol. Biy. Gen. <strong>Elif Sultan Akyer</strong>: KTO Karatay Üni. Tıp Fak. <strong>Burak Altın:</strong> Kocaeli Üni. Elektrik Müh. <strong>Adile Özlem Özer:</strong> Bursa Uludağ Üni. Tıp Fak. <strong>Doğukan Türksoy:</strong> BÜ Bilgisayar Müh. <strong>Deniz Dönmez:</strong> Çorlu Fen Lisesi. <strong>Zehra Çifçibaşı:</strong> İstanbul Üni. Makina Müh. <strong>Yılmaz Uzunca:</strong> Celal Bayar Üni. Bilgisayar Prog. <strong>Halil Emin Çalışkan:</strong> Pertevniyal Lisesi. <strong>Neşe Akgün: </strong>Eskişehir Osmangazi Üni. Sağlık Yönetimi. <strong>Ezgi Gök:</strong> Hacettepe Üni. Diş Hek. <strong>Kaan Kutsar: </strong>9 Eylül Üni. Fin. İkt. Bank. YL. <strong>Ali Yaşar:</strong> Trakya Üni. Türkçe Öğretmenliği. <strong>Alper Doğan:</strong> 9 Eylül Üni. Yön. Bil. Sis. <strong>Deniz Pınar:</strong> YTÜ Gemi İnş. Mak. Müh. <strong>İpek Güvensoy:</strong> Üsküdar Üni. Psikoloji. <strong>Fatih Koç:</strong> Çukurova Üni. Bilgisayar Müh. <strong>Enes Yazıcı: </strong>BAAL. <strong>Egemen Avcu:</strong> Eskişehir Osmangazi Üni. Maliye. <strong>Duygu Gündoğdu:</strong> Çankaya Üni. Bilgisayar Müh.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tehlike-giderek-isiniyor-ulus-devletlerin-uzerinde-bir-yonetimin-kacinilmazligi">Tehlike giderek ısınıyor: Ulus devletlerin üzerinde bir yönetimin kaçınılmazlığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9911</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Facebook’ta tamirat: Aman, müşteri kaçmasın!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebookta-tamirat-aman-musteri-kacmasin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jan 2018 07:44:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[algoritma]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Zuckerberg]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[veri saklama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8994</guid>

					<description><![CDATA[<p>Facebook, fabrika ayarlarına dönmeye karar verdi: Müşterinin dost, ahbap, arkadaşlarıyla ilgili paylaşımlarına öncelik verecek. Profesyonel haber kaynaklarını geri plana atacak. Böylece, 2017 boyunca Facebook’u zan altında bırakan “sahte haber, Rus müdahalesi” rezaletinden sıyrılmaya çalışacak. Aslında Facebook, sadece “arkadaşlar-arası yaşam anları paylaşmak” amacıyla kurulmuştu. Ama zamanla, bu özelliğine bir de profesyonel haber üretim kaynaklarından haberleri ekleyince, adeta bir “medya üretim merkezine” dönüştü. Böylece, yalan-yanlış, doğru-eğri ne varsa Facebook’a akmaya başladı. Durum, ancak Trump seçildikten sonra anlaşıldığında, iş işten geçmişti. Zeynep Tüfekçi’nin uyarıları Durumu ilk fark edenlerden, Kuzey Carolina Üniversitesi hocası “teknososyolog” Zeynep Tüfekçi, New York Times’a yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11.16). Birkaç gün sonra konuya Başkan Obama da değindi: “Eğer neyin doğru veya sahte olduğuna bakmazsak, gerçek veriler hakkında ciddi olmazsak, hele bu sosyal medya düzeninde ne kadar çok insan, haberi/bilgiyi parça pürçük alırken, eğer ciddi öneriler ile propagandayı ayırt edemezsek, o zaman ciddi sorunlarımız var demektir.” (18.11.16)  Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, zoraki de olsa, gecikmeli de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi, ama inandırıcı olamadı. 2017 boyunca Rusların, Facebook’un “aldırmazlığı” sayesinde nasıl ortalığı sahte haberle doldurduğu, nasıl “seçmenin zihnini çelecek” kasıtlı propaganda reklamları yaptırdığı, Trump’ın bütün manipülasyonlar için nasıl paralar saçtığı bir bir açığa çıktı. Zeynep Tüfekçi, Facebook’un kullandığı algoritmayı (yani yazılımın neyi, ne zaman, nasıl, neden yapacağını) eleştirenlerin başında geliyor. Hepimiz gözetim altındayız Zeynep Tüfekçi, deneyimli bir gazeteci kadar anlaşılır, odaklı üslubu, pürüzsüz İngilizcesi, konuya hakimiyeti, her cümlesinde hissedilen güçlü sosyal vicdanı ile TED Konferansları’nın gözde uzmanlarından. TEDGlobal&#62;NYC (21.09.17) konuşmasında özetle dedi ki: “Facebook sizin bütün bilgilerinize sahip. Hepsine. Messenger’dan yolladığınız bütün mesajlar, ceptele hangi adresten girdiniz çıktınız, yüklediğiniz bütün fotoğraflara. Hatta, yazmaya başladınız, vazgeçip sildiniz. O sildiğinizi bile saklar. Analiz eder. Facebook, veri simsarlarından veri de satın alır. Bu, sizin banka hesaplarınızdan, şimdiye kadar dolaştığınız sitelere kadar çok çeşitli olabilir. Bütün bu verileri analiz eden ‘öğrenen algoritmalar’ buradan elde ettikleri bilgiyi, başka insanlar için de geçerli hale getirir. Bizi burada ilgilendiren konu, bu karmaşık algoritmaların nasıl çalıştığı? Veriyi hangi kategoriye nasıl ve neden sokuyor, onu bilemiyoruz. Bu, sanki muazzam bir matris, binlerce sütunu, binlerce satırı var, belki milyonlarca. Programcılar da bu muazzam sistemin nasıl çalıştığını artık bilemiyor. Öyle ki gerçekten anlayamadığımız bir zekâ üretir durumdayız&#8230; Eğer iktidar sahipleri bu algoritmaları bizi sessizce izlemek, bizim hakkımızda hükme varmak, bizi ikna için kullanıyorsa, bu otoriterlik bizi bir örümcek ağı gibi saracak, bizim haberimiz bile olmayacaktır.” Mark’ın tamirat kararı Mark Zuckerberg, her yılbaşında yayınladığı Yeni Yıl Mesajı’nda bu kez, özel hayatında yapmayı düşündüğü yenilikçiliği değil, Facebook’u “rayına nasıl oturtmak gerektiğine” dair görüşlerini açıkladı: “Facebook’un yapması gereken çok şey var. Kullanıcılarımızı nefret ve hakaretten korumak, ulus devletlere karşı korumak, Facebook’ta geçirdikleri zamanı değerli kılmak gibi&#8230; 2000’lerde teknolojinin, bir yönetim merkezi olmayan, dağıtık bir niteliği olacağına inanıyorduk. Ama bugün, çoğumuz bu inancımızı kaybettik. Az sayıda büyük teknoloji şirketinin ortaya çıkması, hükümetlerin teknolojiyi vatandaşını gözetlemek için kullanmaya başlamasıyla şimdi çoğu insan teknolojinin dağıtık değil, merkeziyetçi bir özellik kazandığını düşünmeye başladı.” Mark Bey galiba, “geç olması, hiç olmamasından iyidir” atasözünü hatırlamış. Edip Emil Öymen *Bu yazı 19.01.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebookta-tamirat-aman-musteri-kacmasin">Facebook’ta tamirat: Aman, müşteri kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Facebook, fabrika ayarlarına dönmeye karar verdi: Müşterinin dost, ahbap, arkadaşlarıyla ilgili paylaşımlarına öncelik verecek. Profesyonel haber kaynaklarını geri plana atacak. Böylece, 2017 boyunca Facebook’u zan altında bırakan “sahte haber, Rus müdahalesi” rezaletinden sıyrılmaya çalışacak. Aslında Facebook, sadece “arkadaşlar-arası yaşam anları paylaşmak” amacıyla kurulmuştu. Ama zamanla, bu özelliğine bir de profesyonel haber üretim kaynaklarından haberleri ekleyince, adeta bir “medya üretim merkezine” dönüştü. Böylece, yalan-yanlış, doğru-eğri ne varsa Facebook’a akmaya başladı. Durum, ancak Trump seçildikten sonra anlaşıldığında, iş işten geçmişti.</p>
<p><strong>Zeynep Tüfekçi’nin uyarıları</strong></p>
<p>Durumu ilk fark edenlerden, Kuzey Carolina Üniversitesi hocası “teknososyolog” Zeynep Tüfekçi, New York Times’a yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11.16). Birkaç gün sonra konuya Başkan Obama da değindi: “Eğer neyin doğru veya sahte olduğuna bakmazsak, gerçek veriler hakkında ciddi olmazsak, hele bu sosyal medya düzeninde ne kadar çok insan, haberi/bilgiyi parça pürçük alırken, eğer ciddi öneriler ile propagandayı ayırt edemezsek, o zaman ciddi sorunlarımız var demektir.” (18.11.16)  Facebook kurucusu Mark Zuckerberg, zoraki de olsa, gecikmeli de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi, ama inandırıcı olamadı.</p>
<p>2017 boyunca Rusların, Facebook’un “aldırmazlığı” sayesinde nasıl ortalığı sahte haberle doldurduğu, nasıl “seçmenin zihnini çelecek” kasıtlı propaganda reklamları yaptırdığı, Trump’ın bütün manipülasyonlar için nasıl paralar saçtığı bir bir açığa çıktı. Zeynep Tüfekçi, Facebook’un kullandığı algoritmayı (yani yazılımın neyi, ne zaman, nasıl, neden yapacağını) eleştirenlerin başında geliyor.</p>
<p><strong>Hepimiz gözetim altındayız</strong></p>
<p>Zeynep Tüfekçi, deneyimli bir gazeteci kadar anlaşılır, odaklı üslubu, pürüzsüz İngilizcesi, konuya hakimiyeti, her cümlesinde hissedilen güçlü sosyal vicdanı ile TED Konferansları’nın gözde uzmanlarından. TEDGlobal&gt;NYC (21.09.17) konuşmasında özetle dedi ki:</p>
<p>“Facebook sizin bütün bilgilerinize sahip. Hepsine. Messenger’dan yolladığınız bütün mesajlar, ceptele hangi adresten girdiniz çıktınız, yüklediğiniz bütün fotoğraflara. Hatta, yazmaya başladınız, vazgeçip sildiniz. O sildiğinizi bile saklar. Analiz eder. Facebook, veri simsarlarından veri de satın alır. Bu, sizin banka hesaplarınızdan, şimdiye kadar dolaştığınız sitelere kadar çok çeşitli olabilir. Bütün bu verileri analiz eden ‘öğrenen algoritmalar’ buradan elde ettikleri bilgiyi, başka insanlar için de geçerli hale getirir. Bizi burada ilgilendiren konu, bu karmaşık algoritmaların nasıl çalıştığı? Veriyi hangi kategoriye nasıl ve neden sokuyor, onu bilemiyoruz. Bu, sanki muazzam bir matris, binlerce sütunu, binlerce satırı var, belki milyonlarca. Programcılar da bu muazzam sistemin nasıl çalıştığını artık bilemiyor. Öyle ki gerçekten anlayamadığımız bir zekâ üretir durumdayız&#8230; Eğer iktidar sahipleri bu algoritmaları bizi sessizce izlemek, bizim hakkımızda hükme varmak, bizi ikna için kullanıyorsa, bu otoriterlik bizi bir örümcek ağı gibi saracak, bizim haberimiz bile olmayacaktır.”</p>
<p><strong>Mark’ın tamirat kararı</strong></p>
<p>Mark Zuckerberg, her yılbaşında yayınladığı Yeni Yıl Mesajı’nda bu kez, özel hayatında yapmayı düşündüğü yenilikçiliği değil, Facebook’u “rayına nasıl oturtmak gerektiğine” dair görüşlerini açıkladı:</p>
<p>“Facebook’un yapması gereken çok şey var. Kullanıcılarımızı nefret ve hakaretten korumak, ulus devletlere karşı korumak, Facebook’ta geçirdikleri zamanı değerli kılmak gibi&#8230; 2000’lerde teknolojinin, bir yönetim merkezi olmayan, dağıtık bir niteliği olacağına inanıyorduk. Ama bugün, çoğumuz bu inancımızı kaybettik. Az sayıda büyük teknoloji şirketinin ortaya çıkması, hükümetlerin teknolojiyi vatandaşını gözetlemek için kullanmaya başlamasıyla şimdi çoğu insan teknolojinin dağıtık değil, merkeziyetçi bir özellik kazandığını düşünmeye başladı.”</p>
<p>Mark Bey galiba, “geç olması, hiç olmamasından iyidir” atasözünü hatırlamış.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 19.01.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebookta-tamirat-aman-musteri-kacmasin">Facebook’ta tamirat: Aman, müşteri kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8994</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalanın ilacı yapay zekâ</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-ilaci-yapay-zeka</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2018 07:22:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Washington’da Kongre Binası’na giden geniş Pennsylvania Avenue’de 2008 yapımı binasında Basın Müzesi (Newseum). Binanın caddeye bakan duvarında 17 Eylül 1787 tarihli Amerikan Anayasası’nın “Basın özgürdür” diyen, 1791’de Anayasa’ya Birinci Ek Madde olarak eklenen şu cümle yazılı çatıdan aşağıya doğru: “Kongre, bir dinin kurumsallaşması ile ilgili, veya özgür ifadeden yararlanılmasını yasaklayan; veya ifade, veya basın özgürlüğünü; veya kişilerin barışçı biçimde toplanma, veya hükümete, şikayetlerine çözüm bulunması için dilekçe verme hakkını kısıtlayan hiç bir yasa yapamaz.” 1791: Osmanlı’da gazete yokken, tahtta Üçüncü Selim varken, Amerikalılar basın özgürlüğünü anayasaya koymuşlar. Trump’ı eleştirme özgürlüğü New York Times (NYT), Trump’ın, başkanlık kampanyası sırasında söylediği yalanları “saymayıp”, 21 Ocak 2017’de başkanlık görevine başladıktan sonra söylediği “resmi” yalanları liste halinde yayınlamıştı. Trump yandaşları gazeteye itiraz postaları göndermişler: “Bütün başkanlar yalan söyler, ne var bunda?” NYT, bu itirazlara yeni cevabını bir grafikle verdi. Yere yatay gibi giden çizgide Obama’nın 7 yıl boyunca söylediği 18 “yalan” işaretli. Göğe doğru ok gibi yükselen bir başka çizgide ise Trump’ın 11 Kasıma kadar, sadece 10 ayda söylediği 103 yalanın roket hızı görülüyor. Bu, bir göz boyamaca veya partizanlık değil: Gerçek veriye dayalı gazetecilik. (14.12.17) 30 Ocak’ta ne olacak? Trump, 30 Ocak Salı günü Temsilciler Meclisi ve Senato’nun ortak oturumunda ilk kez Ulusa Sesleniş (Birliğin Durumu-State of the Union) konuşması yapacak. Başkan seçildikten sonra Şubat’ta ortak oturumda konuşmuştu, ama o, Ulusa Sesleniş değildi. Şimdi, Trump’ın “durduğu yerde yalan söyleme” alışkanlığını, umursamazlığını, aldırmazlığını özgür medya delik deşik etmeye hazırlanıyor. Trump’ın konuşması sadece ABD’de değil, CNN ve diğer küresel tv ve sosyal medya kanallarıyla dünyaya canlı yayınlanacak kadar önemli olacak. Duke/Kuzey Carolina Üniversitesi sosyal siyaset hocası Bill Adair, canlı yayında Trump’ın “kıtırlarını” o an, ekranın altındaki bantta “yalan!” diye işaretleyen bir sistemi 30 Ocak’a yetiştirmeye çalışıyor. Prof. Adair, siyasetçilerin beyanlarını araştırıp, yalanlarını kamuoyuna açıklayan, bu nedenle Pulitzer Ödülü kazanan PolitiFact adlı sitenin kurucusu. Trump’ın Ulusa Sesleniş’ini anında denetlemek amacıyla, aralarında Facebook Gazetecilik Projesi de olan üç stk’dan 1.2 milyon dolar bağış alarak “otomatik yalan tarayan” bu sistemde yapay zekâ baş rolde. Ama, 30’unda işe yarayacak mı göreceğiz. Yalancının mumu yapay zekâya kadar ABD’de 2016 başkanlık kampanyasıyla birlikte, “alternatif gerçek” yani yalancılık, sahtecilik sanki normal bir şeymiş gibi gündelik yaşama girdi. Liberal tutumuyla tanınan New Yorker dergisinde yayınlanan karikatür: Yarışma programının adı “Gerçekler Önemsizdir.” Yarışma yöneticisi, bir yarışmacıya şöyle diyor: “Sizin cevabınız doğru, ama öbürü, yanlış cevabını bağırarak verdi, puanı da o alıyor haliyle&#8230;” Yalanın gerçek diye yutturulduğu, yalanın yalanlanmadığı, yalanın doğru sanıldığı distopik bir düzene ABD’de anayasa koruması sayesinde önlem almaya başlayanlar artıyor. Kendilerine, Teknoloji’yle Doğrulama anlamına Tech &#38; Check diyen yenilikçi bir platform adım adım oluşuyor: Yazılım, yalanı yer mi? *Texas/Arlington Üniversitesi, bir metindeki iddiaların doğruluğunu anlayacak bir yazılımı Amerikan TÜBİTAK’ı Ulusal Bilim Vakfı (NSF) desteğiyle geliştirdi (ClaimBuster). *İnternet Arşivi adlı kurum, siyasetçilerin beyanlarını inceleyecek bir yapay zekâ sistemi üzerinde çalışıyor. *Gerçeğin Gözlüğü (Truth Goggles) uygulaması, internette yalancılığı işaretliyor. *California Politeknik Eyalet Üniversitesi (Cal Poly) Eyalet Meclisi’nde, 38 milyon vatandaşı ilgilendiren oturumları internetten izlenecek bir sisteme dönüştürdü. Böylece halk, onun adına yapılan tartışmaları izleyebiliyor. Görüşmeler, yapay zekâyla otomatik olarak yazıya dökülüyor: Beyanlar yanlış-doğru boyutunda hemen kontrol ediliyor. Edip Emil Öymen *Bu yazı 12.01.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-ilaci-yapay-zeka">Yalanın ilacı yapay zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Washington’da Kongre Binası’na giden geniş Pennsylvania Avenue’de 2008 yapımı binasında Basın Müzesi (Newseum). Binanın caddeye bakan duvarında 17 Eylül 1787 tarihli Amerikan Anayasası’nın “Basın özgürdür” diyen, 1791’de Anayasa’ya Birinci Ek Madde olarak eklenen şu cümle yazılı çatıdan aşağıya doğru:</p>
<p>“Kongre, bir dinin kurumsallaşması ile ilgili, veya özgür ifadeden yararlanılmasını yasaklayan; veya ifade, veya basın özgürlüğünü; veya kişilerin barışçı biçimde toplanma, veya hükümete, şikayetlerine çözüm bulunması için dilekçe verme hakkını kısıtlayan hiç bir yasa yapamaz.”</p>
<p>1791: Osmanlı’da gazete yokken, tahtta Üçüncü Selim varken, Amerikalılar basın özgürlüğünü anayasaya koymuşlar.</p>
<p><strong>Trump’ı eleştirme özgürlüğü</strong></p>
<p>New York Times (NYT), Trump’ın, başkanlık kampanyası sırasında söylediği yalanları “saymayıp”, 21 Ocak 2017’de başkanlık görevine başladıktan sonra söylediği “resmi” yalanları liste halinde yayınlamıştı. Trump yandaşları gazeteye itiraz postaları göndermişler: “Bütün başkanlar yalan söyler, ne var bunda?” NYT, bu itirazlara yeni cevabını bir grafikle verdi. Yere yatay gibi giden çizgide Obama’nın 7 yıl boyunca söylediği 18 “yalan” işaretli. Göğe doğru ok gibi yükselen bir başka çizgide ise Trump’ın 11 Kasıma kadar, sadece 10 ayda söylediği 103 yalanın roket hızı görülüyor. Bu, bir göz boyamaca veya partizanlık değil: Gerçek veriye dayalı gazetecilik. (14.12.17)</p>
<p><strong>30 Ocak’ta ne olacak?</strong></p>
<p>Trump, 30 Ocak Salı günü Temsilciler Meclisi ve Senato’nun ortak oturumunda ilk kez Ulusa Sesleniş (Birliğin Durumu-State of the Union) konuşması yapacak. Başkan seçildikten sonra Şubat’ta ortak oturumda konuşmuştu, ama o, Ulusa Sesleniş değildi. Şimdi, Trump’ın “durduğu yerde yalan söyleme” alışkanlığını, umursamazlığını, aldırmazlığını özgür medya delik deşik etmeye hazırlanıyor.</p>
<p>Trump’ın konuşması sadece ABD’de değil, CNN ve diğer küresel tv ve sosyal medya kanallarıyla dünyaya canlı yayınlanacak kadar önemli olacak. Duke/Kuzey Carolina Üniversitesi sosyal siyaset hocası Bill Adair, canlı yayında Trump’ın “kıtırlarını” o an, ekranın altındaki bantta “yalan!” diye işaretleyen bir sistemi 30 Ocak’a yetiştirmeye çalışıyor. Prof. Adair, siyasetçilerin beyanlarını araştırıp, yalanlarını kamuoyuna açıklayan, bu nedenle Pulitzer Ödülü kazanan PolitiFact adlı sitenin kurucusu. Trump’ın Ulusa Sesleniş’ini anında denetlemek amacıyla, aralarında Facebook Gazetecilik Projesi de olan üç stk’dan 1.2 milyon dolar bağış alarak “otomatik yalan tarayan” bu sistemde yapay zekâ baş rolde. Ama, 30’unda işe yarayacak mı göreceğiz.</p>
<p><strong>Yalancının mumu yapay zek</strong><strong>â</strong><strong>ya kadar </strong></p>
<p>ABD’de 2016 başkanlık kampanyasıyla birlikte, “alternatif gerçek” yani yalancılık, sahtecilik sanki normal bir şeymiş gibi gündelik yaşama girdi. Liberal tutumuyla tanınan New Yorker dergisinde yayınlanan karikatür: Yarışma programının adı “Gerçekler Önemsizdir.” Yarışma yöneticisi, bir yarışmacıya şöyle diyor: “Sizin cevabınız doğru, ama öbürü, yanlış cevabını bağırarak verdi, puanı da o alıyor haliyle&#8230;”</p>
<p>Yalanın gerçek diye yutturulduğu, yalanın yalanlanmadığı, yalanın doğru sanıldığı distopik bir düzene ABD’de anayasa koruması sayesinde önlem almaya başlayanlar artıyor.</p>
<p>Kendilerine, Teknoloji’yle Doğrulama anlamına Tech &amp; Check diyen yenilikçi bir platform adım adım oluşuyor:</p>
<p><strong>Yazılım, yalanı yer mi?</strong></p>
<p>*Texas/Arlington Üniversitesi, bir metindeki iddiaların doğruluğunu anlayacak bir yazılımı Amerikan TÜBİTAK’ı Ulusal Bilim Vakfı (NSF) desteğiyle geliştirdi (ClaimBuster).</p>
<p>*İnternet Arşivi adlı kurum, siyasetçilerin beyanlarını inceleyecek bir yapay zekâ sistemi üzerinde çalışıyor.</p>
<p>*Gerçeğin Gözlüğü (Truth Goggles) uygulaması, internette yalancılığı işaretliyor.</p>
<p>*California Politeknik Eyalet Üniversitesi (Cal Poly) Eyalet Meclisi’nde, 38 milyon vatandaşı ilgilendiren oturumları internetten izlenecek bir sisteme dönüştürdü. Böylece halk, onun adına yapılan tartışmaları izleyebiliyor. Görüşmeler, yapay zekâyla otomatik olarak yazıya dökülüyor: Beyanlar yanlış-doğru boyutunda hemen kontrol ediliyor.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 12.01.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-ilaci-yapay-zeka">Yalanın ilacı yapay zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8929</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 08:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ajan]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[brexit]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ışid]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[politikacı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili. 2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı. Hatta Brexit yanlısı politikacı Micheal Gove, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki? Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi. Brexit referandumu ne anlama geliyor?  Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi. Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil. Korkunun cazibesi Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  argumentum and metum, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur: P ya da Q doğru Q korkutucu Bu nedenle de P doğru Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı. Korku neden kazanıyor? Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız. Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor. Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz. Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar. Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor. Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur. Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar. Duygular ve mantık bir araya gelmiyor Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır. Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler. Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir. Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız. Deniz Şahintürk Kaynak: http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili.</strong></p>
<p>2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı.</p>
<p>Hatta Brexit yanlısı politikacı <strong>Micheal Gove</strong>, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki?</p>
<p>Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi.</p>
<p><strong>Brexit referandumu ne anlama geliyor?  </strong></p>
<p>Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi.</p>
<p>Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil.</p>
<p><strong>Korkunun cazibesi</strong></p>
<p>Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  <em>argumentum and metum</em>, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur:</p>
<p>P ya da Q doğru</p>
<p>Q korkutucu</p>
<p>Bu nedenle de P doğru</p>
<p>Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı.</p>
<p><strong>Korku neden kazanıyor?</strong></p>
<p>Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız.</p>
<p>Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor.</p>
<p>Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz.</p>
<p>Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar.</p>
<p><strong>Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor</strong></p>
<p>Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor.</p>
<p>Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur.</p>
<p>Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Duygular ve mantık bir araya gelmiyor</strong></p>
<p>Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır.</p>
<p>Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler.</p>
<p>Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir.</p>
<p>Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız.</p>
<p><strong>Deniz Şahintürk</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629">http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8345</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Harry Potter 20 yaşında oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2017 10:23:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe taşı]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gelir]]></category>
		<category><![CDATA[gişe]]></category>
		<category><![CDATA[harry potter]]></category>
		<category><![CDATA[hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[J.K.Rawling]]></category>
		<category><![CDATA[Joanne Kathleen Rawling]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[sevin okyay]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harry Potter ve Felsefe Taşı 26 Haziran 1997’de yayınlandığında, kitabın dünya çapında 107 milyon satacağını kimse tahmin edemezdi. Adı sanı bilinmeyen birinin yazdığı çocuk masalını 12 yayıncı reddettikten sonra Londra’da Bloomsbury Yayınevi sadece 500 adet basmayı lütfen kabul etmişti. 20 yıl içinde HP romanları 504 milyon sattı. Ve halen satıyor. Yazar Joanne Kathleen Rawling milyoner oldu: Financial Times’a göre 900 milyon dolar. Bloomsbury, yazarın bir kadın olduğunun “anlaşılmaması” için, onu isminin baş harfleriyle tanıtmayı uygun bulmuştu. Bu nedenle yazar J.K.Rawling olarak biliniyor. 2007’de “son, en son” kitap yayınlandığında yine kimse, bunun “en son, son” olacağına inanmadı. Aslında evet, Rawling diziyi sürdürmedi, ama zaten on yılda 7 kitap ve 8 film çıkmıştı. Sadece filmlerin toplam gişe geliri 7.7 milyar doları buldu. 2016’ya geldiğimizde roman, tiyatroya “Lanetli Çocuk” adıyla uyarlandı: Londra’da tek bir oyunun uzun yıllar sürekli sahnelendiği Palace Tiyatrosu’na taşındı. Burada, Hazreti İsa’nın hayatına odaklanan müzikal 8 yıl, Victor Hugo’nun “Sefiller”inden yapılma müzikal 19 yıl aralıksız oynanmıştı. Lanetli Çocuk da öyle olabilir. Harry Potter ekonomisi British Museum 20 Ekim’de, ilk Potter’ın yayınlanmasının 20’inci yıldönümünde “Sihir Tarihi” adlı sergisini açıyor. Sergiyle eş zamanlı Bloomsbury Yayınevi iki kitap çıkartacak. Biri, serginin kataloğu, diğeri “Sihir Tarihinde Bir Yolculuk” başlığıyla astroloji ve simyadan bugüne sihir ve ilgili konularda tarihsel ve kültürel bir analiz. BBC de boş durmayacak elbette, o da bir belgeselle “etinden sütünden tüyünden” kervanına katılacak. HP merakı sadece İngiltere’ye özgü değil. Romanlar 79 dile çevrildi. Türkçeye, Sevin Okyay’ın harika üslûbuyla aktarıldı. Sadece 2016’da eBay alışveriş sitesinde HP ile ilgili “şeylerin” satışı 3.3 milyon doları buldu. eBay’e inanırsak, son üç ayda, her dakika 10 tane “sihirli değnek” ve saatte bir HP kostümü satılmış. eBay dışında kalan satış mağazaları ve dükkanlardaki satışları bilemiyoruz. 21 saatlik film maratonu Londra’daki bir sinemada HP filmleri maraton halinde gösterildi. Seans 30 Nisan akşamı 20.30’da başladı. 1 Mayıs Pazartesi sabahı 5.25’de sona erdi. Dünyanın öte yanında Florida’da “HP Sihirli Dünyası” tema parkını 2016’da 20.4 milyon kişi ziyaret etti. Florida’da ikinci bir park daha var, Hollywood ve Osaka/Japonya’da da birer tane. HP filmlerini çeviren Warner’ın Londra stüdyosunu 2012’den bu yana 8 milyon kişi ziyaret etti. Londra’nın tren istasyonu King’s Cross’ta “Peron 9¾” bir ziyaretgah: Burası, HP’nin “treninin” kalktığı (!) peron çünkü! Yayınevinin, ilk HP romanı için yazara ödediği para 2 bin 500 Sterlindi (3,400 dolar). Rawling’in tükenmez yaratıcı yenilikçi buluşçuluğu, zihin gücü ve hayal enginliği, HP romanlarından küresel boyutta milyonları aşan bir hayran kitlesi yarattı. 2000 yılında yayınlanan “Ateş Kadehi”, ABD ve İngiltere’de eş saat diliminde satışa sunuldu ki okurlar, kitabı çabucak okuyup, sürprizleri saat farkı sayesinde sosyal medyada “açık etmesinler” diye. HP, Broadway’e yolcu Geçen yıl Londra’da sahnelenmeye başlanan HP’nin tiyatro oyunu “Lanetli Çocuk” New York’un tiyatro semti Broadway’e de kopyalanacak. Oyunda HP, evlenmiş, üç çocuklu, orta yaşlı bir devlet memuru: Sihir Bakanlığı’nda çalışıyor. Oğlunu, kendi okuduğu eski okuluna öğrenci olarak (“sihir öğrensin” diye) yolluyor. Oyunda ilginç bir ayrıntı, Hermione adlı genç kız karakterini siyah bir sanatçının oynaması. J.K.Rawling, “Roman kahramanlarımın ne renkte olduklarını hiç belirtmedim” diyerek, elbette bir siyah sanatçının, “beyaz” (?) bir karakteri canlandırabileceğini söyledi. Buna rağmen grafik sanatçısı Anoosha Syed’in, twitter hesabında Hermione’yi “siyah”, HP’yi “esmer” olarak çizip ırkçı nefret söylemine maruz kalması, Trump-sonrası altüst dünya düzeninin bir ironisi. Edip Emil Öymen *Bu yazı 29.09.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu">Harry Potter 20 yaşında oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harry Potter ve Felsefe Taşı 26 Haziran 1997’de yayınlandığında, kitabın dünya çapında 107 milyon satacağını kimse tahmin edemezdi. Adı sanı bilinmeyen birinin yazdığı çocuk masalını 12 yayıncı reddettikten sonra Londra’da Bloomsbury Yayınevi sadece 500 adet basmayı lütfen kabul etmişti. 20 yıl içinde HP romanları 504 milyon sattı. Ve halen satıyor. Yazar Joanne Kathleen Rawling milyoner oldu: Financial Times’a göre 900 milyon dolar. Bloomsbury, yazarın bir kadın olduğunun “anlaşılmaması” için, onu isminin baş harfleriyle tanıtmayı uygun bulmuştu. Bu nedenle yazar J.K.Rawling olarak biliniyor.</p>
<p>2007’de “son, en son” kitap yayınlandığında yine kimse, bunun “en son, son” olacağına inanmadı. Aslında evet, Rawling diziyi sürdürmedi, ama zaten on yılda 7 kitap ve 8 film çıkmıştı. Sadece filmlerin toplam gişe geliri 7.7 milyar doları buldu. 2016’ya geldiğimizde roman, tiyatroya “Lanetli Çocuk” adıyla uyarlandı: Londra’da tek bir oyunun uzun yıllar sürekli sahnelendiği Palace Tiyatrosu’na taşındı. Burada, Hazreti İsa’nın hayatına odaklanan müzikal 8 yıl, Victor Hugo’nun “Sefiller”inden yapılma müzikal 19 yıl aralıksız oynanmıştı. Lanetli Çocuk da öyle olabilir.</p>
<p><strong>Harry Potter ekonomisi </strong></p>
<p>British Museum 20 Ekim’de, ilk Potter’ın yayınlanmasının 20’inci yıldönümünde “Sihir Tarihi” adlı sergisini açıyor. Sergiyle eş zamanlı Bloomsbury Yayınevi iki kitap çıkartacak. Biri, serginin kataloğu, diğeri “Sihir Tarihinde Bir Yolculuk” başlığıyla astroloji ve simyadan bugüne sihir ve ilgili konularda tarihsel ve kültürel bir analiz. BBC de boş durmayacak elbette, o da bir belgeselle “etinden sütünden tüyünden” kervanına katılacak.</p>
<p>HP merakı sadece İngiltere’ye özgü değil. Romanlar 79 dile çevrildi. Türkçeye, Sevin Okyay’ın harika üslûbuyla aktarıldı. Sadece 2016’da eBay alışveriş sitesinde HP ile ilgili “şeylerin” satışı 3.3 milyon doları buldu. eBay’e inanırsak, son üç ayda, her dakika 10 tane “sihirli değnek” ve saatte bir HP kostümü satılmış. eBay dışında kalan satış mağazaları ve dükkanlardaki satışları bilemiyoruz.</p>
<p><strong>21 saatlik film maratonu</strong></p>
<p>Londra’daki bir sinemada HP filmleri maraton halinde gösterildi. Seans 30 Nisan akşamı 20.30’da başladı. 1 Mayıs Pazartesi sabahı 5.25’de sona erdi. Dünyanın öte yanında Florida’da “HP Sihirli Dünyası” tema parkını 2016’da 20.4 milyon kişi ziyaret etti. Florida’da ikinci bir park daha var, Hollywood ve Osaka/Japonya’da da birer tane. HP filmlerini çeviren Warner’ın Londra stüdyosunu 2012’den bu yana 8 milyon kişi ziyaret etti. Londra’nın tren istasyonu King’s Cross’ta “Peron 9¾” bir ziyaretgah: Burası, HP’nin “treninin” kalktığı (!) peron çünkü!</p>
<p>Yayınevinin, ilk HP romanı için yazara ödediği para 2 bin 500 Sterlindi (3,400 dolar). Rawling’in tükenmez yaratıcı yenilikçi buluşçuluğu, zihin gücü ve hayal enginliği, HP romanlarından küresel boyutta milyonları aşan bir hayran kitlesi yarattı. 2000 yılında yayınlanan “Ateş Kadehi”, ABD ve İngiltere’de eş saat diliminde satışa sunuldu ki okurlar, kitabı çabucak okuyup, sürprizleri saat farkı sayesinde sosyal medyada “açık etmesinler” diye.</p>
<p><strong>HP, Broadway’e yolcu</strong></p>
<p>Geçen yıl Londra’da sahnelenmeye başlanan HP’nin tiyatro oyunu “Lanetli Çocuk” New York’un tiyatro semti Broadway’e de kopyalanacak. Oyunda HP, evlenmiş, üç çocuklu, orta yaşlı bir devlet memuru: Sihir Bakanlığı’nda çalışıyor. Oğlunu, kendi okuduğu eski okuluna öğrenci olarak (“sihir öğrensin” diye) yolluyor. Oyunda ilginç bir ayrıntı, Hermione adlı genç kız karakterini siyah bir sanatçının oynaması. J.K.Rawling, “Roman kahramanlarımın ne renkte olduklarını hiç belirtmedim” diyerek, elbette bir siyah sanatçının, “beyaz” (?) bir karakteri canlandırabileceğini söyledi. Buna rağmen grafik sanatçısı Anoosha Syed’in, twitter hesabında Hermione’yi “siyah”, HP’yi “esmer” olarak çizip ırkçı nefret söylemine maruz kalması, Trump-sonrası altüst dünya düzeninin bir ironisi.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 29.09.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/harry-potter-20-yasinda-oldu">Harry Potter 20 yaşında oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7905</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Facebook imzalı yeni demokrasi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebook-imzali-yeni-demokrasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 14:04:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[clinton]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Zuckerberg]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trump’ın seçim kampanyasının dijital kısmını yöneten Theresa Hong, BBC muhabirine, “Facebook olmasaydı, seçimi kazanamazdık” diyor. Bayan Hong’un konuştuğu yer, Texas eyaletinin San Antonio kentinde, sıradan bir iş merkezinde bomboş bir oda. Yerde sadece mavi döşeme var. Pencerelerden dışarı görülüyor. Oda boş, çünkü taşınıp gitmişler. Burası, Trump seçilene kadar, 220 milyon Amerikalının Facebook hesaplarını inceleyen Cambridge Analytica (CA) veri analiz şirketi elemanlarının çalıştığı yer. Trump seçilmiş, onların işi bitmiş. Bayan Hong, bu boş odayı ilk kez BBC’e gösteriyor. BBC de dünyaya. Seçim = veri analizi Trump’ın seçilmesini İkinci Seçmen Kurulu’nda kazandığı oylar sağlamıştı. ABD’de bizdeki gibi nispi temsil sistemi olsaydı, Trump’tan 3 milyon kadar fazla oy alan Clinton seçilirdi. Ama orada sistem farklı. Trump, başarısını kendisine olduğu kadar, “ihtiyaç duyduğu” İkinci Seçmen oylarını kazandıran bir stratejiye de borçlu. Bu stratejinin nasıl kurulduğu, geçen Mart ayında Batı gazetelerinde ilk kez açıklanmıştı: Cambridge Analytica (CA) adlı bir veri analiz şirketi Trump için Facebook üzerinden çalışmıştı. CA, sözünü sakınmadan, web sitesine şunu yazmıştı: “220 milyon Amerikalı için 100 değişken üzerinden 5 bin veri noktası topluyoruz. Bu bilgiyi, hedef kitlenin davranış eğilimleri açısından inceliyoruz. Davranışlarını tahmin etmeye çalışıyoruz.” Analizde inovasyon Veri analiz yöntemleri, Obama’nın 2007-08 kampanyasından 2016’ya, daha da ileriye yürüdü. Obama seçmene, o tarihte henüz yeni sayılan Facebook ve Twitter’dan ulaşırken, Trump ise, Facebook hesaplarından kişilik profili hesaplayan, daha da yenilikçi analiz yöntemleri kullanan CA ile “adeta” tek tek her seçmene, kişisel düzeyde ulaştı. BBC’nin birer saatlik iki bölümlük belgeselinde Bayan Hong, “Facebook’a, bu çalışmadaki katkısı için 85 milyon dolar ödedik” diyor. Dijital kampanya “nokta atış” stratejisine göre planlanmış. Facebook hesaplarında şunu bunu onu beğenenlerin, “aslında” nasıl birer kişilik olduklarına varıncaya kadar ileri düzeyde veri analizi yapılmış. Buna göre de, bir seçim bölgesinin bir segmenti için hazırlanan dijital içerik (reklam, bağış ricası, Trump’tan mesaj, vb), aynı bölgenin başka bir segmentine farklı hazırlanmış: İki segment arasındaki farklar dikkate alındığı için. Böylece, aynı reklam yüzlerce farklı şekle sokulmuş: Birbirini andıran, ama benzemeyen&#8230; Bayan Hong, 30-40 bin farklı reklamdan söz ediyor. Veri temelli kampanya Belgeselde en dikkat çeken ayrıntı şu: 2009 yılında Obama henüz başkanlığa ısınırken Trump, başkanlığı kafasına koymuş zaten. 7 Mayıs 2009’da attığı tweet şöyle: “Eğer başkanlığa aday olursam, bütün seçim bölgelerinde yarışacağım. Ve siz o zaman benim, neden Amerikayı Yeniden Büyük Yapacak o tek kişi olacağımı göreceksiniz.” CA şirketi, 2015’te başkan aday adaylığına kalkışan Ted Cruz’un kampanyasında rol aldı. Ama Cruz, devam edemedi. Yerini Trump’a bırakmak zorunda kaldı. CA de Cruz için topladığı verileri Trump’ın hizmetine sundu. CA için Trump’ın ne kadar ödeme yaptığı meçhul. Zeynep Tüfekçi eleştiriyor Trump’ın dijital kampanyasının, medyanın dikkatini çekmeyecek bir taşra kentinde, kimliksiz bir binadan yürütülmesi boşuna değil. ABD’de tanınmış siyasi anket uzmanı Frank Luntz’un, 2016’da kampanya sırasındaki değerlendirmesi ibretlik: “ABD’de artık, seçimler hakkında CA dışında uzman kalmamıştır. Onlar, Trump’ın dijital ekibi, ve ona seçimi nasıl kazandıracaklarını biliyorlar.” 2016 seçim kampanyasında yalan, uydurma, asparagas “haberlerin” (!) çığ gibi artması, sapla samanın birbirine karışması, bunun yarattığı belirsizlik de yine Facebook’a fatura edildi. ABD’de çalışan yüzakımız sosyal bilimci Zeynep Tüfekçi, New York Times’ın daveti üzerine yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11.16). Zuckerberg, zoraki de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi. Ama bu konu, kapanamayacak kadar açılıp saçılmış durumda. Gerisi de gelecek. Edip Emil Öymen *Bu yazı 25.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebook-imzali-yeni-demokrasi">Facebook imzalı yeni demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trump’ın seçim kampanyasının dijital kısmını yöneten Theresa Hong, BBC muhabirine, “Facebook olmasaydı, seçimi kazanamazdık” diyor. Bayan Hong’un konuştuğu yer, Texas eyaletinin San Antonio kentinde, sıradan bir iş merkezinde bomboş bir oda. Yerde sadece mavi döşeme var. Pencerelerden dışarı görülüyor. Oda boş, çünkü taşınıp gitmişler. Burası, Trump seçilene kadar, 220 milyon Amerikalının Facebook hesaplarını inceleyen Cambridge Analytica (CA) veri analiz şirketi elemanlarının çalıştığı yer. Trump seçilmiş, onların işi bitmiş. Bayan Hong, bu boş odayı ilk kez BBC’e gösteriyor. BBC de dünyaya.</p>
<p><strong>Seçim = veri analizi </strong></p>
<p>Trump’ın seçilmesini İkinci Seçmen Kurulu’nda kazandığı oylar sağlamıştı. ABD’de bizdeki gibi nispi temsil sistemi olsaydı, Trump’tan 3 milyon kadar fazla oy alan Clinton seçilirdi. Ama orada sistem farklı. Trump, başarısını kendisine olduğu kadar, “ihtiyaç duyduğu” İkinci Seçmen oylarını kazandıran bir stratejiye de borçlu. Bu stratejinin nasıl kurulduğu, geçen Mart ayında Batı gazetelerinde ilk kez açıklanmıştı: Cambridge Analytica (CA) adlı bir veri analiz şirketi Trump için Facebook üzerinden çalışmıştı. CA, sözünü sakınmadan, web sitesine şunu yazmıştı: “220 milyon Amerikalı için 100 değişken üzerinden 5 bin veri noktası topluyoruz. Bu bilgiyi, hedef kitlenin davranış eğilimleri açısından inceliyoruz. Davranışlarını tahmin etmeye çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Analizde inovasyon</strong></p>
<p>Veri analiz yöntemleri, Obama’nın 2007-08 kampanyasından 2016’ya, daha da ileriye yürüdü. Obama seçmene, o tarihte henüz yeni sayılan Facebook ve Twitter’dan ulaşırken, Trump ise, Facebook hesaplarından kişilik profili hesaplayan, daha da yenilikçi analiz yöntemleri kullanan CA ile “adeta” tek tek her seçmene, kişisel düzeyde ulaştı.</p>
<p>BBC’nin birer saatlik iki bölümlük belgeselinde Bayan Hong, “Facebook’a, bu çalışmadaki katkısı için 85 milyon dolar ödedik” diyor. Dijital kampanya “nokta atış” stratejisine göre planlanmış. Facebook hesaplarında şunu bunu onu beğenenlerin, “aslında” nasıl birer kişilik olduklarına varıncaya kadar ileri düzeyde veri analizi yapılmış. Buna göre de, bir seçim bölgesinin bir segmenti için hazırlanan dijital içerik (reklam, bağış ricası, Trump’tan mesaj, vb), aynı bölgenin başka bir segmentine farklı hazırlanmış: İki segment arasındaki farklar dikkate alındığı için. Böylece, aynı reklam yüzlerce farklı şekle sokulmuş: Birbirini andıran, ama benzemeyen&#8230; Bayan Hong, 30-40 bin farklı reklamdan söz ediyor.</p>
<p><strong>Veri temelli kampanya</strong></p>
<p>Belgeselde en dikkat çeken ayrıntı şu: 2009 yılında Obama henüz başkanlığa ısınırken Trump, başkanlığı kafasına koymuş zaten. 7 Mayıs 2009’da attığı tweet şöyle: “Eğer başkanlığa aday olursam, bütün seçim bölgelerinde yarışacağım. Ve siz o zaman benim, neden Amerikayı Yeniden Büyük Yapacak o tek kişi olacağımı göreceksiniz.” CA şirketi, 2015’te başkan aday adaylığına kalkışan Ted Cruz’un kampanyasında rol aldı. Ama Cruz, devam edemedi. Yerini Trump’a bırakmak zorunda kaldı. CA de Cruz için topladığı verileri Trump’ın hizmetine sundu. CA için Trump’ın ne kadar ödeme yaptığı meçhul.</p>
<p><strong>Zeynep Tüfekçi eleştiriyor</strong></p>
<p>Trump’ın dijital kampanyasının, medyanın dikkatini çekmeyecek bir taşra kentinde, kimliksiz bir binadan yürütülmesi boşuna değil. ABD’de tanınmış siyasi anket uzmanı Frank Luntz’un, 2016’da kampanya sırasındaki değerlendirmesi ibretlik: “ABD’de artık, seçimler hakkında CA dışında uzman kalmamıştır. Onlar, Trump’ın dijital ekibi, ve ona seçimi nasıl kazandıracaklarını biliyorlar.”</p>
<p>2016 seçim kampanyasında yalan, uydurma, asparagas “haberlerin” (!) çığ gibi artması, sapla samanın birbirine karışması, bunun yarattığı belirsizlik de yine Facebook’a fatura edildi. ABD’de çalışan yüzakımız sosyal bilimci Zeynep Tüfekçi, New York Times’ın daveti üzerine yazdığı makalede, Facebook’u, “yalan dolanı” ekranlara taşımakla suçladı (15.11.16). Zuckerberg, zoraki de olsa “Öyle değil, şöyle oldu” diye geveledi. Ama bu konu, kapanamayacak kadar açılıp saçılmış durumda. Gerisi de gelecek.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı 25.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/facebook-imzali-yeni-demokrasi">Facebook imzalı yeni demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7559</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jun 2017 12:04:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[habercilik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[silikon vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[the atlantic]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya’da sosyal medya, yalan haberi siteden 24 saatte silmezse 50 milyon Euro’ya kadar (milyon!) para cezası gelecek. Hükümetin kararı bu. Adalet Bakanı Heiko Maas: “Sokakta suç işlenmesine nasıl izin veremezsek, sosyal medyada da veremeyiz.” Yasa önerisinin adı 27 harften oluştuğu için kısaca NetzDG olarak biliniyor. Henüz Parlamento’da oylanmadı. Almanya’da sivil toplum örgütleri, öneriyi eleştirdiler. Bilişim şirketlerinin örgütü Bitkom, “Sosyal medyadaki içeriği sosyal medya şirketi değil, hükümet denetlemeli” dedi. Facebook benzer bir itirazla, “İçeriğe güvenmeyen sosyal medya şirketleri, yalan olup olmadığına bakmadan, her türlü içeriği silip atabilir. Oysa internette nefret söylemiyle, yalan haberle böyle mücadele edilemez” dedi. AB hukukuna aykırı? Zaten yasa önerisi her halde AB Hukuku’na da aykırı bulunacak. AB’de Dijital Tek Pazar’dan sorumlu “bakan” (Estonya’nın 2005 &#8211; 2014 başbakanı) Andrus Ansip, “Yalan haber kötü elbet, ama Gerçek Bakanlığı daha berbat” dedi. George Orwell’in “1984” romanındaki Gerçek Bakanlığı, “gerçeği” her günkü duruma göre sürekli tanımlar, değiştirir. Halkın neyi nasıl hatırlayacağını saptar. Avrupa’da bu tartışmalar sürerken, okyanusun öte yakasında üç büyük gazete, Trump’ın düşünce ve ifade özgürlüğüne 7/24 saldırılarına göğüs germeye çalışıyor. Demokrasi ve karanlık Geçtiğimiz aylarda Trump’ın, ciddi medyayla sürekli gerginlik yaratmasına karşı Washington Post (WaPo) ve New York Times (NYT) bu durumu anlamlı bir şekilde protesto ettiler. WaPo, gazete logosunun altına, “Demokrasi karanlıkta ölür” diye yazdı. NYT ise, “Gerçek, zordur” diye yazdı. NYT’nin sloganının Türkçe’de fazla bir anlamı yoksa da, gazete demek istiyor ki: Gerçekleri bulmak, yayınlamak, zordur. Kolay olan, yalan söylemek, aldatmak, uydurmaktır. Gerçek, zordur WaPo’nun harika sloganını meğerse “sahibi” Jeff Bezos, geçen yıl Nisan’da bir mülakat sırasında, öylesine, üzerine vurgu falan yapmadan, doğal bir şekilde söyleyivermiş. 7 Nisan 2016’da, daha Trump henüz resmen aday değilken, ama başkanlığa talipken Bezos şöyle konuşmuş: “Ben, demokrasinin karanlıkta öldüğüne hep inandım. Bazı kurumların, aydınlığın sürmesini sağlamak adına önemli rolleri var. Bence WaPo, bu iş için önemli bir konumda, başkentin ortasında yer alıyor.” Gazetenin yazı işleri kadrosu, Trump’ın başta WaPo olmak üzere ciddi ve saygın medyaya sürekli saldırmasına karşı, Bezos’un bu sözünü hatırlayıp, gazetenin adeta sloganı haline getirmeye karar vermiş. Habercilik kolay mı? Yalan-dolan, gerçek-sahte iddiaları, gündelik yaşamın kâbus gibi bir parçası oldu. Trump’ın, kendi hoşuna gitmeyen, sadece “öyle istediği için” suçladığı haberlere hemen “sahte” demesi ve bunu sürdürmesi, ciddi ve saygın medya kurumlarında sorun yaratıyor. Wall Street Journal (WSJ) bu konuda yenilikçi bir tutum takındı: Gerçek araştırmacı gazetecilik örneklerini animasyon haline getirdi. Ve yayınladı. “Haber, gerçekleri ortaya çıkartmak içindir. Gerçek haber ise büyük çaba, cesaret, dirayet, tutarlılık gerektirir.” Habercilik kolay değil WSJ, Silikon Vadisi’nde önemli bir sağlık teknolojisi şirketi Theranos’la ilgili bir skandalı ortaya çıkartan muhabiri John Carreyrou’nun, konuyu nasıl araştırdığını 1:47 dakikalık bir animasyona sığdırdı. Şirketin gizlilik sözleşmeleri yüzünden eski çalışanlar açıklama yapamazken, zaman içinde doktorlar, hastalar birer ikişer bilgi aktarmaya başlamış. Şirket, WSJ aleyhinde dava açmakla tehdit ettiği halde, buldukları kanıtlara güvenen editörler, Theranos’un “göründüğü gibi olmadığını” yayınlamış. Arkasından, bakanlıklar ve savcılık da devreye girmiş. Ve, The Atlantic Bu yıl 160’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan liberal haftalık siyasi fikir dergisi Atlantic, Trump’ın “olaylarını” veri gazeteciliğiyle inceliyor. Bazılarını video olarak sitesinde sunuyor. 17 Mart’ta yayınladığı 4 dakikalık videoda Trump’ın çıkar çatışmaları bağlamında İstanbul’daki Trump Towers binasına da atıf vardı. Atlantic’in Ocak’ta sitesini 37.2 milyon tekil ziyaretçi tıklamıştı. Edip Emil Öymen *Bu yazı 09.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan">Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’da sosyal medya, yalan haberi siteden 24 saatte silmezse 50 milyon Euro’ya kadar (milyon!) para cezası gelecek. Hükümetin kararı bu. Adalet Bakanı Heiko Maas: “Sokakta suç işlenmesine nasıl izin veremezsek, sosyal medyada da veremeyiz.” Yasa önerisinin adı 27 harften oluştuğu için kısaca NetzDG olarak biliniyor. Henüz Parlamento’da oylanmadı.</p>
<p>Almanya’da sivil toplum örgütleri, öneriyi eleştirdiler. Bilişim şirketlerinin örgütü Bitkom, “Sosyal medyadaki içeriği sosyal medya şirketi değil, hükümet denetlemeli” dedi. Facebook benzer bir itirazla, “İçeriğe güvenmeyen sosyal medya şirketleri, yalan olup olmadığına bakmadan, her türlü içeriği silip atabilir. Oysa internette nefret söylemiyle, yalan haberle böyle mücadele edilemez” dedi.</p>
<p><strong>AB hukukuna aykırı?</strong></p>
<p>Zaten yasa önerisi her halde AB Hukuku’na da aykırı bulunacak. AB’de Dijital Tek Pazar’dan sorumlu “bakan” (Estonya’nın 2005 &#8211; 2014 başbakanı) Andrus Ansip, “Yalan haber kötü elbet, ama Gerçek Bakanlığı daha berbat” dedi. George Orwell’in “1984” romanındaki Gerçek Bakanlığı, “gerçeği” her günkü duruma göre sürekli tanımlar, değiştirir. Halkın neyi nasıl hatırlayacağını saptar.</p>
<p>Avrupa’da bu tartışmalar sürerken, okyanusun öte yakasında üç büyük gazete, Trump’ın düşünce ve ifade özgürlüğüne 7/24 saldırılarına göğüs germeye çalışıyor.</p>
<p><strong>Demokrasi ve karanlık</strong></p>
<p>Geçtiğimiz aylarda Trump’ın, ciddi medyayla sürekli gerginlik yaratmasına karşı Washington Post (WaPo) ve New York Times (NYT) bu durumu anlamlı bir şekilde protesto ettiler. WaPo, gazete logosunun altına, “Demokrasi karanlıkta ölür” diye yazdı. NYT ise, “Gerçek, zordur” diye yazdı. NYT’nin sloganının Türkçe’de fazla bir anlamı yoksa da, gazete demek istiyor ki: Gerçekleri bulmak, yayınlamak, zordur. Kolay olan, yalan söylemek, aldatmak, uydurmaktır.</p>
<p><strong>Gerçek, zordur</strong></p>
<p>WaPo’nun harika sloganını meğerse “sahibi” Jeff Bezos, geçen yıl Nisan’da bir mülakat sırasında, öylesine, üzerine vurgu falan yapmadan, doğal bir şekilde söyleyivermiş. 7 Nisan 2016’da, daha Trump henüz resmen aday değilken, ama başkanlığa talipken Bezos şöyle konuşmuş: “Ben, demokrasinin karanlıkta öldüğüne hep inandım. Bazı kurumların, aydınlığın sürmesini sağlamak adına önemli rolleri var. Bence WaPo, bu iş için önemli bir konumda, başkentin ortasında yer alıyor.”</p>
<p>Gazetenin yazı işleri kadrosu, Trump’ın başta WaPo olmak üzere ciddi ve saygın medyaya sürekli saldırmasına karşı, Bezos’un bu sözünü hatırlayıp, gazetenin adeta sloganı haline getirmeye karar vermiş.</p>
<p><strong>Habercilik kolay mı?</strong></p>
<p>Yalan-dolan, gerçek-sahte iddiaları, gündelik yaşamın kâbus gibi bir parçası oldu. Trump’ın, kendi hoşuna gitmeyen, sadece “öyle istediği için” suçladığı haberlere hemen “sahte” demesi ve bunu sürdürmesi, ciddi ve saygın medya kurumlarında sorun yaratıyor. Wall Street Journal (WSJ) bu konuda yenilikçi bir tutum takındı: Gerçek araştırmacı gazetecilik örneklerini animasyon haline getirdi. Ve yayınladı. “Haber, gerçekleri ortaya çıkartmak içindir. Gerçek haber ise büyük çaba, cesaret, dirayet, tutarlılık gerektirir.”</p>
<p><strong>Habercilik kolay değil</strong></p>
<p>WSJ, Silikon Vadisi’nde önemli bir sağlık teknolojisi şirketi Theranos’la ilgili bir skandalı ortaya çıkartan muhabiri John Carreyrou’nun, konuyu nasıl araştırdığını 1:47 dakikalık bir animasyona sığdırdı. Şirketin gizlilik sözleşmeleri yüzünden eski çalışanlar açıklama yapamazken, zaman içinde doktorlar, hastalar birer ikişer bilgi aktarmaya başlamış. Şirket, WSJ aleyhinde dava açmakla tehdit ettiği halde, buldukları kanıtlara güvenen editörler, Theranos’un “göründüğü gibi olmadığını” yayınlamış. Arkasından, bakanlıklar ve savcılık da devreye girmiş.</p>
<p><strong>Ve, The Atlantic</strong></p>
<p>Bu yıl 160’ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan liberal haftalık siyasi fikir dergisi Atlantic, Trump’ın “olaylarını” veri gazeteciliğiyle inceliyor. Bazılarını video olarak sitesinde sunuyor. 17 Mart’ta yayınladığı 4 dakikalık videoda Trump’ın çıkar çatışmaları bağlamında İstanbul’daki Trump Towers binasına da atıf vardı. Atlantic’in Ocak’ta sitesini 37.2 milyon tekil ziyaretçi tıklamıştı.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 09.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/yalanin-gercegi-gercekten-yalan">Yalanın gerçeği: Gerçekten yalan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6800</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçekle sahte, sapla saman</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 12:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[angela merkel]]></category>
		<category><![CDATA[ciddiyet]]></category>
		<category><![CDATA[editoryal ilke]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[küresel cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[sahtekar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[uyduruk]]></category>
		<category><![CDATA[wikileaks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trump stilinde “alternatif gerçekler” üzerinde uzmanlaşan Breitbart News, Almanca sitesini açmaya hazırlanıyor. Almanya’da Eylül’de seçim var. Hollanda Başbakanı, “Bizim seçim çeyrek final, Fransa seçimi yarı final, Almanya seçimi final maçı olacak” dedi geçen hafta. Daha Almancası yokken bile, İngilizce Breitbart Almanya’yı karıştırmaya yetti de arttı: “Dortmund’da bin kişi yılbaşı gecesi tekbir getirerek şehrin en eski kilisesine saldırmış ve yangın çıkartmış.” Külliyen yalan. Breitbart kurucusu Steve Bannon, şimdi Trump’ın baş stratejisti: Bu tencere ve kapak durumu bir yorum değil, ABD iç siyasetinde gündelik bir sorun. Demokrat Parti başkan adaylığı için ortanın solu söylem tutturan (ama yarışı Clinton’a kaptıran) Senatör Bernie Sanders, “Bir gün gerçek bir trajedi olacak ve Başkan Trump’ın açıklamasına kimse inanmayacak. Yine yalan söylüyor diyecekler,” bile dedi. Zeynep Tüfekçi uyarıyor Sorun, sadece kasıtlı, bilerek yalan söylemek de değil. WikiLeaks’in son CIA sızıntılarını, ciddi medyanın haber yapış biçiminin bile “hatalı olduğu” anlaşıldı. ABD’deki yüzakı bilimcilerimizden teknoloji sosyolojisi hocası Zeynep Tüfekçi, 9 Mart’ta New York Times’daki makalesinde bu hatayı anlattı. Medyanın, WikiLeaks’ten gelen her bilginin üzerine balıklama atladığından yakındı. Böyle bir ortamda, Almanya’da genel seçime doğru adım adım gidilirken, hangi haberin yalan hangisinin doğru olduğunu anlamak için özel girişimle kurulan Correctiv adlı bir “haber merkezi” Essen ve Berlin’de 20 kişilik ekip ve 500 gönüllüyle çalışıyor. Şimdi ise Facebook’un “soru işareti” koyduğu haberleri inceleyecek. Sonra da sonucu Facebook’ta yayınlayacak. Gerçek haber cephesi Fransa’da 23 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turuna doğru, aynı konuda medya sınavdan geçiyor. Yalanlar: Adaylardan birinin (Macron) sponsoru Suudi Arabistanmış (“Sahte” Le Soir). Hükümet, mültecilere 100 milyon euro’ya otel alıyormuş. Madam Le Pen, bir çocuk masalındaki kız, “türbanlı” diye şikayet tweeti atmış. Hükümet, Hristiyan dini tatil günleri yerine Müslüman ve Musevi günlerini tatil ilan edecekmiş. Bu saçmalıklarla başa çıkmak amacıyla, Fransa’da Google News Lab ve 8 iletişim kurumu, First Draft News haber denetim merkezini kurdular. Özellikle yalan haber incelemesi için CrossCheck adlı alt-birimi oluşturdular. Fransız Haber Ajansı AFP, Liberation, Le Monde başta, bir düzine medya kurumu bu ortak bilgi-beceri havuzunda toplandı. Şimdi de dünyaya açılıyorlar: Selanik’ten Güney Afrika’ya, Boston’dan Sydney’e 30 iletişim okulu yalana karşı ortak cephe oluşturuyor. Çamur at, izi kalsın Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ve Rusya kaynaklı sahte haberlerle mücadele için 2015’te East Strategic Communication Task Force adlı bir birim oluşturdu. Şimdi buraya daha fazla eleman alacaklarmış. Ama sorun, sadece Rusya da değil. Almanya’nın “içinden” sahte haber üretenler var. Örneğin, RIA Novosti (Rus haber ajansı), Angela Merkel’in “politikaları yüzünden, Almanya’dan her yıl 700 bin kişinin göç ettiğini” duyurdu. Külliyen yalan! Almanya’dan göç yılda 150 bin, ama neden göç ettiklerine dair bir kayıt yok. Ve: RIA Novosti, evet, gerçek bir haber ajansı, ama bu ismi, Almanya’nın İslam karşıtı Pegida örgütünün lideri Lutz Bachmann “öylesine” kullanmış. Marka ihlali, marka sahteciliği yapmış. Rusya’nın da umurundaydı sanki! Evvel zaman içinde Tarihten bir yaprak: Hindistan Başbakanı İndira Gandi, 1984’te suikastle öldürüldü. Oğlu Raciv’in şu sözü gerçektir: “Annemin öldüğüne, BBC yayınladıktan sonra inandım.” Ciddi editoryal ilkeleri olan ciddi medya kurumlarının, internet öncesi dönemde gerçek ve yalan haberi birbirinden ayırdedecek kuralları vardı. Aradan geçen 30 yılda, bu kurallara sahip olanlar azınlıkta, uydurmacı sahtekarlar çoğunlukta. Buna bir de küresel cehaleti, ırkçılığı, “sadece duymak istediğini duyma arzusunu” da ekleyince, içinde bulunduğumuz durum ortaya çıkıyor. Sosyal medya, bir iletişim inovasyonuydu, ama inovasyon kötüye de kullanılabilir. Edip Emil Öymen *Bu yazı 24.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman">Gerçekle sahte, sapla saman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trump stilinde “alternatif gerçekler” üzerinde uzmanlaşan Breitbart News, Almanca sitesini açmaya hazırlanıyor. Almanya’da Eylül’de seçim var. Hollanda Başbakanı, “Bizim seçim çeyrek final, Fransa seçimi yarı final, Almanya seçimi final maçı olacak” dedi geçen hafta.</p>
<p>Daha Almancası yokken bile, İngilizce Breitbart Almanya’yı karıştırmaya yetti de arttı: “Dortmund’da bin kişi yılbaşı gecesi tekbir getirerek şehrin en eski kilisesine saldırmış ve yangın çıkartmış.” Külliyen yalan.</p>
<p>Breitbart kurucusu Steve Bannon, şimdi Trump’ın baş stratejisti: Bu tencere ve kapak durumu bir yorum değil, ABD iç siyasetinde gündelik bir sorun. Demokrat Parti başkan adaylığı için ortanın solu söylem tutturan (ama yarışı Clinton’a kaptıran) Senatör Bernie Sanders, “Bir gün gerçek bir trajedi olacak ve Başkan Trump’ın açıklamasına kimse inanmayacak. Yine yalan söylüyor diyecekler,” bile dedi.</p>
<p><strong>Zeynep Tüfekçi uyarıyor</strong></p>
<p>Sorun, sadece kasıtlı, bilerek yalan söylemek de değil. WikiLeaks’in son CIA sızıntılarını, ciddi medyanın haber yapış biçiminin bile “hatalı olduğu” anlaşıldı. ABD’deki yüzakı bilimcilerimizden teknoloji sosyolojisi hocası Zeynep Tüfekçi, 9 Mart’ta New York Times’daki makalesinde bu hatayı anlattı. Medyanın, WikiLeaks’ten gelen her bilginin üzerine balıklama atladığından yakındı.</p>
<p>Böyle bir ortamda, Almanya’da genel seçime doğru adım adım gidilirken, hangi haberin yalan hangisinin doğru olduğunu anlamak için özel girişimle kurulan Correctiv adlı bir “haber merkezi” Essen ve Berlin’de 20 kişilik ekip ve 500 gönüllüyle çalışıyor. Şimdi ise Facebook’un “soru işareti” koyduğu haberleri inceleyecek. Sonra da sonucu Facebook’ta yayınlayacak.</p>
<p><strong>Gerçek haber cephesi</strong></p>
<p>Fransa’da 23 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimi birinci turuna doğru, aynı konuda medya sınavdan geçiyor. Yalanlar: Adaylardan birinin (Macron) sponsoru Suudi Arabistanmış (“Sahte” Le Soir). Hükümet, mültecilere 100 milyon euro’ya otel alıyormuş. Madam Le Pen, bir çocuk masalındaki kız, “türbanlı” diye şikayet tweeti atmış. Hükümet, Hristiyan dini tatil günleri yerine Müslüman ve Musevi günlerini tatil ilan edecekmiş.</p>
<p>Bu saçmalıklarla başa çıkmak amacıyla, Fransa’da Google News Lab ve 8 iletişim kurumu, First Draft News haber denetim merkezini kurdular. Özellikle yalan haber incelemesi için CrossCheck adlı alt-birimi oluşturdular. Fransız Haber Ajansı AFP, Liberation, Le Monde başta, bir düzine medya kurumu bu ortak bilgi-beceri havuzunda toplandı. Şimdi de dünyaya açılıyorlar: Selanik’ten Güney Afrika’ya, Boston’dan Sydney’e 30 iletişim okulu yalana karşı ortak cephe oluşturuyor.</p>
<p><strong>Çamur at, izi kalsın</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, Doğu Avrupa ve Rusya kaynaklı sahte haberlerle mücadele için 2015’te East Strategic Communication Task Force adlı bir birim oluşturdu. Şimdi buraya daha fazla eleman alacaklarmış. Ama sorun, sadece Rusya da değil. Almanya’nın “içinden” sahte haber üretenler var. Örneğin, RIA Novosti (Rus haber ajansı), Angela Merkel’in “politikaları yüzünden, Almanya’dan her yıl 700 bin kişinin göç ettiğini” duyurdu. Külliyen yalan! Almanya’dan göç yılda 150 bin, ama neden göç ettiklerine dair bir kayıt yok. Ve: RIA Novosti, evet, gerçek bir haber ajansı, ama bu ismi, Almanya’nın İslam karşıtı Pegida örgütünün lideri Lutz Bachmann “öylesine” kullanmış. Marka ihlali, marka sahteciliği yapmış. Rusya’nın da umurundaydı sanki!</p>
<p><strong>Evvel zaman içinde</strong></p>
<p>Tarihten bir yaprak: Hindistan Başbakanı İndira Gandi, 1984’te suikastle öldürüldü. Oğlu Raciv’in şu sözü gerçektir: “Annemin öldüğüne, BBC yayınladıktan sonra inandım.” Ciddi editoryal ilkeleri olan ciddi medya kurumlarının, internet öncesi dönemde gerçek ve yalan haberi birbirinden ayırdedecek kuralları vardı. Aradan geçen 30 yılda, bu kurallara sahip olanlar azınlıkta, uydurmacı sahtekarlar çoğunlukta. Buna bir de küresel cehaleti, ırkçılığı, “sadece duymak istediğini duyma arzusunu” da ekleyince, içinde bulunduğumuz durum ortaya çıkıyor. Sosyal medya, bir iletişim inovasyonuydu, ama inovasyon kötüye de kullanılabilir.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 24.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/gercekle-sahte-sapla-saman">Gerçekle sahte, sapla saman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5913</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kutuplara güle güle mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kutuplara-gule-gule-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 05:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[als hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[antarktika]]></category>
		<category><![CDATA[arı]]></category>
		<category><![CDATA[arılar]]></category>
		<category><![CDATA[buz dağı]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[erime]]></category>
		<category><![CDATA[francis crick]]></category>
		<category><![CDATA[güney kutbu]]></category>
		<category><![CDATA[hande özdinler]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kutup bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplar]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kutbu]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[yarılma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5551</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kendi kozamızdan başımızı dışarıya çıkarmıyor musunuz? Ev, iş, aile ve ülkenin durumuna kafamızı takmış ve gözlerimiz başka şeyleri görmüyor mu? Bunların bir sürüsü geçici, kalıcı olanı gündeminize getiriyoruz: Kutup bölgelerine Dünya güle güle diyor! Bu hepimizi etkileyecek bir gelişme şüphesiz! Durum karşısında ne yapalım diyecekler, ama onlar bile kayıtsız kalmamalı: Kutuplar kutup olmaktan çıktığında, yeni bir tatil fırsatı yakalayabilirler! Bu kez iki kutuptaki son gelişmeleri kapak yaptık: İlki Güney Kutuptaki gelişme: Muazzam büyüklükteki yeni bir buz dağımız olacak: uzunluğu 175 km! Anakara buzulundan kopmasına ve bağımsız buz dağı oluşmasına 20 km kaldı&#8230; Bu kopuşun sonucu: arkasında kalan buzullar da büyük ölçüde erimeye başlayacaklar. Sonuç, deniz düzeyinde yükselme. Yani yaşadığımız iklim değişikliğinin bir ürünü! İkinci ürünü ise Kuzey Kutbu’nda! Yaz aylarında 2030 yılına kadar deniz üzerinde hiçbir buzulun kalmayacağını öne süren araştırmalar! Bu duruma, bölgede yaşayan kutup canlılarının da sonu olacağına ilişkin felaket haberi eşlik ediyor. Hükümetlerarası görüşmelerde alınan iklim kararlarına hiç uyulmayacağının ortaya çıkması, felaketi yakınlaştırıyor. Trump zaten iklim değişikliğini tanımıyor! Amerikalı muhafazakârlar için her şey sadece para! Dünya battıkça paralarını ne yapacaklarını merak edelim! İki önemli gelişme Herkese Bilim Teknoloji dergimizde Hande Özdinler arkadaşımızın yeni bir çalışmasını duyuruyoruz: Bu, ALS hastalığının teşhis ve tedavisinde çok önemli bir basamak oluşturacak. Bilim dergileri haberi önemle duyurdular. Hande’ye de koş Hande koş diyoruz! Erdal Musoğlu, &#8220;Geleceğe Doğru&#8221;  köşesinde, Barselona kenti örneğinde, yarının akıllı ve yeşil şehirlerin başladığını duyuruyor. İlgiyle okuduk ve şiddetle öneriyoruz. Çünkü İstanbul’un ve ülkenin geleceğin neresinde durduğunu ve olacağını, en azından hepimizin düşünmesi gerekir! Çok gecikmiş de olsa bir metro ağının oluşturulması şüphesiz ki iyi bir şey, ama bu geçen yüzyılın kent politikasıydı. Şimdi ise kentlerde hemen hemen tüm hizmetlerin, insan dâhil, dijitalleştiği bir döneme adım atıldı. Bu yazıyı, geçen ay yayınladığımız kentlerde yeni trafik sistemleri yazısının bir devamı görebilirsiniz. Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç’in yazılarını anımsatmalıyız: Kuban, uygar bir toplumu kurmayı ve farklı boyutlardaki uygarlık gerçeğini dile getirirken, Güvenç bugünkü okullarımızın müfredat meselesini çağdaş eğitimin gereklilikleri gözünden ele alıyor. Değerli yazarımız Müfit Akyos’un iki sayı önce yayınlanması gereken yazısı, bizim kargaşalığımıza kurban gitti. Özür dileyerek, “Bir Zamanlar TÜBİTAK” yazısını önemle anımsatırız. Tanol Türkoğlu, insan biyolojisini ve canlılık olgusunu değiştirme özelliğine sahip atomik düzeyde yeni malzemeleri ve gelişmeleri gündeme getiriyor. Büyük bilimcilerin macerası Bilim ve Üniversite sayfamızda, bilime büyük katkılarda bulunan bilimcileri tanıtma macerası Francis Crick ile sürüyor: DNA’nın keşfinin heyecan dolu öyküsü! Kadir Özkan ve Türker Kılıç öykünün imzacıları. Arılar, ah o arılar! Müthiş bir deney yapıldı ve arılara futbol oynatıldı. Ayrıca seyreden arıların da, oyunu hemen kavradıkları ve sahaya girdiklerinde kurallara göre oynamaya başladıkları görüldü. Haberi dergimizde, ama oyunun video linki de portalda! Dikkatinize getirmek istediğimiz iki haberimiz daha var: Almanya’daki orta tabaka ve üstü Türkler konusu… düşünceleri ve konumları. Gözde Kara ve arkadaşlarının araştırmalarının ilk bölümü. HBT’yi beraber geliştirelim ve büyütelim. Geleceğimizi inşa ediyoruz ve her cumayı beyin besleme günü olarak ilan ediyoruz… Gelecek Cuma’ya kadar, sevgi ve dostlukla kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kutuplara-gule-gule-mi">Kutuplara güle güle mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi kozamızdan başımızı dışarıya çıkarmıyor musunuz? Ev, iş, aile ve ülkenin durumuna kafamızı takmış ve gözlerimiz başka şeyleri görmüyor mu? Bunların bir sürüsü geçici, kalıcı olanı gündeminize getiriyoruz: Kutup bölgelerine Dünya güle güle diyor! Bu hepimizi etkileyecek bir gelişme şüphesiz! Durum karşısında ne yapalım diyecekler, ama onlar bile kayıtsız kalmamalı: Kutuplar kutup olmaktan çıktığında, yeni bir tatil fırsatı yakalayabilirler!</p>
<p>Bu kez iki kutuptaki son gelişmeleri kapak yaptık: İlki Güney Kutuptaki gelişme: Muazzam büyüklükteki yeni bir buz dağımız olacak: uzunluğu 175 km! Anakara buzulundan kopmasına ve bağımsız buz dağı oluşmasına 20 km kaldı&#8230; Bu kopuşun sonucu: arkasında kalan buzullar da büyük ölçüde erimeye başlayacaklar. Sonuç, deniz düzeyinde yükselme.</p>
<p>Yani yaşadığımız iklim değişikliğinin bir ürünü!</p>
<p>İkinci ürünü ise Kuzey Kutbu’nda! Yaz aylarında 2030 yılına kadar deniz üzerinde hiçbir buzulun kalmayacağını öne süren araştırmalar! Bu duruma, bölgede yaşayan kutup canlılarının da sonu olacağına ilişkin felaket haberi eşlik ediyor.</p>
<p>Hükümetlerarası görüşmelerde alınan iklim kararlarına hiç uyulmayacağının ortaya çıkması, felaketi yakınlaştırıyor. <strong>Trump</strong> zaten iklim değişikliğini tanımıyor! Amerikalı muhafazakârlar için her şey sadece para! Dünya battıkça paralarını ne yapacaklarını merak edelim!</p>
<p><strong>İki önemli gelişme</strong></p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji dergimizde <strong>Hande Özdinler</strong> arkadaşımızın yeni bir çalışmasını duyuruyoruz: Bu, ALS hastalığının teşhis ve tedavisinde çok önemli bir basamak oluşturacak. Bilim dergileri haberi önemle duyurdular. Hande’ye de <strong><em>koş Hande koş</em></strong> diyoruz!</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu</strong>,<em> &#8220;Geleceğe Doğru&#8221;</em>  köşesinde, Barselona kenti örneğinde, yarının akıllı ve yeşil şehirlerin başladığını duyuruyor. İlgiyle okuduk ve şiddetle öneriyoruz. Çünkü İstanbul’un ve ülkenin geleceğin neresinde durduğunu ve olacağını, en azından hepimizin düşünmesi gerekir!</p>
<p>Çok gecikmiş de olsa bir metro ağının oluşturulması şüphesiz ki iyi bir şey, ama bu geçen yüzyılın kent politikasıydı. Şimdi ise kentlerde hemen hemen tüm hizmetlerin, insan dâhil, dijitalleştiği bir döneme adım atıldı. Bu yazıyı, geçen ay yayınladığımız kentlerde yeni trafik sistemleri yazısının bir devamı görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> ve <strong>Bozkurt Güvenç</strong>’in yazılarını anımsatmalıyız: Kuban, uygar bir toplumu kurmayı ve farklı boyutlardaki uygarlık gerçeğini dile getirirken, <strong>Güvenç</strong> bugünkü okullarımızın müfredat meselesini çağdaş eğitimin gereklilikleri gözünden ele alıyor. Değerli yazarımız <strong>Müfit Akyos</strong>’un iki sayı önce yayınlanması gereken yazısı, bizim kargaşalığımıza kurban gitti. Özür dileyerek, “Bir Zamanlar TÜBİTAK” yazısını önemle anımsatırız. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, insan biyolojisini ve canlılık olgusunu değiştirme özelliğine sahip atomik düzeyde yeni malzemeleri ve gelişmeleri gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>Büyük bilimcilerin macerası</strong></p>
<p>Bilim ve Üniversite sayfamızda, bilime büyük katkılarda bulunan bilimcileri tanıtma macerası <strong>Francis Crick</strong> ile sürüyor: DNA’nın keşfinin heyecan dolu öyküsü! Kadir Özkan ve Türker Kılıç öykünün imzacıları.</p>
<p><strong>Arılar, ah o arılar</strong>! Müthiş bir deney yapıldı ve arılara futbol oynatıldı. Ayrıca seyreden arıların da, oyunu hemen kavradıkları ve sahaya girdiklerinde kurallara göre oynamaya başladıkları görüldü. Haberi dergimizde, ama oyunun video linki de portalda!</p>
<p>Dikkatinize getirmek istediğimiz iki haberimiz daha var: Almanya’daki orta tabaka ve üstü Türkler konusu… düşünceleri ve konumları. <strong>Gözde Kara</strong> ve arkadaşlarının araştırmalarının ilk bölümü.</p>
<p>HBT’yi beraber geliştirelim ve büyütelim. Geleceğimizi inşa ediyoruz ve her cumayı beyin besleme günü olarak ilan ediyoruz…</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar, sevgi ve dostlukla kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kutuplara-gule-gule-mi">Kutuplara güle güle mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5551</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Trafik kaosunun cebimize maliyeti yılda 8 milyar lira mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/trafik-kaosunun-cebimize-maliyeti-yilda-8-milyar-lira-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2017 05:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[4. sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bütçe]]></category>
		<category><![CDATA[cerrah]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cushing]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[haydarpaşa garı]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan olmak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kaos]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kural ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[rant]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğan Kuban, İstanbul’un kaotik ve yaşanmaz bir kente dönüştüğünü ve Türkiye’yi çökerteceğini yazdı bir kaç kez. İstanbul’a kitlesel göçler ve her yıl katlanarak artan arabalar&#8230; Siyasi iktidarların hiçbirinin İstanbul’a göçü önleyecek bir ekonomik programı olmadığını biliyoruz. Anadolu’da ekonomisi güçlü çekim-cazibe merkezleri yaratmak, ancak ciddi planlamanın sonucu olabilir. Bu serbest piyasa kurallarıyla çözülecek bir sorun olamaz. Ama iktidarlar her zaman, kolay yoldan gittiler, İstanbul’u daha büyük bir rant alanına dönüştürecek projelere imza attılar. Ülkenin serveti bu kente yatırılıyor hâlâ. Dolayısıyla göçü, arabayı teşvik ediyor. İki ucu arasındaki mesafe 200 km’den fazla bir kent; bir canavar. İstanbul’daki kaos kaça mal oluyor bize? Çeşitli hesaplamalar var. Büyükşehir Ulaştırma danışmanı Mustafa Ilıcalı’nın 2014’te yaptığı bir açıklama var: yılda 6 milyar TL. Üniversitelerin yaptığı ölçümler de var: bir saatin 40 dakikası boşa geçiyor. Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Lojistik Uygulamaları ve Araştırmaları Merkezi’nin 2014 Aralık tarihli ciddi araştırması (Prof. Dr. Okan Tuna ve Yrd. Doç. Dr. Serkan Gürsoy): Avrupa –Asya koridorunu her gün kullanan 200 bin aracın aylık kaybı, 2 milyon 185 TL. Araç başı 11 TL’ye yakın kayıp ki 2,5 yıl içinde bu katlanmıştır. Mayıs 2015’te Bahçeşehir Üniversitesi Ulaştırma Mühendisleri de, araştırmalarında 6 milyar ekonomik kayba işaret ediyordu. Cepten uçan rakam İstanbul’da yılda 6.5 milyar TL. Şimdi ise 8 milyarı bulmuştur! Ulaşım ağlarına milyarlar yatırılacak, kent büyüyecek, araba sayısı katlanacak ve sorun tabii ki çözümlenmeyecek. Bu kez yeni yollar, köprüler, tünellere yine milyarlar yatırılacak. Araba, trafik, ulaşım, sahiplik: değişiyor hepsi Bu sayımızda size, bizde izi bile gözükmeyen, dünyada yakın gelecekte uygulamaya konacak araçlar ve trafik sistemlerini gündeme getiriyoruz. Dünyada büyük kentlere akıllı teknolojik sistem çözümleri geliştiriliyor. Ayrıca bugünkü klasik arabaların yerini alacak örneğin sürücüsüz arabalar ve yeni yol sistemleri deneniyor.  Erdal Musoğlu birbiriyle, altyapıyla trafikle konuşan akıllı araç sistemlerini yazdı. Peki ya sürücüsüz arabalarla dolu trafiği düşleyebilir misiniz?! Sürücü hataları, yanlışlıkları ve kural çiğnemelerinden arınmış bir trafik nasıl olur? Reyhan Oksay ayrıca artık araba satın alma döneminin biteceğini haber veriyor bize! Ortak kullanım araçlarına dönüşecek hepsi ve park bulma sorunu da ortadan kalkacak… Dördüncü Sanayi Devrimi, klasik taşıt, yol, sahiplenme&#8230; Tüm bilinenleri silecek. “En son tahminlere bakarsanız otomobil üreticileri 2020-2025 arasında tam otomatik, insan müdahalesine gerek bırakmayan modellerini piyasaya sürmeyi planlıyor.” Düşünce Özgürlüğü ve Hukuk Doğan Kuban bu başlık altında, çok uyarıcı bir yazı kaleme aldı. Tarihsel olarak yoğuruyor bugünü ve diyor ki “İslam dünyasını da 1970’lerden bu yana yakından tanımak olanağını bulan bir gözlemci olarak, İslamın şu anda geleceği en karanlık toplumlarından biri olduğuna inanıyorum.” Atabay ve Kılıç, Cushing’i anlattıkları ikinci yazılarında, “Cushing, temel olarak, insan beynine cerrahi olarak müdahale edilebileceğini kanıtladı ve bunun yolunu gösterdi” diyor. Karaesmen, Haydarpaşa Garı üzerine yazarken, Ali Akurgal “Genç beyinlerde, canını vermeyi hedef hâline getirmeyi değil, bilim-kurgu düzeyinde, o gün var olmayan olanakları, teknikleri hayal etmeyi sağlamalıyız” diyerek yaratıcılığın yolunu gösteriyor: “Yenilik, beyinlerin kalıplara uydurulmadığı, fikir özgürlüğü ortamında kurulan hayallerden ortaya çıkar.” Tabii 4. Sanayi Devrimi söz konusu iken, Sinan Alçın’ın konu ile ilgili bütünleştirici yazısını anımsatmalıyız. Bayram Ali Eşiyok Trump-Çin geriliminin dünyanın ekonomik ve siyasi geleceğiyle ilgisini kurarken, Bozkurt Güvenç haber verelim ki insan olmak konusuna esaslı el attı ve bu konuda ilk yazısını yazdı. Kaçırmayın! Kültür ve uygarlığı canlı-üstü varlık olarak tanımlıyor! Günseli Gümüşel &#8220;Cumhuriyet’in yeni kadını&#8221; üzerine yazdı! Daha pek çok yazı ve konu ile dolu bir HBT karşınızda. Her Cuma bir hafta sürecek beyin besleme günü başlıyor. Geleceği başka türlü inşa etmemiz mümkün değil… Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/trafik-kaosunun-cebimize-maliyeti-yilda-8-milyar-lira-mi">Trafik kaosunun cebimize maliyeti yılda 8 milyar lira mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğan Kuban</strong>, İstanbul’un kaotik ve yaşanmaz bir kente dönüştüğünü ve Türkiye’yi çökerteceğini yazdı bir kaç kez. İstanbul’a kitlesel göçler ve her yıl katlanarak artan arabalar&#8230; Siyasi iktidarların hiçbirinin İstanbul’a göçü önleyecek bir ekonomik programı olmadığını biliyoruz. Anadolu’da ekonomisi güçlü çekim-cazibe merkezleri yaratmak, ancak ciddi planlamanın sonucu olabilir.</p>
<p>Bu serbest piyasa kurallarıyla çözülecek bir sorun olamaz. Ama iktidarlar her zaman, kolay yoldan gittiler, İstanbul’u daha büyük bir rant alanına dönüştürecek projelere imza attılar. Ülkenin serveti bu kente yatırılıyor hâlâ. Dolayısıyla göçü, arabayı teşvik ediyor. İki ucu arasındaki mesafe 200 km’den fazla bir kent; bir canavar.</p>
<p>İstanbul’daki kaos kaça mal oluyor bize? Çeşitli hesaplamalar var. Büyükşehir Ulaştırma danışmanı Mustafa Ilıcalı’nın 2014’te yaptığı bir açıklama var: yılda 6 milyar TL.</p>
<p>Üniversitelerin yaptığı ölçümler de var: bir saatin 40 dakikası boşa geçiyor. Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Lojistik Uygulamaları ve Araştırmaları Merkezi’nin 2014 Aralık tarihli ciddi araştırması (Prof. Dr. Okan Tuna ve Yrd. Doç. Dr. Serkan Gürsoy): Avrupa –Asya koridorunu her gün kullanan 200 bin aracın aylık kaybı, 2 milyon 185 TL. Araç başı 11 TL’ye yakın kayıp ki 2,5 yıl içinde bu katlanmıştır. Mayıs 2015’te Bahçeşehir Üniversitesi Ulaştırma Mühendisleri de, araştırmalarında 6 milyar ekonomik kayba işaret ediyordu.</p>
<p>Cepten uçan rakam İstanbul’da yılda 6.5 milyar TL. Şimdi ise 8 milyarı bulmuştur! Ulaşım ağlarına milyarlar yatırılacak, kent büyüyecek, araba sayısı katlanacak ve sorun tabii ki çözümlenmeyecek. Bu kez yeni yollar, köprüler, tünellere yine milyarlar yatırılacak.</p>
<p><strong>Araba, trafik, ulaşım, sahiplik: değişiyor hepsi</strong></p>
<p>Bu sayımızda size, bizde izi bile gözükmeyen, dünyada yakın gelecekte uygulamaya konacak araçlar ve trafik sistemlerini gündeme getiriyoruz.</p>
<p>Dünyada büyük kentlere akıllı teknolojik sistem çözümleri geliştiriliyor. Ayrıca bugünkü klasik arabaların yerini alacak örneğin sürücüsüz arabalar ve yeni yol sistemleri deneniyor.  <strong>Erdal Musoğlu</strong> birbiriyle, altyapıyla trafikle konuşan akıllı araç sistemlerini yazdı. Peki ya sürücüsüz arabalarla dolu trafiği düşleyebilir misiniz?! Sürücü hataları, yanlışlıkları ve kural çiğnemelerinden arınmış bir trafik nasıl olur? <strong>Reyhan Oksay</strong> ayrıca artık araba satın alma döneminin biteceğini haber veriyor bize! Ortak kullanım araçlarına dönüşecek hepsi ve park bulma sorunu da ortadan kalkacak…</p>
<p>Dördüncü Sanayi Devrimi, klasik taşıt, yol, sahiplenme&#8230; Tüm bilinenleri silecek. “<em>En son tahminlere bakarsanız otomobil üreticileri 2020-2025 arasında tam otomatik, insan müdahalesine gerek bırakmayan modellerini piyasaya sürmeyi planlıyor</em>.”</p>
<p><strong>Düşünce Özgürlüğü ve Hukuk</strong></p>
<p>Doğan Kuban bu başlık altında, çok uyarıcı bir yazı kaleme aldı. Tarihsel olarak yoğuruyor bugünü ve diyor ki “<em>İslam dünyasını da 1970’lerden bu yana yakından tanımak olanağını bulan bir gözlemci olarak, İslamın şu anda geleceği en karanlık toplumlarından biri olduğuna inanıyorum</em>.”</p>
<p>Atabay ve Kılıç, Cushing’i anlattıkları ikinci yazılarında, “Cushing, temel olarak, insan beynine cerrahi olarak müdahale edilebileceğini kanıtladı ve bunun yolunu gösterdi” diyor.</p>
<p><strong>Karaesmen, </strong>Haydarpaşa Garı üzerine yazarken<strong>, Ali Akurgal </strong>“Genç beyinlerde, canını vermeyi hedef hâline getirmeyi değil, bilim-kurgu düzeyinde, o gün var olmayan olanakları, teknikleri hayal etmeyi sağlamalıyız” diyerek yaratıcılığın yolunu gösteriyor: “<strong>Yenilik, beyinlerin kalıplara uydurulmadığı, fikir özgürlüğü ortamında kurulan hayallerden ortaya çıkar</strong>.”</p>
<p>Tabii 4. Sanayi Devrimi söz konusu iken, <strong>Sinan Alçın</strong>’ın konu ile ilgili bütünleştirici yazısını anımsatmalıyız. <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong> Trump-Çin geriliminin dünyanın ekonomik ve siyasi geleceğiyle ilgisini kurarken, <strong>Bozkurt Güvenç</strong> haber verelim ki <strong><em>insan olmak</em></strong> konusuna esaslı el attı ve bu konuda ilk yazısını yazdı. Kaçırmayın! Kültür ve <strong>uygarlığı canlı-üstü varlık</strong> olarak tanımlıyor! <strong>Günseli Gümüşel</strong> &#8220;Cumhuriyet’in yeni kadını&#8221; üzerine yazdı!</p>
<p>Daha pek çok yazı ve konu ile dolu bir HBT karşınızda.</p>
<p>Her Cuma bir hafta sürecek beyin besleme günü başlıyor. Geleceği başka türlü inşa etmemiz mümkün değil…</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/trafik-kaosunun-cebimize-maliyeti-yilda-8-milyar-lira-mi">Trafik kaosunun cebimize maliyeti yılda 8 milyar lira mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5316</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
